
95
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Hadîslerde îsâr hasleti
Hz. Peygamber (s.a.v), îsâr hasletini kendi hayatında yaşamış ve bunun çeşitli örneklerini ve uygulamalarını ortaya koymuştur. O, zaruri ihtiyaç maddelerinden kendisine gelen hediyelere kadar ihtiyaç sahibi insanlara dağıtmıştır. Onun bu hasleti, sadece ihtiyaç sahiplerine değil, kendisinden talepte bulunanları da ihata etmiştir.Allah Rasulü (s.a.v) insanların ihtiyaçlarını karşılarken, sadece mevcut imkânları kullanmamış, şartları zorlamış, borçlanma veya vadetme yoluyla ihtiyaçlara ve taleplere cevap vermiştir. Onun îsârı, misafire ikram ve ihsan gibi beşeri ilişkilerdeki nezaket ve zarafet teferruatını da ihtiva etmektedir. Rasulullah (s.a.v), îsârı sadece kendi şahsında yaşamamış, kendisine yakın şahıs ve kesimlerin ihtiyaçları ile başkalarının ihtiyaçları çakıştığında, başkalarını yakınlarına tercih etmiştir. O, bir ihtiyaç veya menfaat sözkonusu olduğunda, ashabını ailesine, hidayet namzetlerini ashabına tercih etmiştir.Hz. Peygamber'in îsârı, Allah yolunda meşakkati rahata, fakirliği zenginliğe, affetmeyi intikama tercih gibi hissi ve hukuki meseleleri de içine almaktaydı. Allah Rasulü (s.a.v), îsâr hasletini yoksulluk ve zaruret içinde yaşama pahasına hayatında uygulamış, bundan bir taviz vermemiştir. Hz. Peygamber (s.a.v) îsâr hasletine hadislerinde ashabını ve istikbaldeki ümmetini de teşvik etmiştir.Anahtar Kelimeler: Îsâr, İnfak, Fedakârlık, Tercih, Örnek, Sünnet.
Müdelles hadis ve tedlis yapan raviler
Çalışma giriş ve iki bölümden oluşmaktadır.Giriş bölümünde araştırmanın konusu, kapsamı, yöntemi, amacı ve önemi gibi çalışmayla ilgili temel bilgiler verilmektedir. Bunun yanı sıra sıhhat bakımından hadis türlerinden söz edilerek konuyla igili kaynaklara değinildi.Birinci bölümde tedlîs kavramının analizini de içine alan konuyla ilgili terimlerin kavramsal çerçevesi çizildi.Hadis rivayetinde tedlîs adını verdiğimiz ikinci bölümde, tedlîsin ortaya çıkışı, çeşitleri ve tedlîste kullanılan rivayet lafızları konuları örnekleriyle birlikte ele alındı.Bunun yanı sıra tedlîsin hükümleriyle ilgili görüşlerle beraber tedlîs yapan ravilerden söz edildi. Tedlîsin hangi türleri hangi hadis imamları tarafından niçin reddedildi? Tedlîsin hangi türleri hangi hadisçiler tarafından ne tür koşullar ileri sürülerek kabul edildi? Bu bölümde ravi ve rivayete göre kabul ve red açısından tedlîs ele alındı. Son olarak, müdellis râvî isimleri, hem alfabetik sistemle hem de tabakat sistemiyle zikredildi.Anahtar Kelimeler: Tedlîs, Müdelles Hadis, Râvî, Rivâyet, Sened, Müdellis
Said Nursi'de aile sosyolojisi ve sosyal ahlak
Günümüz aile kurumunun maruz kaldığı hastalıklar karşısında bu zamanın ruhuna uygun olarak yeni bir reçete sunmak gereklidir. Böyle bir reçetenin de ancak Kuran ve Peygamber Efendimiz(s.a.v)?in tezgâhında yoğrulmuş bir reçete olması gereklidir. Ahir zaman diye adlandırdığımız günümüz asrının günahları karşısında kendi ömrünün tamamını siper eden Said Nursi Said Nursi, aile üzerindeki tehlikeli durumu sezmiş ve bu zamanın ruhuna uygun olarak başta Kuran ve Hz. Muhammed (s.a.v)?den yola çıkarak reçeteler sunmuştur. Said Nursi, aile hayatına son derece önem vermiş ve ailenin temelinin İslami bir bakış açısıyla iman çerçevesinde ele alınması gerektiğini söyleyerek ailenin işlevsel hale gelmesini ancak karşılıklı sevgi, güven, sadakat, iffet, şefkat ve merhamet gibi evrensel değerlerle mümkün olabileceğini dile getirmektedir. Araştırmamızda bu konu açıklanmaya çalışılmış ve ilgili ayetler ve hadisler çerçevesinde örneklendirmiştir. Birey ve toplum için hayatî önem arz eden aile hayatını biz de tezimize araştırma konusu edindik ve Said Nursi?de aile sosyolojisi ve sosyal ahlak konusunu inceledik. Tezimiz giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı, önemi ve yöntemi hakkında bilgiler verdik. Birinci bölümün temel başlığını ?Said Nursi?nin Hayatı ve Eserleri? şeklinde belirledik. Bu bölümde Said Nursi?nin hayatını tarihsel süreç içinde özetlemeye çalıştık. Aynı zamanda Said Nursi ve eseri olan Risale-i Nur Külliyatını tanıtmış olduk. İkinci bölümün genel başlığını da? Toplumsal Yapı ve Aile? olarak belirledik. Burada genel olarak aile tanımını yaptıktan sonra, aile çeşitleri üzerinde durarak Türk aile yapısının tarihsel sürecini anlamaya çalıştık. Üçüncü bölümde ise başlığı ?Din ve Aile? olarak oluşturduk. Bu başlıkta aile kavramının tarihsel sürecini inceleyerek özelikle ilahi dinlerin aile kumruna nasıl baktığına değindikten sonra asıl konu olan İslam?da aile kavramını ayet ve hadisler ışığında anlamaya çalıştık. Dördüncü ve son bölümde ise asıl konumuz olan ?Said Nursi de Aile ve Sosyal Ahlak? ele aldık. Bu bölümde çağın insanından yola çıkarak; ailenin önemi, kadın-erkek, anne-baba, çocuklar ve özelikle geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın eğitimi üzerinde ve bu konuların tamamının ahlaki boyutu üzerine konu içine serpiştirilmiş bir biçimde ele alarak durduk. Anahtar Kelimeler: Kuran, İslam, Aile, Risal-i Nur Külliyatı
Üniversite öğrencilerinde toplumsal cinsiye algısının oluşmasında geleneksel kimliğin rolü: Iğdır üniversitesi örneği
Araştırmamız Iğdır Üniversitesi Meslek Yüksekokulu öğrencilerinde geleneksel kimlik ve toplumsal cinsiyet algısı ile bunların gençliğin dindarlık konusundaki tutumları ve dini hayatları üzerlerindeki etkisini incelemektedir. Çalışmamız teorik ve uygulamalı kısımlardan oluşmaktadır. Araştırmamız bir saha araştırmasıdır. Anket formu 156 erkek 122 bayandan olmak üzere 278 öğrenciye uygulanmıştır. Öğrencilerin çalışma yaşamı, toplumsal yaşam, evlilik yaşamı ve aile yaşamı ile ilgili konularda toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin görüşleri incelendiğinde önermelerin büyük bir çoğunluğunda cinsiyetler arasında istatistiksel anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur. Araştırmada çalışma yaşamı, toplumsal yaşam, evlilik ve aile yaşamı, din ve dindarlık boyutu, itaatkârlık ile ilgili alanlarda erkeklerin daha geleneksel bakış açısına sahip oldukları saptanmıştır. Araştırmanın sonuçları üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyete ilişkin bakış açılarını ortaya koyması açısından önem taşımaktadır. Üniversitelerin eğitiminde toplumsal cinsiyet bakış açısına yönelik, geleneksel görüşlere sahip olan öğrencilerin olması, aydın bireyler yetiştirmeyi hedefleyen üniversite eğitiminin bu hedefini tam anlamıyla gerçekleştiremediğini ve öğrencilere temel mesleki bilginin yanı sıra toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda duyarlılık kazandırılması gereğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet, Geleneksel Kimlik, Din, Toplumsal Cinsiyet Algıları
Tefsirde Hz. Ali
Hz. Ali`nin hayatı ve şahsiyeti çok önemlidir. Daha on yaşlarında iken İslamla müşerref oldu, hiçbir zaman putlara tapmadı. Peygamberimiz vahiy gelmeden önce Hz. Ali?nin bakımını üstlendi. Büyük Peygamber?in dizlerinde terbiye aldı. İslam?a daveti üzerine düşündükten sonra kabul etti ve ilk Müslümanlardan olmakla şereflendi. Resulullah?ın hicreti sırasında O?nun yatağında yatarak fedaisi oldu. Hz. Fatıma ile evlenerek âba ehlinden bir birey haline geldi. Hz. Osman?ın şehâdetinden sonra şûra heyeti başta olmak üzere Müslümanlar kendisine bey?ât ettiler. Hilafeti döneminde, münafıkların kışkırtmasıyla karışık bir siyasi ortam yaşandı. O ilk olarak ehl-i kıble ile savaşta nelere dikkat edilmesi gerektiğini göstermiş oldu. Nihâyet namazda iken Haricilerden İbn Mülcem?in saldırısı sonucunda şehadet mertebesine ulaştı. Küçüklüğünden itibaren vahyin atmosferi altında yaşadı. Bundan dolayı Kur?ân?ın inişi sırasında âyetleri ezberledi ve vahiy kâtipliği yaptı. Hangi âyetin nerde indiğini, kimin hakkında indiğini, nasih ve mensuhunu, mutlak ve mukayyetliğini v.s. Kur?ân ile ilgili tüm hususları biliyordu. O?nun da diğer büyük bazı sahabeler gibi mushafı vardı. Büyük bir müfessir olduğundan tefsîre yaklaşımı büyük önem arz etmektedir. Bazen âyetleri mota mot, bazen cümle, bazen de âyetten hükümleri istinbat ederek tefsîr etmiştir. Kur?ân?ı; Kur?ân, hadis, rey, filolojik, psikolojik ve tarihi verilerle yorumlama yöntemine başvurmuştur. Hz. Ali, tüm İslam mezheplerince mümtaz bir şahsiyet kabul edilmiş, daha sonra rey ekolune önderlik etmiştir. Anahtar Kelimeler: Kur'ân, Ali, Tefsîr, Âyet, Sebeb-i Nuzûl, Sıffîn, Cemel, Haricîler, Te'vîl, Ehl-i Beyt, Kıraât, Hurûf-u Mukattaa, Tevhid, Adalet, Nesh
Ca'fer es-Sâdık'ın tasavvufun oluşum sürecindeki yeri ve tasavvufî görüşleri
Şiî ve Ehl-i Sünnet dünyasında zühdü ve takvasıyla manevî bir rehber kabul edilen Ca?fer es-Sâdık, (h. 80-148) Medine?de dünyaya gelmiştir. Soyu baba tarafından Hz. Ali?ye, anne tarafından Hz. Ebu Bekir?e dayanmaktadır. Hayatı boyunca söz ve fiillerinde doğruluktan ayrılmadığı için ?Sâdık? lakabıyla anılmıştır. Babası Muhammed Bâkır ve devrin Medineli âlimlerinden dini ilimlerle birlikte matematik, kimya, tıp ve astronomi eğitimi almıştır. Emevî Devletinin yıkılış, Abbasî Devletinin kuruluş yıllarına denk geldiğinden siyasi olarak çok çalkantılı bir dönemde yaşamıştır. Buna rağmen hiçbir zaman siyasi bir mücadelenin içinde olmamıştır. Hayatı boyunca kendi taraftarları içinde neşet eden gulat hareketleriyle ve Yunan, Hind ve Pers düşüncesinin etkisiyle ortaya çıkan inanç kaymaları ve zındıklık cereyanlarıyla mücadele etmiştir. Ca?fer es-Sâdık, hayatı boyunca binlerce talebe yetiştirmiştir. Kendisinden ilim ve feyz alanlar içinde bir kısım meşhur sufîler de bulunmaktadır. Örneğin; Süfyan-ı Sevrî, Dâvud-i Tâî, Şakik-i Belhî, İbrahim b. Ethem, , Ebu Hâşim es-Sufî ve Câbir b. Hayyan gibi sufîlerle çeşitli temaslarda bulunmuş ve onları zühd ve takva yaşantısıyla etkilemiştir. Ondan sonra yaşayan Bayezid-i Bistamî, Zünnun-ı Mısrî, Bişr-i Hafî ve Hallâc-ı Mansur gibi sufîler de gerek kendilerine rivâyet yoluyla intikal eden gerekse de üveysî yolla edindikleri ilim ve marifetle Ca?fer es-Sâdık?tan istifade etmişlerdir. Ca?fer es-Sâdık?a isnad edilen onlarca eser vardır. Bunlardan kendisine aidiyeti hususunda en az şüphe taşıyanları tasavvuf muhtevalı olanlarıdır. Örneğin onun tefsiri, işârî/tasavvufî tefsir türünün ilk örneğidir ve kendisinden sonra bu türde yazılan birçok esere örneklik teşkil etmiştir. Ayrıca ?Misbahu?ş Şeria ve Miftahu?l Hakika? gibi diğer bir kısım eserlerinde de tasavvufî kavramlar işlenmiştir. Ca?fer es-Sâdık, tarikatların önemli bir kısmının silsilelerinde yer alan ehl-i beyt önderlerindendir. Tasavvufun önemle üzerinde durduğu birçok kavramın Ca?fer es-Sâdık?ın hayatında hassasiyetle uygulandığını görmekteyiz. Ayrıca o, bu kavramları tasavvufî bir üslupla açıklayarak uygulanmasında dikkat edilecek hususlardan da bahsetmektedir. Bu yönüyle Ca?fer es-Sâdık?ın bir mürşid-i kâmil olarak kabul edilmesi mümkündür.
Hadîslerde Sıla-i Rahim (Kutüb-i Sitte çerçevesinde)
İnsanlar tabiatları gereği sosyal varlıklardır. Bu nedenle çevrelerindeki fertlerle diyalog halindedirler ve birbirlerine muhtaçtırlar. Cenâb-ı Hak insanlar arasında bir kısım bağlar tesis etmiştir. Kişinin yaşam boyu saadeti bu bağların sağlam olmasıyla doğru orantılıdır. İşte İslâm, sıla-i rahim adı altında dinin önemli temellerinden biri olarak bu önemli bağı ortaya koymuş ve birtakım kâideler vaz etmiştir. Sosyal dayanışma ve yardımlaşma açısından insana, ailesinden sonra en yakın sosyal çevre akrabalarıdır. Kur?ân ve hadîsler, akraba ilişkilerine titizlikle değinmiştir. Kur'ân'da münâfıkların belirgin bir özelliği olarak akrabalık bağlarını koparmaları gösterilir. Hz. Peygamber de (s.a.s.) bu konudaki pek çok hadisinden birinde "fazîletlerin en üstünü, senden ziyareti kesen akrabanı ziyaret etmendir" buyurarak konunun önemine dikkat çekmiştir. Soy birliğine sahip olanların ilişkilerini sürdürmeleri, birbirlerine sevip şefkat göstermeleri, maddî ve mânevî destek sağlayarak sıkıntılarını giderme gayretinde olmaları, özel olarak sıla-i rahimin muhtevasını oluşturur. Genel olarak sıla-i rahim ise, bütün insanları ve bütün varlıkları şefkatle kucaklamaktır. Akrabalık ilişkileri sosyal dayanışma açısından önemli olduğu gibi ailelerin huzur ve güveni açısından da mühimdir. İyi ilişkiler, mutluluk ve sevincin paylaşılmasında, sıkıntı ve kederin göğüslenmesinde ayrı bir yere sahip olduğundan toplumda fert ve aileye destek olur. Dolayısıyla sosyal bünyeyi de güçlendirir. Kötü ve kopuk ilişkilerse sürekli rahatsızlık, güvensizlik ve yalnızlık hissi uyandırır. Günümüzde şehir yapılaşmasının ve değişen iş hayatının, akrabalık ilişkilerini olumsuz yönde etkilediği bilinmektedir. Ayrıca cehâlet, kibir, cimrilik, haset, miras taksimindeki adâletsizlikler? gibi sebeplerle bu bağlar kopabilir. Akrabalık bağının koparılması anlamına gelen kat-ı rahim ise, büyük günahlardandır. Toplumumuzda sıla-i rahimin güzel tezâhürleri de vardır. Bayramlaşma, sevgi saygı, ikram, hediyeleşme gibi erdemler önem kazanarak köklü geleneklerin oluşmasına vesile olmuştur.Dinin ilk emirlerinden olan sıla-i rahimi uygulamak riayet edilmesi gereken bir vecibedir. Bu esnadaki fedakârlıklar, bir şahsın herhangi bir şahsa ikramı gibi değildir. Bu önemli bir hak, eda edilmesi gereken mühim bir görev ve borçtur. Anahtar Kelimeler: Akraba, Aile, Bağ, İletişim, Hak-Hukuk, Sıla-i Rahim, Kat'-ı Rahim, Sevgi, Yardımlaşma, Fedakârlık, Hadis.
Iğdır ilinde iç göç ve gecekondulaşmanın dindarlık ve dini hayata tesiri
Sanayileşmeyle birlikte kentler cazip merkezlere dönüşmekte ve göçler bu merkezleri besleyerek da da büyütmektedir. Göçler zamanla kentlerin etraflarında gecekondu tarzı yapıları doğurmaktadır ve bu yapılar kentin bir gerçeğine döner. Iğdır ilinde de bu göçler ile oluşmuş olan mahalleler mevcuttur. Araştırmamız teroik olarak kavramların incelenmesi ve tarihi gelişimlerinin seyirlerinin takip edilmesi, uygulamalı verilerin tablolar haline getirilmesi ve ardından bu verilerin yorumlanması en son elde edilen bulguların değerlendirilerek hipotezlerle uyumlu olup olmadıklarının kontrolü şeklinde üç kısma ayrılmıştır. Bireyler gittikleri her yere kendi dini inançlarını ve geleneklerini taşımaktadırlar. Kentleşen bireyler değişmekte ve değişimden din de nasibi almaktadır.
Kimlik ve kişilik oluşumunda dünya görüşünün rolü
Bu araştırmada bireylerin sahip olduğu dünya görüşünün kimlik ve kişilik oluşumuna etkisinin olup olmadığı konusu incelenmiştir. Araştırmada dünya görüşünün oluşmasına etki eden unsurların neler olduğu, ilgili eserler ve makaleler göz önünde tutularak ortaya konulmuş olup birinci bölümde dünya görüşü, temel başlıklar altında dayanakları ile birlikte ortaya konulmuş. İkinci bölümde dünya görüşünün ben/benlik ve dolaysıyla da kişilik üzerindeki etkileri, ulaşılan bilgiler ve bulgular eşliğinde işlenerek, kişilik oluşumunda dünya görüşünün nasıl bir rol oynadığı ortaya konulmuştur. Buna göre bireyin dünya görüşünün, kişinin yerine getirmesi gereken rollerin şekillenmesinde önemli bir yer tuttuğu sonucuna varılmıştır. Üçüncü bölümde dünya görüşü ile kimlik oluşumu arasındaki ilişki incelenmektedir. Yapılan inceleme ve araştırmalara göre birey ve toplum, her koşulda dünya görüşlerini meydana getiren unsurları kimliklerine yansıtmaktadırlar. Bu bölümde kimlik ile bireyin dünya görüşü arasında zorunlu bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca kimlik, bireyin sahip olduğu ve onu diğerlerinden ayıran, ırk, renk, cinsiyet, din, dil, meslek gibi özelliklere göndermede bulunur. Bu haliyle kimlik yalnızca olgusal düzeyde kalmaz, bireyin bilincine ve duygularına ve dünyayı algılayış biçimine de sirayet eder. Bireyin hayatına anlam katan kimliğin öğeleri birbirinden bağımsız değildir. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın üçüncü bölümünde kimlik ile dünya görüşü arasındaki yukarıda değindiğimiz ilişki incelenmektedir. Anahtar kelimeler: Dünya görüşü, kişilik, kimlik, ben/benlik, başkası, değişme, yabancılaşma
Aristoteles'in etiğinde doğru orta
Aristoteles?in eudaimonist, teleolojik etiğinin içinde doğru orta kavramını inceleyerek yeni sonuçlara ulaşmak bu çalışmanın temel amacıdır. Vasat ya da doğru orta kavramı pek çok din ve etik yaklaşımda önerilen bir tutumdur. İlkçağ felsefesi içinde doğru orta veya mesotes kavramı, ölçü, denge ve adalet kavramlarıyla aynı anlam örgüsü içinde ele alınır. Genel olarak bu kavram, Aristoteles?ten önceki filozofların düşünce dünyasında daha çok değinme temelinde ele alınırken, onun erdem etiğinde tüm yönleriyle ele alınan ve doğru bir yol olması noktasında şüphesi olmamakla birlikte yine de herkes için ortak bir idea olarak salık vermediği bir tutumdur. Bu yönüyle de onun etiği bir ahlak felsefesi görünümünden ziyade bir etik bilim olarak ifade edilebilir. Etiğine ve genel olarak da tüm felsefesinde izleri görülen doğru orta kavramını ele alırken, Aristoteles etiğinin genel kavramlarını, etik-politika, etik-hukuk ilişkisi başta olmak üzere epistemolojik görüşünü, yöntem yaklaşımını, ruh anlayışı, mantık, metafizik kısaca bir bütün olarak felsefi sisteminin temel kavramlarına değinilerek bu çalışma ortaya konulmuştur. Aristoteles?in insanın amacı nedir? Doğru eylem nedir ve nasıl gerçekleştirilir? İnsan için iyi nedir? Ve özünde erdem sahibi olabilme yetisine sahip insanın, ideal etik seviyeye ulaşmak için doğru yolu nasıl bulur? Sorularına cevap arayarak inşa ettiği etiği içinde orta yol kavramının analizi üzerine kurgulanan bu çalışmayla Aristoteles?in etiğinde doğru orta kavramını doğru okumak, onun etiğini bir bütün olarak okumak anlamına geleceği görülecektir. Anahtar Sözcükler: Aristoteles, Etik, Politika, Hukuk, Akıl, Ruh, Erdem, İyi, Mutluluk, Doğru orta, Etik erdemler, Düşünce erdemleri