
2,645
Archived Theses
16
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Discipline
Gençlerin akıllı telefon bağımlılığı ve sağlıklı yaşambiçimi davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma gençlerin akıllı telefon bağımlılıkları ile sağlıklı yaşam biçimi davranışları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma tanımlayıcı tipte olup Şanlıurfa Eyyübiye 01 No'lu Aile Sağlığı Merkezi Bölgesi'nde Eylül 2023 – Ağustos 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmanın evrenini Eyyübiye 01 No'lu Aile Sağlığı Merkezi Bölgesi'nde yaşayan 18-24 yaş arası 3727 birey örneklemini ise 348 birey oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları II Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde t testi, Mann Whitney U testi, Varyans Analizi, Kruskal Wallis Analizi yapılmıştır. Çalışmada gençlerin Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği toplam puan ortalaması 32.31±9.45, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları II toplam puan ortalaması ise 114.37±21.19 olarak bulunmuştur. Ayrıca gençlerin Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları II toplam puan ortalamaları arasında düşük düzeyde, negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r = -0,118; p = 0,028). Sonuç olarak gençlerin akıllı telefon bağımlılık düzeyleri azaldıkça sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının arttığı görülmektedir. Bu nedenle gençlerin akıllı telefon bağımlılığı düzeylerini düşürecek, sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını arttıracak sağlık eğitimlerinin planlanması, girişimsel hemşirelik çalışmalarının yapılması önerilmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Hemşirelik, Gençler, Akıllı telefon bağımlılığı, Sağlıklı yaşam biçimi davranışları
Kadınların jinekolojik kanser farkındalık düzeylerinin ve meme kanseri kadercilik algılarının belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı, 30-64 yaş arası kadınların jinekolojik kanser farkındalık düzeyleri ve meme kanseri kadercilik algılarının belirlenmesidir. Çalışma tanımlayıcı tipte olup Şanlıurfa Eyyübiye Harrankapı 25 Nolu Aile Sağlığı Merkezi Bölgesi'nde Ekim 2023 – Haziran 2024 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini 333 kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ölçeği ve Meme Kanseri Kadercilik Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t Testi, Mann Whitney U Testi, Kruskal Wallis Analizi yapılmıştır. Çalışmanın yapılması için ilgili kurumlardan, Harran Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan ve katılımcılardan izin alınmıştır. Araştırmaya katılan kadınların Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ölçeği toplam puan ortalaması 146.02±21.70, Meme Kanseri Kadercilik Ölçeği toplam puan ortalaması 7.40±2.61'dir. Kadınların eğitim durumuna (KW=10.079; p=0.018), gelir durumuna (KW=6.966; p=0.031), sosyal güvencesine (t=3.417; p=0.001) göre Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark saptanmıştır. Ayrıca Jinekolojik hastalık durumuna (t=3.056, p=0.003), jinekolojik muayene olma durumuna (t=6.291, p=0.001), jinekolojik kanserleri duyma durumuna (t=5.655, p=0.000), jinekolojik kanser belirtilerini bilme (U=1683.000, p=0.000), jinekolojik kanserler ile ilgili tarama testlerini bilme (t=5.676, p=0.000), pap smear testi yaptırma (t=5.281, p=0.000) durumlarına göre JKFÖ toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. Katılımcıların yaşına (t=-4.934; p=0.000), eğitim durumuna (KW=35.857; p=0.000), gelir durumuna (KW =7.653; p=0.022), sosyal güvencesine (t=2.686; p=0.007) göre meme kanseri kadercilik ölçeği toplam puan ortalaması arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Sonuç olarak kadınların jinekolojik kanserler farkındalık düzeylerinin düşük ve meme kanseri kadercilik algılarının yüksek olduğu söylenebilir. Bu nedenle jinekolojik kanserler farkındalık düzeylerinin arttırılması ve meme kanseri kadercilik algılarının azaltılması için eğitimler verilmelidir. ANAHTAR KELİMELER: Meme Ka nseri, Hemşirelik, Kadercilik, Farkındalık , Jinekolojik Kanserler
Hemşirelerin afetlere hazır oluş durumları ile stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu çalışma hemşirelerin afetlere hazır oluş durumları ile stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tiptedir. Çalışmanın evrenini Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesi ( 428 ), Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesi (430), Dağkapı Devlet Hastanesi ( 86 ), Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi (1134 ) ve Dicle Üniversitesi Hastanesi (956) bünyesinde çalışan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 787 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden hemşirelerden elde edildi. Araştırmanın verileri araştırmacı tarafından literatür taranarak oluşturulan tanıtıcı bilgi formu (EK-1), Hemşirelerin Afetlere Hazır Oluşluklarında Temel Yeterlilikler Anketi (EK-2) ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (EK-3) kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistik, bağımsız gruplarda T-testi, Tek Yönlü (Oneway) ANOVA testi ve Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hemşirelerin HAHOTYÖ toplam puan ortalaması 138.73±38.70 olarak bulunmuştur. Bu bulgular, hemşirelerin afetlere hazırlıkla ilişkili mesleki yeterliliklerinin çeşitli düzeylerde algılandığını, ancak genel olarak yeterli düzeyde değerlendirildiğini göstermektedir. Afet hazırlık temel yeterlilik puanları ile stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılan Pearson korelasyon analizi sonuçlarına göre, afet hazırlık düzeyi ile bazı stresle başa çıkma alt boyutları arasında anlamlı ve pozitif yönde ilişkiler bulunmuştur. En yüksek korelasyon kendine güvenli tutum ile afet hazırlık toplam puanı arasında saptanmış olup (r=0.254, p<0.01), bunu sırasıyla iletişim becerileri (r=0.255, p<0.01) ve teknik beceriler (r=0.251, p<0.01) izlemektedir. Sonuç olarak hemşirelerin afetlere hazır oluş durumları ile stresle başa çıkma tarzları arasında anlamlı ilişki olduğu, hemşirelerin afet bilgi düzeylerinin arttırılması, psikolojik sağlamlığı, teorik ve uygulamalı eğitimlerin artırılması önerilmektedir.
Dahiliye kliniklerinde COVİD-19 tanısı ile yatan hastaların ve hemşirelerin bireyselleştirilmiş bakım algısı
Bu araştırma dahiliye kliniklerinde COVİD-19 tanısı ile yatan hastaların ve hemşirelerin bireyselleştirilmiş bakım algısını değerlendirmek amacıyla yapıldı. İstanbul İli Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi pandemi dahiliye kliniklerinde tanımlayıcı ve kesitsel türde yapılan araştırma, 269 hasta ve 35 hemşire ile 10 Haziran 2021- 10 Haziran 2022 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırmanın verileri Hasta Bilgi Formu, Bireyselleştirilmiş Bakım Skalası-B-Hasta, Hemşire Bilgi Formu, Bireyselleştirilmiş Bakım Skalası-B-Hemşire kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın verileri istatistiksel analiz için SPSS 22.0 for Windows programı kullanıldı. İstatistiksel alfa anlamlılık seviyesi p<0,05 olarak kabul edildi. Araştırmada hastaların Bireyselleştirilmiş Bakım Skalası-Hasta ölçeği toplam puan ortalamaları 3,79±0,82 iken, hemşirelerin Bireyselleştirilmiş Bakım Skalası-Hemşire ölçeği toplam puan ortalamaları 3,87±1,05 saptandı. Hemşirelerin verdikleri bakımdan memnuniyet derecelerinin ortalaması 6,5±1,7 (aralık 4-10) iken hastaların aldıkları hemşirelik bakımından memnuniyet derecelerinin ortalaması 7,2±2,3 (aralık 1-10) olarak belirlendi. Hastaların ve hemşirelerin bireyselleştirilmiş bakım skalası puan ortalamaları ve alt puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı.
Çocuk hastalarda cerrahi öncesi COVID-19 yönünden risk değerlendirme
COVID-19 pandemisi sırasında çocuk hastalarda cerrahinin yarattığı risk ve alınması gereken önlemler konusu yeterince araştırılmamıştır. Bu çalışmada, Çocuk Cerrahisi uygulanacak hastalarda riski belirleyecek bir yöntem oluşturulması ve bu yöntemin etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırma Bir Üniversite Hastanesinin Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde 05.03.2021- 30.07.2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırma prospektif, tanımlayıcı ve kesitsel niteliktedir. Belirlenen tarih aralığında çalışma kriterlerine uyan ve onam veren tüm hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS, for Windows 21.0 istatistik paket programı kullanılmış, Karşılaştırmalarda Ki-kare, Fisher-exact test kullanılmıştır. PCR (Polimeraz zincir reaksiyonu)testi sonucu ve semptom ilişkisi değerlendirmede Kappa ve McNemar testleri kullanılmış ve P<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. COVID-19 PCR (Polimeraz zincir reaksiyonu) testinin pozitif sonuçları dikkate alınarak formun duyarlılık, özgüllük, pozitif kestirim değeri (PKD), negatif kestirim değerleri (NKD) hesaplanmıştır. Çalışmaya alınan 236 hastanın 31'ine (% 13.1) COVID-19 tanısı konmuştur. Bu olgulardan sekizinde (8/31: %25.8) hiç semptom saptanmamıştır. Yaş grupları, cinsiyet ile COVID-19 tanısı arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. Çocukta, öksürük, burun akıntısı, bulantı-kusma, halsizlik/kırıklık bulguları ile ailede ateş, öksürük, kas ağrısı, nefes darlığı, baş ağrısı, tat-koku alamama bulguları COVID-19 tanısıyla ileri derecede ilişkili bulunmuştur (p < 0.001). Ailede son 14 gün içinde COVID-19 tanısı, COVID-19 temas/şüphesi ile karantina ya da solunum sistemi hastalığı konulan kişi varlığı ile COVID-19 tanısıyla anlamlı olarak ilişkili bulunmuştur (p< 0.001). Tanı değerleri incelendiğinde; çocukta herhangi bir semptomun saptanması; duyarlık: % 74.2, özgüllük : %91.7, PKD: % 57.5. NKD: %91.7, üç ve daha fazla bulgu saptanması; duyarlık: % 25.8 özgüllük : % 100, PKD: % 100, NKD: % 89.9 ve formda herhangi bir soruya olumlu yanıt olması; duyarlık: %83, özgüllük: % 81.9 PKD: % 41.2 NKD: % 97.1 olduğu görülmüştür. Sonuçta bu yöntem ile, ameliyat öncesi çocuklarda COVID-19 yönünden risk araştırılmasının oldukça etkin olduğu görülmüştür. Asemptomatik olguları saptamak için daha geniş sorgulama formları geliştirilebilir. Bu tür sorgulama formları teletıp gibi uygulamalar için faydalı olabilir. Anahtar kelimeler: COVID-19, Çocuk Cerrahisi, Risk Faktörleri, Risk Değerlendirme Formu
Diyabet tanısı alan bireylerde insülin enjeksiyonu ve parmak delme korkusunu etkileyen faktörler
Araştırma, diyabetli bireylerin insülin enjeksiyonu ve parmak delme korkusunu etkileyen faktörleri belirleyebilmek amacıyla; kesitsel, ilişki arayıcı ve tanımlayıcı nitelikte bir çalışma olarak gerçekleştirildi. Çalışmaya insülin tedavisine yeni başlayan 122 hasta alındı. Veriler Tanımlayıcı Hasta Formu, Diyabetlilerde Kendi Kendine Enjeksiyon ve Test Yapma Korkusu Sorgulama Formu (D-FISQ) ile elde edildi. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis H testi ve Spearman korelasyon kullanıldı. Ölçek puanları üzerindeki etkili faktörler çoklu doğrusal regresyon analizi ile değerlendirildi. p<0,05 değeri istatistiksel olarak önemli kabul edildi. Çalışma grubunun %56,6'sını erkek hastalar oluşturdu. Kadınların kendi kendine enjeksiyon yapma korku (enjeksiyon), kendi kendine test yapma korku (test) ve toplam korku (toplam) puanları istatistiksel olarak erkeklerden yüksek olduğu saptandı (p<0,001). Yaş, cinsiyet ve ağrı deneyimi hastaların enjeksiyon korkunu etkileyen önemli değişkenlerdi. Bir birimlik yaş artışı ile enjeksiyon korku puanın 0,13 puan azaldığı ve erkeklere kıyasla kadınların enjeksiyon korku puan ortalamaları 2,11 puan yüksekti. Yaş, cinsiyet, hastanın kimle yaşadığı ve geçmişte kan bağışı değişkenlerinin kendi kendine test yapma korkusunu etkileyen önemli değişkenler olduğu belirlendi. Bir birimlik yaş artışı ile test korku puanının 0,18 puan azaldığı ve erkeklere kıyasla kadınların test korku puanları ortalama 3,358 puan, tek yaşayanların test korku puanları aile bireyleri ile yaşayanlara göre ortalama 4,711 puan, ve kanbağışı yapmayanların test korku puanları kan bağışı yapanlara göre 2,572 puan yüksek olduğu saptandı. Sonuç olarak, diyabetli bireylerin insülin enjeksiyonu ve parmak delme korkusunu etkileyen en önemli faktörlerin yaş, cinsiyet, geçmiş ağrı deneyimi, hastanın kimle yaşadığı ve geçmişte kan bağışı değişkenlerinin olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: Diyabet, Enjeksiyon korkusu, İğne fobisi, İnsülin enjeksiyonu.
Emzirme eğitiminin annelerin bebeklerini besleme tutumuna, emzirme motivasyonu ve yeterliliğine etkisi
Bu çalışmanın amacı, annelere doğum sonrası verilen emzirme eğitiminin annenin bebeğini besleme tutumu, emzirme öz yeterliliği ve emzirme motivasyonu üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla tek gruplu örneklem olarak öntest ve sontest tasarımında deneysel ve karşılaştırmalı olarak yapıldı. Etik kurul ve kurum izinlerini takiben Ekim 2018-Mayıs 2019 tarihleri arasında yapıldı. Araştırmanın örneklemini Nişanca Aile Sağlığı Merkezi'nde izlemi yapılan 80 loğusa dönemindeki anneler oluşturdu. Verilerin toplanmasında eğitim öncesi ve sonrasında Kişisel Bilgi Formu, Iowa Bebek Besleme Tutumu Ölçeği, Emzirme Öz-Yeterliliği Ölçeği ve Emzirme Motivasyonu Ölçeği kullanıldı. Çalışmadaki annelere bire bir emzirme eğitimi verildi. Verilerin değerlendirilmesinde IBM SPSS 24 İstatistiksel Analiz Programında; tanımlayıcı istatistiksel analizler, karşılaştırmalarda Manwhitney U, Kruskal Wallis, Wilcoxon t testi kullanıldı. Çalışmaya katılan annelerin çoğunun 25-30 yaş (%33,8) arasında, ortaokul ve lise mezunu (%37,5), ev hanımı (%87,5), 2 yıllık evli (%38,8), eşinin lise mezunu (%55) ve işçi (%42,5) olduğu, gelirinin giderini karşılamadığı (%81,3) saptandı. Annelerin çoğunun gebeliğini istediği (%87,5), normal doğum yaptığı (%65), tamamının hastanede emzirme eğitimi aldığı, aldıkları bu eğitimin emzirmede yararlı olduğu (%62,5), doğumdan sonra ilk yarım saat içinde emzirmeye başladığı (%47,5), iki yıl süreyle emzirmeyi düşündükleri ve ASM'den aldıkları emzirme eğitiminin yararlı olduğunu (%92,5) belirttikleri saptandı. Emzirme eğitimi öncesi ve sonrası veriler arasındaki farklılığa ilişkin analiz sonuçlarına bakıldığında bebek beslenmesi tutumu, emzirme öz yeterlilik algısı ve emzirme motivasyonu alt boyutlarının eğitim sonrasında, eğitim öncesine göre istatistiksel açıdan anlamlı ve olumlu yönde farklılıkları olduğu (p<0,05), araştırmanın hipotezlerini desteklediği ve bebek beslenmesi tutumunun, emzirme öz yeterlilik algısının ve emzirme motivasyonun arttırılmasında postpartum dönemin birinci haftasında verilen emzirme eğitiminin etkili olduğu saptanmıştır.
Hemşirelerin otonomi düzeyleri ile işle bütünleşme düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışma hemşirelerin otonomi düzeyleri ile işle bütünleşme düzeyleri arasındaki ilişkisini değerlendirmek amacıyla Mersin Şehir Hastanesi'nde Kasım 2018 ile Mayıs 2019 tarihleri arasında 281 hemşire ile yapıldı. Çalışmanın veri toplanma aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Sosyotropi-Otonomi Ölçeği ve Utrecth İşle Bütünleşme Ölçeği kullanıldı. Analizler SPSS 24,0 paket programı ile yapıldı ve verilerin değerlendirilmesinde nonparametrik testler kullanıldı. Çalışmada anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Çalışmadaki hemşirelerin çoğunun kadın (%72), evli (%71), aileleri ile birlikte yaşadığı, (%71), lisans mezunu (%60), hemşirelik mesleğini isteyerek tercih ettiği (%67) ve çalışma şeklinin gündüz -nöbet (%80) olduğu, servis hemşiresi pozisyonunda çalıştığı (%31 saptandı. Hemşirelerin mesleki uygulamalarında bağımsız karar vermelerini pozisyonunun olumsuz etkilediği (%32), birimdeki otonomik davranışlarının desteklenmediği (%54,4), desteklenenleri ise çalışılan birimin sorumlu hemşiresinin desteklediği (%57,5) ve çalışma arkadaşları tarafından en daha az desteklendiği (%34,5) belirlendi. Sonuç olarak; çalışmadaki hemşirelerde işle bütünleşmede adanma düzeyinin yüksek olduğu, işle bütünleşmenin genel düzeyi, zindelik ve bütünleşme düzeylerinin, otonomi ve sosyotropi düzeylerinin orta düzeyde olduğu ve İşle bütünleşme puanları ile sosyotropi ve otonomi puanları arasında olumlu yönde anlamlı ilişkilerinin olduğu saptandı. İşle bütünleşmenin genel ve bütünleşme (işe yoğunlaşma) düzeyini otonominin daha çok etkilediği, Adanma ve Zindelik düzeylerini ise sosyotropi düzeyinin daha çok etkilediği ve bazı sosyodemografik ve çalışma özelliklerine göre anlamlı farklılık gösterdiği ve bu farklılıklarda otonomi ve sosyotropi düzeylerinin de etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelime: Hemşire, İş, Bütünleşme, Otonomi
Kronik hepatit B enfeksiyonlu hastalarda umutsuzluk düzeyi ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Kronik Hepatit B enfeksiyonu hem dünyada hem de Türkiye'de yaygın olarak görülen önemli bir sağlık sorunudur. Kronik hastalıklar uzun ve düzenli tedavi gerektiren, hastayı ve yakın çevresini ekonomik, fiziksel ve ruhsal yönden zorluklarla karşılaştıran hastalıklardır. Bu çalışma, Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Polikliniği'ne başvuran hastalar ile gerçekleştirildi. Çalışma, 25.10.2022-30.06.2023 tarihleri arasını kapsamakta olup çalışmanın verileri etik kurul ve kurum izinleri takiben 05.12.2022-15.02.2023 tarihleri arasında hafta içi dönemi kapsayan zaman diliminde yüz yüze anket yoluyla toplandı. Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Polikliniği'ne başvuran 181 hastanın katılımı ile veri toplama süreci tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri, Hasta Tanıtım Formu (EK-1), Beck Umutsuzluk Ölçeği (EK-2), Hepatit B Yaşam Kalitesi Ölçeği (EK-3) ile toplandı. İstatistiksel analizler SPSS (IBM SPSS Statistics 27) adlı paket program kullanılarak yapılmıştır. Bulguların yorumlanmasında frekans tabloları ve tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Parametrik olmayan yöntemlere uygun şekilde, iki bağımsız grubun ölçüm değerleriyle karşılaştırılmasında "Mann-Whitney U" test (Z-tablo değeri), bağımsız üç veya daha fazla grubun ölçüm değerleriyle karşılaştırılmasında "Kruskal-Wallis H" test (χ2-tablo değeri) yöntemi kullanılmıştır. Üç veya daha fazla grup için anlamlı fark çıkan değişkenlerin ikili karşılaştırmaları için Bonferroni düzeltmesi uygulanmıştır. Normal dağılıma sahip olmayan iki nicel değişkenin ilişkilerinin incelenmesinde "Spearman" korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Hepatit B Yaşam Kalitesi Ölçeği toplam puanları ve alt boyutları ile Beck Umutsuzluk Ölçeği toplam puanı arasında negatif yönde anlamlı sonuç elde edildi (r=-0,498; p<0,001). Bu çalışmada 30 yaş altı bireylerde HBYKÖ toplam puanınıni cinsiyete göre baktığımızda ise kadınlarda savunmasızlık alt boyutunun anlamlı derecede yüksek çıktığı görülmektedir. Çalışmanın sonucunda ise Kronik Hepatit B enfeksiyonlu bireylerin hastalık süreciyle başa çıkabilmelerinde ve hastalık ile ilgili olarak uyum temininde psikolojik problemlerinde oluşmasıyla değişik sorunlarla karşı karşıya kalabildiğini görmekteyiz.
Yetişkinlerde ruh sağlığı okuryazarlığı düzeyinin ve ruh sağlığı danışmanlığı aramanın önündeki engellerin incelenmesi
Bu çalışma; yetişkin bireylerin ruh sağlığı okuryazarlığı seviyelerini belirlemek, ruh sağlığı danışmanlığı almasının önündeki engelleri saptamak ve birbiriyle ilişkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte planlandı ve gerçekleştirildi. Çalışma, 16.12.2022-30.05.2023 tarihleri arasında gerçekleştirildi ve çalışmanın verileri etik kurul iznini takiben 2 Ocak 2023 – 31 Mart 2023 ayları arasında Türkiye genelinde Google Formlar aracılığıyla Facebook, Instagram, Whatsapp gibi çevrimiçi platformlar üzerinden bireylere kartopu örnekleme yöntemi ile ulaşılarak toplandı. Örneklem büyüklüğü hesabı için G*Power 3.1.9.4 paket programı kullanılarak hesaplandı ve çalışmanın örnekleminin 320 kişi olması planlanmış olup 348 kişinin katılımı ile veri toplama süreci tamamlanmıştır. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği, Ruh Sağlığı Danışmanlığı Aramanın Önündeki Engeller Ölçeği ile toplandı. Verilerin analizi IBM SPSS İstatistik 26 versiyonu ile gerçekleştirildi. Bu çalışmada, Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği (RSOYÖ) puan ortalamasının (12,37±3,14) orta düzeyde olduğu, Ruh Sağlığı Danışmanlığı Aramanın Önündeki Engeller (RSDAÖE) puan ortalamasının (70,46±20,94) ise ortalamanın altında olduğu görülmüştür. Çalışmada; kadınların RSOYÖ ve alt boyut puanlarının anlamlı derece yüksek olduğu ancak İnanç Odaklı alt boyutunda erkeklerin anlamlı derecede yüksek olduğu (p=0,000), RSDAÖE ve alt boyutlarında ise erkeklerin puan ortalamalarının yüksek olduğu görülmüştür. Ruh sağlığı okuryazarlığı ile ruh sağlığı danışmanlığı aramanın önündeki engeller arasında negatif yönde anlamlı farklılık elde edilmiştir (p<0,05). Ruh sağlığı okuyazarlığı düzeyi çocuk sahibi olanlarda, lisans ve lisansüstü eğitim düzeyine sahip olanlarda, ailesinde ruhsal problem olan bireylerde, ruh sağlığı okuryazarlığı hakkında bilgi sahibi olanlarda ve ruhsal bir problem yaşandığında başvuru kaynağı olarak psikolog ve doktoru tercih eden bireylerde yüksek bulunmuştur. Ruh sağlığı danışmanlığı aramanın önündeki engeller arasında ruh sağlığı okuryazarlığı düzeyini etkileyen en önemli faktörler bilgi eksikliği, erişim eksikliği, olumsuz algılanan değer, duygulardan rahatsızlık ve kültürel engeller olarak görülmüştür. Ruh sağlığı danışmanlığı aramanın önündeki engeller ve bireylerin etkilendikleri faktörleri daha kapsamlı şekilde belirleyecek çalışmaların yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Danışmanlık arama, engeller, ruh sağlığı, okuryazarlık
Radikal sistektomi ameliyatı geçirmiş bireylerde görülen stres, anksiyete ve yaşam kalitesinin incelenmesi
Bu araştırma, radikal sistektomi ameliyatı geçirmiş bireylerde stres, anksiyete ve yaşam kalitesinin incelenmesi amacıyla retrospektif, kohort araştırma olarak planlandı ve gerçekleştirildi. Bu araştırma, İstanbul İli Seyrantepe Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniğinde son 5 yılda radikal sistektomi ameliyatı olmuş hastane takipli 100 bireyin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, Kişisel Bilgi Formu (EK-A), Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) (EK-B), Sağlık Anksiyetesi Envanteri (SAE) (EK-C), Çok Boyutlu Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇBYKÖ) (EK-D) ile toplanmıştır. Bulguların yorumlanmasında frekans tabloları ve tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Normal dağılıma uygun olmayan ölçüm değerleri için parametrik olmayan yöntemlerden "Mann-Whitney U" test (Z-tablo değeri), bağımsız üç veya daha fazla grubun ölçüm değerleriyle karşılaştırılmasında "Kruskal-Wallis H" test (χ2-tablo değeri) yöntemi kullanılmıştır. Üç veya daha fazla grup için anlamlı fark çıkan değişkenlerin ikili karşılaştırmaları için Bonferroni düzeltmesi uygulanmıştır. Normal dağılıma sahip olmayan iki nicel değişkenin ilişkilerinin incelenmesinde "Spearman" korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Bu çalışmada katılımcıların yaş ortalamasının 55,36±13,96 (yıl) olduğu tespit edilmiş ve %32'sinin 55-64 yaş grubunda olduğu belirlenmiştir. Çalışmada, katılımcıların %78'inin erkek, %47'sinin gelirinin giderine eşit olduğu, %52'sinin lise mezunu olduğu, %40'ının çalıştığı, %95'inin ameliyat öyküsü olduğu ve %53'ünün kronik hastalığının olduğu, %60'ının RSA sonrasında kendini daha iyi hissetmediği, %77'sinin RSA ürostomi torbasının mutsuz edici olduğu ve %96'sının RSA sebebiyle günlük aktivitelerinde zorlandığı belirlenmiştir. ÇBYKÖ ile ASÖ puanları arasında negatif yönde, çok zayıf/zayıf/orta derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (r=0,611; <0,001). ÇBYKÖ ile SAE arasında negatif yönde, zayıf/orta derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (r=0,504, p<0,001). SAE ile ASÖ arasında pozitif yönde, yüksek derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (r=0,795, p<0,001). Bu çalışmanın sonuçlarında, psikiyatri hemşireleri radikal sistektomi ameliyatı geçirmiş bireylerde ortaya çıkan stres ve anksiyetenin olumsuz ruhsal etkilerini ortadan kaldırmalı, bireylerin aile ve arkadaşları ile teröpatik ilişkinin gelişmesine katkı sağlamalı ve buna yönelik destek programları oluşturmalıdır. Ayrıca sosyal yaşamda kalitenin arttırılmasına yönelik çalışmalar yapılmalıdır.
Fiziksel engelli adölesanların depresyon, anksiyete ve stres durumu ile yaşam kalitesi algıları arasındaki ilişki
Bu araştırmada, fiziksel engelli adölesanların depresyon, anksiyete ve stres durumu ile yaşam kalitesi algıları arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışma kesitsel-tanımlayıcı ve ilişki arayıcı modeli ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Biruni Üniversitesi Sağlık Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde yer alan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümünde izlenen 14-17 yaş arasındaki adölesanlar, örneklemi ise kolayda (uygun) örnekleme yöntemi ile seçilen 42 adölesan oluşturmuştur. Veri toplamada Tanıtıcı Bilgiler Formu, Depresyon, Anksiyete ve Stres Ölçeği (DASS-42) ve Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇİYKÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 23 programı kullanılmış ve çalışma %95 güven düzeyinde yürütülmüştür. Elde edilen verilere göre, cinsiyet, eğitim durumu ve engel oranları grupları arasında DASS-42 ve ÇİYKÖ puanları ve alt boyut puanları bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. 14 yaş grubunda olan adölesanların "Sağlık ve Aktivite ile İlgili Sorunlar" alt boyut puanı, 15 ve 16 yaş grubunda olanlara göre daha yüksektir. Kalıcı engeli olan adölesanların "Okul ile İlgili Sorunlar" alt boyut puanları geçici engeli olan adölesanlara göre daha yüksektir. DASS-42 ile ÇİYKÖ arasında pozitif yönlü yüksek bir ilişki saptanmıştır. Depresyon ile ÇİYKÖ arasında pozitif yönlü yüksek bir ilişki, Anksiyete ile ÇİYKÖ arasında pozitif yönlü orta bir ilişki, Stres Ölçeği ile ÇİYKÖ arasında pozitif yönlü yüksek bir ilişki saptanmıştır.
Femur kırıkları nedeniyle ameliyat olan hastaların öz bakım gücünün incelenmesi
Femur kırıkları, Dünya'da ve ülkemizde gün geçtikçe bir sağlık sorunu haline dönüşmektedir. Kesitsel ve tanımlayıcı olarak tasarlanan bu çalışmada femur kırıkları nedeniyle ameliyat olan hastaların öz bakım gücünün belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, İstanbul'da bir eğitim ve araştırma hastanesinde 01.01.2023-01.04.2023 tarihleri arasında 80 ortopedi hastasından yüz yüze anket formu ve öz bakım gücü ölçeğiyle toplandı. Tüm veriler bilgisayarda SPSS (statistical package for social sciences) Windows 22 programına kaydedilerek analiz edildi. Çalışmaya dahil olan gönüllü hastalarda; kadın cinsiyeti ve evli olmayanların çoğunlukta olduğu, eğitim durumunda ise okuryazar ve okuryazar olmayan kesimin sayıca fazla olduğu belirtilmektedir. Meslek kategorisinde ev hanımının fazla olduğu görülmekte ve yaş ortalaması 74,15 olmaktadır. Araştırmaya katılan hastaların büyük kısmında kronik hastalık/hastalıkların olduğu ve bu kronik hastalıklardan en fazla görülen tanının hipertansiyon olduğu belirlenmiştir. Femur kırığı nedeniyle ameliyat olan hastaların hepsi yarı bağımlı veya tam bağımlı olduğunu belirtmektedir. Öz bakım gücü ölçek puan ortalaması 74,95 olmaktadır. Sonuç olarak öz bakım gücünü; cinsiyet, meslek ve eğitim düzeyinin etkilediğini, diğer taraftan medeni durum, sürekli ilaç kullanımı, daha önce ortopedi ameliyatı geçirme durumu, kronik hastalıklar ve femur kırığı olmadan önce günlük yaşam aktivitelerini yapmasında engel olma durumu, yaş ve hastanede kalış sürelerinin öz bakım gücünü etkilemediği saptandı.
Bebeği kalp ameliyatı olan annelerin doğum sonrası depresyonu ve maternal bağlanma arasındaki ilişki
Araştırma bebeği kalp ameliyatı olan annelerin doğum sonrası depresyon düzeyini, maternal bağlanma düzeyini ve aralarındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla tanımlayıcı ilişki arayıcı tipte yapıldı. Araştırmanın evrenini 1 Aralık 2022 – Mayıs 2023 tarihleri arasında Sağlık Bilimleri Üniversitesi Mehmet Akif Ersoy Göğüs, Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim Araştırma Hastanesi'nde kalp ameliyatı olan ve Pediatrik Kardiyovasküler Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesi'nde takip edilen bebeklerin anneleri, örneklemini ise dahil edilme kriterlerine uyan 34 anne oluşturdu. Veri toplamada Tanıtıcı Bilgi Formu, Visual Analog Skala, Maternal Bağlanma Ölçeği ve Edinburg Doğum Sonrası Depreyon Ölçeği kullanıldı. Veriler bebek ameliyat olduktan sonraki ilk 2-4 saat içerisinde toplandı. Araştırma grubunu oluşturan annelerin maternal bağlanma puan ortalamasının 98,11±4,00, doğum sonrası depresyon puan ortalamasının 16,35±7,00 puan olduğu bulundu. Maternal bağlanma düzeyleri ile doğum sonrası depresyon düzeyleri arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı değildi (rp=0,127; p=0,473). Araştırma grubunun özellikleri ile maternal bağlanma puanları arasında anlamlı fark yoktu. Çekirdek ailede yaşayan, bebeğini doğum sonrası ilk 30 dakikadan sonra emziren, bebeği 30 günden uzun süre hastanede yatan annelerin doğum sonrası depresyon puan ortalamaları anlamlı düzeyde yüksekti (p<0,05). Sonuç olarak, bebeği kalp ameliyatı olan annelerin maternal bağlanma düzeyinin iyi olduğu, annelerin doğum sonrası depresyon düzeyi açısından risk grubunda olduğu ve maternal bağlanma düzeyi ile doğum sonrası depresyon düzeyi arasında anlamlı ilişki olmadığı belirlendi.
Koroner anjiyografi öncesi verilen videolu eğitimin işlem sonrası hastanın bilgi ve anksiyete düzeylerine etkisi
Bu araştırma koroner anjiyografi uygulanacak hastalara verilen videolu eğitimin sözlü verilen eğitime göre bilgi ve anksiyete düzeylerine etkilerini araştırmak amacıyla yapılan randomize kontrollü deneysel araştırmadır. Veriler, Marmara Bölgesinde yer alan bir eğitim ve araştırma hastanesinin anjiyo gözlem servisinde Ocak-Aralık 2023 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmanın örneklemi videolu eğitim verilen 40 deney ve sözlü eğitim verilen 40 kontrol grubu olmak üzere 80 hastadan oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında 'Hasta Bilgi Formu', 'Koroner Anjiyografi Hasta Bilgi Ölçme Formu', 'Speilberg Durumluk-Süreklik Kaygı Ölçeği' kullanılmıştır. Hastaların %70'i erkek, % 86.2 evli, %41.3'ü çalışıyor, ayrıca %42.5'i lise mezunu hastalardan oluşmaktadır. Video ile eğitim verilen hastalarda daha düşük olmak üzere video ve sözlü eğitim verilen hastalarda durumluk kaygı düzeyleri arasında anlamlı bir fark vardır (U = 327, p < .001). Video ile eğitim verilen hastalarda daha düşük olmak üzere video ve sözlü eğitim verilen grup arasında sürekli kaygı düzeyleri arasında da anlamlı bir fark vardır (U = 511, p = 0.005). 'Koroner Anjiyografi Hasta Bilgi Ölçme Forumu'na verilen cevaplar incelendiğinde video ile eğitim verilen grup ile sözlü eğitim verilen grup arasında toplam puanlar açısından anlamlı bir fark vardır (U = 220, p < .001). Bu durum, video ile eğitim verilen grubun (M = 29.4) sözlü eğitim verilen gruptan (M = 26.9) daha yüksek bir ortalama toplam puana sahip olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar doğrultusunda bireylere verilen videolu eğitimin sözlü verilen eğitime nazaran durumluk kaygı ve sürekli kaygı düzeyleri arasında anlamlı farkların olduğu hastaların kaygı düzeylerinin önemli ölçüde azaldığı gözlemlenmiştir. Ayrıca video eğitim verilen hastaların sözlü eğitim verilen hastalara oranla 'Koroner Anjiyografi Hasta Bilgi Ölçme Forumu'na daha doğru cevaplar verdiği gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Koroner anjiyografi, Anksiyete, Hasta eğitimi, Hemşire , Kardiyovasküler hastalıklar
Ameliyathane hemşirelerinin iş doyum düzeyinin değerlendirilmesi
Ameliyathanelerde çalışan hemşireler, sağlık kurumlarının önemli bir parçası ve ayrılmaz bir unsuru olarak kabul edilirler. Ameliyat sürecinin her aşamasında hem hasta bakımı hem de cerrahi ekipmanların yönetimi gibi kritik görevleri üstlenirler. Bu çalışmanın amacı, ameliyathane hemşirelerinin iş doyumu düzeylerini belirlemek ve etkileyen faktörleri analiz etmektir. Çalışma nicel yöntemle tasarlanmış ilişkisel tarama modelinde bir araştırmadır. Araştırmanın verileri ameliyathane hemşiresi olarak çalışan toplam 296 hemşire ile gerçekleştirilen anketlerden elde edilmiştir. Toplanan verilere t testi, ANOVA ve korelasyon analizi uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre hemşirelerin genel iş doyum puanları 3,28 olarak tespit edilmiştir. Araştırmada yaş, medeni durum ve eğitim durumu değişkenleri ile iş doyumu arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. İç tatmin ile dış tatmin arasında pozitif yönde ve yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (r=,683, p<0,01). İç tatmin ile İş tatmin arasında pozitif yönde ve çok yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (r=,941, p<0,01). Dış tatmin ile İş tatmin arasında pozitif yönde ve çok yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (r=,882, p<0,01).
Hemşirelerin iş yükü ve iş yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, hemşirelerin iş yükü algıları ile iş yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin belirlenmesini amaçlayan kesitsel bir araştırmadır. Hemşireler, sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliği açısından önemli bir role sahiptir. Hemşirelerin iş yüklerinin artması, mesleki tatminlerini, psikolojik iyi oluşlarını ve hasta bakım kalitesini olumsuz etkileyebilmektedir. Özellikle sağlık sektöründe yaşanan personel yetersizliği, uzun çalışma saatleri ve ağır iş yükü gibi faktörler, hemşirelerin iş yaşam kalitesini doğrudan etkileyen unsurlar arasında yer almaktadır. Bu araştırmada, hemşirelerin iş yükü algıları ile iş yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi için nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırma, Eyüpsultan Devlet Hastanesi'nde çalışan 97 hemşire üzerinde yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak, Bireysel İş Yükü Algısı Ölçeği ve Hemşirelik İş Yaşamı Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Toplanan veriler SPSS istatistiksel analiz programı ile analiz edilmiş ve iş yükü ile iş yaşam kalitesi arasındaki korelasyon, regresyon ve betimleyici analizler gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada elde edilen bulgular, hemşirelerin iş yükü algılarının genel olarak orta düzeyde olduğunu ve benzer şekilde iş yaşam kalitesi puanlarının da orta seviyede seyrettiğini göstermiştir. Verilen ölçeklerden elde edilen puanlar, iki değişken arasında orta düzeyde ve istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur (r=,557, p<0,001). Özellikle yüksek iş yoğunluğu, mesleki tatmin, motivasyon ve hasta bakım kalitesi üzerinde olumsuz etki yaratabileceğinden, hemşirelerin fiziksel ve psikolojik iyilik hallerini koruyabilmek için yeterli yönetim desteği, esnek ve adil vardiya planlaması, uygun personel sayısı ve mesleki gelişim fırsatlarına ihtiyaç duyulduğu belirlenmiştir. Bu doğrultuda, hemşirelerin iş yüklerini dengeleyici stratejilerin geliştirilmesi, çalışma ortamlarının iyileştirilmesi ve iş yaşam kalitesini artırmaya yönelik kurumsal politikaların hayata geçirilmesi gerektiği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşire, iş yükü, iş yaşam kalitesi, mesleki tatmin, sağlık hizmetleri.
Sağlık kurumlarında çalışan hemşirelerin karanlık liderlik algısının incelenmesi
Bu araştırma, hemşirelerin çalıştıkları kurumlarda yöneticilerine dair karanlık liderlik algılarını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Günümüzde liderlik tarzlarının çalışan memnuniyeti ve sosyal yaşam üzerindeki etkisi giderek daha fazla önem kazandığı için, sağlık kurumlarında görev yapan hemşirelerin bu konudaki deneyimlerinin araştırılması değerli bulunmuştur. Çalışma, 2024 yılı içinde bir kamu hastanesinde görev yapan toplam 329 hemşire ile yürütülmüştür. Katılımcıların %74,8'i kadın, %25,2'si erkektir. Veriler, "İş Yerinde Karanlık Liderlik Algısı Ölçeği" kullanılarak toplanmış ve analizler NCSS 2020 programı aracılığıyla yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi ve Dunn post-hoc analizleri uygulanmıştır. Ölçek; bezdirici, samimiyetsiz ve zorbaca davranışlar olmak üzere üç alt boyuttan oluşmaktadır. Elde edilen sonuçlara göre, katılımcıların %51,1'i karanlık liderlik özelliklerinin iş tatminlerini olumsuz etkilediğini belirtmiştir. "Yöneticiniz sizin gelişiminize önem verir mi?" sorusuna %57,4'ü evet, %27,1'i bazen, %15,5'i hayır cevabı vermiştir. "Yöneticinizin davranışları sosyal hayatınızı etkiler mi?" sorusuna ise %47,4'ü evet yanıtını vermiştir. Cinsiyet değişkenine göre yapılan karşılaştırmalarda, erkek hemşirelerin tüm alt boyutlarda ve toplam karanlık liderlik algısı puanlarında kadınlara göre anlamlı derecede daha yüksek puanlar aldığı bulunmuştur (p<0,01). Ayrıca, yöneticisinin gelişime önem vermediğini belirten hemşirelerin karanlık liderlik ölçek puanlarının çok yüksek olduğu saptanmıştır (ortalama toplam puan: 44,53±19,25). Eğitim durumu, medeni hal ve çalışma şekli gibi bazı değişkenler anlamlı farklılık göstermemiştir. Bu çalışmada, hemşirelerin algıladığı karanlık liderlik davranışlarının yalnızca iş ortamında kalmadığı, bireysel sosyal yaşamı da etkilediği görülmüştür. Bu bulgular, sağlık kurumlarında etik liderlik anlayışının güçlendirilmesi gerektiğini düşündürmektedir
Acil serviste yatan inme tanılı hastalarda düşme riskinin değerlendirilmesi
İnme, beyne kan akımını sağlayan damarlarda meydana gelen anormallikler sonucunda, beynin oksijen ihtiyacının karşılanamaması ve buna bağlı olarak doku hasarının oluştuğu nörolojik bir tablodur. İnme sonrası motor, bilişsel ve duyusal işlev yetersizlikleri, hastaların hareket ve denge kabiliyetlerini olumsuz etkileyerek düşme riskini artırmaktadır. Acil servisler, inme hastalarının ilk müdahalesinin yapıldığı birimlerdir. Bu çalışmanın amacı, acil serviste izlenen inme tanılı hastaların düşme risklerini değerlendirmektir. Araştırma tanımlayıcı-kesitsel bir çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemi 18 yaş ve üstünde olan, Bursa Uludağ Üniversitesi Acil Servis Gözlem Ünitesinde yatan, inme tanılı, bilinci açık, yatışının ilk 8 saati içinde olan ve bu çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 90 kişi tarafından oluşmaktadır. Çalışma verileri 01.01.2025-31.03.2025 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırma veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, İtaki II Düşme Riski Ölçeği, Morse Düşme Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 66,61±15,65 olup, %55,6'sı erkek bireylerden oluşmaktadır. Bireylerin %90,0'ında en az bir kronik hastalık saptanmış ve bu bireylerin %82,2'sinin kronik hastalıklarına yönelik düzenli ilaç tedavisi aldığı belirlenmiştir. Bireylerin %68,9'u iskemik, %31,1'i ise hemorajik inme tanısı almış; %62,2'si ekstremitelerinde güçsüzlük yaşadığını ifade etmiştir. Çalışmada kullanılan İtaki II Düşme Riski Ölçeği ile Morse Düşme Riski Ölçeği toplam puanları arasındaki ilişki incelendiğinde, güçlü ve pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon saptanmıştır (r=0,672, p=0,001). Bu bulgu, her iki ölçeğin benzer risk düzeylerini belirleme konusunda tutarlı sonuçlar verdiğini ortaya koymaktadır. Acil serviste izlenen inmeli bireylerin hem hastalık kaynaklı hem de çevresel faktörler nedeniyle yüksek düzeyde düşme riski taşıdığı gözlemlenmiştir. Bu doğrultuda, düşme riski değerlendirmesinde kullanılan ölçeklerin seçimi yapılırken, bireyin klinik durumu ve yatış nedeni dikkate alınmalıdır. Morse ve İtaki II gibi ölçekler, acil servis koşullarında inme geçiren hastalar için kapsamlı ve etkili bir değerlendirme araçları sunmaktadır.
Ameliyathane hemşirelerinin hasta güvenliğine ilişkin bilgi düzeylerinin ve uygulamalarının değerlendirilmesi
Hasta güvenliği, bireylerin görebileceği zararların önlenmesi amacıyla sağlık bakım hizmetleri sistemi içerisinde yer alan önemli bir unsurdur. İlgili bakım sisteminde her bireyin tedavi aşamasında öncelikli amaçlardan biri hasta güvenliğinin sağlanmasıdır. Bu bağlamda, bireylerin güvenli bir sağlık bakım hizmetine ulaşabilmesi için kurumlar tarafından iyi bir biçimde yapılandırılmış olan hasta güvenliği kültürü son derece önem taşımaktadır. Hasta güvenliğinin sağlanması hem sağlık çalışanlarının hem de kurum yönetiminin bir sorumluluğudur. Bu nedenle hasta güvenliğine ilişkin bilgi düzeylerinin geliştirilmesi ve çeşitli uygulamalarının yer alması konusunda hem hemşirelere hem de kurum yönetimine önemli bir rol düşmektedir. Mevcut araştırmanın amacı, ameliyathane hemşirelerinin hasta güvenliğine ilişkin bilgi düzeyleri ve uygulamaların değerlendirilmesi, ilgili değişkenler arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda Hamidiye Etfal Hastanesi ve Sarıyer Hamidiye Etfal Hastanesi'nde görev yapan ve ameliyathane ünitesinde hemşire olarak çalışan 65 bireye ulaşılmıştır. Katılımcıların %89,2'si kadın, %10,8'i erkek; %70,8'i bekar, %29,2'si evli bireylerden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri, Cerrahi Güvenlik Kontrol Listesi, Güvenlik Tutumları Ölçeği (Ameliyathanedeki Uygulaması), Çalışan Bilgi Formu ve Gönüllü Bilgilendirme ve Onay Formu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi SPSS 23 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Gruplar arası farklılıkların incelenmesi için Mann Whitney U testi, Kruskal-Wallis H testi, Bonferroni düzeltmeli Mann Whitney U testi; değişkenler arasındaki ilişkilerin incelenmesi amacıyla Spearman Korelasyon analizi kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, hemşirelerin güvenlik tutumları, medeni durumları, kendi istekleri ile ameliyathanede çalışma durumları, çalışma saatleri dışında dinlenebilme düzeyleri, bulundukları kurumda ameliyathane oryantasyon programı bulunan ve bu program katılıp katılmadıkları, çalıştıkları kurumda hizmet içi eğitim programlarının belirlenmesinde hemşirelerin gereksinimlerinin önemsenme durumuna göre anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. Korelasyon analizi sonuçlarına göre, hemşirelerin hastane deneyimleri ile yönetim ile ilgili düşünceler ve gece vaka sayısı ile stres düzeylerinin belirlenmesi arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülmektedir. Araştırma bulguları alan yazın bağlamında ele alınarak tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ameliyathane, Ameliyathane Hemşiresi, Hasta Güvenliği
1 yaş altı çocuklarda eş zamanlı ve ardışık aşı uygulama yöntemlerinin ağrı düzeyine etkisi
Çocuk hastalara yapılan birçok invaziv girişim çocuklarda ağrıya neden olmaktadır. İnvaziv işlemlerin uygulanış yöntemleri ve süresi çocuğun ağrısına etki eden önemli faktörlerdendir. Bu araştırma 1 yaş altı çocuklarda eş zamanlı ve ardışık aşı uygulama yöntemlerinin ağrı düzeyine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Araştırma, 01 Eylül 2021- 15 Kasım 2021 tarihleri arasında Koç Üniversitesi Hastanesi Pediatri Polikliniğindeki 1 yaş altı 110 çocukla randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak gerçekleştirildi. Bilgisayar destekli randomizasyon yöntemiyle belirlenen iki gruba eşit sayıda çocuk (n=110) rastgele olarak dağıtıldı. Birinci grubu; eş zamanlı aşı uygulaması yapılan çocuklar (n=55), ikinci grubu; ardışık zamanlı aşı uygulaması yapılan çocuklar (n=55) oluşturdu. Çocukların ağrı düzeyi, gözlemci hemşire tarafından 'FLACC Ağrı Skalası' kullanılarak elde edildi. Bulgular değerlendirildiğinde; işlem öncesi ağrı düzeyleri arasında gruplar arasında istatistiksel düzeyde anlamlı fark bulunmazken (Eş zamanlı: 0,61±1,35 / Ardışık: 0,73±0,93) (p>0,05), eş zamanlı aşı uygulamasında işlem sırasındaki ağrı düzeyinin, ardışık zamanlı aşı uygulamasına göre daha düşük olduğu belirlendi. (Eş zamanlı: 5,89±1,86 / Ardışık 6,96±2,23) (p<0,05) İşlem sonrası ağrı düzeyleri gruplara göre karşılaştırıldığında; istatistiksel düzeyde anlamlı bir fark bulunmadı. (Eş zamanlı: 5,8±1,86 / Ardışık:5,84±3,16) (p>0,05) Sonuç olarak; 1 yaş altı çocuklarda eş zamanlı aşı uygulaması daha az ağrıya neden olmaktadır.
Ebeveynlerin çocukluk çağı ruhsal travmalarının çiftler arasındaki uyumlarına, iletişim kurma becerilerine, Aile hayatı ve çocuk yetiştirme tutumlarına etkisi
Bu araştırma, ebeveynlerin çocukluk çağı ruhsal travmalarının, çiftler arasındaki uyumlarına, iletişim kurma becerilerine, aile hayatı ve çocuk yetiştirme tutumlarına etkisini belirlemek amacıyla, tanımlayıcı-ilişki arayıcı ve kesitsel olarak Ocak 2022-Şubat 2022 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini, İstanbul ilinin Maltepe ilçesine bağlı Cevizli mahallesinde yaşayan çalışmanın kriterlerinin karşılayan evli ve çocuk sahibi ebeveynler oluşturdu. Örneklemi ise popülasyondaki eleman sayısı bilinmeyen örneklem hesaplama formülüyle elde edilmiş olan 384 (384,16) ebeveyn olarak belirlendi. Araştırma 407 ebeveyn (211 kadın, 196 erkek) ile tamamlandı. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği, İletişim Becerileri Ölçeği, Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği, Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumları Ölçeği ile toplandı. Veriler, SPSS 22.0 istatistik programı aracılığla değerlendirildi. Verilerin analizinde, tanımlayıcı (frekans, yüzde, ortalama, standart sapma, minimum-maksimum) ve karşılaştırmalı istatistiksel yöntemler (t-testi, tek yönlü varyans analizi (Anova)) ve ayrıca korelasyon, regresyon analizleri kullanıldı. Ebeveynlerin ölçek düzeylerini belirleyen boyutlar arasındaki ilişkiler korelasyon ve regresyon analizleri aracılığıyla incelendi. Araştırma değişkenlerinin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek üzere Kurtosis (Basıklık) ve Skewness (Çarpıklık) değerleri incelendi. Verilerin analizinde parametrik yöntemler kullanıldı. Etki büyüklüğünü hesaplamak için Cohen (d) ve Eta kare (η2) katsayıları kullanıldı. Bulgulara göre, çocukluk çağı travmaları iletişim becerilerini, çift uyumunu, aile hayatı ve çocuk yetiştirme tutumlarını, ayrıca iletişim becerileri, çift uyumu ile aile hayatı ve çocuk yetiştirme tutumlarını, ek olarak çift uyumu, aile hayatı ve çocuk yetiştirme tutumlarını anlamlı derecede etkilediği, ölçeklerin aralarında anlamlı ilişkinin olduğu ve demografik özelliklere göre anlamlı fark yarattığı görüldü (p<0,05). Sonuç olarak ebeveynlerin çocukluk çağı travmaları iletişim becerilerini, çift uyumunu, aile hayatı ve çocuk yetiştirme tutumlarını etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: Çocukluk Çağı Travmaları, İletişim Becerileri, Evlilik Uyumu, Ebeveyn Tutumları, Çocuk Yetiştirme Ehliyeti
İnhaler tedavi alan çocuklarda kukla ve stres balonu uygulamasının çocukların anksiyete düzeyine etkisi
Bu çalışma, inhaler tedavi alan çocuklarda kukla ve stres balonu uygulamasının çocukların anksiyetesi düzeyine etkisinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Araştırmanın evrenini Temmuz – Ekim 2021 tarihleri arasında araştırmanın yapıldığı İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Acil Birimi'nde inhaler tedavi alan 2-10 yaş arasındaki çocuklar oluşturdu. Araştırmanın örneklemini, belirtilmiş olan tarih aralığında Çocuk Acil Birimi'ne başvuran ve örneklem seçim kriterlerine uyan 159 çocuk oluşturdu. Araştırmaya dahil edilen çocuklar, randomize olarak 2 deney, 1 kontrol grubu olarak 3 gruba ayrıldı. (Kontrol grubu (n=53), kukla grubu (n=53), stres balonu grubu (n=53). Grupların oluşturulmasında bilgisayar destekli randomizasyondan yararlanıldı. Araştırmaya ait veriler, "Ebeveyn Çocuk Tanıtıcı Bilgi Formu'' ve "Çocukların Duygusal Dışa Vurumunu Değerlendirme Ölçeği'' ile toplandı. SPSS 22.0 programı ile veriler analiz edildi. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Gruplar; yaşı, cinsiyeti, anne babalarının yaşı, anne babalarının eğitim durumu gibi özellikler açısından benzerdi (p>0,05). Kukla grubundaki (6,83±1,7) ve stres balonu grubundaki (7,75±2,73) inhaler tedavi alan çocukların anksiyete puan ortalamaları kontrol grubundaki çocuklara göre (14,86±8,5) düşük bulundu (p<0,05). Kukla grubundaki çocukların anksiyete puanı stres balonu grubundan düşük olmakla birlikte, gruplar karşılaştırıldığında aralarında istatistiksel düzeyde anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). İnhaler tedavi alan çocuklarda kukla ve stres balonu uygulaması anksiyeteyi azaltmada etkilidir. Her iki uygulama da inhaler tedavi alan çocuklarda anksiyeteyi azaltmak için kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, inhaler tedavi, kukla uygulaması, nebülizatör, stres balonu uygulaması.
Yenidoğanda termoregülasyonun emzirme başarısına etkisi
Araştırma yenidoğanda termoregülasyonun emzirme başarısına etkisini incelemek amacıyla, tekrarlı değerlendirmeye dayalı randomize kontrollü deneysel nitelikte gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini, Ocak- Ekim tarihleri arasında, sağlıklı doğan, yenidoğan ve anneleri oluşturdu. Örneklemi ise örneklem seçim kriterlerine uyan, deney grubunda 40 ve kontrol grubunda 40 olmak üzere, toplam 80 anne- yenidoğan bebek alındı. Deney grubu bebekler 22-25°C oda ısısında giysileri azaltılarak (yalnız body ve alt bezi bırakılarak) emzirildi, kontrol grubu ise giysileri ile emzirildi. Veri toplama aracı olarak, Tanıtıcı Bilgi Formu, Emzirme Günlüğü ve LATCH Emzirme Tanılama Ölçeği kullanıldı. Çalışmanın deney ve kontrol grubundaki annelerin; yaş, eğitim durumu, çalışma, aile tipi, bebeğin cinsiyeti, gebelik, çocuk ve düşük sayısı, gebelikte sorun yaşama ve doğum şekline göre gruplar homojendi (p>0,05). Deney ve kontrol grubundaki annelerin; sosyodemografik, obstetrik ve emzirmeye ilişkin özelliklerine göre LATCH puan ortalamaları arasında fark yoktu (p>0,05). Annelerin bebeği kucağa alma zamanı kısaldıkça emzirme başarısı artmıştı (p<0,05). Emzirme öncesi ve emzirmeden 5 dakika sonra nabız ve vucut ısısının kontrol grubunda daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Emzirmeden önce ve emzirmeden 5 dk sonra deney ve kontrol grubunun SpO2 değeri arasında fark yoktu (p>0,05). Deney ve kontrol grubundaki annelerin ilk 24 saatte ve 8. günde emzirme başarısı açısından fark olmadığı belirlendi (p>0.05). Deney grubundaki yenidoğanlar kontrol grubuna göre ilk gün daha uzun süre emzirildi (p<0,05). Emzirme süresi ile LATCH puanları arasında pozitif yönlü bir ilişki bulundu (r=0,403, p<0,01). Sonuç olarak; termoregülasyon ile ilgili yapılan müdahale (giysiyi azaltma) emzirme başarısını etkilememiştir. Deney grubundaki bebekler ilk gün daha uzun süre emmiştir. İlk gün emzirme süresi artıkça emzirme başarısının arttığı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Emzirme, Emzirme Başarısı, Emzirme Süresi, Termoregülasyon.
COVID-19 salgınının çocuk acil ünitesine başvuran ebeveynlerin aşı tutumları ve 0-48 ay arası rutin bağışıklama durumu üzerine etkisi
Araştırma verileri; pandeminin başlangıcı olan 11 Mart 2020 ile 1 Ağustos 2021 tarihleri arasında, COVID-19 salgınınında İstanbul'daki bir üniversite hastanesinin çocuk acil ünitesine başvuran annelerin aşı tutumları ve 0-48 ay arası rutin bağışıklama durumu üzerine etkisini belirlemek amacıyla 15 Ağustos 2021 ile 1 Kasım 2021 tarihleri arasında retrospektif ve tanımlayıcı olarak toplandı. Verilerin toplanmasında; Google anket formu ve Çocukluk Çağı Aşılarına İlişkin Ebeveyn Tutumları Ölçeği (Parent Attitudes About Childhood Vaccines –PACV) kullanıldı. Verilerin analizinde lisanslı SPSS 22.0 programı kullanıldı. Sosyodemografik özellikler ile ölçek ve alt boyutlarının karşılaştırılmasında; ikili gruplar için Mann-Whitney U, ikiden fazla gruplar için Kruskall-Wallis testleri kullanıldı. Araştırma kapsamındaki annelerin %38,1'inin çocukluk dönemi aşılarıyla ilgili bilgi sahibi olmadığı, %10,6'sının aşı takviminde bulunan rutin çocukluk dönemi aşılarını çocuklarına yaptırmadığı, %18,8'inin zorunlu olmayan (ücretli) aşıları yaptırdığı, bir sonraki aşılama için annelerin %16'sınını sağlık kurumuna gitmeyeceği ve çocukluk dönemindeki rutin aşılama için sağlık kurumuna gitmeyecek annelerin çoğunlukla (%73) COVID-19 pandemisine bağlı olarak gitmeyeceği belirlendi.. Aşı tereddütü olan annelerin; çoğunlukla 18-23 yaş arasında, ilkokul mezunu, sosyo ekonomik düzeyi düşük, sosyal güvencesi olmayan ve geniş aileye sahip anneler olduğu, çocukluk dönemi aşıları ve güncel aşı takvimi hakkında bilgisi olmayan, aşıların gerekli olduğunu düşünmeyen, çocukluk dönemi rutin/rutin olmayan aşıları çocuğuna yaptırmayan, kontrollere düzenli gitmeyen ve kronik hastalığa sahip çocuğu olmayan anneler olduğu belirlendi.
Kanser tedavisinden sonra çalışmaya başlayan bireylerin iş stresinin ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Günümüzde erken tanı olanaklarının artması kanserden sağkalım oranlarını olumlu yönde etkilemiştir. Bu nedenle ilerleyen yıllarda çalışan nüfusun içinde kanser tedavisi alan bireyler daha fazla yer alacaktır. Araştırma kanser tedavisi sonrası iş yaşamına devam eden bireylerde, iş yaşamını etkileyen faktörleri incelemek, iş yaşamının ve stresinin yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini belirleyebilmek amacı ile kesitsel, ilişki arayıcı ve tanımlayıcı bir çalışma olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini bir üniversite hastanesinde onkoloji polikliniğine başvuran bireyler, örneklemini kanser tedavisi sonrası iş yaşamına başlayan ve devam eden 302 birey oluşturdu. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, EORTC QLQ-C30 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Algılanan İş Stresi Ölçeği kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesi, tanımlayıcı istatistiksel analizler, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Walls-H testi ve Spearman korelasyon analizi ile gerçekleştirildi. İstatistiksel anlamlılık p<0.05 olarak kabul edildi. Yaş ortalamasının 44,97±10,08 olan bireylerin %53'ü kadın, %33,5'i lisans mezunu, %66,9'u evli, %69,5'nin çocuk sahibi olduğu belirlendi. Bireylerin hastalık sürecine ilişkin özellikleri incelendiğinde; %83,1'inin solid tümör ve %32,8'inin meme kanseri tanısı aldığı, %94,4'üne kemoterapi tedavisi uygulandığı belirlendi. Bireylerin algılanan iş stresi puan ortalaması 2,10±0,68, EORTC QLQ-C30 Yaşam Kalitesi Ölçeği puan ortalaması 65,95±20,11olarak bulundu. Bireylerin Algılanan İş Stresi Ölçek puan ortalamalarının çalışılan sektör, aylık gelir durumu, işle ilgili endişe duyma, çalışma süresi, işten ayrılma isteği ve meslek değiştirme durumuna göre istatistiksel anlamlı farklılık gösterdiği saptandı (p<0,05). EORTC QLQ-C30 Yaşam Kalitesi Ölçeği puan ortalamalarının cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, çocuk sahibi olma durumu, geçirmiş olduğu kanser türü, eş zamanlı kronik hastalığa sahip olma durumu, aylık gelir, işle ilgili endişe, çalıştığı kurumu değiştirme, mesleki konumunu değiştirme, işten ayrılma isteği ve meslektaşlardan destek görme durumlarına göre istatistiksel anlamlı farklılık gösterdiği (p<0,05) belirlendi. Algılanan İş Stresi Ölçek puanı ile EORTC QLQ-C30 Yaşam Kalitesi Ölçeği genel sağlık, fiziksel durum skala puanları arasında negatif yönde, semptom skalası puanları ile arasında pozitif yönde ilişki (p<0,05) olduğu belirlendi. Kanser tedavisi sonrası iş yaşamına devam eden bireylerde algılanan iş stresinin olumsuz şekilde yaşam kalitesini etkilediği görüldü.
Biberon ile beslenen 0-6 aylık yarık damak-dudaklı bebeklerde beslenme pozisyonunun beslenme performansına etkisi
ÖZET BİBERON İLE BESLENEN 0-6 AYLIK YARIK DAMAK-DUDAKLI BEBEKLERDE BESLENME POZİSYONUNUN BESLENME PERFORMANSINA ETKİSİ Araştırma, dudak-damak yarıklı miyadında doğan 0-6 aylık bebeklerin biberonla beslenmeleri sırasında kullanılan "yükseltilmiş yan pozisyonda (YYP)" besleme yönteminin, bebeklerin fizyolojik değerleri (oksijen saturasyonu ve kalp tepe atımı) ve beslenme performansı (beslenme süresi, dakika başına alınan besin miktarı ve alınan besin miktarı yüzdesi) üzerine etkisini belirlemek amacıyla tek gruplu yarı deneysel çalışma olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini Ocak 2021 - Ocak 2022 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Polikliniği'ne başvuran ve preoperatif takipleri yapılan 0-6 aylık dudak damak yarıklı tüm bebekler (N:46) oluşturdu. Araştırma örneklemini ise; örneklem seçim kriterlerine uyan, dudak damak yarıklı bebeklere özel üretilmiş biberon ile beslenmekte olan, bebekleri oluşturdu. Araştırma kapsamına alınan dudak damak yarıklı bebeklerin (N:45) yükseltilmiş dik pozisyon (YDP) ve yükseltilmiş yan pozisyon (YYP)'larda 5 dk dinlendikten sonra biberonla oral beslenme öncesi, beslenme süreci (beslenme sırasında 5,10,15, 20, 25 ve 30. dakikalar ortalaması) ve beslenme bitince 5 dk dinlendikten sonra ölçülen kalp tepe atım (KTA) sayıları, oksijen saturasyon (SpO2) değerleri, beslenme performanslarının (beslenme süresi, dakika başına alınan besin miktarı ve alınan besin miktarı yüzdesi) ortalamaları karşılaştırılarak incelendi Pozisyon grupları arasında beslenme öncesi, beslenme süreci 5. dk, beslenme süreci (beslenme sırasında 5, 10, 15, 20, 25, 30. dk ortalamasında) ve beslenme sonrası 5. dk'da oksijen saturasyon (SpO2) değerleri açısından anlamlı bir farklılık görülmemektedir. (p >0,05) Her iki pozisyondaki beslenme performansları istatiksel olarak karşılaştırdığında toplam beslenme süresi (U=924 p=0,474), aldığı besin miktarı (U=915,00 p=0,432), biberonda kalan besin miktarı (U=793,5 p= 0,057), besin miktarı yüzdesi (U= 817,5 p=0,091) ve beslenme verim oranı (U=896 p=0,347) olarak anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Anahtar Kelimeler: Beslenme, Hemşire, Pozisyon, Yarık Damak, Yarık Dudak.
Radyoaktif iyot tedavisi alan hastalarda erken görülen semptomlar, semptom yönetimi ve anksiyete düzeyi arasındaki ilişki
Kansere yakalanan kişi sayısı günümüz dünyasında hem gelişmiş hemde gelişmekte olan ülkelerde hızlıca artmaktadır. Tiroid kanseri de bu artan kişi sayısı arasında önemli bir çoğunlıktadır. Cerrahi tedavi ile tiroidektomisi yapılan hastaya tamamlayıcı tedavisini almak için radyoaktif iyot tedavisi verilir. Planlanan bu çalışma radyoaktif iyot 131 tedavisi alan hastalarda semptom şiddeti, başetme düzeyi ve anksiyete düzeylerini ele aldığından literatürde önemli bir eksikliği gidermesi amaçlanmıştır. Çalışmada örneklem yapılmamış olup tam sayım yöntemi ile Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi Nükleer Tıp Ünitesi'ne başvuran 60 hasta üzerinden 17.01.2022-31.05.2022 tarihleri arasında yapıldı. Çalışmanın evrenini bu tarihler arasında başvuru yapan ve çalışmaya dahil etme kriterini taşıyan tüm hastalar çalışmaya dahil edildi. Çalışmada 'hasta tanıtım formu', 'I-131 tedavi sonrası görülen semptomlar formu', 'I-131 uygulama sonrası ilk 48 saatte semptomla baş edebilme durumu' ve 'durumluk ve sürekli anksiyete ölçeği' kullanıldı. Hastalarda yüksek doz radyoaktif iyot bulunulduğu göz önüne alınarak dahili telefon ile görüşme yapıldı. Verilerin analizi SPSS 21.0 programı ile yapıldı. Araştırmanın verilerinin istatiksel analizinde: hastanın sosyo-demografik özelliklerinin değerlendirilmesi, frekans ve yüzde, ortalama ve standart sapma, medyan, minimum ve maksimum değerlendirme kullanıldı. Ölçek puanlarının değerlendirilmesinde aritmetik ortalama, standart sapma, medyan, minimum ve maksimum değerlendirme, normallik durumlarını değerlendirmeye yönelik istatistik analizler, ölçeklerin puanları arasındaki ilişkiyi değerlendirmede corelasyon testleri, ölçeklerin güvenirliği analizinde güvenirlik testleri (Cronbach Alfa Katsayı) kullanıldı. Ölçeğin sosyo-demografik özelliklerine göre karşılaştırmasında varyans analiz testleri; normal dağılımda, ikili karşılaştırmada, bağımsız t testi, üçlü karşılatırmada One Way ANOVA testi ve post hoc testler, normal olmayan dağılımda ikili karşılaştırmada, Mann Whitney U testi, üçlü karşılatırmada, Kruskal Wallis testi, etkileyen faktörleri belirlemede regresyon analizi testleri kullanıldı. Fark ve ilişkilerde anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edildi. Çalışmaya katılan hastaların %76,7'si kadın, %23,3'ü erkek hastalardan, %68,3'ü ev hanımı, % 31,7'sinin farklı meslek gruplarında çalıştığı, %78,3'inin Van ilinde ve %21,7'sinin Van ili dışında ikamet ettiği saptandı. Araştırmada çıkan bulgulara göre ağız kuruluğunun ikinci 24 saatte arttığı boyun derialti dokularinda yaygın ağrısiz ödemin de ikinci 24 saatte hafif arttığı gözlemlendi. Kusma, uyku bozukluğu, alopesi-saç dökülmesi, boyunda ağrı ve uyuşma hissinin hastalarda yüksek bir oranında ya hiç olmadığı yada çok az olduğu görüldü. Genel vücut ağrısı, bulantı, boyunda ağrı, baş ağrısı, iştahsızlık, nefes darlığı tat bozukluğu ve tükenmişlik sendromlarının ise ikinci 24 saatte anlamlı bir artış olduğu gözlemlendi. Çalışmaya katılan hastaların çoğunluğunda ağız kuruluğu, boyun deri altı dokularda yaygın ağrısız ödem, kusma, uyku bozukluğu, saç dökülmesi-alopesi, burun kanaması, tükenmişlik, uyuşma hissi, iştahsızlık ve tat bozukluğu semptomlarına karşı başedebildiği gözlemlendi. Nefes darlığı semptomuna karşı başedenler yüksek olmasına rağmen başedenler ile kısmen başedenler arasındaki farkın az olduğu görüldü. Genel vücut ağrısı ile boyunda ağrı semptomların da hastaların çoğunda kısmen başedebildikleri gözlemlendi. Bulantı ve baş ağrısı semptomların da hastaların çoğunluğunun semptoma karşı başedemediği tespit edildi. Ağız kuruluğunun, tat bozukluğunun ve boyun derialtı dokularında yaygın ağrısız ödemin durumluk ve sürekli kaygı ölçeklerine göre semptomun olup olmaması kaygıya herhangi bir etkisinin olmadığı görüldü. Uyku bozukluğu, iştahsızlık, nefes darlığı ve tükenmişlik semptomlarında durumluk kaygı ölçeğine göre bu semptomlar ile başedemeyen hastaların kaygı seviyelerinde yükseklik tespit edildi. Bu semptomların geliştiği hasta grubunda sürekli kaygı ölçeğine göre kaygılı olmadığının tespiti yapıldı. Genel vücut ağrısı, bulantı, uyuşma hissi, baş ağrısı ve boyunda ağrı semptomlarına karşı başedemeyen hasta gruplarında durumluk ve sürekli kaygı ölçeklerine göre daha kaygılı oldukları gözlemlendi. Anahtar Kelimeler : Radyoaktif Iyot, Semptom Yönetimi, Anksiyete.
Radyoterapi alan meme kanseri hastalarında yaşamdan anlam bulma ve yaşam kalitesinin, öz-yeterlik için semptom yönetimine etkisi
Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türü olup, radyoterapi temel tedavi yöntemlerinden biridir. Radyoterapiye bağlı en sık görülen yan etkiler cilt reaksiyonları, yorgunluk, bulantı-kusma, yutma güçlüğü, iştahsızlık ve dispnedir. Araştırma radyoterapi alan meme kanseri hastalarında yaşamdan anlam bulma ve yaşam kalitesinin öz-yeterlik için semptom yönetimine etkisini incelemek amacıyla tarama modelinde, tanımlayıcı tasarımlı, kesitsel ve ilişki arayıcı araştırma tipinde gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini bir üniversite hastanesinin radyasyon onkolojisi kliniğinde tedavi gören hastalar, örneklemini tedavi gören 50 hasta oluşturdu. Araştırmada veri toplama aracı olarak hastaların özelliklerini içeren Kişisel Bilgi Formu, Yaşamda Anlam Ölçeği, EORTC QLQ-C30 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Öz-yeterlik İçin Semptom Yönetimi Ölçeği kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesi, tanımlayıcı istatistiksel testler, Shapiro-Wilk testi, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi, Dunn-Bonferroni testi, Wilcoxon Signed-Ranks testi Marginal Homogeneity testi, Spearman korelasyon analizi, Bootstraping metodu, Genelleştirilmiş Lineer Modelleme analizi ile gerçekleştirildi. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Yaş ortalaması 51,5±10,79 olan hastaların %70'i evli, %40'i ilkokul mezunu, %80'i çocuk sahibi, %60'ının çalışmadığı belirlendi. Hastaların hastalık ve tedaviye ilişkin özellikleri incelendiğinde; %82'sinin 1 ay – 1 yıl tanı süresi olduğu, %42'sinin evre 3 meme kanseri olduğu, %90'ının daha önceden radyoterapi almadığı belirlendi. Hastaların yorgunluk, ciltte kaşıntı, ciltte kuruluk, ciltte ağrı ve ciltte yara semptomlarında ikinci haftasına göre altıncı haftada gözlenen değişimin anlamlı olduğu bulundu (p<0,05). Tedavinin ikinci haftasında ÖSYÖ ile YAÖ'nin yaşamda anlam arayışı alt boyut puanları arasında pozitif, ölçeğin toplam puanları arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu, ÖSYÖ ile yaşam kalitesi genel iyilik hali puan ortalamaları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu belirlendi (p<0,05). Tedavinin altıncı haftasında ÖSYÖ ile yaşam kalitesi genel iyilik hali ve emosyonel fonksiyon alt boyut puanları arasında pozitif, yorgunluk, ağrı, dispne, konstipasyon alt boyut puanlarında ise negatif yönde anlamlı ilişki olduğu saptandı (p<0,05).
Cerrahi ekip üyelerinin ameliyat sırası cerrahi sonrası hızlandırılmış iyileşme bileşenlerine ilişkin bilgi düzeyleri
Ameliyat sürecinde; hasta bireyin ameliyat öncesi anksiyetesi, ameliyat sırası fizyolojinin bozulması ve ameliyat sonrası dönemde sıvı-elektrolit dengesizlikleri, mobilizasyonda gecikme, beslenme düzeninde bozulma gibi pek çok nedenle çeşitli komplikasyonlar görülebilmektedir. Ameliyat süreci; hasta bireyi fizyolojik, psikolojik ve sosyal yönden etkilemektedir. Ameliyat sırası dönem sürecin en önemli aşamasıdır. Ameliyat Sonrası Hızlandırılmış İyileşme (ERAS) protokolü, hastaların perioperatif bakımına yönelik bir yaklaşım ve paradigma değişikliğidir. Yerleşik cerrahi dogmalar yerine kişiselleştirilmiş hasta bakımını etkileyen multidisipliner kanıta dayalı uygulamalardır. Ameliyat sırası dönemde ameliyathane hemşiresinin liderliğinde cerrahi ekip üyelerinin aralarında uyumlu çalışması ERAS'ı görünür hale getirmektedir. Bu çalışma, cerrahi ekip üyelerinin ameliyat sırası cerrahi sonrası hızlandırılmış iyileşme bileşenlerine ilişkin bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla yapıldı. Çalışma tanımlayıcı ve kesitsel tipte, İstanbul Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışmaya katılmayı kabul eden 106 cerrahi ekip üyesi ile gerçekleştirildi. Araştırma verileri 07.04.2022- 29.04.2022 tarihleri arasında, cerrahi ekip üyeleri sosyodemografik özellikleri-ERAS Protokol formu ve ameliyat sırası ERAS Bileşenleri bilgi düzeylerine yönelik form kullanılarak e- anket yöntemiyle toplandı. Verilerin analizi SPSS 26.0 programı ile yapıldı. %95 güven düzeyi ile çalışılmıştır. Kategorik (nitel) değişkenler için frekans ve yüzde (n(%)) istatistikleri verilmiştir. Çalışmada Kikare testi kullanılmıştır. Cerrahi ekip üyelerinin %52,4'ü hemşire, %47,6'sı hekim, %24,5'inin branşı Genel Cerrahidir. Cerrahi ekip üyelerinin %40,0'ı ERAS kavramını internetten öğrendiği, %54,3'ü ERAS Protokolü hakkında bilgi sahibi olduğu, %13,3'ü ERAS ile ilgili daha önce eğitim aldığı ve eğitim alanların %41,7'si yüksek lisans eğitiminde aldığı belirlendi. Cerrahi ekip üyelerinin %89,5'i ERAS Protokolü hakkında bilgi sahibi olma istediği tespit edildi. Aynı zamanda ekip üyelerinin %81,9'u ameliyathane hemşiresinin deneyimi, ameliyat sırası ERAS Protokol bileşenleri uygulamasında etkili olduğunu ifade etti. Tüm veriler değerlendirildiğinde; cerrahi ekip üyelerinin ameliyat sırası hızlandırılmış iyileşmeye yönelik bilgi düzeyleri ve bakış açıları aldıkları eğitim düzeyi ile paralel ilerlediği, ameliyat sırası ERAS Protokol bileşenlerini uygulayabilmek için cerrahi ekip üyelerine kapsamlı eğitimler düzenli olarak verilmesi gerektiği öngörülmektedir. Anahtar Kelimeler: Ameliyathane Hemşiresi, Cerrahi Ekip Üyeleri, ERAS, FTS
Çalışan ve çalışmayan kronik hemodiyaliz hastalarında iş stresinin, semptomların ve öz bakım gücünün incelenmesi
Araştırma hemodiyaliz tedavisi alan çalışan ve çalışmayan bireylerde iş stresinin, semptomların ve öz bakım gücünün incelenmesi amacı ile tanımlayıcı, kesitsel bir çalışma olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini altı diyaliz merkezinde tedavi alan bireyler, örneklemini ise 18-65 yaş arasında, en az altı aydır hemodiyaliz tedavisi alan, bilinci açık, 500 birey oluşturdu. Araştırmada veri toplama aracı olarak, "Hasta Bilgi Formu", "Genel İş Stresi Ölçeği", "Öz Bakım Gücü Ölçeği" ve "Diyaliz Semptom İndeksi Ölçeği"nden yararlanıldı. Araştırmada elde edilen veriler t testi, Anova testi, Kruskal Wallis, Mann Whitney U ve Sperman korelasyon analizi ile değerlendirildi. Araştırmaya katılan bireylerin %14,0'ının çalıştığı, çalışanların yaş ortalamasının 47,61±10,57 yıl olduğu, %47,1'nin mavi yakalı olduğu, %47,1'nin 11 yıl ve üzeri süredir çalıştığı, %32,9'unun sabah seansından sonra işe gittiği, %64,3'ünün işte yoğun çalıştığı belirlendi. Çalışan hemodiyaliz hastası bireylerin Genel İş Stresi Ölçeği puan ortalaması 11,28±2,88'dir. Araştırmaya katılan bireylerin %86,0'ının çalışmadığı, yaş ortalamasının 53,81±9,59 yıl olduğu, %34,2'sinin HD tedavisi nedeni ile çalışamadığını bildirdiği görüldü. Çalışan hemodiyaliz hastası bireylerin Öz Bakım Gücü Ölçeği ve Diyaliz Semptom İndeksi Ölçeği puan ortalamaları sırasıyla 38,60±3,06, 10,21±7,09; çalışmayanlarda 37,39±3,71, 13,21±8,16'dır. Çalışan ve çalışmayan hemodiyaliz tedavisi alan bireylerin Öz Bakım Gücü Ölçeği ve Diyaliz Semptom İndeksi Ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel anlamlı fark saptandı (p<0,05). Çalışan hemodiyaliz tedavisi alan bireylerde Genel İş Stresi Ölçeği ile Öz Bakım Gücü Ölçeği ve Diyaliz Semptom İndeksi Ölçeği puanları arasında anlamlı ilişki saptanmadı (p>0,05). Çalışmayan hemodiyaliz tedavisi alan bireylerde Diyaliz Semptom İndeksi Ölçeği ile Öz Bakım Gücü Ölçeği ve alt boyutlarından Ruhsal Durum ve Hijyenik Bakım arasında zayıf düzeyde negatif yönde anlamlı ilişki saptandı. Araştırmanın sonucunda çalışan hemodiyaliz hastası bireylerde iş stresinin düşük düzeyde olduğu, çalışan ve çalışmayan hemodiyaliz hastası bireylerde öz bakım gücünün iyi düzeyde olduğu, semptom şiddetlerinin düşük olduğu, çalışanlarda öz bakım gücünün yüksek ve semptom şiddetinin anlamlı olarak daha düşük olduğu, Ruhsal Durum olumlu yönde artarken diyaliz semptomlarının azaldığı belirlendi.
Kalp yetersizliği tanısı alan bireylerin susuzluk durumlarının incelenmesi
Kalp yetersizliği dünya genelinde ve Türkiye'de yüksek morbidite ve mortaliteye sebep olan ciddi bir sağlık sorunudur. Kalp yetmezliği olan bireylerde nefes darlığı, çarpıntı, ödem gibi birçok semptom gözlenebilmektedir. Ayrıca kalp yetersizliği hastalarında susuzlukla ilgili sorunlar da yaygın olarak görülmektedir. Bu nedenle, kalp yetmezliği yönetiminde sıvı dengesi oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı kalp yetersizliği tanısı alan bireylerin susuzluk durumlarını incelemek için yapılmış tanımlayıcı ve kesitsel bir çalışmadır. Araştırma Uludağ Üniversitesi hastanesinde kardiyoloji kliniğinde yatan bireyler üzerinde 01.12.2024-31.03.2025 tarihleri arasında yapıldı. Araştırmaya gönüllü olan 125 birey katılmıştır. Verilerin analizinde toplam 42 sorudan oluşan Kişisel Bilgi Formu ve Susuzluk Rahatsızlığı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmaya katılan bireylerinin %31,2'si 71 yaş ve üzeri, %64'ü erkek, %74,4'ü konjestif kalp yetmezliği tanısı almıştır. Katılımcıların 92,8'inin kronik hastalığı olduğu, %71,2'sinin diüretik kullandığı, cilt turgoru değerlendirmesinde %60'ının vücut ağırlığının %5-8 kaybına uğradığı, kapiller dolum sürelerinin %51,2'sinin, 2,1–3 saniye arasında olduğu belirlenmiştir. Susuzluk Rahatsızlığı Ölçeği toplam puan ortalamaları 27,48±7,43 olarak belirlenmiştir. Susuzluk Ölçeği alt boyutlarından alınan ortalama puanlar, Ağız İçi Hareketlerde 13,39±5,23, Psikolojik Hareketlerde 10,87±3,60, Ağız Dışı Hareketler 3,22±1,04 saptanmıştır. Bu sonuçlara göre hastaların orta düzeyde susuzluk yaşamakta olduğu belirlenmiştir. Kalp yetersizliği yönetiminde, hastaların sıvı alımı dengeli ve bireyselleştirilmiş şekilde düzenlenmeli, bağırsak hareketleri yakından izlenmeli, diyet ve yaşam tarzı düzenlemeleri ne yönelik müdahaleler yapılmalı ve susuzluk belirtileri yakından izlenmelidir.
Hemşirelik öğrencilerine uygulanan çözüm odaklı girişimin siber zorbalık üzerine etkisi
Bu araştırma, hemşirelik öğrencilerine uygulanan çözüm odaklı girişimin siber zorbalık üzerine etkisini tespit etmek amacıyla randomize kontrollü deneysel araştırma deseninde gerçekleştirildi. Araştırma verileri, İstanbul'daki bir özel üniversitenin hemşirelik bölümü 1., 2., 3. ve 4. sınıf öğrencileri arasında 23.02.2024-02.07.2024 tarihleri arasında toplandı. Araştırmanın örneklemini, 14 girişim, 14 psikoeğitim ve 14 kontrol grubu olmak üzere toplam 42 üniversite öğrencisi oluşturdu (n=42). Çalışmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği - Yetişkin Formu ve Siber Zorbalık Üçgeni Ölçeği ile toplandı. Bulguların yorumlanmasında frekans tabloları ve tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Normal dağılıma uygun ölçüm değerleri için "ANOVA" test (F-tablo değeri), "Repeated Measures" test (F-tablo değeri), normal dağılıma uygun olmayan ölçüm değerleri için Kruskal-Wallis H" test (χ2-tablo değeri), "Friedman" test (χ2-tablo değeri) yöntemi kullanılmıştır. İki nitel değişkenin birbiriyle ilişkilerinin incelenmesinde "Pearson-χ2", normal dağılıma sahip olmayan iki nicel değişkenin ilişkilerinin incelenmesinde "Spearman" korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Bu çalışma sonucunda çözüm odaklı girişimin siber zorba, siber seyirci ve siber mağdur alt boyutları üzerinde son test ve 1. ay izlem testinde anlamlı düşüş gözlenirken (p<0,05) 3. ay izlem testinde alınan puanların arttığı görülmüştür (p<0,05). Bu doğrultuda, en yüksek eta kare değerlerinin 3. ay ölçümlerinde ortaya çıkması (siber zorbalık için η²=0,637; siber mağduriyet için η²=0,601), girişimin etkisinin zamanla güçlendiğini ve en belirgin farkın 3. ay takip ölçümlerinde ortaya çıktığını göstermektedir. Siber zorbalıkla mücadelede etkili sonuçlar elde edebilmek için müdahale programlarının tekrarlanabilir, sürdürülebilir, okul ve aile iş birliğine dayalı, etik temelli içeriklerle zenginleştirilmiş olması ve nitel verilerle sürekli geliştirilen yapılar hâlinde uygulanması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Bağımlılık, sosyal medya, siber zorbalık, çözüm odaklı girişim
Sesli düşünme yönteminin hemşirelik eğitiminde kullanımına yönelik niteliksel bir çalışma
Nitel tanımlayıcı tasarımlı bu araştırmada, hemşirelik lisans son sınıf öğrencilerinin hemşirelik eğitiminde sesli düşünme yöntemi kullanımına yönelik görüşlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini 2020–2021 Öğretim Yılı Bahar Dönemi'nde Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde öğrenim gören ve sesli düşünme yöntemini deneyimleyen 14 son sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Veriler, "Tanıtıcı Özellikler Formu", "Yarı Yapılandırılmış Soru Formu" kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın niteliksel verileri, MAXQDA 2020 programında tümevarıma dayalı analiz yöntemi ile analiz edilmiştir. Devamında kodlar temalaştırılmıştır. Sesli düşünme öğrenme deneyiminin öğrencilerde oluşturduğu hislere, sesli düşünme yönteminin olumlu ve olumsuz yönlerine ve sesli düşünme yönteminin hemşirelik eğitiminde kullanılmasına ilişkin öğrencilerin görüşleri olmak üzere üç ana tema oluşmuştur. Bu ana temalar altında "yeterlik geliştirme", "tutumsal öğrenme", "güvenirlilik ve etkililik", "öğrenme süreci", "tutumsal davranışlar kazandırma", "ortama bağlı etmenler" olmak üzere altı adet alt tema oluşturulmuştur. Araştırmanın sonuçları doğrultusunda sesli düşünme yönteminin hemşirelik eğitiminde kullanılması önerilmektedir.
Acil servisteki kritik hasta yakınlarının gereksinimleri ve şiddet eğilimleri arasındaki ilişki
Amaç: Araştırma, acil servisteki kritik hasta yakınlarının gereksinimlerini ve şiddet eğilimleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türdeki çalışmanın örneklemini acil serviste kritik hastası olan 314 hasta yakını oluşturdu. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, "Acil Serviste Kritik Hasta Yakınlarının Gereksinimlerini Saptama Ölçeği" ve "Şiddet Eğilim Ölçeği" ile yüzyüze görüşme yöntemiyle Temmuz 2022- Nisan 2023 tarihleri arasında toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ortanca, minimum, maksimum değerler), normal dağılım gösterenler iki grup karşılaştırmalarında için Student-t Testi, normal dağılım göstermeyenler için Mann Whitney U testi, ikiden fazla grup karşılaştırmalarında normal dağılım gösterenlerde One-Way ANOVA, normal dağılım göstermeyenlerde ise Kruskal Wallis testi kullanıldı. Gruplar arası farklılık durumunda farklılığın hangi gruptan kaynaklandığını belirleyebilmek amacıyla Tukey analizi yapıldı. Sürekli değişkenler, arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için veriler normal dağılıma uygunluk gösteriyorsa Pearson korelasyon analizi, veriler normal dağılım göstermiyorsa Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular: Hasta yakınlarının yaş ortalaması 38.70±14.68 olup %59.2'si erkektir. Hasta yakınlarından %45.2'sinin üniversite mezunu olduğu, %60.5'inin sigara kullanmadığı, %38.3'ünün hastanın akrabası olduğu belirlendi. Hasta yakınlarının Şiddet Eğilim Ölçeği puan ortalaması 35.02±10.43 ile az, Acil Serviste Kritik Hasta Yakınlarının Gereksinimlerini Saptama Ölçeği puan ortalaması 140.62±17.79 olup, Aile üyeleri ile iletişim alt boyut puan ortalaması 34.74±4.94, Aile Üyelerinin Acil Servisteki Bakıma Katılması alt boyut puan ortalaması 46.48±8.60, Organizasyonel Konfor alt boyut puan ortalaması 33.76±3.67, Aile Üyelerinin Desteklenme Süreci alt boyut puan ortalaması 25.55±3.28 olarak saptandı. Şiddet Eğilim Ölçeği ve Acil Serviste Kritik Hasta Yakınlarının Gereksinimlerini Saptama Ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadı (p>0.05). Sonuç: Hasta yakınlarının şiddet eğilimlerinin az olduğu ve hasta yakınlarının gereksinimleri ile şiddet eğilimi arasında ilişki olmadığı saptandı. Anahtar Kelimeler: Acil servis, bakım, hasta yakını, hemşirelik, kritik hasta, şiddet
Yoğun bakım ünitelerinde hemşirelik bakımı kalite ölçeği: türkçe geçerlik ve güvenirliği
Amaç: Bu çalışmanın amacı Zeraati ve Masoudi Alavi (2014) tarafından geliştirilen Yoğun Bakım Ünitelerinde Hemşirelik Bakımı Kalite Ölçeği'nin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışmasını yapmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma metodolojik tipte yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 1 Temmuz 2022-1 Nisan 2023 tarihleri arasında Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesindeki iki ilde yer alan dört devlet hastanesi ve iki eğitim araştırma hastanesinin erişkin yoğun bakım ünitelerinde çalışan ve çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 300 yoğun bakım hemşiresi oluşturmuştur. Veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu ve Yoğun Bakım Ünitelerinde Hemşirelik Bakımı Kalite Ölçeği kullanılmıştır. Ölçeğin geçerlik çalışması için dil kapsam ve yapı geçerliği analizleri güvenirlik için ise iç tutarlılık analizi yapılmıştır. Bulgular: Yoğun Bakım Ünitelerinde Hemşirelik Bakımı Kalite Ölçeği'nin dil geçerliğini ölçmek amacıyla en çok tercih edilen yöntem olan çeviri-geri çeviri yöntemi kullanılmıştır. Yoğun Bakım Ünitelerinde Hemşirelik Bakımı Kalite Ölçeğinin yapı geçerliliğini belirlemek amacıyla faktör analizi yapılmıştır. Bartlett testi sonuçlarıverinin birbiriyle ilişki gösterdiği ve faktör analizi için uygun olduğunu göstermektedir. Yoğun Bakım Ünitelerinde Hemşirelik Bakımı Kalite Ölçeği orijinal yapısında olduğu gibi tek faktörlü olarak incelendiğinde ölçeğe ait tüm maddelerin faktör yüklerinin 0.30'un üzerinde ve açıklanan varyans %19.607 olduğu saptanmıştır. Bu sebeple bu aşamada ölçekten hiçbir madde çıkarılmamış ve Türk dilinde de tek boyutlu yapı kabul edilmiştir. İlgili uyum indeks değerleri sonucunda modelin bu halinin kabul edilebilir olduğuna karar verilmiştir. Sonuçlar: Yoğun Bakım Ünitelerinde Hemşirelik Bakımı Kalite Ölçeği Türk dili ve kültürü açışından geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır.
Kalp pili takılan hastalara meleis'in geçiş teorisine göre verilen eğitimin anksiyete ve depresyon ile öz-etkililik düzeyine etkisi: Tek kör randomize kontrollü çalışma
Amaç: Bu araştırma kalp pili takılan hastalara Meleis'in Geçiş Teorisine göre verilen eğitimin anksiyete ve depresyon ile öz etkililik düzeyine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma "tek kör randomize kontrollü deneysel çalışma" olarak 10 Kasım 2022-10 Kasım 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini Ordu Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Koroner Yoğun Bakım Ünitesinde yatan ve kalp pili takılan hastalar, araştırmanın örneklemini ise araştırmanın kriterlerine uyan 70 kalp pili takılan hasta oluşturmuştur. Araştırmanın verileri "Hasta Tanıtım Formu", "Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği" ve "Kronik Hastalıklarda Öz-Etkililik Ölçeği" ile toplanmıştır. Deney grubundaki kalp pili takılan hastalara Meleis'in Geçiş Teorisi rehber alınarak 2. gün ve 5.gün eğitim verilmiştir. "Kontrol grubundaki hastalara araştırma sürecinde herhangi bir girişim uygulanmamıştır". Veriler tanımlayıcı istatistikler, Pearson's ki-kare, Yates düzeltmesi, Fisher-Freeman-Halton, Fisher's ecact testi, Bonferroni testi, bağımsız iki örnek t testi, Mann Whitney U testi ve İki yönlü Robust testi ile değerlendirilmiştir. Araştırma için etik kurul onayı alınmıştır. Bulgular: Deney ve kontrol grubu hastaların "Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği" ön test son test farkı ortanca puanları arasında istatistiksel olarak farklılık bulunmuştur (p<0.001). "Kronik Hastalıklarda Öz-Etkililik Ölçeği" alt boyutları "Düzenli Bir Şekilde Spor Yapma", "Hastalık Hakkında Bilgi Alma", "Toplum, Aile ve Arkadaşlardan Yardım Alma", "Doktorla İletişim", "Genel Hastalık Yönetimi", "Ev İşlerini Yapma", "Sosyal/Eğlence Aktiviteleri", "Semptomlarla Başa Çıkma", "Nefes Darlığı ile Başa Çıkma" ve "Depresyonu Yönetme/Kontrol" ön test son test farkı ortanca puanları arasında istatistiksel olarak farklılık belirlenmiştir (p<0.001). Sonuç: Araştırmada kalp pili takılan hastalara Meleis'in Geçiş Teorisine göre verilen eğitimin anksiyete ve depresyon düzeyini azalttığı ve öz etkililik düzeyini artırdığı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Meleis'in Geçiş Teorisi, Eğitim, Öz Etkililik, Anksiyete, Depresyon, Hemşirelik.
Koroner anjiyografi uygulanan hastalarda immobilizasyon, çevresel stresörler ve anksiyete arasındaki ilişki
Amaç: Bu araştırma, koroner anjiyografi uygulanan hastalara işlem sonrasında uygulanan immobilizasyon süresi, çevresel stresörler ve hastaların anksiyete düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı-ilişki arayıcı tipte olan çalışmanın örneklemini Ordu Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi kardiyoloji servisi ve koroner yoğun bakım ünitesinde yatan araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan, araştırmaya katılmayı kabul eden 255 koroner anjiyografi uygulanan hasta oluşturmuştur. Araştırmanın verileri 'Kişisel Bilgi Formu', "Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği" ve "Yoğun Bakım Çevresel Stresörler Ölçeği" kullanılarak Temmuz 2022-Temmuz 2023 tarihleri arasında toplanmıştır. Veriler SPSS v26 Programında analiz edilmiş ve p˂0.05 güven aralığında değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 59.19±11.82 yıl, sırtüstü pozisyonda hareketsiz yatma süresi 6.25±1.79 saattir. Hastaların Yoğun Bakım Ünitesi Çevresel Stresörler Ölçeği puan ortalaması 123.71±21.71, Durumluk Kaygı Ölçeği puan ortalaması 53.70±8.86, Süreklilik Kaygı Ölçeği puan ortalaması 47.22±6.10 olarak bulunmuştur. Koroner arter hastalarının immobilizasyon süresi ile çevresel stres, durumluluk ve süreklilik kaygı düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı, çevresel stres düzeyleri ile durumluluk ve süreklilik kaygı düzeyleri arasında pozitif yönde zayıf düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Araştırmada koroner anjiografi uygulanan bireylerin çevresel stres düzeylerinin ortalamanın üzerinde, durumluluk ve süreklilik kaygı düzeylerinin orta seviyede olduğu, çevresel stresin durumluluk ve süreklilik kaygı düzeyini etkilediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, Çevresel stresör, Hemşirelik, Hemşirelik bakımı, İmmobilizasyon, Koroner anjiyografi
Yatılı ortaöğretimde okuyan öğrencilere animasyon destekli verilen menstrüasyon eğitiminin etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma yatılı ortaöğretimde okuyan öğrencilere animasyon destekli verilen menstrüasyon eğitiminin etkinliğini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma tek grup ön test-son test deneme modeli ile yarı deneysel olarak Ordu ili Akkuş ilçesi Borsa İstanbul Yatılı Bölge Ortaokulu'unda okuyan kız öğrenciler üzerinde 01 Mayıs 2023- 01 Ocak 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini Akkuş Borsa İstanbul Yatılı Bölge Ortaokulu'nda okuyan 49 kız öğrenci, örneklemi ise araştırma kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden ve velisi onam veren 43 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmanın verileri "Kişisel Bilgi Formu" ve "Bilgi Testi" ile toplanmıştır. Araştırmada kız öğrencilere 4 hafta boyunca haftada 1 kez ortalama 30 dakika animasyon destekli menstrüasyon eğitimi verilmiştir. Araştırmanın verileri tanımlayıcı istatistikler, Eşli İki Örnek t testi, McNemar testi, Lineer Regresyon analizi ve ANCOVA testi ile değerlendirilmiştir. Araştırma için kurum izni ve etik kurul onayı alınmıştır. Bulgular: Araştırmada öğrencilerin menstrüasyon eğitimi bilgi testi ön test ile son test puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu bulunmuştur (p<0.001). Öğrencilerin eğitim öncesi bilgi testi ön test puan ortalamaları 11.88 iken, eğitim sonrası son test puan ortalamaları 18.28 olarak elde edilmiştir. Öğrencilerin bilgi testi başarı puanını menstrüasyon yaşama ve baba eğitim durumlarının etkilediği belirlenmiştir (p<0.05). Sonuçlar: Araştırmada yatılı ortaöğretimde okuyan öğrencilere animasyon destekli verilen menstrüasyon eğitiminin öğrencilerin bilgi testi puanlarını artırdığı bulunmuştur. Öğrencilerin bilgi testi başarı puanını menstrüasyon yaşama durumu ve babalarının eğitim durumunun etkilediği belirlenmiştir.
Cerrahi hastalarının anksiyete ve korku düzeyleri ile hemşireye güvenleri arasındaki ilişki
Amaç: Bu çalışma cerrahi hastalarının anksiyete ve korku düzeyleri ile hemşireye güvenleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı-ilişki arayıcı tipte olan çalışmanın örneklemini Ünye Devlet Hastanesi cerrahi servislerinde yatan 150 cerrahi hastası oluşturmuştur. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri, Cerrahi Korku Ölçeği ve Hemşireye Güven Ölçeği kullanılarak Haziran 2023-Aralık 2023 tarihleri arasında toplanmıştır. Veriler SPSS v26 Programında analiz edilmiş ve p˂0.05 güven aralığında değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 50.59±16.82/yıl, toplam ameliyat olma sayı ortalaması 2.23±1.29'dur. Hastaların Durumluk Kaygı Ölçeği puan ortalaması 42.61±10.15, Süreklilik Kaygı Ölçeği puan ortalaması 47.75±7.67, Cerrahi Korku Ölçeği toplam puan ortalaması 37.17±20.90 ve Hemşireye Güven Ölçeği puan ortalaması 26.09±3.88 olarak bulunmuştur. Cerrahi hastalarının durumluk kaygı ölçeği puan ortalamaları ile süreklilik ve cerrahi korku ölçeği puan ortalamaları arasında pozitif yönde, hemşireye güven ölçeği puan ortalamaları arasında negatif yönde, sürekli kaygı ölçeği puan ortalaması ile cerrahi korku ölçeği puan ortalamaları arasında pozitif yönde istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuçlar: Araştırmaya katılmayı kabul eden cerrahi hastalarının durumluk ve süreklilik kaygı ve cerrahi korku düzeylerinin orta seviyede olduğu, hemşireye güven düzeylerinin ise oldukça yüksek olduğu, durumluk kaygı ölçeği puan ortalamaları ile hemşireye güven ölçeği puan ortalamaları arasında negatif yönde düşük düzeyde istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir.
Gebeliğin son trimesterindeki yakınmalar ile perinatal anksiyete arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada gebeliğin son trimesterindeki yakınmalar ile perinatal anksiyete arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tiptedir. Araştırmanın örneklemini 28 Kasım 2023- 8 Mart 2024 tarihleri arasında İstanbul ilinde yer alan bir hastanenin gebe polikliniğine başvuran ve çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden son trimesterdeki 288 gebe oluşturmuştur. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Gebeliğe Bağlı Yakınmalar Ölçeği, Perinatal Anksiyete Tarama Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirmesinde Bağımsız gruplarda t testi, One-way ANOVA, Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Ölçek ve alt boyutlarının iç tutarlılığı için Cronbach alfa katsayısı hesaplanıp çalışmanın istatiksel olarak anlamlılık düzeyi p <0.05 alınmıştır. Bulgular: Gebelerin yaş ortalaması 29.64±5.13 olup, %33.7'si lise eğitimi almış, %76.4'ü ev hanımı, %84'ü çekirdek ailede yaşamakta, %75.3'ü çalışmamakta ve %68.4'ü orta gelir seviyesine sahiptir. Gebelerin %47.2'sinin destek olan bir yakını yoktur, %54.9'u 28-36 haftalık gebedir ve %86'sı isteyerek gebe kalmıştır. Gebeliğe Bağlı Yakınmalar Ölçeği toplam puan ortalaması 31.05±13.04'dır. Son trimesterdeki gebeler, Perinatal Anksiyete Tarama Ölçeği toplamından ortalama 23.31±15.13 puan almışlardır. Ölçek kesme noktalarına göre katılımcıların %59.4'ünde anksiyete olduğu bulunmuştur. Yaşam Tarzını Etkileyen Yakınmalar, Kas İskelet Sistemine Yönelik Yakınmalar alt boyut ve Gebeliğe Bağlı Yakınmalar Ölçeği toplam puan ortalaması ile Perinatal Anksiyete Tarama Ölçek toplam puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü ve düşük düzeyli bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Yaşam Tarzını Etkileyen Yakınmalar, Kas İskelet Sistemine Yönelik Yakınmalar alt boyut ve Gebeliğe Bağlı Yakınmalar Ölçeği toplam puanları arttıkça, Perinatal Anksiyete Tarama Ölçeği toplam puanı da artmaktadır. Sonuçlar: Araştırma kapsamına alanına gebelerde gebeliğe bağlı yakınmalar arttıkça gebelerin perinatal anksiyetelerinin arttığı görülmüştür. Yaşam Tarzını Etkileyen Yakınmalar, Kas İskelet Sistemine Yönelik Yakınmalar alt boyut ve Gebeliğe Bağlı Yakınmalar Ölçeği toplam puanları arttıkça, Perinatal Anksiyete Tarama Ölçeği toplam puanı da artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Gebelik, gebelik yakınmaları, hemşirelik, perinatal, perinatal anksiyete, son trimester
Gebelerde siberkondriya, depresyon, anksiyete ve stres ilişkisinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışma, gebelerde siberkondriya, depresyon, anksiyete ve stres arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte planlanan araştırmanın örneklemine Türkiye'nin Ege bölgesinde bir ilçe devlet hastanesinin doğum polikliniklerine ve gebe okuluna başvuran, araştırmaya katılmayı kabul eden 329 gebe dahil edilmiştir. Araştırmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu, Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASÖ-21) ve Siberkondri Ciddiyet Ölçeği Kısa Formu (CSS-12) kullanılarak 5 Haziran- 29 Eylül 2023 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, t testi ve One Way ANOVA Pearson korelasyon analizi, çoklu regresyon analiz testi kullanılmıştır. Ölçeklerin güvenirlik analizi Cronbach Alfa güvenirlik katsayısı ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Depresyon, gebelerin %9.4'ünde "hafif", %22.8'inde "orta", %9.1'inde "ileri", %6.1'inde "çok ileri" düzeylerdeydi. Anksiyete, gebelerin %8.8'inde "hafif", %21'inde "orta", %12.5'inde "ileri", % 32.5'inde "çok ileri" düzeylerde bulunmuştur. Stres, gebelerin %12.5'inde "hafif", %17'sinde "orta", %18.2'sinde "ileri", %4'ünde "çok ileri" düzeylerde bulunmuştur. "Hafif, orta, ileri ve çok ileri" düzey birlikte alındığında, gebelerin %47.4'ünde depresyon, %74.8'inde anksiyete ve %51.7'sinde stres olduğu saptanmıştır. Gebelerin depresyon puan ortalaması 5.36±4.49, anksiyete puan ortalaması 7.46±5.03, stres puan ortalaması 7.98±4.86, Sibekondri Ciddiyeti Ölçeği toplam puan ortalaması 33.97±8.84 bulunmuştur. Siberkondri Ciddiyeti Ölçeği puanı ile depresyon, anksiyete ve stres puan ortalamaları arasında pozitif yönde orta düzeyde ilişkiler olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Çoklu regresyon analizinde anksiyete, stres ve gebelikte doktora gitme sıklığının siberkondri ciddiyetinin önemli yordayıcıları olduğu saptanmıştır. Sonuç: Gebelerde anksiyete ve depresyon görülme sıklığının daha fazla, stresin görülme sıklığının daha düşük düzeyde ve siberkondri ciddiyetinin depresyon, anksiyete ve stres ile ilişkili lduğu bulunmuştur. Gebelerin stres, anksiyete, depresyon ve siberkondri ciddiyeti açısından izlenmesi konusunda sağlık personelinin farkındalığını artırılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, depresyon, gebe kadın, siberkondri, stres
COM-B modeline temellendirilmiş motivasyonel görüşmenin kadınların serviks kanseri sağlık inancına ve taramaya katılımına etkisi: tek kör randomize kontrollü çalışma
Amaç: Bu araştırma COM-B modeline temellendirilmiş motivasyonel görüşmenin kadınların serviks kanseri sağlık inancına ve taramaya katılımına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma "tek kör randomize kontrollü deneysel çalışma" olarak uygulanmıştır. Araştırma Ordu İli Altınordu Merkez Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 30-65 yaş aralığındaki kadınlar üzerinde 12 Şubat 2024-12 Kasım 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 30-65 yaş aralığındaki 1600 kadın, örneklemini ise, güç analizi ile belirlenen 68 kadın oluşturmuştur. Blok randomizasyon ile kadınlar deney ve kontrol grubuna atanmıştır. Araştırmanın verileri "Bilgi Formu", "Rahim Ağzı Kanseri ve Pap Smear Testi Sağlık İnanç Modeli Ölçeği", "Serviks Kanseri Taraması Yaptırma Durumunu Değerlendirme Formu" ve "Memnuniyet Değerlendirme Formu" ile toplanmıştır. Deney grubundaki kadınlara 1. hafta yüz yüze, 2., 3., ve 4. hafta telefonla COM-B modeline temellendirilmiş motivasyonel görüşme uygulanmıştır. Kurum izni ve etik kurul onayı alınmıştır. Veriler Fisher's Exact Testi, Monte Carlo Düzeltmeli Fisher Exact Testi, Yates Düzeltmesi, Pearson Ki-Kare Testi, Bağımsız Örnekler t Testi, Mann Whitney U Testi, Genelleşritilmiş Lineer Modeller yöntemi, İki Yönlü Robust ANOVA yöntemi, Bonferroni Testi ve Binary Lojistik Regresyon Analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Deney ve kontrol grubu kadınların "Rahim Ağzı Kanseri ve Pap Smear Testi Sağlık İnanç Modeli Ölçeği" "Duyarlılık", "Önemseme/Ciddiyet", "Pap Smear Yarar ve Motivasyonu" alt boyutu grup zaman etkileşimine göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı (p>0.05), "Sağlık Motivasyonu" alt boyutunda zamana göre ve "Pap Smear Engelleri" alt boyutunda grup zaman etkileşimine göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur (p<0.05). Deney ve kontrol grubu kadınların müdahale sonrası serviks kanseri taraması yaptırma durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farlılık olduğu bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: COM-B modeline temellendirilmiş motivasyonel görüşmenin serviks kanseri taramasında sağlık motivasyonu algısını artırdığı, pap smear engelleri algısını azalttığı ve serviks kanseri taramasına katılımı artırdığı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: COM-B modeli, hemşirelik, motivasyonel görüşme, sağlık inancı, serviks kanseri, tarama.
Hemşirelik öğrencilerinde çocuk ilaç uygulamaları öz-yeterliliği ile tıbbi hata eğilimi ilişkisinde çocuk hemşireliği yeterliliğinin aracı rolü
Amaç: Bu araştırma hemşirelik öğrencilerinde çocuk ilaç uygulamaları öz-yeterliliği ile tıbbi hataya eğilimi ilişkisinde çocuk hemşireliği yeterliliğinin aracı rolünün belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde gerçekleştirilen araştırmanın örneklemini, Ordu Üniversitesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi ve Kafkas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü'nde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği dersini alan 3. ve 4. sınıf toplam 303 öğrenci oluşturdu. Veriler Tanımlayıcı Bilgi Formu, Pediatri Hemşireliği Yeterlilik Ölçeği (PHYÖ), Çocuklarda İlaç Uygulamaları Öz-Yeterlilik Ölçeği (ÇİUÖÖ) ve Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği (THEÖ) ile toplandı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistik yöntemler, pearson korelasyon analizi, lineer regresyon analizi, bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (Anova) ve post hoc (Tukey, LSD) test kullanıldı. Ayrıca Hayes'in (2013) SPSS için geliştirdiği PROCESS Model 4 kullanılarak aracılık etkisine ilişkin hiyerarşik regresyon analizleri yapıldı. İstatistik hesaplamalarda p<0.05 alındı. Bulgular: Öğrencilerin PHYÖ toplam puan ortalaması 149.469±18.904, ÇİUÖÖ toplam puan ortalaması 59.845±10.836, THEÖ toplam puan ortalaması 217.017±26.634 olarak bulundu. Öğrencilerin ÇİUÖÖ, PHYÖ ve THEÖ toplam puanları arasında korelasyon düzeyleri incelendiğinde; PHYÖ ile ÇİUÖÖ toplam puanları arasında pozitif orta, THEÖ ile ÇİUÖÖ toplam puanları arasında pozitif zayıf, THEÖ ile PHYÖ toplam puanları arasında pozitif zayıf korelasyon bulundu (p<0.05). Yapılan analiz sonucunda model anlamlı bulundu ve THEÖ üzerindeki toplam değişim %17.37 oranında ÇİUÖÖ tarafından açıklamaktadır (F=63.289; p=0.000). ÇİUÖÖ ile THEÖ arasında PHYÖ'nin kısmi ara değişken olduğu saptandı. Sonuç: Çalışma sonucunda, hemşirelik öğrencilerinde çocuk ilaç uygulamaları öz-yeterliliği ile tıbbi hataya eğilimi ilişkisinde çocuk hemşireliği yeterliliğinin kısmi aracı rolü olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: Çocuk Hemşireliği, Öğrenci, İlaç Uygulama, Öz- Yeterlilik, Tıbbi Hata
Diyabetli hastalarda ayak bakım davranışları ve sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişki
Amaç: Bu araştırma, diyabetli hastalarda ayak bakım davranışları ve sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde gerçekleştirilen araştırmanın evreni, Giresun ilindeki bir hastanenin Dahiliye Polikliniğine başvuranlar, örneklemi ise araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan diyabetli hastalardır. Araştırma 23 Ocak 2024-08 Kasım 2024 tarihleri arasında 384 diyabetli hasta üzerinde gerçekleştirilmiştir. Veriler; "Kişisel Bilgi Formu", "Ayak Bakım Davranışları Ölçeği (ABDÖ)" ve "Diyabetli Erişkin Hastalarda Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği" kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile araştırmacı tarafından toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Student-t Test, Mann Whitney U testi, One-Way ANOVA, Kruskal Wallis testi, Spearman ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Diyabetli hastaların ABDÖ'den toplam 55.41±10.80 puan, Fonksiyonel Sağlık Okuryazarlığı alt boyutundan 14.95±5.00, İletişimsel Sağlık Okuryazarlığı alt boyutundan 16.75±4.72, Eleştirel Sağlık Okuryazarlığı alt boyutundan 8.26±2.71 ve Sağlık Okuryazarlığı Ölçeğinden toplam 39.96±6.64 puan aldıkları belirlenmiştir. Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği ile ABDÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü ve düşük düzeyli bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Sonuçlar: Çalışma sonucunda, diyabetli hastaların ayak bakım davranışları puan ortalamasının yüksek, fonksiyonel sağlık okuryazarlığı alt boyut puan ortalamasının düşük, interaktif sağlık okuryazarlığı alt boyutu puan ortalamasının yüksek, eleştirel sağlık okuryazarlığı alt boyutu puan ortalamasının orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Ayrıca diyabetli hastaların Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği toplam puanı arttıkça ABDÖ toplam puanının da arttığı görülmüştür.
Kadınlarda genital benlik imajı ve cinsel işlev arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı kadınlarda genital benlik imajı ve cinsel işlev arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte olan çalışmanın örneklemini Türkiye'nin Karadeniz bölgesinde iki hastanenin polikliniklerine başvuran, çalışmaya katılmayı kabul eden ve alınma kriterlerine uyan 383 kadın oluşturmuştur. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu, Kadın Genital Benlik İmajı Ölçeği (KGBİÖ) ve Kadın Cinsel İşlev Ölçeği (KCİÖ) ile 5 Haziran- 1 Aralık 2023 tarihleri yüz yüze yöntemle toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, bağımsız gruplarda t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Ölçek puan ortalamaları arasındaki ilişki Pearson korelasyon analizi ile incelenmiştir. İç geçerlilik için Cronbach alfa katsayısı kullanılmıştır. Sonuçların değerlendirilmesinde anlamlılık düzeyi p<0.05 alınmıştır. Bulgular: Kadınların KGBİÖ puan ortalaması 16.61±5.95, KCİÖ puan ortalaması 21.98±11.85 bulunmuştur. KCİÖ puanına göre kadınların %54.8'inde cinsel işlev bozukluğu saptanmıştır. Kadınların KCİÖ alt boyutların puan ortalamaları; istek için 3.54±1.45, uyarılma için 3.70±2.15, lubrikasyon için 3.51±2.06, orgazm için 3.54±2.14, doyum için 3.86±2.23, ağrı için 3.82±2.26 saptanmıştır. KCİÖ puan ortalaması ile KGBİÖ puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönde ve yüksek düzeyde ilişki saptanmıştır (p<0.05). KCİÖ ve onun alt ölçekleri olan istek, uyarılma, lubrikasyon, orgazm, doyum, ağrı puanları arttıkça KGBİÖ puanın da anlamlı düzeyde arttığı saptanmıştır (p<0.05). Cinsel işlevin istek, orgazm ve ağrı özellikleri genital benlik imajını yordayan faktörler olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Kadınların yarıdan fazlasında cinsel işlev bozukluğu olduğu saptanmıştır. Kadınlarda genital benlik imajı arttıkça cinsel işlevin daha iyi olduğu belirlenmiştir. Sağlık profesyonellerinin bu konunun farkındalığının artırılması ve ileri çalışmalar yapılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Kadın, genital benlik imajı, cinsel fonksiyon, cinsel disfonksiyon
Kadınlarda cinsel işlev, üriner inkontinans, depresyon, anksiyete ve stres ilişkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, kadınlarda cinsel işlev, üriner inkontinans, depresyon, anksiyete ve stres ilişkisinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı çalışmanın örneklemine Türkiye'nin kuzeyinde bir eğitim araştırma hastanesinin polikliniklerine başvuran, araştırmaya katılmayı kabul eden ve alınma kriterlerine uyan 383 kadın alınmıştır. Araştırma verileri kişisel bilgi formu, Kadın Cinsel İşlev Ölçeği (KCİÖ), Uluslararası İnkontinans Konsültasyon Anketi-Kısa Formu (ICIQ-SF), Depresyon, Anksiyete, Stres Ölçeği (DASÖ-21) ile 20 Şubat 2023 – 1 Eylül 2023 tarihleri arasında yüz yüze yöntemle toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, normal dağılıma uygunluğu için Skewness ve Kurtosis katsayıları, t testi, One Way ANOVA testi, Pearson korelasyon ve multiple regresyon analizi testi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 35.13±6.84 saptanmıştır. Kadınların KCİÖ puan ortalaması 25.29±6.47 olduğu, %48.8'inde cinsel işlev sorunu (KCİÖ 26.55≥) olduğu bulunmuştur. KCİÖ alt boyut puan ortalamaları; istek 3.55±0.99, uyarılma 4.07±1.22, kayganlaşma 4.27±1.32, orgazm 4.02±1.28, doyum 4.38±1.23, ağrı 4.97±1.38 saptanmıştır. ICIQ-SF ölçek puan ortalamasının 2.66±3.74 olduğu belirlenmiştir. Kadınların %38.6'sında idrar kaçırma sorunu olduğu bulunmuştur. Kadınların DASÖ puan ortalamaları; depresyon alt boyutu için 3.96±3.04, anksiyete alt boyutu için 2.85±2.66, stres alt boyutu için 5.82±2.93 bulunmuştur. DASÖ kesme noktalarına göre; kadınların %38.6'sının depresyon, %35'inin anksiyete, %22.2'sinin stres yaşadığı bulunmuştur. Kadınların KCİÖ ile ICIQ-SF(r=-.559), DASÖ Depresyon (r=-.428), DASÖ Anksiyete (r=-.317), DASÖ Stres arasında negatif yönde "orta" düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler olduğu (r=-.370) belirlenmiştir. Çoklu regresyon analizine göre, üriner inkontinans ve depresyonun cinsel işlevin önemli yordayıcıları olduğu bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Her iki kadından yaklaşık biri cinsel işlev sorunu, her on kadından yaklaşık dördü üriner inkontinansa sahipti. Kadınlarda depresyon, anksiyete ve stres orta düzeydeydi. Kadınlarda üriner inkontinans ve depresyonun cinsel işlevin önemli yordayıcıları olduğu saptandı. Sağlık profesyonellerinin kadınlarda cinsel işlev, üriner inkontinans, depresyon, anksiyete ve strese yönelik farkındalıklarının artırılması ve ileri araştırmalar önerilir.
Noninvaziv mekanik ventilasyondaki prematürelerde hidrokolloid bant ve yüz masajı uygulamasının nazal yaralanma, konfor ve stres üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışma noninvaziv mekanik ventilasyon (NIMV) desteği alan prematürelerde hidrokolloid bant kullanımı ve yüz masajı uygulamasının nazal septum yaralanması, stres ve konfor üzerine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırma, tek kör, randomize kontrollü deneysel olarak, Şubat 2023-Şubat 2024 tarihleri arasında 3. Basamak yenidoğan yoğun bakım ünitesinde (YYBÜ) yatan, NIMV desteği alan ve dahil olma kriterlerini karşılayan 28-34 gestasyon haftaları arasındaki 108 prematüre bebek (Hidrokolloid bant grubu: 36, yüz masajı grubu: 36, kontrol grubu: 36) ile yürütüldü. Çalışmanın verileri Yenidoğan Tanıtıcı Bilgi Formu, Yenidoğan Cilt Durumu Değerlendirilmesi Ölçeği (YCDDÖ), Burun Yaralanması Skalası (BYS), Prematüre Bebek Konfor Ölçeği (PBKÖ) ve Yenidoğan Stres Ölçeği (YSÖ) kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde parametrik yöntemler kullanıldı. Gruplar arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında Tek yönlü (One way) Anova testi kullanıldı. Anova testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı post-hoc analizi olarak Scheffe, grup içi ölçümlerin karşılaştırılmasında tekrarlı ölçümler anova testi ve tamamlayıcı bonferroni testi kullanıldı. Tüm hesaplamalarda ve yorumlamalarda istatistik önem düzeyi p<0,05 olarak alındı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen preterm bebekler gruplar arasında tanımlayıcı ve klinik özelliklerine göre cinsiyet hariç anlamlı farklılık göstermedi (p>0.05). Gruplar arasında BYS puanları, YCDDÖ puanları, PBKÖ puanları ve YSÖ puanları anlamlı farklılık gösterdi. Tüm değerlendirmelerde en yüksek BYS ve YCDDÖ puanı kontrol grubunda; en düşük BYS ve YCDDÖ puanının ise hidrokolloid bant grubunda olduğu görüldü. Grupların YSÖ puanları incelendiğinde en düşük yüz masajı uygulanan grupta; en yüksek ise kontrol grubundaki bebeklerde olduğu saptandı (p<0.05). Gruplar arası PBKÖ puanları incelendiğinde ise en yüksek yüz masajı grubunda, en düşük ise kontrol grubunda olduğu belirlendi (p<0.05). Sonuçlar: Çalışmada NIMV desteği alan prematüre bebeklerde hidrokolloid bant uygulamasının burun yaralanmalarını önlemede yüz masajı uygulamasına göre daha etkili olduğu ve cilt durum puanını düşürdüğü ancak stres puanını düşürmede ve konfor düzeyini artırmada yüz masajı uygulamasının daha etkili olduğu sonucuna ulaşıldı. Anahtar Kelimeler: Burun yaralanması, Hidrokolloid bant, Noninvaziv mekanik ventilasyon, Prematüre, Yüz masajı
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde prematüre bebeği yatan annelere akılcı duygusal davranışçı terapi temelli verilen psikoeğitimin annelerin sıkıntıyı tolere etme ve stres düzeylerine etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi (YYBÜ)'nde prematüre bebeği yatan annelere Akılcı Duygusal Davranışçı Terapi (ADDT) temelinde verilen psikoeğitimin annelerin stres düzeyine ve sıkıntıyı tolere etme durumlarına etkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, tek kör, randomize kontrollü, deneysel tipte bir araştırmadır. Örneklemi, 18 Eylül 2023- 30 Ocak 2024 tarihleri arasında Sağlık Bakanlığı'na bağlı Ordu Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi'nin yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatışı kabul edilen 37 haftadan küçük prematüre bebeği olan 104 anneden oluşmuştur. Araştırma verileri, "Anne-Bebek Bilgi Formu, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi Anne-Baba Stres Ölçeği, Sıkıntıyı Tolere Etme Ölçeği (STEÖ)" ile toplanmıştır. İstatistiksel hesaplamalar, IBM SPSS 27 (IBM Corp. Released 2020) programı ile yapılmıştır. Bulgular: Bu çalışmada, araştırmaya katılan annelerin %32.7'sinin 30-34 yaş aralığında olduğu, %62.5'nin çalışmadığı belirlenmiştir. Psikoeğitim öncesinde yenidoğan yoğun bakım anne-baba stres ölçeği görüntü ve sesler (müdahale:17.19±4.58 (2.86±0.76), kontrol:18.35±4.27 (3.05±0.71), p>0.05), görünüm ve davranışlar (müdahale:45.46±13.86 (2.67±0.81). Kontrol:49.94±12.41 (2.93±0.73), p>0.05), Anne-Baba Rolü (müdahale:30.37±6.87 (2.76±0.62). Kontrol:31.54±7.87 (2.86±0.71), p>0.05) alt boyutları, toplam puan (müdahale:93.02±24.20 (2.73±0.71), kontrol:99.83±22.28 (2.93±0.65), p>0.05) ve STEÖ alt boyutu olan düzenleme (müdahale: 10.46±2.40. kontrol: 9.62±2.20, p>0.05) açısından da homojenlik sağlanmıştır. Psikoeğitim sonrasında ise yenidoğan anne-baba stres ölçeği görüntü ve sesler (müdahale:12.17±3.93 (2.02±0.65). Kontrol:17.79±5.27 (2.96±0.87), p<0.001), görünüm ve davranışlar (müdahale:32.77±12.81(1.92± 0.75), kontrol:50.65±13.81 (2.97±0.81), p<0.001), Anne-Baba Rolü (müdahale:19.63±5.72 (1.78 ± 0.52), kontrol:31.27±8.85 (2.84 ± 0.80).p<0.001), alt boyutları, toplam puan (müdahale:64.85±21.49 (1.89±0.63), kontrol:99.12± 27.23(2.91±0.80), p<0.001) ve STEÖ alt boyutu olan düzenleme (müdahale: 10.88± 1.73, kontrol: 9.40±2.28. p<0.001) alt boyutları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı farklılık olduğu bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları, YYBÜ'nde prematüre bebeği yatan annelere verilen ADDT temelli psikoeğitimin annelerin stres düzeyini azaltmada ve sıkıntıyı tolere etmenin alt boyutu olan duyguları düzenlemede etkili olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Akılcı-duygusal davranışçı terapi, anne, konsültasyon-liyezon psikiyatrisi, prematüre, stres, yenidoğan
Doğum sonu erken dönemde annelere uygulanan sırt masajının konfor, ağrı, anksiyete ve fizyolojik parametrelere etkisi
Amaç: Bu çalışma, doğum sonu erken dönemde annelere uygulanan sırt masajının konfor, ağrı, anksiyete ve fizyolojik parametrelere etkisini incelemek için yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tek kör randomize kontrollü çalışmanın örneklemini müdahale grubunda 36 ve kontrol grubunda 36 olmak üzere 72 kadın oluşturmuştur. Araştırma verileri 12 Aralık 2022-12 Aralık 2023 tarihleri arasında Kişisel Bilgi Formu, Doğum Sonu Konfor Ölçeği (DSKÖ), Visüel Analog Skala (VAS), Durumluk Anksiyete Ölçeği (DAÖ), Sürekli Anksiyete Ölçeği (SAÖ), Fizyolojik Parametreler Formu (FPF) ile toplanmıştır. Müdahale grubuna normal doğum sonrası 3. saatte 20 dk sırt masajı uygulanmış, kontrol grubuna ise rutin hemşirelik bakımı verilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, bağımlı ve bağımsız gruplarda t testi, Mann-Whitney U testi, Wilcoxon testi ve Ki-kare Testi kullanılmıştır. Bulgular: Uygulama sonrası müdahale grubundaki kadınların konfor puan ortalamasında artış, ağrı ve anksiyete puan ortalamalarında azalma olmakla birlikte, müdahale ve kontrol grubu ön test-son test DSKÖ, VAS, DAÖ, SAÖ puan ortalamaları gruplar arası farkının istatistiksel olarak anlamlı olmadığı bulunmuştur (p>0.05). Müdahale grubunda ön test (37.44±8.05) ve son test (34.86±6.71) Durumluk Anksiyete Ölçeği puan ortalamaları grup içi farkı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Müdahale ve kontrol grubu son test diastolik basınç ve solunum sayısı ortalamaları gruplar arası farkı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Müdahale grubunun son test ortalamaları diastolik basınç 65.36±8.86, solunum sayısı 22.58±2.66; kontrol grubunun son test ortalamaları diastolik basınç 70.94±9.76, solunum sayısı 24.64±3.44 bulunmuştur. Müdahale grubunun ön test ve son test diastolik basınç ve nabız/kalp atım hızı ortalamaları grup içi farkı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Normal doğum yapan primipar kadınlara uygulanan sırt masajının konfor ve oksijen satürasyonu parametrelerini artırdığı; ağrı, anksiyete, sistolik basınç, diastolik basınç, nabız/kalp atım hızı, ateş/vücut sıcaklığı, solunum sayısı parametrelerini azalttığı, ancak anlamlı farkın diastolik basınç ve solunum sayısında olduğu bulunmuştur. Doğum sonu erken dönemde sırt masajının konfor, ağrı, anksiyete ve fizyolojik parametrelere etkisine yönelik farklı popülasyonda ve fazla sayıda katılımcıyla daha ileri çalışmalar planlanması önerilir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, anksiyete, doğum sonu, fizyolojik parametreler, konfor, masaj