Hitit University
Institute

Institute of Graduate Studies in Social Sciences

Hitit University

28

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Master'sOpen AccessTR

İtalya'da Müslüman fetihleri

Bu tezin amacı, Müslümanların İtalya üzerine yapmış olduğu fetihler hakkında bilgi vermektir. Bu sebeple önce İtalya'nın coğrafyası ve Müslümanların fethine kadar bölgede hakim olan topluluklarından kronolojik sıraya göre bahsedilmiştir. Ardından Sicilya Adası'nın fethi sonrası İtalya topraklarına yapılan fetihlere değinilmiştir. Müslümanların İtalya'da Ağlebîler ile başlayan fetihlerden, onların kurmuş olduğu emirliklerden, Ağlebîler'in bölgedeki hakimiyetine son vererek yerlerine geçen Fatımîlerden ve Norman hakimiyetinde varlıklarını devam ettiren Müslümanlardan bahsedilmiştir. Müslümanların bu süreçte Sicilya ve İtalya'da medeniyete yapmış olduğu katkılar ile Rönesansa etkileri de ele alınmıştır.

AğlebilerFatimilerFetihler+4
Merve Karagöz
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sûrnâme-i Hümâyûn'da el sanatlarını konu alan tasvirlerin incelenmesi

Sûrnâme-i Hümâyûn (İntizâmî Sûrnâmesi 1582, TSMK H.1344); Osmanlı kültür hayatı, sanat tarihi ve edebiyat tarihi açısından çok zengin bir kaynaktır. Sultan III. Murad Han'ın şehzadesi Mehmed'in sünnet düğününü konu alan el yazmasıdır. El yazması eserde zanaat içeren meslek erbablarının tasvirleri; biçim, içerik ve renk çözümlemesi bu tez kapsamında araştırılmıştır. Tez çalışmasında Sûrnâme-i Hümâyûn'daki (1582) tasvirlerin; şeker işleri (24b-25a), camcılar (32b-33a), Hz. Eyyubi Ensari dervişleri (53b-54a), eski bezistan ehli (79b-80a), peştamal dokuyanlar (81b-82a), mühreciler (99b-100a), aynacılar (105b-106a), Süleymaniye Camii maketi (190b-191a), hattatlar (213b-214a), kutucular (217b-218a), bakırcılar (254b-255a), hakkâklar (268b-269a), Simurg kuşu (280b-281a), divitçiler (326b-327a), kemhacılar (330b-331a), kuyumcular (356b-357a), sandıkçılar (369b-370a) ve çömlekçiler (405b-406a) el sanatlarına ait meslek grupları ve özellikleri incelenmiştir. Sûrnâme-i Hümâyûn ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Sûrnâme-i Hümâyûn'daki özellikler, mekânın, kullanılan renklerin ve sahnelerin özellikleri üzerinde durulmuştur. Mekânsal derinliği kuran ögeler incelenmiştir. XVI. yüzyıldan günümüze ulaşmış olan Sûrnâme-i Hümâyûn tasvirleri; dönemin özelliklerini, meslek erbablarının kıyafetlerini, kıyafetlerinde kullanılan renkleri ve mekânın kuruluşu ile sünnet düğününün yapıldığı At Meydanında düğünde olup biten her şeyi sunmuştur. Tasvirlerde verilmek istenen duygu, düşünce ve imgelerin tümü biçim, içerik ve renk açısından incelenmiştir. Tezin araştırma sürecine kaynaklar taranarak başlanmıştır. Konunun bulunduğu kaynağa ulaşmak için Topkapı Sarayı ile görüşülmüştür. Pandemi nedeniyle el yazması eser, yerinde görülüp incelenememiştir. Pandemi sonrasında eser yerinde incelenmek istendiğinde koleksiyon sayım sürecinde olduğundan buna izin verilmemiştir. E-posta yolu ile eserin envanter bilgileri, ilk 100 varakı ile literatürde bulunmayan yedi adet tasvirli sayfası Topkapı Sarayından temin edilmiştir. Tasvirlerin çoğuna Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı Arşivi (Topkapı Sarayı Yazma ve Matbu Eserler Koleksiyonu) H.1344 numara ile kayıtlı "Sûrnâme-i Hümâyûn" kitabından ve N. Atasoy'un "1582 Sûrnâme-i Hümâyûn Düğün Kitabı" adlı eserinden ulaşılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde; tasvir sanatının tanımı, tarihçesi, temel özellikleri ve tasvirin yapımı anlatılmıştır. Türk tasvir sanatının başlangıcından, Osmanlı Dönemi tasvir sanatına kadar olan süreçteki eserlere değinilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde Sûrnâmenin tanımı, tarihçesi ile ilgili araştırma yapılmıştır. Günümüze kadar ulaşan tasvirli ve tasvirsiz sûrnâmeler hakkında bilgi verilmekle birlikte, Sûrnâme-i Hümâyûn'un diğer sûrnâmelerden farkı ve özelliği üzerinde durulmuştur. Nakkaş'ın Sûrnâme-i Hümâyûn analizinden sonra tasvir tekniği tespit edilerek kullanılan teknik malzeme, renk değişimleri vb. dönemin kültürel özelliklerine göre tasvirlerin özellikleri belirlenmiştir. Tezin temel bölümünü oluşturan, üçüncü bölüm katalog kısmında ise; At Meydanı'ndaki geçişlerde sunulan el sanatları tasvirleri tanıtılmıştır. Çalışmanın dördüncü bölümünde değerlendirme, karşılaştırma ve sonuç başlığı altında Sûrnâme-i Hümâyûn'da el sanatlarını konu alan tasvirler kendi sayfaları bağlamında karşılaştırılmış ve değerlendirilmiştir. Sûrnâme-i Hümâyûn'un, Vehbî Sûrnâmesi'ne nasıl etkisi olduğuna, iki eser arasındaki benzerlikler ve farklılıklara değinilmiştir. Sûrnâme-i Hümâyûn ve Sûrnâme-i Vehbî, düzen (kopmozisyon), derinlik (perspektif), çizgi, renk ve ışık özellikleri bakımından karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak, aralarında yüzyıl farkı olmasına rağmen Sûrnâme-i Hümâyûn ve Sûrnâme-i Vehbî Osmanlı dönemine kaynaklık eden, günümüze kadar gelmiş, belge niteliğinde eserler olduğu görülmüştür. Nakkaş Osman ve Levnî, Osmanlı tasvir sanatına düzen şeması ve renk açısından çok şey kazandırmıştır. Anahtar Kavramlar: At Meydanı, İntizâmî Sûrnâmesi, Nakkaş, Sûrnâme, Tasvir Sanatı, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi.

El sanatlarıSurname-i HümayunSurnameler+3
Nesrin Çiftçi Çal
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Etnosentrik eğilim ve e-ticaret: tüketicilerin online satın alma davranışları üzerinde etkili olan faktörlerin belirlenmesine dair bir saha araştırması

Globalleşmenin yayılmasıyla ve uluslararası pazarlamanın gelişmesiyle günümüz tüketicileri dünyanın bir ucunda üretilen ürüne, dünyanın diğer ucundaki ülkesinden kolayca ulaşabilmektedir. Uluslararası düzeyde ürünlerin giriş çıkışları kolaylıkla sağlanabilmesiyle birlikte işletmeler bazı sorunlarla karşılaşabilmektedir. Bu engellerden biri olan tüketici etnosentrizmi; ırk merkezcilik anlamına gelmektedir. Tüketici etnosentrizmine göre bireyler bulundukları ülkeyi dünyanın merkezi olarak görmekte, kültürel olarak kendilerine benzeyenleri kabullenirken kendilerine benzemeyen kültüre mensup kişileri reddetmektedir. Bu görüşe göre bireyler kendi kültürlerine ait sembol ve değerlerini yüceltirken, başka kültüre ait olan sembol ve değerleri küçümsemektedirler. Bu çalışmada etnosentrizm kavramı, tüketici davranışı bakış açısıyla incelenmiştir. İnternet kullanımının giderek yaygınlaşmasıyla tüketicilerin sosyal medya üzerinden farklı ülkelerde gerçekleşen olaylara, üretilen mal ve hizmetlere karşı ilgileri oluşmaya başlamış ve keşfetme istekleri doğmuştur. Tüketiciler, sosyal medya sayesinde yabancı menşeli ürünleri kullananları izlemekte ve böylece yabancı menşeli ürünlere karşı satın alma eğiliminde bulunabilmektedirler. Bu durumun farkına varan firmalar interneti mevcut ve potansiyel tüketicileriyle etkileşim kurma aracı olarak kullanmaktadırlar.Çalışmanın amacı; tüketicilerin yerli ve yabancı menşeli ürünlere olan eğilimlerinin incelenmesidir. Bu kapsamda tüketicilerin elektronik ticaret davranışlarının belirlenmesine yönelik bir saha araştırması gerçekleştirilmiştir Araştırmanın ana kütlesi Bursa ili merkez ilçesinde ikamet eden 18-55 yaş ve üzeri, internet kullanan ve online alışveriş yapan tüketicilerden oluşmaktadır. Araştırmanın örnek hacmi oranlar yoluyla örnekleme yöntemi kullanılarak hesaplanmıştır. Online anketler 450 kişiye uygulanmış olup hatalı anketler çalışma dışı bırakıldığında 420 kişinin cevapları çalışmaya dâhil edilmiştir. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 26.0 programı kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistiklerden yüzde ve frekans yöntemlerinden yararlanılmıştır. Soruların yüzde ve frekans dağılımı yapılmıştır. İki bağımsız gruptan elde edilen ortalamaların arasındaki farkın anlamlı olup olmadığını test etmek amacıyla Bağımsız Örneklem T Testi (Independent Sample T-Test) kullanılmıştır. İkiden fazla bağımsız grubun ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olup olmadığını test etmek amacıyla Tek Yönlü Varyans Analizi (One-way ANOVA Testi) kullanılmıştır. Elde edilen veriler % 95 güven aralığında ve p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir.

Elektronik ticaretEtnik merkezcilikMenşe ülke+7
Emine Kaptan
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Gender-based budget approaches in OECD countries

Although the concepts of gender and gender are related to each other, they have semantic differences. The concept of gender generally refers to the anatomical and other biological differences between men and women. The concept of gender, on the other hand, refers to social and cultural expectations based on the behaviors and attitudes attributed to men and women according to the cultural and value judgments of the society, apart from defining biological differences. The difference in the roles attributed to women and men due to the value judgments of the society has been a factor in the formation of the problem of inequality based on gender. Gender-based inequality is a problem that directly affects many areas of society, especially social and economic. The gender-based budgeting approach adopted by public authorities in order to prevent gender inequality draws attention. This approach is an approach that aims to reduce gender inequality and can improve budgeting depending on fiscal policies and administrative procedures by the public. While it focuses on how public resources are collected and spent, it creates a strategy for equal distribution of women and men according to their priorities and minimizing gender discrimination. The gender-based budgeting approach aims to promote gender equality and women's rights in the budget process, increase gender-sensitive participation, and promote accountability and transparency in financial planning. Despite the gender inequality problem of countries, gender based budgeting policies differ according to the structural characteristics of the society. In this study, gender-based budgeting strategies and practices of 38 countries that are members of the Organization for Economic Cooperation and Development (OECD) were examined. The data of the 38 countries covered in the study for the period 2010-2022 on gender equality were analyzed comparatively. The gender equality statuses were evaluated according to the gender equality-based budgeting approaches of the countries.

Ezgi Zeynep Ayaz
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Yaş çay yaprağı değer zinciri analizi ve çay sektöründe bir uygulama

Doğu Karadeniz bölgesinde sekiz yüz bin dekar alanda küçük aile işletmeciliği şeklinde, bir milyon müstahsil tarafından yetiştirilen çay ülkemiz için stratejik öneme sahip ve bölgenin iktisadi yapısında büyük etkiye sahip ana ürünlerden biridir. Bölgede gerçekleşen yaş çay üretimi ile ülkemizin çay ihtiyacının tamamı karşılanmaktadır. Türkiye'yi dış alımdan kurtararak cari açıktan sorumlu olmayan bu sektör bölgede iş imkânı da oluşturmaktadır. Çay endüstrisinin geleceği büyük ölçüde çayın üretim miktarından çok üretilen yaş çayın kalitesine bağlıdır. Dolayısıyla sektörün büyümesi, alıcıların ilgisini çekmesi ve daha yüksek bir fiyat elde edebilmesi için yüksek çay kalitesini korumaya ve katma değerli çay üretmeye, kendi markalarımızı geliştirmeye, çevre dostu ve etik bir çay üreticisi ülke olarak itibar kazanmaya bağlı olacaktır. Bunu gerçekleştirebilmek için yaş çayın değer zincirinin her aşaması incelenip daha kaliteli ve verimli yaş çay üretimi için yapılması gerekenler tespit edilerek uygulanmaya konulabilir. Araştırmanın yapılacağı alan için çay tarımı yapılan Rize, Trabzon ve Artvin illeri seçilmiştir. Bu çalışmada çay müstahsilleri ile yapılan mülakatlar, gözlemler ve anket uygulaması ile toplanan verilerin analizinden elde edilen sonuçlarla yaş çay değer zincirinin durumu ortaya konulmuştur. Bulgu ve tespitlere göre ailelerdeki işgücü eksikliği nedeniyle işçiye duyulan ihtiyaç, gübre seçimi ve uygulamasındaki bilinçsizlik ve toprak yönetimi ile ilgili eksiklikler en önemli sorunlar olarak tespit edilmiştir.

Ali Yazıcı
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

İbn Şübrüme ve Osman el-Bettî'nin usul anlayışları ve içtihatlarının mukayesesi

Hz. Peygamber'in vefatından sonra Kur'an ve sünneti anlama ve hayata aktarma görevini üstlenen sahâbîlerden bazıları gittikleri yerlerde insanların problemlerine hem çözüm üretmişler hem de dini kendilerinden sonraki nesillere aktarılması için öğrenci yetiştirmişlerdir. Ancak nassın anlaşılma yöntemi, rivayete ulaşma, haberin tercih kriterleri gibi gerekçeler farklı yorumlara bu durum da ekolleşmeye götürmüştür. Hicri 2. asır müçtehitleri arasında yer alan ve araştırma konumuzu oluşturan İbn Şübrüme ve Osman el-Bettî, her ne kadar dört mezhep imamı döneminde yaşasalar da isimleri kaynaklarda müntesibi olmayan mezhep imamları olarak anılıp tarih sayfaları arasında kalmışlardır. Buna rağmen ortaya çıkan bazı meselelerin çözümünde sözü edilen müçtehitler ve benzerlerinin görüşlerinden istifade etme ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Nitekim araştırmamıza konu olan fakihlerin kimi görüşlerinin 19. yüzyılda hazırlanan Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'ye alınmış olması bizi müstakil eserleri olmayan söz konusu fukahânın dağınık halde bulunan görüşlerini derlemeye ve yeri geldiğinde görüşlerinin çözüm olarak sunulabileceği düşüncesiyle araştırmaya sevk etmiştir. Bu anlamda Ebû Hanife ile aynı devirde yaşamış İbn Şübrüme ve Osman el-Bettî'nin fıkıh ilmindeki yeri tespit edilmeye çalışılmıştır. "İbn Şübrüme ve Osman el-Bettî'nin usul anlayışları ve içtihatlarının mukayesesi" adlı tezimizin ilk bölümünde İbn Şübrüme ve Osman el-Bettî'nin yaşadıkları dönem, hayatları, ilmî kişilikleri, hocaları ve öğrencileri; ikinci bölümünde İbn Şübrüme ve Osman el-Bettî'nin usul anlayışları ve üçüncü bölümde ise İbn Şübrüme ve Osman el-Bettî'nin tespit edebildiğimiz içtihatları ayrıntılı bir şekilde verildikten sonra bunların mukayesesi yapılmıştır.

Necla Yılmaz
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Bahrî Memlüklerinde sosyal hizmetler (1250-1382)

Memlükler, XIII. yüzyıldan XVI. yüzyılın başlarına kadar Orta doğuda hüküm sürmüş önemli bir Müslüman Türk devletidir. Memlüklerde diğer Türk devletlerinden farklı olarak yönetici kesim köle asıllı kişilerden oluşmuştur. Bu köleler askeri eğitim aldıktan sonra emir komuta zinciri içerisinde bir hiyerarşiye sahip olarak devleti yönetmişlerdir. Venedik ve Cenevizli denizciler tarafından Kafkasya, Deşti Kıpçak ve Harizm bölgelerinden gemilerle Mısır'a getirilen bu köleler, önce dini eğitimden sonra tıbâk adlı kurumlarda askeri eğitimden geçirilerek hürriyetlerine kavuşturulurdu. Askeri eğitimden geçirilen bu memlükler; görünüm, kabiliyet ve liyakat gibi özelliklerine göre askeri sınıf içerisinde görevlendirilirdi. Bu memlükler içerisinde kabiliyet ve liyakatlarına göre sultanlığa kadar yükselenler olmuştur. Memlükler Mısır, Suriye, Kudüs, Anadolu'nun bir kısmı ile Hicaz bölgesinde iki buçuk asrı aşkın bir sürede hüküm sürmüşlerdir. Memlükler 1250-1517 yılları arasında hüküm sürmüştür. Bu devlet, yöneticilerinin geldiği köken, askeri ve dini eğitim aldıkları mekânlar gibi farklı sebeplerle iki ayrı devreye ayrılmış olup birinci döneme Bahrî/Türk Memlükleri (648-784/1250-1382), ikinci döneme ise Burcî/Çerkez Memlükleri (784-923/1382-1517) denilmiştir. Konumuzu teşkil eden Bahri Memlüklerde sosyal hizmetler, devletin önemle üzerinde durduğu bir husustur. Sultan, ümerâ ve zenginler, toplumun belli bir kesimini oluşturan fakir ve muhtaç gibi dezavantajlı grupların sıkıntı çekmeden hayatlarını devam ettirebilmeleri için bireysel olarak vakıflar kurarak veya devlet desteğiyle bu hizmetleri yürütmüşlerdir. Toplumda yardıma muhtaç olan bu dezavantajlı gruplar arasında; çocuk, yetim, öğrenci, hasta, yaşlı, kadın, esir, mülteci ve mahkûm gibi kişiler yer almaktaydı. Bu faaliyetlerle yardıma muhtaç grupların toplumdaki diğer bireylerin hayat standartlarına yakın bir seviyede yaşam sürmelerine imkân sağlanmıştır. Bu kişilerin devlet tarafından kamu kaynaklarından yeterli düzeyde yararlanabilmeleri, bireylerin kendilerini geliştirmeleri ve kendi ayakları üzerinde durabilmeleri hedeflenmiştir. Bunlara ilaveten sosyal hizmetlerle; toplumsal hayatta yardımlaşma ve dayanışma esas alınarak bireysel özgürlüğü sağlama, sosyal işlevselliği devam ettirme ve iyilik halini koruma amaç edinilmiştir. Memlüklerde sultan, ümerâ ve yönetici elit kesimi başta olmak üzere ulemâ, zengin tâcirler ile bunların aileleri ve diğer hayırseverler, bireysel olarak veya vakıflar kurarak sosyal hizmet faaliyetlerine destek olmuşlardır. Bu destekler sayesinde; yardıma muhtaç grupların yeme-içme, barınma ve kıyafet gibi maddi ihtiyaçları karşılanmış ve mektep-medrese gibi kurumlarda eğitim almaları sağlanmıştır. Bu grupların maddi ihtiyaçlarının karşılanmasının yanında manevi ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik olarak da hasta ziyaretlerine önem verilerek âdeta onlara moral verilmiştir. Ayrıca mahkûmlara aileleriyle görüşme imkânı sağlanmış ve onların ibadet etmelerine de engel olunmamıştır. Bunlara ilaveten engelli insanların iş hayatında kendi durumlarına göre çalışmalarına yardımcı olunmuş ve böylece onlara manevi destek sağlanmıştır. Sosyal hizmetler; XIX. Yüzyılda sanayi inkılabından sonra daha çok Batı Medeniyetinde ortaya çıkan bir kavramdır. Memlükler dönemi kaynakları incelendiğinde sosyal hizmet faaliyetlerinin, aslında Hz. Muhammed'den itibaren başladığı ve sonraki süreçlerde de kurumsallaşarak Müslüman Devletlerde de devam ettiği görülmektedir. Araştırmamızın konusu olan Bahri Memlüklerde sosyal hizmet faaliyetleri bireysel ve kurumsal hizmet faaliyetleri olarak alınmıştır. Toplumdaki muhtaç gruplar maddi ve manevi olarak desteklenmiştir. Bu destekler sayesinde; ekonomik, sosyal ve kültürel olarak bu grupların refah düzeyi belli bir seviyeye getirilmiştir. Bunların yanında Türk-İslâm medeniyetinin önemli temsilcilerinden olan Memlüklerin, sosyal hizmet faaliyetleri adına yaptıkları başarılı hizmetlerin açığa çıkarılması önem arz etmektedir. Memlüklerin Orta Çağ'da yapmış oldukları bu sosyal hizmet faaliyetleri daha sonra Batı dünyasını da olumlu yönde etkilemiştir.

Hilmi Keleş
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Enflasyon muhasebesinin TMS/TFRS, BOBİ FRS, MSUGT/VUK açısından karşılaştırmalı incelenmesi ve örnek uygulama

Finansal raporların karşılaştırılabilirliği ve güvenirliliği, işletme yönetiminin, ortakların, yatırımcıların ve diğer finansal tablo kullanıcılarının daha doğru kararlar almalarına yardımcı olmaktadır. Ancak enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde finansal tablolardaki tutarlar gerçeği yansıtamadığı için anlamsızlaşmakta, güvenilir finansal bilgiden uzaklaşmakta ve finansal tabloların karşılaştırabilir olma özelliği kaybolmaktadır. Dünyada 1980'li yıllarda yüksek enflasyonun ekonomik hayatın bir parçası haline gelmesiyle birlikte, tarihi maliyetlere dayalı muhasebe ilkeleri artık işletmelerin mali durumunun doğru olarak yansıtmamaya başlamıştır. Bununla birlikte, raporlama döneminde enflasyonun etkisini sunulan rakamlara yansıtacak bir yola ihtiyaç duyulmuştur. Bu çalışmada, MSUGT/VUK kapsamında enflasyon muhasebesi düzenlemeleri ile TMS-29 ve BOBİ FRS Bölüm-25 "Yüksek Enflasyonlu Dönemlerde Finansal Raporlama" standartları temel konularda karşılaştırmalı olarak incelenmiş ve her bir düzenleme çerçevesinde örnek uygulama yapılmıştır. TMS-29 ve BOBİ FRS Bölüm 25 birbiri ile uyumlu olmasına rağmen MSUGT/VUK ile standartlar, amaç, kapsam, genel fiyat endeksi, düzeltilecek finansal tablolar, borçlanma maliyetleri ve karşılaştırmalı finansal bilgiler konularında farklı düzenlemeler içerdiği tespit edilmiştir. Örnek uygulama sonucunda ise, standartlar kapsamında kar veya zarar tablosunun düzeltilmesi işletmenin faaliyet sonuçlarını olumlu etkilediği; düzeltme işleminde kullanılacak genel fiyat endeksinin (TÜFE) farklı olması ve bazı parasal olmayan kalemlerin cari ölçüm birimi (gerçeğe uygun değer ve yeniden değerleme modeli) ile ifade edilmesi ise düzeltilmiş toplam aktif tutarının mevcut sisteme göre düzeltilmiş toplam aktif tutarından daha düşük çıkmasına neden olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Enflasyon muhasebesiFinansal raporlama standartlarıMuhasebe standartları
Burak Başer
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Dinden uzaklaşmanın psiko-sosyal sebepleri

Bu tez, bireylerin dinden uzaklaşma süreçlerinde etkili olan psiko-sosyal faktörleri incelemeyi amaçlamaktadır. Toplumsal ve bireysel düzeyde yaşanan değişimlerin ve bireylerin dinî inançlarından uzaklaşmalarına yol açan sebeplerin anlaşılması, bu çalışmanın temel hedefidir. Araştırma, dinin ve dinî inançların bireylerin hayatındaki rolünü inceleyerek, dinden uzaklaşmanın kişisel, sosyal ve psikolojik boyutlarını kapsamlı bir şekilde değerlendirmektedir. Bu bağlamda çalışma, nitel araştırma yöntemlerinden yararlanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri, dinden uzaklaşma deneyimi yaşamış toplam yirmi katılımcıyla yapılan derinlemesine görüşmeler yoluyla elde edilmiştir. Bu görüşmelerden elde edilen bulgular, tematik analiz yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Bu yöntem sayesinde, bireylerin dinî inançlarından uzaklaşmalarında etkili olan kişisel, psikolojik ve sosyal faktörler belirlenmiş ve bu faktörler detaylı olarak ele alınmıştır. Araştırmanın sonucunda, dinden uzaklaşmanın çok boyutlu bir süreç olduğu ve bu süreci etkileyen çeşitli psiko-sosyal faktörlerin bulunduğu görülmüştür. Çocukluk ve gençlik döneminde maruz kalınan yüzeysel veya ezberci din eğitimi, dinî liderlerin tutarsız davranışları, toplumsal modernleşme ve bireyselleşme süreçleri, ailevi baskılar, duygusal travmalar ve anlam arayışına çözüm sunabilecek dinî çözümler bulunamaması gibi unsurlar bu faktörlerden bazılarıdır. Ayrıca, dinî pratiklerin dayatmacı bir şekilde sunulması, dinî toplulukların kapalı ve yargılayıcı yapıları, bilimsel ve felsefi sorgulamalar, bireylerin dine olan bağlılıklarını zayıflatan diğer önemli faktörler olarak öne çıkmıştır. Tüm bu bulgular, dinden uzaklaşmanın bireysel ve çevresel faktörlerle yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca, araştırma bulguları, dinden uzaklaşma sürecinin çoğunlukla ani bir kopuş değil, aile temelli kırılmalar, bireysel sorgulama, sosyal dışlanma ve kimlik inşası gibi çok katmanlı aşamalardan oluştuğunu göstermektedir. Çalışma, bu yönüyle literatürde sıkça yer alan doğrusal kopuş modellerinin ötesine geçerek, dinden uzaklaşmanın dinamik yapısını ortaya koymuştur. Bununla birlikte, çocukluk, ergenlik ve gençlik dönemlerinde etkili olan sebeplerin farklılaştığı gözlemlenmiş; bu da dinden uzaklaşma sebeplerinin yaşa bağlı değişkenlik gösterdiğini ortaya koyarak literatüre yeni bir katkı sunmuştur. Ayrıca, dinî liderlerin entelektüel yetersizlik algısı ile duygusal psikodinamik kopuş gibi sebeplerin de süreçte belirgin etkisi tespit edilmiştir. Bu yönüyle çalışma, literatüre özgün katkılar sunmaktadır.

Ahmet Rifat Sağlam
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessEN

Relationship between logic and metaphysics in Suhrawardi: A study centered on Hikmat al-İshraq

The aim of the study is to examine the efforts of the Peripatetic (Meşşai) and Illuminationist (İşrâkî) traditions in establishing Eastern Philosophy/Wisdom of Illumination (Hikmet-i İşrâk) within the context of the demonstrative method (burhan) during the formative period of Islamic philosophy. By focusing on the classification in the foundational Peripatetic tradition, which begins with the discipline of logic (Mantıkiyyat) and extends to natural sciences (Tabiiyyat), mathematics (Riyaziyyat), and metaphysics (İlahiyat), the study aims to rationalize the rational and irrational domains through logical principles—identity and non-contradiction—thereby exposing the inconsistency of fallacies and absurd conclusions. The founder of the Illuminationist tradition, Suhrawardî, in his work Hikmat al-Ishrâq (The Philosophy of Illumination), constructs the relationship between language, thought, and logic and elaborates on this within the framework of principles. After this detailed analysis, he grounds his metaphysical vision, which signifies the advancement of the Peripatetic tradition to a higher level and the establishment of a unique philosophical tradition. In constructing the relationship between God, the universe, and humanity, the study operates on the premise that the truths of reason are related to a domain where their contradiction is inconceivable. By employing the demonstrative method (burhan), it is believed that potential issues arising from dialectical methods (cedel/diyalektik) can be overcome. While investigating the Necessary Existent (Vacibü'l-vücud), which does not depend on any other being for its existence, through the demonstrative method, the study will analyze the problems that may arise from conflicting interpretations of principles across different times, places, and languages in the context of theology and civil sciences. These principles, which ensure the attainment of happiness (tahsilu's-saade), will be examined in terms of rational truth and factual truth.

Classical logic
Memduh Taha Başaran
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00