
86
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Kıbrıs Türk tiyatrosunun toplumcu sesi: Bekir Kara
Bu çalışmada Bekir Kara'nın yayımlanmış ve yayımlanmamış tiyatro eserlerinin yapısalcı incelemesine yer verilmiştir. Kara'nın tiyatro eserlerini geniş bir perspektifte değerlendirebilmek için Kıbrıs Türk tarihine, tiyatro anlayışına ve oyunlarının tanıtımına açıklık getirilmiştir. Kara'nın bu doğrultuda otuz iki oyunu incelenerek içerisinde bulunduğu siyasi ve sosyal ortamın karşılığını tiyatrolarına yansıttığı tespit edilmiştir. Kıbrıs'ta 1963 yılında gerçekleşen Kanlı Noel olayı, Kıbrıs'ın İngiltere işgali altında kalması, EOKA teşkilatının eylemleri, Kıbrıs Türklerinin zorunlu göçlere mecbur edilmesi, 1974 yılında yaşanan Kıbrıs Türk Barış Harekâtı gibi durumlar Kara'nın tiyatro eserlerinde konu olarak yer almış ve milliyetçi kişileri ortaya çıkarmıştır. Kara, toplumun ona sundukları doğrultusunda Kıbrıs'ın toplumcu sesi olarak önemli bir konumda bulunmuştur. Kara, bilinenin aksine aynı zamanda bireysel muhtevalı oyunlar da kaleme almıştır. Özellikle 2000'li yıllardan sonra Kıbrıs'ın savaş ortamından çıkarak refah bir düzeye yükselmesiyle birlikte Kara'nın oyunlarında ekonomik sorunlar, ailelerinden ayrı büyüyen çocuklar, aile içi dinamikler, yozlaşan bürokrasi anlayışı ve gençleri eğitime teşvik eden konular yer bulmuştur. Bekir Kara, tiyatro türüyle yoğun bir şekilde ilgilenmiştir. Hem tiyatro eseri yazmış hem de yönetmenlik yapmıştır. Böylelikle Güzelyurt bölgesinde tiyatro faaliyetleri içerisinde bulunmasıyla sanat ortamının gelişmesini ve tiyatro alanında pek çok insanı yetiştirerek Kıbrıs Türk tiyatrosunun sürekliliğini sağlamıştır.
Musahipzade Celâl'in tiyatro eserlerinde eski İstanbul hayatı
Yeni Türk Edebiyatı alanında yapılan çalışmalar nicelik olarak fazla olsa da özellikle zaman geçtikçe konu bakımından kendini tekrarlamaktadır. Yapılan çalışmalara bakıldığında çoğunlukla edebiyat alanındaki belli isimler ve belli konular üzerine inceleme çalışmaları yapıldığı görülmektedir. Yaptığımız çalışmada edebiyat alanında büyük bir eksiklik olan bu durumu giderebilmek amacıyla, genç yaştan itibaren tiyatro türünün gelişmesi için çaba sarf etmiş olan fakat hakkında yeterli sayıda akademik çalışma bulunmayan Musahipzade Celâl'in eserlerini inceledik. Bu süreçte yazarın tiyatro eserlerindeki eski İstanbul hayatının eserlerde hangi yönüyle ele alındığı, yazarın eski İstanbul'daki âdetlere bakış açısı ve oyunlarda anlatılan, halk nazarında değerli olan kültürel unsurlara yaklaşımı araştırmamızın içeriğini oluşturmaktadır. Dört bölümden oluşan çalışmamızı; semtler, âdetler gelenek ve görenekler, meslekler, eğlence hayatı şeklinde alt başlıklara ayırarak eski İstanbul yaşamının eserlere ne şekilde yansıdığını, yazarın tiyatrolarının sosyal yaşama nasıl ev sahipliği yaptığını gün yüzüne çıkartmayı amaçladık. Bu amaçla Musahipzade Celâl'in tiyatrolarını inceleyerek edindiğimiz bilgileri, konuyla ilgili diğer yardımcı kaynaklardan edindiğimiz bilgilerle destekleyerek çalışmamızı zenginleştirdik
Nâzım Hikmet'in Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı'nda siyasi eleştiri
Nâzım Hikmet, Cumhuriyet devri Türk edebiyatının önemli şairlerinden ve yazarlarından biridir. Nâzım Hikmet, gerek Türk edebiyatı tarihinde gerek Türk siyasi tarihinde aktif bir rol almıştır ve etkili olmayı başarmıştır. Yaşadığı olayları dünya görüşü ve sanat anlayışı çerçevesinde eserlerine yansıtmıştır. Tarihi olayları yeniden işleyerek farklı bakış açısıyla kaleme alabilen Nâzım Hikmet, şiirlerinde daha çok serbest nazım tekniğini kullanarak bu anlamda Türk edebiyatında sürmekte olan muhteva-şekil yeniliğine katkıda bulunan isimlerinden olmuştur. Bu çalışmada, Nâzım Hikmet'in Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı'ndan hareketle bu eserinde ele alınan Osmanlı Devleti'ne siyasal eleştiri tespit ve tahlil edilmiştir. Dört bölümde toplanan verilere bakıldığında Nâzım Hikmet'in sanatçı kişiliğinin oluşmasında siyasi olayların etkisi olduğu ve bu etkinin Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı eserine doğrudan yansıdığı görülmüştür. Bu çalışmada Nâzım Hikmet'in Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı tahlil edilmiştir ve destan üzerinden Osmanlı Devleti'ne yöneltilen siyasi eleştiriler ortaya konmuştur. Marksist-sosyalist dünya görüşüyle kaleme alınan eser, siyasal eleştiri bağlamında incelenmiştir. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Nâzım Hikmet'in hayatı ve edebi kişiliği yer alırken ikinci ve üçüncü bölümlerde Nâzım Hikmet'in siyasi kimliğini oluşturan kavramlardan ve siyasi oluşumlardan bahsedilmiştir. Dördüncü bölümde Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı metni tahlil edilerek Nâzım Hikmet'in eleştirel tavrı ortaya konmuştur.
Hasan Ali Toptaş'ın eserlerinde hegemonik erkeklik karşısında tutunamayan erkeklik
Toplumsal cinsiyet rolleri romancılığımızın ve öykücülüğümüzün başlangıcından itibaren sıklıkla değinilen bir konudur. İdeal erkeklik ve kadınlık algıları, bu algılara uyulmaması durumundan bireylerin ve toplumun yaşadığı sıkıntılar, bu sıkıntıların ortaya çıkmaması için getirilen öneriler Tanzimat Edebiyatı'ndan başlayarak günümüze dek sıklıkla incelenmiştir. Bu çalışma güncel roman ve öykü yazarı Hasan Ali Toptaş'ın anlatı dünyasında hegemonik erkeklik algısının ve bu algıya uymakta zorlanan bu yüzden de hayat içerisinde birtakım olumsuzluklar yaşayan karakterlerin izini sürmektedir. İzi sürülen bu karakterlerin yaşadıkları olumsuzluklar, bu olumsuzluklara karşı aldıkları tavırlar ve bu tavırların yarattığı sonuçlar çalışmamızın odak noktasını oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hasan Ali Toptaş, Hegemonik Erkeklik, Erkeklik, Roman, Öykü Toplumsal Cinsiyet.
Sevgi Soysal'ın romanlarında özne ve iktidar
Bu tez çalışması, Sevgi Soysal'ın Yürümek, Yenişehir'de Bir Öğle Vakti ve Şafak romanlarındaki özne ve iktidar ilişkisini karakterlere odaklanarak incelemektedir. Çalışmada Sevgi Soysal'ın roman karakterlerinin birer özne olarak inşa edilme süreçleri tartışmaya açılmaktadır. Bu özneliğin karakterlere iktidar tarafından dayatıldığı, bu sayede onları disiplinize etmenin ve iktidara tabi kılmanın amaçlandığı ortaya konmaktadır. Yazar bu özneleştirme sürecini görünür kılarak iktidarın baskı uygulamak için yalnızca polis, asker, mahkeme gibi görünür unsurları kullanmadığını, bireylerin kimliklerine müdahale ederek de onlara boyun eğdirdiğini vurgular. Bir yandan da iktidara yönelik eleştirisini duyurma fırsatını bulur. Tez, Soysal'ın tüm romanlarında ön plana çıkan değişim sorunsalını, karakterlerin iktidar tarafından kendilerine dayatılan öznelik sınırlarını değiştirme çabası üzerinden ele alıp iktidarın baskıcılığına karşı bir direniş arayışı çerçevesinde değerlendirmektedir. Bu değişimin kolaylıkla gerçekleşememesi, hem iktidarın öznelerin içine işleyen dayatmalarından kurtulmanın basit olmadığını, hem de karakterlerin gerçekçi bir portreyle sunulduğunu gözler önüne serer. Tüm zorluğuna rağmen, çalışmada incelenen roman karakterleri, kendilerini belirli kimlik kalıplarıyla sınırlandıran iktidarın diğer insanları da tahakküm altına almasını dert edinirler. Bu dert edinme ile karakterlerin topluma dair bir sorumluluk almaya, iktidara karşı verdikleri mücadeleyi genişleterek iktidarın kollarının uzandığı diğer insanları da kapsayacak bir mücadeleye dönüştürmeye yöneldikleri iddia edilmektedir.
Hiç büyümeyen erkekler: Modern Türk romanında Peter Pan sendromu
Modern Türk edebiyatında yer alan eserler tarih, psikoloji, sosyoloji vb. çeşitli bilimsel alanlardan etkilenerek malzemesini zenginleştirir. Edebiyat eserlerinde toplumu yansıtan, yön veren konular, Tanzimat dönemi ile başlayan yeniliklerle beraber çeşitlilik kazanır. Modernleşen dünyanın temeline insanı alması, zaman içerisinde psikoloji kavramını öne çıkarır. İnsanın olduğu yerde duygu dünyası da vardır. Edebî metinler, psikanalitik ve psikanaliz edebiyat kuramı çerçevesinde incelenirken, karakterin psikolojisine ve bilinçaltına yönelim söz konusudur. Bir durumu veya karakteri incelemek için; duygu, düşünce, anlam dünyasını kavrayabilmek ve kişilerin belirgin özelliklerine yer vermek gerekir.Modern dönemde yapılan edebiyat çalışmaları, psikoloji biliminde yer alan sendromlara dahil karakter oluşumlarına yönelik içerikleri sahiptir. Daha önce birçok psikolojik sendromun edebiyat eserlerinde tespit edildiği ve araştırma-inceleme çalışmalarında yer aldığı bilinmektedir. Bu çalışmada psikolojik sendromlardan biri olan Peter Pan Sendromu'nun modern Türk romanında yer alan erkek karakterler üzerinden belirlenmesi tezin temel konusudur. Hiç Büyümeyen Erkekler: Modern Türk Romanında Peter Pan Sendromu isimli çalışmada, araştırma alanı olarak, öncelikle Peter Pan Sendromu'nun ortaya çıkışı, bilimsel bir terim hâline gelişi, edebiyat eserlerinde ne şekilde yer aldığının peşine düşülmüştür. 1851-1959 döneminden seçilen Hançerli Hanım Hikâye-i Garibesi (1851), Felâtun Bey ve Râkım Efendi(1875), Araba Sevdası(1896), Aşk-ı Memnu (1901), Kürk Mantolu Madonna(1940) ve Aylak Adam(1959) adlı altı eser, daha önce yapılmış çalışmalardan farklı bakış açılarıyla incelenmiş ve bu dikkatle değerlendirilmiştir. Eserlerde Peter Pan Sendromu'na sahip karakterlerin özelliklerini bünyesinde taşıdığı tespit edilmiştir. Bu sendromu ortaya çıkaran temel etmenler araştırılmış, sendroma sahip olduğu düşünülen karakterlerde ortaya çıkan kişilik bozuklukları sebepleriyle açıklanmaya çalışılmıştır. Böylece Peter Pan Sendromu önce teorik olarak tanımlanmış, belirlenen eserler üzerinden uygulamalı olarak incelenmiştir. Toplumda çoğunlukla erkek bireylerde görülen bu sendromun cinsiyet yönünden sahip olduğu temel özellikler, psikoloji bilimi ile olan ilişkisi açısından ele alınarak teori ve sendromlar üzerinden bir anlam bütünlüğü kurulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Peter Pan Sendromu, Modern Türk Romanı, Psikoloji, Edebiyat, Büyümeyen Erkek, Korku, Toplum, Cinsiyet, Edebiyat-insan ilişkisi.
Türk edebiyatında eril filtreler: 1950-1990 arası erkek egemen edebiyat alanı
Bu tez, Nezihe Meriç, Adalet Ağaoğlu, Leylâ Erbil, Sevim Burak, Füruzan ve Tomris Uyar olmak üzere altı kadın yazarın 1950-1990 yılları arasında Türk edebiyat alanına nasıl dâhil olduklarını ve bu alanda nasıl konumlandıklarını incelemektedir. Çalışma Pierre Bourdieu'nün alan, sermaye, habitus ve illusio kavramlarına dayanarak edebiyat alanını sembolik kaynakların biriktirildiği, pazarlık konusu edildiği ve denetlendiği mücadeleye dayalı bir zemin olarak kavramsallaştırmaktadır. Arşiv çalışmaları, yakından okuma ve söylem çözümlemesine dayanan bir yöntemle hazırlanan birinci bölüm, her yazarın edebiyat dergileriyle kurduğu ilk temasları takip eder, bu temasları şekillendiren toplumsal cinsiyet temelli ilişki ağlarını haritalandırır ve yazarların stratejik tür tercihlerinin (öykü, roman, deneme) sembolik sermayeleri üzerinden etkisini ortaya koyar. İkinci bölümde, Fethi Naci, Asım Bezirci, Atilla Özkırımlı, Oktay Akbal ve Burhan Günel gibi dönemin önde gelen erkek eleştirmenlerinin kaleme aldığı değerlendirme yazıları incelenerek, kadın yazarların nasıl ideolojik ve cinsiyetçi bir bakışla alımlandıkları ve konumlandırıldıkları analiz edilmektedir. Bununla birlikte, alanın sınırlarını çizen eleştiri kurumuna karşı kadın yazarların geliştirdiği karşı söylemler ve eleştirel yanıtlar da değerlendirilerek, bu yıllar arasında eleştiri mekanizması ekseninde şekillenen mücadele dinamikleri ortaya konmaktadır. Bu çalışma, söz konusu kadın yazarların edebî kariyerlerinin, aynı anda hem sınır koyan hem de imkân sunan eril kurumlarla sürekli bir müzakere süreci içinde biçimlendiğini ileri sürmektedir. Bourdieu'nün alan kuramı çerçevesinde toplumsal cinsiyet meselesini merkeze alan tez, Türkiye'deki edebiyat sosyolojisi için alternatif bir model önermekte ve edebî üretimi metinlerin yanı sıra bu metinlerin şekillendiği kurumsal yapıların bütünlüğü içinde değerlendirme gereğini vurgulamaktadır.
Faik Esad: Hayatı, edebi şahsiyeti ve şiirlerinin tema bakımından incelenmesi
Bu araştırma, 1870-1903 yılları arasında yaşayan Faik Esad'ın şiirlerini ve düzyazılarını gün yüzüne çıkarmanın yanı sıra şiir alanında yazdıklarından yola çıkarak şairin şiir dünyasına bir ayna tutmayı amaçlamaktadır. Bu amacı gerçekleştirmek üzere öncelikle Faik Esad'ın Türkiye'nin farklı kütüphanelerinde bulunan eserlerinin kopyalarına ulaşılmış, daha sonra ise bu eserlerdeki şiirler ve düzyazılar Arap harflerinden Latin harflerine aktarılmıştır. Faik Esad'ın bir şair ve yazar olarak edebî şahsiyetinin tespitinde eserlerinin sağlam bir metninin oluşturulması hayati bir önemi haizdir. Faik Esad'ın yayımlanmış sekiz kitabı bulunmaktadır. Bu eserler yayımlanış sırasına göre Sabah-ı Hayatım, Gül Demetleri, Bahar Çiçekleri, Arapların Hikayat-ı Şairanesi, Bir Demet Çiçek, Nağamat, Gülbün ve Mahşerü'n-Nefâis isimlerini taşımaktadır. Bahar Çiçekleri, Bir Demet Çiçek, Nağamat ve Gülbün isimli eserler tamamen şiirlerden oluşurken, Sabah-ı Hayatım ve Gül Demetleri isimli eserlerde şiirlerin yanı sıra düz yazılar da bulunmaktadır. Ayrıca bu eserlerde Arapça ve Farsça olarak yazılmış manzum ve mensur bazı eserlerden yapılan çeviriler de yer almaktadır. Mahşerü'n-Nefâis isimli antoloji niteliğindeki eserde ise daha ziyade Tanzimat dönemi şair ve yazarlarının eserlerinden örneklere yer verilmiştir. Daha çok nazım parçalarının yer aldığı eserde az da olsa nesir örnekleri de bulunmaktadır. Ayrıca, Faik Esad'ın Arapçadan çevirdiği, nesir türünde hikayeler bulunan 'Arapların Hikayât-ı Şairânesi' adlı eseri de vardır. Anahtar Kelimeler: Faik Esad, Andelib, Tema Bakımından İnceleme, Türk Edebiyatında Ara Nesil.
Tarihi figürden edebi karaktere: Edebi metinlerde dini kadın figürlerinin temsili
Bu tez çalışmasında, dini temsilleri ile öne çıkan ve tarihsel gerçekliği olan kadın figürlerin edebi türler aracılığıyla nasıl "inşa" edildiği ve bu inşa sürecinde yazarın ideolojisinin ve biyografisinin, metnin edebi türünün ve aynı zamanda dönemin şartlarının ve politikasının rolü üzerinde duracağım. Böylelikle, dini kadın figürlerinin her yeniden yazımla nasıl yeniden inşa edildiğini, dönüştüğünü, farklılaştığını metni bağlamından koparmadan anlamaya çalışacağım. Bu amaç doğrultusunda, Tanzimat döneminden yakın döneme kadar dini kadın figürlerinin izini sürerken kadın yazarların verdikleri eserleri söylem analizi ve yakın okuma tekniklerini ile inceleyerek tartışmaya açacağım. Böylelikle, tarihsel figürlerin edebi türdeki işlevselliğini ve dönüşümünü irdelerken, tarihsel gerçekliği olan şahsiyetlerin nasıl edebi birer karaktere dönüştüklerini göstermeye çalışacağım.
Ahmet Midhat'ın Hasan Mellâh ve Zeyl-i Hasan Mellâh romanlarında dizisellik, etki ve uyarlama
Türkçe edebiyatta roman türünün ilk örnekleri 19. yüzyılın ortalarında tefrika formunda verilmiştir. Bu dönemde Osmanlı aydınları Fransızcadan yaptıkları tercümelerle türü dönemin okuyucusuyla tanıştırmış, ardından çeşitli yaratıcı üretim pratikleriyle türün ilk örneklerini vermişlerdir. İlk Türkçe roman yazarlarının Batı edebiyatıyla kurduğu ilişki edebiyat tarihi araştırmalarında roman türünden bahsedilirken en fazla atıfta bulunulan husus olmuştur. Edebiyat tarihindeki hâkim söylem ilk romancıların Batı romanını taklit eden birer acemi romancı, ilk romanların ise Batı'daki türdeşlerinin bir kopyası olduğu yönündedir. Ayrıca, bu araştırmalarda ilk romanların birer tefrika roman olduğu gözden kaçırılmış, tefrika romanın anlatı özellikleri günümüz roman mantığıyla değerlendirilerek romanlar kusurlu addedilmiştir. Bu noktada çalışmanın ilk amacı bu olumsuz yaklaşımları yeniden gözden geçirerek etki meselesine farklı bir açıdan yaklaşmak ve edebiyat tarihinde ilk romanlar konuşulurken göz ardı edilen dizisellik kavramını gündeme getirmek olacaktır. Bu doğrultuda Ahmet Mithat'ın yazdığı Hasan Mellâh Yahut Sır İçinde Esrar (1874) ve bu romana ek olarak yazdığı Zeyl-i Hasan Mellâh Yahut Sır İçinde Esrar (1875) dizisellik, etkilenme ve uyarlama kavramları üzerinden tartışılacaktır. Tezdeki temel tartışma ise Ahmet Mithat'ın iki romanında etkilenmenin bir taklit etme pratiği değil, yaratıcı bir üretim pratiği olduğunu göstermek olacaktır. Bunun için de yazarın romanlarını oluştururken etkilendiği malzemeler ortaya konarak romanlarında bu malzemeleri nasıl dönüştürdüğü, dönüşümlerin nedenleri ve diziselliğin yeniden üretimdeki yeri ortaya konacaktır.
Beden ve semptom: Peyami Safa'nın romanlarında hastalık
Bu doktora çalışması Türk edebiyatının en üretken yazarlarından biri olan Peyami Safa'nın romanlarına odaklanır ve bu romanlarda inşa edilen hastalığın estetik temsilini inceler. Bu çalışmanın temel amacı, bu romanlarda hastalığın vücut bulduğu bedenle kurmacanın bedeni (body of fiction) arasındaki ilişkiyi çözümlemektir. Aynı zamanda hastalığın bir ötekileştirme/dışlaştırma stratejisi olup olmadığını sorgulayan bu tezin kapsamını Peyami Safa ve Safa'nın müstear adlarından biri olan Server Bedi imzalı romanlar oluşturur. Bu doktora çalışması, hastalığın tematik ve anlatıbilimsel bir unsur olarak bu romanlar arasında temel bir ayrılığa işaret ettiğini öne sürer. Bu ayrılıkta hastalık meselesi, tematik olarak sonluluk/sonsuzluk fikrini ve biçimsel olarak modern bir tür olan "roman" yazma derdini sorunsallaştırmaya ve derinleştirmeye imkân verir. Sonuç olarak bu çalışma, çoğunlukla metnin içeriğine odaklanarak yapılan tematik okumalardan farklı olarak, hastalık temasının aynı zamanda metnin biçimini de belirlediği iddiasını taşır. Böylelikle bu tezin Peyami Safa külliyatı üzerinden Türkçe edebiyattaki hastalık ve sağlık çalışmalarına bir kaynak oluşturması ve hastalık anlatıları türünü tartışmak için zemin oluşturması hedeflenir.
"Çapraşık bir yüzyılı geriye sarmak": Tevfik Fikret ve Nazım Hikmet şiirlerinde zamansal ve mekânsal hareket
Bu tez Tevfik Fikret ve Nazım Hikmet şiirinden yola çıkarak zamansal ve mekânsal hareket bağlamında "bedensel duygulanım"ın yarattığı dilsel kayıtları araştırmaktadır. Zaman ve mekân odağında Tevfik Fikret şiirinde meydana gelen titreşimleri bedensel göstergeler olarak saptamakta ve bunları "burjuva beden" olarak nitelendirmektedir. Bu nedenle Tevfik Fikret'in şiirinde zamanı ve mekânı kaydıran yegâne gösterge Fredric Jameson'ın vurguladığı gibi "şimdi ve burada"yı işaret eden bu titreşimlerdir. Bu "burjuva beden", Nazım Hikmet'in şiirinde onun ideolojik formülasyonu tarafından şekillendirilip, Alain Baidou'nun ileri sürdüğü, "hakikat-bünye"ye dönüşür. Bu nedenle Nazım Hikmet şiirindeki hareket Mayakovski'den mülhem bir Sovyet modeliyle Tevfik Fikret'in sesini birleştiren bir yapıdadır. O hâlde Nazım Hikmet'in benimsediği yazma biçimi Tevfik Fikret şiirinin uzamını Marksist bir zemine taşıyarak onun şiirindeki görüntü ve sese ait titreşimleri kendine özgü bir şekilde yansılar. Dolayısıyla bu türden titreşimleri doğrultusuz bir şekilde kaydeden "burjuva beden"i zamansal bir figürasyonla "hakikat bünye"nin şimdisine taşır. Bu anlamda iki şair üzerinden Türk şiirine dair böyle bir tarihsel konumlandırmayı kendine vazife edinen bu tez geniş bir zaman tartışmasının izlerini sürerek mekânsal hareketlere dair yeni şiir okuma varyasyonları önermeyi amaçlar.
Poetic imagination in Edebiyat-i Cedide movement
This doctoral study aims to provide a comprehensive survey of literary criticism in the Servet-i Fünun magazine in the late 19th century, by focusing on the idea of imagination in the formation of the Edebiyat-ı Cedide's aesthetics. This will be done by analyzing the members of the Edebiyat-ı Cedide's engagement with the 19th century's critical thought in general and their involvement in the Servet-i Fünun magazine in particular. The study aims to depict Edebiyat-ı Cedide's aesthetics as a response to the transformation of the realm of knowledge in the late 19th century that took place as a result of the advancements in science and technology. In this study, the fundamental issue is to illustrate the impact of scientific knowledge in the formation of literary criticism in the magazine, and by doing so to discuss Edebiyat-ı Cedide's aesthetic language formed by the body and bodily sensation.
Türkçede bilimsel metinlerde olumsuzluk
Bu çalısmada dilbilim alanında Türkçe bilimsel metinlerde eylem tümcelerinde isaretlenen olumsuzlugun kullanım sıklıgı ve islevlerinin betimlenmesi amaçlanmaktadır. Olumsuzluk, evrensel bir dilbilimsel araç olarak kabul edilmektedir. Olumsuzluk, genel olarak neyin olmadıgını veya olayın gerçeklesmedigini isaretleyen çekimsel bir araç olarak tanımlanmaktadır. Edimsel olarak olumsuzluk kavramı, varsayımın veya beklentinin inkarıdır. Aynı zamanda bu çalısmada, olumsuzlugun bilimsel metinlerdeki ve anlatı metinlerindeki görünümlerinin ortaya konulması amaçlanmaktadır. Çalısmanın ilk bölümü olan giris bölümünde; çalısmanın amacı, önemi, sınırlılıkları ve çalısmadaki terimlerin tanımı verilmektedir. kinci bölümde çalısmaya dayanak olusturan kuramsal çerçeve verilmektedir. Üçüncü bölümde Türkçedeki olumsuzluktan söz edilmektedir. Dördüncü bölümde ise çalısmada elde edilen bulgular verilmektedir. Son olarak, sonuç bölümünde ise bulgular aracılıgıyla ulasılan sonuçlara yer verilmektedir.
Fazıl Hüsnü Dağlarca şiirinde lirizm
Fazıl Hüsnü Dağlarca, Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatının en önemli şairlerinden biridir. Dağlarca'nın şiirleri tematik yönden oldukça zengindir. Bu çalışmada, Dağlarca'nın şiirlerindeki lirik temalara değinildi. Bu lirik temalar: Aşk, yalnızlık, mutluluk, özlem, anı, kadın, çocuk, ölüm, ağıt, sevgi gibi kavramlarla sınırlandırıldı. Çok fazla eseri olduğu için ilk kitabı " Havaya Çizilen Dünya"dan başlanarak yazdığı bütün kitaplar tarandı. Temalara uygun şiirler seçilip yorumlanmaya çalışıldı. İlk kitabı "Havaya Çizilen Dünya"da modernist ögelerle gelenekseli kendi sanat anlayışı doğrultusunda birleştirir ve yavaş yavaş kendi poetikasını oluşturur. Bu durum "Çocuk ve Allah"ta kendini imge arayışına bırakacaktır. Her dönemde kendini geliştiren Dağlarca hiçbir sanat akımına katılmaz. Kendi tarzı ve kimliğini sergiler. Dağlarca, hayatı boyunca yazmış, yüz otuza yakın eserle Türk edebiyat tarihinde belki de en üretken şair olarak yer edinmiştir. Dağlarca'nın şiirinin sayısı ne olursa olsun evrensel bir nitelik taşır. Dünü, bugünü ve yarını içerir. Anahtar Kelimeler: Fazıl Hüsnü Dağlarca, Şiir, Sanat Anlayışı, Lirizm
Oktay Rıfat şiirinde değişim ve yenilenme
Türkiye'nin önde gelen sairlerinden Oktay Rifat (1914-1988)'ın poetikası degisim ve yenilenme üzerine kuruludur. Toplumsal sorunlara olan duyarlılıgını hiçbir zaman kaybetmeyen Oktay Rifat için, her siirsel deneyim yeni bir baslangıçtır. Onun toplumla iliski kurma çabasına kullandıgı temalar ve teknikler de katkıda bulunmustur. Rifat'ın poetikasının sonuçta ulastıgı nokta kendi siirinden beslenen bir sentez olmustur. Bu çalısmanın öncelikli amaçlarından biri Oktay Rifat'ın siir sanatını analiz etmektir. Bu amaçla Oktay Rifat'ın siirleri ve düsünsel yazıları merkeze alınmıstır. Çalısmada Oktay Rifat'ın siir kitapları kronolojik bir sırayla ele alınmıstır. Bu kitaplar Rifat'ın siirinin gelisim asamalarındaki açılım noktalarını imleyecek biçimde sınıflandırılmıs ve incelenmistir. Çalısma sonucunda ulasılan nokta, Oktay Rifat'ın siirinin degiserek ve yenilenerek gelistigidir. Bu gelisim kopuslarla degil, süregen bir yapıda devam etmektedir.
1980 sonrası Türk tiyatrosunda erkek yazarların "eş" ve "fahişe" temsilleri
Bu çalışma, 1980 sonrası Türk tiyatrosunda erkek yazarlar tarafından kaleme alınan oyunlarda "eş" ve "fahişe" rollerinde temsil edilen kadın karakterleri toplumsal cinsiyet kuramları çerçevesinde incelemektedir. Çalışmanın temel odağı, bu temsillerde ataerkil şiddetin inşa edilme ve meşrulaştırılma biçimlerinin analiz edilmesidir. Tez, iki ana bölümde yapılandırılmıştır: İlk bölümde, evlilik bağlamında konumlandırılan kadın karakterler; eşleri tarafından öldürülen ya da şiddete karşı eşlerini öldüren figürler üzerinden ele alınmıştır. İkinci bölümde ise cinselliği, arzuyu veya ekonomik bağımlılığı merkezine alan kadın temsilleri üç alt başlıkta incelenmiştir: denetleyen, arzulayan ve cezalandırılan kadınlar. Her iki bölümde de kadın karakterlerin özneliklerinin bastırılma biçimleri, şiddet sarmalıyla kuşatılmaları ve bu durumun ataerkil sistemin söylemsel yapılarıyla nasıl meşrulaştırıldığı sorgulanmıştır. Analizlerde, 1980 sonrası Türkiye'de ikinci dalga feminizmin etkisiyle toplumsal cinsiyet farkındalığı belirgin biçimde artmasına rağmen, tez kapsamında ele alınan erkek yazarların tiyatro metinlerinde kadınlık temsillerinin büyük ölçüde geleneksel kalıplar ve eril anlatılar çerçevesinde kurgulandığı gözlemlenmiştir. Bu tez, erkek yazarların kaleme aldığı tiyatro metinlerinde kadın temsillerini toplumsal cinsiyete dayalı bir perspektifle ele alarak gerek tiyatro eleştirisi alanında gerekse toplumsal cinsiyet çalışmalarında süregelen temsil tartışmalarına eleştirel ve özgün bir katkı sunmayı amaçlamaktadır.
Faik Ali Ozansoy'un hayatı, eserleri ve uslubu hakkında bir inceleme
Edebî yaşantısına Servet-i Fünûn Edebiyat akımında başlayan Faik Âli Ozansoy, kendileri de şair olan, babası Saîd Paşa ve abisi Süleyman Nazifin yakın ilgi ve terbiyesiyle yetişmiştir. Onların ve onlar sayesinde oluşan edebî çevresinin etkisiyle genç yaşta Servet-i Fünûn Dergisi'nde şiirleri yayınlanmaya başlamıştır. Fecr-i Âti edebi topluluğunun ilk başkanıdır. Ancak diğer Fecr-i Âti topluluğuna mensup olanlar gibi o da Servet-i Fünûn'un dil ve üslûbundan uzaklaşamamıştır. Hatta Cumhuriyet döneminde meydana getirdiği eserlerinde bile bu akımın izleri hissedilmektedir. 1876'da Diyarbakır'da doğan Faik Âli, 1950'de Ankara'da ölmüştür. Yetmişdört yıllık hayatının her dönemi şiir ve edebiyatla yoğrulmuştur. Çünkü; şair bir baba ve şair bir abiye sahip olan Faik Âli Ozansoy'un oğlu Munis Faik Ozansoy da şairdir. Faik Âli Ozansoy; şiirlerini üç kitapta toplamıştır. Bunlar sırasıyla "Fânî Teselliler", "Temâsîl" ve aElhân-ı Vatan" adını taşımaktadır. Bunlardan başka iki manzumesi daha vardır: "Mithat Paşa Manzumesi" ve "Şâir-i A'zâm'a Mektup Manzumesi". Bu manzumeleri ayrıca bastırtan Faik Âli'nin dergilerdeki şiirleri tam olarak biraraya getirilmemiştir. Servet-i Fünûn, Rübâb, Güneş, Genç Kalemler ve Marmara Dergilerinde şiirleri yayınlanmıştır. Dergilerde yayınlanan şiirlerinin birçoğunu kitaplarında kendisi toplamıştır. Şiirlerinden başka yine manzum olarak kaleme alman iki tane de tiyatro eseri vardır. "Payitahtın Kapısında" ve "Nedim ve Lâle Devri" adını taşıyan bu eserler, kendisinin de zaman zaman kabulettiği gibi oynanmak için değil, okunmak için yazılmıştır. Bu sebeple de tiyatro tekniği açısından her iki eser de zayıf kalmaktadır. Faik Âli Ozansoy, Divan Edebiyatına mensup şairlerden Fuzûlî, Nâbî ve Nedim'i beğenmiş; ancak sadece Nedim'den etkilenmiştir. Yeni edebiyatçılardan ise Nâmık Kemâl, Recâizâde Mahmut Ekrem ve bilhassa Abdülhak Hamit'ten etkilenmiştir. Ancak Nâmık Kemâl'in vatan şiirlerindeki yüksek sese, Abdülhak Hâmid'in şiirlerindeki hislere ve metafizik düşüncelere ulaşamamıştır. Şiirlerinde Servet-i Fünûn Edebiyatının konulan olan "aşk ve tabiat" ile "aile hayatı" hakimdir. "Elhân-ı Vatan" adlı kitabında ise "vatan" ile ilgili konulara yer vermiştir. Konu bakımından Servet-i Fünûn'dan ayrılmayan Faik Âli, dil ve üslûb bakımından da bu ekole bağlıdır. Terkipleri bolca kullanmıştır. Dili zaman zaman oldukça ağırdır. Ancak çok sade olarak kaleme aldığı şiirleri veya dizeleri de mevcuttur. Aşk, tabiat ve aile hayatı ile ilgili şiirlerinde genellikle "sone" biçimini kullanmıştır. Bununla birlikte yine aynı konulu şiirlerinde "serbest müstezat" şekline de sıkça yer vermektedir. Ancak vatan ile ilgili şiirlerinde herhangi belirli bir nazım birimini kullanmadığını görüyoruz. Sonuç olarak Faik Âli Ozansoy; gerek konu, gerek şekil, gerek dil ve üslûb bakımından Servet-i Fünûn ekolüne bağlı bir şairdir.
Mustafa Necati Sepetçioğlu`nun Kıbrıs romanları üzerinde araştırma
SABIR AĞACI Kıbrıs serisi sekiz roman altında verilmiştir. Seri, üçbin sayfadan ibarettir. Romanda Vak'a etraflıca ele alınmıştır. Romanlarda ana ve ara bölümler bulunmaktadır. Roman tarihi gerçekliğe bağlı kalınarak kaleme alınmıştır. Romanda şahıs kadrosu epeyce geniş tutulmuştur. Mekan seride Kıbrıs, İstanbul ve kısmen de çiftliktir. Zaman İ.Ö. 1800'lü yıllardan 1974 Kıbrıs Banş Harekatına kadarki dönemdir. Dil, genelde İstanbul Türkçesidir.
Ahmet Altan'ın romanları ve romancılığı üzerine bir araştırma
Bu arastırma, 1980 sonrası Türk romanının önemli yazarlarmdan Ahmet Altan'ın romanlarını ve romancılığını ele almaktadır. Araştırmanın önemi, çağdaş Türk edebiyatının çok okunan ve tartışılan romancılarından Ahmet Altan'ın romanlarının yazarın okur karşısındaki tavrı da göz önünde tutularak değerlendirildiği ve Türk romanı içindeki yerine yerleştirildiği ilk çalışma olmasıdır. Araştırma giriş, üç bölüm, sonuç ve kaynakçadan oluşmaktadır. Giriş kısmı üçe ayrılmaktadır. Öncelikle roman türünün tarihî gelişimi verilmiş, daha sonra 1980 'e kadar Türk romanının genel seyri üzerinde durulmuş, ardından 1 980 sonrası Türk romanı hakkında genel bir bilgi verilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde; Ahmet Altan'ın hayatı, edebî kişiliği ve eserleri, ikinci bölümünde romanların tahlili, üçüncü bölümünde ise genel olarak Ahmet Altan'ın romancılığı ele alınmaktadır. Her üç bölümde de elde edilen malzeme, romanlardan örneklerle ortaya konulduktan sonra bunların tahlili yapılmıştır. Sonuç kısmında ise, çalışmanın genel bir değerlendirmesi verilmiştir. Kaynakça kısmında, çalışma sırasında yararlanılan makaleler, gazete ve dergi yazdan ile kitaplar verilmiştir. Söz konusu çalışma ile Ahmet Altan'ın romancılığının temel özelliklerinin ortaya konması ve Türk edebiyatı içindeki yerine yerleştirilmesi amaçlanmıştır.
Bekir Yıldız'ın hayatı ve romanları
Bekir Yıldız yazdıklarıyla bir döneme -1970'ler- damgasını vurmuş, toplumsal çizgideeserler vermiş önemli yazarlarımızdandır. Türk edebiyatındaki yeri ve önemi romanlarından çoköyküleriyle olmuştur. Çünkü ?Reşo Ağa? adlı eseriyle edebiyat dünyasında tanınmasıylahikâyeciliğimiz yeni bir soluk kazanmış, Türk hikâyeciliğinin yönü Sait Faik çizgisindekibunalımcı ve içe dönük edebiyattan, Sabahattin Ali Çizgisindeki toplumsal edebiyatayönelmiştir.Bekir Yıldız her ne kadar Türk edebiyatına hikâyeciliğiyle damgasını vursa da biz buçalışmamızı romanlarıyla sınırlandırdık. Çünkü hikâyeciliği üzerinde çok söz edilmesine rağmenromancılığı üzerinde pek durulmamıştır.Yıldız'ın beş romanından üçü-Türkler Almanya'da, Halkalı Köle ve Aile Savaşları-otobiyografik karakterlidir. Yani Yıldız bu üçündeki olayları kendi yaşamından fazla birdeğişiklik yapmadan olduğu gibi aktarmıştır. ?Türkler Almanya'da? adlı eseri ilk yazılan ve hiçilgi görmeyen romanıdır. Yazar her ne kadar bu kendi bastığı ilk kitabıyla edebiyat dünyasınagirse de kitabı hiç ilgi görmemiştir. Yıldız bu eserinde Almanya'da yaşadığı dört yılıngözlemlerinden oluşan anılarıyla, her iki kültürün -Türk ve Alman- kıyaslamasını yaparakorada bilinçsizlikten tükenen insanlarımızı anlatır. ?Halkalı Köle ve Aile Savaşları? birbirinindevamı niteliğinde iki eserdir. Yazar bu iki eserle ?evlilik kurumu?nun sorgulamasını veeleştirisini yapar. ?Halkalı Köle?de birinci evliliğini ve boşanma çabalarını anlatırken ?AileSavaşları?nda ilk eşinden boşanmasıyla birlikte, hemen arkasından yaptığı ikinci evliliğini veçalışan kadınların sorunlarını işler.Yıldız'ın konusunu slam tarihinden alan tek eseri ise ?Ve Zalim Ve nanmış Ve Kerbela?adlı romanıdır. Yazar tarihte yaşanmış ?Kerbela? olayından yola çıkarak günümüz olaylarına -12 Eylül 1980- göndermeler yapar. Yazarın son romanı ?Darbe?de ise açıkça 12 Eylül 1980darbesiyle yaşanan olaylar ve yozlaşan değerler eleştirilir.Sonuç olarak yazarın romanları da hikâyeleri gibi toplumsal çizgide verilmiş eserlerdir.
Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatında ruh hastalıkları
İnsan hayatında önemi yadsınamayacak bir yere sahip olan ruh hastalıkları, konusunu hayattan alan edebiyatın içinde de yer etmistir. Kimi zaman direkt bir durumu ortaya koymak için kimi zamansa anlatıya simgesel bir derinlik katabilmek için yazarlar ruh hastalıklarından yararlanmıslardır. Bu durum ise edebiyatın gerek kurgu, anlatım, biçim ve üslubunu gerekse dilini değistirmis, konuları zaman zaman farklılastırırken zaman zamansa varolan konuların islenisinin yönünü etkilemistir. Tanzimat, Servet-i Fünun ve Milli Edebiyatta zaman zaman islenen ruh hastalıkları, Cumhuriyet döneminden sonra, daha çok da 1960 sonrası eserlerimizde hem arayıs gereksinimiyle hem de dönemin toplumsal ikileminin bireye yansıması sonucunda, birey içinde bir ikilem yaratmasıyla edebiyatın konusu olmustur. 1960 sonrası edebiyatımız birçok yönden farklılıklar gösterirken aynı zamanda ruh hastalıklarının edebi esere girmesiyle bu hastalıklar da farklı sekillerde, değisik unsurlardan yararlanılarak kullanılmıslardır. 1960 sonrası Türk romanı üzerine yaptığımız bu arastırmada yaklasık otuz romanda öne çıkan ruh hastalıklarını sizofreni, takıntı, cinsel sapmalar, yeme bozuklukları, kleptomani ve bunalım olmak üzere altı baslık altında toplayabiliriz. Eserlerde islenen bu ruh hastalıkları, Sebnem ?sigüzel'in Sarmasık'ında sizofreninin, Erhan Bener'in Böcek'inde takıntının islenisi gibi romanın olay örgüsünün temelini ve kurgusunu olusturmakta; Hasan Ali Toptas'ın Bin Hüzünlü Haz, Uykuların Doğusu; Gökçen Yılmaztürk'ün Aralık Roman; Hüseyin Kıran'ın Resul; Mine Söğüt'ün Bes Sevim Apartmanı'nda yazım tekniğini olusturmakta; Attila ?lhan'ın Fena Halde Leman'ında cinselliğin, Aydilge Sarp'ın Bulimia Sokağı'nda olduğu gibi yalnızca popülist bir unsur olarak; Ahmet Altan'ın Aldatmak adlı romanında olduğu gibi olayı sonlandırmak ve sonuca bağlamak için kullanılırken Ölmeye Yatmak ve ?ntihar romanlarında olduğu gibi kisinin psikolojisini verme yoluyla toplumsal durumu yansıtmak için, Karanlığın Günü, Unutma Bahçesi ve Tekillesme romanlarında ise akıl hastanelerinin simgesel kullanımıyla toplumu ve toplumun içinde bulunduğu durumu anlatma bağlamında; kimi zamansa Araf ve Mahrem'de olduğu gibi yalnızca yardımcı bir öğe olarak kullanılmıs ve anlama derinlik katmıslardır.
Zekâ (inceleme-metin-dizin)
Bu çalışmada, 1912, 1913 ve 1914 yıllarında 34 sayı olarak yayımlanan Zekâ dergisinin tüm sayıları ele alınmıştır. Zekâ dergisinin yayın hayatı toplam 3 yıl sürmüştür. Döneminin siyasi olaylarından dolayı yayın hayatına 16 aylık bir ara vermiştir. Zekâ dergisi genel olarak felsefi ve ilmi ağırlıklı bir dergidir. Çalışmamızda derginin içeriğinin tamamı incelenmiş, tasnif ve tahlili yapılmıştır.Derginin yayımlandığı dönemin daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla Osmanlı Devletinin son dönemiyle ilgili siyasi ve sosyal olaylara yer verilmiştir. Devrin düşünce hayatına etki eden fikir akımlarından bahsedilmiştir. Derginin şekil ve muhteva özellikleri ele alınmıştır. Yazar ve konu türlerine göre dizin yapılmıştır. Derginin yazar kadrosuyla -ana kadrosunda olanlar daha detaylı- ilgili bilgi verilmiştir. Dergide az sayıda yer alan edebi yazılardan büyük bir kısmı da seçme metin olarak transkribe edilmiş ve çalışmada yer almıştır. Çalışmanın sonuna ek olarak derginin künyesi ve dergiden seçilen bazı örnek sayfalar eklenmiştir.Anahtar Kelimeler: Yeni Türk Edebiyatı, basın, dergi, zekâ, batılılaşma, materyalizm, Baha Tevfik, felsefe, ilim.
Namık Kemal'in düşünce dünyasında yerlilik olgusu
Osmanlı devleti, Batı?nın siyasal ve kültürel etkisini 19. yüzyılda kuvvetli bir şekilde hissetmeye başlar. Bu dönem aydınlarımız yeni bir medeniyet anlayışının tezahürü olan Batı medeniyetini, bir ruh ve zihin karmaşası içinde izler ve tavırlarını belirlemeye çalışır. İçinde yetiştikleri kültürden bambaşka dinamiklere sahip olan bu yeni anlayış, onları ciddi bir anlama-karşılaştırma-çözümleme etkinliğine sevk eder.Bu dönemin en önemli isimlerinden biri olan Namık Kemal?in değişik türlerde ve zamanlarda ortaya koyduğu şiirleri, tiyatro eserleri ve özellikle de makaleleleri kendi anlama-çözümleme çabasını yansıtan değerli ürünlerdir. Namık Kemal, sanatçı kimliğinin ötesinde düşünür olarak da ortaya koyduğu fikirlerle döneminde ciddi bir etkiye sahiptir. Avrupa medeniyeti karşısında aldığı tavır, eserlerinde ortaya koyduğu düşünce iklimi en açık şekilde onun makale ve mektuplarında görülebilmektedir. Sanatçının edebî ürünleri şimdiye kadar çok değişik açılardan incelenmiştir. Onun düşünce dünyası ve bu dünyayı oluşturan temel öğeler çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Çalışmamızda makale ve mektuplarından hareketle sanatçının düşüncesini oluşturan temel unsurları ortaya koymayı amaçladık. Anahtar Kelimeler: Yerlilik, Edebiyatta Yerlilik, Namık Kemal, Tanzimat, Batılılaşma.
Necip Fazıl Kısakürek'in hikâye ve romanları üzerine bir araştırma
Şair olduğu kadar hikâye ve roman yazarı da olan Necip Fazıl, 20. yüzyılın edebî hayatı içerisine hem sanat hem de düşünce eserleriyle önemli katkıları olmuş bir şahsiyettir. Necip Fazıl, bu özelliklerinin yanına tiyatro yazarlığı, hatiplik ve gazetecilik vasıflarını da eklemiş, üstelik bütün bunları birbirini çelmelemeden yürütmüştür. Ayrıca yazar ve eserinin birbirinden ayrılmaz bütünlüğü içerisinde dünya görüşünü de ifade etmeye çalışmıştır. Şiirindeki yerli ve kendine özgü olma endişesi, dünya görüşüne de yansımıştır. Bu durum ona şair ve düşünür olma vasıflarının yanında, çağdaş bir yazar vasfı da kazandırmıştır.Necip Fazıl kendisinin şiir diline benzer bir dil ile hikâye-roman dilini buluşturmuş ve kendine özgü bir nesir dili meydana getirmiştir. Bu dille ayrıca edebî, dinî ve biyografik eserler yazmıştır. Gerek "O ve Ben" ve "Kafa Kâğıdı" gibi otobiyografik kitapları, gerekse "Çöle İnen Nur" gibi geleneksel nesir türünün modernize edilmiş örnekleri ile Necip Fazıl, etkili ve taklit edilerek benzerleri üretilen bir nesir yazarlığı ortaya koymuştur. Bu çalışmada Necip Fazıl'ın, hikâye ve roman yazarlığı üzerinde durulmuş, bu çerçevede Türk Edebiyatı'na kazandırdığı Hikâyelerim, Aynadaki Yalan, Kafa Kâğıdı ve Meş'um Yakut eserleri, edinilen bilgiler ışığında değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Necip Fazıl, şair, mistik, hikâye, roman, sanatçı.
Afyonkarahisar'da Nur dergisindeki edebi yazıların incelenmesi
Afyonkarahisar'da Nur dergisi, Afyonkarahisar'ın basın-yayın tarihinde önemli bir yere sahiptir. Dergi bu önemini Afyonkarahisar'ın Millî Mücadele'deki yerinden ve derginin, genç Cumhuriyet'in kuruluşundan hemen sonra yayımlanmaya başlamasından almaktadır. Milletlerin bilinçlenmesi için yapılacak en önemli çalışmalardan biri de geçmişi aydınlatmaktır. Afyonkarahisar'ın kültür tarihinde saklı bir hazine olduğunu düşündü-ğümüz Afyonkarahisar'da Nur dergisi üzerinde yapılacak bütün çalışmaların bu açı-dan önem taşıdığını düşünüyoruz. İncelemesini yaptığımız Afyonkarahisar'da Nur dergisi, 1 Mayıs 1924 ile 30 Ağustos 1928 tarihleri arasında, yani Millî Mücadele'nin hemen akabinde yayımlanmaya başlanmıştır. Özellikle Millî Mücadele'yi ve dönemin şartlarını anlayabilmek açısından bu dergide yayımlanmış her yazının ayrı bir önem taşıdığı kanaatini taşıyoruz. Derginin ilk sayfasındaki "On beş günde bir çıkar ilmî, edebî, iktisadi mecmua" sözleri derginin kimliğini özetler mahiyettedir. Afyonkarahisar'da Nur dergisinin ilk sayısının birinci sayfasında, Tahrir Heyeti, derginin çıkış gayesini şöyle özetlemiştir: "Maksadımız gençliğin irfan sahasında terakkisine hizmet etmek, İstiklal Harbi'mizin şanlı bir sulhla tetevvüc etmesi milletimize nasıl yaşamak imkânı bahşetmişse; ilim ordu-sunun da azimkâr bir seciye ile yetişerek muvaffakiyetler ibda etmesi refah ve saadetimizi temin edecek. Vatan, millet ancak bu suretle payidar olacak ve bu suretle şenlenecektir. Münevver dimağlara olan ihtiyacımızı idrak etmeyenlerimiz elhamt yoktur, işte biz de elimizden gelirse bu hususa ehemmiyet atfetmek istiyoruz. Tevfiki Allah'tan bekleriz." Bu çalışmada dergideki yazılar türlerine, yazar adına ve dergi sayısına göre sınıf-landırılarak araştırmacıların istifadesine sunulmuştur. Afyonkarahisar'da Nur dergisi ile alakalı araştırma yapacaklara bu çalışmamızın kolaylık sağlamasını umut ediyorum.
Emine Işınsu'nun tarihî romanları üzerinde bir inceleme
Bu çalışmada, Cumhuriyet dönemi yazarlarından Emine Işınsu'nun tarihî romanniteliği taşıyan dört romanını (Ak Topraklar, Bayram, Bukağı, Cumhuriyet Türküsü)ele alarak bu romanları vak'a, şahıs kadrosu, mekân ve zaman açısından inceledik.Yapılan tarihî roman tanımlarından hareketle; yazarı tarafından gözlenmemiş, hâdiselerigerçeğe yakın, sanatsal bir biçimde aktaran romanları çalışmamıza dâhil ettik.Tarihî roman; tarihin bir yansıması değil, tarihin kurgulanarak yenidenyorumlanmasıdır. Emine Işınsu, bu görüşe bağlı kalarak geçmişe hem o devringözüyle, hem de şimdiki yaşam felsefesiyle yaklaşmış; tarihî vak'aları, kahramanları,zamanı ve mekânı çağın atmosferine uygun bir biçimde sunmuştur. Ak Topraklar'daTürklere Anadolu'nun kapılarını açan Malazgirt zaferi tarihsel gerçeklik altındasunulmuştur. Son dönemde yazdığı Bayram ve Bukağı'da büyük mutasavvıflardanHacı Bayram Veli ile Niyâzî Mısrî'nin yaşamı ve öğretilerine değinilmiştir.Cumhuriyet Türküsü'nde ise, Millî Mücadele yıllarının heyecanı ele alınmıştır. Sosyalgerçeklerden oluşan zaman ve mekân, tarihî ve kurmaca kahramanlarla bütünleşmiştir.Eserlerde, işlenen döneme uygun bir dil tercih edilmiştir.ANAHTAR KELİMELER: Emine Işınsu, Tarih, Tarihî Roman, TarihininAktarılması, Kurgu, Üslûp
Mustafa Kutlu'nun hikâyelerinde şahıs kadrosu
Mustafa KUTLU'nun hikâyelerinde şahıs kadrosu konulu tezimizde Cumhuriyet döneminin tanınmış hikâyecilerinden olan Mustafa KUTLU'nun sanatçı kişiliğini ortaya koymak, hikâyelerindeki şahıs kadrosu ile Türk toplumunu meydana getiren bireyler arasındaki benzerlikleri belirlemeyi, Türk insanının Mustafa KUTLU'nun hikâyelerine nasıl, ne şekilde, hangi özellikleriyle yansıtıldığını tespit etmeyi amaçladık.Çağdaş hikâyecilere göre, içinde yaşadıkları toplumun, çeşitli yönleriyle sanat eserine yansıması çok önemlidir. Onlar topluma adeta bir ayna tutarak, onu bütün yönleriyle eserlerinde yansıtmaya çalışırlar. Mustafa KUTLU da hikâyelerinde Türk toplumunu çeşitli kesimleriyle tanıtmaya büyük bir önem verir. Bunun akademik bir çalışmayla ortaya konulması, modern Türk hikâyeciliğinin gelişim çizgisinin ortaya konulması açısından son derece önemlidir.Cumhuriyet dönemi Türk hikâyesinin gelişiminin ortaya konulması, tek tek bu dönemin hikâyecilerinin incelenmesine bağlı olduğundan, Mustafa KUTLU ile ilgili yapılan bu çalışmayla Cumhuriyet dönemi Türk hikâyesinin gelişim çizgisinin ortaya konulmasına önemli bir katkıda bulunulacaktır.Tez beş bölümden oluşmuştur:1. Modern Türk Hikâyeciliğinin Gelişimi. 2. Mustafa KUTLU'nun Hayatı ve Sanatı. 3. Mustafa KUTLU'nun Hikâyeleri. 4. Mustafa KUTLU'nun Hikâyelerindeki Şahıs Kadrosu. 5. Sonuç.
Türk öykücülüğünde 1950 kuşağı ve varoluşçuluk
Türk öykücülüğü içinde 1950 Kuşağı, hem dil hem de biçimsel denemeler yönünden ayrı bir yere sahiptir ve öykücülüğümüzün modernleşmesinde bir dönüm noktasıdır. Bu yıllarda öykülerini yayımlamaya başlayan öykü yazarları, batı edebiyatına ve felsefesine duydukları ilgiyle kendi yazınlarını harmanlayarak öykücülüğümüzde yeni bir anlayışın temsilcisi olmuşlardır. Öykülerde; varoluşçuluğun da etkisiyle özgürlük, yabancılaşma, yalnızlık ve ölüm temalarının sıklıkla kullanıldığı görülmektedir. Bu tezde; varoluşçuluğun 1950 Kuşağı üzerindeki etkisi incelenmiş ve öykülerden alıntılarla bu etki gösterilmeye çalışılmıştır. Ayrıca varoluşçuluğun daha iyi anlaşılması için bu felsefenin temel anlayışı ve özellikleri açıklanmıştır.
Orhan Aras'ın hayatı ve eserleri üzerinde bir değerlendirme
Bu çalışmada Almanya'da yaşayan, gurbetçi yazar Orhan Aras'ın yaşamı ve yapıtları incelenmiştir. İlk edebi eserini 1990 yılında Almanya'da yazdığı Karabağ'ın Gözyaşları adlı şiir kitabıyla edebiyat dünyasına sunan Aras'ın şiirin yanında, romanları ve siyasi yazıları vardır.Bu çalışmanın amacı, yazarın yapıtlarını inceleyip edebiyat tarihindeki yerini belirlemektir. Tezimiz üç bölümden ibarettir. Birinci bölümde Orhan Aras'ın hayatı, edebî kişiliği ve eserlerinin listesine yer verilmiş, ikinci bölümde Orhan Aras'ın eserleri yapı ve tema bakımından incelenmiş ve son bölümde ise eserleri dil ve üslup yönünden değerlendirilmiştir.
Samim Kocagöz'ün hikâyelerinin tematik açıdan incelenmesi
Samim KOCAGÖZ 1916?1993 yılları arasında yaşamış, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı'nın önde gelen yazarlarından biridir. Sanatçı; hikâye, roman, oyun, makale, inceleme, anı gibi çeşitli edebi türlerde pek çok eser vermiştir. Bu çalışma Kocagöz'ün on iki hikâye kitabında yer alan toplam yüz kırk sekiz hikâyesini kapsamaktadır.Çalışmamız Samim KOCAGÖZ' ün hayatı, hikâyelerinin tematik açıdan incelenmesi, mülakat, eserleriyle ilgili bazı dokümanlar ve kaynakçadan oluşmaktadır.Giriş bölümünde tema kavramı üstünde durulmuş ve başlangıçtan günümüze Türk öykücülüğünde görülen temalar genel olarak tanıtılmıştır. Bu tarihsel süreç içerisinde Kocagöz'ün yeri belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca sanatçının hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir.Birinci bölümde Samim KOCAGÖZ' ün hikâyeleri tematik açıdan tasnif edilip bu temaların en belirgin şekilde işlendiği hikâyeler tanıtılmıştır.Son bölümde yazarın oğlu Şükrü KOCAGÖZ'le yaptığımız Samim KOCAGÖZ'ün hayatı ve eserleri hakkındaki yayınlanmamış mülakat verilmiştir. Kaynakça kısmındaysa çalışma boyunca faydalanılan eserler alfabetik sırayla yazılmıştır. Ayrıca farklı yerlerde sanatçı hakkında yazılan yazıların bibliyografyası da burada verilmiştir.
Nasır Mensuri'nin Avava romanı üzerine bir inceleme
Bu tez Nasır Mensuri'nin Avava adlı eserini incelemek için yapılmıştır. Nasır Mensuri, 1952 yılında Azerbaycan'ın Miyana şehrinde doğmuştur. Dil çalışmalarına ağırlık veren yazarın Qaraçuxa ve Avava olmak üzere iki adet romanı vardır.Tezin konusu olan yazar Nasır MENSURİ'yi seçmemizin nedeni, onun Güney Azerbaycan'daki modern edebiyatın en önemli temsilcilerinden birisi olmasıdır.Nasır Mensuri'nin Arap alfabesi ile yazılmış olan 342 sayfalık Avava adlı eseri, önce Latin alfabesine aktarılmış daha sonra incelenmiştir. Romanın birçok açıdan tahlili yapılmıştır. Böylece Güney Azerbaycan Edebiyatı Türk okuyucusuna bir nebze de olsa tanıtılmak istenmiş, Azerbaycan Edebiyatı hakkında başvurulabilecek kaynaklara bir tane daha eklenmesi hedeflenmiştir.Tezde öncelikle Güney Azerbaycan Edebiyatı hakkında genel bilgi verilmiştir. Daha sonra Nasır Mensuri'nin hayatı, edebi yaşamı ve eserleri konusuna kısaca değinilmiştir. Nasır Mensuri ile ilgili bilgilerden sonra ise önce Postmodernizm açıklanmış ardından Avava romanının özeti verilmiştir. Son olarak roman; şahıs kadrosu, zaman, mekân ve olay örgüsü başlıkları altında ele alınmıştır.Romanın kahramanı adı söylenmeyen Kadındır. Onun dışında Esirlik Tanrısı ve Humay da eserin 2. derece kahramanlarındandır. Roman geri dönüşlerle Kadının özellikle üniversite ve sonrasındaki hayatını anlatmaktadır. Esirlik Tanrısı ve Humay da Kadının hayatına en büyük etkiyi yapan iki insan olduğu için önem kazanır.Sonuçta, Postmodernist bir eser olan bu roman Güney Azerbaycanın modern edebiyat alanında verilmiş en güzel örneklerinden birisini oluşturmaktadır.Anahtar Kelimeler: Avava, Nasır Mensuri, Güney Azerbaycan.
Muvakkıt Mustafa B. Ali Rumi'nin Hall-i Daire-i Muaddil'i(Çeviri yazılı metin gramer incelemesi )
Bu çalışmada Manisa İl Halk Kütüphanesi Yazma Eserler Bölümünde ?45 Hk 1479? numarada kayıtlı olan Muvakkıt Mustafa Bin Rumi tarafından 16. yüzyılda yazılmış Hall-i Daire-i Muaddil incelenmiştir. Hall; karışık bir işi sona erdirme, çözme anlamına gelir. Muaddil de düzelten, denkleştiren anlamına gelir. Eserde müellif tarafından; gök cisimlerinin hareketlerinden yola çıkılarak hesaplamalar yapılmış, bu hesaplamalara göre de namaz ve sahur vakitleri belirlenmeye çalışılmıştırSanat kaygısıyla yazılmadığından ve öğretme amacı güttüğünden eserin dili oldukça sade ve yalındır. Astronomi alanıyla ilgili ve kısmen de bilimsel bir eser olması nedeniyle çok sayıda terim kullanılmıştır. Arapça ve Farsça o dönemde Türkçe üzerinde tesirli olduğu için eserde çok sayıda Arapça ve Farsça terim vardır.Bu çalışmada Hall-i Daire-i Muaddil'in çeviri yazısı yapıldıktan sonra eserin imla özellikleri, biçim bilgisi ve ses bilgisiyle ilgili özellikleri incelenmiştir. Çalışmanın asıl amacı, 16. yüzyılda astronomi alanında yazılmış bir metnin gün ışığına çıkarılmasıdır ve o döneme ait bilimsel bir eserin dil ve imla özelliklerinin de ortaya konulmasıdır.
Naşide Gökbudak'ın ilk on romanındaki şahıs kadrosu üzerine bir inceleme
Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, Naşide Gökbudak'ın ilk on romanındaki şahıs kadrosu incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmelerde roman incelemesi ve psikanalitik eleştiri kuramı ölçüt alınmıştır.Çalışmamızın birinci bölümünde giriş başlığı altında, yazarın hayatı, romanlarının özellikleri, kullanılan yöntem ve teknik hakkında bilgi verilmiştir.İkinci bölümde her romanın özeti yapılmış, vakanın zuhurunda yer alan şahıslar incelenmiş, dekoratif unsur durumundaki kahramanlardan söz edilmiştir. Bu incelemelerin her birinin sonunda şahıs kadrosu üzerinde toplu bir değerlendirmeye de yer verilmiştir.Üçüncü bölümde, yaptığımız çalışmanın tamamından elde ettiğimiz bilgiler sonuç bölümü olarak yazılmıştır.Bibliyografyada, çalışmamıza katkıda bulunan kitaplara, makalelere ve internet adreslerine yer verilmiştir.Eklerde ise yazarın kendi yazıp gönderdiği özgeçmişine ve yazar ile bizzat tarafımdan yapılmış bir görüşme metnine yer verilmiştir.
Turgut Özakman'ın ilk dönem tiyatro oyunlarında şahıs kadrosu
"Turgut Özakman'ın İlk Dönem Oyunlarında Şahıs Kadrosu" adlı bu çalışma yazarın hayatını, sanatını ve tiyatro eserlerindeki şahıs kadrosunu incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada özellikle oyunların şahıs kadrosu ayrıntılı olarak incelenmiştir. Çalışma üç bölümden oluşur. İlk bölümde Tanzimat'tan Turgut Özakman'a kadar Türk tiyatrosunun gelişimi, ikinci bölümde yazarın hayatı, mizacı ve sanatı, üçüncü bölümde ise oyunların tanıtımı ve oyunlardaki şahıs kadrosunun fonksiyonları ve tipleri bakımından incelenmesi yer almaktadır. Sonuç bölümünde yapılan araştırma ile ilgili bulgular bir araya getirilerek değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Turgut Özakman, Türk Tiyatrosu, ġahıs Kadrosu, Tiyatro, 1950 KuĢağı.
Ahmet Ümit'in romanlarında tarih ve mit
Ahmet Ümit'in Romanlarında Tarih ve Mit adlı bu çalışma, Ahmet Ümit'in eserlerini, tarih ve mit bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır. Tezin "Giriş" kısmında tarih ve mit açıklanıp bu iki unsur ayrıntıları ile ele alınmış; mitolojinin ve tarihin edebiyatla ilişkisi anlatılmaya çalışılmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Türk edebiyatında tarihi roman ve mitolojik roman verilmeye çalışılmış, mitolojinin Türk edebiyatındaki teşekkülü hakkında bilgi verilmiş; tarih, mit ve edebiyat ilişkisi anlatılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde Ahmet Ümit'in hayatı, mizacı, eserleri ve sanat hayatı üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölüm çalışmanın en hacimli bölümüdür. Bu bölümde, Ahmet Ümit'in eserlerinde tarih ve mitolojiye ait unsurlar tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu unsurlar tespit edilirken eserlerin zaman, mekân, kişi ve olay ögeleri derinlemesine incelenmiştir. Ayrıca bu bölümde incelenen bütün romanların tanıtımı da yapılmıştır. "Sonuç" kısmında ise Ahmet Ümit'in romanları hakkında bazı tespitler yapılmış, genel yargılara ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ahmet Ümit, roman, mit, tarih.
İnkılap gazetesi üzerine bir inceleme (Değerlendirme-dizin)
1 Mart 1957'de ilk sayısı neşredilen İnkılap gazetesi toplam 3171 sayı yayımlanır. 1 Mart 1957 – 27 Temmuz 1960 yılları arasında gazetenin imtiyaz sahibi Memiş Yazıcı, 28 Temmuz 1960 – 24 Eylül 1961 tarihlerinde Fuat Muhasiboğlu, 25 Eylül 1961 – 31 Aralık 1966 tarihleri arasında Mustafa Bayman olur. Üç ayrı imtiyaz sahibi bulunan gazetede, yazar kadrosunda ve metin türlerinde çeşitlilik bulunur. Gazetedeki metinler, dönemin konjonktürü hakkında bilgi vermesi bakımından önemlidir. Bu çalışmada 1957 – 1966 yılları arasında neşredilen İnkılap gazetesindeki edebi metinler incelenecek ve bu metinler tür olarak kategorize edilecektir. Bununla beraber gazetede tespit edilen metinlerin hepsi kronolojik olarak sıralanacaktır. Kronolojinin kapsamlı olmasının sebebi tezimizin pek çok alana katkı sağlamasını istediğimizden dolayıdır.
Haşim Nahit Erbil Hayatı Sanatı Fikirleri
Bu çalışmada Haşim Nahit Erbil?in hayatı, sanatı ve fikirleri üzerinde durulmuştur. Tezin asıl bölümlerine geçilmeden önceki ?Giriş? kısmında, Haşim Nahit Erbil?in Türkiye?ye geldiği dönemdeki fikir ve edebiyat ortamı kısaca ele alınmıştır. Daha sonra, yazarın eser verdiği dönemdeki siyasî ve kültürel gelişmeler değerlendirilmiştir. Böylece Haşim Nahit Erbil?in bu süreç içindeki yeri belirtilmiştir. Tezin asıl inceleme kısmı ise, üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm; yazarın doğumundan ölümüne kadar hayatının önemli safhalarını, beslendiği kültür kaynakları ile fikir ve sanat dünyasındaki çalışmalarını içermektedir. Ayrıca, yazarın kitap halinde bastırdığı on üç eseriyle ilgili değerlendirmeler yapılmıştır. Tezin ikinci ana bölümü, yazarın ?Kültür Çevresi ve Sanat Dünyası?nın incelenmesine ayrılmıştır. ?Haşim Nahit Erbil?in Kültür Çevresi, Güzel Sanatlara Ait Değerlendirmeleri, Eser Verdiği Türler? şeklinde üç alt başlığa ayrılan bu bölümde, yazarın otuz üç farklı gazete ve dergide yayımladığı beş yüzden fazla çalışması ele alınmıştır. Ayrıca yazarın şiir, hikâye, piyes, makale gibi çeşitli türlerdeki eserleri, konu ve üslûp özellikleri ile incelenmiştir. Tezin üçüncü ana bölümü ise, Haşim Nahit Erbil?in ?Fikir Dünyası?nın incelenmesine ayrılmıştır. Gerek yazarın araştırmacı mizacı gerekse dönemin karmaşık yapısı sonucu yoğunlaşılan bu bölüm, ?Irak Türkleri ve Haşim Nahit, Haşim Nahit Erbil?in Millî Meselelere Bakışı, Eğitim Anlayışı, Kültürel Değerler Hakkındaki Kanaatleri, Ekonomik Meselelere Bakışı? şeklindeki beş alt başlıktan oluşmaktadır. Bu başlıklar, meselelerin fazlalığı nedeniyle, elli madde etrafında değerlendirilmeye çalışılmıştır. Böylece Haşim Nahit Erbil?in eserlerinden hareketle, dönemin siyasî ve toplumsal değişimlerine de ayna tutulmuştur. Sonuç bölümünde Haşim Nahit Erbil?in edebî özellikleri, ilmî çalışmaları ile bunların düşünce ve edebiyat tarihimiz içinde ne anlam ifade ettiği özetlenmiştir. Tezin sonuna eklenen bugüne kadarki en geniş kapsamlı ?Haşim Nahit Erbil Eserleri Bibliyografyası? ile, aynı konuda çalışacaklara yardımcı olmak amaçlanmıştır. Anahtar Sözcükler 1. Haşim Nahit Erbil?in hayatı 2. Haşim Nahit Erbil?in sanatı 3. Haşim Nahit Erbil?in fikirleri 4. Haşim Nahit Erbil eserleri bibliyografyası 5. Kültürel değerler
Mısır kamplarındaki Türk esirlerin çıkardıkları süreli yayınlar -inceleme,dizin, seçilmiş metinler
Birinci Dünya Savaşı'nda çeşitli cephelerde çoğunlukla İngiltere ile mücadele eden Osmanlı Devleti, savaştan mağlup olarak ayrılmış ve yine başta İngiltere olmak üzere Rusya, Fransa, Romanya, İtalya gibi ülkeler tarafından askerleri esir edilmiştir. İngilizler Türk esir askerleri Mısır'da inşa ettikleri Turra, Seydibeşir, Heliopolis, Rasel Tin, Bilbeis, Maadi adlı kamplarda tutumuşlardır. Rusya'ya, Korksika'ya ya da Burma'ya götürülüp kamplara yerleştirilen esirlere nazaran coğrafî açıdan çok fazla yabancılık çekmeyen Mısır'daki Türk askerleri, millî bilinç ve şuurla nevi motivasyon kaynağı olması, kamp içi iletişimle birlikte kampa yurt içinden ve dışından haber akışının sağlanması gibi amaçlar doğrultusunda süreli yayın faaliyetlerine başlamışlardır.1919-1920 yılları arasında çıkarılan ve teksir makinesiyle çoğaltılan Kızıl Elma, Kafes, Işık, Karikatür, Esaret, Badiye, Garnizon, Yarın, Tan, Nilüfer, İzmir, Türk Varlığı, Nasrettin Hoca, Sadâ ve Zincir olmak üzere 15 süreli yayının kütüphanelerdeki nüshaları tespit edilmiş ve bu çalışmada söz konusu dergi/gazetelerdeki edebî ve fikrî hareketlilik incelenmiştir. Kamp hayatına ilişkin bulgulara da bu süreli yayınlarda ulaşılmış ve çalışmaya dâhil edilmiştir. Ek olarak Tetebbuʻ, Hilal, Ocak, Dağarcık, gibi süreli yayınların -adları çeşitli ilan ve yazılarda görülse de- nüshalarına ulaşılamamıştır. Bazı dergilerin bütün sayılarına ulaşılırken (Yarın) bazılarının tam koleksiyonu tespit edilememiştir. Bu çalışmada bütün yazılar, süreli yayın ayırt etmeksizin, kronolojik olarak incelenmiş, dergi/gazetelerin bütün içerikleri tahlili fihrist ilebaşlığı altında sıralanmıştır. Süreli yayınlardaki edebî, fikrî faaliyetleri ve kamp hayatına ilişkin belirleyici bilgileri içeren bazı yazılar Latin esaslı Türk alfabesine aktarılarak konu yahut türlerine göre tasnif edilerek seçilmiş metinler olarak verilmiştir.
Mehmet Âkif Ersoy Ve Tevfik Fikret'in şiirlerindeki Tema karşılaştırması
Türkiye'de yaşanan Batılılaşma süreci Tanzimat öncesi döneme dayanmaktadır. Meşrutiyet Dönemi'nden itibaren toplum hayatında kendini hissettirmeye başlayan bu kavram, Cumhuriyet Dönemi'nde resmen programa girmiştir. Tanzimat'tan önce başlayıp Cumhuriyet'e kadar süren ve günümüzde de hâlâ devam etmekte olan Batılılaşma, Türk toplumu için bir değişim sorunudur. Batılılaşma sürecinde özellikle Osmanlı'nın son dönemlerinde "yeni aydın tipi" topluma sunulmuştur. Batılılaşma süreci içerisinde idari, askeri, toplumsal alanda ve eğitim alanında pek yok yenileşme hareketine gidilmiştir. Bu süreçte, "Batılılaşmak" tek çözüm yolu olarak görülmüştür. Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde içine düşülen sıkıntılı durumdan kurtulma arayışına girilmiş ve dönemin düşünce adamları "yeni aydın tipi" adı verilen bir kurtarıcı aramaya başlamışlardır. Tevfik Fikret'in "Haluk tipi" ve Mehmet Akif'in "Asım tipi" buna en güzel örnektir. Tanzimat döneminden Cumhuriyet yıllarına kadar geçen zamanda ortaya konulan metinler içinde dikkati çekmeyi başaran gelecek tasavvurları da bulunmaktadır. Birer bürokrat, aydın özelliği ve sorumluluğu da yüklenen yazarlar, toplumları için mükemmel bir gelecek tasavvur etmişlerdir. Sürecin içinde Tevfik Fikret ve Mehmet Akif gibi şairler bu özellikleri ile belirgin bir şekilde öne çıkarlar. Bu şairlerin birincisinde Hümanist ve ilerlemeci; ikincisinde modern ve İslami zihniyet, gelecek tasavvurunun temel yapısını oluşturur. İki şair de "bugün" ün kötü olduğu konusunda ortaktır; ama önerdikleri veya hayalini kurdukları gelecekler konusunda ayrılırlar. Fikret'in oğlu Haluk; Akif'in ise arkadaşının oğlu Asım üzerinden geleceği kurgulaması da ortak bir tavır olarak görülebilir. Şairler, "kötü olan bugün" ün içinde yaşamaktadırlar; "oğullar" ise mükemmel olan geleceği hem kuracaklar hem de onun birer üyesi olacaklardır. Fakat iki oğuldan beklenenler oldukça farklıdır.
Kerim Korcan'ın eserleri ve edebiyatımızdaki yeri
Kerim Korcan, 31 Ocak 1918 tarihinde Adapazarı'nda fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. İlk hikâyesi, 1962 yılında Milliyet gazetesinin açtığı yarışmada ikincilik ödülü alır. Yazarlık hayatı bu yarışmada kazandığı dereceyle başlar. Yaşamının bir kısmını hapishanede geçiren Korcan buradaki gözlemlerine dayanarak roman ve hikâyeler kaleme almıştır. Yazdığı eserlerinde gözleme önem vermiş ve bu gözlemciliği eserlerinin başarısını artırmıştır.Kerim Korcan roman ve hikâye türlerinde eser vermiş bir yazarımızdır. Yayımlanan altı romanı ve dört hikâye kitabı çalışmamızda yapı, tema ve anlatım özellikleri bakımından incelenmiştir.Kerim Korcan'ın roman ve hikâyelerinde ele aldığı konulardan biri hapishane yaşamıdır. Hapishane bir mekân olarak dış dünyadan bağımsız olmayan, dışarısıyla paralellik arz eden bir yapıya sahiptir. Bu özelliğiyle hapishanede yaşayan insanlar yöneticilerin tutumundan, adalet mekanizmasındaki aksaklıklardan ve maddi imkânsızlıklardan büyük sıkıntı çekmişlerdir.Kerim Korcan'ın eserlerinde ele aldığı diğer bir konu ise toplumsal yaşamda insanların daha rahat yaşabileceği, ezen ve ezilenin olmadığı, herkesin eşit haklara sahip olduğu, herkesin çalışıp emeğinin karşılığını hak ettiği ölçüde aldığı bir dünyanın kurulması için mücadele edilmesi gereğidir. Bu konuda kendisi bir mücadele içine girmiş olan yazar, insanlara böyle bir dünya için eserleri aracılığıyla çeşitli önerilerde bulunmuştur.Korcan, Türk edebiyatında eser verdiği 1962 ile 1990 yılları arasında toplumcu bir çizgiyi takip etmiştir. Türk edebiyatına Arap Kadir, Tatar Ramazan gibi önemli karakterleri kazandırmıştır. Öyle ki bu karakterlerden bazıları kendisinden daha tanınır hâle gelmiştir.
Romancı kimliğiyle Attila İlhan
Bu çalışmada 1925-2005 yılları arasında yaşamış, yazın dünyasının pek çok alanında eser vermiş olan Attila İlhan'ı romancılığı yönünden ele almaya çalıştık.Temelde üç ana bölüm halinde düzenlediğimiz çalışmanın birinci bölümünde Attila İlhan'ın hayatı, romancı kimliği ve eserlerinin listesini sunduk.İkinci bölümde, Attila İlhan'ın toplam on iki romanını sanatçının romancılık anlayışında bir temel kabul ettiğimiz `ekonomik ve tarihi yapılanmayı' göz önünde bulundurarak oluşturduğumuz sınıflamaya bağlı kalarak yapısal ve tematik bakımdan çözümlemeyi denedik. Romanları `topluma yabancılaşan aydın', `toplumu tarihsel süreç içerisinde yapılandırmaya hazırlanan aydın' ve `yapılandıran aydın' kimliğinin yönlendirdiği bakış açısıyla üç bölüm halinde değerlendirirken Fena Halde Leman ve Haco Hanım Vay romanlarını bu sınıflandırmanın dışında, insanın ?ağırlıklı biçimde- kişisel diyalektiğini belirlemede cinselliği temel alarak başka bir bölüm halinde değerlendirdik.Üçüncü bölümde, Attila İlhan'ın dili kullanma biçim ve üslubunu romanlardan yapılan örneklemelerle yorumladık.Çalışmanın sonuna ise Attila İlhan'ın romancı yönünü aydınlatacak bir kaynakça ekledik.Anahtar Sözcükler: tarihi roman, nehir-roman, cinsellik, tema, yapı, çözümleme
Yusuf Atılgan'ın romanlarının psikanalitik açıdan incelenmesi
ÖZET " Yüksek Lisans Tezi Yusuf Atılgan'ın Romanlarmuı Psikanalitik Açıdan İncelenmesi Arzu ÖZDEMİR Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı 2005, Sayfa: xii+ 163. İnsan davranışlarının sebeplerini daha iyi anlayabilmek dolayısıyla insanı daha doğru bir şekilde tanıyabilmek için kullanılan psikanalitik eleştiri yöntemi, edebi eserlerin yorumlanmasına geniş bir açı kazandırmıştır. Temelde Freud'un bilinçaltıyla ilgili savlarına dayanan bu yöntem, edebi eserlerdeki karakterlerle okuyucu arasındaki eşduyumsallığı artırıcı bir işlev görür. Yusuf Atılgan, insan tekinin ruh iklimlerine girebilmişliğini romanlarında çarpıcı bir şekilde yansıtan son dönem Türk edebiyatının önde gelen isimlerindendir. Bu yüzden eselerinin psikanalitik eleştiriye tabi tutulmadan yorumlanması, onun yazar kimliğinin sergilenmesinde bir engel olarak düşünülmelidir. Türk edebiyatındaki büyük bir eksikliği gidermek amacıyla hazırlanan bu yüksek lisans tezinde, romanlarının psikanalitik incelenmesi, üç ana başlık altında yapılmıştır. "Bilinçaltından Gün Işığına" adlı birinci bölümünün Freudyen bakış açısı temel alınarak yürütülmesi uygun görülmüştür. Bu bölümde Freud'un kuramlanndan yola çıkılarak bireyin ilk çocukluk döneırünin bilinçaltına kazılmış görüntüleri sergilenmeye çalışılmıştır. "Benini Arayan Bireyin İletişimsizliği" bölümünde ise romanlar, daha çok ego psikologlarının görüşleri ışığında incelenmiştir. "Ben ve Öteki İlişkisi" isimli bölümde de bireyin öteki 'lerle olan ilişkisi üzerinde durulduğundan ben' i başkalarıyla birlikte inceleyen analistlerin görüşlerinden faydalanılmıştır. Açar Sözcükler: psikanaliz, sevgisizlik, horlanma, ölümseverlik, yalnızlık
Turgut Uyar'ın şiirlerinin yapı ve tema bakımından incelenmesi
Turgut Uyar, yasam çıkıslı bir siir yazma gayreti içinde olmus, yasamda olup bitenleri basarılı bir sekilde siirin estetik ortamına çıkarmayı/ aktarmayı basarmıstır. Uygarlığın/ modernitenin geldiği en son hâli, insanın iç ve dıs uyumunun bozulmasında ve doğayla olan irtibatının koparılmasında yegâne etken olarak görür. Bu nedenle siirinde, mutluluktan çok mutsuzluk getirdiğini iddia ettiği bilim ve teknoloji birikimlerinin protestosu çok yaygındır. Buna mukabil tabiat içinde, moderniteden uzak, neredeyse ilkel bir insan ve toplum düsü kurar. Aslında bunu hayalden çok sairin insanlığa bir önerisi/ kurtulus reçetesi olarak değerlendirmek gerekir. ?nsanın kendine ve nesline acımasızlığı karsısında tedirgindir, ümitsizlikten kaynaklanan bir bunalım duygusu yasar. ?nsan davranıslarına ve çağına sinmis anlamsızlık ve saçma duygularını, belli bir dönem siirine anlamsızlık penceresini açarak daha etkili anlatmayı basarır. Uyar, siirinin biçimini de söylediği seye göre ayarlamıstır. Yasam içerisinde her seyin bölünmüslüğü/ dağınıklığı gibi siirin sekli de belirsiz/ karmasık olmalıdır. Bu nedenle serbest siir onun asıl tarzını yansıtır. Bu durumda yazdıklarının siirsellik özelliklerini, basta kelime ve ibare yinelemelerine basvurmak suretiyle ritim ve ahenkle arttırmaya çalısır.
Mustafa Kutlu`nun hayatı, hikayelerinin tema ve yapı bakımından incelenmesi
ÖZET Mustafa Kutlu hikayeleriyle Türk edebiyatına yeni bir tarz kazandırmıştır. Batı edebiyatındaki yaratma faaliyeti olan "mimesis"e göre değil, şark edebiyatına mahsus yaratma faaliyeti olan "Tecrid"i esas alarak hikayelerini yazmıştır. Eserlerinin temel konularını; sosyal değişim, şehirleşme ve göç olgusu, tabiat, tasavvuf ve idealizm oluşturur. Yazar insanımızı iyi tanımış, onun çözülüşlerini, sıkıntılarını dile getirmiştir. Hikayeleri hangi zaman ve mekânda geçerse geçsin, hangi kahramanlardan bahsederse etsin hep bugünün insanına seslenir. Kutlu hikayelerinde son derece sade ve anlaşılır bir dil kullanmıştır. Cümleleri mümkün olduğunca kısa tutar. Az sözle çok şey ifade etmek ister. Böylece nesri nazma yaklaştırmış, bu da onun anlatımını şiirselleştirmiştir. Kutlu günümüzde yok olan veya yok olmaya doğru giden değerlerimize sahip çıkar. "Kökü mazide olan âti"ye ulaşmaya çalışır. Bunu yaparken okuyucuya da bir mesaj verir. Hikayelerinden tanıdığımız ayrıca; sinema, resim, desen, senaryo ve köşe yazarlığı gibi uğraşılan da olan Kutlu çok yönlü bir sanatçıdır. Bu yönlülüğü anlatımına görsel bir dil katar. Kullandığı görsel unsurlarla toplumsal değişimi ve bu değişimin psikolojisini iyi yansıtmıştır. İlk hikayelerinde Sait Faik ve Sabahattin Ali etkisi görülür. Bu hikayeleri klasik hikaye anlayışına göre yazmıştır. Yokuşa Akan Sular ile birlikte çerçeve hikayeciliğinin seçkin örneklerini vermeye başlar. Sonuç olarak Mustafa Kutlu, kendine has üslubuyla hikayeciliğimize ve dolayısıyla Türk edebiyatına özgün bir tarz kazandırmış ve edebiyatımızda yeni bir çığır açmıştır.
İnsan dergisi ve dergi etrafında gelişen edebi faaliyetler
In this study, we examined the "İnsan" Magazine which was one of most important magazines in 1938. We limited our study for first twenty five series of magazine considering the extensiveness of the subject. At the intreduct part of our study, information about political, socis cultural and literary development of era, which İnsan magazine ws published, has been given. At the first chapter literateur environment of th 1940's and the other magazines of era has been evaluated in gener structures. At the first part of our study a reason of existence and it's aim explained; about an author staff of magazine, supporters of magazine, e ideal of reader and politics of publishing has been explained. At the second part of our study evaluation of an articles in th magazine, poems and strories which is an litterateury writing has bee examined. According to their themes, these are examined on their commc evaluating. Types of novel and story in this magazine which is not examine has been tried to evaluate. Intellectual writing in this magazine, writing of i individual writing for a people, stories, trials, criticinsms, writings of rep translations and other writings has been evaluated. After that, anindex writing in this magazine has been prepared for an author's surname awdatyf of this writing.At the conclusion there has been an evaluation in general structure İnsan Magazine at Turkish literature and culture. At our study "Literary Environment Occuring Around İnsan Magazim our basic point is the magazine itself. While examining İnsan, when it needed memorials, biographies, history of literatures and sources whic illumunates the social-political surroundings of era have been applied. Since periodics were published, they have had a great role on our ide and art world progress. We think that; after such idea and art works, studied on newspapers and magazines like İnsan Magazines will take responsibility for writing a complete Turkish Literature and history of idea.
Çınaraltı dergisi etrafında oluşan edebi muhit
ÖZET YÜKSEK LİSANS TEZİ ÇINARALTI DERGİSİ ETRAFINDA OLUŞAN EDEBÎ MUHİT NECATİ TONGA GAZİ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ YENİ TÜRK EDEBİYATI BÖLÜMÜ 2004 Biz bu çalışmamızda 1940'lı yılların en önemli dergilerinden biri olan Çınaraltı dergisi üzerine bir inceleme yaptık. Çalışmamızı konunun genişliğini göz önüne alarak derginin ilk üç cildi ile sınırlandırdık. Çalışmamızın giriş bölümünde Çınaraltı dergisinin yayımlandığı dönemdeki siyasî, sosyal ve kültürel gelişmeler hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde 1940'lı yılların edebiyat ortamı ve dönemin diğer dergileri ana hatlarıyla değerlendirilmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde Çınaraltı dergisinin teşekkülü ve özellikleri üzerinde durulmuş, derginin adı, şekil ve muhteva özellikleri, edebî muhiti, yayın dönemleri incelenmiştir. Üçüncü bölümün birinci kısmında derginin ilk üç cildinin iki ayrı fihristi hazırlanmıştır. İkinci kısımda ise dergide yer alan yazılar değerlendirilmeye çalışılmıştır. Sonuç bölümünde ise Çınaraltı dergisinin Türk edebiyatı ve kültüründeki yeri üzerine genel bir değerlendirme yapılmıştır. Çalışmamızın sonuna Ziya Gökalp'in incelediğimiz dergiye isim kaynağı olan Çınaraltı adlı makalesi konulmuştur ve dergide yayımlanan şiirlerden bir seçme yapılarak bir Çınaraltı Şiir Antolojisi hazırlanmıştır.Çınaraltı Dergisi Etrafında Oluşan Edebî Muhit adlı çalışmamızda temel hareket noktamız derginin kendisi olmuştur. Çınaraltı'nı incelerken yeri geldikçe hatıra kitaplarına, biyografilere, edebiyat tarihlerine ve dönemin sosyal-siyasî ortamını aydınlatacak kaynaklara başvurulmuştur. Periyodikler, yayımlanmaya başlandığı yıllardan itibaren fikir ve sanat dünyamızın gelişmesinde büyük rol oynamışlardır. Fikir ve sanat eserlerinin kendilerinden sonra, Çınaraltı dergisi gibi dergiler ve gazeteler üzerine yapılacak çalışmalar eksiksiz bir Türk edebiyatı ve fikir tarihi yazmak hususunda önemli görevler üstlenecektir kanaatindeyiz.
Bekir Sıtkı Kunt'un hayatı, sanatı, eserleri
"Bekir Sıtkı Kunt'un Hayatı, Sanatı ve Eserleri" adlı araştırmamızın amacı cumhuriyet döneminde eserlerini veren Bekir Sıtkı Kunt'u hayatı, sanatı ve eserleriyle tanıtmak ve bütün olarak incelemektir. Yazı hayatına henüz öğrenci olduğu 1924 yılından sonra başlayan Bekir Sıtkı Kunt sosyal gerçekçi çizgide yazdığı hikayeleriyle tanınır. Yazarımız roman kaleme almamıştır. Bekir Sıtkı Kunt'un hikayelerini tanıtmayı ve hikayeciliğini belirlemeyi amaç edinen bu çalışma, Giriş ve Sonuç dışında iki bölümden meydana gelmektedir. İlk bölümde yazarın hayatı, sanatı, eserleri ve Hatay'ın Türkleşmesi'ndeki rolü birlikte ele alınmıştır. Tezin ikinci bölümünde ise Kunt'un hikâyeleri incelenmiştir. Hikâyeler yapı, zaman, mekan, şahıs kadrosu ve bakış açısına göre ayrı ayrı ele alınmıştır. Ayrıca hikâyeler tematik yönden değerlendirildikten sonra "toplumsal hayatta meydana gelen değişikler" açısından da yorumlanmıştır. Bu bölümün diğer alt başlığını ise hikâyelerin dil özellikleri açısından değerlendirilmesi oluşturmuştur. Yalnızca hikaye yazarı olarak tanınan Bekir Sıtkı Kunt'un incelendiği bu çalışmanın edebiyat araştırmalarına yardımcı olacağı kanaatindeyiz.
Türkiye'de "edebiyat sosyolojisi" yle ilgili araştırmalar, bakışlar ve yorumlar
Edebiyat eseri basit ve tek yönlü değil, karmaşık bir yapıyı gösterir. Çünkü bir edebiyat eseri, sadece yazarın hayatı, düşünce ve duygularını değil, onun içinde yaşadığı toplumu da yansıtır. Bu tespit, elbetteki Taine'ın öne sürdüğü kadar sert değildir. Ancak yine de toplumun edebiyat eserine katkısı önemlidir. Edebiyat eserindeki gerçeklik, yüzyıllardır tartışılan bir konudur. Romanesk döneminden bugüne kadar edebiyat eseri hem nesir hem de nazım olarak önemli değişiklikler kaydetmiştir, ilk zamanlarda basit ve kaba şekillerle karşımıza çıkan gerçeklik, 19. yüzyılda Avrupa'da romanın zirvesini yaşadığı yüzyıl da dahil olmak üzere artık farklı şekillerle karşımıza çıkmaktadır. Okuyucu gruplarının tercihlerinde rol oynayan etkenler, daha çok hissî ve bilimsellikten uzak görünmektedirler. Bir kişi Türkiye'de en az 14 yıl eğitim gördükten sonra üniversiteyi bitirmektedir. Ancak bu zaman da bireye okuma alışkanlığını kazandırmak için yeterli olmamaktadır. Türkiye'de edebiyat sosyolojisi kriterleri uygulayarak çalışmalar yapılmaya devam edilmeli ve Türkiye'nin okuması sağlanmalıdır. Çünkü, bizim okurumuz, tek taraflı okumaktadır ve farklı dünyalara açık değildir. Buradan hareketle bilimsellik ve buna bağlı yayınlar çok az okunmaktadır. Teknolojik ilerleme baskı tekniklerinin de gelişmesine sebep olmuştur ve bugün artık kitap okuyucuya çok farklı yollardan ulaşmaktadır. Reklamcılık da Türkiye'de okum etkilemekte ve özellikle kitle iletişim araçlarında sık rastlanan kitaplar daha fazla okunmaktadır. Edebî nüfus, daha sağlam yönlendiricilere sahip olduğunda, okur kitlesi de istenen seviyeye gelmiş olacaktır. 135
Selami İzzet Sedes, hayatı, edebi şahsiyeti ve eserleri
Selâmi İzzet SEDES, Cumhuriyet devri Türk Edebiyatı yazarlarındandır. 1896-1964 yıllan arasında yaşamış olan SEDES, edebiyat dünyasına, 1917 yılında, Servet-i Fünûn dergisinde yayımlanan "Son Gece" adlı şiiriyle girer. Kırk altı yıl sürecek olan gazetecilik hayatına ise, 1918 yılında "Akşam" gazetesinde çalışarak başlar. Herhangi bir edebî akün veya gruba üye olmayan SEDES, 1964 yılında ölünceye kadar Akşam, Son Posta, Milliyet, Cumhuriyet, Vakit, Son Telgraf, İkdam, Ulus gibi gazetelerde çalışır. Bu gazetelerde, çeşitli konulardaki fıkra, sohbet, tenkit ve röportajları yayımlanır. Ayrıca, Yeni Mecmua, Servet-i Fünûn, Fağfur, Aydede, Akbaba, Dolmuş gibi edebiyat ve mizah dergilerinde de eserleri çıkar. Selâmi İzzet SEDES edebiyatın nazım ve nesir alanlarında, özellikle nesir ağırlıklı eserleriyle dikkat çeker. Roman, hikâye, tiyatro, mektup, şiir, gazete ve mizah yazılan gibi türlerde, pek çok eseri vardır. Biz bu çalışmamızın Giriş bölümünde popüler kültürün tanımından; popüler edebiyatın muhtevası ile popüler edebiyat ile ilgili yapılmış çalışmalardan; Türkiye'de popüler edebiyatın başlangıcından, popüler edebiyatçı olarak zikredilebilecek isimlerden ve Selâmi İzzet SEDES'in popüler edebiyat içindeki yerinden bahsettik. Tezimizin birinci bölümünde, Selâmi İzzet SEDES'in hayatı ve edebî şahsiyeti yer almaktadır. İkinci bölümde ise yazarın; romanlarını; hikâyelerini; edebî ve sosyal tenkitlerini; fıkra, sohbet ve röportaj gibi gazete yazılarım;286 mektuplarını, şiirlerini, mizah yazılarını ve tek tiyatro eserini değerlendirdiğimiz bölümdür. Çalışmalarımız üçüncü bölümdeki sonuç değerlendirmesi ve yazarın eserlerinin genel listesi ile son bulmaktadır.