
156
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Kafkas İslam Ordusu: Kuruluş, teşkilatlanma ve operasyonlar
1917'deki Rus ihtilallerinin Kafkasya'ya yansımaları, Kafkasyalı Türklerin yeni siyasal düzen arayışları ve yaşanılan zorlukların aşılmasında Osmanlı Devleti'nin izlediği askeri siyaset, bu çalışmanın başlıca araştırma konusunu oluşturmaktadır. Konuyla ilgili arşiv belgeleri, ana kaynaklar, hatıratlar ve yayımlanmış belgeler koleksiyonları araştırmanın başlıca kaynak envanterini teşkil etmektedir. Konu karşılaştırmalı tarih yöntemi ile araştırılmış ve inşa edilen metin sorgulayıcı üslupta yazılmıştır. Araştırma sırasında ulaşılan bulgulara göre, Osmanlı entelektüel muhitinin en yakın coğrafyadaki Türklerin kurtarılmasıyla ilgili Birinci Dünya Savaşı öncesinde ileri sürdüğü teorik öneriler, Rus ihtilallerinden sonra Osmanlı Devleti'nin kapsamlı Kafkasya siyasetine dönüştü. Yeni siyaset çerçevesinde oluşturulması gündeme gelen teşkilat, gayrinizami ve nizami olmak üzere, iki aşamadan geçti. Kafkasya'ya izam edilen Binbaşı Hasan Ruşeni'nin esaretten firar eden Türk subayları ve askerlerinin katılımıyla oluşturduğu gayrinizami teşkilat, Bakü Eyaleti genelinde Bolşevikler ve Taşnaklarla mücadelede başarısız oldu (Aralık 1917-Mart 1918). Kafkasya'dan gönderilen temsilcilerin daveti üzerine oluşturulması hızlandırılan nizami teşkilat ise kuruluş, operasyonlar ve tasfiye süreçlerinden geçti (Mart 1918-Ocak 1919). İstanbul'daki kuruluş döneminde nizami teşkilatın karargâhı ile üç fırkası teşkil edildi ve Enver Paşa'nın kardeşi Nuri Paşa da bu teşkilatın komutanı tayin edildi (Mart-Mayıs 1918). Nuri Paşa'nın kurmay heyetiyle gittiği coğrafyada yerel teşkilatın henüz oluşum aşamasında bulunmasından dolayı Azerbaycan'a 5 kafile halinde 3 fırka takviye kuvveti gönderildi (Haziran-Eylül 1918). Bahsedilen kıtaatın katılımıyla yapılan operasyonlar üç aşamalı oldu. İlk aşamada Bolşevikler ile Taşnakların oluşturduğu Kızıl Kolordu ile savaşıldı, Gökçay ile Kuba, Cevat ve Şamahı kazaları kurtarıldı (Haziran-Temmuz 1918). İkinci aşamada İngilizlerin destekledikleri sağ ihtilalci örgütlerle Taşnakların oluşturduğu Diktatörlük Ordusu ile savaşıldı ve Bakü kazası ile şehir merkezi gerçek sahiplerine iade olundu (Ağustos-Eylül 1918). Üçüncü aşamada Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü tehdit eden Karabağ'daki unsurlar kısmen kontrol altına alındı. Güneydeki Rus yerleşimcilerin dizginlenmesine ve Zengezur'daki Ermeni ekspansiyonizminin engellenmesine ise vakit yetmedi. Sonuç itibariyle Birinci Dünya Savaşı'nda yenilenlerin safında bulunmanın bedeli olarak imzalanan mütarekenin 11. ve 15. maddeleri gereğince, Bakü muharebe cephesindeki kazanımlardan tamamen vazgeçildi ve Kafkasya'daki Türk kıtaatı peyderpey ana vatana döndü (Kasım 1918-Ocak 1919).
Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde kavramsal metafor kuramına dayalı metafor öğretimi
Bu çalışma, yabancı dil olarak Türkçe öğretimi kapsamında yer alan metafor öğretimi / öğrenimi problemine yönelik kavramsal metafor kuramına dayalı bir öğretimin geliştirilmesini ve uygulanmasını amaçlamaktadır. Burada araştırma probleminin çözümüne yönelik bir süreç izlenmesinden dolayı çalışma, nitel yöntemlerden eylem araştırması desenine sahiptir. Bu çalışmada öncelikli olarak problem durumu ortaya konmuş, sonrasında kavramsal metafor öğretimi için araştırmacı tarafından planlanan öğretim uygulaması gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın veri toplama aşaması uygulama öncesi, uygulama sırası ve uygulama sonrası olmak üzere üç aşamadan oluşturularak gözlem, görüşme ve doküman analizi şeklinde çoklu veri toplama yoluna gidilmiştir. Bu veriler ise yabancı dil olarak Türkçe ders materyali, B2 seviyesindeki 25 öğrenci ve 7 öğretim elemanından hareketle elde edilmiştir. Uygulama öncesi aşamada problemin tespiti için ilgili ders materyali incelenmiş, çalışma grubuna metafor sınavı uygulanmış ve öğretim elemanlarıyla görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bunun ardından uygulama sırasında araştırmacının geliştirdiği öğretim etkinlikleri uygulanarak araştırmacı ve öğrenciler tarafından araştırma günlükleri tutulmuştur. Ayrıca bu aşamada gözlem yapmak üzere dersler kayıt altına alınmıştır. Son olarak sürecin değerlendirilmesi adına, uygulama sonrasında metafor sınavı tekrar uygulanarak öncesi metafor sınavıyla karşılaştırılmış ve öğrencilerle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda elde edilen tüm veriler içerik analizi ile detaylı şekilde incelenmiş ve araştırma bulgularına ulaşılmıştır. Sonuç olarak kavramsal metafor kuramına dayalı metafor öğretiminin, kavramsallaştırmadaki sistematik yapıyı içermesinden dolayı, yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde metaforları anlama, yorumlama ve üretme kazanımları açısından oldukça etkili olduğu ve öğrencilerin metaforik yeterliliklerine katkı sağladığı görülmüştür.
Türkçede karşıolgusallık
Karşıolgusal olarak etiketlenebilecek cümlelerde temelde iki anlam iletilmektedir: Birincisi, cümledeki olay veya durumun gerçekleşmediği (yani bir olgu olmadığı), ikincisi ise cümledeki ilgili olay veya durumun tam tersinin gerçekleştiğidir (yani bir olgu olduğudur). Bir başka deyişle konuşur karşıolgusal bir cümle ürettiğinde önvarsayımsal olarak cümledeki olay veya durumun tersinin gerçekleştiğini iletmiş olur. Karşıolgusallık alanyazında öncelikle karşıolgusal koşul cümleleri çerçevesinde ele alınagelse de, koşul cümlesi olmayıp karşıolgusallık ileten cümleler de bulunmaktadır. Bununla birlikte varsayımda bulunan ve varsayımda bulunmayan karşıolgusal cümle-lerden de bahsetmek mümkündür. Karşıolgusallık bu çalışmada sadece koşul cümleleri çerçevesinde ele alınmamış, koşul cümlesi olan ve olmayan karşıolgusal cümlelerle birlikte varsayımda bulunan ve bulunmayan karşıolgusal cümleler bütüncül bir biçim-de incelenmiştir. Bu tez çalışmasında öncelikle karşıolgusal cümlelerin türleri belirlenmiştir. Bu türler; konuşurun doğrudan varsayımda bulunup bulunmadığına, bir varsayımın sonuçlarını tahmin edip etmediğine bakılarak tespit edilmiştir. Buna göre A1 cümleleri doğrudan varsayımda bulunan, A2 cümleleri de doğrudan varsayımda bulunmamakla birlikte bunu örtük bir biçimde yapan cümlelerdir. Her iki cümleden sonra karşıolgusal olay ve durumların spekülatif sonuçları hakkında tahmin ve yorumlarda bulunan B cümleleri gelebilir. B cümleleri herhangi bir A1 veya A2 cümlesi olmadan da üretilebilir. Çalışmada bu üç cümle türünün kendi alt türleri de ayrıca incelenmiş, kullanılan işaretleyiciler tespit edilmiştir. Bununla birlikte en önemli A1 > B ilişkisi olan karşıolgusal koşul cümleleri üzerinde daha detaylı bir inceleme yapılmış, bunu yapabilmek için koşul cümlelerinin sınıflandırılması da gerekli görülmüştür. Çalışma boyunca karşıolgusallık hakkındaki genel tartışma başlıkları da tanıtılmış ve bazıları için çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır.
Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde düşünceyi geliştirme eğitiminin yazma becerisine etkisi
Dilleri işlevsel kılan söz varlıkları, kalıp ifadeleri ve yapılarıdır. İnsanlar ana dili öğrenirken bunlarla doğal yolla tanışır. Yabancı bir dille duygu ve düşüncelerini ifade ederken ana dili kullanımından edindikleri katkılar sunsa da yeni dilin söz varlıkları, kalıp ifadeleri ve yapılarını öğrenmek gerekir. Düşünceyi geliştirme yolları bu noktada kullanabilecek tekniklerden oluşur. Yazma ve konuşma sürecinde kullanılan temel bileşenlerden biri düşünceyi geliştirme yollarıdır. Yabancı dil olarak Türkçe öğrenenlerin düşünceyi geliştirme yolları konusunda eğitilmeleri, yazılı ve sözlü anlatım becerilerinin gelişmesine katkı sağlayabilir. Araştırmanın amacı, yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde düşünceyi geliştirme eğitiminin yazma becerisine etkisini belirlemektir. Araştırmada nicel ve nitel yöntemin birlikte kullanılmasıyla kapsamlı bir analizin oluşturulması hedeflenmiştir. Çalışmada ön test-son test kontrol grubu deseni kullanılmıştır. Öğrenicilerin yazılı anlatımdaki durumları yazılı ürünleri incelenerek tespit edileceği için betimsel tarama modelinden yararlanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, 2018-2019 eğitim öğretim yılında Gazi Üniversitesi TÖMER'de öğrenim gören B2 düzeyindeki 40 öğrenicidir. Araştırmanın ham verilerini öğrenicilerin ön uygulama ve son uygulamada yazdıkları metinler oluşturmaktadır. Deney ve kontrol grubu öğrenicileri yansız atama ile ayrılmıştır. Ön uygulama uzman görüşlerine uygun seçilen konulardan bir metin yazdırılarak oluşturulmuştur. Deney grubuna 7 hafta süreyle düşünceyi geliştirme yolları eğitimi verilmiştir. Bu sürede kontrol grubuna konuyla ilgili herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Uygulamalardan sonra iki gruba da son uygulama olarak yine yazı yazdırılmıştır. Öğrenicilerin ön uygulama ve son uygulamada yazdıkları metinler, araştırmanın alt problemleri doğrultusunda nicel ve nitel olarak analiz edilmiştir. Analiz aşamasında "Düşünceyi Geliştirme Yolları Formu", "Metin Uzunluğu Formu" ve "Tutarlılık Değerlendirme Ölçeği"nden yararlanılmıştır. Çalışma sonucunda, düşünceyi geliştirme yolları eğitiminin verildiği deney grubunun ön uygulama metinleriyle son uygulama metinleri arasında düşünceyi geliştirme yolları kullanımı ve metin tutarlılığı başarısı konusunda artış olduğu, düşünceyi geliştirme yolları kullanımının metin uzunluğuna etkisi olmadığı belirlenmiştir. Deney ve kontrol gruplarının ilk ve son yazılarında en çok kullandığı düşünceyi geliştirme tekniği karşılaştırma, en az kullandığı teknik ise tanık göstermedir. Düşünceyi geliştirme eğitimi sonucunda ise deney grubunun son uygulama metinlerinde, düşünceyi geliştirme yollarının her birinin kullanımında artış olmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda yabancı dil olarak Türkçe öğretimi alanı için; öğretim programı, öğretim elemanı, materyal, ölçme ve değerlendirme ile bu alandaki araştırmacılar boyutlarında öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Yabancı dil olarak Türkçe öğretimi, yazma becerisi, düşünceyi geliştirme yolları.
Türk soylulara Türkiye Türkçesi öğretimi: Yesevi Türkçe öğretim seti örneği
Türk Soylulara Türkiye Türkçesi Öğretimi: Yesevi Türkçe Öğretim Seti Örneği başlıklı bu tez çalışmasında Türk soylulara Türkiye Türkçesi öğretimine yönelik hazırlanan Yesevi Türkçe Öğretim Seti, Türkiye Türkleri ile Türk soylular arasında dil ve kültür alanında bulunan benzer ve ortak ögelerden ne ölçüde yararlanıldığı açısından incelenmiştir. Türk Cumhuriyetlerinde Türkçeye olan ilgi günden güne artmaktadır. Türkiye'nin uluslararası alanda yükselen değerinin, ekonomi alanındaki gelişmelerin de bunda payı büyüktür. 1993 yılından itibaren Büyük Öğrenci Projesi kapsamında Türk Cumhuriyetlerinden birçok öğrencinin Türkiye'ye gelmesi sağlanmıştır. Son yıllarda YTB burslusu olarak ya da kendi imkânları ile Türk soylu öğrenciler, eğitim için Türkiye'ye gelmeye devam etmekte ve birçoğu, bölümlerinde okumaya başlamadan önce TÖMER'lerde eğitim görmektedirler. Bu bağlamda "Türkiye Türklerinin ve Türk soylu/dilli topluluklarının dil ve kültür alanında ortak ögelere sahip olması, Türk soylulara Türkiye Türkçesi öğretimini hızlandırarak sürecin daha verimli ilerlemesi için bir avantaja dönüştürülebilir mi?" sorusu, üzerinde tartışılması gereken bir konudur. Bu doğrultuda çalışmada Türk dilleri arasında yapısal düzeydeki ve söz varlığındaki benzerliklere, Türk dilli/soylu topluluklar arasındaki kültürel ortaklıklara Yesevi Türkçe Öğretim Seti'nde ne ölçüde yer verildiği ve bu ortaklıkların Türk soylulara Türkiye Türkçesi öğretim süreçlerini olumlu yönde etkileyecek biçimde kullanılıp kullanılmadığı ele alınmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında Türkiye Türkçesi ile Türk lehçeleri arasında bulunan tipolojik ve Türkiye Türkleri ile Türk soylular arasında bulunan kültürel ortaklıklarla ilgili ölçütler belirlenmiştir. Söz konusu ölçütler çerçevesinde incelenen Yesevi Türkçe Öğretim Seti'nden doküman analizi yöntemi ile elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçları; incelenen öğretim setinde tipolojik ortaklıklara yönelik ögelerin öğretmen kılavuz kitaplarında, öneri ve uyarı bölümlerinde, öğreticinin lehçe bilgisine sahip olduğu varsayılarak öğreticiyi yönlendirecek nitelikte kullanıldığını, ders ve çalışma kitaplarında ise dil bilgisi konu anlatımlarında, metinlerde ve etkinliklerde hedef kitleye sezdirilecek düzeyde kullanılmadığını göstermiştir. Kültürel ortaklıklara ilişkin ögelere ise ders ve çalışma kitaplarında, kısmen öğretmen kılavuz kitaplarında yer verildiğini ve bu ögelerin hedef kitlede Türk dünyasının kültürel ortaklıkları konusunda farkındalık oluşturmak ve Türk soylulara Türkiye Türkçesi öğretiminin verimliliğini artırmak amacıyla kullanıldığını göstermiştir.
Pallas'ın Zoographia Rosso-Asiatica'sında Türkçe ve Moğolca hayvan adları
1741-1811 yılları arasında yaşamış olan Alman asıllı zoolog ve bitki bilimci Peter Simon Pallas, 18. yüzyıl sonlarında Rus coğrafyasına yaptığı seyahatleri sırasında çok çeşitli hayvan türlerini derleyerek Zoographia-Rosso-Asiatica (1811-1831) isimli eserini yayımlamıştır. Pallas bu eserinde 875 farklı hayvan türünü başta memeliler, kuşlar, sürüngenler ve balıklar olmak üzere alt sınıflara ayırmak suretiyle sınıflandırmış, her bir türün başta Latince, İngilizce, Fransızca ve Rusçası olmak üzere farklı dillerdeki karşılıklarına yer vermiştir. Bu diller içerisinde araştırmamızın asıl konusu olan Altay dil ailesine mensup diller de bulunmaktadır. Bunlardan Tatarca ve lehçeleri, Yakutça, Kırgızca, Başkurtça, Çuvaşça, Özbekçe, Kazakça, Hakasça ve lehçeleri, Tuvaca, Tofaca, Teleüt ağzı, Kumukça ve Nogayca Türk dillerine; Buryatça, Kalmukça ve Dagurca da Moğolcaya mensup dillerdir. Bu çalışmanın konusu, Pallas'ın 18. yüzyılda Rus coğrafyasından derlediği hayvan adlarından Türk ve Moğol dillerine ait olanların incelenmesidir. Çalışmada Türkçe hayvan adlarının tarihi ve modern Türk dillerindeki karşılıklarına yer verilmiş, varsa bunların Moğol dillerindeki karşılıkları da belirtilmiştir. Çalışmanın amacı, Pallas'ın 18. yüzyılda Rus coğrafyasından derlediği hayvan adlarından Türk ve Moğol dillerine ait olanların kökenlerini incelemek ve Altay dil araştırmalarına katkıda bulunmaktır. Çalışmada tüm hayvan türleri Türkiye Türkçesindeki karşılıklarına göre sıralanmış, aynı zamanda Pallas'ın taksonomik adlandırması ile günümüzde kabul edilen taksonomik adları belirtilmiştir. Bu bakımdan değerlendirildiğinde çalışmanın biyoloji bilimine de katkı sağlaması beklenmektedir.
Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde televizyon dili: Öncelikli söz varlığı derlemi
Bu tez çalışmasının kuramsal temelleri, AOÖÇ'de sosyal aktörler olarak görülen yabancı dil öğrenicilerinin hedef dilde iletişim kurabilmeleri ve sosyal görevleri yerine getirebilmelerinin ön koşulunun hedef dilin konuşulduğu kültüre ve dolayısıyla kültürün en önemli yansıtıcılarından biri olan sözlü dil unsurlarına hâkim olmalarını gerektiği düşüncesine dayanmaktadır. Çalışmada, televizyon dilinin sözlü dilin bir temsili olduğu varsayımından yola çıkılmış ve oluşturulacak bir televizyon dili derleminden hareketle sözlü dilin sözcük sıklığının ve sözlü dile ilişkin toplumdilbilimsel göstergelerin ortaya koyulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, 2021 yılında her ayın ilk haftasına ait izlenme verilerine göre en çok izlenen programlar belirlenmiş ve bu programlardan izlenme dağılımlarına göre alınmış olan 890 parçadan oluşan 19 saat 46 dakikalık program kesiti deşifre edilmiştir. Deşifre işlemi sonucunda 446.254 sözcükten oluşan Televizyon Dili Derlemi (TDD) oluşturulmuştur. Bu derlem, Sketch Engine adlı çevrimiçi derlem analiz uygulaması vasıtasıyla analiz edilmiştir. Çalışmada ilk olarak sıklık analizi yapılmıştır. Sıklık düzeyi en yüksek ilk 2000 sözcük listelenmiş ve sözcük türü dağılımı açısından incelenmiştir. Sonrasında "Televizyon Dili Derlemi Sözlü Dili Ne Ölçüde Yansıtmaktadır?" sorusuna cevap aramak amacıyla, sıklık listesi bir başka sözlü dil temelli söz varlığı çalışması olan Aşık'ın (2007) sıklık listesiyle karşılaştırılmış ve listeler arasında %65 oranında ortak sözcük tespit edilmiştir. İki liste arasındaki farklılıkların ise çoğunlukla ölçüt farklılıklarından kaynaklandığı tespit edilmiştir. Çalışmanın sonraki aşamasında, TDD'den sıklığı 10'un üzerinde olan 2-3 Gram bağımlı dizimleri çekilerek listelenmiştir. Bağımlı dizimler, dildeki kalıplaşmış birimler ve sözlü dile özgü söylem belirleyiciler açısından incelenip yorumlanmıştır. Sonraki aşamada, derlemden seçilen 2 dizi kesiti sözlü dilin kültürel kodlarının ortaya koyulabilmesi için toplumdilbilimsel göstergeler bakımından yorumlanmıştır. Çalışmanın en son aşamasında ise, sıklık listesinde bulunmayan ama televizyon diline dair önemli göstergeler olan dilsel sapmalar, yabancı sözcükler ve argo kullanımları ayrıca tartışılmıştır.
Doğal kaynak laneti ve Kazakistan'ın ekonomik politikaları
Bu tez çalışmasında, Kazakistan'ın siyasi, iktisadi ve sosyo-ekonomik tarihinin, bağımsızlık öncesi ile karşılaştırmalı olarak, doğal kaynak laneti tezi çerçevesinde incelenmesi amaçlanmıştır. Tezin temel iddiası, geniş maden, petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip Kazakistan'ın, bağımsızlığının ilk 25 yılında doğal kaynakların dış satımından elde ettiği rantı imalat sanayiine yönlendiremediği, bunun temel sebebinin ise doğal kaynak laneti olarak adlandırılan olgu olduğudur. Tez çalışmasında, Kazakistan'a ilişkin veriler, doğal kaynak laneti tezinin teorik altyapısı ve Kazakistan dahil farklı ülkeler için yapılan çalışmaların sonuçları ışığında, tarihsel bir bakışla incelenmiştir. Sonuç olarak, Kazakistan, bağımsız devlet olarak ilk 25 yılının sonunda, ekonomisi doğal kaynaklara ve kısmen bu kaynakları kullanan metal işleme, petrokimya gibi endüstrilere dayalı bir ülke olarak tanımlanabilir. Doğal kaynak laneti tezi kapsamında öngörülen çoğu mekanizmanın Kazakistan için önemli ölçüde geçerli olduğu söylenebilir. Hollanda hastalığı, ekonomik büyümenin düşmesi, ekonominin çeşitlendirilememesi, ihracatın doğal kaynaklara bağımlılığı, enerji ve sermaye yoğun üretim yapısının güçlenmesi, kurumsal ve yönetsel kalitenin düşüklüğü, insan sermayesine yeterince yatırım yapılamaması Kazakistan için geçerli tespitler olmuştur.
Kazaklara Türkçe öğretiminde yalancı eş değer sözcükler
Bu çalışmada Türkçe ve Kazakçada bulunan yalancı eş değer sözcükler tespit edilmiştir. Çalışma kapsamında, yalancı eş değer sözcükler üzerine günümüze değin yapılan çalışmalar araştırılmış, incelenmiş ve birincil ve ikincil kaynaklar şeklinde sınıflandırılmıştır. Söz konusu diller arasındaki yalancı eş değer sözcüklerin incelendiği önceki çalışmalara kıyasla, bu çalışma tespit edilen yalancı eş değer sözcüklerin sayısı bakımından daha geniştir. Çalışmada, Kazakça-Türkçe arasındaki yalancı eş değer sözcüklerin madde başı listesi ile bu sözcüklerin tasnifi ve gruplandırılması yapılmıştır. Ayrıca sözcüklerin düzeylere göre dağılımı da yapılmıştır. Bunun amacı, Kazak öğrencilere Türkçe öğretimi sırasında, yalancı eş değer sözcüklerin oluşturabileceği zorlukların üstesinden gelinmesi için hem öğrencilere hem de öğreticilere kullanabilecekleri bir kaynak sunmaktır. Ayrıca çalışmamız, öğretim malzemelerinin hazırlanması aşamasında Kazakça-Türkçe arasındaki yalancı eş değerlikle ilgili yardımcı bir kaynak olarak fayda sağlayabilecek potansiyeldedir. Anahtar Sözcükler: Kazakça, Türkçe, yalancı eş değerler, yabancı dil olarak Türkçe öğretimi.
Kazakistan'daki Korelilerin sosyo-kültürel yapısı
"Kazakistan'daki Korelilerin Sosyo-Kültürel Yapısı" başlığı altında hazırlanmış olan bu tezde, Kazakistan'da yaşayan Kore topluluğunun zorunlu göç tarihi ele alınarak, günümüzdeki durumu, özellikle de sosyo-kültürel yapısı irdelenmiştir. Nicel ve nitel araştırma yöntemleri kullanılarak veri toplanan bu çalışmada, Kazakistan Korelilerinin dil, din, eğitim, ekonomik durum, etnik kimlik duygusu, sosyal hayat durumu anket ve mülakat yolu ile araştırılmıştır. Kazakistan Korelilerinin kültürü, geçmişte ve günümüzde yaşadıkları coğrafya, devlet politikaları, bölgede bulunan diğer topluluklar ve bunların kültürleri ile sıkı bir etkileşim içindedir. Bu bölgedeki Koreli nüfusun azlığı, ulusal özerklik eksikliği, yüksek kentsel yerleşim oranı gibi sebeplerden dolayı ve hızlı sosyo-ekonomik gelişmeye bağlı olarak Koreliler, yoğun olarak başta Rus kültürü olmak üzere Kazak kültürüne de adapte olmuşlardır. Özellikle dil konusuna değinecek olursak, Kazakistan Korelileri anadilleri olan Koreceyi neredeyse unutmuşlardır. Din durumunun özelliklerinden biri, diğer çoğu etnik gruplar gibi bir ana din oluşturmadan halkın çeşitli dinlere dağılım göstermesidir. Eğitim ve ekonomik durumu ise aynı coğrafyada bulunan diğer milletlerden daha yüksek ve istikrarlıdır. Dil ve din durumunun aksine günlük hayatta geleneksel ritüeller ve öz kültürel unsurların bir kısmını hâlâ korudukları gözlemlenmektedir.