İstanbul Beykent Üniversity
Department

Department of International Relations

İstanbul Beykent Üniversity

162

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği sürecinde engeller ve çözüm önerileri

Hazırlamış olduğum bu tezin temel konusunu 1957'den bu yana işleyen ve 10 Aralık 1999 Helsinki zirvesiyle yeni bir boyut kazanan, elli yıllık bir süre içerisinde Türkiye'nin Avrupa birliğine girmesini engelleyen konuların incelenmesi oluşturmuştur.Bu doğrultuda hazırlamış olduğum tezin mahiyeti gereği kavram ve kurumların daha iyi anlaşılabilmesi için Avrupa Birliğinin ne anlama geldiği ve bugün geldiği aşama ile Türkiye'nin AB'ne tam üyelik başvurusundan bu yana geçen süre içerisinde Türkiye-AB ilişkilerinde gelinen noktaya, çok kısa olarak değinilmiştir.Tezin ana konusu olan ülkemizin AB ile ilişkilerindeki engeller geniş bir çerçevede incelenerek problem sahaları ortaya konmuştur. Bu engeller dikkatlice incelendiğinde bir kısmı AB ile üyelik müzakerelerinin başlayabilmesi için ön koşul niteliğindeki Kopenhag kriterlerini de içeren Katılım Ortaklığı Belgesinde kısa ve orta vadeli hedefler olarak resmen dile getirilen engellerdir. Diğer bir kısmı ise AB yetkili kişi ve kurumlarınca resmen dile getirilmese de varlığını her zaman hissettiren ve kriz dönemlerinde sonradan inkar cihetine gidilse de resmi kimi ağızlarda dahi öne sürülen engellerdir. Bir diğer engel türü de her ne kadar doğrudan AB ile ilgili olmasa da AB'ye üye Yunanistan tarafından, kendisiyle ülkemiz arasındaki sorunlar bağlamında, AB ile ilişkilerimizde engelleyici faktör olarak ileri sürülen bir engeldir. Bu bölümde ele alınan başka bir engel türü, her ne kadar açıktan yada gizli olarak varlığını hissettirmese de Türkiye'nin ve AB'nin temel yapısı göz önünde bulundurulduğunda engel olarak karşımıza çıkabilecek bir sorun alanı olarak görülen `'hukuki engeller'' başlığı altında ele alınmıştır. Tezde engeller yukarıda belirtilen ayrımlara tabi tutulmadan genel olarak belirtilmeye çalışılmıştır.Tezde ortaya konan engeller incelenerek yorumlanmış ve Türkiye'nin bu engelleri aşması İçin İzlenmesi Gereken Politikalar ortaya konmuştur.Sonuç ve Teklifler bölümünde ise Türkiye'nin AB'ye girmesi için yapması gerekenler ana hatlarıyla ortaya konmuş ve alınması gerekli tedbirler sunulmuştur.Anahtar Kelimeler:Kıbrıs-Yunanistan-Hukuk-İnsan Hakları-Gümrük Birliği.

Harun Kuruöz
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

II. Dünya Savaşı'nda Türk basınında Türk-Alman ilişkileri

Bu Tez Çalışmasında; II. Dünya savaşı sürecinde Türk-Alman ilişkileri ele alınmaktadır. 1939?1945 yılları arasında savaş öncesi ittifak girişimleri, savaşın başlaması, savaş süresince değişen dengeler, Türkiye üzerin de Müttefik ve Mihver baskıları, savaşın bitişi ve Türk basınının bu dönem de yapmış olduğu yayınlar tarihsel süreci içerisinde incelenmektedir. Mustafa Kemal Atatürk'ün ?Yurt da Sulh Cihan da Sulh? prensibi ışığında yönlendirilen Türk Dış Politikasının bu süreçte savaş dışı kalma stratejisi öne çıkartılmaktadır. II. Dünya savaşı boyunca öncelikli olarak Türkiye'nin Almanya ile olan ilişkisi ön plan da tutulmakta ve müttefiklerle yürütülen ilişkilerin Türk-Alman ilişkilerini dolaylı olarak ilgilendirdiğinden tüm bu konular birbirleriyle bağlantılı bir şekilde incelenmektedir.Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Türk-Alman İlişkileri, Türk Basını

Dünya Savaşı IITürk basınıTürk-Alman ilişkileri
Ali Rıza Özduman
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

1930-1933 yılları arasında ?etabli? (yerleşikler) meselesinin çözümünün türk basınında yansımaları

Bu tez çalışmasında; Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi sırasında ortaya çıkan ?Etabli? sorununun çözüm aşamasının Türk Basın kaynaklarından kamuoyuna nasıl aktarıldığı ortaya konmuştur. Kamuoyu insanların yaşanılan savaşların ardından artık daha fazla acı çekmemesini istemektedir. Dönemin ulaşılabilen gazeteleri nüfus mübadelesinin insanlar için kolay bir iş olmadığı ve çözümün bir an evvel bulunması yönünde yayınlar yapmıştır. Problemin çözümü için devletlerin ortak bir irade ortaya koymaları gerekmektedir. Dönemin bölgesel ve uluslar arası konjonktürü bu problemin çözümünde önemli bir role sahiptir. Tezimizde iki devletin hem ?Etabli? konusunda insanların yaşadıkları sıkıntıları çözmek hem de ileride birlikte oluşturacakları ittifakların temellerini oluşturabilmek amacıyla karşılıklı fedakarlıklarda bulunarak anlaşma yoluna gittikleri gösterilmektedir.Anahtar Kelimeler: Nüfus Mübadelesi, Etabli Anlaşmazlığı, Rum, Türk Basını

Türk basını
Yasin Sinan
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

1950-1979 arasında Sovyetler Birliği'nin Orta Doğu politikası

Bu Tez Çalışmasında; Orta Doğu'da İngiltere ve Fransa'nın egemenliğinin oluşumu, düşüşü ve sonrasında oluşan bu güç boşluğunda özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Soğuk Savaş döneminde SSCB'nin etkili oluşu ve bunu tetikleyen gelişmeler ele alınmaktadır. 1955 yılında SSCB Mısır'a silah yardımında bulunması ABD, İngiltere ve Fransa'nın bölge denetimini kırarak Orta Doğu ülkelerinin Doğu bloğuna girişini başlatan en önemli gelişmedir. 1967 Arap-İsrail savaşında Arapların büyük yenilgiye uğramaları sonucu Orta Doğu'da SSCB etkisi azalmaya başlamıştır.Anahtar Kelimeler: SSCB, Orta Doğu, Sovyet Dış Politikası, Arap-İsrail Savaşları

Özlem Aşıkoğlu
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Körfez Savaşı ve savaş sürecinde Türkiye-ABD ilişkileri (1990?93)

1.Dünya Savaşı'ndan sonra ?Büyük Güçlerin? Ortadoğu'yu paylaşımıyla başlayan süreç, Soğuk Savaş dönemiyle birlikte A.B.D. ile S.S.C.B. arasında gerilim odaklarından biri olmuştur. Türkiye de Ortadoğu'ya yakınlığı nedeniyle de bu bölgede uygulanmak istenen politikalarda ihmal edilemez bir aktör olmuştur. S.S.C.B.'nin yıkılması ile A.B.D. tarafından stratejik önemini kaybettiği düşünülen, Irak'ın Kuveyt'i işgali sonrasında farklı bir stratejik önem kazanan Türkiye, yaşanan gelişmeler çerçevesinde özellikle Kuzey Irak sorununu Türkiye-A.B.D. ilişkilerinde merkeze oturmuştur.Bu tezin konusu; 1990 yılında Irak'ın Kuveyt'i İşgal etmesiyle başlayan ve Irak'ın kuzeyinde bağımsız bir Kürt yönetiminin temellerinin atılmasına kadar geçen süre içinde (1993) Türkiye-A.B.D. ilişkilerinin incelenmesidir.

Murat Hüseyinkahyaoğlu
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği sürecinde kamu düzenine yönelik toplumsal olaylarda polisin yeni rolü

AB sürecindeki gelişmeler göstermiştir ki, AB'ye uyum için devlet kurumlarının gayreti kadar STK'ların da gayretine ihtiyaç vardır. Hükümetlerin, uyum sürecinde yaptığı yasal değişiklikler uygulamaya tam olarak yansımalıdır.Polis Teşkilatı da başka kurumlar gibi kuruluşundan günümüze hep değişim içerinde bulunmuştur. Bu değişimin en önemli sebebi suçlarda meydana gelen artış ve bu işlenen suçların da değişim ve gelişimden nasibini almasıdır. Teknolojik anlamdaki gelişmeler polis teşkilatına bu alanda ulusal ödül bile kazandırmıştır.Bunun yanında polisin, toplumsal olaylardaki ön yargılı yaklaşımlarını yıkması uzun zaman almıştır. Bu alanda yavaş yavaş yaşanan gelişmeler AB sürecinde hız kazanmıştır.Polisin suçla mücadelesi kadar, demokrasinin vazgeçilmezi olan toplantı ve gösteri yürüyüşlerindeki tutumu da önemlidir. Hakların kullanılmasına gösterdiği tahammülde AB standartlarını yakalamalıdır. Aynı şekilde hakları kullanan sivil toplumdan da, kendi sınırlarını aşmamaları ve başkalarının haklarının sınırlarına tecavüz etmemeleri beklenir.Bu çalışmada kamu düzenine yönelik toplumsal olaylarda polisin ve sivil toplumun uluslararası standartlara doğru olan serüveni ele alınmaya çalışılmıştır. Kavramların çalışmamıza bakan yönleri ele alınmış ve bazı AB ülkelerinin polis teşkilatlarıyla ilgili mevzuatlarına yer verilmiştir. Uyum sürecinde Türkiye'de Anayasanın ilgili maddeleri ve yasalardaki düzenlemeler geniş olarak değerlendirmeye tabi tutulmuştur.Anahtar Kelimeler: Polis, Kamu Düzeni, Sivil Toplum, AB, Toplumsal Olay

Avrupa BirliğiKamu düzeniPolis+2
Tuncay Özcanlı
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Genişleme sürecinde Avrupa Birliği'nin enerji politikaları ve Türkiye

Sanayileşme ile birlikte ülkelerin enerjiye gereksinimleri giderek artmaktadır. Petrol ve doğalgaz kullanımının gelecek yıllarda da artması beklenmektedir. Enerji kaynaklarına ulaşım ve enerji kaynakları üzerindeki hâkimiyet kurma isteği ülkeler arasındaki mücadeleyi arttırmaktadır. Türkiye enerji üreten ülkeler ile enerji gereksinimi olan ülkeler arasında yer almaktadır. Bu konumu Türkiye'yi enerji mücadelesinin merkezine taşımakta ve önemli bir enerji köprüsü yapmaktadır.AB ülkeleri de enerjide artan oranda dışa bağımlıdırlar. Bu durum giderek güvenlik sorunu haline dönüştüğünden alternatifler oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bu durumda da aday ülke konumundaki Türkiye önem kazanmaktadır.Bu çalışmada AB ülkeleri ve Türkiye'nin enerji politikalarının ortak çıkarlar taşımasından yola çıkarak ve Türkiye'nin jeopolitik konumu nedeniyle enerji köprüsü olması göz önüne alınarak Türkiye'nin AB üyeliğinin önemi vurgulanmaya çalışılmaktadır. Türkiye özellikle enerji alanında AB için vazgeçilmez bir ülkedir. Enerjiye kolay ve ekonomik ulaşımda boru hatları tercih edildiğinden mevcut projeler temel alınarak Türkiye'nin enerji koridoru ve terminali olması özelliği incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: AB Enerji politikaları, Genişleme, Rusya, Türkiye Enerji Politikaları, Boru Hatları Projeleri

Avrupa BirliğiBoru hatlarıEnerji+3
Nazmiye Özge Angı
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Montreux (Montrö) Boğazlar Sözleşmesini değiştirme çabaları ve Türkiye'nin geçişi düzenleme çalışmaları

Türklerin İstanbul'u fethettiği 1453 yılından, Rusların ilk kez Karadeniz'e indiği 1696 yılına kadar Boğazlarda tam bir Türk egemenliği hakimdi. Daha sonra ilk olarak Ruslar, ardından da Avrupalı Devletler artan ticaret ve gemi taşımacılığı nedeniyle Boğazları zorlamaya başladılar. Bu ticaret ve deniz taşımacılığı sürekli artmış ve günümüzde Karadeniz ve Kafkaslardaki enerji potansiyelinin ortaya çıkmasıyla önemli boyutlara ulaşmıştır. Boğazların doğu ile batı arasındaki ticari köprü işlevinin yanında, askeri anlamda savunan tarafa üstünlük sağlayan ve bölgeyi kontrol imkanına sahip coğrafi yapısı nedeniyle stratejik önemi de her geçen gün artmıştır.Montrö Boğazlar Sözleşmesinin imzalandığı 20 Temmuz 1936 tarihinden hemen üç ay sonra Ruslardan, Boğazlarda kendisine üs verilmesi ve Boğazları ortak savunma istekleri gelmeye başlamıştı. İkinci Dünya Savaşının hemen başında güçlü Almanya'nın hedefleri arasında Boğazları kontrol etmek de vardı. Savaşın sonlarına doğru Almanların yenileceği kesinleşince Ruslar tekrar Boğazlarla ilgili isteklerini öne çıkarmaya başladı. Savaş sırasında bazı Alman ve İtalyan gemilerinin Sözleşmeye aykırı olarak Boğazlardan geçtiğini de gerekçe göstererek, Türkiye'ye iki ağır nota veren Ruslar, Boğazları ortak savunma isteklerini tekrarladılar. Türkiye, Rus baskısından ancak ABD ve İngiltere'nin desteğini alarak ve NATO'ya üye olarak kurtulabildi. Soğuk Savaş Dönemi, ABD ve SSCB'nin, birbirlerinin Boğazlardan geçişlerini gözetim altında tutmakla geçti. Varşova Paktı'nın çöküşünden sonra, ABD'nin enerji ve dünya hakimiyeti arzusu nedeniyle Karadeniz ve Kafkaslara olan ilgisi arttı. ABD, Montrö Sözleşmesi nedeniyle Karadeniz'de sürekli donanma bulunduramamaktan rahatsızdı ve bu isteğini dolaylı olarak dile getirmeye başlamıştı. Türkiye bu kez Rusya ile işbirliği yaparak Montrö Sözleşmesi'nin ihlal edilmesini istemediğini ve ABD'nin Karadeniz'e yerleşme isteğine karşı olduğunu açık bir şekilde ortaya koydu.Diğer yandan Boğazlardan geçen gemi trafiği ve taşınan tehlikeli madde, her geçen gün artarak bir çok tehlikeli kazanın olmasına veya tehlike atlatılmasına neden oluyordu. Türkiye, can ve mal güvenliği ile çevresel riskleri ve Montrö Sözleşmesinden kaynaklanan egemenlik haklarını dile getirerek 1994 ve 1998 yıllarında Boğazlardaki gemi trafiğini düzenleyen ve bazı kısıtlamalar getiren iki tane Tüzük çıkardı. Rusya, petrol taşımacılığının engellenmek istendiği, ticari kaybının büyük olduğu, Türkiye'nin Sözleşmeye aykırı davrandığı ve Sözleşmeyi değiştirmeye çalıştığı gerekçeleriyle Tüzüklere karşı çıktı. Ancak Tüzüklerden sonra kazalarda azalma olması da Türkiye'yi haklı çıkaran bir gerçekti.Sonuç olarak, süresi bittiği halde 52 yıldır yürürlükte kalmaya devam eden, itirazlar, şikayetler ve değişiklik istekleri olmasına rağmen bugüne kadar hiçbir ülkenin resmi olarak değişiklik talebinde bulunmaya cesaret edememesinden de, ne kadar önemli bir uluslararası denge üzerine oturduğu anlaşılan Montreux Sözleşmesinin değiştirilmesi çabalarına her ortamda karşı çıkılması, mevcut haliyle devam etmesinin sağlanması ve boşluklarının Tüzük veya Türkiye'nin menfaatine olan milletlerarası hukuk yoluyla doldurulması, Türkiye'nin askeri, stratejik ve gelecekteki ekonomik çıkarları için önemli ve gereklidir.Anahtar Kelimeler: Montreux (Montrö), Montrö'de Değişiklik, Boğazlar, Sözleşme, Petrol ve Enerji Politikaları, Trafik Tüzükleri,

BoğazlarBoğazlar trafiğiBoğazlar tüzüğü+4
Zeynel Hacımustafaoğlu
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Dünyada artan su sorununun Türkiye ve Ortadoğu açısından değerlendirilmesi

Petrole alternatif ve yeni enerji kaynakları bulundukça, dünya üzerindeki petrol sorunu ve petrole olan ihtiyaç kademeli olarak ortadan kalkacaktır. Fakat suya alternatif bulunamayacağı için artan dünya nüfusu ve sanayileşme oranında suya olan ihtiyaç gittikçe artacak ve dünya üzerindeki su problemi devamlı karşımıza çıkacaktır.Bu tez çalışmasında, dünyada artan su sorunu ve bu su sorununu en aza indirebilmek için eldeki mevcut su rezervlerini en verimli ve ekonomik şekilde kullanılmasının gerekliliği üzerinde durulmuştur. Aynı zamanda su rezervlerinin kullanımı Türkiye ve Ortadoğu açısından objektif veriler kullanılarak değerlendirilmeye gayret edilmiştir.Anahtar kelimeler: Su Politikası, Sınıraşan Sular, Uluslararası Su Hukuku, Uluslararası Akarsu, Ulusal GüvenlikPetrole alternatif ve yeni enerji kaynakları bulundukça, dünya üzerindeki petrol sorunu ve petrole olan ihtiyaç kademeli olarak ortadan kalkacaktır. Fakat suya alternatif bulunamayacağı için artan dünya nüfusu ve sanayileşme oranında suya olan ihtiyaç gittikçe artacak ve dünya üzerindeki su problemi devamlı karşımıza çıkacaktır.Bu tez çalışmasında, dünyada artan su sorunu ve bu su sorununu en aza indirebilmek için eldeki mevcut su rezervlerini en verimli ve ekonomik şekilde kullanılmasının gerekliliği üzerinde durulmuştur. Aynı zamanda su rezervlerinin kullanımı Türkiye ve Ortadoğu açısından objektif veriler kullanılarak değerlendirilmeye gayret edilmiştir.Anahtar kelimeler: Su Politikası, Sınıraşan Sular, Uluslararası Su Hukuku, Uluslararası Akarsu, Ulusal Güvenlik

Mehmet Akif Acar
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

1923?1938 Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası'nda Lozan'ın etkisi

Bu tez çalışmasında; Lozan Barış Antlaşması'nın ve daha ağırlıklı olarak bu antlaşmada çözülemeyen sorunların, 1923 ? 1938 yılları arasındaki Atatürk dönemi Türk Dış Politikası'nı ne şekilde etkilediği ele alınmıştır. Bu çerçevede, Türkiye'nin bu dönemde dış politika anlamında münasebetler kurduğu bazı devletler ile olan ilişkileri irdelenmiştir. Bunun yanında, devletlerin iki savaş arası olan bu dönemde hissetmiş oldukları ulusal güvenlik kaygıları sebebiyle göstermiş oldukları uluslararası güvenliği sağlama çabalarına da değinilmiştir. Dünyanın, revizyonistler ve statükocular olarak iki zıt gruba ayrıldığı ve birkaç yıl sonra ortaya çıkan Dünya Ekonomik Bunalımı'nın yaşandığı, yani gerek siyasi gerekse ekonomik açıdan büyük sıkıntıların yaşandığı bir ortamda Türkiye başarılı bir dış politika uygulayabilmiştir. Sıkıntılı olan bu dönemde, Türkiye'nin ilgili devletlere yönelik nasıl bir denge politikası izlediği açıklanmaya çalışılmıştır.1923?1938 ATATÜRK DÖNEMİ TÜRK DIŞ POLİTİKASI'NDA LOZAN'IN ETKİSİTezi Hazırlayan: Aytekin ÇATALÇAMÖzetBu tez çalışmasında; Lozan Barış Antlaşması'nın ve daha ağırlıklı olarak bu antlaşmada çözülemeyen sorunların, 1923 ? 1938 yılları arasındaki Atatürk dönemi Türk Dış Politikası'nı ne şekilde etkilediği ele alınmıştır. Bu çerçevede, Türkiye'nin bu dönemde dış politika anlamında münasebetler kurduğu bazı devletler ile olan ilişkileri irdelenmiştir. Bunun yanında, devletlerin iki savaş arası olan bu dönemde hissetmiş oldukları ulusal güvenlik kaygıları sebebiyle göstermiş oldukları uluslararası güvenliği sağlama çabalarına da değinilmiştir. Dünyanın, revizyonistler ve statükocular olarak iki zıt gruba ayrıldığı ve birkaç yıl sonra ortaya çıkan Dünya Ekonomik Bunalımı'nın yaşandığı, yani gerek siyasi gerekse ekonomik açıdan büyük sıkıntıların yaşandığı bir ortamda Türkiye başarılı bir dış politika uygulayabilmiştir. Sıkıntılı olan bu dönemde, Türkiye'nin ilgili devletlere yönelik nasıl bir denge politikası izlediği açıklanmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Denge Politikası, Revizyonistler, Statükocular, Uluslararası Güvenlik, Çözülemeyen Sorunlar

Aytekin Çatalçam
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00