
8
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Ottoman kalām in the eleventh/seventeenth century: Beyāżīzāde Aḥmed Efendi's defence of Hanafī-Māturīdī theology
This study focuses on the claim that the science of Islamic theology (kalām) experienced a decline in the intellectual world of the Ottoman Empire during the 11th/17th century. It aims to demonstrate that the discipline of kalām continued uninterruptedly within Ottoman territories during this period, taking as its case study the work of Beyāżīzāde Aḥmed Efendi (d. 1068/1687), an Ottoman judge (ḳażī) who authored a profound kalām treatise. The continuity of this discipline is established through Beyāżīzāde's defence of the Ḥanafī-Māturīdī tradition in his work Ishārāt al-marām min ʿibārāt al-imām, which serves as a commentary on the views of Abū Ḥanīfa (d. 150/767). This study examines key theological disputes between the Ḥanafī-Māturīdī majority (jumhūr) and the Ashʿarī scholars, focusing on issues such as taklīf, the role and function of reason (ʿaql), the knowledge of God (maʿrifat Allāh), good (ḥusn) and evil (qubḥ), and prescribing the unbearable (taklīf mā lā yuṭāq). The thesis shows how Beyāżīzāde's defence of the Ḥanafī-Māturīdī madhhab serves to refute the decline narrative commonly attributed to this era. His defence of the theological school through Abū Ḥanīfa's perspectives during the 11th/17th century suggests that he adopted the idea of a "reclaim to the origins" within the tradition. By analysing the historical dimensions of the decline narrative with concrete examples, this study identifies the underlying problem and presents Beyāżīzāde's defence of the Ḥanafī-Māturīdī madhhab as a counterargument. The production of Ishārāt al-marām by a scholar trained in the Ottoman madrasa curriculum, which later served as a ḳażī, underscores the continued engagement with kalām and rational sciences during this 11th/17th century, thereby proving their sustained presence.
Rüyaların teolojik yorumu
Bu çalışma, rüya olgusunu teolojik, psikolojik ve kültürel bağlamda çok yönlü bir yaklaşımla bu çalışmada incelenmektedir. Rüyalar tarih boyunca bireysel görmelerin yanı sıra kutsal metinlerde ilahi mesajların yönlendirme olarak değerlendirilmiş, farklı dinî geleneklerde ve bilimsel yaklaşımlarda çeşitli anlam katmanları kazanmıştır. İlk olarak Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an olmak üzere kutsal metinlerde rüyanın nasıl konu edinildiği karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Özellikle Hz. Yusuf, Hz. İbrahim ve Hz. Muhammed'in rüyaları üzerinden, rüyanın ilahi bilgi aktarımı ve sınav unsuru olarak rolü değerlendirilmiştir. Ardından kelam mezheplerinin özellikle Ehl-i Sünnet ve Mutezile'nin rüyaya ilişkin tutumları çözümlenmiştir. Bu çerçevede Gazâlî, İmam Rabbânî, İbnü'l-Arabî ve İbn Sîrîn gibi klasik İslam düşünürlerinin rüya anlayışlarına ve önemli kelam âlimlerinin de rüyaya bakış açıları rüyaya verdikleri değere yer verilmiştir. Çalışmada bir bölüm olarak halk inançlarında rüyanın pratik yönü (istihare, renk sembolleri, âmâların rüyası gibi) ele alınmış, rüyanın ruhani ve biyolojik yönleri üzerinde durulmuştur. Aynı zamanda rüyaların kaynağının ne olduğu ve rüya yolu ile vahyin mümkün olup olmadığı ele alınmıştır. Ve son olarak genel bir bakış ve tartışma/sonuç kısmına yer verilmiştir. Nitel bir yöntemle hazırlanan bu tez, metin çözümlemesi ve karşılaştırmalı analiz teknikleriyle yürütülmüş; dini literatür, klasik kaynaklar ve modern kuramlar sentezlenerek değerlendirme yapılmıştır. Bu konuda kelam ilminde yapılmış iki adet yüksek lisans çalışması bulunmaktadır bunlar; "Kelâm İlmi Açısından Rüyanın Bilgi Değeri" başlıklı tez çalışmalarıdır. Onlar çalışmalarında sadece rüyanın bilgi değerini ele almışlardır. Biz ise rüyanın hem epistemolojik yönü üzerinde durduk. Fakat ağırlıklı olarak rüyanın mahiyeti ve rüya yorumları üzerinde çalışmamızı gerçekleştirdik. Aynı zaman da rüyanın ontolojik açıdan ele alındığı ve rüyanın kaynağı, rüyayı yorumlayanlar ve kullandıkları şeyler bakımından ele aldık. Biz daha ziyade rüyayı halk nezdindeki konumu ve toplumsal bağlamdaki durumu üzerinde durduk. Rüyaların, hem dini bir fenomen hem de psikolojik bir olgu olarak çok katmanlı bir yapıya sahip olduğu, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde anlam üretme süreçlerinde önemli bir yer tuttuğu ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kelam, Teoloji, Rüya, Bilinç, Bilinçaltı, İstihare
Fıkh-ı Ekber şerhleri ve İlyas B. İbrahim es-Sinobi'nin Fıkh-ı Ekber şerhi
İbnü'l-Melahimi'de lutuf teorisi
Kulu iman etmeye yönlendiren, isyan etmesini engellemeye sevk eden motiv olarak ifade edilen lutuf, Allah'ın bütün fiillerinin hasen olmasının ve kabih bir fiil yaratmamasının bir gereği olarak ortaya konmuştur. Lutuf teorisinin bilhassa sistem içerisinde önemli bir yer edinmesinin sebebi de budur. Zira lutuf, âlemde meydana gelen ve insanları derinden yaralayan acıların, ölümlerin ve kötülüklerin bir çeşit izahıdır. Bu izahın temel yapı taşı ise, ivazlardır. Dolayısıyla dünyadaki kötülükler, lutuf olmaları ve karşılığında ivaz verilmesi sebebiyle kötülük olmaktan çıkıp, hasen bir nitelik kazanmaktadır. Ayrıca İbnü'l-Melâhimî (ö. 536/1141) ecel, rızık, fiyatlar ve dünyevî aslahı da lutuf başlığı altında ele almış ve bu konuların Allah'a itaat etmeye sevk edici olmaları yönüyle Allah'ın insana yönelik yardımı olduğunu zikrederek, lutfun ilâhî adalet anlayışının tamamlayıcı bir cüz'ü olduğuna vurgu yapmıştır.
Abdullâh el-Herarî'nin ulûhiyet ve nübüvvet anlayışı
Bu çalışmada günümüze yakın bir zamanda yaşamış çok yönlü bir müellif olan Abdullâh el-Herarî'nin kaleme aldığı eserlerinden hareketle ulûhiyet ve nübüvvet anlayışı ortaya konulmuştur. Giriş bölümünde tezin konusu, önemi, amacı ve tezde izlenen yöntem ve kullanılan kaynaklar belirtilmiştir. Üç bölümden oluşan tezin ilk bölümünde müellifin hayatı, eserleri ve ilmî kişiliği anlatılmıştır. İkinci bölümde Abdullâh el-Herarî'nin ulûhiyet anlayışı müellifin ve klasik kelâm kitaplarının takip ettiği başlık sırası gözetilerek tespit edilip ortaya konulmuştur. Bu bölümde tenzihe çokça vurgu yapılarak Allah'ın varlığı ve birliği, mükellefe vâcip olan ilk şey, Allah'ın sıfatları, aklen vâcip, câiz ve imkânsız olan şeyler, rü'yetullah ve irade meseleleri izah edilmiştir. Tezin üçüncü bölümünde ise Abdullâh el-Herarî'nin nübüvvet anlayışı izah edilmek üzere nübüvvetin ispatı ve gerekliliği, peygamberler hakkında vâcip ve imkânsız olan sıfatlar, mûcize ve peygamberlerin efdaliyeti konularına değinilmiştir. Sonuç bölümünde ise Abdullâh el-Herarî'nin ulûhiyet ve nübüvvet anlayışı, Ehl-i sünnet'in anlayışı çerçevesinde değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Abdullâh el-Herarî, ulûhiyet, nübüvvet, kelâm
Kelâmî açıdan Bâtınîlik (İsmâilîlik örneği)
İslam dünyasında oldukça etkili olan düşüncelerden biri bâtınîlik kavramıdır. Bu çalışmada Bâtınîlik kelâmi açıdan ele alınıp İsmâililik mezhebi üzerinden detaylı bir şekilde incelenerek açıklanmıştır. Bâtınîlik, her zahirin bir bâtını ve her nasın bir te'vili bulunduğunu bunu da sadece Tanrı tarafından belirlenmiş veya O'nunla ilişki kurmuş masum bir imamın bilebileceği görüşünü savunan bir fırkadır. Bu inancın bir yansıması olarak itikadî alandaki diğer konularda da bu fikri destekleyecek yaklaşımlar sergilenmiş ve metotlar geliştirilmiştir. Bu metotları kullanarak bâtıniliği yayan kişilere de dâî ismini vermişlerdir. İsmâilîler fikirlerini ispatlamak için her türlü argümanı kullanmış ve kendi fikirlerine engel teşkil eden Kur'ân'ın ayetlerini bâtınî yoruma başvurarak fikirleriyle uyumlu hale getirmeye çalışmışlardır. Ortaya attıkları İmâmet doktrinini ispatlamak için kâinattaki nizamdan örnekler vermiş ve vesâyet olgusunu icat etmişlerdir. Ayrıca nübüvvet ve ahiret konularına Sünnî düşünceden farklı bakış açıları geliştirmişlerdir. Bâtınîlik zihniyeti, bazen eski kültür ve dinler bazen de Şiilik aracılığıyla Sünnî dünya ile epey mücadele içerisine girmiştir. Bâtınîler, sadece kendi tarihlerini değil Ortaçağa damgasını vuran büyük devletlerin tarihlerinin akışını da etkilemişlerdir. Kuzey Afrika, Mısır, Suriye ve Hicaz'da fiilen hakim oldukları gibi, Abbasi egemenliği altında da birçok taraftar bulmuşlardır. Günümüzde de bir grup bâtınî Aga Han liderliği altında Hindistan'da yaşamaktadırlar. Bâtınîler değişik gruplar, tarikatlar ve mezhepler altında birçok bölgede dağınık halde, birazda asimile olmuş bir şekilde varlıklarını devam ettirmektedirler. Anahtar Kelimeler: Bâtınîlik, İsmâililik, Te'vil, Dâi.
Seyyid Şerif Cürcânî'nin Şerhu'l-Mevâkıf'ında varlık düşüncesi
Seyyid Şerif el-Cürcânî'nin varlık düşüncesi, diğer filozof ve kelamcılarda olduğu gibi, varlık kavramının bedihi, bütün kavramların en geneli ve en bilineni oluşuna dayalıdır. Bu sebeple varlık hakkında her türlü tarif teşebbüsü, varlığı kendisinden daha kapalı bir şeyle tarif etmekle neticelenir ve kısır döngüye yol açar. Cürcânî'ye göre, varlık ile mevcudun hüviyetlerinin aynılığından bahsedilemez. Zira varlığın bir hüviyeti yoktur. Varlık yüklemesi olumlu bir sıfattır. Ama varlığın olumlu sıfat olması, onun mefhumunda bir olumsuzluğun bulunmaması anlamına gelmemektedir. Cürcânî'ye göre, varlığın mahiyete zait olup olmadığı sorusuna verilecek cevabın, zihni varlığı kabul edip etmemekle yakından ilişkisi vardır. Eğer varlığın mahiyete zait olduğu görüşü ileri sürülüyorsa zihni varlığı kabul etmek gerekecektir. Cürcânî'ye göre, tümelin dış mevcutların parçası olması dış varlıkta değil, zihindedir, yani tümel dış mevcudun zihni parçasıdır. Diğer bir deyişle şahıslardaki terkip, dış dünyada değil zihindedir.
Kestelî'nin es-Seb'u'l-Mu'allaka ve Sinan Paşa'nın Ecvibetü Sinan Paşa 'ala Kestelî isimli risâleleri: Tahkik, tercüme ve tahlil
Adudüddin el-Îcî'ye ait el-Mevâkıf metninin şerhi olan Seyyid Şerîf el-Cürcânî'nin Şerhu'l-Mevâkıf isimli eseri Osmanlı dönemi medrese eğitiminde önemli bir yere sahiptir. Ehl-i Sünnet'in müteahhir dönemi meselelerini ihtiva eden geniş bir eser olma özelliğinin yanında Îcî'ye yazılan diğer şerh ve hâşiyeler arasında en ön plana çıkanıdır. Yazıldığı dönem sonrasında üzerine birçok şerh, hâşiye ve ta'lik kaleme alınmış, buna ilaveten sayıları az olmasına rağmen birtakım itirazlara da konu olmuştur. Kestelî'nin "es-Seb'u'l-Mu'allaka" isimli küçük risâlesi Cürcânî'nin eserinde yaptığı açıklamalardan yedi meseleye yöneltilen itirazları ihtiva eden kısa bir metindir. Söz konusu risâleye yazıldığı tespit edilen üç cevap metninden, yazarı bilinen te'lif Sinan Paşa'ya ait "Ecvibetü Sinan Paşa 'alâ Kestelî"dir. Bu çalışma bahsi geçen iki risâleyi tanıtma amacıyla yazılmış olup Kestelî'nin hayatı ve eserlerinin incelendiği giriş bölümü; metinlerin nüsha tanıtımı, tahkik ve tercümelerinin yapıldığı birinci bölüm ve tahlilin yer aldığı ikinci bölüm olmak üzere üç kısımdan oluşmaktadır.