
Gıda Güvenliği ve Beslenme Bilimleri Anabilim Dalı (disiplinlerarası)
İstanbul Aydın University5
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
İstanbul'da satışa sunulan dondurmaların Listeria monocytogenes ve Enterobacteriaceae varlığı yönünden incelenmesi
Günümüzde dünya nüfusunun hızla artmasına paralel olarak insanların besin ihtiyaçları da artış göstermiştir. Endüstriyel üretimin gelişmesi ile birlikte hazır gıda tüketimine olan rağbet artmıştır. Fakat tüketimi fazlalaşmış olan hazır gıdalardaki gıda kaynaklı enfeksiyonlar halk sağlığını tehdit etmektedir. Bu gıdalardan birisi de özellikle yaz aylarında ilgi gören dondurmadır. Patojen grubunda olan Listeria monocytogenes ve Enterobacteriaceae spp. dondurmalarda bulunabilen, insan sağlığını tehdit edebilen bakterilerdir. Listeria monocytogenes, doğada yaygın olarak bulunan gıda kaynaklı patojenlerden biridir. Üretim sırasında süte uygulanan pastörizasyon işlemi sayesinde Listeria monocytogenes inhibe edilebilmektedir. Gıdalarda bulunması halinde, insanlarda ve bazı hayvanlarda listeriozise neden olmaktadır. Listeriozis ise ilerlemiş olgularda menenjit, septisemi ve spontan abortus ile sonuçlanmıştır. Enterobacteriaceae spp., insan ve hayvan gastrointestinal sistem florasının bileşenlerindendir. İnsanlarda septisemi, üriner sistem enfeksiyonları, kolesistit, yara enfeksiyonları, gastroenterit, menenjit gibi sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Bu çalışmada; İstanbul piyasasında satışa sunulan farklı firmalara ait dondurmalarda üretimden satışa kadar olan süreçte kontaminasyon ve çeşitli bulaşmalar ile oluşabilen Listeria monocytogenes ve Enterobacteriaceae spp. miktarları VITEK-MS ve Real-time PCR cihazları kullanılarak tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlar Türk Gıda Kodeksi'nde belirlenmiş olan değerler ile karşılaştırılmıştır. Tespit edilen Listeria monocytogenes ve Enterobacteriaceae spp'nın ise gıda güvenliği ve halk sağlığı açısından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Enterobactericeae spp. tespiti için doğrulama metodu ile bakteri saptanması yapılmıştır. Paralel olarak çalışılan 70 adet numunenin 35 adedinde Enterobactericeae spp. şüpheli izolat tespit edilmiştir. Bunlardan ise toplamda 20 tanesi Türk Gıda Kodeksi'nin belirlemiş olduğu limite uygun değildir. Bulunan değerler ise; 300-66000 kob/g aralığındadır. Ambalajlı dondurmalarda 3x102-23x102 kob/g Enterobactericeae Spp. tesbit edilmiştir. Açık satılan dondurmalarda 31x101-66x103 kob/g Enterobactericeae Spp. tesbit edilmiştir. MALDI-TOF MS prensibiyle çalışan VİTEK-MS ile tiplendirilmesi yapılmış olan 20 örneğin, 7 tanesinde hem Enterobacter cloacae hem de Enterobacter asburiae türlerine rastlanmıştır. 1 tanesinde ise; Klebsiella pneumoniae türüne rastlanmıştır. Listeria monocytogenes tespiti için ise; tiplendirme sonuçlarına göre paralel çalışılmış olan 70 adet örnekte hiç L. monocytogenes tanımlanmamış olup; Real-time PCR kiti prosedürü takip edilerek yapılan analizde izolatların hiç birinin L. monocytogenes olmadığı teyit edilmiştir. Ancak, 1 adet E. faecalis ve 1 adet L. innocua belirlenmiştir. Bu çalışmada; halkın günlük hayatta tüketmekte olduğu bazı dondurmalarda Enterobacteriaceae spp. ve Listeria monocytogenes içeriğinin, Türk Gıda Kodeksi'nin belirlemiş olduğu standartlara uygun olmadığı tespit edilmiştir. Bu durumun halk sağlığını tehdit edebileceği saptanmıştır.
Hastane mutfaklarında güvenilir gıda hazırlanması ve hasta beslenmesi
Hastane bünyesinde uygulanan ortak hizmetlerden olan yemek hizmetleri tıbbi hizmet niteliği taşımaktadır. Yemek hizmeti hem personele yönelik bir hizmet hem de tedavi sürecine katkı sağlamaktadır. Hastanelerde beslenme hizmetleri; hasta ve personelin yemek gereksinmelerinin karşılanması için üretim ve dağıtım faaliyetlerinin yanı sıra, gıda madde ve malzemelerinin satın alınması, muayene edilmesi faaliyetlerini de içermektedir. Menü seçimi, malzemenin tedarik edilmesi, yemek yapım aşaması ve sunumuna kadar olan bütün süreçler son derece önemlidir. Hasta beslenmesi tedavi sürecinin ayrılmaz bir parçası olmakla birlikte tedaviyi desteklemek adına büyük önem taşır. Beslenme desteği hasta için uygulanması dinamik bir süreçtir. Hekim tarafından belirlenen diyet programı hastane yemekhanesinde uygun koşullarda hazırlanarak sunumu yapılmaktadır. Bu çalışma; İstanbul ilinde bir devlet hastanesinde yürütülmüştür. Hastane yemekhanesinin üretim konusunda izlediği adımlar incelenmiş, ISO 22000 (HACCP) sisteminin tüm adımlarının uygulanıp güvenli gıda üretiminin olup olmadığı araştırılmıştır. Güvenilir gıda üretimi için öncelikle iyi bir altyapı ile planlanmış mutfak ortamı sağlanmalı, alanında eğitimini tamamlamış personel tercih edilmedir. Bunun yanı sıra söz konusu hastanede, hastalarının beslenme aşamaları izlenmiş, tedavi süresince hasta beslenmesinin önemi ve tedaviyi destekleyici unsur olduğu görülmüştür. Diyet yemekleri hastanın özel durumuna göre hazırlanıp uygun koşullarda servis edilmektedir. Bu konuda hasta memnuniyeti en az uygulanan tedavi kadar önemlidir.
Tavuk etlerinde genişlemiş spektrumlu beta-laktam antibiyotiklere dirençli enterik bakterilerin identifikasyonu ve direnç profillerinin tespiti
Geniş spektrumlu beta laktamaz (GSBL)-üreten enterobakterilerin yol açtıkları infeksiyonlar ve bu infeksiyonlara bağlı gelişen ölümler Dünya çapında bir problem olmaktadır. GSBL tipi enzimler penisilinler, sefalosporinler ve monobaktamlar gibi antibiyotikleri hidroliz eden enzimlerdir. GSBL-pozitif enterobakteriler yalnızca hastane ve toplumsal kaynaklı değil, hayvansal kaynaklı gıdalar aracılığıyla da yayılmaktadır. Bu nedenle önemli bir gıda güvenliği ve halk sağlığı sorunu olarak kabul edilmektedir. Beta-laktam antibiyotiklerin yaygın ve bilinçsiz kullanımı GSBL-üreten bakterilerin yayılmalarında en önemli faktörlerdendir. Tavukçuluk sektöründe koruyucu ve tedavi amaçlı antibiyotik kullanımının yüksek olduğu bilinmektedir. Genel amaçlı ve disk yaklaşımlı GSBL tarama testlerinin duyarlılık ve özgüllükleri düşük olduğu için, bulguların antibiyogram doğrulama ve MİK tespiti ile doğrulanması gerekmektedir. Bu araştırmada tavuk etlerinden izole edilen GSBL-üreten enterobakteriler Clinical and Laboratory Standards Institute talimatları takip edilerek fenotipik olarak incelenmiştir. 2014 yılı icinde Marmara bölgesi ve İstanbul ilinde yerleşik marketler, halk pazarları ve tavuk yetiştirme çiftliklerinden toplam 109 adet tavuk eti ve sakatat örnekleri toplanmıştır. Toplanan örnekler ön zenginleştirme işleminden sonra kromojen GSBL agarda selektif zenginleştirme işlemine alınmıştır. Selektif agarda gelişen izolatlara oksidaz testi uygulanmış ve oksidaz negatif GSBL şüpheli izolatlar seçilmiştir. GSBL şüpheli izolatlar Vitek MS(bioMeriux) kütle spektrometresi ile tiplendirilmiştir. Tiplendirmesi yapılan GSBL şüpheli izolatların doğrulamaları Merlin Micronaut-S beta-lactamase VII Kit talimatı takip edilerek yapılmış, MIC okumaları multiscan spektrometre ile alınmış ve veriler Sifin MIC yazılımı ile otomatik olarak değerlendirilmiştir. Tüm fenotipik testler Clinical and Laboratory Standards Institute talimatlarına göre tamamlanmıştır. Disk difüzyon doğrulama ve MİK tespiti sonuçlarına göre toplam 33 adet şüpheli izolat kesin GSBL pozitif olarak tespit edilmiştir. Disk difüzyon taraması izolatların %96,6 CPD, %87,8 CTX ve %45,4 CAZ'a dirençli iken, disk difüzyon konfirmasyonuna göre %93 CPD±CLA'a, %90 CTX±CLA ve %72 CAZ±CLA'a dirençli bulunmuştur. GSBL pozitif izolatlar arasında en baskın fenotip %84,8 E. coli, %6,1 K. pneumoniae, %6,1 E. cloacae ve %3,0 C. werkmanii olarak tanımlanmıştır. İki E. coli suşunun eşzamanlı GSBL ve Amp-C beta-laktamazları ürettikleri tespit edilmiştir. MİK değerlerine göre izolatların %63,6'sı CAZ'a (16-128 µg/mL) ve %72,7'si CTX'e (≥128 µg/mL) kesin dirençli oldukları görülmüştür. İncelenen tavuk eti örneklerinin GSBL-üreten Enterobacteriaceae suşların varlıkları bakımından risk teşkil ettikleri, bu tip dirençli bakterilerin yayılmalarından tavuk etlerinin önemli rolleri oldukları ve bu tür beta-laktamazları kodlayan direnç genlerinin plazmid aracılı mekanizmalar aracılığıyla türdeş ve farklı bakterilere transfer edilebilecekleri göz önünde bulundurulmalıdır. Sonuç olarak; antibiyotik dirençliliğin yayılmasında hayvansal kaynaklı gıdaların olumsuz etkileri olduğu bu çalışmada ortaya konulmuştur.
Deniz ve kültür balıklarından izole edilen enterobacteriaceae türü suşlarında genişlemiş spektrumlu beta-laktamaz ve metallo beta-laktamaz tipi dirençlik enzimlerinin incelenmesi
Antibiyotikler bakteriyel hastalıkların tedavisinde tüm dünyada yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Kültür balıkçılığının gelişmesi ile balıklarda bakteriyel infeksiyonlar problem olmaya başlamıştır. Su ürünleri sektöründe patojen bakterilerin tedavisinde antibiyotiklerin kullanılmasıyla bakterilerin antibiyotiğe karşı direnç geliştirmesi ciddi bir sorun haline gelmiştir. Enterobacteriaceae suşları doğadaki geniş dağılımları, yüksek düzeyde antibiyotik dirençlilikleri ve neden oldukları enfeksiyonlarında yüksek mortalite oranları ile ilgi çeken mikroorganizmalardır. Bu çalışmada, Türkiye'nin çeşitli bölgelerinden alınan 55 adet deniz ve tatlı su av balığı ile 45 adet deniz ve tatlı su kültür balığı olmak üzere toplam 100 adet balık örneklerinden mikrobiyolojik yöntemle izole edilen enterobakterilerde CLSI talimatına göre GSBL ve MBL tipi enzimlerin varlıklarının araştırılması amaçlanmıştır. Balık örnekleri ön zenginleştirme, GSBL selektif zenginleştirme, Vitek MS kütle spektrometresi ile tiplendirme ve oksidaz testlerinden sonra, sefotaksim, seftazidim ve sefpodoksim antibiyotik ajanlara karşı disk difüzyonu, kombine disk difüzyonu ve MİK değeri tespit analizlerine tabi tutulmuştur. İnceleme sonucu 4 adet (3 E. coli ve 1 E. cloacae/asburiae) av balıklarından ve 2 adet (1 E. coli and 1 C. freundii) kültür balıklarından olmak üzere toplam 6 adet (4 E. coli, 1 C. freundii ve 1 E. cloacae/asburiae) GSBL-pozitif enterobakteri suş elde edilmiştir. Yalnızca deniz kültür balığı denizalasından izole edilen 1 adet Pseudomonas putida suşun metallo-beta-laktamaz varlığı bakımından pozitif olduğu belirlenmiştir. Tiplendirme sonucu izolatların tür dağılımı %57,1 E. coli, %14,3 E. cloacae/asburiae, %14,3 C. freundii ve %14,3 P. putida olarak saptanmıştır. Sonuç olarak, deniz ve kültür balıklarında GSBL ve MBL pozitif enterobakterilerin varlıklarına rastlanmıştır.
Çocuklarda beden kitle indeksi ile antropometrik ölçümler, vücut kompozisyonu ve bazı kan parametreleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Obezite, tanısı en yaygın BKI ile konulan, vücut yağının aşırı arttığı bir hastalıktır. Yağ deposunun artması ile artan adiposit aktivite, daha fazla metabolik ve kardiyovasküler komplikasyonlara sebep olur. Çocukluk çağı obezitesi, uzun süreli morbidite, yaşam kalitesinde düşüş ve erken ölüm ile ilişkilendirilmektedir. Bu çalışmanın amacı çocukların beden kitle indeksi ile antropometrik ölçümleri, vücut kompozisyonları ve bazı kan parametreleri arasındaki ilişkileri incelenmektir. Bu araştırma Başakşehir Devlet Hastanesi Beslenme ve Diyet Birimi'ne başvuran 10-15 yaş grubu 67 adet çocuğun, boyu ve vücut ağırlığı, biyoelektrik impidans yöntemiyle total yağ yüzdesi, yağ kütlesi, yağsız kütle ve total vücut su ağırlığı, kolların, bacakların ve gövdenin yağ yüzdesi, yağ kütlesi, yağsız kütlesi; açlık kan glikozu, total kolesterolü, HDL ve LDL kolesterol ve trigliserit, AST, ALT, TSH, Serbest T4 ve hemogram değerleri ölçülmüştür. Çocuklarda BKI z skor sınıflandırmasına göre yağ yüzdeleri, normal kiloluda (BKI z skor < 1SD) %18.7, kilolularda (BKI z skor ≥ 1SD - < 2 SD) % 27.3, obezlerde (BKI z skor ≥ 2SD - < 3SD) %33.8, aşırı obezlerde (BKI Z skor ≥3 SD) % 37.7 dir. Obez olan ve olmayan kızların gövde yağ yüzdeleri arasındaki ilişki anlamlıdır (p=0.01). Obezitenin oluşmasıyla birlikte açlık kan şekeri (AKŞ) ve total kolesterol, LDL kolesterol ve trigliserit (TG) değerinde artış ve HDL kolesterol değerinde azalma saptandı. Obez olmayan çocuklarda bozulmuş glikoz toleransı (BGT) (AKŞ>100 mg/dl), TG>150 mg/dl, HDL<40 mg/dl oranları sırasıyla %11.7, %5.8 ve %0 iken, obez çocuklarda bu oranlar %24, %26 ve %6'dır. Obez olan her dört çocuktan birinde, aşırı obez her üç çocuktan birinde BGT vardır. Sonuç olarak, çocukluk çağı obezitesi ile ilgili çalışmaların artırılması ve yüksek öncelikli olarak önlenmesi gereklidir.