
175
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Özbek halk inanışları
İnanma eyleminin temelinde hayatın devamlılığını sağlama arzusu vardır. İnanışlar, ilkel dönemlerden beri varlığını sürdürür ve toplumun yazısız kuralları olarak kabul edilir. Tarih, ekonomi, sosyal hayat, din ve kültür gibi alanlarda zaman içinde yaşanan değişimler inanışların şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Kutsal kabul edilen inanışlar, toplumun manevî değerlerini yaşatmakta önemli bir görev üstlenir. Halk inanışları, toplumun uyması gerektiğine inanılan sözlü kurallardan oluşur. Bunlara uyulmadığı takdirde toplumda bir korku, kaygı ya da endişe duygusunun ortaya çıkacağı bilinir. Uygulamaların terk edildiği noktada doğaüstü güçlerin devreye girerek musallat olabileceği ve birtakım yaptırımlar uygulayacağı baştan kabul edilmiştir. Dolayısıyla halk inanışlarının kurallara uygun bir şekilde uygulanması gerektiğine düşüncesi kabul görmüştür. Bu düşünce kendisini Özbek halk anlatılarında da sıklıkla göstermektedir. Anlatılarda işlenen, hayatın devamlılığını sağlayan ve kendisine yol gösteren halk inanışlarını geçmişten günümüze kendini tekrar ederek güncellemiş ve toplumdaki yaptırım gücünü pekiştirmiştir. Tez çalışmasının konusunu geçiş dönemleri, mevsimsel, hayvancılık, mekânlar, millî giyimler, merasim yemekleri ve ziyaret fenomenleriyle ilgili halk inanışları oluşturmaktadır. Taşkent, Fergana, Buhara ve Semerkant başta olmak üzere Özbekler arasında geçmişte yaşayan inanış örneklerinin çıkış noktalarının izleri araştırılmış ve bunların diğer inanış sistemleriyle ilişkisi incelenmiştir. Kutsal kavramı etrafında oluşan inanışlar çalışmada yapısal ve işlevsel halkbilim kuramlarıyla değerlendirilmiştir. İnanışların çıkış noktalarıyla ilgili izler araştırılırken bunların günümüzdeki durumları hakkında da birtakım tespitlerde bulunulmuştur. Özbek toplumunun geçmişten beri benimsediği inanış sistemlerinin izlerinin inanış örneklerinde yaşadığı görülmüştür. Bu inanışların düzenleyici işlevi, sosyal yaptırımları, geleneği koruma ve sürekliliği hakkındaki önemi vurgulama noktasında önemli sonuçlar elde edilmiştir. Tezde Özbek toplumunun halk inanışlarına bu denli sahip çıkması ve onların geleneklerine bağlılığı üzerinde durulmuştur.
İletişimsel dil etkinlikleri bağlamında ikinci dil olarak Türkçe öğretim sürecinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada, Diller İçin Avrupa Ortak Başvuru Metni (CEFR) ve içeriğinde yer alan İletişimsel Dil Etkinlikleri (Communicative Language Activities) merkezinde, öğrenci-öğretici-ders kitabı unsurlarını kapsayan bir ikinci dil olarak Türkçe öğretim süreci değerlendirmesi yapılması amaçlanmıştır. Araştırmada karma yöntem- eş zamanlı birleştirme (çeşitleme) deseni kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi, amaçlı örnekleme türlerinden ölçüt örneklenme tekniği ile belirlenmiştir. Bu bağlamda nicel boyutta yer alan öğrenci örneklemini, 'İletişimsel Dil Etkinlikleri Öz Değerlendirme Ölçeğinin uygulandığı 7 farklı üniversitedeki TÖMER bünyesinde, C1 dil düzeyi sonunda olan 59 farklı ülkeden 514 öğrenci oluşturmaktadır. Yine nicel boyuttaki öğretici örnekleminde ise 'Dil Öğretiminde Referans Metin Farkındalığı Anketi'ne katılım gösteren 35 farklı kurumda görev yapan 85 öğretici yer almaktadır. Çalışmanın nitel boyutunda 'Yeni İstanbul- C1 Ders Kitabı' ele alınmıştır. Doküman analizi yöntemiyle kitapta yer alan her bir etkinlik; alımlama, üretim ve etkileşim becerileriyle ilişkisi bakımından incelenmiştir. Elde edilen nicel veriler SPSS paketi aracılığı ile betimsel analize tabi tutulmuştur. Nitel verilerin içerik analizinde ise kategorisel çözümleme kullanılmıştır. Tüm uygulamalar sonrası elde edilen veriler genel olarak öğrencilerin 'etkileşim' etkinliklerinde zorlandıklarını, alımlama etkinliklerinde ise öz yeterlik algılarının yüksek olduğunu göstermektedir. Buna paralel olarak ders kitabı ile ilgili veriler, kitapta alımlama (%40), dil bilgisi (%26) ve üretim (%25) etkinlikleri ağırlıklı bir dağılım olduğunu; etkileşim etkinliklerine %9 oranında yer verildiğini göstermektedir. Bu durum öğrencilerden elde edilen verilerle de uyumlu görünmektedir. Öğreticilere uygulanan anket sonuçları öğreticilerin genel anlamda dil öğretimi referans metinleri (CEFR, CLB, ACTFL), iletişimsel yaklaşım, eylem odaklı yaklaşım hakkında yeterli bilgi ve farkındalığa sahip olmadıklarını göstermektedir. Öğreticilerin derslerinde önceledikleri iletişimsel dil etkinlikleri ile öğrencilerin öz yeterlik algılarının en düşük olduğu iletişimsel dil etkinliklerinin de farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Çalışmada, tüm bu tespitlerden hareketle öğrencilerin gerçek bir sosyal aktör olarak hedef dili kullanabilmelerine yönelik, eylem odaklı yaklaşım ilkeleri ile paralel olacak şekilde; öğreticilerin, materyal hazırlayıcılarının ve tüm ikinci dil olarak Türkçe öğretim süreci paydaşlarının faydalanabileceği öneriler getirilmiştir.
Arapça konuşurlarının erken ve geç dil öğrenim süreçlerinde Türkçe sesletim becerileri
Bu çalışmada Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen temel düzeydeki Arapça konuşurlarının sesli okuma ve konuşma etkinlikleri sırasında yapmış oldukları sesletim hatalarını tespit etmek; bu hataları ana dili etkisi, cinsiyet ve yaş değişkenleri ekseninde incelemek amaçlanmıştır. Araştırmanın katılımcıları benzeşik (homojen) örnekleme yöntemiyle seçilen, Azez ve Afrin Yunus Emre Türk Kültür Merkezlerindeki temel düzey kurslarında Türkçe öğrenen 91 öğreniciden oluşmaktadır. Çalışmada ana dilinin yanı sıra yaş ve cinsiyet değişkenlerinin sesletim becerisindeki etkisini tespit etmek amaçlandığından araştırmaya 58 yetişkin (32 erkek-26 kadın) ve 33 çocuk (18 erkek-15 kız) katılım göstermiştir. Parçalı-parçalarüstü birimlerdeki sesletim hatalarını tespit edebilmek için okuma metinleri, ana dili konuşurları (6 yetişkin-6 çocuk) tarafından da sesletilmiştir. Yabancı dil öğrenicilerinin hedef dil konuşurlarıyla iletişime geçmesinin yolu; anlaşılır, akıcı ve doğru konuşma becerisinden geçer. Bu sebeple Diller İçin Avrupa Ortak Başvuru Metni'nde (D-AOBM), sesletim becerisinin kazandırılmasına yönelik kazanımlar konuşma dilinin nitel özellikleri ve sesbilimsel denetim ölçeği başlığı altında sunulmuştur. Buna göre öğrenici hedef dilin seslerini ancak C2 düzeyinde açıklık ve netlikle sesletebilir hâle gelmektedir. Ancak bireylerin temel düzeyden itibaren hedef dilin parçalı-parçalarüstü özelliklerini sınırlı alanda da olsa kullanabileceğine yönelik kazanımlara da yer verilmiştir. Söz konusu sesletim kazanımlarının öğrenici tarafından elde edilip edilmediğinin anlaşılmasının yolu; geçerli ve güvenilir araştırmalarla mümkündür. Bu sebeple temel düzey Türkçe öğretimi setlerinden seçilen 12 okuma metni ve 4 bağımsız konuşma sorusu öğrenicilere sunulmuş, öğrenicilerin sesli okuma ve konuşma performansları kayıt altına alınmıştır. Verilerin incelenmesinde Praat (Boersma ve Weenink, 2024) ses analizi programından yararlanılmıştır. Öğrenicilerin ve ana dili konuşurlarının ses kayıtlarından elde edilen veriler, Python programlama diliyle grafikleştirilmiş; nitel araştırma desenlerinden betimsel analiz ve içerik analiziyle incelenerek yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda öğrenicilerin parçalı birimlerdeki sesletim hatalarının kritik dönem hipotezini destekleyecek nitelikte olduğu tespit edilmiştir. Çocukların farklı nitelikteki ünlüler ve ünsüzlerle kurulan hece birliklerini sesletmekte yetişkinlerden daha başarılı olduğu ancak cinsiyet değişkeni açısından incelendiğinde yetişkinlerde erkeklerin, çocuklarda ise kızların Türkçenin sesbirimlerini üretmekte daha az güçlük yaşadığı bulgusuna ulaşılmıştır. Ana dili engeli açısından analiz edildiğinde ise öğrenicilerin ana dilinin fonetik envanterinde bulunmayan seslerden sırasıyla en çok /ü/, daha sonra /ö/, akabinde /ı/ ve son olarak /o/ ile kurulan hece birliklerini üretmekte sorun yaşadığı görülmüştür. Ayrıca öğreniciler, Türkçe sözcük ve cümle vurgularında da ana dilinden olumsuz aktarımlar yapmıştır. Öğrenicilerin sosyal olarak anlaşılır düzeyde aksan hedefine ulaşabilmesi ve iletişim engellerini aşabilmesi amacıyla öğreticilere, program tasarlayıcılara ve araştırmacılara öneriler sunulmuştur.
İkinci dil olarak Türkçe öğrenicilerinin atılganlık düzeyleri ile konuşma öz yeterlilikleri arasındaki ilişki
İkinci dil öğretimi boyunca eğitimcilerin ve dilbilimcilerin asıl odakları materyaller, bu materyallerin ne kadar ilgi çektiği, müfredat düzenlemeleri olmuştur. Bireysel farklılıklardan yola çıkarak öğrenicilerin psikolojik özelliklerinin ikinci dil edinim süreçlerinde büyük bir etkisi vardır. Bu bağlamda, bu çalışmanın temel dayanağı psikolojik özelliklerden biri olan atılganlık özelliğinin öğrenicilerin konuşma becerileri ile öz yeterlilikleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmanın amacı, ikinci dil olarak Türkçe öğrenicilerinin hedef dili kullanımları ile bireysel atılganlık seviyeleri arasındaki bağlantıyı tespit etmektir. Ara amaçları ise Rathus Atılganlık Envanteri (Rathus, 1973) ile öğrenicilerin atılganlık seviyelerinin belirlenmesi ve Konuşma Öz Yeterlilik Ölçeği (Sallabaş, 2013) ile öğrenicilerin konuşma becerisi kullanımlarındaki öz yeterliliklerinin belirlenmesidir. Araştırmanın anketi üç bölümden oluşmaktadır, öncelikle nitel olarak öğrenicilerin cinsiyet, yaş, eğitim seviyesi ve Türkçe seviyesi gibi demografik bilgilerine ulaşılır. İkinci bölümde nicel olarak altılı Likert ölçeğinde Rathus Atılganlık envanterine göre öğrenicilerin atılganlık düzeyleri tespit edilir. Son olarak da yedili Likert ölçeğinde Konuşma Öz Yeterlilik ölçeği ile öğrenicilerin genel ve şekilsel konuşma düzeyleri saptanır. Deney grubu yabancı kökenli, Türkiye'ye gelip Türkçe öğrenmekte olan öğrenicilerdir. Öğreniciler üniversitelerin TÖMER ve DİLMER'lerinde eğitim almaktadırlar. Hedef dili aktif olarak kullanan bu öğrenicilerin iki ölçeğe verdikleri cevaplar karşılaştırılarak nihai verilerde genel bir değerlendirme yapılmıştır. Bu değerlendirme sayesinde gelecekte yabancı/ikinci dil olarak Türkçe öğretmenliği yapacak öğreticilerin yetiştirilmesinde pedagojik ve psikolojik eğitim içeriklerine bir katkısı olacaktır. Bu tezdeki sonuçların öğretici yetiştirmenin yanı sıra gelecekte hazırlanacak olan materyallerde ve müfredatlarda dikkate alınması öngörülmektedir. Gelecekte yabancı/ikinci dil olarak Türkçe öğreticileri için öğrenicilerin kişisel özelliklerine yönelik konularda önerilerde bulunulacaktır. Anahtar Kelimeler İkinci Dil Olarak Türkçe Öğretimi, İkinci Dil Olarak Türkçe Öğrenimi, Atılganlık, Konuşma Becerisi, Öz Yeterlilik
Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde dinleme ve konuşma becerileri odaklı kültürlerarası yaklaşıma ilişkin bir çalışma
Son yıllarda küreselleşme ve teknolojinin ilerlemesiyle birlikte insanlar arasındaki etkileşim artmıştır. Bu artan etkileşim, farklı kültürlerden ve dillerden insanlarla iletişim kurma ihtiyacını da beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla insanlar arasında kültürlerarası iletişim önem kazanmıştır. Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde de öğrencilerin kültürlerarası iletişimi geliştirmeleri için ders kitapları bu yaklaşıma uygun hazırlanmalıdır. Yabancılara Türkçe öğreten ders kitaplarında kültür genellikle okuma ve yazma becerisi üzerinden aktarılmak istenmiş, dinleme ve konuşma becerileri kültürlerarası yaklaşım açısından geri planda kalmıştır. Bu nedenle bu çalışmada yabancılara Türkçe öğretmek için hazırlanan A2 seviyesindeki Yedi İklim kitabının dinleme ve konuşma etkinlikleri kültürlerarası yaklaşımına uygunluk açısından incelenmiştir. Değerlendirme sonunda kitaptaki dinleme ve konuşma etkinliklerinin kültürlerarası yaklaşım açısından daha fazla geliştirilebileceği sonucuna ulaşılmıştır.
İkinci dil olarak Türkçe öğrenen Türkmenistan uyruklu öğrencilere yönelik akademik Türkçe ihtiyaç analizi
Dünyanın küreselleşmesi insanların yabancı dilleri öğrenmeye olan isteklerini artırmaktadır ve yabancı dil öğrenmek bir gereksinime dönüşmektedir. Yabancı/ikinci dil olarak Türkçe, öğretim ve öğrenimde önemli bir yere sahiptir. Alanyazına bakıldığında, Türkçe öğrenmeye olan isteğin her geçen gün artmakta olduğu görülmektedir. Yabancı/ikinci dil olarak Türkçe öğrenirken öğrenciler birçok problemler ile karşı karşıya gelmektedir. Öğrencilerin bir dili öğrenirken karşılaştıkları problemleri ve dil gereksinimlerini belirlemek için ihtiyaç analizi çalışmaları önemlidir. İhtiyaç analizi, öğrencilerin öğrenme eksiklikleri ve öğrenme motivasyonlarını anlamakta oldukça önemlidir. Bu çalışma Türkiye'de Türkçe öğrenen Türkmenistan uyruklu öğrencilerin Türkçe öğrenirken karşılaştıkları problemleri tespit etmeyi ve dil ihtiyaçlarını belirlemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın hedef kitlesini Türkiye'de eğitim görmekte olan Türkmenistan uyruklu lisans ve lisansüstü öğrenciler oluşturmaktadır. Veri toplama süreci 2023-2024 eğitim yılında eğitimine devam etmekte olan lisans ve lisansüstü öğrencilerle yürütülmüştür. Türkmenistan uyruklu öğrencilerin gereksinimlerini tespit etmeyi amaçlayan bu çalışmada karma yöntem kullanılmıştır. Karma yöntem, çalışmaların güvenirlik ve geçerliliğini artırmak amacıyla uygulanmaktadır. Araştırmanın nicel yöntem kısmında gönüllülük esasına bağlı olarak 100 öğrenciye anket uygulanmıştır ve güvenirliği artırmak maksadıyla 15 öğrenciyle yarı yapılandırılmış görüşme gerçekleştirilmiştir. Elde edilen nicel veriler İBM SPSS 23 programı ile analiz edilmiştir. Nitel veriler ise betimsel yöntem ve içerik analizi teknikleri ile analiz edilmiştir.
Tacikistan'da yaşayan Lakaylar
Bu çalışmada, Tacikistan'da yaşayan etnik Türk gruplarından biri olan Lakay halkının modern durumu ve tarihsel gelişimi incelenmiştir. Lakaylar, etnik köken bakımından Türk halklarının bir parçasıdır. Dil özellikleri ve folklorik unsurları Kazak-Özbek Türklerinin karışımı gibi durmaktadırlar. Bununla birlikte onların Özbeklere daha yakın olduklarına dair araştırmalar da mevcuttur. Araştırma konusu olan Lakaylar günümüzde Tacikistan'da yaşamaktadır. Konuşma dilleri Lakay lehçesi (Kıpçak Türkçesi) ve Tacikçedir. Araştırma kapsamında, Lakayların kökenleri ortaya konulmaya çalışılmış ve Tacikistan'ın modern kültürel gelişimine olan etkileri incelenmiştir. Ayrıca, Lakayların yerel nüfusla kaynaşma süreci analiz edilmiş ve özellikle komşu Türk ülkeleri olan Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan ile ortak özellikleri belirlemeye özel bir önem verilmiştir. Çalışmada, Lakayların bölgenin toplumsal ve kültürel gelişimine etkilerini tam anlamıyla kavrayabilmek amacıyla, onların günlük yaşam alışkanlıkları, ekonomik faaliyetleri ve kültürel uygulamalarındaki benzerlikler de ele alınmıştır.
Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde kültür politikaları
Bu çalışmada, kültürel ögelerin kullanıldığı bir kamu diplomasisi yaklaşımı olan kültürel diplomasinin bir araç olarak dilden nasıl yararlandığına dikkat çekilmiştir. Zira dil, sosyal bir varlık olan insanların iletişiminde ve kültürlenmesinde en önemli araçlardan biridir. Devletler de bu bilinçten hareketle kültürel diplomasi ile etkin bir şekilde yumuşak güç kullanmaya başlamış; kültürel diplomasi aktörleri vasıtasıyla dil öğretimi faaliyetlerine hız kazandırarak politikalarına alan açmıştır. Değişim programları, burslar ve kültür merkezleri aracılığıyla yürütülen dil öğretimi çalışmaları; sempozyum, çalıştay, konferans, mali destekler ve kültür gezileri gibi araçlarla da desteklenmektedir. Ancak konu akademik açıdan henüz yeterince incelenmemiştir. Bu çalışmanın amacı; yabancı dil olarak Türkçe öğretimine Türkiye'nin kültür politikasının yansımasını bütüncül bir bakış açısıyla incelemektir. Çalışmada, araştırma yöntemlerinden nitel araştırma yöntemi kullanılmış; nitel bilgi toplama yöntemlerinden doküman analizine başvurulmuştur. Bu doğrultuda öncelikle yumuşak güçten ve kaynaklarından bahsedilerek Türkiye'nin kamu diplomasisinde bu kaynakların nasıl konumlandırıldığına değinilmiştir. Ardından kültürel diplomasi aktörlerinden Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), Türkiye Diyanet Vakfı (TDV), Türkiye Maarif Vakfı (TMV), Yunus Emre Enstitüsü (YEE) ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB); yabancı dil olarak Türkçe öğretimi faaliyetleri üzerinden incelenmiştir. Adı geçen kurumların faaliyetleri gerek basılı gerek elektronik olarak yayımlanan raporlar, yönetmelikler, bültenler ve basında çıkan haberler vasıtasıyla değerlendirilmiştir. Çalışma sırasında Türkiye'nin kültürel diplomasi konusunda belli bir kurumsal yapı kazandığı fakat hâlâ çözülmesi ya da geliştirilmesi gereken durumların olduğu görülmüştür. Özellikle yabancı dil olarak Türkçe öğretimine Türkiye'nin kültürel diplomasi aktörlerince önem atfedildiği lakin standart ve kurumsal bir programın bulunmayışının çeşitli sorunları da beraberinde getirdiği tespit edilmiştir.
Yabancı/ikinci dil olarak Türkçe öğretiminde kültürlerarası iletişim ve kültürlerarası duyarlılığın görünümleri
Bireyin kendi kültüründe doğal olarak karşılaştığı sözler ile sözel veya sözel olmayan davranışlar, başka kültürlerde farklı anlamlar taşıyabilir; farklı algılanabilir, yanlış yorumlanabilir ya da karşılığı olmayan bir kavram veya durum olarak belirebilir. Bu durum, kültürlerarası iletişimin temel dayanağıdır. Bireylerin etkin bir kültürlerarası etkileşime sahip olabilmesi için de gelişmiş kültürlerarası duyarlılığa sahip olması gerekmektedir. Bu bağlamda yabancı/ikinci dil öğretiminde öğrenicilerin ve öğreticilerin, kültürlerarası duyarlılığa sahip olması gerekmektedir. Bunun yanı sıra temel öğretim kaynaklarından ders kitapları, içerik olarak öğrenicilere kültürel farklılıkları gösterici olmalı, öğrenicilerin farklı kültürel değer ve yargıları yabancılamayan, farklılıklara açık ve hoşgörülü olmalarını sağlamalıdır. Bu da dil öğretim sınıflarında kültürlerarası duyarlılık kazanımı ile olasıdır. Bu çalışmanın amacı, Türkçenin yabancı/ikinci dil olarak öğretiminde kullanılan ders kitaplarının ve uygulamaların içeriklerini kültürlerarası duyarlılık görünümleri açısından incelemek, öğrenicilerin ve öğreticilerin kültürlerarası duyarlılık ile etnikmerkezcilik düzeylerini etkileyen etmenleri saptamak ve sonuçları değerlendirerek önerilerde bulunmaktır. Bu amaç doğrultusunda araştırma çoklu durum çalışması olarak planlanmıştır. Araştırmada Çukurova Üniversitesi Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma merkezinde 2019-2020 ve 2021-2022 akademik yıllarında Türkçe öğrenim gören öğrenicilerin ve uluslararası öğrenicilere Türkçe dersi veren öğreticilerin kültürlerarası duyarlık ve etnikmerkezcilik düzeylerini etkileyen etmenler incelenmiştir. Ayrıca dil öğretiminde öğreniciler için uzun bir süre yoğun bir şekilde takip edecekleri ders materyallerinin kitaplar olduğu düşüncesinden hareketle dil öğretim merkezleri ve kurumlarında yabancı ve ikinci dil olarak Türkçe öğretimi amacıyla kullanılan "Yedi İklim Türkçe" ve "Yeni İstanbul Uluslararası Öğrenciler için Türkçe Eğitim Seti"ndeki "kültürlerarası duyarlılık" görünümleri incelenmiştir. Araştırmada nicel ve nitel veri toplama araçları olarak "Kültürlerarası Duyarlılık Ölçeği", "Etnikmerkezcilik Ölçeği", görüşme formları, "Yabancı/İkinci Dil Olarak Türkçe Ders Kitabı Kültürlerarası Duyarlılık İnceleme Ölçütleri" kullanılmıştır. Öğrenicilere ve öğreticilere uygulanan ölçeklerden elde edilen nicel veriler SPSS aracılığı ile analiz edilmiştir. Yabancı/İkinci dil olarak Türkçe ders kitapları ise tümevarım yöntemiyle geliştirilen ölçütler doğrultusunda doküman incelemesi yöntemi ile incelenmiştir. Araştırmanın sonucunda öğrenicilerin ve öğreticilerin kültürlerarası duyarlılık ve etnikmerkezcilik düzeylerini etkileyen etmenler tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra araştırma bulguları, incelenen ders kitaplarında; öğrenicilerin hoşgörülü olmalarını, empati kurmalarını sağlayacak ve merak uyandıracak etkinlikler ile kültürel içerikler konularında öne çıkan olumlu özelliklerin yanı sıra geliştirilmesi önerilen eksikliklerin de olduğunu göstermiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulardan öğrenici ve öğreticilerin kültürlerarası duyarlılıklarının geliştirilmesine ve ders kitaplarında kültürlerarası duyarlılık görünümlerine ilişkin önerilerde bulunulmuştur.
Yakutça ve Dolgancadaki Tunguzca kopyalar
Tunguz dillerinin Yakutça ve Dolgancayla ilişkileri, Altayistik ve Türkolojinin ortak inceleme alanlarından biridir. Bu çalışmada, Yakutça ve Dolgancayı en çok etkileyen Tunguz dili olan Evenkicenin bu etkiyi hangi alanlarda gerçekleştirdiği bütüncül olarak ortaya konmaya çalışılmıştır. Gerektiğinde diğer Tunguz dillerinden, özellikle de Evencenin verilerinden yararlanılmıştır. İnceleme sonucunda, etkileşimin ağırlıklı olarak söz varlığında gerçekleştiği, ancak sesbilgisi ve biçimsel sözdizimi alanlarında da dil ilişkisine bağlı değişimlerin olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmayla Yakutçada 120, Dolgancada ise 54 Tunguzca kopya ilk kez ortaya konulmuştur. Bu rakamlara, daha önceki çalışmalarda belirlenmiş olan veriler de dahil edildiğinde Yakutçadaki Tunguzca kopya sayısı 1200'e, Dolgancadaki kopya sayısı ise 440'a ulaşır. Bu sözvarlığı, elinizdeki çalışmada, Lars Johanson'un Türk dilleri üzerinden modellemiş olduğu kod kopyalama kuramı ilkelerince değerlendirilmiştir.