
50
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Kırım kongo kanamalı ateşi enfeksiyonu geçiren hastalarda serum IgG varlığının tespit edilmesi
Amaç: Çalışmamızda Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığını geçiren kişilerde serum IgG varlığını tespit etmek, demografik özelliklerin, kene teması öyküsünün, hastalığı geçirdiği dönemde replasman tedavisi uygulanma öyküsünün, hastalığın klinik seyrinin, hastalığı geçirdikten sonra riskli durumlarda korunma önlemlerine dikkat edip- etmemesinin, yakın çevresindeki kişilerin KKKA hastalığını geçirmesinin KKKA IgG antikor durumunu nasıl etkilediğini değerlendirmek ve KKKA IgG antikorunun serumda ne kadar süre pozitif kaldığını saptamak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniği'ne 2011-2021 yılları arasında KKKA hastalığı tanısı ile tedavi görüp şifa ile taburcu olan 153 kişi ve 2009 yılında Ankara'da KKKA nedeni ile takip edilen bir sağlık çalışanı ile kliniğimize başka nedenle yatan ve 2007 yılında Ankara'da KKKA nedeni ile yatış öyküsünün olduğunu öğrendiğimiz iki kişi olmak üzere toplamda 155 kişi çalışmaya dahil edildi. Hastalardan alınan serumlar sonradan çalışılmak üzere -80 C'de saklandı. Bireylere 13 sorudan oluşan yapılandırılmış bir anket uygulandı. Hastalığın ciddiyeti Severity Scoring Index (SSI) kullanılarak belirlendi. KKKA IgG antikor varlığı ELISA yöntemi ile çalışıldı. Elde edilen sonuçlar hastalığı geçirdiği yıllara ve ankette sorulan sorulara göre istatistiksel analize tabi tutuldu. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmamızda 47 (%30,3) kişide KKKA IgG antikoru pozitif bulundu. Hastalığı geçirdikten sonraki süre 7 yıl ise pozitiflik oranının yüksek olduğu belirlendi. Hastalığı geçirdikten sonraki süre 8 yıl ise pozitiflik oranının azaldığı görüldü. Kişilerin hastalığı geçirdiği yıla, demografik özelliklerine, kene teması öyküsüne, hastalığı geçirdiği dönemde replasman tedavisi uygulanma öyküsüne, hastalığı geçirdiği klinik seyrine göre, hastalığı geçirdikten sonra riskli durumlarda korunma önlemlerine dikkat etmesine ve yakın çevresindeki kişilerin KKKA hastalığını geçirmesine göre KKKA IgG antikor durumlarında anlamlı farklılık bulunmadı. KKKA IgG pozitif olan kişilerin yaşı hastalığı geçirdiği dönemde negatif olanlara göre anlamlı yüksek bulundu (p=0,043). Sonuçlar: Bulgularımız KKKA hastalığını geçiren kişilerde KKKA IgG'nin varlığının ortalama 7 yıl civarında kaldığı yönündedir. KKKA hastalığını geçirme yaşı ortalama olarak daha yüksek olanlarda KKKA IgG pozitifliği artmaktadır. KKKA IgG pozitifliği geçmişte hastalığın geçirildiğini göstermesi açısından epidemiyolojik çalışmalarda tarama testi olarak kullanılabilir. Ancak tek başına KKKA IgG pozitifliği bağışıklık durumunu göstermek amacıyla kullanılamayacağı için IgG pozitifliği saptanan bireylerde bu antikorların hastalıktan koruyucu nitelikte nötralizan vasıf taşıyıp taşımadığını gösterecek ileri çalışmalara gereksinim vardır. Anahtar kelimeler: KKKA, KKKAV, IgG antikor, İmmünoloji
Çölyak hastalarında yaşam kalitesinin hastanın kendisi, ailesi ve aile hekimi tarafından değerlendirilmesi
Amaç: Çölyak hastalarının tedavisinde psikososyal ve toplumsal destek önemli rol oynamaktadır. Yaşam kalitelerini aile üyeleri veya doktorundan farklı kötü veya iyi algılayabilir. Bu çalışmanın amacı özellikle psikososyal tedavide çok etkili olan bu üçlünün durumu benzer açılardan değerlendirmelerine ve iş birliği yolları yaratmalarına zemin hazırlamak ve hastanın yaşam kalitesi konusundaki algı farklılıklarını göstermektir. Hastanın yaşam kalitesinin kendisi, ailesi ve hekimi açısından nasıl göründüğünün belirlenmesi ve bunların karşılaştırılması; birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetleri için gerekli verilere katkı sağlanacaktır. Çorum'da yaşayan Çölyak hastalarının verileri elde edilecek ve gerekli iyileştirmeler için farkındalık yaratılacaktır. Gereç ve Yöntem: Çorum'daki 69 aile sağlığı merkezinden 25'i ve 186 Aile hekiminin 48'i ve 18-65 yaş arası, okur-yazar, gönüllü 68 çölyak hastası çalışmaya katılmıştır. Ağır psikiyatrik, nörolojik, fiziksel rahatsızlığı bulunanlar, tek başına yaşayanlar, bakımevinde kalanlar ve son 6 ayda aile hekimini değiştirenler dışlanmıştır. Aile hekimi, hasta ve hasta yakını aile sağlığı merkezlerinde, aynı zamanda, tek seferde ve farklı odalarda çölyak hastalığı yaşam kalitesi anketi (CDQ) doldurmuştur. Bulgular: Aile hekimi, hasta ve hasta yakınları yaşam değerlendirmeleri kendi içinde birbirleriyle %85 uyumludur. Ancak aile hekimleri çölyak hastalarının yaşam kalitesini anlamlı fark yaratacak derecede 14,618 puan yüksek algılamaktadır. Hasta ve hasta yakınları yaşam kaliteleri değerlendirmeleri birbirine yakındır. Hastaların yaşı arttıkça ve eğitimleri düştükçe yaşam kalitelerinin azaldığı bulunmuştur. Öğrencilerin yaşam kalitesi diğer mesleklere göre yüksektir. Bekarların yaşam kalitesi evli ve dullara göre yüksektir. Çölyak hastaları yaşam kalitelerini bozan en önemli iki unsurun glutensiz diyetin zorlukları ve sosyal sorunları olduğunu belirtmişlerdir. Sonuçlar: Çölyak hastalarının yaşam kalitelerini olduğundan yüksek algılayan aile hekimlerinin tanı, tedavi ve takipte desteklenerek katkıları artırılmalıdır. Yaşam kalitesi düşük bulunan yaşlılar, dullar, eğitimi düşük olanlar ve ev hanımları gibi dezavantajlılar sosyal ve maddi açıdan desteklenmelidir. Genel ve yerel yönetimler ile çölyak dernekleri eşgüdüm içinde hastalarının yaşam kalitelerini yükseltecek faaliyetler yapmalıdır. Anahtar Kelimeler: Çölyak, Glütensiz, Yaşam Kalitesi, CDQ, Aile Hekimi
Palyatif bakım hastalarına bakım verenlerde bakım yükü ve sağlık anksiyetesi ilişkisinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı, palyatif bakım hastasıyla sürekli birlikte olmanın bakım verenlerin sağlığına ilişkin endişe ve soruları artırabileceği bilgisinden hareketle, bakım yükü ile sağlık kaygısı arasında bir ilişki olup olmadığını ve bunları etkileyen sosyo-demografik özellikleri araştırmaktır. Bu durumun tespit edilmesi, iki taraflı sağlık risklerinin öngörülmesi ve uygun müdahalelerin yapılması için bir fırsat sağlayabilir. Gereç ve Yöntem: Kesitsel ve prospektif nicel çalışma olarak planlanmış olan bu araştırmada 08.07.2022 ile 08.09.2022 tarihleri arasında Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim Araştırma Hastanesi Palyatif Bakım Merkezinde takip edilen hastalara primer bakım veren kişilere sosyo-demografik veriler, Bakım Verme Yükü Ölçeği, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği uygulandı. Bulgular: Palyatif bakım merkezinde takip edilen hastalara bakım veren kişilerde toplam sağlık anksiyetesi puanı 18,79±7,67, Bakım Verme Yükü Ölçeği ortalama puanı 37,70±16,50 idi. Sağlık anksiyete düzeyi ile bakım verme yükü düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki vardı. (r=0.372; p<0.01) Regresyon analizi sonuçlarına göre bakım verme yükü üzerinde sağlık anksiyete düzeyinin etkisi istatistiksel olarak anlamlıydı. (B=0.647; p<0.01) Bakım vermede yardım almanın bakım yükünü ve sağlık anksiyetesini azalttığı belirlendi (B=-15,006; p<0.001). Bakım vermeden memnun olma durumu bakım yükü ile ilişkisi negatif yönlü anlamlıyken (p<0.05) sağlık anksiyetesi ile ilişkisi çok değişkenli analizde anlamlı değildi (p>0.05). Okuryazar olan bireylerde daha yüksek sağlık anksiyetesi (p<0.05) olmasına rağmen eğitim düzeylerinin sağlık anksiyetesi üzerine korelasyon analizi ile bakıldığında anlamlı bir etkisi yoktu (p>0.05). Sonuç: Palyatif bakım merkezinde takip edilen hastalara bakım veren kişilerde orta düzeyde bakım yükü ve artmış sağlık anksiyetesi saptandı. Bakım yükü ve sağlık anksiyetesinin ilişkili olduğu ve bakım vermede yardım almanın bakım yükünü ve sağlık anksiyetesini azalttığı belirlendi. Bakmadan memnun olma durumu bakım yükü ile negatif yönlü ilişkiliyken sağlık anksiyetesi ile anlamlı bir ilişkisi yoktu. Okuryazar düzeyinde eğitime sahip olan bireylerde yüksek sağlık anksiyetesi olmasına rağmen eğitim düzeylerinin sağlık anksiyetesi üzerine anlamlı bir etkisi yoktu. Anahtar Kelimeler: palyatif bakım, bakım veren, sağlık anksiyetesi, bakım veren yükü
Karbapeneme dirençli klebsiella pneumoniae suşlarında karbapenem direncinin fenotipik ve genotipik yöntemlerle araştırılması
Amaç: Klinik örneklerden izole edilen karbapeneme dirençli Klebsiella pneumoniae suşlarında karbapenemaz varlığının fenotipik ve genotipik yöntemlerle test edilmesi, karbapenemaz enzim tiplerinin dağılımının tespit edilmesi ve test yöntemleri arasındaki korelasyonun belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Mart 2021-Mart 2022 tarihleri arasında Hitit Üniversitesi Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Mikrobiyoloji Laboratuvarı'na gönderilen klinik örneklerden izole edilen ve karbapenem grubu antibiyotiklerden en az birine dirençli 100 K. pneumoniae suşu çalışmaya dahil edilmiştir. Bakterilerin tanımlanması ve antibiyogramı VITEK 2 Compact (bioMérieux, Fransa) otomatize sistemi ile yapılmıştır. Karbapenemaz direncini belirlemek amacıyla fenotipik yöntem olarak kombinasyon disk testi kullanılmıştır. Genotipik yöntem olarak ise en sık rastlanan karbapenemaz direnç genleri olan blaKPC, blaNDM, blaVIM, blaIMP ve blaOXA-48'i hedefleyen iki farklı multipleks polimeraz zincir reaksiyonu uygulanmıştır. Bulgular: Kombinasyon disk testi ile tüm örneklerin karbapenemaz ürettiği saptanmış olup 87 (%87) izolatta OXA-48 benzeri, 13 (%13) izolatta MBL pozitifliği tespit edilmiştir. Polimeraz zincir reaksiyonu ile 91 izolatta pozitiflik saptanmış olup 76 (%76) izolat OXA-48, 13 (%13) izolat NDM, 2 (%2) izolat OXA-48 + NDM olarak sonuçlanmıştır. 9 (%9) örnekte araştırılan direnç genlerine rastlanmamıştır. Hiçbir izolatta KPC, VIM ve IMP gözlenmemiştir. İki test arasındaki uyum %89 olarak saptanmıştır. Kombinasyon disk testinin karbapenemaz varlığını saptama açısından duyarlılığı %100, pozitif prediktif değeri %91 olarak saptanmıştır. Kombinasyon disk testinin sadece OXA-48'e sahip izolatlar için duyarlılığı %100, özgüllüğü %54,1, pozitif prediktif değeri %87,3, negatif prediktif değeri %100 olarak saptanmıştır. Sadece NDM'ye sahip izolatlar için ise tüm değerler %100 olarak saptanmıştır. OXA-48 + NDM'ye sahip iki izolat kombinasyon disk testi ile OXA-48 benzeri olarak yorumlanmıştır. Sonuç: Türkiye'de OXA-48'in endemik olduğu düşünüldüğünde en sık saptanan karbapenemazın OXA-48 olması beklenen bir sonuç olmuştur. Kombinasyon disk testi ucuz maliyeti, uygulama kolaylığı, karbapenemaz direnç mekanizmalarını belirleyebilmesi ve polimeraz zincir reaksiyonu ile büyük ölçüde uyumlu olması bakımından laboratuvarlarda karbapenemaz direnç genlerinin saptanması için kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: K. pneumoniae, Kombinasyon disk testi, Karbapenemaz, Karbapenem direnci, OXA-48
Diyabetik olmayan kronik böbrek hastalarında serum ürik asit düzeyi ile 24 saatlik kan basıncı değişkenliği arasındaki ilişki
Amaç: Hipertansif hastalarda kan basıncı değişkenliğinin kan basıncı düzeyinden bağımsız olarak hedef organ hasarı ve kardiyovasküler mortalite ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Hiperüriseminin, hipertansiyon gelişiminde bağımsız bir risk faktörü olduğu bilinmekle birlikte kan basıncı değişkenliği üzerine etkisi henüz netleştirilememiştir. Bu nedenle kronik böbrek hastalarında ürik asit düzeyinin kan basıncı değişkenliği üzerine etkisi incelenmiştir. Gereç ve yöntem: Çalışmaya yerel etik kurul onayı (tarih ve no: 07.07.2021-482) alındıktan sonra başlandı. Çalışmaya evre 2- 4 kronik böbrek hastalığı olan 90 hasta dahil edildi. Serum ürik asit düzeyi kolorimetrik yöntemle ölçüldü. Hastalara AKBÖ cihazı takılarak 24 saat boyunca gündüz 15 dakika, gece 30 dakika aralıklarla kan basıncı ölçümleri alındı. 24 saatlik kan basıncı ölçümlerinden matematiksel ölçümlerle kan basıncı değişkenliğini gösteren ortalama gerçek değişkenlik (ARV) (sistolik, diyastolik ve ortalama arter basıncı) değeri elde edildi. Serum ürik asit düzeyi ile ARV arasındaki korelasyon değerlendirildi. Bulgular: Serum ürik asit düzeyi ile 24 saatlik sistolik ARV, 24 saatlik diyastolik ARV ve 24 saatlik ortalama arter basıncı ARV değerleri arasında pozitif yönlü bir korelasyon saptandı (sırasıyla p= 0,012, p= 0,041, p= 0,044). Kronik böbrek hastalığı evrelerine göre serum ürik asit düzeyi ile kan basıncı değişkenliği arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı. Yaş ile 24 saatlik ortalama arter basıncı ARV, gece ortalama arter basıncı ARV ve gece sistolik ARV değerleri arasında pozitif yönlü bir korelasyon saptandı (sırasıyla p= 0,030, p= 0,001, p= 0,003). 24 saatlik sistolik ARV, 24 saatlik gece ortalama arter basıncı ARV ve gece sistolik ARV değerleri ile vücut kitle indeksi arasında pozitif yönde korelasyon saptandı (sırasıyla p= 0,032, p= 0,045, p= 0,014). Hipertansiyon süresi ile tüm ARV değerleri arasında pozitif yönlü korelasyon saptandı (p< 0,001). Sonuç: Serum ürik asit düzeyi ile 24 saatlik sistolik ARV, 24 saatlik diyastolik ARV ve 24 saatlik ortalama arter basıncı ARV değerleri arasında pozitif bir korelasyon saptandı. VI Bu sonuçlar eşliğinde, ürik asit yüksekliğinin kronik böbrek hastalığı olanlarda kan basıncı değişkenliğinde bir artışa katkıda bulunabileceği düşünüldü. Anahtar kelimeler: Hipertansiyon, Kan Basıncı Değişkenliği, Kronik Böbrek Hastalığı, Serum Ürik Asit
Karbapeneme dirençli pseudomonas aeruginosa suşlarında seftazidim avibaktam'a karşı in vitro duyarlılık yöntemlerinin karşılaştırılması ve bazı karbapenemaz genlerinin araştırılması
Amaç: Seftazidim avibaktam duyarlılığını güvenilir bir şekilde belirlemek için alternatif yöntemlere ihtiyaç vardır. Bu çalışmada karbapenem dirençli Pseudomonas aeruginosa suşlarında seftazidim avibaktam duyarlılığını değerlendirmek için referans yöntem olan sıvı mikrodilüsyon ile disk difüzyon yöntemlerinin karşılaştırılması ve polimeraz zincir reaksiyonu yöntemiyle sık görülen karbapenemaz genlerinin (KPC, IMP, VIM, NDM, OXA-48, GES) araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Mart 2021-Ocak 2023 tarihleri arasında Hitit Üniversitesi Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarı'na gönderilen klinik örneklerden izole edilen karbapenem dirençli 103 P. aeruginosa izolatı çalışmaya dahil edilmiştir. Seftazidim avibaktam duyarlılığının belirlenmesi için disk difüzyon ve sıvı mikrodilüsyon yöntemi kullanılmıştır. Karbapenemaz üretiminin fenotipik tayini, karbapenem inaktivasyon yöntemiyle yapılmıştır. Genotipik tayin için DNA izolasyonu yapıldıktan sonra polimeraz zincir reaksiyonu yöntemi uygulanmış, çoğaltılan gen bölgeleri agaroz jel elektroforezi sayesinde yürütülmüş ve UV ışık altında görüntülenmiştir. Bulgular: İzolatların %69'u sıvı mikrodilüsyon sonuçlarına göre seftazidim avibaktama duyarlı, %31'i seftazidim avibaktama dirençli bulunmuştur. Disk difüzyon yöntemi uygulanan 98 izolat, sıvı mikrodilüsyon sonuçlarıyla uyumlu sonuç vermiş olup iki izolat teknik belirsizlik alanı içerisinde bulunmuş, üç izolatta uyumsuz sonuç gözlenmiştir. Teknik belirsizlik alanı içinde bulunan izolatlar sıvı mikrodilüsyon ile duyarlı bulunmuştur. İki izolat disk difüzyon ile seftazidim avibaktama dirençli bulunup sıvı mikrodilüsyon ile duyarlı bulunurken, bir izolat disk difüzyon ile seftazidim avibaktama duyarlı bulunup sıvı mikrodilüsyon ile dirençli saptanmıştır. Polimeraz zincir reaksiyonu yöntemi ile 2 NDM, 1 VIM ve 8 GES üreten izolat tespit edilmiştir. NDM ve VIM üreten üç izolatta karbapenem inaktivasyon metodu pozitifliği saptanmış, karbapenem inaktivasyon metodu sonucu pozitif olan iki izolatta ise karbapenemaz geni saptanamamıştır.
Akut divertikülit ile akut epiploik apandajit'in ayırıcı tanısında laboratuvar parametrelerinin önemi
Amaç: Akut divertikülit ile primer epiploik apandajitin ayırıcı tanısında klinisyenlerlerin kullandığı laboratuvar parametrelerinin etkinliğinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: 01.01.2013-01.01.2022 tarihleri arasında Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi Erol Olçok Eğitim Araştırma Hastanesi'ne başvuran, epiploik apandajit (EA) veya divertikülit (AD) tanısı almış toplam 184 hasta retrospektif olarak tarandı. Hastaların yaşı, cinsiyeti, başvuru anındaki serum beyaz kan hücresi (WBC), nötrofil (NE), lenfosit (LY), hemoglobin (Hb), platelet (Plt), ortalama platelet hacmi (MPV), albümin (Alb), kreatin kinaz (CK), C-Reaktif Protein (CRP) değerleri, bu değerlerin birbirleri ile oranları, lezyon lokalizasyonları, bilinen kronik hastalıkları, yatış gereklilikleri, yatış süreleri, komplikasyon varlığı, girişim gereklilikleri, rekürrens durumu ve kolonoskopi sonuçları tarandı. İki grubun, klinik ve laboratuvar bulguları birbirleri ile karşılaştırıldı. Çoklu değişken analizinde anlamlılığını koruyan 3 değer 2 puan olarak belirlendi. İki farklı değerlendirme kriteri ortaya konuldu. Ramcho indeksi (RI) kriterlerin AD ile pozitif anlamlılığına göre RI = (Yaş x NE x CRP) / (LY x Hb x Alb x CK) x 100 olarak belirlendi. Ramcho skoru (RS
Deprem sonrası dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu belirtileri ile sosyal medya bağımlılığının ilişkisi
Amaç: Sosyal medya bağımlılığı, kişinin sürekli olarak sosyal medya platformlarını kullanma ihtiyacını yaratmasına ve kullanma süresinin artmasına neden olmaktadır. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu belirtileri olan kişiler; huzursuzluklarını, gergin düşünce ve davranışlarını dengelemek ve sakinleştirmek amacıyla madde veya davranışlara bağımlı hale gelebilirler. Bu nedenle, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu belirtilerinin, sosyal medya bağımlılık düzeylerini artırabilecek bir risk faktörü olabileceği düşünülmüştür. Bu çalışma, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ve sosyal medya bağımlılık düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmamız deprem felaketinin sonrasında yapılacağı için, çalışmamızın ikinci amacı dikkat eksikliği ve sosyal medya kullanımının depremdeki kayıplar ve/veya travmatik yaşantılarla ilişkisini gözden geçirmektir. Gereç ve yöntem: Laçin Aile Sağlığı Merkezinde kesitsel araştırma olarak yürütülen çalışmaya 18-60 yaş arası, okur-yazar, gönüllü 214 kişi katılmıştır. Çalışmayı sürdüremeyecek kadar ileri seviye bilişsel kaybı, mental ya da fiziksel kısıtlılığı olanlar dışlanmıştır. Katılımcılar Aile Sağlığı Merkezinde özel olarak hazırlanmış bir ortamda; sosyodemografik veri formu, Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği ve Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği-Yetişkin Formu ölçeklerini doldurdu. Bulgular: Katılımcıların %45,8'ini kadınlar, %54,2'sini erkekler oluşturmaktadır. Katılımcıların ortalama yaşı 39,5±11,5 yıl olup, yaşları 18-60 aralığındadır. %65,4'ü evli olup eğitim düzeylerinin dağılımında üniversite mezunu olanlar daha yüksek saptandı ve %45,8 oranındadırlar. Meslek dağılımları açısından serbest meslek en sık grup iken (%37,9), bunu memur grubu (%25,2) ve ev hanımları grubu (%15,4) izledi. Deprem nedeniyle bir yakının kaybeden katılımcılarda sanal iletişim puanı ve ortanca toplam puanı daha düşük saptandı (p=0,031). Tüm katılımcılarda, Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği ve Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği-Yetişkin Formu ölçeklerinin toplam puanları ve alt ölçeklerinin puanları arasında pozitif korelasyon saptandı. Sonuçlar: Çalışmada Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu belirtileri ve sosyal medya bağımlılığı ilişkili bulunmuştur. Deprem felaketinin etkileri göz önüne alınarak yapılan bu çalışma, gerek koruyucu sağlık hizmetleri gerekse tedavi edici hizmetlerde etkin stratejilerin geliştirilmesinde ve toplumun daha sağlıklı yaşam sürmesinde yol gösterici olacaktır. Anahtar kelimeler: Deprem, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Sosyal Medya Bağımlılığı
Deprem sonrası post travmatik stres bozukluğu belirtileri ile nomofobi ilişkisi
Amaç: Cep telefonları, insanların birbirleri ile iletişim kurmasını ve güncel haberleri takip etmeyi sağlayan en önemli araçlardan biridir. Teknolojik gelişmeler nedeniyle telefonların fazla kullanımı beraberinde bazı biyopsikososyal sorunlar da getirmiştir. Cep telefonundan ayrı kalma korkusu olarak da tanımlanan nomofobi de bunlardan birisidir. Travma sonrası stres bozukluğu belirtileri yaşayan kişiler huzursuzluk, irritabilite ve anksiyete semptomları gösterebilirler. Travmaya maruz kalmış kişilerin, ihtiyaç duyduklarında telefonla iletişim kurma ve erişilebilir olma isteği ve ihtiyacının daha fazla olabileceği düşünülmektedir. Bu nedenle, travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin nomofobi düzeylerini artırabilecek bir risk faktörü olduğu düşünülmüştür. Bu çalışma, travma sonrası stres bozukluğu belirtileri ile nomofobi arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışma kapsamında 25.04.2023-25.06.2023 tarihleri arasında Ekin Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran, 18-65 yaş arası, okur-yazar, gönüllü 329 kişi çalışmaya katılmıştır. Çalışmayı sürdüremeyecek seviyede bişilsel işlev kaybı olanlar ve mental ya da fiziksel kısıtlılığı olan kişiler dışlanmıştır. Katılımcılar sosyodemografik veri formu, Türkçe Nomofobi Ölçeği ve DSM-5 için Travma Sonrası Kontrol Listesi (PCL-5) ölçeklerini doldurdu. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 39,52±11,72 yıl olup, kadınların oranı % 52,6 erkeklerin oranı % 47,4 olarak gerçekleşmiştir.Çalışmamızda nomofobi ölçeğinden alınan puanlar incelendiğinde 2 katılımcıda (%0,6) nomofobi olmadığı, 128 katılımcıda (%39,02) hafif düzeyde, 141 katılımcıda (%42,98) orta düzeyde, ve 58 katılımcıda (17,68) aşırı düzeyde nomofobi olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların PCL-5 puanı ortalaması 2,98 olup katılımcılarda orta düzeyde bir stres bozukluğu gözlenmiştir. Katılımcılarda nomofobi ve PCL-5 puanları arasında orta düzeyde pozitif korelasyon bulunmuştur. Sonuçlar: Bu çalışma deprem sonrası travma sonrası stres bozukluğu ve nomofobi arasındaki ilişkiyi incelemiş ve bulgular travma sonrası stres bozukluğu semptomlarının nomofobi düzeyini artırabileceğini göstermiştir. Bu kapsamda, bu iki önemli konuyu anlamak ve çözümlemek için gelecekteki çalışma ve politika önerilerinin daha kapsamlı olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Deprem, Nomofobi, Travma Sonrası Stres Bozukluğu
Akut karbonmonoksit intoksikasyonunda Deksmedetomidin'in nöroprotektif etkileri
Amaç: Antioksidan, antiapopitotik, antiinflamatuar özellikleri olan Deksmedetomidin'in (DEX) akut karbonmonoksit (CO) toksikasyonunda nöroprotektif etkilerinin değerlendirmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 28 adet Wistar-Albino dişi sıçan kontrol, CO zehirlenme, CO zehirlenme + DEX ve sadece DEX olmak üzere rastgele dört gruba ayrıldı. Çalışma gruplarındaki sıçanlar 3000 ppm konsantrasyonda CO'e 30 dakika boyunca maruz bırakıldı. DEX CO maruziyetinden yarım saat sonra uygulandı. Deney bitiminde sakrifiye edilen sıçanlardan kan ve doku örnekleri alındı. Prefrontal ve hipokampal alanlardan alınan doku örneklerinde Bcl-2 İmmunopositif hücre değerleri immunohistokimyasal yöntem ile elde edilen Bcl-2 antikorların immune ekspresyonlarının ışık mikroskobu altında incelenmesi ile skorlandı. Alınan kan ve sağ hemisfer beyin doku örneklerinden biyokimyasal yöntemlerle MDA, NO, ADMA düzeyleri ile SOD ve CAT aktivite değerleri ölçüldü. Bulgular: Deney grupları arasında CAT, SOD, MDA, ADMA ve NO değerleri istatistiksel olarak farklı idi (p<0,001). Post-hoc ikişerli karşılaştırma test sonuçlarına göre yalnız DEX grubu ve kontrol grubu arasında hiç bir parametrede istatistiksel fark yoktu (p>0,05). CO grubunda CAT, SOD ve NO ve Bcl-2 immünsüpresif hücre düzeyleri kontrol grubuna göre azaldı (tamamında p<0,001) ve ADMA ve MDA düzeyleri arttı (tamamında p<0,001). CO + DEX grubunda CO grubuna göre CAT, SOD ve NO düzeylerini istatistiksel olarak daha yüksekti (sırasıyla p:0,007; p:0,028; p:0,017). Sonuç: CO zehirlenmesinden yarım saat sonra uygulanan DEX CAT, SOD ve NO gibi antioksidan yapıları arttırır. Buna bağlı olarak DEX'in CO zehirlenmesi için nöroprotektif bir etkisi olabilir. Anahtar Kelimeler: Deksmedetomidin, Karbonmonoksit, Nöroprotektif etki