İstanbul Aydın University
Discipline

Bankacılık ve Sigortacılık Anabilim Dalı

İstanbul Aydın University

6

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

6 Theses
Master'sOpen AccessTR

Teknik analiz yönteminin bulanık mantık yaklaşımı ile uygulaması BIST30, BIST100 endeksleri örneği

Günümüzde piyasalara olan ilginin artması Borsa İstanbul'da de işlem gören hisse senedi sayısını artırmıştır. Bu durum yatırımcılar açısından karar verme, ne zaman ve hangi fiyatla yatırım yapılacağı sorularını beraberinde getirmiştir. Bu tez çalışmasında teknik analiz yöntemi yatırımcılar tarafından doğru bir yaklaşımla kullanılması amacıyla teknik analiz sistem ve BIST30 ve BIST100 verileri yardımıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın uygulama bölümünde BIST30 ve BIST100 verileri alınarak teknik analiz yöntemiyle Bollinger bant, RSI, CCI, MACD göstergeleri BIST30 ve BIST100'de test edilerek göstergenin performansları teknik analiz yaklaşımı olan Al sat kararsız stratejisiyle karşılaştırmış ve Bollinger bandı, RSI, CCI, MACD göstergelerin BIST30 ve BIST100'de uygulanabilirliği ve hangi indikatörün daha doğru ve sistemli kullanılması yatırım kararlarında doğru ve güvenilir bilgi sunduğu görülmüştür. Bulanık mantık yaklaşımı ise Aristoteles'in iki değerli mantık yaklaşımına karşı çıkarak çok değerli mantık temeli üzerinde kurulmuştur. Oysa bulanık mantık klasik mantığın aksine bir varsayımın doğru ya da yanlış olabileceği gibi arada da bir değeri alabilmesi ön görür. Bulanık mantı göre sonuç sadece siyah ya da beyaz değil, mavinin de farklı tonları da olabilir. Bu çalışmada farklı indikatörlerden gelen Bollinger, RSI, CCI, MACD teknik analiz göstergeleri bulanık mantık sitemleri tabi tutulmuş ve çıktıları BIST30 ve BIST100 endekslerinde yer alan hisse senetlerinde al-sat ve kararsız kararlarında kullanılmıştır. Anahtar kelimeler: Teknik Analiz, BIST30,BIST100 endeks verileri, Bulanık Mantık.

BorsaBorsa endeksiBorsa İstanbul+3
Mustafa Demircan
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Banka çalışanlarının algıladıkları stres düzeyinin işten ayrılma niyetine etkisi

Bu tez çalışması, iş yaşamında çalışanların maruz kaldığı stresin işten ayrılma niyeti üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında 145 katılımcıdan elde edilen veriler, normallik varsayımını sağlamadığından parametrik olmayan analiz teknikleriyle değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda Basit Doğrusal Regresyon, MannWhitney U, Kruskal-Wallis H testi analizleri uygulanmıştır. Araştırmanın temel bulgularından biri, algılanan iş stresi ile işten ayrılma niyeti arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğudur (r=0,627; p<0,001). Ayrıca regresyon analizi, işten ayrılma niyetinin algılanan stres düzeyinin yaklaşık %39'unu açıkladığını göstermektedir (R²=0,393). Bu sonuç, stresin çalışan bağlılığı ve istihdam sürekliliği açısından belirleyici bir değişken olduğunu ortaya koymaktadır. Bulgular demografik değişkenlerin algılanan iş stresi üzerinde anlamlı bir farklılık göstermediğini ortaya koymuştur. Buna karşılık, kendi memleketlerinde çalışıyor olma, kariyeri boyunca çalışılan işyeri sayısı ve ücret düzeyi değişkenleri işten ayrılma niyeti düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar göstermektedir.

Sinan Şahin
Tokat Gaziosmanpaşa University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türk bankacılık sisteminde yabancı sermayenin tarihsel kökenleri

Türk bankacılık sistemi, Osmanlı İmparatorluğu'ndan günümüze uzanan bir süreçte, yabancı sermaye etkisi altında şekillenmiştir. Bu durum, Osmanlı Devleti'nin finansal ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yabancı bankaların ülkede faaliyet göstermesiyle başlamıştır. Özellikle 19. yüzyılda artan borçlanma, Düyûn-ı Umumiye İdaresi'nin kurulması ve Osmanlı Bankası gibi yabancı sermaye odaklı bankaların güçlenmesi, bankacılık sektöründeki yabancı etkisinin temellerini atmıştır. Bu konu, hem Türkiye'nin ekonomik bağımsızlık sürecini anlamak hem de bankacılık sektöründe yabancı sermayenin rolünü değerlendirmek açısından önem taşımaktadır. Bu çalışma, Türk bankacılık sistemindeki yabancı sermayenin tarihsel kökenlerini analiz etmek için tarihsel belge analizi ve literatür taraması yöntemlerini kullanmaktadır. Osmanlı döneminden Cumhuriyet'in ilk yıllarına kadar olan süreçteki bankacılık gelişmeleri, ekonomik raporlar, resmî belgeler ve akademik yayınlar incelenmiştir. Ayrıca yabancı sermayenin sektördeki etkilerini anlamak için, bankacılık sisteminin yapısına ilişkin veriler değerlendirilmiştir. Araştırma, Osmanlı döneminde yabancı sermayeli bankaların, yerli sermaye eksikliği nedeniyle ekonomide büyük bir rol oynadığını göstermiştir. 1856 yılında kurulan Osmanlı Bankası, devletin finansal kontrolünde önemli bir araç olmuş ve yabancı ülkelerin ekonomik nüfuzunu artırmıştır. Cumhuriyet döneminde ise bankacılık sektörü millîleştirme politikalarıyla yeniden yapılandırılmaya çalışılmıştır. Ancak 1980'lerde başlayan liberalizasyon politikalarıyla yabancı sermaye, Türk bankacılık sektörüne tekrar dâhil olmuştur. Günümüzde yabancı bankaların Türk bankacılık sistemindeki varlığı, hem sermaye artışı hem de teknoloji transferi açısından olumlu görülmekle birlikte, ekonomik bağımsızlık ve kriz anlarında dışa bağımlılık gibi riskler oluşturmaktadır. Türk bankacılık sistemindeki yabancı sermayenin tarihsel kökenleri, Osmanlı İmparatorluğu'nun finansal ihtiyaçlarından doğmuş ve günümüze kadar devam eden bir süreci temsil etmektedir. Yabancı sermaye, yerel bankacılık sektörünü güçlendirme potansiyeline sahip olsa da, bağımlılık oluşturma riski taşımaktadır. Tarihsel süreç, bağımsız bir ekonomik yapı inşa etmek için yerel sermaye ve ulusal politikaların önemini vurgulamaktadır. Türkiye, bankacılık sektöründe yabancı sermayenin etkilerini dengelemek ve ekonomik bağımsızlığını korumak için daha stratejik bir yaklaşım benimsemelidir. Anahtar Kelimeler: Bankacılık, Yabancı Sermaye, Türk Bankacılık Sistemi ve Yapısı.

Türk bankacılık sistemiYabancı sermaye
Yusuf Bozna
Tokat Gaziosmanpaşa University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de geleneksel yatırım fonları ve katılım fonlarının performans analizi

Uluslararası para ve sermaye piyasalarında, yatırım araçlarının çeşitliliği, tasarruf sahiplerine birikimlerini değerlendirme konusunda çok çeşitli seçenekler sunmaktadır. Bu seçenekler arasında yatırım fonları, özellikle profesyonel yönetim, portföy çeşitlendirmesi ve küçük tasarruflarla dahi büyük ölçekli yatırımlara erişim imkânı sunmaları nedeniyle önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmada yatırım fonları, temel olarak iki ana kategori altında incelenmektedir: geleneksel yatırım fonları ve katılım yatırım fonları. Her iki fon türü de sermaye piyasalarında yatırımcıların risk ve getiri beklentilerine cevap vermeyi hedeflerken, aralarındaki temel farklılıklar hem felsefi yaklaşımlarında hem de yatırım yaptıkları varlık sınıflarının belirlenmesinde ortaya çıkmaktadır. Yaptığımız çalışmada, önce İslami yatırım fonlarının kavramsal çerçevesi ve tarih sahnesine çıkışı konu edilmiş ve daha sonra dünyadaki durumu hakkında bilgiler verilmiştir. İslami yatırım fonlarının hangi enstrümanları kullandıkları ve prensipleri açıklanmaya çalışılmıştır. Bunun akabinde, yatırım fonları hakkında bilgi verilmiş, neden yatırım fonu tercih edilmeli sorusuna cevap aranmıştır. TEFAS (Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu) platformunda, katılım fonlarının kapanış verilerini 17 Kasım 2021 tarihinde yayımlamaya başlamıştır olduğundan, geleneksel yatırım fonları ile katılım fonları arasında adil ve kapsamlı bir karşılaştırma yapabilmek amacıyla, 16 Kasım 2021 ile 31 Aralık 2024 tarihleri arasındaki 788 işlem gününe ait kapanış verileri kullanılarak toplam 20 yatırım fonu incelenmiştir. İncelemeye dahil edilen fonlar, TEFAS' a kayıtlı ve ortalama en çok yatırımcıya sahip 10 geleneksel yatırım fonu ile, aynı döneme ait verilere sahip, İslami hassasiyetlere uygun 10 katılım fonundan oluşmaktadır. Her bir yatırım fonunun günlük getirileri, ilgili günün kapanış fiyatları esas alınarak hesaplanmıştır. Elde edilen ortalama günlük getiriler, fonların geçmiş performansını yansıtan tarihi verilerdir ve bu veriler, ilgili yatırım fonunun beklenen getirisinin bir göstergesi olarak ele alınmıştır. Konuyla alakalı analizler yapılmış ve analizler, Excel programı aracılığıyla gerçekleştirilip tablolar halinde sunulmuştur. Söz konusu fonların, getirilerinin oynaklığı başka bir değişle riski standart sapma ile ölçülmüş, fonların pazar şoklarına duyarlılığı beta katsayısı ile değerlendirilmiş, fonların değişim katsayıları bulunarak beklenen getiri miktarına kıyasla varsayılan oynaklığı belirlenmiş ve Sharpe Oranı ile fonun aldığı risk karşılığında ne kadar fazla getiri sağladığı anlamaya çalışılmıştır.

Erhan Can
Tokat Gaziosmanpaşa University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bankacılık sektöründe kredi riski ve türevleri

Bankacılık sektörü, finansal sistemin en kritik bileşenlerinden biri olarak, ekonomik istikrarı sağlamak ve gelişimi desteklemek için önemli bir rol oynamaktadır. Ancak, bankaların karşılaştığı en büyük zorluklardan biri kredi riski yönetimidir. Kredi riski, bir borçlunun yükümlülüklerini yerine getirememesi durumunda bankanın karşılaştığı potansiyel kayıpları ifade eder. Bu durum, bankaların finansal sürdürülebilirliğini ve genel ekonomik istikrarı doğrudan etkileyebilir. Türkiye'de de bankacılık sektörü özellikle ekonomik krizler, değişen düzenlemeler ve gelişen teknolojiler doğrultusunda kredi riski yönetiminde önemli evrimler geçirmiştir. Bu çalışma, Türkiye'deki bankacılık sektöründe kredi riski yönetimi üzerine yapılmış akademik araştırmaları kapsamlı bir şekilde incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, Türkiye'deki bankaların karşılaştığı kredi riski ile ilgili yapılan önemli çalışmalar derlenmiş ve bu çalışmaların banka uygulamaları üzerindeki etkileri tartışılmıştır. Ayrıca, Türkiye'nin ekonomik koşullarının, düzenleyici müdahalelerin ve küresel krizlerin bankaların kredi riski stratejilerine nasıl yansıdığına dair bulgular sunulmuştur. Çalışma, makroekonomik faktörlerin kredi riski üzerindeki etkilerini ve bu faktörlerin bankacılık sektörüne olan yansımalarını analiz eden modelleri ele almaktadır. Kredi riski yönetimi konusunda kullanılan yöntemler, gelişen teknolojilerle birlikte önemli bir dönüşüm geçirmiştir. Yapay zekâ ve makine öğrenimi tabanlı kredi değerlendirme modellerinin, geleneksel finansal analiz yöntemlerine kıyasla daha doğru ve etkin sonuçlar sağladığına dair bulgular ortaya çıkmıştır. Ayrıca, Türkiye'deki bankaların kredi riski yönetimi süreçlerinde, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından getirilen düzenlemelerin rolü ve etkisi de detaylı bir şekilde incelenmiştir. Bu düzenlemeler, bankaların kredi riski yönetim sistemlerini güçlendirmiş ve sektörün finansal krizlere v karşı daha dayanıklı hale gelmesini sağlamıştır. Çalışma, Türkiye bankacılık sektörü için kredi riski yönetiminin gelecekteki yönelimleri ve sektörel iyileştirmeler üzerine öneriler sunmayı amaçlamaktadır. Özellikle, gelişen finansal teknolojiler, veri analitiği ve makine öğrenimi uygulamalarının kredi riski yönetimindeki rolü ile ilgili yeni fırsatlar ve potansiyel zorluklar tartışılmaktadır. Bu bağlamda, Türkiye'deki bankaların kredi riski yönetimi stratejilerinin daha etkin hale gelmesi için gereken yapısal ve teknolojik dönüşümler ele alınmıştır. Sonuç olarak, bu çalışma, bankacılık sektörünün kredi riski yönetimini daha verimli ve sürdürülebilir bir şekilde iyileştirebileceği stratejiler ve uygulamalar geliştirmek adına akademik bir katkı sunmayı hedeflemektedir. Ayrıca, kredi riski yönetiminde karşılaşılan zorlukların, bankaların stratejik kararlarını nasıl şekillendirdiğini anlamak hem akademik hem de pratik açıdan önemli bir yer tutmaktadır

Güleser Kanat
Tokat Gaziosmanpaşa University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de bireysel emeklilik sisteminin sosyal güvenlik açısından önemi ve OECD ülkeleri ile karşılaştırılması

Sosyal güvenlik sistemlerinin karşılaştığı finansman sorunlar, özellikle nüfusun yaşlanması ve popülist politikalar nedeniyle artmış, bu da bireysel emeklilik sisteminin (BES) tamamlayıcı bir çözüm olarak yaygınlaşmasına yol açmıştır. Sorunları hafifletmek için emeklilik yaşı yükseltilmiş, prim gün ve miktarları artırılmış, emekli maaşları ise azaltılmıştır. Ancak bu önlemler finansal sorunlara sadece geçici çözümler sunmuştur. Mevcut kamu emeklilik sistemindeki aksaklıkları gidermek amacıyla, Avrupa'da ve Türkiye'de bireysel emeklilik sistemleri çözüm olarak benimsenmiş ve uygulanmaya başlanmıştır. Bu reformlarla, önce kamu emeklilik sistemi güçlendirilmeye, ardından ona tamamlayıcı bireysel emeklilik sistemi geliştirilmeye çalışılmıştır. Sistemin amacı: Bireylerin emekliliğe yönelik tasarruflarının yatırıma yönlendirilmesi ile emeklilik döneminde ek bir gelir sağlayarak refah düzeyini yükseltmek, Ekonomiye uzun vadeli kaynak yaratmak, İstihdamı arttırmak, Ekonomik kalkınmaya katkıda bulunmaktır. Bireysel emeklilik fonları, gelişmiş ve bazı gelişmekte olan ülkelerde kurumsal yatırımcı olarak uzun vadeli fon sağlayan önemli kurumlardır. Sosyal güvenlik sisteminin sorunlarını hafifletmede etkili bir araç olarak görülürler. Katılımcıların uzun vadeli tasarruf yapmalarını teşvik eder ve emeklilikteki gelirlerini artırmalarına katkı sağlamaktadır. Katılımcıların yaptığı katkılar emeklilik şirketleri tarafından yatırıma dönüştürülerek ülke ekonomisine kaynak sağlar. Bu çalışmada, Türkiye ekonomisinin kötü yönde etkilenmemesi amacı ile sosyal güvenlik sisteminde yaşanan kayıt dışı istihdam, artan yaşlılık oranı ve erken emeklilik, emekli-çalışan dengesizliğindeki artış, sağlık harcamalarındaki artış ve toplanan prim tahsilatının yetersizliği gibi sorunlar incelenmiştir. Bu amaçla, BES'in tanınırlığını, üye sayısını artırmak ve Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü (OECD) ülkeleri ile karşılaştırılarak hangi seviyede olduğu çalışması yapılmıştır. Bu çalışmada, Türkiye'de Uygulanan Bireysel Emeklilik Sistemi (BES)'in sosyal güvenlik açısından önemi incelerek, OECD ülkeleri ile 2013-2023 yılları arası yüzdesel olarak; Emeklilik Planları Aktif Üyeler Oranı, Emeklilik Planlarına Yapılan Katkıların GSYİH'nın Yüzdesel Oranı, BES Fon Büyüklüğü ve Bes Fon Büyüklüğünün GSYİH'ya Oranı, 2013-2022 yılları arası Emeklilik Planlarının Nominal ve Reel Getiri Oranları gibi çeşitli yüzdesel veriler karşılaştırılmaya çalışılmıştır. 2013-2023 yılları arası OECD, EGM ve SGK'dan veri analizi yapılmış, belgesel tarama tekniği kullanılmıştır. Bu çalışma emeklilik fonlarının büyüklüğüne bağlı olarak düşük, orta ve yüksek olmak üzere üç kategoride değerlendirilen 30 OECD ülkesinde emeklilik fonları ile ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisini araştırmaktadır. 30 OECD ülkesinin emeklilik fon büyüklüklerinin 2001-2023 dönem ortalamaları esas alınarak küçükten büyüğe doğru 3 kategoride değerlendirilmiştir. Çalışmada, GSYİH ve Emeklilik serileri arasındaki nedensellik ilişkisi incelenmiştir. Bu ilişki için yer alan üç kategori çerçevesinde üç panel oluşturulmuş ve sonuçlar bu üç panel veri üzerinden Konya (2006) çalışmasında önerilen Bootstrap Panel Granger Nedensellik testi uygulanmıştır. Üç farklı BES yoğunluğu grubuna ait analiz sonuçları, ülkeler arasında BES ile ekonomik büyüme arasında farklı düzeylerde nedensellik ilişkileri bulunduğunu ortaya koymaktadır. Düşük BES yoğunluğu olan ülkelerde genellikle tek yönlü, çoğunlukla BES'ten büyümeye doğru nedensellik gözlenirken, orta BES yoğunluğu olan ülkelerde bu ilişkinin çoğu zaman çift yönlü ve etkileşimli olduğu görülmektedir. Bu durum, sistemin hem büyümeden beslendiğini hem de büyümeye katkı sunduğunu düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Güvenlik, Emeklilik, Bireysel Emeklilik Sistemi

Selim Kayhan
Tokat Gaziosmanpaşa University · Institute of Graduate Studies
2025
00