
30
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Barok dönem müziğinin stil özellikleri ve Johann Sebastıan Bach'ın "BWV 1017 Do Minör Keman- Harpsichord" Sonatının incelenmesi ve günümüzde yorumlanması
Günümüzde Barok müziğin nasıl çalınması gerektiği ve Barok Dönem'in günümüz müzik tarzlarını etkileyip etkilemediği halen tartışılan bir konudur. Özellikle J.S.Bach'ın keman eserlerine bakıldığında, Romantik Dönem eser yorumuna oldukça yakın ve gereğinden fazla uygulanan vibrato tekniği ile eserde tam tersi bir müzikal ifadeyi ortaya çıkarmaktadır. Eserlerinin yorumlanması konusunda en fazla görüş ayrılığının yaşandığı büyük bir besteci olan Bach'ın, günümüzde yorumlanması bu açılardan oldukça önemlidir. Bir Barok eserini yorumlamadan önce, o eserin dönem özellikleri incelenerek yorumlama yapılmalıdır. Bu çalışma da nitel araştırma yöntemi kullanılmış olup, J.S.Bach'ın Do minör Keman –Harpsichord Sonatı ele alınarak, form ve müzikal açıdan incelenmiştir. Bu çalışmada, Bach'ın bu sonatı ile barok yapıdan uzaklaşarak Klasik Dönem bestecilerine öncü olduğu yenilikçi yapı ortaya konulmuş ve icracıların eser hakkında daha doğru yorumlama konusunda bilgi sahibi olması hedeflenmiştir.
Barok dönemde bestelenmiş olan seçilmiş solo keman eserlerinin incelenmesi
Barok dönemle beraber çalgı müziği çok büyük ilerlemeler göstermiş, solo çalgılar için bestelenen yapıtlar çoğalmaya başlamıştır. Bu çağdaki icracılar ve besteciler çok daha incelikli ve ayrıntılı müzikal süslemeler uygulamaya başlamış, notasyon şeklini değiştirmiş ve enstrümanları yeni teknikler ile çalmaya başlamışlardır. Barok dönemde bestelenmiş olan müzik eserleri, batı klasik müziği içerisinde çok önemli bir yerde olmakla birlikte dönemimizde de icra edilmekte ve dinlenmektedir. Bu eserlerden solo keman için bestelenmiş yapıtlar günümüzde de oldukça popülerdir. Bu sanat çalışmasında en bilinen solo keman eserlerinden olan J. S. Bach'ın iki numaralı Partitası'ndan Allemanda, Heinrich Ignaz Franz Biber'in Passacaglia'sı ve Georg Philipp Telemann'ın bir numaralı Fantasia'sı form, stil, armoni ve teknik açıdan incelenmiştir. Müzikte Barok dönem, çalgı müziği ve Barok dönemde kullanılan keman çalma teknikleri hakkında bilgilendirmelere ek olarak, bestecilerin yaşam öykülerine de kısaca değinilmiştir. Yapılan araştırmalar sonucunda elde edilen verilerin eserlerin icrasında yol gösterici olması öngörülmektedir.
Johann Matthıas Sperger si minör kontrabas sonatının form ve kontrabas icra teknikleri açısından incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, kontrabas repertuvarının zenginleşmesinde önemli bir yeri olan ve Johann Matthias Sperger'in kontrabas sonatları arasında en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen si minör kontrabas sonatının, form ve icra teknikleri açısından analiz edilmesidir. Yöntem olarak nitel araştırma tekniklerinden doküman analizi ve betimsel analiz kullanılmıştır. Çalışmanın kavramsal çerçevesini oluşturmak için, ilk olarak bestecinin yaşadığı dönem olan Klasik Dönem, müzikal özellikleri ve bu dönemde kontrabasta yaşanan gelişmeler açısından araştırılmış, ardından bestecinin hayatı, sanatı ve eserleri araştırılarak betimsel analiz yapılmıştır. Elde edilen bilgiler doğrultusunda eserin notası doküman olarak belirlenmiş ve üzerinde form analizi yapılmıştır. Form analizini destekler nitelikte cümlelerin tonal tasarımları ve kalışları da incelenmiştir. Ardından eser kontrabas icra teknikleri açısından incelenerek eseri icra etmek isteyenler için önerilerde bulunulmuştur. Sonuç olarak, bölümlerin sırasıyla sonat allegrosu, beş bölmeli lied ve üç bölmeli lied olduğu, Viyana akorduna göre bestelendiği fakat günümüz akort sistemine uyarlandığı, Klasik Dönem müzikal özelliklerini hem form hem de yapısal olarak taşıdığı, Sturm und Drang akımından etkilendiği ve kontrabas repertuvarının önemli eserlerinden birisi olduğu sonucuna varılmıştır.
Yaylı çalgıların evrimsel gelişimi ve günümüz çalgılarıyla Barok dönem müziklerinin yorumlanması
Yaylı Çalgılar üyesi viyolanın ataları orta çağa dayanır. Zaman içinde enstrümanın geçirdiği fiziksel değişimler, çalım tekniği ve müzikal anlayışı da geliştirmiştir. Barok dönem müziklerini modern enstrüman ile yorumlarken dikkat edilmesi gereken teknik ve müzikal temeller her ne kadar kesin bir gerçeklik kazanmamışsa da birçok müzisyen, besteci ve teori uzmanı tarafından onay ve kabul görmüş bir çerçeve oturtulmuştur. Yapılan araştırmada dilimizde bu teknikleri bütün halinde birleştiren yeterli kaynağın bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu çalışma, ülkemizdeki dönemine uygun Barok müziği icrası yapmak isteyen müzisyenler için temel tekniklere değinen bir kılavuz olma amacı taşımaktadır.
J. S. Bach'ın BMW 1003 numaralı Solo Keman Sonatı'na farklı stilistik yaklaşımlar üzerine karşılaştırmalı bir performans analizi
Konser programlarında "yeni" müziğin "eski" müziklere nazaran pek az yer aldığı günümüzde, bir konsept olarak eski müzik yorumculuğu git gide daha çok rağbet gören bir olguya dönüşmektedir. Ses kayıt teknolojileri öncesi, başka çağların ruhuna hitaben yazılıp çalınmış bu müziklerin birçoğunun nasıl yorumlanacağını salt yazılı notaya bakarak çıkarsamak her zaman mümkün görünmemektedir. Bir müziğin ilk yazıldığı ve çalındığı tarihle günümüz arasında geçen süre ne kadar uzunsa, o müziğin yorumlanma biçiminin de o kadar değişime uğradığını söylemek mümkündür. Aynı sebeplerle, ses kayıt teknolojilerinin de gelişmesiyle bestecinin istek ve niyetlerine sadık bir yorumculuk arayışıyla başlayan "eski müziği canlandırma" girişimlerinde dahi yorum anlayışının değişikliğe uğradığını gözlemlemek mümkün olmuştur. Bu bağlamda yapılan çalışmada, "eski müzik yorumculuğu" olarak ortaya çıkan stilistik yaklaşımın tarihsel, sosyo-kültürel ve teorik altyapısı sunulmuş, eski müzik yorumunun tarihsel süreçte geçirdiği değişimler ve günümüzdeki rolü, ses kayıtlarının sağladığı kantitatif veriler ışığında, yorumları ödül almış üç kemancı tarafından seslendirilen J. S. Bach'ın BWV 1003 La minör Solo Keman Sonatı'nın odağa alındığı bir analizle değerlendirilmiştir.
Yalçın Tura viyolonsel konçertosunun müzik formu ve icra teknikleri açısından incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, Yalçın Tura'nın viyolonsel konçertosunu müzik formu ve viyolonsel çalım teknikleri açısından inceleyerek eseri yorumlamak isteyen viyolonselciler, viyolonsel eğitimcileri ve araştırmacılar için eser ve bestecisi hakkında bilgi sunmaktır. Yapılan literatür taramasında Türk viyolonsel repertuvarında önemli bir yere sahip olan bu konçertonun daha önce akademik olarak incelenmediği görülmüştür. Yöntem olarak nitel araştırma tekniklerinden doküman analizi ve görüşme teknikleri kullanılmıştır. İlk olarak eserin bestecisi ve eseri daha önce yorumlayan iki viyolonselci ile görüşmeler yapılmış, elde edilen veriler betimsel olarak yorumlanmıştır. Ardından eserin piyano ve orkestra eşlikli notalarına ulaşılmış, doküman olarak bu notalar ele alınmıştır. Doküman inceleme kriterleri olarak ise eserin form özellikleri, modal özellikleri, stil özellikleri ve kullanılan viyolonsel çalım teknikleri belirlenmiştir. Bu kriterlere göre analizler yapılıp yorumlanmıştır. Ekte eserin piyano eşlik notası üzerinde form özellikleri gösterilmiştir.
Ege Gür'ün solo viyolonsel için Sultanite adlı eserinin incelenmesi
Cumhuriyetin ilanından sonra sanat alanında başlayan atılımlar ve akademik kurumların açılmaya başlanması ile, Türk Müziği çalışmaları ve Batı Müziği adaptasyonu üzerine eğitimler başlamıştır. Atılımların en başında, ülkedeki üstün yetenekli çocukların yurtdışına eğitime gönderilmesi ve edindikleri bilgiler ışığında Türkiye Cumhuriyeti'nin sanat kurumlarının ve sanatsal faaliyetlerinin gelişimini sağlamaları beklenmiştir. Türk Beşleri olarak da bilinen bestecilerden Necil Kazım AKSES, eğitimini hem viyolonsel, hem de kompozisyon alanında alarak Türk viyolonsel repertuarının gelişimine öncü olmuştur. Türk Müziği'ndeki monofonik yapı, Batı Müziği ile birbirine uyuşmadığından ve Batı Müziği'ndeki çok sesli yapı yüzünden armoni mekaniklerine ihtiyaç duyulması bu iki müzik stilini birbirinden ayırmaktadır. Viyolonsel de Türk Müziği eserlerinde diğer çalgılarla birlikte aynı ezgisel temaları çaldığından dolayı, eserlerin ritimsel yapılarına bir katkı sağlamamakta ve kültürel ritim çalgılarının eşliğine ihtiyaç duymaktadır. Bu çalışmada genel amaç, Türk Müziği'nin stil açısından Batı Müziği ile birlikte değerlendirip, viyolonselin Türk Batı Müziği repertuarındaki etkinliğinden yararlanarak genç bestecilerden Ege GÜR'ün bestelediği "Sultanite" isimli eser üzerinde inceleme yapılması ve bu incelemeler sonucunda eserin genel karakterinin ortaya çıkarılıp, seslendirecek kişilere rehber olması sağlanmasıdır. Anahtar Sözcükler: Viyolonsel, Ege Gür, "Sultanite", Çağdaş Türk Bestecileri, Türk Viyolonsel Eserleri
Antonio Vivaldi'nin yaşamı ve seçilmiş keman konçertolarının incelenmesi
Barok döneminin en önemli bestecilerinden biri olan Antonio Vivaldi'nin, keman icracılık sanatına büyük etkisi olmuştur. Barok, XVI. ve XVIII. Yüzyılları arasında Avrupa'da mimarlık, müzik, resim ve heykel sanatlarında yaygınlaşan bir stildir. Barok kelimesi Portekizce Barocco sözcüğünden gelmektedir ve düzensiz şekilli inci anlamındadır. Antonio Vivaldi'nin XVII. yüzyıl İtalyan müziği tarihinde keman, çello, obua, mandolin için solo konçerto formlarında ve programlı müzik türünün yaratıcısı olarak özel bir yeri vardır. A. Vivaldi'nin konçerto çalışmaları enstrümantal müzikte Barok tarzının en parlak örneklerindendir. Bu konçertolarda Vivaldi solistlik kavramını öne çıkarmıştır. Konçerto türü herhangi bir enstrümanda solist olarak çalan icracıya orkestranın eşlik etmesiyle oluşan bir müzik formudur. A.Vivaldi'nin müzik tarzı melodi açısından zengin ve neşelidir ayrıca virtüözlük gerektirir. Bunun ilk önemli örneklerinden biri de Op.3 No.6 La Minör Solo Keman ve Orkestra için olan konçertosudur. Bu konçerto genellikle her kemancı için Vivaldi'nin müzik sanatı ile tanışabileceği ilk eser olmaktadır. Aynı zamanda, kemancının teknik gelişimi, legato, marcato, martellato, IV-V pozisyonlarına ulaşma, yayın üzerinde hakimiyet ve ifade üzerinde çalışma konularında bu konçerto önemli bir yer almaktadır. A. Vivaldi'nin 1723 yılında solo keman ve orkestra için yazdığı "Le Quattro Stagione", "Dört Mevsim" dört keman konçertosundan oluşan bir yapıttır. "Dört Mevsim" adlı Keman Konçertoları - İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış olarak dört ayrı mevsimi temsil ederler. Her konçertoda parlak bir virtüözlük ve büyüleyici cantilena (şarkı söylercesine) şaşırtıcı bir şekilde birleştirilmiştir. "Dört Mevsim" programlı müziğin ilk örneği olarak kabul edilir. Her konçertodan önce, batı edebiyatında kullanılan bir şiir türü olan, bir sone gelir. Bu araştırmada, A. Vivaldi'nin Op.3 No.6 La Minör ve Op.8 "Dört Mevsim" konçertolarından sonuncusu olan "Kış" Keman Konçertosu müzik sanatına önemi ve etkileri açısından incelenmiştir.
Pierre Gavinies'nin 24 etüdü'nün keman tekniğine katkıları
Etütler, icracıların teknik gelişimine katkı sağlayan ve aynı zamanda müzik becerilerinin gelişimi için önem taşıyan temel materyallerdir. İçerdikleri teknik ve müzikal ögelerle icracıların çalgı eğitiminde önemli bir işleve sahiptir. Keman eğitiminde, sağ ve sol el tekniğinin senkronizasyonunun sağlanabilmesi için, etüt ve eser analizlerinin sağ ve sol elde ayrı ayrı yapılarak teknik zorlukları saptayan bir çalışma modeli oluşturulması, etüdün müzikal ve teknik anlamda doğru yorumlanmasına yardımcı olacaktır (Delikara, 2013). Ünlü İtalyan keman virtüözü Giovanni Battista Viotti (1755-1824) tarafından "Fransızların Tartini"si olarak nitelendirilen 18. yüzyıl kemancı ve bestecisi Pierre Gavinies'nin (1728-1800) solo keman için hazırladığı 24 etüdü, keman icracılarının sağ ve sol el gelişimine katkı sağlayacak önemli teknik çalışmalar içermektedir. "Yirmi dört etüt koleksiyon" akımını başlatan bu çalışmanın 1794'te yazıldığı varsayılmakta ve 1800 yılı civarında yayınlandığı bilinmektedir. P. Gavinies etütlerini "matine" olarak isimlendirmiştir. Fransızca kökenli bu sözcük gündüz vakti anlamına gelmektedir. Dolayısıyla, P. Gavinies'nin bu etütleri sabahları çalışılması gerektiğini vurguladığı düşünülmektedir (Cottin-Rack, 2007). Marie K Stolba (1919-2005), bu etütlerin teknik olarak sol el esnekliğini ve yay kontrolünün geliştirilmesi için tasarlanmış çalışmalar olduğunu düşünülmektedir. (Stolba,1979). P. Gavinies'nin 24 etüdü, serbest formda ve doğaçlama bir karakterde yazılması bakımından etütten daha çok kapris formuna yakındır. Kapris formu, biçim olarak oldukça özgür ve canlı bir karaktere sahip bir müzik parçasıdır. Etütler genellikle canlı tempolarla yazılmış, akıcı ve melodik ögeler içermektedir. Etütlerdeki çoğu pasajlarda uygulanan tel atlamaları, çeşitli arşe bağları, tel geçişleri ve sol el ekstansiyon hareketleri ile, keman icracılarına, sağ ve sol el için yazılan farklı teknik zorlukları aynı anda sunmaktadır.Gavinies etütleri, sadece teknik zorlukları içeren çalışmalar değil, aynı zamanda melodik yapılar da içeren çalışmalar sunar. Gavinies 24 etüdün 2 keman olarak düet şeklinde basılmış bir edisyonu daha vardır. Fransız besteci Henri Marteau (1874-1934) P. Gavinies'nin 24 etüdüne 2. Keman eşlik partisi bestelemiştir. Eser 1909 yılında Steingraber Verlag adlı edisyonda basılmıştır.
F. Mendelssohn Op.64 Mi Minör Keman Konçertosunun O. Sevcik'in Op.21 egzersizleri üzerinden incelenmesi
Alman besteci Felix Mendelssohn-Bartholdy 19. yüzyılın en değerli bestecilerinden biri olarak kabul edilmektedir. Mendelssohn'un bestelediği ve keman repertuvarında oldukça önemli bir yeri olan op.64 mi minör keman konçertosu, naif ve şeffaf olmasının yanı sıra, tutkulu ve gösterişli bir yapıya sahiptir. Bu yüzden tekniksel ve müzikal açıdan zaman zaman icracıları zorlayacak bir konçerto haline gelebilmektedir. Yıllar boyunca ünlü keman eğitimcileri tarafından keman repertuvarına çeşitli teknik egzersiz metotları kazandırılmıştır. Bu ünlü eğitimcilerden birisi de 20. yüzyılda yaşamış olan Otakar Sevcik'tir. Sevcik, yaşadığı dönem boyunca kendini keman eğitimine adamış ve keman repertuvarına eğitim açısından çok sayıda kitap kazandırmıştır. Bunlardan birisi de Mendelssohn mi minör keman konçertosu için yazılmış op. 21 analitik egzersizler metotudur. Bu çalışmada Sevcik'in egzersizleri ve konçertonun pasajlarının analiz edilerek, Sevcik'in egzersizleri ışığında "Mendelssohn op.64 mi minör keman konçertosu" için icracıya getirebileceği katkılarının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu süreçte Sevcik'in keman çalışmaya mantıksal ve pedagojik yaklaşımı üzerinde durulmaya çalışılmıştır. İnceleme sonucunda edinilen bulgular ışığında; keman repertuvarında önemli bir yere sahip bu konçerto için bir çalışma kılavuzu olup, icracıya Sevcik'in egzersizleri yardımıyla yeni bir bakış açısı kazandırılması hedeflenmiştir.
Max Reger op.131d sol minör birinci viyola suitinin form, stil ve teknik açılardan incelenmesi
Max Reger, Geç-Romantik dönem bestecileri arasında yer alan ve Romantik Dönemin stiline farklı bir anlayış getirerek yeni renkler kazanmasını sağlayan bir besteci olarak görülmektedir. Bu stillerden biri olan Geç-Wagner kromatizminde büyük bir olgunluğa erişmiştir. Bununla beraber Johann Sebastian Bach'tan etkilenmesiyle eserlerinde Barok dönemin kontrpuantal dokularını görkemli bir biçimde kullanmış ve klasik dönemin formlarına da büyük bağlılık göstermiştir. Bu stilleri eserlerinde başarılı bir şekilde birleştirmeyi başaran Reger, aynı hibrit düşünce ile 19. yüzyıl geç-romantizmin ardılı ve 20. yüzyıl erken-modernizmin öncüsü olarak konumlandırılmıştır. Max Reger'in kendine özgü stili, onun solo enstrüman için ve oda müziği yapıtlarında daha da belirginleşmiştir. Son dönemlerinde yazdığı Op. 131'de topladığı, keman için "Prelüd ve Füg (op131a)", iki keman için eski stilde yazılmış kanonlar ve fügler (op131b), viyolonsel için yazdığı üç Süit (op131c) ve son olarak viyola için yazdığı üç Süit (op131d) bu anlamda örnektir. Viyola için yazdığı Solo Viyola Süitleri (op131d), viyola repertuvarının önemli eserlerinden biridir. Bu üç süit çoğu uluslararası viyola yarışmalarının repertuvarlarında zorunlu olarak istenmesiyle beraber, çoğu konservatuvarların viyola müfredatlarında da büyük öneme sahiptir. Bu çalışmada Op. 131d Sol Minör Birinci Viyola süiti detaylı olarak incelenmiştir. Anahtar Sözcükler: Max Reger, Solo Süit, Viyola Süit, Viyola, Form Analiz
Maurice Vieux "Vingt Etüdes Pour Alto" etüt kitabının müzikal ve teknik açıdan incelenmesi
20. yüzyıl viyola solisti, bestecisi ve pedagog olan Maurice Edgard Vieux Fransız Devrimi'nden sonra Fransa'da müzik alanındaki yenileşme ve gelişmeler ile kurulan Paris Konservatuvarı'nda bu kurumun ilk viyola eğitmeni olan Théophile Laforge'dan viyola eğitimini almış, yine burada eğitim vermiş, birçok orkestrada aktif olarak çalışmış ve solistlik yapmıştır. 1930 yılında onur lejyonu almış, 1931 yılında Belçika Kralı tarafından Leopold düzeninin şövalyesi olarak adlandırılmıştır. Vieux, viyola için etüt kitapları, solo eserler ve piyanolu eserler bestelemiştir. Bunların dışında başka enstrüman eserleri için yaptığı düzenlemeler de mevcuttur. O zamana kadar sınırlı olan viyola müzik literatürü Vieux sayesinde genişlemiş ve dönemin diğer bestecilerine bu enstrüman için çalışma yapmalarına öncü olmuştur. Max Bruch, Henri Brüsser, Gabriel Grovlez gibi birçok besteci, Vieux'a viyola için besteledikleri eserleri adamışlardır. Bu çalışma Maurice Vieux "Vingt Etudes Pour Alto" (Viyola İçin 20 Etüt) etüt kitabının viyola tekniğine katkısı ve etütlerin teknik ve müzikal açısından incelenmesine yönelik bir araştırmadır. Konuya ilişkin veriler, yazılı kaynaklar, akademik ortamda yapılmış olan dergi ve ilgili makaleler incelenerek viyola tekniğine etkisi ve etütlerin yorumlanması üzerine bir araştırma yöntemi izlenmiştir. Günümüze kadar analizi yapılmamış bu etütlerin müzikal ve teknik açılardan nasıl bir yapıya sahip olduğu çalınıp incelenerek kaynak olarak sunulmuş, araştırılıp ortaya koyulan veriler toplanıp raporlanmıştır. Bu çalışmanın, Vieux'un Viyola İçin 20 Etüt kitabını icra edecek kişilere yardımcı olabilmesi için bir rehber olması hedeflenmektedir.
Katalan viyolonselci Gaspar Cassadó'nun icracı, besteci ve uyarlayıcı yönleriyle incelenmesi
Barselona doğumlu, Pau Casals'dan sonra Katalan kökenli viyolonselcilerin arasında önemli bir yeri olan Gaspar Cassadó (1897-1966) günümüzde çok fazla tanınmamaktadır. Bunun başlıca nedeni de kendisinin müziğe ilişkin inanış ya da yaklaşımları hakkında herhangi bir yazılı belge bırakmamış olması ve kapsamlı röportaj ve çalışmalarda yer almamış olmasıdır. Eserlerinin önemli bir bölümü eşi Cheiko Hara'nın mirasçıları tarafından Tokyo'da Tamagawa Üniversitesi Eğitim Müzesi arşivine bağışlanmıştır. Ayrıca, Siena'da Academia Chigiana kütüphanesinde birkaç mektup ve nota, Biblioteca de Catalunya'da G. Cassadó'nun babasına ithaf edilmiş bir arşivde kuramları yer almaktadır. Bu çalışmada Gaspar Cassadó'nun icracı, besteci ve uyarlayıcı kariyeri araştırılmış ve kayıtları, orijinal kompozisyonları ve uyarlamaları araştırılarak listelenmiştir. Araştırmanın devamında G. Cassadó'nun, Çaykovski op.72 Piyano Parçalarından uyarladığı Mi Majör Viyolonsel Konçertosunun analizine yer verilmiştir. Çalışmada özellikle uyarlama biçiminin seçilmesinin nedeni, G. Cassadó'nun çalışmaları içinde uyarlamaların ağırlıklı olmasıdır. Bu bağlamda seçilmiş olan Mi Majör Viyolonsel Konçertosunun oluşumunda, Çaykovski op.72 Piyano Parçalarının içinden seçilmiş dokuz parçanın uyarlanması, tematik analiz yöntemiyle açıklığa kavuşturulmuştur. Çalışmanın amacı, G. Cassadó'nun yaşamı, öğretme metotları, eserleri ve transkripsiyon yöntemleri ile ilgili bilgileri derleyerek, öğrencilerin eserleri teknik ve müzikal açıdan sergilemelerini kolaylaştırmaktır. Anahtar Kelimeler: Cassadó, Çaykovski, viyolonsel, uyarlama, viyolonsel konçertosu
Paul Hindemith Op.11 No:4 viyola piyano sonatının form, stil ve viyola tekniği bakımından incelenmesi
20. yüzyıl müziğinin önde gelen temsilcilerinden biri olan Alman besteci Paul Hindemith, müzik kariyerine keman çalarak başlamış, bu kariyerini besteciliği ve viyoladaki yorumculuğu ile zirveye taşımıştır. Çocukluk yaşlarından itibaren üstün yeteneğiyle dikkat çeken usta müzisyen, solistlik, orkestra şefliği, oda müziği ve de akademik alandaki başarılı çalışmalarıyla dönemin unutulmaz bestecileri arasındaki yerini almıştır. Paul Hindemith, birçok enstrüman için eser bestelemiş, bununla beraber viyola repertuvarına kazandırdığı çalışmalarıyla gelecek kuşak viyola sanatçılarına büyük bir miras bırakmıştır. Aynı zamanda viyola için yazmış olduğu eserlerin çoğunun ilk seslendirilişini de kendisi gerçekleştirmiştir. 1919 yılında ilk çalışmaları arasında yerini alan ve ilk viyola eseri olan Op.11 No:4 Viyola Piyano Sonatı'nı yazmıştır. Bestecinin o yıllarda ağırlıklı olarak viyola çalmayı tercih etmesi yeni bir repertuvar arayışı içine girmesine sebep olmuştur. Bu eserinde varyasyon tekniğini kullanmayı seçmiş, müzikal cümlelerin altyapısında tonal ve atonal armonileri birlikte kullanmıştır. Bu çalışmada Paul Hindemith'in hayatı ve seçilmiş viyola eserleri kısaca anlatılmış, Op.11 No:4 Viyola Piyano Sonatı form, stil ve viyola tekniği bakımından detaylı bir şekilde incelenmiştir. Anahtar Sözcükler: Paul Hindemith, Op.11. No:4, Viyola ve Piyano Sonatı, Fantezi, Varyasyon
Operalarda yer alan seçilmiş solo keman partilerinin incelenmesi
Bu çalışmada Alman, İtalyan, Fransız ve Türk operalarında literatüre geçmiş önemli keman soloları (konzertmeister soloları, ikili sololar, grup soloları) araştırılmış ve yapılan analizler doğrultusunda ifadeyi güçlendirmek, temaların hatırlatılması ve benzeri kullanım amaçları, kullanım yoğunluğu, eserlerin hangi bölümlerinde daha sıklıkla görülmekte olduğu gibi açılardan incelenmiştir. Çalışmada yer alan operalar, özellikle keman soloların yoğun olduğu eserler arasından seçilmiştir. İtalyan Operaları bölümünde Giacomo Puccini ve Giuseppe Verdi'nin eserlerinden, Alman Operaları bölümünde Richard Wagner, Richard Strauss, Alban Berg, Engelbert Humperdinck ve Wolfgang Amadeus Mozart'ın eserlerinden, Fansız Operaları bölümünde ise, Jules Massenet ve Charles Gounod'nun eserlerinden örnekler yer almaktadır. Araştırmanın devamında, eserlerinde Türk ezgi ve motiflerine yer vererek, özellikle vokal müziğie yeni bir boyut kazandırmış olan Cumhuriyet Döneminin 3. kuşak bestecilerinden Okan Demiriş ve Selman Ada'nın operalarından örnekler seçilerek incelenmiştir. Çalışmanın amacı, dünya opera literatüründe yer almış önemli keman sololarının incelenmesi yoluyla, keman eğitimi alan ve opera orkestralarında çalışmayı amaçlayan öğrencilerin, operalarda solo keman repertuvarını tanımasına katkıda bulunmaktır.
Eduard Tubin kontrabas konçertosu ve icrasındaki zorluk dereceleri'nin ölçümü
Estonyalı besteci Eduard Tubin'in 1948 yılında yazdığı kontrabas konçertosu, kontrabas repertuvarına büyük ölçüde katkı sağlamıştır. Günümüzde kontrabas çalan müzisyenlerin repertuvarlarında yer alan ve beğenilen bu eserin, diğer kontrabas eserleri arasında; melodik yapı, teknik ve ritmik zorluk bakımından seslendirilmeye değer olduğu söylenebilir. Bu araştırmanın amacı; meydana gelen zorlukların tespitini yapmak ve bulguların yorumuyla, bazı çözüm önerilerini ortaya koymaktır. Çalışmada konçertonun icrası esnasında karşılaşılabilecek melodik, teknik ve ritmik zorlukların tespit edilmesi için alanında uzman kişilere danışılarak anket formu oluşturulmuştur. Hazırlanan anket formu, Türkiye'deki Üniversitelerin Devlet Konservatuvarlarındaki akademisyenlere ve senfoni orkestralarında yer alan kontrabas sanatçılarına dağıtılmıştır. Araştırma nitel araştırma yöntemidir. Veriler amaçlı örnekleme yöntemi ile incelenmiştir. Araştırma; akademisyen ve kontrabas sanatçılarının oluşturduğu, gönüllü katılan dokuz kişiyi kapsamaktadır. Cevaplar elektronik posta yolu ile elde edilmiştir. Verilerin çözümleri ve yorumları nitel araştırma yöntemlerine uygun olarak yapılmıştır. Anket sonuçlarından edinilen bulgular ışığında; esere yaklaşım ve yorumlamayla birlikte, icranın daha farklı ve güzel bir boyuta taşınması amaçlanmıştır.
Nino Rota'nın hayatı ve "Divertimento Konçertant" başlıklı eserinin kontrabas repertuvarına katkısı
İtalyan besteci Nino Rota, kendine özgü stilini film müziği ve kompozisyonlarına yansıtması bakımından 20. yüzyılın tanınmış bestecilerindendir. Dünya çapında ilgi ve beğeni toplayan, film müziklerine imza atmış olan bestecinin aynı zamanda oldukça geniş bir repertuvara sahip olduğu görülmektedir. Eserlerinde, özellikle sade ve etkili melodileri göze çarpmaktadır. Rota'nın 1967 ve 1971 yılları arasında bestelediği 'Divertimento Konçertant' isimli kontrabas için yazdığı eseri, teknik zorlukları ve müzikal yapısının etkileyiciliği ile kontrabas repertuvarının önemli eserlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Rota bu eseri Franco Petracchi'den ilham alarak bestelemiş ve ona ithaf etmiştir. Günümüzde eserin kontrabas sanatçıları tarafından sınav ve yarışmalarda sıkça seslendirilmesi, kişininin tüm ustalık ve yeteneklerini gösterebilmesine olanak vermektedir. Bu çalışmada, Rota'nın müzikal geçmişi, besteleri ve müzik stiliyle ilgili bilgiler verilerek, "Divertimento Konçertant" adlı eserinin, form ve müzikal yapısı açısından detaylı analizi yapılarak incelenmesi amaçlanmıştır. İnceleme sonucunda edinilen bulgular ışığında; eserin kontrabas repertuvarına olan katkısının açıklanması hedeflenmiştir.
Igor Stravinsky'nin re majör keman konçertosu'nun, keman çalma teknikleri açısından incelenmesi
İgor Stravinsky'nin Neoklasik dönemin kapısını açan ve önderlik eden sanatçılardan biri olduğu bilinmektedir. Barok ve Klasik dönemdeki materyalleri canlandırarak, Çağdaş döneme getirdiği bakış açısı ile 20. yy'da ismini duyurmuştur. Samuel Dushkin ile tanışması kemana olan bakış açısını değiştirmiş, bu karşılaşma Stravinsky'nin ilk ve tek olan keman konçertosunun ortaya çıkmasını sağlamıştır. Kemanı ve romantizmi hiç sevmeyen Stravinsky, konçertosunda kullandığı efektler ile kendine özgü bir tarz geliştirmiştir.Keman konçertosunda orkestranın bütününe daha çok önem verdiği için keman için kadans bestelememiştir. Stravinsky, geleneksel döneme bağlı kalmış ve bu özelliği onu dönemin diğer çağdaş bestecilerinden daha farklı kılmıştır. Bu çalışmada,Stravinsky'nin keman konçertosunda kullandığı teknikler ve kemana olan bakış açısı incelenmiş ve açıklanmaya çalışılmıştır.
Hacettepe üniversitesi Ankara devlet konservatuvarı örnekleminde viyolonsel icra tekniğine bağlı gelişebilecek fizyolojik rahatsızlıklar
Viyolonsel eğitimi, küçük yaşlarda başlayan ve kişinin müzikal yönden gelişimi ile beraber fiziksel gelişimini de önemli ölçüde etkileyen bir süreçtir. Viyolonselin gelişimi ve tarih boyunca uğradığı değişimler yalnızca çıkarttığı sesi geliştirme amaçlı değil aynı zamanda çalan kişinin fiziksel rahatlığını ve çalım kolaylığını da gözeterek olmuştur. Bu tarihsel gelişim ve değişim göz önüne alındığında, çalgının boyutları ve ölçülerinin icracının yapısına uygunluğu büyük önem taşımaktadır. Viyolonsel icra etmek fiziksel bir aktivitedir ve vücudu fizyolojik olarak tanımayı gerektirir. Eğitim sürecinde aşılması beklenen teknik ve müzikal güçlükler kimi zaman kas ve iskelet sisteminin zorlanmasına ve buna bağlı rahatsızlıkların oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Bu rahatsızlıkları, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bilim dalı ve cerrahi tedavi gerektiren durumlarda Ortopedi ve Travmatoloji bilim dalı inceler. Viyolonsel icra tekniğinin incelenmesi, ortaya çıkabilecek fizyolojik rahatsızlıkları ve bu rahatsızlıkların icrayı güçleştirecek etkilerini ortaya koyacak, anlaşılmasına katkı sağlayacaktır. Bu çalışmanın amacı, icra sanatında sakatlanmaların önüne geçebilmek için kas ve iskelet sistemi hakkında viyolonselcilerin bilinçlendirilmesidir. Bu çalışma, viyolonsel icracılığı için tüm fizyolojik gereklilikleri ve teknikleri, viyolonsel eğitimi ve icracılığında karşılaşılan ortopedik rahatsızlıkları, uzman görüşleri ışığında, nedenleri ile rahatsızlıkların oluşmasına engel olabilecek önerileri sunmaktadır.
Johann Sebastian Bach'ın Sol Minör Viola da Gamba ve Klavsen Sonatındaki sembollerin incelenmesi
Johann Sebastian Bach, iki flüt ve bas için yazılmış bir trioyu yeniden düzenleyerek, klavsen obligato ve viola da gamba için üç sonat yazmıştır ve Spitta'ya göre, Bach'ın 3 numaralı Sol Minör Sonat'ı, en yüksek güzelliğin ve en çarpıcı özgünlüğün eseridir (1951, s. 118). Barok dönem nota yazımında eserlerin üstünde tempoyu ya da nüansları belirten, çalmayı kolaylaştıracak ve eserlerin doğru bir şekilde yorumlanmasına yardımcı olacak herhangi bir işaret bulunmadığından, Bach'ın eserlerini doğru anlamda algılayıp yorumlamak zordur. Ancak 1936'da Alman müzikolog Albert Schweitzer, Bach'ın dini görüşlerini müziğine yansıtarak sözlü müziklerinde İncil'den alıntılar yaptığını fark etmiş ve bunlara uygun belirli motiflerle müziğini oluşturduğunu ortaya koymuştur. Ardından Rus müzikolog V. B. Nosina"J. S. Bach'ın Müziğindeki Semboller" adlı kitabında Bach'ın 48 Prelüd ve Fügler'ini incelemiş ve eserde yer alan sembolleri açığa çıkarmıştır. Nosina'nın yaptığı incelemelerin sonucu, saptanan sembollerin ifade ettiği anlamlar doğrultusunda, Bach'ın eserlerinde saklı olan anlamları ortaya koyarak Bach'ın bu çerçevede yorumlanması da büyük önem taşımaktadır. Bu bilgilerin ışığında esere yaklaşım ve yorumlamanın, eserin icrasını daha farklı ve güzel bir boyuta taşıyacağına inanılmaktadır. Bach'ın "3 numaralı Sol Minör Viola da Gamba ve Klavsen Sonatı"ndaki semboller, Schweitzer ve Nosina'nın kitaplarında işaret edilen sembollerin anlamlarına göre detaylı bir şekilde incelenip, ortaya çıkarılacaktır.
Solo kontrbasın öncüsü Domenico Carlo Maria Dragonetti
"Dimitri Şostakoviç' in opus 107 mi bemol majör viyolonsel konçertosu"
Bu tez 20. yüzyıl dünya müziğine Dimitri Şostakoviç'in katkılarını, eserlerini yaratma sürecinde yaşadığı baskıları, rejimin tutumunu inceler ve Opus 107 Mi bemol Majör Viyolonsel Konçertosu'nu analiz etmeyi amaçlar. Birinci bölümde Dimitri Şostakoviç'in hayatı; ikinci bölümde ise Opus 107 Mi Bemol Majör Viyolonsel Konçertosu hakkında bilgi verilmiştir.
H.W.Ernst: Keman repertuvarında unutulan virtüöz
Bu çalışmada, 19. yy.'da yaşamış ünlü kemancı ve besteci Heinrich Wilhelm Ernst' in (1812-1865) ölümünden sonra 21. yy.'a dek pek de önemsenmemesinin ve keman eğitim repertuvarında yeterince yer almamasının sebeplerini incelemek amaçlanmıştır. Bestecinin kullandığı belli başlı teknikler ve keman tekniğinin gelişimine katkıları 19. yy.'daki benzer türde eserler vermiş diğer besteci ve yorumcularla karşılaştırmalı olarak incelenmekte, eserlerinin keman eğitim repertuvarına katkısı araştırılmaktadır. Bestecinin eserlerinin Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı özelinde, günümüz keman eğitim repertuvarındaki yerinin yeterli olup olmadığı tartışılmakta ve bestecinin bu bağlamda hak ettiği öneme dikkat çekmeye çalışılmaktadır. Ayrıca bestecinin yaşamı ve eserleri hakkında dünya çapında oldukça az sayıda kaynak bulunmakla birlikte Türkçe bir kaynak bulunmaması sebebiyle bu çalışma ile Ernst hakkında temel bir Türkçe kaynak oluşturmak istenmektedir. Anahtar Sözcükler: Ernst, Keman, Teknik, Eğitim, Repertuar
Henryk Wieniawski'nin besteci-kemancı kimliği ve keman-piyano eserlerinin incelenmesi
Henryk Wieniawski, keman tarihinde köklü yenilikler yaparak romantik dönemin önde gelen keman virtüözleri arasında yer almıştır. Ayrıca besteci kimliği ile de çok önemli yapıtlar ortaya koymuştur. Wieniawski, Paris'te eğitim aldıktan sonra Rusya'ya giderek farklı keman teknikleri üzerinde çalışmıştır. Fransız – Belçika ve Rus Keman Okulu tekniklerini harmanlayarak farklı bir anlayış yaratmış ve keman tekniğine yeni bir soluk getirmiştir. Ortaya çıkardığı bu yenilikler, zamanla uluslararası alanda kabul görerek kullanılmaya başlanmıştır. Besteci eserlerinde bu teknikleri sıkça kullanmıştır. Bu çalışmada, Polonyalı keman virtüözü ve besteci Wieniawski'nin hayatına değinilmiş, keman ve piyano için yazdığı eserler teknik ve müzikal olarak analiz edilmiştir. Ayrıca Wieniawski'nin yaşadığı ve konserleri için bulunduğu bölgelerdeki keman ekollerine olan etkileri anlatılmıştır.
Aram Haçaturyan keman konçertosunun form ve icra teknikleri açısından incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, keman literatüründe önemli bir yeri olan ve aynı zamanda Doğu ile Batı müziğinin kesişim noktalarından birisi sayılan Ulusalcı akımın Sovyetler Birliği Ermeni bestecilerinden Aram Haçaturyan'ın Keman Konçertosunun icra ve yorum açısından incelenmesidir. Bu kapsamda ilk olarak konuyla ilgili literatür taraması yapılmış ve elde edilen veriler betimsel analize tabi tutulmuştur. Bestecinin hayatı ve eserleri konusunda Türkçe oldukça az kaynağa rastlanılmış, konuyla ilgili İngilizce kaynaklardan faydalanılmıştır. Bir eseri yorumlayabilmek için eser ve bestecisi hakkında derinlemesine bilgi sahibi olunması gereklidir. Eserin analizine geçilmeden önce hem besteci hem de eserin tarihi ile ilgili araştırmalar yapılıp elde edilen bilgiler sunulmuştur. Bunun ardından eser analizine ışık tutması açısından literatürde genel tarama yapılarak bilgiler derlenmiştir. Daha sonra eserin besteleniş süreci incelenmiş, eser üzerinde biçimsel ve tonal analiz yapılarak bunlar tablolar halinde verilmiştir. Bunun ardından da eserde kullanılan çalım teknikleri incelenmiş ve kullanıldığı yerlerden örnekler verilmiştir. Son olarak da elde edilen veriler ışığında eserin yorumlanmasına yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Giovanni Bottesini'nin hayatı ve fa diyez minör konçertosunun icra yönünden analizi
Giovanni Bottesini, kontrbas için en seçkin ve etkili 19. yüzyıl bestecilerinden biri olarak kabul edilir. Eserleri, enstrümanının teknik ve ifade olanaklarını hem bestecilerin hem de dinleyicilerin beklediği sınırların ötesine genişletmiştir. Günümüzde, Bottesini'nin besteleri birçok okul müfredatının, orkestra seçmelerinin, solo yarışmaların ve resital programlarının bir parçasını oluşturmaktadır. Bottesini'nin kontrbas müziğinin geleneksel yorumlarına ve İtalyan operasından gelen etkisine güçlü bir güven duyulmuştur. İtalyan operası on dokuzuncu yüzyılın müzik kültüründe temel bir rol oynamış olsa da, Bottesini'nin kompozisyon tarzını belirleyen diğer etkenleri de dikkate almak çok önemlidir. Bottesini'nin ilham aldığı diğer müzik stillerinin incelenmesiyle, kompozisyon tarzının ve diğer müzik geleneklerinden aldığı farklı etkilerin anlaşılması mümkündür. Bu araştırmada, Bottesini'nin hayatı, en bilinen eserleri ve Fa Diyez Minör Kontrbas Konçertosu icra yönünden incelenmiştir. Konçertodaki teknik zorluklar detaylı olarak incelenerek çalışma önerileri sunulmuş, böylece araştırmacılara yol gösterilmesi amaçlanmıştır. Bu uygulamaların birden fazla çalışma önerileri sunularak eseri ele alan müzisyenlere alternatif çalışma yöntemleri sağlanması hedeflenmiştir.
Paul Hindemith'in hayatı ve Op.9 No'lu Kontrabas sonatının incelenmesi
20. yüzyıl müziğinin en önemli bestecilerinden biri olan Paul Hindemith, dünya çapında oldukça ilgi gören bir besteci olmuştur. Armoni ve tonalite sistemlerinde yenilikler yaparak eserlerinde kendi armoni sistemini uygulamıştır. Yeni Klasikçilik akımının öncülüğünü yapmış olan Hindemith, eserlerinde tonalite kavramını geliştirmiş ve etkili bir biçimde kullanmıştır. 1927 yılında Türkiye'ye gelerek Ankara Devlet Konservatuvarı'nın kurulma sürecinde büyük rol oynamasının yanı sıra, ülkemizde Batı standartlarında bir müzik eğitiminin yerleşmesinde önemli çalışmaları olmuştur. Bununla birlikte, 1949'da yazdığı Op.9 Kontrabas ve Piyano Sonatı ile kontrabas repertuarına büyük bir katkıda bulunmuştur. Hindemith'in stili genel olarak Yeni Klasikçilik akımı çerçevesinde değerlendirilebilir. Bestecinin eserlerinin çoğu, uyguladığı farklı müzik stilleri ve kendine özgü tonalite anlayışı sebebiyle karmaşık yapılı olarak bilinmekle birlikte, müzik analizini konu etmeye değerdir.
Lajos Montag Kontrabas metodu'nun (1) teknik açıdan incelenmesi
Bu çalışmada, kontrabasın önemli pedagog ve virtüözleri arasında kabul edilen Lajos Montag'ın kontrabas çalım teknikleri üzerine yazmış olduğu metot incelenerek, kontrabasa başlangıç düzeyindeki öğrencilerin hangi teknik öğreti ve yöntemler doğrultusunda enstrümanı öğrenmesi ve ilerlemesi gerektiği amaçlanmıştır. Aynı zamanda başlangıç düzeyi için yazılmış bu metodun, eğitimciler ve öğrenciler açısından kontrabas eğitiminde sağlayabileceği kolaylık ve avantajların ortaya çıkarılması hedeflenmiştir. Anahtar Sözcükler Lajos Montag, Metot, Kontrabas, Eğitim ve Öğretim
Barok müziğinde dans formu ve Bach'ın BWV 1002 numaralı partitası
Bach'ın solo keman için yazdığı partitaları oluşturan danslar, isimlerini her ne kadar dönemin harekete dayalı (eylemsel) danslarından almış olsalar da, Bach'ın olağandışı bestecilik stili sayesinde üstün bir teknik seviye gerektiren; son derece özgün bir forma dönüşmüş birer başyapıt niteliği taşımaktadırlar. Günümüz kemancılarının, geçmişten bugüne aktarılan performans geleneğini ve Bach'ın zihninde canlandırmış olduğu ses dünyasını anlaması -ya da en azından buna niyetlenmesi-, kuşkusuz bu yapıtlara ilişkin karakteristik özelliklerin ortaya konulmasından geçmektedir. Bu çalışma, Barok müziğinde dans formunu, bestecinin BWV 1002 numaralı Si minör Partita örneğinden hareketle incelemekte ve formun, bestecinin elinden çıkan karakteristiklerini döneme özgü kapsamıyla açıklamaktadır. Bu sayede, hem yorumculara yönelik bir rehber, hem de Türkçe literatüre eşi olmayan bir kaynak kazandırılmış olunacaktır.
Carl Stamitz'in re majör viyola konçertosu ve müzikte klasik dönem
Klasik dönem diğer dönemlere kıyasla daha kısa bir süreci kapsamasına rağmen, müzik tarihinde köklü değişimlere sahne olmuştur. Müzik formlarındaki ve orkestral yapıdaki büyük değişimlerle, barok dönemin süslü ve abartılı görkemi, yerini sadeliğe ve doğallığa bırakmıştır. Kurulan okullarla bir çok farklı ve çığır açan stiller ortaya çıkmıştır. Johann Stamitz'in kurucusu olduğu bu okullardan biri olan Mannheim, yetiştirdiği müzisyenler ve orkestrasıyla içlerinde en önemli yere sahiptir. Bu okulun bir üyesi olan Carl Stamitz, viyola, viola d'amore ve keman virtüözü olmasının yanı sıra, döneminin önemli bestecilerindendir. Stamitz, bestelediği viyola ve viola d'amore eserleriyle iki enstrümanın da değerini vurgulayarak, konumunu şekillendirmiştir. Bestecinin re majör viyola konçertosu, orkestra enstrümanı olarak görülen viyolanın da solistik bir enstrüman olabileceğini kanıtlamıştır. Konservatuvarların müfredatlarında yer alan ve bir çok senfoni, oda ve opera orkestralarının giriş sınavlarında mecburi eser olarak kabul gören bu konçerto, viyola edebiyatının en önemli konçertolarından biri olmuştur. Bu çalışmada, klasik dönemde yaşanan değişim ve gelişimler detaylı olarak ifade edilmiştir. Bunun yanı sıra Mannheim okulundan ve bu kurumda önemli bir yere sahip olan Johann Stamitz, oğulları Carl ve Anton Stamitz'in müzik hayatlarından bahsedilmiştir. Ayrıca klasik dönem konçerto formundaki gelişmeler araştırılmış ve Carl Stamitz'in bestelediği re majör viyola konçertosunun form analizi yapılarak, dönem özellikleri açısından incelenmiştir. Sonuç olarak, klasik dönem özelliklerinin ve viyola tarihinde önemli bir yere sahip olan bu konçertonun, yapılan form analizinin ışığında özellikle konservatuvar ya da müzik fakültelerinde okuyan öğrencilere ve eseri icra edecek sanatçılara bir kılavuz olması hedeflenmektedir.