İstanbul University
Discipline

Avrasya Araştırmaları Anabilim Dalı

İstanbul University

40

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

40 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Ötken Künler romanı örneğinde Özbek Türkçesi

Bu çalışmada Abdulla Kadirî'nin 1926 yılında Semerkant-Taşkent'te kitap olarak yayımladığı "Ötken Künler" romanının dil özellikleri Çağatay Türkçesi ve Çağdaş Özbek yazı dilinin dil özellikleri ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışma giriş bölümü dışında toplamda üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın giriş bölümünde Özbekler, Özbek Türkçesi, imla ve yazar hakkında bilgiler verilmiştir. Özbekler hakkında bölümde Özbeklerin etnik kökeni ve Özbek adının nereden geldiği hakkında bilgiler bulunmaktadır. Özbek Türkçesi hakkındaki kısımda ise Özbek Türkçesinin yazı dili oluşumu ve siyasî müdahalelere, Özbek yazı dilinin, Türkçe ve yabancı kelimelerin yazımı hakkında bilgilere yer verilmiştir. İmla ve yazar hakkında bölümünde de eserin imla özellikleri ve yazarın hayatı, eserleri hakkında bilgiler bulunmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde eserin ses özellikleri, Çağatay Türkçesi ile Çağdaş Özbek yazı dilinin ses özellikleri karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir. Ayrıca ıslah edilmiş Özbek Arap alfabesindeki, birinci Latin alfabesindeki, Kiril alfabesindeki ve bağımsızlık sonrası kabul edilen Latin alfabesindeki ünlü ve ünsüzler hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde de eserin şekil özellikleri yani kelime türleri, yapım ve çekim ekleri Çağatay Türkçesi ve Çağdaş Özbek yazı dilinin şekil özellikleri ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Üçüncü bölüm de ise, eser üzerinde cümle bilgisi açısından inceleme yapılmıştır. Kelime grupları ve cümle türleri üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Çağatay Türkçesi, Özbek Türkçesi, Özbek Türkçesinin Yazımı, Özbek Yazı Dili Ses Bilgisi, Özbek Yazı Dili Şekil Bilgisi, Özbek Yazı Dili Cümle Bilgisi, Özbekler

BiçimbilimCümleRoman+4
Dılrabo Abdazımova
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Ortak para birimi kullanımı: Türk devletleri arasında uygulanabilirliği

Bu çalışma; devletlerarası ortak para birimi kullanımının Türk devletleri arasında uygulanabilirliğini araştırmak amacıyla kaleme alınmıştır. Çalışmadaki araştırma yöntemi durumsal olup, para birliği kavramını tanımlamak ve dünyadaki para birliklerinin sistemlerini karşılaştırıp Türk Cumhuriyetleri ile Türkiye'nin para birimini ortak bir zeminde oturtmaktır. Çalışma karma araştırma yöntemi (nicel ve nitel verilere dayanarak) olup, parasal birliği gerçekleştirme aşamaları ile konu ele alınmıştır. Ülkeler arası ekonomik entegrasyonun ve para birliğinin başarısının genellikle birbirini takip eden aşamalara bağlı olduğu görülmüştür. Bu aşamalar, paranın tam ve değiştirilemez konvertibilitesini, döviz kuru dalgalanmalarının azaltılması, değişmez sabit fiyat istikrarının sağlanması ve üye ülkeler arası sermaye hareketlerinin tamamen liberalizasyonudur. Bu aşamalar Türk Cumhuriyetlerinin ekonomik entegrasyonun ve para birliğinin gerçekleşmesi için de geçerlidir. Bu tezde yapılan incelemede, bu adımlardan sonra ortak merkez bankasının kurulması ile birlikte Türk Cumhuriyetleri arasındaki ekonomik entegrasyonun ve para birliğinin başarılı olabileceği kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Para Birliği, Türk Cumhuriyetleri, Ekonomik Entegrasyon, Uluslararası Ticaret, Ekonomik Kalkınma.

Avrasya Ekonomik BirliğiBölgesel bütünleşmeEkonomik bütünleşme+2
Hatice Dilaver
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de turizm sektöründe dijital dönüşüm: Turizm 4.0

Gün geçtikçe gelişen teknoloji, bütün sektörleri etkisi altına almaktadır. Bu sektörlerden birisi de turizm sektörüdür. Turizm sektöründe ziyaretçilerine en iyi hizmeti sunmak adına teknolojinin etkin kullanımı oldukça önemlidir. Diğer yandan gelişen teknolojiyle, ziyaretçilerin turizm işletmelerinden beklentileri artmaktadır. Bu nedenle turizm sektöründe birçok teknolojiye yer verilmiştir. Bu teknolojilerin temelleri endüstriyel dönemlerle atılmıştır. Her bir dönemin turizm sektörüne farklı katkıları olmuştur. Bu dönemlerden, Endüstri 4. 0 beraberinde; Turizm 4. 0, dijitalleşme, dijital turizm, akıllı şehir, akıllı turizm, Toplum 5. 0 ve Turist 5. 0 kavramlarını oluşturmuştur. Çalışmanın amacı; Türkiye'de turizm sektöründe dijital dönüşümü analiz etmektir. Bu bağlamda dijital dönüşüm ve Turizm 4. 0 kavramları ana eksende ele alınmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda Türkiye'nin Turizm 4. 0 açısından güçlü yanları; geniş turizm kaynaklarına sahip olması, coğrafi konumunun iyi oluşu, Türkiye'de turizmde yeni pazar bulma kapasitesinin varlığı, teknolojiye hızla uyum sağlayabilmesi, misafirperver bir ülke olması, kriz yönetim tecrübelerine sahipliği, iç turizme duyulan güven iken zayıf yanları ise; yatırım yapma atmosferinin bulunmaması, kredi faizlerinin yüksek olması, enflasyon değerinin yanıltıcı oluşu, tüketici araştırmalarındaki veri eksiklikleri, personel eksikliği ve eğitimdeki teknolojik yetersizlikler olarak tespit edilmiştir. Bu tespitlerden yola çıkılarak Türkiye'nin Turizm 4. 0'a ulaşması konusunda öneriler geliştirilmiştir.

Akıllı kentlerAkıllı turizmEndüstri 4.0+6
Songül Eryılmaz
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Rusya Ukrayna savaş sürecinin dünya ekonomisine mevcut ve olası etkileri

Ukrayna, bağımsızlığın ilk yıllarında Batı ile ilişkileri korumuş, ancak Rusya'dan da uzaklaşmak istememiştir. 1991-1993 yılları arasında izlenen politika sonucunda Rusya, Slav kardeşliğinden Batı eksenine kaydı. Jeostratejik olarak Avrasya kıtasının ortasında yer alan Ukrayna, jeopolitik önemi nedeniyle 1993 yılından itibaren Batı'nın dikkatini çekmiştir. 1993 yılına kadar Batı, Ukrayna ile ilişkilere fazla önem vermedi, ancak Rusya ile ilişkileri güçlendirmeye çalıştı. Ancak, 1993 yılından bu yana Ukrayna, Rusya'nın yeni stratejisi ile Batı'nın arasında sıkışıp kalmıştır. Uzun zamandır Rusya ile Batı arasında bir tampon bölge olarak görülen Ukrayna, enerji ve transit trafiği açısından iki güç için önemli bir merkez haline gelmiştir. Savaşın oluşturduğu psikoloji, insanları ya da devletlerarasında meydana gelen sorunların çözülmesi adına gerçekleştirilen saldırgan bir eylemdir. Savaşın insanlığı sosyoekonomik, kültürel ve zihinsel bir yıkıma götürdüğü ortadadır. Bununla beraber savaşın ekonomik bir yıkımı da söz konusudur. Bu yıkım, büyüyüp gelişen dünyada savaşın bloklarıyla, birlikte savaşa dâhil olmayanlara da yüklenmektedir. Bu çalışmada, Rusya'nın Ukrayna'ya saldırması ile başlayıp dünya ekonomisi ve finansal piyasaların gelmiş olduğu durum ele alınmıştır. Savaşın dünya ekonomisi ve finansal piyasalara negatif etkileri bazı veriler eşliğinde ortaya konulmaya çalışılmıştır. Savaşın başlamasıyla birlikte önce Rusya ve Ukrayna ile ekonomik bağlantılar kuran yine bu ülkelerden yüksek miktarda enerji satın alan AB ülkelerinin ekonomi ve piyasalarını olumsuz etkilendiği açık bir şekilde ortadadır. Rusya ve Ukrayna savaşının dünya ekonomi ve para piyasası üzerinde olumsuz etkilerinin olacağı, ancak tek başına büyük bir etkiye sahip olmayacağı dünyaya yayılacağı düşünülmektedir. NATO'nun sürekli olarak Rusya tarafına yayılmacı politikaları ve bu politikalarda Ukrayna'yı silahlandırması 24 Şubat 2022 tarihinde Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etmesine neden olmuştur. Bu işgal ile birlikte her iki ülke ile de deniz sınırı bulunan Türkiye'nin dış ticaretinde ekonomik anlamda daralmalar meydana gelmiş, ithal ettiği ürünlere de ulaşamamıştır. Yaşanan bu durum Türkiye'nin çeşitli alternatiflere yönelmesine neden olsa da ihracat gelirlerinde savaşın ilk üç aylık diliminde daralmaların yaşanmasına neden olmuştur. Bu çalışma kapsamında Ukrayna-Rusya savaşının dünya ekonomisine olan etkileri incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Rusya, Ukrayna, Savaş, Dış Ticaret, Dünya Ekonomisi.

Ekonomik etkiRus-Ukrayna ilişkileriRusya+3
Batuhan Çağlı
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihsel bir perspektifle Avrupa Birliği'nin Orta Asya politikası

Rusya, Çin ve İran'a komşu Orta Asya bölgesi, zengin doğalgaz ve petrol rezervleri, geniş pazarı ve jeostratejik önemi ile AB'nde Orta Asya politikalarının ön plana çıkmasına neden olmuştur. SSCB'den dağılmasından sonra bağımsızlıklarına yeni kavuşan Orta Asya devletlerinin farklı dış politika stratejileri ise AB politikalarına girmelerini kolaylaştırmıştır. Bu nedenlerle 1990'lı yılların başında iş birliği şeklinde başlayan ilişkiler yıllar içinde daha kapsamlı hale gelmiştir. Bu tez çalışmasında, konu ile ilgili kitaplar, ulusal/uluslararası kurum ve kuruluş istatistikleri, araştırmalar ve raporlar, haber kaynakları, ilgili devlet ve kurumların çevrimiçi yayınladıkları veriler kullanılmıştır. Tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde AB'nin kuruluşu, bütünleşmesi, genişlemesi ve kurumları hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde; Orta Asya bölgesinin beş ülkesi Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan tanıtılmış, AB'nin bu bölgeye olan ilgisinin nedenleri ortaya konulmuş, AB'nin bölge ülkeleriyle iş birliği alanları ile iş birliği araçlarına değinilmiş ve bölge ülkeleriyle ikili ilişkileri anlatılmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise, AB'nin 2007 ''Avrupa Birliği ve Orta Asya: Orta Asya ile Yeni Bir Ortaklık İçin Stratejisi'' ve 2019 ''AB ve Orta Asya: Daha Güçlü Bir Ortaklık İçin Yeni Fırsatlar'' ayrıntılı bir şekilde incelenerek stratejilerin uygulama sonuçları değerlendirilmiş, bölgede etkili olan dış aktörlerden Rusya, Çin, ABD ve Türkiye'nin bölgeyle ilişkileri değerlendirilmiştir. Tez çalışmasının temel varsayımı, AB'nin Orta Asya Stratejisi'nin bölge ülkelerinin ve kendi çıkarlarının gerçekleşmesine uygun olduğu yönündedir. Bu çıkarların sağlanmasında AB, bölgenin komşuları Rusya ve Çin ile bölgede etkin rolleri olan ABD ve Türkiye'nin bölgeye yönelik yaklaşımlarını iyi izlemesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler; AB, Orta Asya, Strateji,

Avrupa BirliğiOrta AsyaOrta Asya politikası+3
Işıl Özgül
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Geleneksel Kazak çocuk oyunlarının gelişim alanları açısından incelenmesi

Oyunların ve oyuncakların tarihi canlıların dünyada var olması kadar eskidir ve bunlar yaşam mücadelesinden doğan gerekliliklerdendir. Çocukların büyüklerinden ve çevrelerinden gördüklerini taklit etmeleri zamanla bilinçli davranışlara dönüşerek "oyun" ortaya çıkmıştır. Geleneksel oyunlar ise en değerli kültürel hazinelerden biridir. Bu nedenle kuşaktan kuşağa kültür aktarma rolü üstlenmektedir. Oyun esnasında çocuk eğlenerek farkında olmadan bir kültürleme sürecine girmektedir. Bu nedenle en iyi eğitim yolu oyundur. Geçmişte de oyunlar çocukların gelişim alanlarını desteklemekteydi. Ancak insanlar bu sürecin farkına vardıklarında oyunu eğitimde kullanmayı amaçlayarak bilinçli bir şekilde oyunu eğitim programına dahil etmişlerdir. Kazak Türkleri geleneksel oyunlar açısından zengin bir halktır. Oyunların içeriğinde milli özellikleri ve günlük yaşam etkinliklerini görmek mümkündür. Oyunlar çocukların yiğit, becerikli, cesaretli bir birey olarak yetişmesini sağlamaktadır. Ayrıca düşünme yeteneğini geliştirmekte, dilin düzgün öğrenilip konuşulmasını da desteklemektedir. Çalışmamızın Giriş kısmında Kazakistan'ın tarihi, coğrafi yapısı ve sosyal yapısı ortaya konulmuştur. Birinci bölümde çocuk, gelişim, oyun ve kültür kavramları açıklanmıştır. Bu kavramlar arasındaki ilişkilerin üzerinde durulmuştur ve oyunların çocukların gelişim alanlarını nasıl etkiledikleri incelenmiştir. İkinci bölümde Kazakistan'da oyun kavramı, oyunların tasnifi ve geleneksel Kazak çocuk oyunları üzerine yapılan çalışmalara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise geleneksel Kazak çocuk oyunları metinlerine yer verilmiştir. Çocukların milli geleneklerini unutmadan onları özümseyerek gelişim alanlarının desteklenmesini sağlamak, oyunların unutulmayıp kuşaktan kuşağa aktarılarak devam etmesi kültür devamlılığını sağlamak adına önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Kazak Türkleri, Geleneksel Oyun, Çocuk Oyunları, Gelişim Alanları

Geleneksel oyunlarKazak TürkleriKazaklar+3
Büşra Ünvermiş
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Orta Asya devletleri arasındaki ilişkilerde su yönetimi meselesi

Bu çalışma, Orta Asya devletlerinin sınıraşan nehirler meselesine yönelik yaklaşımlarını incelemektedir. Orta Asya ülkelerinin su ve enerji politikalarının analizine dayalı olarak, mevcut anlaşmaların ve önlemlerin sınır aşan nehirler sorununun çözümüne etkisi analiz edilmektedir. Bölgesel su kaynaklarının analizinden hareketle, bölge ülkelerinin uluslararası su yolları üzerindeki etkileşimleri değerlendirilmiş ve su sorunlarının çözümünde uluslararası deneyimler incelenmiştir. Son yıllarda artan çevre sorunları, su sorunlarını devletler arası anlaşmazlıklarda gündemin en önemli maddesi haline getirmiştir. Sınıraşan su kaynaklarının kullanılması sorunu, saf bir kaynak sorununun ötesine geçmiş ve yoğun bir şekilde politize edilmiştir. Bu, Orta Asya ülkeleri arasındaki ilişkilerin karmaşık doğası ve her şeyden önce devletlerin karşılıklı taviz verme konusundaki isteksizliklerinden kaynaklanmaktadır. Öte yandan ülkelerin siyasi ve ekonomik sistemlerinin istikrarsız olduğu koşullar da siyasi rekabeti körüklemektedir. Bu bağlamda, suyun stratejik bir kaynak olduğu ve aynı zamanda Orta Asya'nın sürdürülebilir kalkınmasının temeli olduğu dikkate alındığında, sınır ötesi su kullanımının çözümünün bölgesel işbirliği arayışlarının ana dinamiği olacağı öngörülebilir. Orta Asya'da sınıraşan sular konusu bölge devletleri arasında siyasi, ekonomik ve güvenlik boyutları da olan bir konudur. Bununla birlikte, Orta Asya'daki su durumuyla ilgili belirli bir iyimserlik de vardır. Gerçek şu ki, tarihsel deneyimin gösterdiği gibi, su sorunları er ya da geç çözülmektedir. Bunun yolu da işbirliği ve ekonomik bütünleşmeden geçmektedir.

Bölgesel iş birliğiOrta Asya ülkeleriSu+6
Aidana Nurtaza
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

"uzak Col" romanı örneğinde 1930'lu yıllarda Kırgız yazı dili üzerine bir inceleme

Ruslar işgal ettikleri Türk topraklarındaki halkların kültürlerini yok etmek için Türklerin ortak edebî dili olan Çağatay yazı dilini ortadan kaldırıp konuşma dillerini yazı dili haline getirme işlemini kademeli ve sistematik olarak gerçekleştirmişlerdir. Rusların bu eylemi "Uzak Col" adlı romanın dil özellikleri temelinde açıklanılmaya çalışılmıştır. Çalışmada, Mukay Elebayev tarafından yazılmış olan "Uzak Col" romanın dil incelemesi yapılmıştır. Bu eser 137 sayfa olup, ilk defa 1936 yılında Frunze (Bişkek) şehrinde Samarqand matbaası tarafından Latin harfli olarak basımı yapılmıştır. Daha sonraki yıllarda bu romanın birçok defa Kiril alfabesi ile basımı yapılır lakin bu araştırmada 1936 yılında basılan Latin harfli ilk nüshası temel alınmıştır. Bu çalışmada geçmişten günümüze Çağdaş Kırgız Türkçesi'nin oluşum evrelerini açıklamak için Çağatay Türkçesi'nin ve 1913-1914 yıllarında Osmanaalı Sıdık Uulu tarafından Ufa şehrinde yayınlanan "Tarih-î Kırgız Şadmaniya" ile "Muhtasar Tarih-î Kırgıziya" adlı şecere kitabının dil özellikleri, Kırgız Türkçesi'nin ilk romanı olan Uzak Col'un dil özellikleri ile Çağdaş Kırgız Türkçesi'nin dil özellikleri karşılaştırılarak incelenmiştir. Tez: Giriş, inceleme, çeviri (transkripsiyonlu) metni, tercüme ve dizin bölümünden oluşmaktadır. Girişte: Kırgızların adı, kökeni, yazı dili hakkında genel bir değerlendirme yapıldıktan sonra 20. yüzyılda Kırgızların neden sürekli alfabe değiştirmek zorunda kaldıkları sebep sonuç ilişkisi bakımından açıklanılmıştır. Eser ve yazar hakkında genel bir bilgi değerlendirme yapılarak giriş bölümü tamamlanmıştır. İncelemede: "Uzak Col" romanının ses, şekil ve cümle bilgisi bakımından tasnif edilerek incelemeye tâbi tutulup elde edilen veriler, Çağatay Türkçesi'nin ve 1913-1914 yıllarında Osmanaalı Sıdık Uulu tarafından Ufa şehrinde yayınlanan "Tarih-î Kırgız Şadmaniya " ve "Muhtasar Tarih-î Kırgıziya" adlı şecere kitabının dil özellikleri ile Çağdaş Kırgız Türkçesi'nin dil özellikleri karşılaştırılarak tetkik edilmiştir. IV. Bölüm: Uzak Col eserinin çeviri (transkripsiyonlu) metni ve tercümeden oluşmaktadır. Dizin bölümünde eserin gramer dizini çıkarılmıştır. Sonuçta ise araştırmadan elde edilen bulgular analiz edilerek çalışma sonlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler : Kırgız Türkçesi, Uzak Col Romanı, Çağatay Türkçesi, Geçiş Dönemi Kırgız Türkçesi.

Hilmi Gülenay
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Zafer Partisi sığınmacı politikasının algı yönetimi bağlamında değerlendirilmesi

Siyasette algı yönetimi, son dönemde öne çıkan popüler konulardan biridir. Ancak popüler olması siyasal alandaki uygulanabilirliğinin kolay olduğu anlamına gelmemektedir. Türkiye'de Yargıtay kayıtlarına göre 130 siyasi parti olduğu düşünüldüğünde, 2002'den bu yana tek bir partinin seçim başarısı kazanması ve iktidarda olması, konunun uygulanması profesyonellik gerektiren yöntemleri olduğunu göstermektedir. Sığınmacı sorunu da son dönemde öne çıkan popüler konulardan biridir. Ancak popüler olması yine çözümünün kolay olduğu anlamına gelmemektedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin 2010 yılı sonrasında tarihinde görülmemiş büyüklükte bir göç akınıyla karşılaşması siyasal, ekonomik ve sosyal yönden ciddi problemleri beraberinde getirmiştir. Bu durum, Türk siyasetinde göç karşıtlığını kurumsal düzeyde konumlandıran bir siyasal partinin doğmasına zemin hazırlamıştır. Zafer Partisi, bu anlamda Türk siyasetinde bir ilki temsil etmektedir. Zafer Partisi, sığınmacı sorunu üzerinden oluşturduğu politik bakış açısı sayesinde kısa sürede bir rüzgâr yakalamış, etkili bir kamuoyu oluşturmuştur. Bu doğrultuda ortaya konulan parti politikaları, 2023 seçimlerinin ikinci turunda muhalefet politikalarıyla özdeşlemiştir. Bu çalışmada Zafer Partisi'nin kamuoyunda etkili bir şekilde taban bulan sığınmacı politikası ve bu politikanın algı yönetimi bağlamında değerlendirilmesi yapılmaktadır. Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ'ın sığınmacılarla ilgili tweetleri ele alınmış bunlar üzerinden ortaya koyulan söylemlerin algı yönetimi niteliğine sahip olup olmadığı incelenmiştir. Bu doğrultuda yöntem olarak A. Teun van Dijk'in eleştirel söylem analizi yöntemi tercih edilmiş, twitlerin incelenme sürecinde ayrıca Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ ile yapılan yarı yapılandırılmış görüşme verileri de kullanılmıştır. Bir siyasal başarının ötesinde etkin bir algı yönetimi stratejisi izlendiği sonucuna ulaşılan çalışmada, Zafer Partisi'nin siyasetteki konumlanması da geniş bir perspektiften incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Algı Yönetimi, Siyaset, Siyasal İletişim, Sığınmacı Sorunu, Zafer Partisi, Ümit Özdağ.

Salih Levent Uğurlu
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

2014 Kırım İlhakı Sonrası Rusya ve Ukrayna İlişkileri

Rusya ile Ukrayna her ne kadar Kiev Kinezliği ile başlayan ortak bir tarih ve kültürel birliğe sahip olsalar da günümüzde iki farklı devlet olarak varlığını sürdürmektedir. Rusya, Ukrayna'yı kendi küçük kardeşi ve doğal sınırlarının bir uzantısı olarak görmesine rağmen bu Ukrayna için geçerli olmamıştır. 1991 yılına kadar SSCB'ye bağlı bir Cumhuriyet olan Ukrayna, SSCB dağıldıktan sonra bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkmıştır. Ukrayna dış siyasetinde Rusya, AB ve NATO ile olan ilişkiler en önemli konumda olmuştur. Bağımsızlık sonrası Ukrayna dış politikasında kimi zaman Rusya'ya yakınlaşma şeklinde siyaset izlemiş ve bazen Batı istikametinde politikalar tercih etmiştir. Böylece Ukrayna'da gelgitli ve istikrarsız bir dış politika devam etmiştir. Ukrayna'da 2004 yılında Turuncu Devrim ile başlayan Batı müdahalesi 2014 yılında EuroMaydan olayları ile kendini göstermiştir. Ukrayna'da yaşanan demokratik gelişmeler ve Batıya entegre olma eğilimi ve sürecinin hızlanması Rusya açısından bir tehdit olarak algılanmıştır. Rusya da tüm bu Batı destekli yaşanan olaylara 2014 yılındaki Kırım ilhakı, sonrasında da Donetsk ve Luhansk da iç çatışmalar çıkararak cevap vermiştir. Kırım ilhakından sonra iki devlet arasındaki ilişkilerde oldukça gerilim yaşanmış ve 24 Şubat 2022 yılında Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik sistematik işgal savaşı başlatmasıyla iki devlet arasındaki ilişkiler iyice kopmuştur. Bu çalışma üç bölümden oluşmuş olup öncelikle Rusya ve Ukrayna arasındaki ilişkiler Kırım özelinden başlayarak tarihsel bir serüven içerisinde incelenmiştir. Ardından Sovyet sonrası dönemden Kırım İlhakı'na kadar Rusya ile Ukrayna arasındaki ilişkiler değerlendirilmiştir. Son olarak Kırım İlhakı sonrası iki devlet arasındaki ilişkiler ele alınmıştır. Ayrıca Rusya ve Ukrayna arasında cereyan eden mücadelelerin sadece bu iki devlet arasında sınırlı kalmayıp günümüzde Rusya ve onun temsil ettiği otoriter rejimler ile ABD'yi de içine alan Batı arasında yaşanan vekâlet savaşına dönme eğiliminde olduğu hipotezi kanıtlanmaya çalışılmıştır.

İsmail Çiçek
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Afganistan'dan Türkiye'ye göçün nedenleri

Bu çalışmada Afganların Türkiye'ye göç nedenleri araştırılmıştır. Afganlar uzun yıllardan beri ekonomik, güvenlik, terör, iç sorunlar gibi çeşitli nedenlerle Pakistan'a, İran'a ve Türkiye'ye göç etmektedir. Daha iyi bir yaşam arayışıyla kendi ülkelerini terk eden Afganlar, gittikleri ülkelerde daha güvenli bir yaşam kurmakla birlikte yeni sorunlarla da karşılaşabilmektedirler. Bu durum göç edilen ülkelerde demografik, sosyokültürel, hukuki, iktisadi ve güvenlik alanlarında yeni sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bundan dolayı göçler disiplinler arası bir çalışma alanı haline gelmektedir. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümünde göç kavramı ve göç türleri incelenmektedir. Araştırmanın ikinci bölümünde Afganların ülkelerini terk etme nedenleri incelenmiştir. Araştırmanın son bölümünde ise Türkiye'deki farklı yaş gruplarından, farklı gelir düzeylerinden ve mesleklerden Afgan göçmenlerle görüşülerek göç nedenleri detaylı olarak değerlendirilmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden derinlemesine mülakat tekniği ve içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Türkiye, Afganistan, göç, mülteci, sığınmacı.

Mohammad Aziz Safi
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Denetim mekanizmaları açısından özel askeri şirketlerin değerlendirilmesi: Wagner ve Blackwater örnekleri

Güvenlik, insanlığın varoluşundan bu yana süregelen, Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinin ilk basamağında yer alan temel ihtiyaçlardan biridir. Bireylerin olduğu kadar toplumların ve devletlerin de en temel ihtiyacı olan güvenlik algısı, zamanla savaş ve çatışmalarda meydana gelen yapısal değişikliklerin yani sıra tehdit algısında meydana gelen değişimler nedeniyle de farklı bir boyuta evrilmiştir. Geleneksel anlamda devletin tekelinde olan güvenlik, küreselleşmenin etkisiyle yeni bir fenomen haline gelen özelleşme akımından payını almıştır. Bunun neticesinde özel askeri şirketlerin yaygınlaşması kaçınılmaz olmuştur. Bu çalışmanın temel amacı, paralı askerlik ve özel askeri şirket kavramını ele alarak güvenliğin özelleşmesine yönelik tarihsel sürece değinmek, iki kavram arasındaki farklılıkları analiz etmek, dünyanın pek çok bölgesinde aktif olarak faaliyet gösteren özel askeri şirketlerin denetlenebilirliği açısından uluslararası hukuki çerçeveye ve mevcut kanunlara yer vererek, ulusal düzeyde ABD ve Rusya'daki hukuki düzenlemeleri ele almaktır. Ayrıca bu iki ülkenin önde gelen özel askeri şirketleri Wagner ve Blackwater'ın gelişimi, faaliyet alanları, ülkeler için etkileri gibi hususlara değinerek, denetlenebilirlik açısından Wagner ve Blackwater'ı analiz etmek ve iki şirketi genel hatları ile karşılaştırarak farklarını ortaya koymak da çalışmanın amaçları arasındadır.

Yasemin Çelik
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

NATO'nun enerji güvenliği yaklaşımı ve Avrasya

Hidrokarbon enerji kaynakları dünya üzerinde sınırlı seviyede ve sınırlı coğrafyalarda bulunan ancak kullanımı konusunda sınırları zorlayan mücadelelerin verildiği, insanlık tarihinin son iki yüz yıllık döneminde bu mücadelelerin fazlasıyla yaşandığı paylaşım sorunu, uluslararası ilişkilerin de temel belirleyicilerinden biri olmuştur. Refah seviyesi yüksek ülkeler kaynak zengini olsun ya da olmasın bir şekilde enerji paylaşımının bir aktörü olmuştur. Bu aktörler münferiden hareket edebildikleri gibi örgütsel kimlikleri ile de hareket edebilmektedirler. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) enerji konusunda Soğuk Savaş sonrasında, bir anlamda güvenlik algılaması geliştirerek kendine yeni bir misyon edinmiştir. Bu misyon birçok coğrafyada enerji güvenliğinin tesisi bağlamında hayata geçirilmeye çalışılmıştır. Enerji güvenliğini sağlamak için yapısal teşkilatlanmalar, askerî harekâtlar ve politik-diplomatik girişimler bunların başında gelmektedir. NATO'nun bu girişimleri kimi coğrafyada benzer amacı taşısa da genelde aynı sonuçları doğurmamıştır. Bu çalışmada enerji güvenliğine etki eden faktörler kavramsal boyutuna da girilerek izah edilmeye çalışılmıştır. Bu çerçevede NATO'nun enerji güvenliği yaklaşımları, Karadeniz'in kuzeyinde ve Hazar'da güç kullanım opsiyonları ve son Rusya-Ukrayna Savaşı da ele alınmak suretiyle literatüre katkı sunmak amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Enerji Güvenliği, NATO, Rusya, Karadeniz, Hazar

Harun Çetinkaya
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Kumuk Türkçesinde yapım ekleri

Kumuk Türkçesinde yapım eklerinin konu alındığı bu çalışmada Kumuk Türkleri tarafından konuşulan Kumuk Türkçesi yazı dilinde kullanılan yapım ekleri; isimden isim, isimden fiil, fiilden isim ve fiilden fiil yapan ekler olarak dört gruba ayrılarak ele alınıp tarihî lehçeler ve çağdaş Türk lehçelerinden Kazak ve Kırgız Türkçeleriyle karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışmanın isimden isim yapım ekleri bölümünde Kumuk Türkçesinde işlek olan yapım ekleri yanında işlek olmayan eklerin Kumuk Türkçesindeki örnekleri ve biçimleri de değerlendirilmiştir. İsimden fiil yapım ekleri bölümünde ise isim kök ve gövdelerine gelerek geçişli ve geçişsiz fiiller yapan ekler gözden geçirilmiştir. Fiilden isim yapım ekleri bölümünde fiil kök ve gövdelerine gelerek değişik anlamlarda isimler yapan ekler ele alınmıştır. Çalışmamızın dördüncü bölümünde ise fiilden fiil yapım ekleri (çatı ekleri ve diğer ekler) gözden geçirilmiştir. Ekler gözden geçirilirken, fonetik varyantları, kökenleri ve işlevleri yönünden diğer Türk lehçeleriyle kıyaslamalı olarak ele alınmıştır. Bu araştırmada Kumuk Türkçesi yazı dilindeki yapım eklerini tarihî lehçeler ve çağdaş Türk lehçelerinden Kazak ve Kırgız Türkçeleriyle karşılaştırmalı olarak incelemek hedeflendiği için nitel araştırma yaklaşımı olan doküman incelemesi (metin tarama) yöntemi kullanılmıştır. Tez çalışması için, konuyla ilgili basılı materyaller ve internet kaynaklarından (basılmamış yüksek lisans ve doktora tezleri de dâhil olmak üzere) faydalanılmıştır. Eklerin incelenmesinde, Kumuk Türkçesindeki morfofonetik biçimleri, kalınlık-incelik uyumu, düzlük-yuvarlaklık ve ünsüz uyumuna uyup uymadıkları ortaya konarak eklerin eski Türkçeden başlayarak tarihî lehçelerdeki biçimleri işlevleriyle ortaya konulmuştur.

Kumuk Türkçesi
Ramazan Aydın
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Kazakistan ve Türkiye'de uygulanan dil yeterlilik sınavlarının karşılaştırılmalı incelemesi: Qaztest ve TYS

Kazak dili, tarih boyunca farklı sosyo-politik süreçlerden geçerek şekillenmiştir. Özellikle 19. yüzyılın sonlarından itibaren Kazakistan'ın Rus İmparatorluğu ve ardından Sovyetler Birliği egemenliğinde kalması, Kazak diline derin etkiler bırakmıştır. Bu dönemde Rusçanın yaygınlaştırılması ve Kazak dilinin kullanım alanlarının sınırlandırılması, dilsel asimilasyon sürecini hızlandırmıştır. Sovyetler döneminde Rusça, eğitimden kamu hizmetlerine kadar birçok alanda baskın dil haline gelmiş ve Kazak dilinin kullanımı giderek azalmıştır. 1991 yılında Kazakistan'ın bağımsızlık kazanmasıyla, ulusal kimlik ve dilin yeniden canlandırılması temel öncelikler haline gelmiştir. Kazak dilinin statüsünü güçlendirmek amacıyla çeşitli politikalar uygulanmış, eğitim ve dil sınavları bu sürecin önemli parçalarından biri olmuştur. Bu bağlamda QAZTEST sınavı, Kazak dilini öğrenen veya geliştirmek isteyen bireylerin dil yeterliğini ölçmek amacıyla geliştirilmiştir. QAZTEST, Kazak diline hakimiyetin ölçülebilir ve standart hale getirilmesini sağlayarak, devlet politikalarının etkin uygulanmasına katkıda bulunmaktadır. QAZTEST sınavı, Türkçe Yeterlilik Sınavı (TYS) ile de benzerlik göstermektedir. TYS, Türkçe'yi yabancı dil olarak öğrenen bireylerin dil becerilerini değerlendirmeyi hedeflerken, QAZTEST Kazak dilini ana dili veya yabancı dil olarak öğrenen bireyler için geçerlidir. Her iki sınav da dilin dört temel becerisini (dinleme, okuma, yazma ve konuşma) değerlendirmektedir. İki sınav da dil seviyelerini A1'den C1'e kadar (başlangıçtan ileri seviyeye) ölçeklendirmektedir. Ancak, TYS'nin odak noktası Türkiye'nin uluslararası öğrenci ve iş gücü ihtiyacına yönelikken, QAZTEST daha çok ulusal kimlik ve devlet dil politikalarını desteklemeyi amaçlamaktadır. Her iki sınavın karşılaştırılması, dil sınavlarının ulusal ve uluslararası düzeyde nasıl şekillendiğini anlamak açısından önemlidir. TYS, Türkçenin küresel yayılımını sağlarken, QAZTEST Kazak dilinin toplumda yaygınlaşmasını teşvik eder. Her iki sınavın içerik yapısı, uygulama yöntemleri ve değerlendirme kriterleri de bu farklı hedeflere göre uyarlanmıştır. Bu çalışma, QAZTEST ve TYS sınavlarının eğitim politikaları ve dilin sürdürülebilirliği açısından önemini analiz ederek, iki sınav arasındaki benzerlikler ve farklılıkları ortaya koymayı amaçlamaktadır.

TÖMERYetenek sınavları
Mira Sadvakassova
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bağımsızlık sonrası Azerbaycan'da iç göç hareketleri: 1991-1994

İç göç hareketleri, modern Azerbaycan Cumhuriyeti'nin siyasi ve sosyal hayatını şekillendirmiş en önemli etkenlerden biridir. Öyle ki Dağlık Karabağ çatışmasının neden olduğu savaş ve işgal sürecinin arka planında kalan göç sorununun süre gelen yıllar içinde ciddi yansımaları olmuştur. Göçün nedenleri ve sonuçlarına ilişkin çok yönlü bir bilimsel bakış açısının olmayışı, bu çalışmanın ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Bu çalışma, bölgede gerçekleşen süreçlerin göç hareketleri ve beraberinde getirdiği sorunların çözümüne yönelik değerlendirmeleri ele almıştır. Bu bağlamda, iç göç hareketleri Azerbaycan'ın içinde olduğu tarihi süreçlerin bir parçası olarak güncel veriler temelinde değerlendirilmiştir. Araştırmada yeni bulguların elde edilmesi amacıyla çeşitli karma yöntemler kullanılmıştır. Çalışmada iç göç hareketlerine maruz kalan kişilerin ifade ettiği söylemler temelinde elde edilen veriler analiz edilmiş, sohbet ve anket çalışmaları ile araştırmanın özgünlüğü desteklenmiştir. Azerbaycan'da zorunlu göçten muzdarip olan kişilerin yıllar içinde çözülmeye yeğlenen sorunlarının ve çözüm yollarının ele alındığı bu çalışma, ayrıca söz konusu göç süreci ile ilişkili olan diğer gelişmeleri de kısaca özetlemiştir. Anahtar Kelimeler: Azerbaycan, Göç, İç Göç Hareketleri, Karabağ, Dağlık Karabağ Çatışması, Zorunlu Göç

AzerbaycanBağımsızlıkDağlık Karabağ+4
Aytek Aytak Yusıfsoy
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Nahçıvan Han ailesinin son kahramanı Cemşit Nahçıvanlı

Tarih boyunca çeşitli Türk devletlerinin ve imparatorluklarının kurulmasındaki ana faktörlerden biri Türklerin savaşçı ruhu olmuştur. Çeşitli Türk soylarının askerî birimleri Türk devletlerinin bünyesinde kalmayıp aynı zamanda diğer bazı devletlerin ve imparatorlukların ordularında görev yapmıştır. Kengerli-Nahçıvanlı soyu da bu şekilde yaşamış kabilelerden biridir. Nitekim 19. ve 20. yüzyıllara bakıldığıda sadece bu soydan 6 general çıktığı görülür. Bu çalışmada, Kengerli-Han Nahçıvanlı soyunun son generali olan Cemşit Nahçıvanlı'nın yaşamı ve askerî faaliyetleri ele alınmaktadır. Çalışma, Azerbaycan ve Türkiye tarih yazımında, Cemşit Nahçıvanlı'nın yaşamı ve faaliyetleri konusunda yapılan ilk kapsamlı araştırma çalışması olarak kabul edilebilir. Çalışma sırasında genel teorik ve özel tarihsel araştırma yöntemleri kullanılmış, bilimsel ilkeler üzerinden olaylar ve süreçler incelenmiştir. Birinci bölümde, Azerbaycan tarihinde Cemşit Han'ın da mensup olduğu Kengerli boyu ve Han Nahçıvanlılar soyunun yeri ve rolünden bahsedilmiştir. Ayrıca hayatının ilk yılları ve erken askerî eğitim yıllarına değinilmiştir. İkinci bölümde, Çarlık Rusya ve Azerbaycan Halk Cumhuriyeti dönemindeki askerî faaliyetlerine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise Cemşit Nahçıvanlı'nın bu defa Sovyetler dönemindeki askerî faaliyetleri, idama mahkum edilmesi ve ölümünü müteakip beraat edilişi konuları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Cemşit Han Nahçıvanlı, Çarlık Rusya, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti, SSCB, I. Dünya Savaşı, Askerî Tarih, Ordu

Askeri tarihAzerbaycanBiyografi+2
İbrahim Nasibli
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

1991-2015 yılları arasında Japonya-Rusya Federasyonu ilişkileri

Tarihî süreç içerisinde değerlendirildiğinde Japonya ile Rusya Federasyonu arasındaki ilişkilerin köklü bir geçmişe dayanmadığı görülmektedir. Bu tarih I. Petro (1682-1725) döneminde Moskova'ya Dembay isimli bir Japon gemicinin gelişinden itibaren başlatılırsa yaklaşık 300 yıllıktır denilebilir. Bununla birlikte diplomatik ilişkilerin tarihi ise 1855 yılında Şimoda Anlaşması'nın imzalanmasıyla başlamaktadır. Japon-Rus ilişkilerini konu alan ve doküman incelemesine dayanan bu çalışmada ise 1991-2015 yılları arasındaki ilişkilerin önemli olayları ele alınıp, kronolojik olarak araştırılmış ve gelecekte ilişkiler hangi yönde değişebilir sorusuna cevap aranmıştır. Araştırma sonucunda Yeltsin (1991-1999), Putin (2000-2004/2004-2008), Medvedev (2008-2012) ve Putin (2012-2015) dönemleri ele alındığında Kuril Adaları'nın hangi ülkeye ait olduğunun iki ülke arasındaki en büyük siyasi sorunu teşkil ettiği, Yeltsin döneminde Kuril Adaları sorununun Ruslar tarafından tanınarak çözümüne yönelik ilk adımların atıldığı ve II. Dünya Savaşı sonrasında gerilen ilişkileri yumuşatmak üzere Tokyo Deklarasyonu'nun (1993) imzalandığı; Putin'in birinci ve ikinci başkanlık dönemlerinde Kuril Adaları sorunun çözümüne yönelik somut bir adım atılmamakla birlikte ekonomik ve kültürel ilişkilerin geliştiği; Medvedev döneminde Kuril Adaları sorununun çözümüyle ilgili olarak Kunaşir Adaları'na bir Rus başkan olarak ilk kez bir ziyaret gerçekleştirildiği ve Japonya'daki nükleer felaket (2011) ile ekonomik kriz (2011) nedeniyle Ruslar tarafından Japonya'ya ekonomik destek sağlandığı; Putin'in üçüncü başkanlığı döneminde ise II. Dünya Savaşı'ndan sonra imzalanmayı bekleyen barış anlaşmasının imzalanmasının Adalar sorunun çözümünde bir şart olarak öne sürülmesinden başka Kuril Adaları sorunun çözümüne yönelik bir girişimin olmadığı görülmektedir. Sonuç olarak Tokyo ve Moskova arasında barış anlaşmasının imzalanması ve Kuril Adaları gibi çözülememiş sorunlardan dolayı tam anlamıyla bir siyasi yakınlaşma sağlanamasa da her iki ülke için faydalı ekonomik, ticari ve kültürel ilişkilerin gelişerek devam ettiğini söylemek mümkündür. Anahtar kelimeler: Japonya, Kuril Adaları, Rusya, SSCB, Şimoda Anlaşması, uluslararası ilişkiler

AnlaşmalarJaponyaKuril Adaları+2
Leyla Nasırova
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Azerbaycan tarihinde Ebülfez Elçibey'in yeri

Ebülfez Elçibey'in Azerbaycan tarihindeki yerini kapsamlı bir şekilde inceleyen tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Elçibey'in yaşamı, aile bağları, cocukluk ve gençlik dönemi, ayrıca eğitim yılları, çalışma hayatı ve akademisyenlik yaptığı yıllar incelenmiş olup, onun Sumgayıt ve 20 ocak olayları zamanı üstlendiği lider rolünden bahsedilmektedir. Bu bölümde aynı zamanda Elçibeyin Halk Cephesi lideri olarak faaliyetleri, siyasi kariyeri, iktidar dönemi ve 1993'te yapılan darbe girişiminden bahsedilmektedir. İkinci bölümde Elçibey`in iç ve dış siyasetinin yönleri, uluslararası ilişkilerde sergilediği tavır, komşu ülkelerle ilişkileri vb. konular analiz edilmiştir. Tez çalışmasında Elçibey Türk düşünürü bir lider olarak ele alınmakta, onun hem Güney Azerbaycan sorununa bakışı hem de Türk Dünyasını birleştirme idealleri incelenmektedir. Üçüncü bölümde Elçibey'den bir tarihçi olarak bahsedilmekte ve onun birçok tarih çalışmaları araştırılmaktadır. Onun "Ahmad İbn Tulun ve Tulun Devleti'nin Kuruluşu", "Abbasi Halifeliğinin Çöküşü ve Parçalanması Üzerine", "Tolunoğulları Devleti", "Bütöv Azerbaycan Yolunda" vb. eserleri tek tek incelenmekte, Elçibey'in hem tarih bilimine yaklaşımı hem de ideolojisi ve fikirleri ile ilgili analizler yapılmaktadır.

AzerbaycanBiyografiElçibey, Ebulfeyz+2
Alı Khudayı
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
11
Master'sOpen AccessTR

Enerji perspektifinde Avrupa-Türkiye ilişkileri ve Rusya faktörü

Bu tezde, Avrupa nezdinde Avrupa Birliği'nin fosil yakıt merkezli enerji güvenliğinin oluşturulma süreci, temel özellik ve prensipleri ortaya koyularak, kıtanın enerji ticareti ve bu ticarette Rusya ile Türkiye'nin konumları ayrıntılı olarak incelenmektedir. Ayrıca Güney Gaz Koridoru'nun oluşum süreci analiz edilmektedir.

Avrupa BirliğiAvrupa ülkeleriEnerji+5
İbrahim Utku Bayrak
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı ve batı basınında Kafkas İslam Ordusu'nun Azerbaycan Harekatı (Mart 1918- Ağustos 1918)

I.Dünya Savaşı'nda Rusya'da yaşanan ihtilal Kafkasya'daki savaşın da çehresini ve dengesini değiştirmiştir. Özellikle ekonomik beklentilerin ve ihtiyaçların arttığı bir dönemde Bakü'nün sahip olduğu zenginlik onun önemini de artırmıştır. İşte böyle bir dönemde bu bölgeye Osmanlı Devleti'nin düzenlediği harekat farklı tepkilerin doğmasına ve çıkarların çatışmasına neden olmuştu. XX. yüzyılda topyekün bir savaşa neden olan koşulların tarihsel arka planına değinilmiş, Osmanlı- Rus ilişkileri esas alınarak Kafkas Cephesi ve Bolşevik İhtilali sonrası Kafkasya'nın durumu her iki devlet açısından ifade edilmiştir. Osmanlı Devleti'nin savaşta müttefiki konumunda bulunan Almanya, İtilaf Devletleri bloğunda yer alan İngiltere, Sovyet Rusya ve onun Bakü'deki çıkarlarını koruyan Bakü Sovyeti; Bakü üzerinde çeşitli politikalar tasarlamıştı. Bu karmaşık ilişkiler ağında bağımsızlığını kazanan Azerbaycan Cumhuriyeti'nin ise hedefi başkenti olarak gördüğü Bakü'nün sınırlarına dahil olmasıydı. Bu hedefe ulaşmak için askeri yardıma ihtiyaç duymuş, soy ve din bağı ile ona en yakın olan Osmanlı Devleti'nden yardım talep etmişti. Azerbaycan Cumhuriyeti'nin yardım talebi yeni bir tartışmanın da doğmasına sebebiyet vermiştir. Azerbaycan kamuoyunda bazı kişiler Osmanlı Devleti'nin askeri yardımının ilhak amacı taşıdığını düşünmüştü. Osmanlı Devleti'nin bölgeyi şekillendirirken müstakil bir devlet değil uydu bir devlet tasarladığı da dile getirilmişti. Bu çalışmada açıklanmak istenen nokta ise bu tartışmaların kamuoyunda yarattığı etkileri olayların seyri ile değerlendirerek ele almaktır. Bakü'nün kaderini etkileyen devletlerin basın ürünleri ele alınarak bu tartışmaya katkı sunulması hedeflenmiştir. Kafkas İslam Ordusu adıyla düzenlenen bir ordu ile Kafkasya'da askeri harekatına devam eden Osmanlı Devleti; kendi basını tarafından desteklenmiş fakat bu destek harekatın gizlilik içermesi sebebi ile doğrudan bu adla değil Osmanlı Devleti'nin Kafkasya misyonu olarak kendini göstermiştir. Kafkasya'da yaşananlara yer veren Osmanlı basını, Azerbaycan Türk'ü kardeşleri ile aralarındaki ırk ve din bağını sürekli vurgulamıştır. Osmanlı basınından sonra çalışmada ağırlıklı olarak yer verilen kesim ise İngilizce yayın yapan ve İngiltere'nin çıkarları doğrultusunda haberler yazan basın ürünleridir. Osmanlı Devleti'nin Bolşeviklerden sonra bölgede çatışma halinde bulunduğu İngiltere'nin olaylara nasıl yaklaştığı ve amaçları ciddi önem taşımaktaydı. Bakü petrol açısından zengin bir şehirdi ve bu kaynaklar İttifak devletlerine bırakılmayacak kadar İngiltere için önem taşıyordu. Bu sebeple İngiltere'nin Kafkasya misyonu hakkında kamuoyu desteği oluşturulması amaçlanmıştı. Kafkasya'da oluşan bu atmosfer ve devletler arasındaki ilişki yeni yüzyılın nasıl geçeceğinin habercisiydi. Bu ilişkilerin kaynağı, sonuçları ve kamuoyunda oluşturduğu algı çalışma boyunca değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Kafkas İslam Ordusu, Basın, İngiltere, Bakü

AzerbaycanAzerbaycan-BaküBasın+5
Umut Dumangür
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Azerbaycan'da kadınların siyasal hayatta temsili

Siyasi alanda kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olma, bu hakları koruma ve geliştirme mücadelesi uzun yıllardan beri devam etse de siyasi alanda erkek politikacıların çoğunluk teşkil ettiğini; kadınların ise bu yapıyı değiştirme uğraşlarının pek de başarılı sonuçlar vermediğini görmekteyiz. Siyaseti yalnızca erkeklerin varolduğu bir meydan olarak gören zihniyete karşı kadınların siyasette temsil edilme hakkı hukuksal açıdan yalnızca biçimsel olarak kalmış ve beklenen seviyeye ulaşamamıştır. Bu tez çalışmamızda Azerbaycan siyasetinde kadının temsili, kadının siyasette karşılaştığı sorunlar ve politik düzende yer almanın zorluklarındaki asıl sebeplerle birlikte gösterilmeye çalışılmıştır. Sovyetler öncesi ve sonrası, Çağdaş Azerbaycan siyasetinde erkeklerle beraber kadınların da yer alması, kadınların yetkilerini kullanırken karşılaştıkları zorlukların neler olduğu, bu problemlerin çözümleri çalışmamın ana hatlarını oluşturmaktadır.

AzerbaycanKadınlarSiyasal katılma+2
Mehriban Aghayeva
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Öncesi ve sonrası ile Ukrayna'da Maidan Süreci

Soğuk savaş sonrası ABD ve AB elde ettikleri hegemonyayı devam ettirme yönünde politikalar belirlerken Rusya yeniden uluslar arası arenada süper güç olarak belirme çalışmalarına girişmiştir. Pereyeslav Anlaşması ile Rusya'nın boyunduruğu altına giren Ukrayna, 1991 yılının sonunda elde ettiği bağımsızlığını tam anlamıyla yaşayamamıştır. Bağımsızlık öncesi ve sonrasında halkın içinde yaşattığı nefret ve mücadele kendini ilk olarak Kasım 2004 tarihinde göstermiş ve adına Turuncu Devrim denilen süreç başlamıştır. Turuncu Devrim ile işbaşına gelen Batı yanlısı yönetim bu fırsatı değerlendirememiş ve ülkede Rusya yanlısı siyasi görüş ve blok tekrar güçlenmiştir. Kasım 2013'te imzalanması planlanan AB-Ukrayna ortaklık anlaşmasının Rusya lehine bir tavırla imzalanmaması, adını bağımsızlık meydanından alan Maidan sürecini başlatmıştır. Bu tezin giriş bölümünde kısaca Ukrayna tarihi ve Ukrayna'nın Rusya ile ortak tarihi temel alınarak bilgi verilmeye çalışıldı. Tezin birinci bölümünde SSCB sonrası bağımsızlığını kazanan Ukrayna'nın Turuncu Devrime kadarki süreci, Turuncu Devrim sonrası siyasi ortam, Maidan Süreci ve sonrası ele alınmaktadır. İkinci bölümde yaşanan krizi çözmek için gerçekleştirilen siyasi çabalar incelenmiştir. Yine bu bölümde Batı tarafından uygulanan yaptırımlar ve Rusya ve Batı bloğu olarak ikiye ayırdığımız tarafların karşılıklı kazanç kayıplarını incelemeye çalışmaktayız. Tezin üçüncü ve son bölümünde ise yaşanan krize Rusya medyası penceresinden bakılmıştır. Devam eden kriz boyunca medya gücünün Batı bloğunda daha etkili olması nedeniyle krizi araştırmaya çalışan kişi yada kurumların Batı penceresinden bakmaya daha yakın oldukları bir vakıadır.

AmerikaAmerika Birleşik DevletleriDünya Savaşı I+7
İbrahim Murat Şirin
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkmenistan'ın enerji politikası

Türkmenistan, enerji kaynağı açısından zengin bir ülkedir. 19. yüzyılın son çeyreğinde Türkmenistan topraklarında bulunan petrol, özel yabancı şirketler tarafından sanayi boyutunda üretilmeye başlanmıştır. Türkmenistan'ın Sovyetler Birliği'ne katılması ile petrol millileştirilmiştir ve bu yolla ülkede petrol endüstrinin geliştirilmesi amaçlanmıştır. 20. yüzyılın ikinci yarısında ülkede zengin doğalgaz yataklarının keşfedilmesi ile petrol üretimi ikinci plana atılmıştır. Türkmenistan SSCB üyesi olduğu dönemde, ürettiği doğalgazın büyük çoğunluğunu ham madde olarak (SSCB'nin diğer ülkelerine) ihraç etmekteydi. Sovyetler döneminde Türkmenistan'ın enerji sektörü gelişme gösterdiyse de potansiyelinin oldukça altında kalmıştır. Ülkenin SSCB'den ayrılma kararı aldığı günden bu yana ihracatının büyük kısmını oluşturan petrol ve doğalgaz endüstrisinin geliştirilmesinde çeşitli adımlar atılmıştır. Kanıtlanmış doğalgaz rezervi açısından %10.1 oranı ile Türkmenistan dünyada dördüncü sırada yer almaktadır. Ancak Türkmenistan'ın doğalgaz üretimi dünyadaki toplam üretimin sadece %1.7'sini karşılamaktadır. Türkmenistan yeni enerji politikasıyla petrol ve doğalgaz üretimini yükselterek sadece ham maddede satışı yapmayı değil aynı zamanda ihracatta hazır (işlenmiş) petrol ve doğalgaz ürünlerine yer vermeyi de hedeflenmektedir. Bu tezde, Türkmenistan'da bulunan petrol ve doğalgaz yatakları ve bu yataklardan sağlanan enerjinin üretim ve tüketim oranları yıl bazında karşılaştırmalı olarak verilmiştir. Enerji sektörünün ülke içindeki yapılanması, yabancı petrol ve doğalgaz şirketlerinin ülkedeki konumu, ülkeler arası doğalgaz ticareti ve yabancı ortaklı projeler (boru hatları) hakkında bilgi verilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca Türkmenistan'ın Hazar üzerindeki politikası ve enerji durumu analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türkmenistan, Enerji, Petrol, Doğalgaz, Boru hattı

Boru hatlarıDoğal gazEnerji+4
Begench Begenjov
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Atatürk Döneminde Türkiye-Romanya ilişkilerinde dış politika analizi (1923-1938)

İş bu tezim, Osmanlı'dan, Türkiye Cumhuriyeti'ne geçiş dönemini yansıtıcı ortak siyasi bağlantılarını incelemesini, Romen ve Türk ilişkilerini ve iki Savaş arası dönemi, Lozan Antlaşması, Balkan Antlaşması ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi başlıklı önemli diplomatik etkinliklerdeki işbirliğinin bir incelemesini çözümlemek önermektedir. Yirminci yüzyılın uluslararası ilişkiler yöntemleri incelendiğinde, üçüncü ve dördüncü on yıllık dönemlerde Türkiye ve Romanya'nın Balkanlar'daki ilişkileri ve işbirliği her iki ülke tarihini tamamlama niteliğindedir. İki Savaş arası Romen diplomasisi, Mustafa Kemal Atatürk'ün demokratik, egemen ve modern Cumhuriyeti oluşturmak için yaptıkları faaliyetleri takdirle izledi. Bu açıdan önemli bir nokta yeni cumhuriyetin kurucularının milli kimliği nasıl empoze etmeye çalıştığıdır. 1923 – 1938 dönemi önemli siyasi ve diplomatik olaylar meydana gelmiştir: Türkiye Cumhuriyeti'nin doğuşu, dünyadaki bütün ülkelerle ilişkilerinin kurulması, Lozan Konferansı, Türk – Sovyet ilişkilerinin gelişmesi, revizyonist bir politika desteklemeyen ülkelerle ilişkilerin geliştirilmesi ve bu nedenle savunma amacı ile, Güney – Doğu Avrupa'da olası bir savaşı önlemek için çaba gösteren Yunanistan, Yugoslavya, Romanya ve Türkiye'nin üye olduğu Balkan Antlaşması, Lozan Antlaşması'nın ilkelerini gözden geçirme niyetiyle yapılmış olan Montrö Konferansı gibi bölgesel ittifakların geliştirilmesi gibi çabalar gösterilmiştir.

Atatürk DönemiRomanyaTürk dış politikası+4
Dragoş Dıac
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
11
Master'sOpen AccessTR

Dağlık Karabağ sorunu ve soruna çözüm arayışları

Dağlık Karabağ sorunu 20.yy'ın son çeyreğinde yalnızca Azerbaycan Türkleri ve Ermeniler arasında yaşanmış basit bir silahlı çatışmadan ibaret değildir. Sorunun uzun bir tarihsel geçmişi vardır. Bu sorunun ortaya çıkışında ve gelişiminde etnik milliyetçilik ve dini argümanlar, bölgesel ve küresel güçlerin irredantist politikaları, ekonomik ve sosyolojik unsurlar etkili olmuştur. Sebeplerin ve aktörlerin sürekliliği ve çeşitliliğinin çok olması çözümün de karmaşık hale gelmesine katkı sağlamıştır. Dağlık Karabağ sorununun çözümsüzlüğü esasında parçası olduğu Kafkas-Hazar bölgesinin jeopolitik konumunda gizlidir. Azerbaycan Türkleri ile Ermeniler arasında asırlardır süregelen çekişme ve çatışmaların sebeplerinin bütüncül bakış açısı ve objektif şekilde anlaşılmasının amaçlandığı bu çalışmamıza konu başlığı olarak Dağlık Karabağ çatışması değil de Dağlık Karabağ sorununun seçilmesi bilinçli bir tercihtir. Zira sorun kelimesi içerisinde çatışmayı, ihtilafı ve anlaşmazlığı barındıran anlam derinliğine sahiptir. Dolayısıyla sorunun kaynağına inebilmek adına ilk olarak Karabağ'ın demografik açıdan tarihsel geçmişi araştırılmıştır. Dağlık Karabağ sorununu ortaya çıkaran temel sebepler ve bu sorun çerçevesinde Azerbaycan Türklerinin yaklaşık iki yüz yıldır yaşadıkları üzerinde durulmuştur. Ayrıca çalışmamızda bağımsızlık sonrasında Azerbaycan devlet başkanlarının Dağlık Karabağ sorununun çözümü için sergiledikleri diplomatik girişimler konu edilmiştir. Birçok diplomatik girişime rağmen sorunun çözümüne engel olan bazı ana unsurların neler olduğundan söz edilmiştir. Çalışmamız esnasında uluslararası ilişkiler, iktisat, tarih, sosyoloji gibi alanlarda yazılmış olan makaleler, kitaplar ve belgelerden yararlanılmaya gayret edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Azerbaycan, Dağlık Karabağ, Ermeniler, Çatışma, Sorun

AzerbaycanDağlık KarabağErmeni sorunu+3
Yavuz Demirbaş
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Rusya'nın ulusal güvenliğinde Orta Asya'nın rolü ve önemi

Değişen dünya ile birlikte ülkelerin güvenlik algılamalarında değişiklikler meydana gelmiştir. Böylece güvenlik kavramının askeri anlamına ulusal güvenlik, çevre güvenliği, ekonomi güvenliği gibi anlamlar eklenerek genişletilmiştir. Soğuk Savaş döneminin çift kutuplu sisteminin Doğu Bloğu'nun lideri olarak Sovyetler Birliği, uluslararası güvenlik sistemini etkilemeyi başarmıştır. Çift kutuplu dünyanın sona ermesinin ardından SSCB'nin varisi olarak Rusya Federasyonu, ulusal güvenlik algılamalarında gelişmelerden en çok etkilenen ülke olmuştur. Stratejik rekabetin ve küresel çatışmanın merkezinde yer alan Orta Asya ise, Rusya'nın ulusal güvenlik stratejisinde en kritik halkalarından birini oluşturmaktadır. Bu çalışma 1991'den günümüze kadar küresel ve bölgesel dinamiklerin etkisiyle ciddi değişimler geçiren Rusya Federasyonu'nun başlangıcından günümüze kadar ulusal güvenliğinin oluşumunda etkili olan dönem belgelerini içermektedir. Ayrıca ulusal güvenlik anlayışındaki dönüşümden yola çıkılarak Orta Asya'ya yönelik güvenlik alanlarında sürdürdüğü politikaları ve ilişkileri ele almaktadır. Anahtar Kelimeler: Rusya, Orta Asya, Güvenlik, Ulusal Güvenlik, Putin

GüvenlikOrta AsyaOrta Asya politikası+5
Havva Avcu
Giresun University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Afganistan'da istikrarsizlik ve temel sebepleri

1747 senesinde Ahmet Şah Durrani tarafından kurulan ve Afganistan İslam Cumhuriyeti'nin öncülü sayılan Afgan İmparatorluğu'ndan bugüne kadarki sürede Afganistan içerisinde uzun vadeli istikrarsızlık söz konusudur. Kuzey'de Sovyet Rusya'nın; Güney'de Britanya'nın baskısıyla karşılaşan ülke çağdaşlaşma ve ulusallaşma girişimlerinde başarısız olmuştur. İktisadi yapıdaki, problemler, coğrafi yapı, kaynakların etkili kullanılamaması, çok kültürlü toplumsal yapı, yolsuzluk, eğitim sisteminin yeterli olmayan yapısı, adalet sisteminin hayata geçirilememesi gibi istikrarsızlığa sebep olan etmenlere ek olarak, Afganistan'da istikrarsızlığın önündeki önem teşkil eden engel uyuşturucu ekonomisidir. İran ve Pakistan ile beraber yazında Altın Hilal içerisinde sayılan Afganistan'da afyon ekonomisi 1989 senesinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği işgalinin ardından artarak devam etmiştir. Başta mücahit sınıflar tarafından Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ne karşı verilen mücadelenin finansının sağlanması sebebiyle Batı ülkelerinde hoş karşılanan uyuşturucu ekonomisi, iç savaş zamanında sınıfların birbirleriyle mücadelelerinin de finans kaynağı olmuştur. Afganistan içerisinde temelleri derinlerde olan politik ve iktisadi istikrarsızlık terör örgütlerini ve organize suç sınıflarını cezp etmiştir. Günümüz dünyasında karmaşık bağlantılar ağıyla sarılmış siyasi yapı sebebiyle Afganistan'da karşılaşılan güvenlik problemleri bölge devletleri tehdit etmekte ve global güvenlik problemlerine zemin hazırlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Afganistan, İstikrarsızlık, Taliban, Kabil, Kandahar

AfganistanGüvenlikGüvenlik politikaları+5
Mohammad Osman Younosi
Giresun University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tek Kuşak Tek Yol Projesi bağlamında Rusya - Çin ilişkileri

Bu çalışmada, Çin'in başlattığı Tek Kuşak Tek Yol projesinin tarihsel dayanağı, kapsamı ve önemi ele alınmıştır. Bu bağlamda gerçekleştirilen projeler ve işbirliklerinin incelenmesine yer verilmiştir. Ayrıca tez çalışmamın ana başlığında da olduğu gibi proje kapsamında Rusya - Çin ilişkileri incelenmiştir. Projenin gerçekleşmesi için Rusya'nın rolü ve önemi ele alınırken bu proje kapsamında Rusya'nın çıkarlarına da değinilmiştir. Son olarak Çin ve Rusya açısından bu projenin getirileri ve ortaklaşa çalışmalarının sonuçları irdelenmiştir.

Bir Kuşak Bir Yol ProjesiRusyaUluslararası ilişkiler+2
Zaida Khutsishvili
Giresun University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kazakistan'ın uluslararası örgütlerle ilişkisi ve rolü

Kazakistan, Sovyet yönetiminin dağılmasının ardından Orta Asya bölgesinde bulunan devletler içinde en hızlı ve istikrarlı gelişmeyi yakalayıp, uluslararası örgütlerde kilit ülke olma konumunu kazanmış bir devlettir. Bu bağlamda yenidünya düzeni içerisinde uluslararası örgütler gibi aktörlerin önem kazanması ile ülkeler isteklerini, sorunlarını bu örgütler vasıtasıyla ile çözmeye başlamıştır. Tüm dünyada yaşanan bu durum Kazakistan devleti içinde geçerli hale gelmiştir. Ülke, bağımsızlığını kazandığı ilk yıllardan itibaren öncelikle bölgesel örgütler ardından da uluslararası içerisinde yer almıştır. Bu çalışma içerisinde; 1991 yılında bağımsızlığını kazanan Kazakistan Cumhuriyetinin günümüze kadar olan gelişim süreci ve bu süreç içerisinde uluslararası örgütlerin katkıları yer almaktadır. Ayrıca Kazakistan'ın üyesi ve kurucusu olduğu örgütlerdeki rolüne değinilerek Dönemin Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev'in yaptığı atılımlara değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kazakistan, Uluslararası Örgütler, Orta Asya, Nursultan Nazarbayev

KazakistanOrta AsyaOrta Asya ülkeleri+4
Çiğdem Elbir
Giresun University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk savaş sonrası Türkiye'nin Türk dünyası çalışmaları (1991-2002)

Türkiye'nin Soğuk Savaş sonrası Türk Dünyası ile olan ilişkilerini inceleyen bu çalışmada; öncelikle bölge ülkelerinin ve topluluklarının daha iyi anlaşılabilmesi adına coğrafi ve tarihi tanımlanması yapılmıştır. Ardından Türkiye'nin ilgili devletlere ve yapılara düzeylerine göre; "Türkiye'nin Azerbaycan İle İlgili Çalışmaları", "Türkiye'nin Kazakistan İle İlgili Çalışmaları", "Türkiye'nin Özbekistan İle İlgili Çalışmaları", "Türkiye'nin Kırgızistan İle İlgili Çalışmaları", "Türkiye'nin Türkmenistan İle İlgili Çalışmaları", Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti İle İlgili Çalışmaları", "Türkiye'nin Diğer Türk Yapıları ve Toplumları İle İlgili Çalışmaları" olarak yedi ana başlık halinde ele alınmış ve alt başlıklarda siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal, askeri çalışmaları incelenmiştir. Araştırmada, Türkiye'nin bu ülkeler ve yapılarda, büyük çoğunluğu imzalanan anlaşmalar çerçevesinde olmak üzere, yürüttüğü faaliyetlerin artıları ve eksileri incelenmiştir. İnceleme sonucunda yapılan faaliyetlerin eksiklikleri ve aksayan yönler tespit edilmiştir. Bu eksikliklerle ilgili öneriler ve tavsiyeler sunularak çalışma sonuçlandırılmıştır.

AzerbaycanKazakistanKuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti+7
Büşra Ulukuş
Giresun University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Milli Mücadele Dönemi istihbarat faaliyetleri

Uzun yıllardır devletler varlıklarını sürdürmek, ülke ve milletlerini iç ve dış tehlikelerden korumak için istihbarat faaliyetlerine başvurmaktadırlar. Öyle ki düşman karşısında başarılı olmak için askeri güç tek başına yeterli değildir. Bu nedenle düşmanın kuvvet yapısı, konuşlandırılması, sahip olduğu araç, gereç ve silahların durumu, eğitim seviyesi, morali, komutanların şahsi özellikleri gibi hususların bilinmesi kendi harekât tarzımızı belirlememizde büyük kolaylık sağlayacaktır. İşte bu gerçeklerin farkında olan Mustafa Kemal Paşa ve Milli Mücadele destekçileri, Milli Mücadele süresince istihbarat çalışmalarına önem vermiştir. Casusluk ve propaganda faaliyetleri başta olmak üzere çeşitli alanlarda gerçekleştirilen çalışmalar neticesinde düşman hakkında önemli bilgiler elde edilmiştir. Bu sayede elde edilen bilgiler Milli Mücadele'nin kazanılmasında büyük öneme sahip olmuştur.

CasuslukMilli MücadeleMilli Mücadele Dönemi+3
Merve Güney
Giresun University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Demir İpek Yolu güzergahında Türkiye ve Avrasya karşılaştırmalı gümrük politikaları

Dış ticaret son yıllarda oldukça yüksek miktarlara ulaşmıştır. Özellikle Çin Halk Cumhuriyeti'nin kalkınma hamlesiyle birlikte üretimde geldiği noktada dünyanın büyük kesiminde Çin ile yapılan ticaretlerde dış ticaret açıkları verilmeye başlanılmıştır. Dış ticaretin artmasıyla birlikte ülkeler kendi çıkarlarını korumak adına ticareti tarife dışı yöntemlerle yönlendirmeye çalışmaktadırlar. Çin ise bu ticaretini sürdürülebilir kılmak ve ticaret yolları, limanlar ve hammadde kaynaklarına kesintisiz ulaşımı sağlayabilmek adına Kuşak ve Yol Girişimini tüm dünyaya ilan etmiştir. Çin'in bu önerisi ile tüm gözler Orta Asya ülkelerine çevrilmiştir. Açık denizlere bağlantısı olmayan Orta Asya Cumhuriyetleri ise bu fikre oldukça olumlu yaklaşmaktadırlar. Orta Asya ülkeleri için bu proje gerek altyapı yatırımlarını tamamlamak gerekse de dış ticaretlerinde maliyetleri düşürmek adına önemli bir fırsat olarak görülmektedir. Böylece uluslararası piyasalarda rekabet gücü açısından önemli bir kazanım elde edeceklerdir. Ayrıca ellerindeki ürünler için de yeni pazarlara açılma fırsatı yakalayacaklardır. Tüketiciler için ise daha hızlı ve kesintisiz bir tedarik sistemi öngörülmektedir. Çalışmada tüm bu konular içerisinde Demir İpek Yolu'nun bize neler kazandıracağını ve ne tür tehlikelerle karşı karşıya bırakacağı incelemeye çalışılmıştır. Ayrıca Avrasya ülkelerinin sahip olduğu ekonomik potansiyelinde ortaya çıkarılmasına gayret gösterilmiştir. Modern Demir İpek Yolu'nun geçtiği güzergâhtaki ülkelerde dış ticarette ve gümrük politikalarında ne gibi etkiler ortaya çıkaracağı karşılaştırmalı olarak irdelenmiştir.

AvrasyaBir Kuşak Bir Yol ProjesiDemir yolları+5
Osman Yıldırım
Giresun University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Tek Kuşak Tek Yol Projesi'nin Kazakistan ve Özbekistan dış politikasındaki yeri

Çin Başbakanı Xi Jinping 2013 yılında Kazakistan'a gerçekleştirmiş olduğu bir ziyaret sırasında Tek Kuşak Tek Yol Projesi'ni tüm dünyaya ilan etmiştir. Çin, Tek Kuşak Tek Yol Projesi ile temelde Çin'de üretilen malları tüm dünyaya ulaştırmayı hedeflemek üzerine kurgulanmış büyük bir ekonomik proje olarak karşımıza çıkmaktadır. Proje karayolu ve denizyolu olmak iki güzergâhtan oluşmaktadır. Karayolu İpek Yolu Ekonomik Kuşağı olarak, denizyolu ise 21.Yüzyıl Deniz İpek Yolu olarak adlandırılmaktadır. Projenin gerçekleştirilebilmesi için planlanan güzergâhlar üzerinde yer alan ülkeler ile işbirlikleri, altyapı iyileştirme projeleri ve ülkelerin ihtiyaçları doğrultusunda projeler hazırlanmaktadır. Pek tabii Çin, projeye dâhil olan ülkelere kredi imkânı sağlamaktadır. Çin'in önderliğinde hayata geçirilen Tek Kuşak Tek Yol Projesi'nin Kazakistan'da ilan edilmesi, proje açısından Kazakistan'ın stratejik bir konumda yer aldığı anlaşılmaktadır. Proje açısından -Çin'e önemli derecede enerji ihracatı sağlayan- bölgede önemli olan bir diğer ülke ise Özbekistan'dır. Çin ile ekonomik ve politik açıdan sürekli olarak işbirliği içerisinde olan bu iki devlet dış politikalarının şekillendirilmelerinde önemli bir parametredir. "Tek Kuşak Tek Yol Projesinin Kazakistan ve Özbekistan Dış Politikasındaki Yeri" adlı bu çalışmamız neoliberalizm ve yumuşak güç kavramları etrafında değerlendirilmektedir. Tek Kuşak Tek Yol Projesi'nin her şeyden önce ekonomik bir proje olması sebebi ile neoliberalizm çerçevesinde değerlendirilmesi ve Çin'in, proje ile Kazakistan ve Özbekistan'da etkinlik alanını geliştirebilmek adına uygulamalarının anlaşılabilmesi açısından yumuşak güç kavramı etrafında değerlendirilmesinin elzem olduğu görülecektir.

AvrasyaBir Kuşak Bir Yol ProjesiKazakistan+5
Gökçen Gürel
Giresun University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Avrasyacılığında kadının yeri

Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle birlikte uluslararası alanda daha fazla yer almaya başlayan Avrasyacılık, yeni bir alternatif politika olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye'nin de Avrasya'ya yönelik olan genellikle diğer Türk devletleri ile yapılan siyasi, kültürel, ekonomik işbirliklerini Türk Avrasyacılığı adı altında değerlendirmek mümkündür. Bu akademik çalışma yoluyla Türk Avrasyacılığının gelişimi değerlendirilip, kimlik politikaları doğrultusunda Türk Avrasyacılığının bölgeye yönelişi ve bu bağlamda Türk kültüründe önemli bir yeri olan kadının konumundan bahsedilmiştir. Ayrıca Türk Avrasyacılığının feminizm ile diyalog halinde olması durumunda bu akıma sunabileceği katkılara dair bilgiler verilmektedir. Bu çalışmanın amacı, Türk Avrasyacılığı düşüncesinin zamana yenik düşmeden, zaman içerisinde kaybolup giden bir düşünceye dönüşmeden, ortaya çıktığı dönemden başlayarak kavramın içinin devamlı kısırlaştırıldığı ve sürekli çarpıtıldığı bir deneyim yaşamasının önüne geçmektir. Bu bağlamda çalışmanın birinci bölümünde kimlik politikaları üzerinden şekillenen Avrasya politikaları belirtilirken, ikinci bölümde Türk Avrasyacılığının aktörlerinden ve Türk kadınından bahsedilmiştir. Son bölümde ise feminist teori üzerinden Türk Avrasyacılığı değerlendirilmiştir. Çalışma yöntemi olarak tarama modeli kullanılmıştır. Bu kapsamda veriler, literatür taraması ile alanda yapılan akademik çalışmalardan elde edilmiştir. Yapılan okumalar sonucunda Türk Avrasyacılığının günümüzde kendi içini coğrafi olarak da, politik olarak da, beklenti olarak da gün geçtikçe daralttığı gözlemlenmiştir. Bu bağlamda hazırlanan bu tez çalışması, önceleri cılız bir düşünce akımı olan ancak sonrasında evrensellik ve kitlesellik kazanan feminizmin deneyimiyle Türk Avrasyacılığının gelişmesine olanak verebilecek bir analiz sunmayı amaçlamaktadır. Türk Avrasyacılığının kitleselliğine kadınların da dertlerini ve hak arayışlarını dahil edebildiği oranda bölgede daha da güçlü olarak var olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Türk Avrasyacılığı, Avrasya, Feminizm, Türk Kadını

AvrasyacılıkFeminizmKadınlar+2
Veli Dere
Giresun University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Rusya'nın Karadeniz'deki çatışma bölgelerine yönelik stratejisi

Karadeniz Havzası, Sovyet sonrası dönemde stratejik değeri artan ve birçok ihtilaflı dondurulmuş çatışma bölgesini içinde barındıran bir alandır. Rusya'nın yakın çevresinde yer alan Karadeniz Havzası, bölge dışı aktörlerin de dahil olması ile birlikte son yıllarda siyasi değişim süreçleri ve askeri çatışmalara sahne olmuştur. Batılı güçlerin 2000'li yılların başlarından itibaren renkli devrimler süreciyle nüfuz alanını havzaya genişletmesiyle Rusya'da Karadeniz'de daha aktif bir politika izlemeye başlamıştır. Dondurulmuş çatışma bölgeleri ise Sovyet sonrası tekrar hareketlenmiş ve taraflar arasındaki çatışmalar zaman içerisinde alevlenmiştir. Renkli devrimler süreci ve dondurulmuş çatışma bölgelerindeki yeni yapılanmalar ise Karadeniz'deki mevcut görünümü değiştirmeye başlamıştır. Bu çalışmada birinci bölümde Karadeniz Havzasının tarihi ve jeopolitik teorilerdeki yeri, ikinci bölümde; Rusya'nın Karadeniz Stratejisi, bölgesel mücadele ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise Karadeniz'deki renkli derimler süreci ve Rusya'nın donmuş çatışma bölgelerine yönelik stratejisi ele alınmıştır. Bu bilgilerin yanında Karadeniz'in tarihi ve Rusya'nın güney sahası olan Karadeniz'e yönelik yaklaşımının nasıl şekillendiği ele alınmıştır.

Gül DevrimiKaradeniz bölgesiRusya+4
Kaan Çınarlık
Giresun University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Neo-Avrasyacılık ideolojisi çerçevesinde Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu arasındaki enerji ilişkilerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada; Rusya'nın kriz dönemlerinden sonra ortaya çıkan Avrasyacılık ideolojisinin Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu (RF) arasındaki enerji ilişkilerine etkisinin analiz edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada yer alan konular dönemsel bazda değerlendirilmiş, enerji ilişkilerinin politik ve stratejik yönleri ele alınmış ilaveten Avrasyacılık ideolojisi çerçevesindeki durumlarına yer verilmeye çalışılmıştır. Bu çerçevede iki ülke arasında yer alan boru hattı projelerine değinilmesini takiben Avrasyacılık ideolojisi çerçevesinde söz konusu projelerin iki ülke ilişkilerine yansımasının ne yönde olduğu analiz edilmiştir. Avrasyacılık düşüncesinin teorik boyutu ise büyük ölçüde söz konusu ideolojinin günümüzdeki en önemli temsilcisi olan Alexander Dugin tarafından ortaya konan fikirler çerçevesinde ortaya konulmuştur. Bu çerçevede Avrasya coğrafyasının iki önemli ülkesi olan Türkiye Cumhuriyeti ile RF arasındaki ilişkilerin ana gündeminin enerji olduğu söylenebilir. İki ülke arasındaki enerji ilişkileri stratejik ve politik bir bakış açısına dayalı olarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu noktada günümüzde var olan boru hatlarının yanı sıra enerji alanında iki ülke arasında yeni bir iş birliği sahası olan nükleer enerji hususları Avrasyacılık ideolojisi çerçevesinde bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Özellikle konunun Avrasyacılık ideolojisi çerçevesinde temellendirilmesinin konuya farklı bir bakış açısı sunarak alana katkı sunacağı düşünülmektedir.

AvrasyacılıkEnerjiEnerji politikaları+3
Başak Merve Erinç
Giresun University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kazakistan'da yaşayan Ahıska Türkleri ve DATÜB (Dünya Ahıska Türkleri Birliği)'ün günümüze kadar gerçekleştirdiği faliyetler

Bu tez çalışmasında, Kazakistan Cumhuriyeti Ahıska Türkleri ileDünya Ahıska Türkleri Birliği arasında kurulan etkileşim üzerinde kapsamlı bir çalışma yapılmış, bu bağlamda SSCB dönemindekiAhıska Türklerinin bir analizi verilmiştir. Hatırlanacağı üzere, 1944 yılındaSSCB'de, Ahıska Türklerinin zorunlu sürgünü başlatılmıştır. Kazak Türkleri için, o zamanlar Kazakistan'a zorla yerleştirilen Türk etnik grubunun Ahıskalı temsilcileri yabancı değildiler. Bu yüzden, Türkiye'deki Ahıska Türkleri boşuna şunu dememiştir: «Anadoluanadır, Altay isebabadır». Bu açıdan gerçekten de, tüm Türk halkları Orta Asya'dan şeref duyuyorlar ve orayı atalarının ülkesi olarak görüyorlar. Türkiye ve Kazakistan da, ortak bir tarihi, kültürü ve derin etnik kökenleri olan iki ayrı devlet, ama tek bir millet olarak bu his ve zihniyetle yoğrulmuştur. Dünya Ahıska Türkleri Birliği, başlıca görevi rüçhan (öncelik hakkı) ve diğer yasal hakların rehabilitasyonunu ve yeniden oluşumunu sağlamak, çeşitli ülkelerde sürgünde yaşayan Ahıska Türklerinin, eğer mümkünseanavatanlarınageri dönüşünü organize etmek,1944'te Gürcistan'ın Adigön, Ahılkelek, Ahıska, Aspinza ve Bogdanovka bölgelerinden sürgün edilen Ahıskalılarındönüşü için her türlü çalışmayı gerçekleştirmek gibi hedefleri öngören, bu konulara doğrudan bağlı bulunan, 18 Kasım 2008 tarihinde kurulmuş bir kuruluştur. BugünAhıska Türklerinintemel sorunu, tarihi yurtlarına geri dönme isteklerinin yerine getirilmemesidir. Kazakistan Halklar Meclisi sayesinde, Kazakistan'da etnik gruplar arası güven ve dayanışma atmosferi, dinlerarası uyum ortamı oluşmuştur. Kazakistan'da yaşayan tüm etnik grupların dil ve kültürlerinin gelişmesi için imkân tanınmaktadır. Ahıska Türkleri 25 yıl boyunca, KHM'nin çalışmalarının desteğini görmüşler ve kendileri de Kazakistan'ı tam olarak desteklemişlerdir. Anahtar Kelimeler: Ahıska Türkleri, Kazakistan, Dünya Ahıska Türkleri Birliği, Gürcistan, Kazakistan Halklar Meclisi.

Ahıska TürkleriDünya Ahıska Türkleri BirliğiKazakistan
Nadır Nazımov
Giresun University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ulusal ve uluslararası bazı resmi belgelerde suça sürüklenen çocuklar ve terör örgütleri örneği: Afganistan, Kuzey Irak-Suriye ve Karabağ

Avrasya Araştırmaları alanında yapılan bu çalışmada, çocuk ve suç kavramlarına ilişkin genel hukuki ve sosyolojik değerlendirme, çocukların Avrasya'da suça sürüklenme nedenleri, çocukların cephelerde savaştırılma, terör suçuna bulaştırılma aşamalarına yer verildikten sonra, çocukların nasıl uluslararası terör örgütleri tarafından kullanıldıklarına yönelik verileri ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Çalışma; Avrasya'nın Balkanları olarak değerlendirilen Azerbaycan, Ermenistan ve Afganistan'ın yanında, bölgede stratejik öneme sahip ve son gelişmelerle birlikte önemli bir aktör haline gelen Türkiye temel alınarak sınırlandırılmıştır. Çalışma yöntemi olarak tarama modeli kullanılmıştır. Alanda yapılan akademik çalışmalar, TUİK verileri, Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı Raporu, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın İnsan Hakları Uygulamaları Üzerine Ülke Raporları ve İnsan Ticareti Raporları gibi kurumlardan elde edilen verilerden yola çıkarak hazırlanmıştır. Verilerin daha anlaşılır ve karşılaştırılabilir olmasını sağlamak amacıyla tablo ve grafikler sunulmuştur. Avrasya Araştırmaları alanında hazırlanan bu yüksek lisans tez çalışması kapsamında, Avrasya'da cephelerde savaştırılan çocukların bu coğrafyadaki hangi resmi veya gayri resmi -uluslararası- aktörler tarafından nasıl kullanıldığı ortaya konulmuştur. Ayrıca Avrasya Bölgesi'nde kullanılan çocuklar hakkında bilgi verilmiştir. Türkiye, Irak, İran ve Suriye'de etkin olarak silahlanarak Türkiye sınırları dâhilinde Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgelerine sahip olabilmek için bünyesinde çocukları da silahlandırdığı uluslararası kurumlarca raporlanan ve uluslararası akademik makalelerde ele alınan PKK'nın, bir uluslararası silahlı terör örgütü olarak Orta Doğu Coğrafyasında, çocukları kullanmasını kolaylaştıran etkenler üzerinde durulmuştur. Buradan yola çıkarak, Avrasya Bölgesinde patlak veren silahlı çatışmalarda, savaşlarda, cephelerde kullanılan çocukların genel tipolojisi çıkartılmaya çalışılmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda çocukların suça sürüklenmelerinde birçok etkenin karşımıza çıkmakta olduğu gözlenmiştir. Bu etkenler içerisinde bu çalışma kapsamında ele alınanlar; aile ve ebeveyn tutumları, yoksulluk, eğitim düzeyi, sosyal eşitsizlik ve sosyal adaletsizlik odaklı olanlar olmuştur. Çocukların terör suçlarına sürüklenmelerine ilişkin yapılan değerlendirmede, çocukların suça sürüklenmesindeki parametrelerden farklı olarak, sosyal ve demografik özelliklerin de terör örgütleri tarafından kullanıldığı gözlenmiştir. Bu parametreleri yoksulluk, nüfus, cinsiyet, yaş, inanç ve etnik yapı olarak sıralamak mümkündür. Avrasya Bölgesi'nde ise özellikle etnik yapı, inanç ve sosyo-ekonomik eşitsizlik gibi parametreler üzerinden çocukların istismar ve terörize edildiği gözlenmiştir. Bu anlamda gerek akademik çalışmaların yaygınlaştırılması gerek ilgili kurum-kuruluşların ulusal ve uluslararası düzeyde çalışmalarını yapması ve katkıda bulunması oldukça önemli olacaktır. Anahtar Kelimeler: Avrasya, Suç, Çocuk, Terör

AfganistanKarabağKuzey Irak+7
Koray Öztürk
Giresun University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

SSCB sonrası Gürcistan siyasal yapısı

Soğuk Savaş döneminde iki süper gücün arasında gerçekleşen ve 1991 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyet Birliği'nin (SSCB) dağılmasıyla son bulduğu öne sürülen rekabet, 2000'li yıllar ile beraber eski Sovyet coğrafyasında değişik bir biçimde kendisini göstermiştir. Rusya Federasyonu ve ABD arasında yenilenen bir "Büyük Oyun" olarak gerçekleştiği algılanan bu rekabetin açık olarak görüldüğü devletlerin başındaysa Gürcistan gelmektedir. Gürcistan için 1990'lı yıllar, politik, ekonomik istikrarsızlıklar ve iç savaşların yaşandığı bir dönem olmuştur. 2003 yılında Gül devrimiyle yepyeni bir döneme kapısını açan Gürcistan üzerinde Rusya Federasyonu ve ABD rekabetinin değişik sebeplerle dönemin değiştiği görülmüştür. Bununla birlikte bağımsızlık ile beraber Gürcistan'da sözde bağımsızlıklarını ilan eden Güney Osetya, Abhazya ve Acara bölgeleri çok önemli problem haline gelmiş, 2008'de Rusya ile savaş nedenini tetiklemiştir. Rusya ile gerçekleşen savaşta beklediği desteği Batı'dan göremeyen Gürcistan, gerçekleştirmiş olduğu yanlış hamleler ile ülkedeki siyasetin istikrarsızlaşmasına, hükümetlerin devrilmesi, devrimlerin yapılmasına kadar pek çok karışıklık ortaya çıkmıştır. Bu tezde, Sovyet sonrası dönemde Gürcistan'ın siyasi yapısı ele alınacak, ilk yılları çalkantılı geçen Gürcistan'ın bağımsızlığından, coğrafyasından, kurulan hükümetlerden ve bu hükümetlerin sergilediği politikalardan bahsedilmiştir.

Berkay Özgümüş
Giresun University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
11