
11,859
Archived Theses
34
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
İş özellikleri ve örgüt kültürünün iş erteleme davranışı üzerindeki etkisinde dış kontrol odaklılığın düzenleyici rolü
Araştırmanın amacı; iş özellikleri ve örgüt kültürünün iş erteleme üzerindeki etkisini incelemek, varsa bu etkide dış kontrol odaklılığın düzenleyicilik rolünü belirlemektir. Araştırmanın evrenini; Strateji ve Bütçe Başkanlığı kaynaklarına göre Türkiye genelinde 2022 yılı itibariyle görev yapan 5.052.409 adet kamu kurumu çalışanları oluşturmaktadır. Anket uygulaması sonucunda 714 katılımcıdan elde edilen veriler istatistiki olarak incelemeye alınmıştır. Anket uygulaması sonrasında elde edilen veriler, öncelikle analizlere uygunluk açısından test edilmiştir. Bu doğrultuda çalışmanın temel hipotezlerini analiz edebilmek için öngörülen varsayımlar test edilmiştir. Ardından ölçeklerin yapısal geçerlilik ve güvenilirlik analizleri yapılmıştır. Betimleyici analizler SPSS programı aracılığıyla yapılmıştır. Çalışmanın temel hipotezlerini test etmek için kurulan yapısal eşitlik modelleri ise LISREL programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Analizler sonucunda katılımcıların iş özellikleri, klan kültürü ve adhokrasi kültürü algılarının iş erteleme davranışı üzerinde negatif ve anlamlı bir etkisi olduğu tespit edilirken, hiyerarşi ve piyasa kültürü algılarının ise iş erteleme davranışı üzerinde pozitif ve anlamlı etkisi olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca dış kontrol odaklılığın bu etkilerin tümünde düzenleyicilik rolünün olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak yapılan T-Testi ve ANOVA analizleri sonucunda ise katılımcıların iş özellikleri, örgüt kültürü ve iş erteleme davranışına ilişkin algıları ile çeşitli demografik değişkenleri arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Anahtar Kavramlar: Erteleme, İş Erteleme, Örgüt Kültürü, İş Özellikleri, Dış Kontrol Odağı.
Elektronik ticarette hizmet kalitesi: Türkiye'deki elektronik ticaret firmalarına yönelik bir saha çalışması
İnternetin hayatımıza girmesiyle birlikte hayatımızın tamamında bir değişim meydana gelmiştir. Bu değişimlerin en önemlilerinden bir tanesi de elektronik ticarettir. Elektronik ticaret sayesinde insanlar zaman ve mekan kavramı olmadan istek ve ihtiyaçlarına istedikleri zaman istedikleri yerden ulaşabilmektedirler. Bununla birlikte işletmeler de müşterilerine belirli bir yer kavramı olmadan hitap edebilmektedirler. Zaman içerisinde elektronik ticaretin önemli bir yer edinmesiyle birlikte hizmet kalitesi de önemli hale gelmiştir. Tüketiciler ödedikleri belirli bir bedel karşılığında aldıkları ürünlerden ve hizmetlerden maksimum hizmet kalitesine sahip olmayı istemektedirler. Çalışmanın amacı ülkemizdeki elektronik ticaret işletmelerinin hizmet kalitesi performanslarına ilişkin tüketici algı düzeyi farklılıklarının incelenmesidir. Çalışmada 24 soruluk 5 boyuttan oluşan Servqual ölçeği kullanılmıştır. Çalışma verileri yüz yüze anket tekniğiyle elde edilmiş ve veriler SPSS 25.0 paket programında analiz edilmiştir. Anket 18 yaş ve üzeri 480 kullanıcıya uygulanmıştır. Tüketicilerin algı düzeyi farklılıklarını belirlemek amacıyla t-testi ve tek yönlü anova testinden yararlanılmıştır. Analizler sonucunda demografik özelliklere, alışveriş yapma sıklıklarına ve kullanılan sitelere göre güvenilirlik, güvence/yeterlilik, fiziksel varlıklar ve empati boyutlarında anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Aynı zamanda elektronik ticarette alışveriş platformları olarak en çok Trendyol en az Instagram'ın tercih edildiği tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda çalışmanın amacına uygun olarak geliştirilen 31 hipotezden H2, H4, H6-H6.4-H6.5, H7, H8, H22, H23, H24, H26 hipotezleri kabul edilmiştir.
Deneyimsel değer algısı: İlaç firmalarının sosyal medya faaliyetlerine dair bir saha araştırması
Küreselleşmeyle birlikte üzerinde yaşanılan dünyada yer alan her birey için ulaşılabilir olmanın öneminin giderek arttığından bahsedilebilir. Ulaşılabilirlikle birlikte tüketicilerin farklı deneyimler edindiği, deneyimlerle oluşan bir değer kavramının ortaya çıktığı düşünülebilir. Bireylerin ürün, hizmet ya da sunulara ulaşabilmesinde teknolojik gelişmelerin varlığından söz etmek gerekmektedir. Giderek dijitalleşen bir yaşam içerisinde tüketicilerin yaşadıkları deneyimlerin de dijitalleşmesinden bahsetmek gerekmektedir. Bu bağlamda sosyal medyanın önemine vurgu yapmak önemlidir. Web 2.0'ın doğuşuyla ortaya çıktığı ifade edilen sosyal medyanın bireyler tarafından hızlı biçimde kabul görmesi ve pazarlama alanında yaygın olarak kullanılmasıyla sosyal medya pazarlaması bir pazarlama modeli haline gelmiştir. İşletmeler tarafından sıklıkla tercih edilen sosyal medya pazarlamasıyla her an tüketiciye farklı deneyimler yaşatma çabası sonucunda sosyal medyanın deneyimsel değerin oluşmasında etkin rol oynadığı söylenebilir. Bu anlamda, ilaç sektöründe sınırlı ölçüde kullanılabilen geleneksel pazarlama modelinin yanı sıra sosyal medya pazarlamasının da kullanılabileceğinden bahsedilebilir. Bu çalışmanın amacı; ilaç firmalarının sosyal medya aktiviteleri aracılığıyla hedef müşteri grubu içerisinde yer alan hekimlerin deneyimsel değerleri üzerinde bir etki oluşturup oluşturmadığının test edilmesidir. Çalışmaya 388 hekim katılmıştır. Hekimlere uygulanan anket formunda Sosyal Medya Pazarlama Aktivite Algısı ile Deneyimsel Değer Algısının ölçüldüğü ifadeler yer almaktadır. Anketin son bölümünde demografik değişkenlere ilişkin sorular yer almaktadır. Veri analizinde tanımlayıcı istatistikler, güvenilirlik ve normallik testleri kullanılmıştır. Çalışmanın Doğrulayıcı Faktör Analizleri (DFA) ve Yol analizleri ise IBM AMOS 24 paket programı aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada DFA ile veri setinin modele uyumu test edilmiş ve veri setinin model uyum değerlerinin kabul edilebilir düzeyde olduğu görülmüştür. Bununla beraber yol analizleri oluşturularak kurulan hipotezler test edilerek çalışma bulguları değerlendirilmiştir. Araştırma sonucuna göre, ilaç firması sosyal medya pazarlama aktivitelerinden bilgilendirme ve ağızdan ağıza (iletişim) faktörlerinin genel anlamda hekimlerin deneyimsel değer algısına etkisinin olduğu ve bu etkinin pozitif olduğu saptanmıştır.
Dijital pazarlama: Influencer etkisinde satın alma davranışına dair bir saha araştırması
İnternet kullanımının yaygınlaşması ve sosyal medya platformlarının tüketiciler tarafından çokça kullanılması işletmeleri sosyal medyada var olmaya zorlamıştır. İşletmeler, sosyal medya platformlarında markaları adına oluşturdukları hesaplarla tüketicilere daha kolay ve daha az maliyetle ulaşarak ürünlerini tanıtma fırsatı yakalamışlardır. Tüketiciler istedikleri zaman istedikleri yerde sosyal medya platformlarından işletmelere ulaşarak ürün hakkında sorular sorma ve kısa sürede geri dönüş alma fırsatı yakalamışlardır. Bu durum sonrası Sosyal Medya Pazarlaması kavramı ortaya çıkarmıştır. Kısa sürede büyük kitlelere çok düşük maliyetlerle ulaşıyor olmak işletmelere büyük avantaj sağlamıştır. Sosyal medya ortamlarında yüksek takipçili ve insanları etkileyebilen kişiler "Influencer" olarak adlandırılmıştır. Sosyal medyada vakit geçiren tüketicilere, işletmeler ile yaptıkları iş birliği sonucu içerik üreterek ürün tanıtımı yapan "Influencer"ler, yeni bir pazarlama stratejisi olan Influencer Pazarlama kavramını ortaya çıkarmışlardır. Satın alacakları ürün hakkında detaylı bilgi sahibi olmak isteyen tüketiciler Influencerların ürettikleri içerikler aracılığı ile ve Influencerlara sordukları sorular ile elde ettikleri bilgiler doğrultusunda satın alma davranışlarını gerçekleştirebilmişlerdir. Bu çalışmada, Influencerların tüketici satın alma davranışlarını nasıl etkiledikleri araştırılmaktadır. Çalışmada Dijital Pazarlama, Sosyal Medya Pazarlaması, Influencer Pazarlama ve Influencer kavramları incelenmiştir. Çalışmada 23 soruluk 4 boyuttan oluşan ölçek kullanılmıştır. Çalışma verileri online anket yöntemi ile elde edilmiştir. Elde edilen veriler SPSS 26.0 paket programında analiz edilmiştir. Anket 18 yaş ve üzeri 578 katılımcıya uygulanmıştır. Tüketicilerin satın alma niyetini ölçmek amacı ile T-testi ve Tek Yönlü Anova (One-Way Anowa) analizinden yararlanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda demografik özelliklere ve en çok kullanılan sosyal medya uygulamalarına göre Fiziksel Çekicilik, Algılanan Güvenilirlik, Uzmanlık Düzeyi ve Pozitif İletişim alt faktörlerinde farklılıklar tespit edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda katılımcıların en çok vakit geçirdikleri sosyal medya uygulamasının Instagram olduğu belirlenmiştir. Elde edilen bulgular neticesinde çalışmanın amacına uygun olarak geliştirilen 32 hipotezden H2.1, H2.3, H3.3, H4.1, H.7, H8, H.10 ve H.11 hipotezleri kabul edilmiştir.
Etnosentrik eğilim ve e-ticaret: tüketicilerin online satın alma davranışları üzerinde etkili olan faktörlerin belirlenmesine dair bir saha araştırması
Globalleşmenin yayılmasıyla ve uluslararası pazarlamanın gelişmesiyle günümüz tüketicileri dünyanın bir ucunda üretilen ürüne, dünyanın diğer ucundaki ülkesinden kolayca ulaşabilmektedir. Uluslararası düzeyde ürünlerin giriş çıkışları kolaylıkla sağlanabilmesiyle birlikte işletmeler bazı sorunlarla karşılaşabilmektedir. Bu engellerden biri olan tüketici etnosentrizmi; ırk merkezcilik anlamına gelmektedir. Tüketici etnosentrizmine göre bireyler bulundukları ülkeyi dünyanın merkezi olarak görmekte, kültürel olarak kendilerine benzeyenleri kabullenirken kendilerine benzemeyen kültüre mensup kişileri reddetmektedir. Bu görüşe göre bireyler kendi kültürlerine ait sembol ve değerlerini yüceltirken, başka kültüre ait olan sembol ve değerleri küçümsemektedirler. Bu çalışmada etnosentrizm kavramı, tüketici davranışı bakış açısıyla incelenmiştir. İnternet kullanımının giderek yaygınlaşmasıyla tüketicilerin sosyal medya üzerinden farklı ülkelerde gerçekleşen olaylara, üretilen mal ve hizmetlere karşı ilgileri oluşmaya başlamış ve keşfetme istekleri doğmuştur. Tüketiciler, sosyal medya sayesinde yabancı menşeli ürünleri kullananları izlemekte ve böylece yabancı menşeli ürünlere karşı satın alma eğiliminde bulunabilmektedirler. Bu durumun farkına varan firmalar interneti mevcut ve potansiyel tüketicileriyle etkileşim kurma aracı olarak kullanmaktadırlar.Çalışmanın amacı; tüketicilerin yerli ve yabancı menşeli ürünlere olan eğilimlerinin incelenmesidir. Bu kapsamda tüketicilerin elektronik ticaret davranışlarının belirlenmesine yönelik bir saha araştırması gerçekleştirilmiştir Araştırmanın ana kütlesi Bursa ili merkez ilçesinde ikamet eden 18-55 yaş ve üzeri, internet kullanan ve online alışveriş yapan tüketicilerden oluşmaktadır. Araştırmanın örnek hacmi oranlar yoluyla örnekleme yöntemi kullanılarak hesaplanmıştır. Online anketler 450 kişiye uygulanmış olup hatalı anketler çalışma dışı bırakıldığında 420 kişinin cevapları çalışmaya dâhil edilmiştir. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 26.0 programı kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistiklerden yüzde ve frekans yöntemlerinden yararlanılmıştır. Soruların yüzde ve frekans dağılımı yapılmıştır. İki bağımsız gruptan elde edilen ortalamaların arasındaki farkın anlamlı olup olmadığını test etmek amacıyla Bağımsız Örneklem T Testi (Independent Sample T-Test) kullanılmıştır. İkiden fazla bağımsız grubun ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olup olmadığını test etmek amacıyla Tek Yönlü Varyans Analizi (One-way ANOVA Testi) kullanılmıştır. Elde edilen veriler % 95 güven aralığında ve p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir.
Fama-French faktör modelleriyle oluşturulan portföylerin davranışsal açıdan test edilmesi: Borsa İstanbul'da hibrit bir model uygulaması
Bireylerin rasyonel olduğu ön kabulüyle piyasa etkinliğini öne süren Fama (1970) mevcut piyasaların tüm bilgileri içerdiği ve piyasa katılımcılarının anormal getiri elde edemeyeceği görüşü ile finans literatürüne farklı bir bakış açısı kazandırmıştır. Söz konusu görüş ampirik çalışmalarla da desteklenmiştir. Ancak destekleyici çalışmaların yanı sıra piyasalarda anomalilerin de var olduğunu, tüm bilgilerin piyasaya yansımasının mümkün olmadığını ve yatırımcının anormal getiri elde edebileceğini öne süren çalışmalar aynı zamanda yatırımcının rasyonel olmaktan ziyade irrasyonel tavır sergilediğini gözler önüne sermiştir. Tüm bu kavramlar Davranışsal Finans teorisi çerçevesinde değerlendirilirken yatırımcı davranışları her boyutta incelemeye alınmıştır. Bilişsel önyargılar ve hevrestikler bu incelemelerin ana temasını oluşturmakta ve bununla birlikte sosyolojik ve psikolojik olgular çalışmalara yön vermektedir. Bu olguların yanı sıra bireylerin rasyonel kararlar verme davranışı dışında, farklı bakış açılarıyla kararlar vermeyi tercih ettiği bir diğer alan da İslami Finans'tır. İslami Hukuk kuralları çerçevesinde şekillenen İslami Finans yatırımcıların finansal kararlarında dini inançlarının etkisini konu edinmektedir. Tüm bu teorik alt yapı çerçevesinde çalışmada Fama ve French (2015) tarafından ortaya konan beş faktörün hangilerinin hangi tip portföylerde etkin olduğunu ortaya koyabilmek amacıyla, elde edilen veriler, Genetik Algoritması optimizasyonuyla oluşturulan Yapay Sinir Ağları tabanlı hibrit bir modelle analiz edilmiştir. Bu çerçevede geleneksel ve İslami bakış açısıyla oluşturulan portföyleri oluşturmada olası farklılıkların da altı çizilmiştir. Bu amaçla öncelikle Borsa İstanbul Tüm Endeksi'nde yer alan 159 firmanın ve Borsa İstanbul Katılım 50 Endeksinde yer alan 29 firmanın 2014- 2021 arası dönemin çeyreklik verileriyle oluşturulan portföylerle her iki endekste de Fama ve French Beş Faktörlü Modelin geçerliliği test edilmiştir. Yapılan analizler neticesinde, Fama ve French Beş Faktörlü regresyon modeliyle uygulanan Panel Veri Analizi testlerinde, geleneksel ve İslami bakış açısıyla oluşturulan portföyler üzerinde etki eden faktörlerdeki olası farklılıklar tespit edilmiştir. Ayrıca, uygulanan Genetik Algoritması optimizasyonuyla oluşturulan Yapay Sinir Ağları tabanlı hibrit modelle yapılan değerlendirme neticesinde, benzer şekide, farklı bakış açılarıyla oluşturulan portföylerde etkin gen parametrelerinin değişkenlik göstermesi farklılaşmaya işaret etmektedir. Sonuç olarak geleneksel bakış açısıyla ve İslami bakış açısıyla oluşturulan portföylerdeki farklılaşma davranışsal açıdan incelenmiştir. Bunun yanı sıra uygulanan iki model çerçevesinde genetik algoritması optimizasyonuyla oluşturulan yapay sinir ağları tabanlı hibrit modelin sonuçlarının daha spesifik çıktılar ürettiği sonucuna varılmıştır.
Tüketicilerin çevrimiçi uygulamalar kullanarak ikinci el satın alma davranışının incelenmesi
Günümüzde ikinci el alışveriş tüketiciler tarafından yaygın ve hızlı bir şekilde benimsenmiştir. Çevrimiçi ikinci el alışveriş sitelerinin artmasıyla alışveriş hacminin yükseleceği tahmin edilmektedir. İkinci el çevrimiçi pazarın büyümesinde önemli bir etken olan tüketici davranışlarının incelenmesi gerekmektedir. Bu çalışma, tüketicilerin çevrimiçi uygulamalar kullanarak satın alma davranışlarını açıklamaya çalışmaktadır. Çalışmanın amacı, ikinci el ürün satın alma motivasyonu ve İkinci el ürün satan internet sitelerinden satın alma düzeyi arasında ilişkinin ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışmanın temel varsayımı, tüketicilerin demografik özelliklerine göre ikinci el ürün satınalma motivasyonlarının ve İkinci el ürün satan internet sitelerini kullanma düzeylerinin faklılık gösterdiğidir. Çalışma da anket yöntemi kullanılarak elde edilen veriler IBM SPSS Version 26 ile değerlendirilmiştir. Anket verilerinin analizinde frekans ve yüzde değerleri kullanılmıştır. Çalışma modeline uygun olarak geliştirilen Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Bağımsız Örneklem T Testi ile test edilmiştir.
Bilinçli farkındalığın çalışmaya tutkunluğa ve psikolojik dayanıklılığa etkisinde işin anlamlılığının aracılık rolü
Bu çalışmanın amacı, bilinçli farkındalığın hem çalışmaya tutkunluğa hem de psikolojik dayanıklılığa bir etkisinin olup olmadığını araştırmak, ayrıca bu etkileşimde işin anlamlılığının aracı bir rol üstlenip üstlenmediğini tespit etmeye çalışmaktır. Ayrıca bazı demografik özelliklere göre değişkenler açısından bir farklılık olup olmadığını belirlemek de çalışmanın alt amaçları arasında yer almaktadır. Çalışmanın verileri Türkiye genelinde çalışan 415 kargo çalışanından anket yoluyla elde edilmiştir. Çalışmada dört ölçek kullanılmıştır. Ölçeklerin güvenirlik analizi için Cronbach alfa kat sayısına bakılmış, geçerliliği için ise açıklayıcı faktör analiz (AFA) ve doğrulayıcı faktör analizi (DFA) yapılmıştır. Farklılıkların tespiti için bağımsız örneklem t testi ve tek yönlü varyans analizi yapılmıştır. Değişkenler arası ilişkileri belirleyebilmek için korelasyon analizi yapılmıştır. Değişkenler arası etkileşimleri belirlemek için ise regresyon analizi yapılmıştır. Model testleri için yapısal eşitlik modellemesinden faydalanılmıştır. Verileri analiz edebilmek için SPSS ve AMOS programlarından yararlanılmıştır. Sonuç olarak bilinçli farkındalığın çalışmaya tutkunluğu, psikolojik dayanıklılığı ve işin anlamlılığını pozitif ve anlamlı bir şekilde etkilediği tespit edilmiştir. Diğer taraftan işin anlamlılığının da çalışmaya tutkunluğu ve psikolojik dayanıklılığı pozitif ve anlamlı bir şekilde etkilediği saptanmıştır. Bilinçli farkındalığın çalışmaya tutkunluğa ve psikolojik dayanıklılığa etkisinde işin anlamlılığının aracılık rol üstlendiği de belirlenmiştir. Çalışmanın bu bulguları sonucunda bilinçli farkındalığın ve işin anlamlılığının çalışmaya tutkunluğa ve psikolojik dayanıklılığa etkisindeki önemi anlaşılmış, gelecek zamanda yapılacak araştırmacılara ve uygulamacılara önerilerde bulunulmuştur.
Özel öğretim kurumlarında vizyoner liderlik algısının öğretmenlerin motivasyonuna etkisi
Bu çalışmanın amacı; Kurumlarda çalışan öğretmenlerin beklentilerinin analiz edilmesi ve öğretmenlerin ihtiyaçlarına göre çalışma ortamlarının oluşturulması ve öğretmenlerin performanslarına göre teşvik edici kaynakların oluşturulması kurum adına olumlu yönde etkiler oluşmaktadır. Bu çalışmada yapılan anketlerin SPSS programı ile analizler oluşturularak vizyoner liderlerin öğretmenlerin motivasyonu üzerindeki etkilerinin neler olduğu, öğretmenlerin motivasyonlarını artırmak için kaynakların neler olabileceği konusunda analizler yapılmış gerekli öneriler sunulmuştur. 2022-2023 eğitim-öğretim yılında Çorum ilinde 10 özel okulda görevli öğretmen ve müdür yardımcılarından oluşan 249 kişiye uygulanmıştır. Araştırmada üç bölümden oluşan bir veri toplama aracı kullanmıştır. Birinci bölümde, demografik veriler elde edilmiş, ikinci bölümde, Sabancı A. Tarafından geliştirilen 'Vizyoner Liderlik Ölçeği' uygulanmış, üçüncü bölümde ise öğretmen motivasyonu ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde istatistikten yararlanılarak t-testi ve tek yönlü varyans analizi, korelasyon analizi, basit regresyon analizleri kullanılmıştır. Yapılan analizler sonrasında ; lisans mezunlarının, önlisans mezunlarına göre daha vizyoner liderlik skorlarına sahip olduğu görülmektedir. Öte yandan bu çalışmada, bir taraftan lisans ve lisansüstü eğitim düzeylerine sahip kişilerin içsel motivasyon oranlarının düşük olduğu görülmektedir. Yine bu çalışma bu eğitim düzeyindeki kişiler daha fazla ücret kazanabilecekleri başka bir işe yönebileceklerini gösterir. Liderlerin beklenti-değer esaslı gitmesi daha mantıklı olacaktır. Anahtar Kavramlar: vizyoner liderlik, vizyoner, liderlik, vizyon, öğretmen, performans, motivasyon
Altman Z-skor analizine göre finansal başarısızlık ve iflas tahmini: BİST KOBİ sanayi endeksinde örnek bir uygulama
Bir firmanın iflas etmesi durumunda çeşitli ekonomik birimler önemli ölçüde etkilenir. İlk olarak, çalışanların işlerini kaybetmeleri işsizlik oranının artmasına neden olurken, onların ekonomik sıkıntılar yaşamalarına yol açar. Tedarikçiler, firmanın iflası nedeniyle alacaklarını tahsil edemeyebilir ve bu durum onların mali durumunu olumsuz etkileyerek tedarik zincirinde domino etkisi yaratabilir. Müşteriler ise ihtiyaç duydukları ürün veya hizmetlere erişim sağlayamayabilir, bu da müşteri memnuniyetsizliğine ve güven kaybına yol açar. Hissedarlar, firmanın iflasıyla birlikte yatırımlarının değer kaybetmesi nedeniyle ciddi mali kayıplar yaşar. Firmanın borçlarını ödeyememesi, Kredi kullandıran bankalar ve finansal kuruluşların bilançolarına olumsuz yönde yansır ve bu durum bir borç krizine dönüşebilir. Son olarak, devlet vergi gelirlerinden mahrum kalır; bu durum devletin bütçe dengesini olumsuz etkileyebilir. Bu çok yönlü etkiler, iflasın sadece firmayı değil, geniş bir ekosistemi nasıl etkilediğini gösterir. Tüm bu faktörler, firmanın iflasının sadece mikro düzeyde değil, makro düzeyde de ciddi etkiler yaratabileceğini gösterir. Belirli yöntemlerle iflas riskini tahmin etmek hem firma için hem de firmayla ilişkili taraflar için oldukça önemli bir katkıdır. Bu çalışmada, Altman Z-Skor Analizi verilerine göre BİST KOBİ Sanayi Endeksindeki rasgele seçilen 11 firmanın iflas riskleri 2019 ve 2022 yılları için tahmin edilmiştir. 11 şirketten; 9 şirketin pandemi sonrasında Altman z skor analizine göre finansal olarak yükselişe geçtiğini, pandemi sonrası z skorunu düşüren şirketlerinde zaten 2019 yılında finansal olarak başarılı bölgede yer aldıkları ve z skorunu düşürmelerine rağmen 2022 yılında finansal olarak başarılı bölgede kalmaya devam ettikleri sonucuna ulaşılmıştır.
Makine imalat sektöründe geleneksel maliyetleme sistemine alternatif faaliyete dayalı maliyet sistemi önerisi
Çağın getirileriyle değişen ihtiyaçlar ve imkânlar doğrultusunda üretim işletmeleri de ürün gamlarında ve üretim biçemlerinde çeşitliliğe gitmektedir. Bu durum, işletmelerin maliyet belirleme yöntemlerine modern yaklaşımlarını zorunlu bir gereklilik olarak ortaya çıkarmaktadır. Bu gerekliliklerin temel işlevlerinden biri de birim maliyetlerin sağlıklı bir şekilde hesaplanabilmesini sağlamaktır. Faaliyete Dayalı Maliyet Sistemi (FDMS), birim maliyetlerin sağlıklı hesaplanabilmesi için geleneksel maliyetleme sistemlerinin (GMS) eksik kaldığı, değişmesi gereken ve işletmelerin ihtiyaç duyduğu noktalara cevap verebilmek adına ortaya çıkmış maliyet hesaplama sistemlerinden biridir. Çalışmada FDMS detaylı bir biçimde açıklanarak, örnek işletme için maliyetleme ve muhasebe kayıt düzeni önerilmiştir. FDMS sonuçlarına göre mizan, yevmiye defter kayıtları ve gelir tablosu düzenlenmiş ve GMS bilgileri ile karşılaştırılmıştır. Maliyet, kârlılık ve Finansal Raporlama açısından FDMS'nin işletme performansına etkileri ortaya konulmuştur. İşletmenin verileri FDMS çıktılarına dönüştürülmüş ve oluşan farklılıklar açıklanmıştır. İşletmenin FDMS ile başarılı sonuçlar elde edebileceği, maliyet, kârlılık başta olmak üzere gelir tablosu kalemlerini ciddi bir şekilde değiştirebileceği, muhasebe kayıtlarında finansal raporlamaya ek olarak maliyet bilgilerini de takip edebileceği bir sisteme sahip olabileceği, mevcut maliyetlemesindeki eksik veya hatalı bilgileri düzeltebileceği ve rekabet edebilirlik avantajını geliştirebileceği bulgularına ulaşılmıştır.
Yaş çay yaprağı değer zinciri analizi ve çay sektöründe bir uygulama
Doğu Karadeniz bölgesinde sekiz yüz bin dekar alanda küçük aile işletmeciliği şeklinde, bir milyon müstahsil tarafından yetiştirilen çay ülkemiz için stratejik öneme sahip ve bölgenin iktisadi yapısında büyük etkiye sahip ana ürünlerden biridir. Bölgede gerçekleşen yaş çay üretimi ile ülkemizin çay ihtiyacının tamamı karşılanmaktadır. Türkiye'yi dış alımdan kurtararak cari açıktan sorumlu olmayan bu sektör bölgede iş imkânı da oluşturmaktadır. Çay endüstrisinin geleceği büyük ölçüde çayın üretim miktarından çok üretilen yaş çayın kalitesine bağlıdır. Dolayısıyla sektörün büyümesi, alıcıların ilgisini çekmesi ve daha yüksek bir fiyat elde edebilmesi için yüksek çay kalitesini korumaya ve katma değerli çay üretmeye, kendi markalarımızı geliştirmeye, çevre dostu ve etik bir çay üreticisi ülke olarak itibar kazanmaya bağlı olacaktır. Bunu gerçekleştirebilmek için yaş çayın değer zincirinin her aşaması incelenip daha kaliteli ve verimli yaş çay üretimi için yapılması gerekenler tespit edilerek uygulanmaya konulabilir. Araştırmanın yapılacağı alan için çay tarımı yapılan Rize, Trabzon ve Artvin illeri seçilmiştir. Bu çalışmada çay müstahsilleri ile yapılan mülakatlar, gözlemler ve anket uygulaması ile toplanan verilerin analizinden elde edilen sonuçlarla yaş çay değer zincirinin durumu ortaya konulmuştur. Bulgu ve tespitlere göre ailelerdeki işgücü eksikliği nedeniyle işçiye duyulan ihtiyaç, gübre seçimi ve uygulamasındaki bilinçsizlik ve toprak yönetimi ile ilgili eksiklikler en önemli sorunlar olarak tespit edilmiştir.
Bankacılık sektöründe finansal teknoloji (FinTek) uygulamaları: Türkiye ve Azerbaycan karşılaştırması
Finansal teknolojinin bankacılık sektörüne girişi, dünya çapında yeni hizmetler, yeni ürünler ve müşteriye yeni bir teslimat yöntemi sunan yeni dijital teknoloji platformlarının doğuşuna tanık olmuştur. Finansal teknoloji, maliyet kazanımının azaltılmasına ve uygulamada zamandan ve emekten tasarruf edilmesine yardımcı olduğundan, yeni iş, teknolojik ilerlemelerle mevcut işlere meydan okumaktadır. Bu finansal teknoloji platformları (FinTek'ler) kitlesel fonlama, ödemeler, varlık yönetimi, borç verme, sermaye piyasaları ve sigorta hizmetleri gibi birçok biçimde ortaya çıkmıştır. Geleneksel bankalar müşterilerine daha iyi ürün ve hizmetler sunabilmek için yeni teknolojiye ayak uyduramamaktadır. Tez çalışmasında yapay zeka, blok zinciri ve nesnelerin interneti gibi teknolojilerden faydalanarak kripto para, açık bankacılık, kitlesel fonlama, eşler arası borçlanma, robot danışmanlık uygulamaları geliştiren finansal teknoloji inovasyonu, ulusal ve uluslararası örneklerle açıklanmıştır. Tez çalışmasının son bölümünde Türkiye ve Azerbaycan finansal teknoloji (FinTek) ekosistemi karşılaştırmalı analiz edilmiştir. Küresel Finans Merkezi İndeksi ve Küresel İnovasyon İndeksi gibi önemli indikatör verilerinden çıkarılan bulgulara göre Türkiye ve Azerbaycan finansal teknoloji ekosistemi dönemsel eğilimler açısından belirgin farklılıklar ve kendine yönelik jeopolitik avantajlar sağladıkları belirlenmişdir. Araştırmaların diğer önemli küresel indekslerle yapılmamasının nedeni Azerbaycan`ın genç ekonomisi ve daha gelişim aşamasında olduğu finansal teknoloji ekosistemidir. Bu nedenle ülke sadece söz konusu iki indeksle karşılaştırmaya dahil edilmiştir. Diğer tarafdan çalışmanın karşılaştırma bölümünde Azerbaycan`ın dijital bankacılık ve finansal teknoloji sistemi ile ilgili bilgilerin kısıtlılığı ve kamu kuruluşların, özel kurumların, derneklerin daha az kapsamlı bilgilerle yetinmesinden dolayı gelmektedir. Karşılaştırmalardan edinilen sonuçlara göre Azerbaycan finansal teknoloji ekosisteminde Türkiye`den geri kalmaktadır. Azerbaycan`ın kardeş ülke Türkiye`den bu konuda daha öğreneceği çok şey vardır. Azerbaycan Güney Kafkasya`nın finansal teknoloji ve dijitalleşme alanında merkez olması için daha çok çalışma yapması gerekmektedir.
Sürdürülebilir pazarlama faaliyetlerin algı düzeyinin belirlenmesi: Z ve Alfa kuşağı üzerinde bir saha araştırması
Çalışmanın amacı, Z ve Alfa kuşaklarının sürdürülebilir pazarlama faaliyetlerini algılama düzeyleri (SPFAD) arasındaki farklılıkları ve bu algıyı etkileyen faktörleri belirlemektir. Çalışma, bu kuşakların algı düzeylerini ve etkileyen faktörleri ortaya koyarak hem akademik literatüre katkı sağlamayı hem de işletmelere kuşağa özgü pazarlama stratejileri geliştirebilmeleri için rehberlik etmeyi amaçlamıştır. Çalışmanın temel varsayımı, kuşak farkları ve maruz kaldıkları sosyo-kültürel ve teknolojik gelişmeler nedeniyle Z ve Alfa kuşaklarının sürdürülebilir pazarlama faaliyetlerine dair farklı düzeyde algılama düzeylerine sahip olduklarıdır. Çalışmadaki analizler, Türkiye genelinde 12–24 yaş aralığındaki Alfa ve Z kuşaklarına mensup toplam 444 katılımcıdan toplanan anket verileriyle gerçekleştirilmiştir. Analizler sonucunda, kişilik özelliklerinin (KO), SPFAD üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yarattığı (p<0,001) tespit edilmiştir. Kişilik özelliklerinin algılanan pazarlama faaliyetlerindeki varyansın yaklaşık %40,5'ini ve sürdürülebilir ürün satın alma niyetindeki (SUSAN) varyansın yaklaşık %43'ünü açıkladığı belirlenmiştir. Genel sonuçlar, sorumluluk açıklık ve uyumluluk düzeyleri yüksek bireylerin sürdürülebilirlik faaliyetlerine daha duyarlı olduğunu göstermektedir. Yaş grupları arasında SPFAD düzeyinde anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p=0,002). 12–17 yaş grubu (Alfa kuşağı) en yüksek SPFAD ortalamasına (3,47) sahipken, 18–20 yaş grubu en düşük ortalamayı göstermiştir. Ayrıca, bekar katılımcıların SPFAD düzeyinin (3,50) evli katılımcılardan (3,22) daha yüksek olduğu görülmüştür. SPFAD ile SUSAN arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (F=161,77; p<0,05). Ancak katılımcıların genel olarak olumlu olan sürdürülebilirlik tutumları, fiyat hassasiyeti ve marka sadakati gibi konularda sınırlı kalmaktadır. Cinsiyet ve gelir düzeyinin SPFAD üzerinde anlamlı bir fark yaratmadığı belirlenmiştir. Çalışma, pazarlama literatüründeki Alfa kuşağına yönelik saha araştırması eksikliğini doldurarak, genç kuşakların sürdürülebilirlik algısını kişilik özellikleri temelinde karşılaştırmalı incelemesi açısından özgün bir değer taşımaktadır.
İş aile çatışması, duygusal bağlılık ve tükenmişlik faktörlerinin yaşam tatmini üzerindeki etkisinin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı, çalışanların yaşam tatminleri üzerinde iş-aile çatışması, duygusal bağlılık ve tükenmişlik gibi faktörlerin etkilerini incelemektir. Araştırmanın ana kitlesi, Kayseri ilindeki imalat sektöründe çalışan beyaz yakalı personelden oluşmaktadır. Araştırma kapsamında, katılımcılar tarafından içtenlikle doldurulduğuna inanılan 254 anket formu değerlendirilmiştir. Anket formunda, Yaşam Tatmini ölçeği, İş-Aile Çatışması ölçeği, Allen Mayer Duygusal Bağlılık ölçeği, Tükenmişlik ölçeği ve katılımcıların demografik bilgileri yer almıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, yaşam tatmini, bu tatmini etkileyen unsurlar ve yaşam tatmini teorileri ele alınmıştır. İkinci bölümde, iş-aile çatışmasına dair temel kavramlar, çatışma türleri, bu konudaki yaklaşımlar ve çatışmanın sonuçları incelenmiştir. Üçüncü bölümde, örgütsel bağlılık, bu bağlılığı etkileyen faktörler ve sonuçları değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde ise tükenmişlik, belirtileri, tükenmişlik modelleri, bu modellerin karşılaştırılması ve tükenmişliğe yol açan faktörler ile başa çıkma yöntemleri detaylı bir şekilde ele alınarak teorik çerçeve tamamlanmıştır. Beşinci bölümde, anketler aracılığıyla iş-aile çatışması, duygusal bağlılık ve tükenmişliğin yaşam tatmini üzerindeki etkileri incelenmiştir. Araştırmanın modeli, frekans analizi, güvenilirlik analizi, t-testi analizi, korelasyon analizi ve regresyon analizi gibi yöntemlerle test edilmiştir. Sonuçlar, iş-aile çatışmasının ve tükenmişliğin yaşam tatmini üzerinde negatif yönlü anlamlı etkileri olduğunu, duygusal bağlılık ise yaşam tatmini üzerinde anlamlı bir etki yaratmadığını ortaya koymuştur.
İş güvensizliği ve işe bağlılık ilişkisi: İzmir ve Manisa illerinde otomotiv sektörü özelinde bir araştırma
White-collar employees in the automotive sector work at a pace that is dynamic, stressful, anxiety provoking, and intense. This stressful environment can cause employees to feel insecure about working. Employees' job insecurity may reduce their work engagement. This study examines the relationship between perceived job insecurity and wok engagement based on the above assumption. As a result of the research, it was found that the work engagement of white-collar employees working in 7 companies in İzmir and Manisa provinces who perceive job insecurity is negatively affected. Some hypotheses were developed to investigate this relationship and data were collected from 184 white collar employees in automotive sector through an online survey. Demographic questions, perceived job insecurity scale, and work engagement scale were used to collect data. The research contributes to the literature and is significant due to the study being conducted in the automotive sector and among employees and due to the preferred research area, hypothesis, and analysis findings. Keywords: Perceived job insecurity, Work engagement, Automotive sector
Analyzing the effects of tax awareness and perceived tax fairness on taxpayer compliance: A descriptive research on white-collars
Taxes are one of the most significant concepts for the lives of states and individuals. Therefore, it would not be wrong to say that taxes are a bridge between the state and the individual. While states maintain their existence with the taxes which received, taxpayers fulfill their civic duties with the taxes which paid. When taxpayers pay their taxes in proper and in accordance with the law, states would finance their budgets as should, and in this case, tax compliance is at its maximum. Tax non-compliance has been one of the most important issues that all governments have been concerned about and needed to work on since their state formation. There are many factors that affect tax compliance, however the two most important are tax awareness and perceived tax fairness. In this context, the study aimed to investigate the effect of tax awareness and perceived tax fairness on tax compliance within the framework of demographic factors. A comprehensive survey was created with information collected from the existing literature and presented to participants on the online platform. The survey was answered by 200 white-collar employees over the age of 25 residing in Istanbul, Turkey. Then, factor analysis, reliability analysis, regression analysis and Anova tests were applied using the SPSS program to test the hypotheses. The study found an reverse relationship between tax awareness and tax fairness. If taxpayer has more tax awareness, he/she perceives the tax as more unfair. Secondly, there is no significant relationship between tax fairness and tax compliance. Taxpayer's perception of tax fairness does not affect tax compliance. Finally, it has been revealed that there is a positive relationship between tax awareness and tax compliance. The more aware the taxpayer is, the more tax compliance will increase as direct proportion. Also, Education significantly affects tax compliance. As the level of education increases, taxpayers behave more compliantly. Keywords: Tax Fairness, Tax Awareness, Tax Compliance, White-Collar Workers
Turnover intention in relation to job demands and burnout; The moderating effect of job embeddedness
This study aims to investigate how the turnover intentions of healthcare professionals are related to certain characteristics of job demands and burnout. It also examines the moderating role of job emmbeddeness as a buffer between the impacts of emotional labor, workload on burnout within the Turkish healthcare environment. The direct and indirect effects of emotional labor, perceived workload, burnout, and job embeddedness on turnover intention are tested via path analysis. The results of this study show that emotional exhaustion dimension of burnout fully mediates the effects of emotional labor and workload on turnover intentions. Workload and surface acting are positively associated with burnout; whereas, deep acting correlates negatively with burnout. Job embeddedness moderates the effects of these job-related demands on turnover intentions. The findings of this research can provide some new insights into how the turnover intentions of healthcare professionals are related to certain aspects of job demands and burnout. Since burnout is becoming more and more prevalent in all industries, particularly the helping professions, there is an urgent need to address this issue in the shortest span of time as to avoid serious consequences related to burnout, turnover intentions and other withdrawal behaviors. Job embeddedness applications can help improve retention of employees by providing them a wide range of resources to utilize when challenged by various job demands. It can be a tool to boost not only the well-being of the healthcare providers and the patient but also the functioning of the organization and the system. Key words: Turnover intention, burnout, emotional labor, workload, job embeddedness, path analysis
A study on the dynamics of parent satisfaction and student academic achievement at schools using system dynamics modeling
Education is dynamic and complex system. Many parameters are interrelated independently. Student Academic Achievement is an important outcome. But, to evaluate causes behind achievement and school satisfaction have always been conflicting process for educationalists and school administration. System dynamics is suitable for this research because it emphasizes multi-loop character of education system. It is powerful tool that can make future predictions for complex systems. Group model building was implemented among twenty managers to use the most important parameters in the model. The aim of this study is to develop a system dynamics simulation tool that could be used by school administrators to increase effectiveness of school. This study covers effects of student, parent, teacher and school sectors on student academic achievement. A wide literature review was made over effects of parent, teacher, student and school sectors on student academic achievement. Causal loops for each sector were drawn. Only teacher and parent sectors were considered for drawing stock-flow diagrams. Four stocks were formed. To test the model, direct structure and structure-oriented behavior tests have been implemented. After simulation and multivariate sensitivity analysis, parameter effects are same as they are in real life. Parent and Teacher parameters have strong effect on student academic achievement as found in literature and observed in real life. Parent Involvement is key stock to increase student academic achievement. In the future, researchers may focus on how to create effective school organization and satisfy its clients from system perspective. Educational researchers may focus on curriculum development using system dynamics modeling.
The impact of national culture on self-leadership development
In the increasingly globalized market place, "leadership development", too, has become an "export" often in standardized forms. However, such globalized "exports" with "one solution fits all mindset" tend to disregard the factors that critically influence the effectiveness in leadership development, such as national culture. Therefore, new approaches and frameworks are needed to better understand and facilitate the effective self-leadership development in different cultural contexts, in other words the "glocalization" of leadership development. This research examines the effects of the national culture upon the "effectiveness" in self-leadership development in corporate context (comparing Turkish and Canadian mid-level managerial contexts within the ICT sector), with a view of improving the underlying theories, assumptions and practices of self-leadership development trainings. Given the opposing cultural dimension factor indices between Turkey and Canada, significant differences in self-leadership development outcomes were expected between these two cultural contexts. However, the data from the study shows that the differences were statistically insignificant, leading one to wonder, has the sectorial similarities (ICT in this case) has resulted in similar outcomes in both the cultural contexts selected for this research. This shows that contextual factors that can lead to different leadership development outcomes under differing national contexts are in tension with global trends that tend to cross national boundaries.
An exploratory study on the development and application of integrated information technology management model: Five cases from Turkish automotive supply industry
The purpose of this study is to explore how Turkish organizations are implementing information technology (IT) governance to achieve desirable behavior in the use of IT. For this purpose, a literature based Integrated IT Management Model (IITMM) is developed. Research objectives further includes a high-level assessment of organizations? perceived level of IT governance capabilities by applying the proposed IITMM.The research includes a review of academic and professional literature, regulations, frameworks and standards on IT governance. Based on the literature review, Bleicher?s Integrated Management Model (IMM) was used as a conceptual modeling tool for developing the IITMM. The IITMM discusses the IT governance literature in three horizontal management levels (i.e. normative, strategic and operational) and in three vertical management dimensions (i.e. goals, structures and behaviors) defining nine different management components. Conceptual modeling was followed by a case study phase covering five companies from Turkish automotive supply industry. Based on the IITMM, a questionnaire was developed to provide a structured interview pattern for face-to-face interviews. An interview with a business or IT executive was conducted in each company.Results of the study revealed that except strategic goals and operational goals, different IT governance capability patterns exist for each studied company. Although the strategic goals and operational goals of IT governance are well understood by all participated companies, there is a room for improvement in structures and behaviors dimensions, especially in normative behaviors and strategic behaviors, as well as in strategic structures and operational structures. Besides these general improvement areas, specific IT governance constructs are identified as drivers or inhibitors of effective IT governance implementation. Finally, some IT governance mechanisms discussed in the IT governance literature, such as IT control framework, independent assurance, IT project management, committees and councils, IT principles and end-user involvement in determining IT strategies, were perceived as not effectively implemented. In summary, the results indicate that the IITMM provides a useful framework for determining the current IT governance capabilities of companies considering model?s ability to recognize different levels of capabilities and to identify general and specific improvement opportunities.
Relationships among family influence, top management team issues, and firm performance an empirical study of the automotive supplier industry in Turkey using structural equation modeling
This dissertation examines the relationships among family influence, behavioral integration of the TMT, professionalization and succession planning of the TMT, market dynamism and firm performance. Thus, this study also examines variation in family and non-family executives? perceptions of research variables.The hypotheses were tested using surveyed data collected from 280 family executives and 245 non-family executives in 164 automotive supplier family firms located in nine cities in Turkey. The Structural Equation Model technique was used to test the empirical model. Confirmatory factor analyses and structural path analyses were conducted to test the relationships between construct variables through AMOS 7.0. Basic and complex descriptive statistics, t-test and ANOVA analyses were employed through SPSS 16.0 to analyze the data.The results of the study indicated a positive relationship among culture (values & loyalty, involvement & commitment) ? based family influence, TMTBI and firm performance. A positive impact of collaborative behavior based TMTBI on TMTSP by means of strategic goals and core competencies were found. Another finding was the positive impact of corporate values-based TMT succession planning on TMT professionalization. In addition, market dynamism was found to play no role on family influence. Further, there was a significant perceptual difference between family and non-family executives about the degree of professionalization. Finally, there was a significant difference in the hypothesized relationships among overall, family, and non-family executives.This dissertation has many implications for future studies. Perceptual variations of market dynamism among pure family, pure non-family, and mixed management in family firms and relations to firm performance are recommended for future study. In addition, a study of impacts of different management structures on TMTBI, TMTSP, and TMT professionalization in family firms operating in the automotive supplier industry should enhance our understanding of them. Further, a study of environmental effects on family influence in different industries is also recommended. Moreover, surveys conducted in other countries and sectors can enhance the validity of this study?s findings.This research makes contributions to theory and practice. First, it hopes to increase the level of knowledge in the family business research field because it draws from three research fields: family business continuity, upper echelon theory, and succession planning. Second, it provides a framework within which owners can determine in which areas improvement is needed in their firms in terms of TMT behavioral integration, succession planning and professionalization.Keywords ? Family influence, top management team, behavioral integration, succession planning, professionalization, market dynamism and firm performance.
Effect of personal characteristics and gender on entrepreneurship and innovativeness: A comparative study on Turkish entrepreneurs
Entrepreneurship is an essential factor for today?s economy of knowledge to manage its competitive and dynamic nature. Both governments and academics appear to be concentrating on encouraging entrepreneurship as it symbolizes innovation. Entrepreneurship also has been characterized as a major force for job creation, and a vital determinant of economic growth.Early work on entrepreneurship focused predominantly on male entrepreneurs, which was the most representative group in terms of numbers. Only from the late 1970s research on female entrepreneurship began to develop, starting out with studying the psychological and sociological characteristics of female entrepreneurs. Although female entrepreneurship is no longer an understudied phenomenon, there are still research areas that have received little or no attention. Moreover, the entrepreneurship studies that have concentrated on gender present inconclusive evidence of gender differences in entrepreneurship. However, this inconclusive evidence has been attributed to methodological weaknesses of female entrepreneurship research, including the use of small, convenience and non-mixed samples. The aim of this study is to create more insight into those areas where female entrepreneurship research to date has been inconclusive and to contribute to methodological development of 1) female entrepreneurship research by identifying the factors that effect entrepreneurial activity of Turkish female entrepreneurs and 2) a model to explain the effect of the personality characteristics on entrepreneurial activity and innovativeness.Given that the theories on women entrepreneurs have emerged primarily from research in developed countries, it is important to examine the extent to which these apply in the context of developing ones, such as Turkey.The sample is drawn using the stratified sampling technique from small businesses registered at the Istanbul Chamber of Commerce and consist of 300 entrepreneurs (107 female and 193 male). The findings of this study indicate that gender based differences among female and male entrepreneurs are in their marital status, age, number of children, financial problems faced, gender based problems, and reasons for becoming entrepreneurs. Turkish entrepreneurs demonstrated a high percentage of external locus of control (41.3 %). However, the mean locus of control scale for female entrepreneurs was not significantly different from that of their counterparts. Gender is also found to affect the product innovativeness-market dimension where men are found to be more innovative than female entrepreneurs.Besides providing a significant contribution to the limited literature on entrepreneurial activity in Turkey as well as the role of gender, this study also provides practical information to better understand the characteristics, needs, and problems of Turkish entrepreneurs and can be used to guide national entrepreneurship support programs.
Customer satisfaction measurement methods and an application of SERVQUAL for a news channel
As today?s world gets more competitive and information driven, it gets even more important to understand the drivers of customer satisfaction and to address any areas of dissatisfaction. Consumers are no longer happy with sub-optimum solutions and get more and more demanding with every new offering provided to them. One key characteristic of today?s successful companies is their ability to proactively manage their customers? satisfaction by measuring in right intervals and adjusting their offering accordingly. An additional level of complexity companies need to face today have to do with the increasing service spend by consumers and how they perceive service quality ? as many aspects tend to be less tangible compared to product offerings.SERVQUAL is widely used to address this concern by defining customer satisfaction as the gap between predicted service and perceived service level. This study aims at an implementation of this technique in a non-personal service setting: namely a news channel. A qualitative study is conducted with news managers and a selected audience to understand how relevant each SERVQUAL dimension is to determine satisfaction levels in Broadcast TV. As a result, reliability, assurance, tangibles and responsiveness are selected for further investigation. Informed with this selection, a quantitative study is conducted to measure customer satisfaction and to identify areas of concern / problems for the selected broadcaster: NTV.This thesis tries to understand the gaps and differences between customer?s perception of service quality and their expectations in news broadcasting industry. Besides, NTV as news channel will also be investigated to find out its weak and strong areas.For doing so, a survey has been performed on customers of NTV News channel in Turkey, questionnaires were distributed among them and the results analyzed and finally the conclusions and implications were discussed.
Tüketicilerin satın alma niyetinde sosyal medya pazarlmasının etkisi ve facebook üzerinde bir uygulama
Sosyal medya, günümüzde teknolojinin sürekli değişmesi ile orantılı olarak yeni iletişim mecralarının güncellenmesi sonucunda internetin yeni bir hal almasını sağlamıştır. Artan rekabet koşulları ve farklılaşan tüketici tercihleri karşısında hedef kitleye çabuk ve doğru bir biçimde ulaşmak isteyen firmalar için fırsat yaratan sosyal medya, firmaların pazarlama iletişimi unsurlarından biri haline gelmiştir. Sosyal medya araçları sayesinde paylaşılan her türlü içerik, tüketici davranışını ve sosyal medya pazarlamasını şekillendirmektedir. Sosyal medyadaki kullanıcı veya firma tarafından oluşturulmuş içeriklerin, kişilerin satın alma kararlarında büyük etkisi bulunmaktadır. Bu çalışma, sosyal medya pazarlamasının tüketicilerin satın alma davranışı üzerindeki etkisini ve tüketicilerin demografik özellikleri ile olan ilişkisini ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. Çalışmanın literatür bölümünde; sosyal medya pazarlaması ve tüketici davranışları ile ilgili literatür taraması yapılmıştır. Araştırma bölümünde ise; sosyal medya pazarlamasının tüketici davranışlarına olan etkisini tespit etmek amacıyla bir anket hazırlanmış ve bu anket sosyal medya kullanıcıları tarafından cevaplandırılmıştır. 283 sosyal medya kullanıcısının verdiği cevaplar sonucunda ortaya çıkan veriler SPSS paket programı yardımıyla analiz edilmiştir. Sonuç olarak, ulaşılan bulgular sosyal medya pazarlamasının tüketici davranışları üzerinde etkili ve bazı demografik değişkenler bakımından farklılıklar olduğunu göstermektedir. ANAHTAR KELİMELER: Sosyal Medya, Tüketici Davranışları, Sosyal Medya Pazarlaması
Sanal marka topluluklarının marka sadakati üzerine etkisi: Nikon marka topluluğu üyeleri üzerine bir araştırma
Günümüzde marka kavramı dar anlamından çok daha fazlasını ifade etmektedir. İşletmeler markalarına anlamlar yükleyerek marka imajını kuvvetlendirmek için çabalamaktadır. İşletmeler açısından en karlı müşteri grubunun sadık müşteriler olması marka sadakati konusunun önemini ortaya koymaktadır. Üretim teknolojilerinin gelişmesi, ürün alternatiflerinin çoğalması ile tüketiciyle duygusal bir bağ yaratarak marka sadakati oluşturabilmek için işletmeler farklı stratejiler denemektedir. Marka sadakati oluşturma stratejilerinden biri de marka topluluklarıdır. Ortak değerler ile bir markanın etrafında birleşen tüketici gruplarının oluşturduğu bu topluluklar tüketici ile marka arasında çoklu ilişkiler geliştirmektedir. Bu araştırmada sanal marka topluluklarının marka sadakati üzerindeki etkisi incelenmek istenmiştir. Bu amaçla araştırma modeli ve hipotezler geliştirilerek Nikon markasının sanal marka topluluğu üyeleri ile anket çalışması yapılmıştır. Anket çalışması online olarak gerçekleştirilmiş, veriler SPSS paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda sanal marka topluluklarındaki etkileşim karakteristiklerinin marka sadakatine ne derece etki ettiği konusu tartışılmış, işletmelerin marka sadakati geliştirme stratejilerine yönelik öneriler sunulmuştur. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Marka, Marka sadakati, Marka Toplulukları, Sanal Marka Toplulukları
Sigortacılıkta risk ve kasko sigortası tercihi üzerine Aydın ili uygulaması
Yatırımlara etkin kaynak sağlamak, ülkede yaratılan kaynakların arttırılması ve yaratılan bu kaynakların varlıklarını korunması işlevlerini yerine getiren sigorta sektörü ekonomik büyüme için büyük bir öneme sahiptir. Bu işlevlerin var olmadığı ekonomi büyüyemez ve oluşan çeşitli riskler sebebiyle zaman içinde kendini tüketir. Risk genel olarak kaybetme ihtimalini akla getirir, kimi zaman riskin gerçeklemesi sonucu olan kayıplar önemsenmeyebilir ve buna katlanılabilir. Bazen ise gerçekleşen bu riskler hayatı yıkıma götürebilecek kadar ağır olabilir, bu yüzden riskten olabildiğince kaçınmak gerekir. İnsanoğlu kazanma ihtimalini yükseltmek ve kaybetme riskini minimuma indirmeye çalışarak yaşamının sonuna kadar heyecan peşinde olurlar. İşte bu yüzden risk yönetimi kavramı ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada öncelikle sigorta ve risk kavramı üzerinde durulmuş, sonrasında sigortalanabilir risklerin belirlenmesi, ölçülmesi ve fiyatlandırılması için yapılan çalışmalar üzerinde durulmuştur. Son olarak da kasko sigortası üzerinde durulmuş ve tercihi üzerine aydın ili uygulamasıyla analizlerine ve yorumlarına yer verilmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Sigorta, Risk Yönetimi, Kasko, Aydın İli
Determination of the level of financial literacy and study on a certified public accountant in Aydın province
A certified public accountance is a profession in today's world where both individuals and commercial enterprises receive financial information, can store financial data and send various reports on behalf of their taxpayers. Emerging and complicated financial markets have become incomprehensible in terms of individuals and commercial enterprises. It is not possible to expect to make financial arrangements at the same time, especially when commercial enterprises and companies are forced to follow up their business. For this reason, the certified public accountants have assumed responsibility for financial follow-up of taxpayers and have provided taxpayers more time to take charge of their own affairs. The most important process needed for the new business to survive and grow is to have a good certified public accountant. Here, a good certified public accountant refers to individuals with financial knowledge and high financial market dominance. As can be understood from this, the way of becoming a good certified public accountant is directly related to the high level of financial literacy. In this study, the financial literacy levels of a certified public accountants in Aydın provinces and districts were tried to be measured. It has been attempted to determine the extent to which the level of financial literacy is influenced by the age, gender and educational status of certified public accountants. In the survey, it was determined that the financial literacy level of the certified public accountants is high. It has been found out that the gender situation has a neutral influence on the financial literacy level while it is found that the education and age status among the certified public accountants are effective on the financial literacy level. KEYWORDS: Financial Literacy, Financial Education, Financial Information, Financial Behavior, Financial Literacy In The World And In Turkey
Borsa İstanbul'da (BIST) hisse senedi fiyatlarının spektral analizi
Bu tez çalışmasında Borsa İstanbul'un (BIST) Spektral Analiz Tekniği ile analizi yapılmıştır. Birinci bölümde, tasarruf ve yatırım ilişkileri, menkul kıymetler, borsalar ve spektral analizle ilgili temel kavramlar açıklanmıştır. İkinci bölümde ise, zaman serileri ve spektral analiz teorik olarak anlatılmıştır. Spektral analiz tekniğinin, günlük hayatta yaşanan belli bir döngüye sahip olaylar için yeni ve farklı bir gösterim ve analiz tekniği sunmasından ötürü, oldukça karmaşık matematiksel eşitliklerin anlaşılabilirliğini sağlamak için konu ayrıntıları ile anlatılmıştır. Üçüncü bölümde, Borsa İstanbul'un verileri, spektral analiz tekniği ile analiz edilmiştir. Yaklaşık 30 yıllık bir geçmişe sahip İstanbul Borsası'nın geçen bu süre içinde farklı faktörlerin etkisinde olması nedeniyle, uygulamanın yapılması kolay olmamıştır. Zaman serileri dolayısıyla da spektral analiz tekniği, ekonomik döngüleri trend, konjonktür, mevsimsel olarak adlandırılan değişik zaman süresindeki periyodik bölümlere ayırmaktadır. Türkiye'de bu 30 yıl süre içerisinde ekonomik sistem değişime uğramış, Serbest Piyasa Ekonomisi daha belirginleşmiştir. Çalışmada, bu süreçlerin İstanbul Borsası'nın yapısı üzerindeki etkileri incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise, çalışmanın sonuçları değerlendirilmiştir. Spektral analiz tekniğinin Borsa İstanbul'a uygulanabilirliği sağlanmış ve periyodik bileşenler tespit edilmiş, özellikle rassal dalgalanma olarak görülen pek çok olayın alsında bir döngüsel olaydan oluştuğu tespit edilmiştir. Borsa İstanbul'un spektral analiz grafiği, gelişmiş ülke borsaları üzerine yapılan çalışmalar ile karşılaştırılmıştır. Ayrıca, spektral analiz yönteminin Türkiye'de gelişebilmesi için, nelerin yapılması gerektiği belirtilmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: BİST 100, Borsa İstanbul, Ulusal 100 Endeksi, Zaman Serileri, Spektral Analiz, Fourier Dönüşümü
Küresel ısınmanın sektörler bazında oluşturduğu risk sendromları ve çözüm yolları: Kuşadası bölgesi yiyecek içecek işletmelerinde bir uygulama
Sanayi, tarım ve hizmet sektörlerinde üretimden tüketime kadar olan süreçte kullanılan yöntemler ve bu süreçte ortaya çıkan sera gazları, dünyanın daha fazla ısınmasına, aşırı hava olaylarına sebep olmuştur. Küresel ısınma olarak adlandırılan bu sorun, dünyanın geleceğini tehdit eder boyutlara ulaşmıştır. Bilim ve teknolojideki gelişmeler, dünyanın küresel tek pazara dönüşmesi, başta enerji olmak üzere hammadde ihtiyacına olan talep yoğunluğu ve artan nüfus hem doğal kaynakların hızla yok edilmesine hem de, bu süreçte ortaya çıkan sera gazlarının etkisiyle iklimin doğal döngüsü dışında değişmesine yol açmıştır. Aşırı hava olaylarının görülme sıklığı da, tarımsal alanlardan turizme kadar tüm canlıların yaşamını olumsuz etkilemeye başlamıştır. Bu çalışmada, küresel ısınmanın kavramsal çerçevesi; tarihsel gelişimi, yürütülen önleyici çalışmalar ve gelecekteki muhtemel beklentileri ile açıklanmıştır. Tarım, sanayi ve hizmet sektöründeki gelişmeler ve riskler küresel ısınma boyutunda incelenmiştir. Önleyici tedbirlerin yanında, muhtemel çözümler ortaya konulmuştur. Tüketime yönelik olması, katı ve sıvı atıkların yoğun olarak görülmesi, sunduğu hizmetlerin tedarik boyutunda tarım, sanayi ve hizmet sektörleri ile ilişkili olması ve toplumlardaki bireylerin tamamına yakınının uğrak yerleri arasında yer alması sebebiyle yiyecek içecek işletmeleri uygulama alanı olarak incelenmiştir.
Örgütlerde bilgi yönetimi sürecinde bir dinamik olarak örgütsel zeka etkinliğinin belirlenmesi ve aralarındaki ilişki üzerine bir araştırma
Her bireyin bir zekası olduğu gibi her örgütün de bir zekası vardır. Bu zeka örgütsel zeka (OI) olarak adlandırılmaktadır. OI çoklu zeka kuramı ve duygusal zeka kuramından esinlenmiş ve çok boyutludur. Bu araştırmanın amacı OI ile birlikte boyutları ve bilgi yönetimi (KM) ile süreçleri arasında bir ilişki olduğunu kanıtlamak ve OI farkındalığını arttırmaktır. Ayrıca demografik faktörlerin OI ile birlikte boyutları ve/veya KM ile birlikte süreçleri üzerine etkisi olup olmadığı sorgulanmıştır. Araştırmada KM performansı ve OI düzeyinin ölçülmesi için iki ölçek kullanılmıştır. Bu ölçekler Çetinkaya tarafından geliştirilmiş Bilgi yönetimi performansı ölçeği ve Ekici vd. tarafından geliştirilmiş OI düzeyi ölçeğidir. Verilerin analiz edilmesinde SPSS 15.0 programı ve model oluşturulmasında AMOS 24.0 programı kullanılmıştır. Öncelikle, ölçeklerin geçerlilik ve güvelilirlik testleri başarılı bir şekilde yapılmıştır. Ardından, boyutlarının belirlenmesi için faktör analizi yapılmıştır. İstatistiksel bilgileri görmek için frekans dağılımı, normallik dağılımı ve çapraz tablolar gibi tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. OI ve boyutları ile KM ve süreçleri arasında bulunan ilişkileri ortaya çıkartmak için regresyon ve korelasyon analizleri kullanılmıştır. Demografik faktörlerin OI ve boyutları ile KM ve süreçlerini etkileme durumları ile T-testi ve Anova analizleri yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda OI ile KM arasında bir ilişki olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Örgütsel Zeka, Bilgi Yönetimi
GSM sektöründe müşteri tatminini etkileyen faktörler ve müşteri tatmininin müşteri bağlılığı üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışma, GSM sektöründe müşteri tatmini ve bağlılığını etkileyen faktörlerin analiz edilmesine yönelik olarak yürütülmüştür. İşletmeler sahip oldukları mevcut müşterilerini korumak için çeşitli uygulama ve programlar geliştirmek ve yürütmek zorundadır. İşletmeler tarafından mevcut müşterileri elde tutmanın yeni müşteri kazanmaktan daha düşük maliyete neden olduğu iyi bir şekilde anlaşılmıştır. Bu yüzden, müşteri tatmini ve bağlılığına dayalı olarak işletmelerin iş ortaklarıyla özellikle müşterileriyle uzun dönemli ilişkiler inşa etmeleri gerekmektedir. Bu çerçevede, bu çalışma algılanan hizmet kalitesi, algılanan müşteri değeri, kurumsal imaj, müşteri güveni ve müşteri odaklılık gibi müşteri tatmini ve bağlılığını etkileyen bazı değişkenleri incelemektedir. Türkiye GSM sektörü bu çalışmaya yönelik seçilmiş ve veriler mobil uygulama ve hizmetlerden yararlanan müşterilerden toplanmıştır. Yapılandırılmış anket formu araştırma verilerinin elde edilmesi için kullanılmıştır. Araştırma ölçeklerinin geliştirilmesi sürecinde literatürde yer alan önceki çalışmalardan faydalanılmıştır. Araştırmanın örnek büyüklüğü güven aralığı düzeyine göre 664 birim olarak belirlenmiştir. Araştırmaya ilişkin veriler cronbach alfa, açıklayıcı faktör analizi, korelasyon ve regresyon analizleri gibi tek ve çok değişkenli istatistiksel araçlar kullanılarak analiz edilmiştir. Ulaşılan sonuçlar, tüm sonuçların pozitif olduğunu ve ilişkileri ifade eden hipotezlerin müşteri odaklılık dışında desteklendiğini göstermektedir. Algılanan hizmet kalitesi, algılanan müşteri değeri, kurumsal imaj ve müşteri güveni müşteri tatmini üzerinde pozitif etkilere sahiptir ve müşteri tatmini de müşteri bağlılığı üzerinde pozitif etkiye sahiptir. Bu çalışmanın sonuçları, müşterilerini korumak ve dinamik pazar şartlarının üstesinden gelebilmek için pazarlama programları yoluyla işletmelerin rekabetçilik, müşteri tatmini ve bağlılığını geliştirmeleri açısından önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Müşteri Tatmini, Müşteri Bağlılığı, Algılanan Hizmet Kalitesi, Algılanan Müşteri Değeri, Müşteri Güveni, Müşteri Odaklılık, Kurumsal İmaj.
Davranışsal finans açısından bireysel emeklilik sistemine yönelik tutum ve davranışlar: Eskişehir ili Milli Eğitim Bakanlığı bünyesindeki öğretmenler üzerine bir inceleme
Bireyler çalıştıkları ve kazanç sağladıkları zaman zarfındaki mevcut refah düzeyini, gelecekte paraya daha çok ihtiyaç duyabilecekleri dönemlerde de devam ettirmek isterler. Buna bağlı olarak aktif olarak çalıştıkları dönemde elde ettikleri kazançları doğrultusunda kendi istekleriyle düzenli tasarruf yapmaya yönelirler. Bu şekilde herhangi bir zorlama olmadan, gönüllülük esasına dayanan bireylere kazançları doğrultusunda geleceklerini garanti altına alma fırsatı veren bir çeşit tasarruf veya fonlama metoduna bireysel emeklilik adı verilmektedir. Ancak bireyler, bireysel emekliliğe yönelik olarak bu kapsamda tasarruflarını yatırıma dönüştürürken birçok faktörden etkilenmekte ve rasyonel karar almaları çoğu zaman mümkün ol(a)mamaktadır. Bu noktada, Bireysel Emeklilik Sistemi (BES)'in, davranışsal finansla olan ilişkisi, tasarruf sahiplerinin kararlarında zihinsel ve mantıksal ne tür hatalara düştüklerinin araştırılması bağlamında önem kazanmaktadır. Bu çalışmada, Eskişehir ili Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde görev yapmakta olan öğretmenlerin birikim yapma amaçları, BES temel bilgi düzeyleri ve BES'e olan yaklaşımları ile bireysel emekliliğe yönelik göstermiş oldukları davranışsal finans eğilimleri arasındaki ilişki istatistiksel analizler (frekans analizi, yüzde analizi, faktör analizi, korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizi) aracılığıyla incelenmiştir. Bu analizler sonucunda öğretmenlerin birikim yapma amaçlarının, BES temel bilgi düzeylerinin ve BES'e olan yaklaşımlarının bireysel emekliliğe yönelik göstermiş oldukları davranışsal finans eğilimleri üzerinde etkili olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Bireysel Emeklilik Sistemi, Davranışsal Finans, Tasarruf Sahipleri, Öğretmenler
İşveren markasının örgütsel bağlılık üzerindeki etkisinin belirlenmesine yönelik üretim sektöründe bir araştırma
Sanayi toplumunda beden gücü önemli iken, bilgi toplumunda nitelikli, bilgili işgücünün önemi artmıştır ve insan kaynağına duyulan ihtiyaç daha önemli hale gelmiştir. İşletmeler de beden gücü yanında yetenekli, nitelikli insanlara ihtiyaç duyar hale gelmiştir. İşletmeler de yetenekli işgücünü bünyesine çekmek için toplumda belirli imaj yaratma çabasına girişmişlerdir. Böylelikle insan kaynakları alanında yeni bir kavram olan işveren markası kavramı ortaya çıkmıştır. İşveren markası sayesinde işletmeler çekicilik yaratarak potansiyel nitelikli işgörenleri kendine çekmekte, mevcut işgörenleri ise örgütsel bağlılık yaratarak elde tutmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda bu çalışmada, işveren markasının örgütsel bağlılık üzerindeki etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde işveren markası, ikinci bölümünde örgütsel bağlılık ve işveren markası ile örgütsel bağlılık arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalar, son bölümünde ise üretim sektöründe gerçekleştirilmiş araştırmaya yer verilmiştir. Çalışma Kütahya'da seramik sektöründe faaliyet gösteren bir firmanın çalışanlarının katılımıyla yapılmıştır. Çalışanlara demografik özellikler, işveren markası ve örgütsel bağlılık ile ilgili ifadelerin yer aldığı anket uygulaması yapılmıştır. Çalışmada bağımlı değişken ve bağımsız değişkenler arasındaki ilişkiler regresyon ve korelasyon analizleriyle ortaya konulmuştur. SPSS 13 programı aracılığıyla frekans, faktör, güvenirlik analizleri ile işveren markasının örgütsel bağlılığa etkisini ve iki kavram arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amacıyla regresyon analizi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda elde edilen bulgulara göre, işveren markası ile örgütsel bağlılık arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişkinin olduğu saptanmıştır.
Raf yönetiminin plansız satın alma üzerindeki etkisi: Kütahya Sera AVM müşterileri üzerinde bir uygulama
Tüketici istek ve ihtiyaçları günümüzde sürekli değişmektedir. Bunun yanı sıra rekabetin artması ve tüketicilerin satın alma davranışlarındaki değişmeler işletmelerin doğru ve en iyi şekilde raf yönetimi yapmalarını zorunlu hale getirmektedir. İyi yapılan raf yönetimiyle tüketicilerin gözlerine hitap edilip tüketicilerin plansız bir şekilde alışveriş yapmaları sağlanabilir. Bu nedenle raf yönetimi ile plansız satın alma arasındaki ilişkinin bilinmesi ve doğru bir şekilde değerlendirilmesi oldukça önemlidir. Bu çalışmada, raf yönetimi ile plansız satın alma arasındaki ilişki analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Veriler, Kütahya il merkezinde bulunan bir Avm'den alışveriş yapan tüketicilerden yüz yüze anket yöntemi kullanılarak toplanmıştır. Yapılan faktör analizinde raf yönetimi mağaza içi raf yerleşimi ve düzeni, rafların idaresi ve mamul teşhiri, etiket kullanımı ve yönetimi olmak üzere 3 boyuta ayrılmıştır. Plansız satın alma ise tek boyut olarak kalmıştır.
Algılanan örgütsel desteğin örgütsel yabancılaşma üzerindeki etkisini belirlemeye yönelik bir araştırma
Bu çalışmanın amacı, algılanan örgütsel desteğin örgütsel yabancılaşma üzerindeki etkisini belirlemeye yöneliktir. Günümüz koşullarında örgütler için önemli bir kaynak haline gelen işgörenler, desteklenmediklerini hissettikleri takdirde performanslarında azalış yaşayabilmekte ve bu durum örgütün devamlılığını tehlikeye atabilmektedir. Bu nedenle algılanan örgütsel desteğin örgütsel yabancılaşma üzerindeki etkisini belirlemek, işgörenlerin memnuniyet ve performansının artması örgütlerin ise varlıklarının devamlılığı açısından önem teşkil etmektedir. Yapılan çalışmada kapsamlı bir literatür taraması yapılarak algılanan örgütsel destek ve örgütsel yabancılaşma kavramları ile ilgili teorik bilgi verilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde algılanan örgütsel destek kavramının tanımı, kuramsal temelleri, etkileyen temel faktörler, sonuçları ve yapılmış çalışmalar ele alınmıştır. İkinci bölümünde yabancılaşmanın tanımı, örgütsel yabancılaşmanın tanımı, boyutları, nedenleri, sonuçları, önleyecek müdahaleler ve yapılmış çalışmalar ele alınmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise algılanan örgütsel destek ve örgütsel yabancılaşma arasındaki etkiyi belirlemeye yönelik uygulama kısmı ele alınmıştır. Çalışmanın uygulama kısmı Manisa ilindeki teknoloji ve beyaz eşya alanında faaliyet gösteren iki işletmenin çağrı merkezindeki 186 işgörenin katılımı ile gerçekleşmiştir. Çalışmada değişkenler arasındaki ilişki korelasyon ve regresyon analizleri ile belirlenmiştir. Yapılan analizler sonucunda algılanan örgütsel destek, örgütsel yabancılaşma ve boyutları olan güçsüzlük, anlamsızlık, kuralsızlık, yalıtılmışlık ve kendine yabancılaşma arasında negatif yönde, anlamlı bir etki tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Algılanan Örgütsel Destek, Örgütsel Yabancılaşma.
Bireysel emeklilik firma yöneticileri perspektifinden bireysel emeklilik okuryazarlığı
Bireysel emeklilik, bireylerin emeklilik döneminde ek gelir elde ederek rahat bir yaşam sürmelerini sağlayan sistemdir. Konu, hayli çok yönlü ve kritik etkiler içermektedir. Ülkemizde yeni gelişmekte olan bu sistem öncelikle bireyler açısından oldukça önemli bir yere sahip olmasına rağmen sisteme katılım ve sistemin bilinirliği oldukça düşük seviyededir. Sisteme katılım ve sistemin bilinirliğinin arttırılması hususunda finansal okuryazarlık oldukça önemli katkılar sağlamaktadır. Yapılan bu çalışmanın amacı, finansal okuryazarlığın sisteme sağladığı katkı ve etkileşimden yola çıkarak bireysel emeklilik okuryazarlığı kavramının oluşturulmasına ve bu kavram aracılığıyla bireylerin BES bilgi düzeylerinin ve BES'e olan ilgi ve güvenlerinin artırılmasına katkıda bulunmaktır. Ayrıca akademik camianın konuya dikkatini çekerek geliştirilmesini sağlamak da amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında bireysel emeklilik şirketlerinin bölge müdürlüklerindeki üst yönetim kademesinde yer alan kişilerle mülakat yapılarak onların perspektifinden BES okuryazarlığı, katılımcılara ve çalışanlara BES ile alakalı ne tür bilgi ve eğitimler verdikleri ve bireysel emeklilik okuryazarlığı kavramı oluşturulmasının sisteme sunabileceği faydalar incelenmiştir. Ayrıca konunun geliştirilmesine yönelik önerilere yer verilmiştir. Çalışma sonucunda bireysel emeklilik okuryazarlığı kavramı oluşturulmasının hem bireylere hem bireysel emeklilik şirketlerine hem de akademik literatüre önemli katkılar sağlayabileceği sonucuna varılmıştır. Ayrıca bu kavramın oluşturulmasının bireysel emeklilik sisteminin gelişmesine, sisteme olan katılım, ilgi ve güvenin artmasına da önemli katkılar sağlayacağı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bireysel Emeklilik Sistemi, Finansal Okuryazarlık, Finansal Eğitim, Bireysel Emeklilik Okuryazarlığı
MSUGT, BOBİ FRS ve TMS/TFRS'nin ölçme/değerleme ve raporlama esaslarına göre analizi
İşletmelerin farklı ülkelerde faaliyet göstermesi, muhasebe uygulamalarının da bulunduğu ülke mevzuatlarına göre hazırlanması sonucunu ortaya çıkarmıştır. Farklı mevzuatlara göre hazırlanan muhasebe sistemleri ve finansal tablolar, finansal tablo kullanıcılarının, işletmelerin finansal performanslarını karşılaştırılmasını güçleştirmektedir. Bu durum yayımlanan uluslararası finansal raporlama standartları ile bütün dünyada ülke uygulamalarında yeknesaklığı sağlanması, Kobiler için de özel bazı çalışmaların yapılması ihtiyacını ortaya çıkartmıştır. Kobiler için, ihtiyaçlarına uygun, tam setin genel yapısından ayrılmadan onlara özgün daha yalın bir standart yayımlanması ihtiyacı gündeme gelmiştir. Bu doğrultuda KGK tarafından 2014 yılında yerel finansal raporlama standardı çıkarılması için çalışmalara başlamış, yapılan bu çalışmalar 2017 yılında sonuçlanmıştır. 29 Temmuz 2017 tarihli 30138 sayılı resmi gazetede Büyük ve Orta Ölçekli İşletmeler İçin Finansal Raporlama Standardı (BOBİ FRS), AB 34 numaralı direktifiyle uyumlu bir şekilde hazırlanarak 01.01.2018 tarihinden itibaren uygulamaya konulmuştur. Bu çalışmanın amacı, Muhasebede yer alan ölçme/değerleme ve raporlama uygulamalarının Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği (MSUGT), Büyük ve Orta Ölçekli İşletmeler İçin Finansal Raporlama Standardı (BOBİ FRS) ve Türkiye Muhasebe/Finansal Raporlama Standartları (TMS/TFRS) açısından karşılaştırmalı olarak inceleyip uygulamada oluşabilecek benzerliklerin ve farklılıkların varlığını ortaya koymaktır.
Sigorta şirket yöneticileri perspektifinden sigorta okuryazarlığı
Son dönemde ülkemizde sigorta sektörünün hızlı bir gelişim içerisinde olduğu görülmektedir. Geçtiğimiz 10 yılda Türkiye'nin ortaya koyduğu büyüme performansıyla birlikte sigorta sektörü de önemli gelişmeler kaydetmiştir. Günümüzde sigorta sektörünün etkinliği ekonomik gelişmişliğin bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. Sigortacılık sektörünün geniş bir çalışma alanı oluşturmasının yanında riskleri dağıtıp güven olgusunu arttırması ve fon yaratma gücü gibi ekonomiye katalizör etkisi sağlayacak pek çok işlevi bulunmaktadır. Bu bağlamda bireylerin sigorta bilincinin ve sigorta okuryazarlığı düzeylerinin arttırılması büyük önem arz etmektedir. Sigorta okuryazarlığı bilincinin arttırılması için öncelikli olarak sigorta sektörünün finansal okuryazarlıkla etkileşimi önemlidir. Finansal okuryazarlık seviyesinin yüksek olması hane halkının hem sigortaya olan talebinin artmasına hem de satın almış oldukları sigorta poliçelerinin avantajlarını ve dezavantajlarını bilmeleri açısından fayda sağlayacaktır. Ayrıca finansal eğitimlerle sigorta bilincinin geliştirilmesi gerekmektedir. Özellikle finans sisteminin önemli bir parçasını oluşturan sigortacılık sektörü gelecek hakkında planlama yapmada da önemli bir etkendir. Bu çerçevede çalışmada derinlemesine mülakat yöntemi kullanılarak sigorta şirketlerinin yöneticileriyle görüşme yapılmış olup onların perspektifinden sigorta okuryazarlığının sigorta sektörüyle etkileşimi incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sigorta, Finansal Okuryazarlık, Finansal Eğitim, Sigorta Okuryazarlığı.
İçsel pazarlamanın örgütsel bağlılığa etkisinin incelenmesi; Bankacılık sektöründe bir uygulama
Bu çalışma, içsel pazarlama kavramını ve içsel pazarlama faaliyetlerinin çalışanların yani iç müşterilerin örgütlerine bağlılıklarına etkisini incelemek için hazırlanmıştır. Bu çalışmanın birinci bölümünde, son yıllarda, yöntemleri ve kapsamı gittikçe gelişmekte olan içsel pazarlama kavramına, uygulama alanları, etkilendiği ve etkilediği hususlar detaylı bir şekilde incelenerek yer verilmiştir. İkinci bölümde ise, bireylerin çalıştıkları işletmelerin ya da mensubu oldukları örgütlerin amaçlarını tam olarak benimseyip, kendisiyle birlikte örgütünün de başarılı olması adına çaba gösterme isteği taşıyarak, çalışmalarına manevi bir bağ ile devam etmeleri anlamına gelen örgütsel bağlılık kavramı anlatılmıştır. Bu çalışmanın amacı, içsel pazarlamanın örgütsel bağlılık üzerindeki etkisini araştırmayı temel alarak, Uşak ilinde, bankacılık sektöründe faaliyet gösteren tüm kamu ve özel banka çalışanlarının örgütsel bağlılığında, içsel pazarlamanın etkisinin incelemektir. Araştırmada anket yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda ise içsel pazarlama faaliyetlerinin örgütsel bağlılık üzerinde etkisinin olduğu gözlemlenmektedir. Anahtar Kelimeler: İçsel Pazarlama, Örgütsel Bağlılık, Bankacılık Sektörü
Kurumsallaşma ve performans ilişkisi: Eskişehir ili örneği
Bu araştırmada kurumsallaşmanın işletmelerin artan rekabet koşullarında ayakta kalabilmeleri için işletme performansına, iş performansına etkileri ve kurumsallaşma ve performans ilişkisi incelenmiştir. Literatür taramasının ardından iş performansı görevsel ve bağlamsal performans olarak kurumsallaşma üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Bu amaçla Eskişehir ilinde faaliyet gösteren 8 kurumsal işletmenin 310 çalışanına gönüllülük esasına göre ulaşılmıştır. Kurumsallaşma örgütlerde iletişim ve etkileşimin belirli kurallar içerisinde yapılmasıdır. Bu kurallar bireyden topluma ulaşan süreçlerin belirli kurallar eşliğinde yapılmasıdır. Bu kuralların uygulandığı işletmeler farklılık yaratarak farklı olmaktadırlar. Bu farklılıkları yakalamada tek adam yönetiminden vazgeçmek ve işi profesyonellere kısmen/tamamen devrini de içermektedir. Bu holistik içerik örgütsel bazda performansa da etki ederek işletme hedef ve amaçlarına ulaşmada başat rol üstlenecektir. Yapılan korelasyon analiz sonucu elde ettiğimiz bulgularla kurumsallaşma ile iş performansı arasında (r=0,398) zayıf düzeyde pozitif yönlü ilişki tespit edilmiştir. Kurumsallaşma ile işletme performansı arasında ise (r=0,609) yüksek düzeyde pozitif yönlü ilişki tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular kurumsallaşmanın daha çok işletme performansı ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Yapılan regresyon analizi sonucu kurumsallaşmanın iş performansını (β=0,245 p<0,05) pozitif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Ayrıca kurumsallaşmanın işletme performansını (β=0,438 p<0,05) pozitif yönde etkilediği tespit edilmiştir
Kurumsal imaj ve farkındalık oluşturmada bilgi teknolojilerine stratejik yaklaşım
Kurum ve kuruluşlar için kurumsal imaj ve farkındalık oluşturma, rekabet güçlerini ve pazar paylarını artırma, tüketici davranış ve kararlarını etkileme, nitelikli çalışanları kuruluşa çekme gibi birçok açıdan önemlidir. Fakat birçok kurum ve kuruluş bunun önemini kavrayamamıştır. Özellikle Bilgi Teknolojilerinin (BT) ve İnternetin dünyayı sarmalayarak küreselleştirdiği, rekabetçiliği artırdığı günümüzde, kurumsal imaj ve farkındalık oluşturmada BT'lerinin kullanımına stratejik bir yaklaşım ile bakarak etkili kullanımı gerekmektedir. Bu yaklaşım tüketiciler nezdinde farkındalık oluşturan kuruluşlar ile müşterileri birbirine yakınlaştıracak, pazar paylarını, tercih edilebilirliklerini artıracaktır. Ülkemizde sürekli artan devlet ve özel üniversite sayılarıyla birlikte üniversiteler arası rekabet artmış, üniversiteler de tercih edilebilen bir üniversite olabilme çabası içine girmiş bulunmaktadırlar. Bu rekabette kurumsal imaj ve farkındalık oluşturmaları onlar için bir avantaj olacaktır. Üniversitelerin tercih edilmesinde eğitim kalitesi, akademik çalışma ve başarıları, akademisyenlerin tanınırlığı ve etkisi vb. faktörler kurumsal imaj açısından en etkili faktörlerdir. Bunların yanı sıra fiziki imkânları, sosyo-kültürel, eğitim imkânları da elbette diğer etkili faktörlerdendir. Bunlar doğru şeylerdir. Fakat bu doğru şeylerin, doğru mesajlarla, doğru iletişim, etkileşim kanalları kullanılarak, hedef kitlelere ulaştırılması üniversitenin çok geniş bir alana yaygın olan potansiyel hedef kitlesine pazarlanması gerekir. Bu pazarlamada ise en etkili stratejik araç ise Bilgi Teknolojileridir. Üniversite içinde eğitim kalitesi, akademik faaliyetler, akademik başarılar, sunduğu fiziksel, sosyal, kültürel, sportif, barınma imkânları, tarihi, kültürel, doğal değer ve dokular ne kadar doğru, sürekli ve yoğun biçimde hedef kitlelere yansıtılıp farkındalık oluşturulabilir, güven sağlanırsa tercih edilme oranı da artacaktır. BT'lerine stratejik bir yaklaşım, kurumsal imaj ve farkındalık oluşturmaya büyük katkılar sağlayacaktır. Bu araştırmanın bulguları ile YÖK'ün yaptığı araştırma içerisindeki bulgulardan da anlaşıldığı gibi tercihlerde en etkili farkındalık oluşturan araçların BT'lerine dayalı araçları olan sosyal medya, üniversitelerin web siteleri, arama motorlarında ve video paylaşım ağlarındaki haber, bilgi ve görseller olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kurumsal imaj, farkındalık, Bilgi Teknolojileri, Kurumsal Kimlik, Kurum Kültürü, Üniversite.
Risk alma eğiliminin örgütsel bağlılık ile ilişkisi ve bu ilişkiyi belirlemeye yönelik bir uygulama
Bu çalışmada, gündelik ve iş hayatının her alanında bir gereksinim haline gelmiş ve gelecek olan risk alma eğilimi kavramı ile bugünün modern örgüt yapıları içerisinde her zaman saygınlığını korumuş ve arttırmış olan örgütsel bağlılık konusu araştırılmıştır. Risk alma eğilimi durumu ile örgütsel bağlılık arasındaki ilişkiyi belirlemeye yönelik bir uygulama yapılmıştır. Ayrıca risk alma eğiliminin alt boyutları ile örgütsel bağlılığın alt boyutları arasındaki ilişki incelenmiş, bu alt boyutların demografik değişkenlerle arasında fark olup olmadığı da araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmanın örneklemi Kütahya İli Gediz İlçesi Organize Sanayi Bölgesinde yer alan 6 sektörde faaliyet gösteren 8 firmada çalışan 343 iş görendir. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak anket kullanılmıştır. Anketlerden elde edilen veriler SPSS istatistik paket programında analiz edilmiştir. Veriler güvenilirlik analizi, frekans analizi, korelasyon analizi, T-testi, varyans analizleri ile değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre risk alma eğiliminde olan iş görenlerin örgütsel bağlılık düzeyleri arttığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Risk Alma Eğilimi, Örgütsel Bağlılık, Duygusal Bağlılık, Devam Bağlılığı, Normatif Bağlılık.
Psikolojik güçlendirmenin yenilikçi davranışa etkisinde kişilik özelliklerinin düzenleyici rolü üzerine bir araştırma
Örgütlerin yoğun rekabet altında rakiplerinden farklılaşabilmeleri için yenilikte öncü olmaları gerekmektedir. Çalışanların örgütte yapmış oldukları yenilikler ve bunun yarattığı katma değer örgütleri rakiplerinden farklılaştırarak lider konumuna getirmektedir. Örgütlerde önemli unsurlardan biri çalışanlardır. Bu nedenle çalışanların sahip oldukları özelliklere ait bilgiler de değerli hale gelmektedir. Ancak çalışanların sadece bu özelliklere sahip olmaları değil iş süreçlerine bu özelliklerini yansıtabilmeleri ve yenilikçi davranışlar sergilemeleri gerekmektedir. Bu bağlamda çalışanların psikolojik güçlendirme algılarının yenilikçi davranış sergilemesindeki etkisini incelemek ve kişilik özelliklerinin düzenleyici rolünü ortaya çıkarmak araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Dünyada yaşayan kentli nüfusun artması, bireylerin yoğun iş yüküne sahip olması, strese maruz kalması ve bireylerde bunlara bağlı rahatsızlıkların ortaya çıkması bireyleri kendilerini iyi hissedebilecekleri farklı alanlara yöneltmektedir. Wellness, yeni yaşam şartlarında bireylerin karşısına çözüm olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla bu araştırma wellness işletmelerinde hizmet veren insan kaynağı perspektifiyle ele alınmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre psikolojik güçlendirmenin yenilikçi davranışa etkisinde beş faktör kişilik özelliklerinin düzenleyici role sahip olduğu tespit edilmiştir. Bu üç değişkenin, çalışanların bazı demografik özelliklerine göre anlamlı farklılık gösterdiği sonucuna varılmıştır.
Adaptif piyasalar hipotezinin Borsa İstanbul 100 endeksinde test edilmesi
Adaptif piyasalar hipotezi, etkin piyasalar hipotezi ile davranışsal finansı birleştiren bütüncül yaklaşımıyla son dönemde yoğun ilgi gören teorilerden birisidir. Adaptif piyasalar hipotezine göre finansal piyasaların işleyişi evrimsel prensiplerle açıklanabilmektedir. Piyasalarda getiri öngörülebilirliği derecesi zamanla değişmektedir dolayısıyla piyasalar bazı dönemler zayıf formda etkinken bazı dönemlerde etkinliğini kaybetmektedir. Bu çalışmanın amacı, adaptif piyasalar hipotezinin Türkiye finansal piyasalarında geçerliliğini araştırmaktır. Bu doğrultuda Ocak 1988-Aralık 2017 dönemine ait BIST 100 endeksi günlük ve aylık getirileri doğrusal ve doğrusal olmayan yöntemlerle araştırılmıştır. Doğrusal yöntemlerden üç farklı varyans rasyo testi (Chow Denning, Joint Rank ve Joint Sign) ve doğrusal olmayan BDS testi kullanılmıştır. Bu testler sabit uzunlukta pencere kaydırma yöntemiyle elde edilen alt örneklemlere uygulanmış ve böylece piyasanın getiri öngörülebilirliği derecesinin zamanla değişimi incelenmiştir. Sonrasında getiri öngörülebilirliği derecesinin piyasa koşullarından etkilenip etkilenmediği araştırılmıştır. Sonuçlara göre farklı frekanslarda ölçülen getiri öngörülebilirliği derecesi zamanla değişmektedir ve piyasa koşullarından etkilenmektedir. Adaptif piyasalar hipotezi Türkiye finansal piyasaları için geçerlidir.
Kurumsal yönetim bağlamında kurumsal kaynak planlaması (KKP) uygulamalarının entegrasyonu ve iç denetim performansına etkisi
Küresel ekonomik işbirliklerinin gerçekleştirilmesi ile birlikte işletmecilik faaliyetlerinde teknoloji kullanımının yaygınlaşmasına bağlı olarak Kurumsal Kaynak Planlaması uygulamaları ortaya çıkmış ve kullanımı her geçen gün yaygınlaşarak artış eğilimi göstermiştir. Üretim, ticaret ve hizmet uygulamalarının; farklı bölgelere ve coğrafyalara taşınması kurumsal yönetim anlayışının geliştirilmesi üzerinde baskı yaratmış ve denetim faaliyetleri de bu durumdan kendisine düşen payı almıştır. İşletme faaliyetlerinin gerçekleştirilmesine ilişkin öncelikle sermayenin uluslararası alanda hareket etmesi işletme fonksiyonlarının farklı coğrafyalarda gerçekleştirilmesine olanak sağlamış fakat bu durum söz konusu fonksiyonların yönetilmesini ve kontrol altına alarak denetlenmesini önemli zorluklar ile karşı karşıya getirmiştir. Bu eksende, finansal düzenlemeler yoluyla işletmecilik faaliyetlerinin kontrol altına alınması bakımından uluslararası hukukta yeni yönetişimsel düzenlemeler ve uygulamalar zorunlu hale gelmiş olup yetkili devlet otoritelerinin yaptırımlar uygulamasını gerektirmiştir. Gerçekleştirilen faaliyetlerin etkinliğinin ve verimliliğinin değerlendirilerek elde edilen çıktıların gerçek ya da zahiri olmasının belirlenmesinde iç kontrol kavramının kapsamı genişlemiş ve önemi kritik bir rol üstlenmiş olup bu doğrultuda iç denetim faaliyetleri hayati bir öneme sahip olmuştur. Çünkü denetlemenin olmadığı bir yerde eksikliklerin ortaya koyularak gelişimin desteklenmesi ve elde edilen sonuçların verimliliğinin araştırılması ve artırılması günümüz küresel ekonomik ortamında neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Bu noktada, kurumsal yönetim bağlamında KKP uygulamalarının iç denetim faaliyetleri üzerindeki etkisi önemli bir merak konusu olmuş ve Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler açısından söz konusu merakın giderilmesi ve bilimsel bir zeminde önlem alınması önemli bir gereklilik olarak görülmüştür. Bu çalışmada; kurumsal yönetim bağlamında KKP uygulamalarının iç denetim faaliyetlerinin yapısı ve performansı üzerindeki etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada nitel analiz yöntemi benimsenmiş olup yapılan analizler sonucunda; ulusal menşeili işletmelere kıyasla özellikle uluslararası menşeili ve profesyonel iç denetim ekibine sahip olan işletmelerde KKP uygulamalarından sonra iç denetim fonksiyonu (İDF)'nun yapısının BT'ye yöneldiği, denetçilerin kabiliyet ve mesleki yeterliliklerinin genişlemesi ile birlikte İDF'nin yapısının genişlediği ve geliştiği tespit edilmiş olup performansının pozitif yönde arttığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kurumsal Yönetim, Kurumsal Kaynak Planlaması, İç Denetim
Bir finansman aracı olarak finansal kiralama ve Konya Organize Sanayi Bölgesinde bir araştırma
Günümüzde ĠĢletmeler, küreselleĢen dünyada yatırımlarının finansmanında yaygın olarak kullandıkları yöntem finansal kiralama yöntemidir. Finansal kiralama, "zenginlik; bir varlığa sahip olmaktan çok onu kullanmakta yatar" mantığına dayanan, iĢletme sermayesine dokunulmadan ihtiyaçların karĢılandığı alternatif bir yatırım finansmanı yöntemidir. Finansal kiralama; belirli bir süreç için kiralayan ve kiracı arasında düzenlenen, üreticiden kiracı tarafından seçilerek, kiralayan tarafından satın alınan malın mülkiyetini kiralayanda, kullanımını ise kiracıda bırakan bir anlaĢmadır. Ülkelerdeki ekonomik durumun göstergelerinden en iyisi sayılan finansal kiralama yöntemi, ülkemizde 1985 yılında kullanılmaya baĢlamıĢ yıllar itibariyle kullanımı artmıĢtır. Türkiye‟deki bu finansman yönteminin iĢlem hacminde göreceli olarak bir yükselme söz konusu olsa da gerçekleĢtirilen finansal kiralama iĢlemlerinin mali sektör içerisindeki payı geliĢmiĢ ülkelerle göre gerilerde kalmıĢ ve istenilen seviyeye ulaĢamamıĢtır. Türkiye‟de gerçekleĢen finansal kiralama iĢlemlerindeki artıĢ eğilimi son yıllarda azalmaya baĢlamıĢtır. YapmıĢ olduğumuz bu çalıĢmada amacımız ĠĢletmelerin finansman aracı olarak kullandıkları finansal kiralama yönteminin genel özelliklerini bütün hatlarıyla ortaya koymaktır. ÇalıĢmamızın uygulama bölümünde Konya ilindeki Konya Organize Sanayi Bölgesindeki iĢletmelere anket çalıĢması uygulanarak iĢletmelerin finansal kiralama (leasing) finansman yöntemine bakıĢ açıları tespit edilmeye çalıĢılmıĢtır. Anahtar Kelimeler: Finansal Kiralama, Finansman Yöntemleri, ĠĢlem Hacmi, Konya Organize Sanayi Bölgesi
Endüstriyel ürün pazarlamasında kamu kurumlarının rekabet gücü açısından yeniden yapılandırılması TEMSAN örneği
Günümüzde artan rekabet koşullarında firmalar rakip firmalara göre rekabet üstünlüğü elde etmek ve bu üstünlüğü sürdürülebilir hale getirmeyi amaçlamaktadır. Kamu kuruluşları faaliyet gösterdikleri pazarlar içerisinde özel kuruluşlarla rekabet etmek durumdadırlar. Çalışmaya konu olan Temsan bu kamu kuruluşlarından biridir. Bu çalışmanın temel amacı, Temsan firması için rekabet gücünü belirleyen faktörleri belirlemek ve bunu arttırmayı sağlayacak öneriler geliştirmektir. Bunun yanında araştırma sonunda ortaya konacak öneriler doğrultusunda enerjide dışa bağımlılığı azaltmak için kurulan Temsan açısından rekabetçiliği arttırıcı yeniden yapılandırma seçenekleri sunabilmektir. Bir kamu kuruluşu olan Temsan'ın rekabet gücü açısından incelenmesini amaçlayan bu çalışma nitel bir araştırmadır. Nitel araştırmalarda amaç, insanların bulundukları çevre ve buradaki tecrübelerini nasıl algıladıkları ve nasıl yorumladıklarını analiz etmektir. Bu araştırmanın verilerini elde etmek için nitel araştırmalarda kullanılan veri toplama yöntemlerinden biri olan yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen veriler içerik analizi yardımıyla çözümlenerek temalar altında yorumlanmıştır. Araştırmanın sonuç kısmında Temsan firmasının rekabet açısından sahip olduğu üstünlükler ve zayıflıklar açıklanmış, firmanın rekabet gücü elde etmesi için öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Rekabet, Rekabet Gücü, Temsan, Endüstriyel Pazarlama.
Kurumsal sürdürülebilirlik perspektifinde işletmelerin finansal performansının analizi ve yatırımcı davranışları üzerine bir araştırma: BİST Sürdürülebilirlik Endeksinde bir uygulama
Artan teknolojik gelişmeler ile birlikte günümüzde işletmelerin küresel rekabet ortamında varlıklarını sürdürmeleri, işletmelere bir takım avantajlar sağlamasının yanında sorunlar da getirmiştir. Karşılaşılan sorunlarla birlikte işletmelerin varlıklarını gelecekte nasıl sürdürebilecekleri konusunda tartışmalar ortaya çıkmış ve bunun sonucunda Sürdürülebilirlik kavramı doğmuştur. İşletmelerin var oldukları çevrelerine karşı bir takım sosyal ve çevresel sorumlulukları oluşmuştur. Günümüzde işletmelerin varlıklarını sürdürmelerinde ekonomik performanslarının yanında sosyal ve çevresel performansları da önemli hale gelmiştir. İşletmelerin varlıklarını sürdürülebilir kılmalarında sosyal, çevresel ve ekonomik performansları Kurumsal Sürdürülebilirlik kavramını ortaya çıkartmıştır. İktisadi bir kuruluş olan işletmelerin varlıklarını sürdürmelerinde kurumsal olarak sürdürülebilir çalışmalar yapmaları kaçınılmaz bir hale gelişmiştir. Bu bağlamda Türkiye'de Borsa İstanbul bünyesinde kurulmuş olan Sürdürülebilirlik Endeksi işletmelerin kurumsal sürdürülebilirlik çalışmalarına olanak sağlamaktadır. Bu çalışmada Türkiye'de Borsa İstanbul BIST-Sürdürülebilirlik Endeksi'ne kote olan işletmelerin ekonomik açıdan kurumsal sürdürülebilirlikleri ile yatırımcı davranışları arasındaki ilişki istatistiksel analizler ve grafiksel çizimler yapılarak değerlendirilmiştir. Yapılan araştırmalar sonucunda gelecekte yapılacak olan çalışmalara atıflarda bulunularak bir takım öneriler getirilmiştir.
Kütahya İl Nüfus ve Vatandaşlık Müdürlüğü ile bağlı 13 ilçe nüfus müdürlüklerinde hizmet kalitesinin Servqual analizi ile ölçülmesi
Günümüz piyasasının rekabet koşullarında insana ve onun ürettiği hizmete duyulan ihtiyaç her geçen gün artmaktadır. Bu sebeple, hizmet sektörü uluslararası pazarda önemli bir yer edinmeye başlamış, sektörün gelişimini sağlayacak en önemli unsur olan kalite düzeyinin ölçülmesi ve gerekli müdahaleler sonucunda artırılması için bir çok çalışma yapılmıştır. Çalışma kapsamında hizmet kavramı bu çerçevede ele alınmış; hizmet kalitesi, hizmet kalitesini etkileyen faktörler ve hizmet kalitesinin ölçümüne yönelik yöntemler işlenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde hizmet ve kalite kavramlarının kuramsal çerçevesi çizilirken, hizmet kalitesi kavramının tanımı ve boyutları ele alınmış; ikinci bölümde Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü teşkilat yapısı ve hizmet anlayışı Kütahya İl Nüfus ve Vatandaşlık Müdürlüğü özelinden örnekler sunarak anlatılmış; üçüncü bölümde de Parasuraman, Zeithaml ve Berry tarafından geliştirilen Servqual hizmet kalitesi ölçüm modeli kullanılarak Kütahya İl Nüfus ve Vatandaşlık Müdürlüğü ile bağlı 13 ilçe nüfus müdürlüğünde bir alan araştırması yapılarak, beklenen ve algılanan hizmet kalite düzeyi ölçümüne yönelik istatistiki datalara yer verilmiştir. Çalışmanın son bölümünde elde edilen bulgular değerlendirilerek, hizmet kalitesinin artırılmasına yönelik öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Hizmet, Hizmet Kalitesi, Hizmet Kalitesi Boyutları, Beklenen Kalite, Algılanan Kalite, Servqual Ölçeği, Nüfus Müdürlükleri.