31
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Bağımsızlık sonrası Azerbaycan'da iç göç hareketleri: 1991-1994
İç göç hareketleri, modern Azerbaycan Cumhuriyeti'nin siyasi ve sosyal hayatını şekillendirmiş en önemli etkenlerden biridir. Öyle ki Dağlık Karabağ çatışmasının neden olduğu savaş ve işgal sürecinin arka planında kalan göç sorununun süre gelen yıllar içinde ciddi yansımaları olmuştur. Göçün nedenleri ve sonuçlarına ilişkin çok yönlü bir bilimsel bakış açısının olmayışı, bu çalışmanın ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Bu çalışma, bölgede gerçekleşen süreçlerin göç hareketleri ve beraberinde getirdiği sorunların çözümüne yönelik değerlendirmeleri ele almıştır. Bu bağlamda, iç göç hareketleri Azerbaycan'ın içinde olduğu tarihi süreçlerin bir parçası olarak güncel veriler temelinde değerlendirilmiştir. Araştırmada yeni bulguların elde edilmesi amacıyla çeşitli karma yöntemler kullanılmıştır. Çalışmada iç göç hareketlerine maruz kalan kişilerin ifade ettiği söylemler temelinde elde edilen veriler analiz edilmiş, sohbet ve anket çalışmaları ile araştırmanın özgünlüğü desteklenmiştir. Azerbaycan'da zorunlu göçten muzdarip olan kişilerin yıllar içinde çözülmeye yeğlenen sorunlarının ve çözüm yollarının ele alındığı bu çalışma, ayrıca söz konusu göç süreci ile ilişkili olan diğer gelişmeleri de kısaca özetlemiştir. Anahtar Kelimeler: Azerbaycan, Göç, İç Göç Hareketleri, Karabağ, Dağlık Karabağ Çatışması, Zorunlu Göç
Nahçıvan Han ailesinin son kahramanı Cemşit Nahçıvanlı
Tarih boyunca çeşitli Türk devletlerinin ve imparatorluklarının kurulmasındaki ana faktörlerden biri Türklerin savaşçı ruhu olmuştur. Çeşitli Türk soylarının askerî birimleri Türk devletlerinin bünyesinde kalmayıp aynı zamanda diğer bazı devletlerin ve imparatorlukların ordularında görev yapmıştır. Kengerli-Nahçıvanlı soyu da bu şekilde yaşamış kabilelerden biridir. Nitekim 19. ve 20. yüzyıllara bakıldığıda sadece bu soydan 6 general çıktığı görülür. Bu çalışmada, Kengerli-Han Nahçıvanlı soyunun son generali olan Cemşit Nahçıvanlı'nın yaşamı ve askerî faaliyetleri ele alınmaktadır. Çalışma, Azerbaycan ve Türkiye tarih yazımında, Cemşit Nahçıvanlı'nın yaşamı ve faaliyetleri konusunda yapılan ilk kapsamlı araştırma çalışması olarak kabul edilebilir. Çalışma sırasında genel teorik ve özel tarihsel araştırma yöntemleri kullanılmış, bilimsel ilkeler üzerinden olaylar ve süreçler incelenmiştir. Birinci bölümde, Azerbaycan tarihinde Cemşit Han'ın da mensup olduğu Kengerli boyu ve Han Nahçıvanlılar soyunun yeri ve rolünden bahsedilmiştir. Ayrıca hayatının ilk yılları ve erken askerî eğitim yıllarına değinilmiştir. İkinci bölümde, Çarlık Rusya ve Azerbaycan Halk Cumhuriyeti dönemindeki askerî faaliyetlerine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise Cemşit Nahçıvanlı'nın bu defa Sovyetler dönemindeki askerî faaliyetleri, idama mahkum edilmesi ve ölümünü müteakip beraat edilişi konuları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Cemşit Han Nahçıvanlı, Çarlık Rusya, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti, SSCB, I. Dünya Savaşı, Askerî Tarih, Ordu
Osmanlı ve Çin İmparatorluklarında eğitim reformları üzerine karşılaştırmalı bir inceleme (1808-1911)
Asya kıtasının eski ve parlak devletlerinden olan Osmanlı ve Qing İmparatorluklarının 19. yüzyıldan itibaren Batılı devletlerin karşısında açık bir şekilde geri kaldıkları görülür. Güçlü devletler, özellikle Rusya ile olan savaşlarda defalarca başarısız olan Osmanlı İmparatorluğu'nu tehdit etmiş ve Osmanlı İmparatorluğu da Avrupa'nın ileri teknolojilerini alarak zayıf ordusunda reform yapmak zorunda kalmıştır. Afyon Savaşı'ndan sonra İngiltere ve Fransa gibi ülkeler tarafından işgal edilen Qing İmparatorluğu, Batı teknolojisini öğrenmeye ve önemli tedbirler alarak Batılılaşmaya başlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun Batılılaşma reformu, Qing Hanedanlığı'nın Batılılaşmasından daha önce olmasına rağmen iki devletin eğitim sistemi reformlarının arka planı, içeriği ve sonuçları üzerinde benzerlikler vardır. Çalışmada 19. yüzyılda iki imparatorluğun eğitim sistemi üzerinde yapılan reformların arka planı, içeriği ve sonuçları bakımından karşılaştırmalar yapılarak benzerlikler ve farklılıklar tespit edilmeye çalışılmıştır. Birinci bölümde Osmanlı İmparatorluğu ve Qing Hanedanlığı reformlar yapmadan önce klasik eğitim sistemleri incelenmiştir. İkinci bölümde Osmanlı ve Çin İmparatorlukları yapılan eğitim reformlarının içerikleri ve süreci analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde iki devletin uygulandığı eğitim reformlarının arka planı, içeriği ve sonuçları karşılaştırılmalı olarak incelenip bir değerlendirme yapılması amaçlanmıştır. Her iki devletin eğitim reformları devleti yıkılmaktan kurtaramamış olsa da kurulan modern eğitim sistemiyle aydınları yetiştirip devleti geliştirmiştir.
1991-2015 yılları arasında Japonya-Rusya Federasyonu ilişkileri
Tarihî süreç içerisinde değerlendirildiğinde Japonya ile Rusya Federasyonu arasındaki ilişkilerin köklü bir geçmişe dayanmadığı görülmektedir. Bu tarih I. Petro (1682-1725) döneminde Moskova'ya Dembay isimli bir Japon gemicinin gelişinden itibaren başlatılırsa yaklaşık 300 yıllıktır denilebilir. Bununla birlikte diplomatik ilişkilerin tarihi ise 1855 yılında Şimoda Anlaşması'nın imzalanmasıyla başlamaktadır. Japon-Rus ilişkilerini konu alan ve doküman incelemesine dayanan bu çalışmada ise 1991-2015 yılları arasındaki ilişkilerin önemli olayları ele alınıp, kronolojik olarak araştırılmış ve gelecekte ilişkiler hangi yönde değişebilir sorusuna cevap aranmıştır. Araştırma sonucunda Yeltsin (1991-1999), Putin (2000-2004/2004-2008), Medvedev (2008-2012) ve Putin (2012-2015) dönemleri ele alındığında Kuril Adaları'nın hangi ülkeye ait olduğunun iki ülke arasındaki en büyük siyasi sorunu teşkil ettiği, Yeltsin döneminde Kuril Adaları sorununun Ruslar tarafından tanınarak çözümüne yönelik ilk adımların atıldığı ve II. Dünya Savaşı sonrasında gerilen ilişkileri yumuşatmak üzere Tokyo Deklarasyonu'nun (1993) imzalandığı; Putin'in birinci ve ikinci başkanlık dönemlerinde Kuril Adaları sorunun çözümüne yönelik somut bir adım atılmamakla birlikte ekonomik ve kültürel ilişkilerin geliştiği; Medvedev döneminde Kuril Adaları sorununun çözümüyle ilgili olarak Kunaşir Adaları'na bir Rus başkan olarak ilk kez bir ziyaret gerçekleştirildiği ve Japonya'daki nükleer felaket (2011) ile ekonomik kriz (2011) nedeniyle Ruslar tarafından Japonya'ya ekonomik destek sağlandığı; Putin'in üçüncü başkanlığı döneminde ise II. Dünya Savaşı'ndan sonra imzalanmayı bekleyen barış anlaşmasının imzalanmasının Adalar sorunun çözümünde bir şart olarak öne sürülmesinden başka Kuril Adaları sorunun çözümüne yönelik bir girişimin olmadığı görülmektedir. Sonuç olarak Tokyo ve Moskova arasında barış anlaşmasının imzalanması ve Kuril Adaları gibi çözülememiş sorunlardan dolayı tam anlamıyla bir siyasi yakınlaşma sağlanamasa da her iki ülke için faydalı ekonomik, ticari ve kültürel ilişkilerin gelişerek devam ettiğini söylemek mümkündür. Anahtar kelimeler: Japonya, Kuril Adaları, Rusya, SSCB, Şimoda Anlaşması, uluslararası ilişkiler
Çinli Müslümanlar Huiler / Tunganlar ve Guomingdang Dönemi ilişkileri (1911-1949)
Çalışmamızda 1911-1949 tarihleri arasında Çin Cumhuriyetinin siyasi tarihi ile Çinli Müslümanların faaliyetleri ve hükümet ile olan ilişkileri üzerine durulmaktadır. Bu vesile ile Çin'e İslam'ın geliş serüveni ve bu konuda kaleme alınan eserlerin yeniden değerlendirilmesine gayret edilmiştir. Araştırmalarımız sırasında Çinli Müslümanlar ve onların siyasi faaliyetleri hakkında kaleme alınmış olan farklı dillerdeki eserlerden, Orta Asyalı ve Batılı araştırmacıların çalışmalarından, dönemin seyyahlarının notlarından ve Türkiye'de Çinli Müslümanlar, Asya bölgesine İslamiyet'in ulaşması hakkındaki neşredilmiş eserlerden istifade ettik. Bu çalışma ile bilhassa 1911-1949 yılları arasında Çin Cumhuriyetinin siyasi tarihi ile Çinli Müslümanların ilişkilerine ışık tutulmaya çalışılmıştır. Bu çalışma ile Çinli Müslümanlar ile alakalı her mevzu ortaya konulmuştur iddiasında değiliz. Bununla birlikte en azından 1911-1949 yılları arasında Çin Cumhuriyetinde ve Doğu Türkistan bölgesinde vuku bulan siyasi münasebetler objektif olarak değerlendirilmeye çalışılmıştır. Ayrıca Çinli Müslümanların ortaya çıkışı ve Guomingdang Hükümeti ile ilişkileri bu çalışma ile ortaya konulmaya gayret edilmiştir. Bu sebep ile çalışmamızın bundan sonra yapılacak olan Çinli Müslümanlar ile alakalı araştırmalara katkılar sağlayacağı kanaatindeyiz.
Azerbaycan tarihinde Ebülfez Elçibey'in yeri
Ebülfez Elçibey'in Azerbaycan tarihindeki yerini kapsamlı bir şekilde inceleyen tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Elçibey'in yaşamı, aile bağları, cocukluk ve gençlik dönemi, ayrıca eğitim yılları, çalışma hayatı ve akademisyenlik yaptığı yıllar incelenmiş olup, onun Sumgayıt ve 20 ocak olayları zamanı üstlendiği lider rolünden bahsedilmektedir. Bu bölümde aynı zamanda Elçibeyin Halk Cephesi lideri olarak faaliyetleri, siyasi kariyeri, iktidar dönemi ve 1993'te yapılan darbe girişiminden bahsedilmektedir. İkinci bölümde Elçibey`in iç ve dış siyasetinin yönleri, uluslararası ilişkilerde sergilediği tavır, komşu ülkelerle ilişkileri vb. konular analiz edilmiştir. Tez çalışmasında Elçibey Türk düşünürü bir lider olarak ele alınmakta, onun hem Güney Azerbaycan sorununa bakışı hem de Türk Dünyasını birleştirme idealleri incelenmektedir. Üçüncü bölümde Elçibey'den bir tarihçi olarak bahsedilmekte ve onun birçok tarih çalışmaları araştırılmaktadır. Onun "Ahmad İbn Tulun ve Tulun Devleti'nin Kuruluşu", "Abbasi Halifeliğinin Çöküşü ve Parçalanması Üzerine", "Tolunoğulları Devleti", "Bütöv Azerbaycan Yolunda" vb. eserleri tek tek incelenmekte, Elçibey'in hem tarih bilimine yaklaşımı hem de ideolojisi ve fikirleri ile ilgili analizler yapılmaktadır.
Enerji perspektifinde Avrupa-Türkiye ilişkileri ve Rusya faktörü
Bu tezde, Avrupa nezdinde Avrupa Birliği'nin fosil yakıt merkezli enerji güvenliğinin oluşturulma süreci, temel özellik ve prensipleri ortaya koyularak, kıtanın enerji ticareti ve bu ticarette Rusya ile Türkiye'nin konumları ayrıntılı olarak incelenmektedir. Ayrıca Güney Gaz Koridoru'nun oluşum süreci analiz edilmektedir.
Osmanlı ve batı basınında Kafkas İslam Ordusu'nun Azerbaycan Harekatı (Mart 1918- Ağustos 1918)
I.Dünya Savaşı'nda Rusya'da yaşanan ihtilal Kafkasya'daki savaşın da çehresini ve dengesini değiştirmiştir. Özellikle ekonomik beklentilerin ve ihtiyaçların arttığı bir dönemde Bakü'nün sahip olduğu zenginlik onun önemini de artırmıştır. İşte böyle bir dönemde bu bölgeye Osmanlı Devleti'nin düzenlediği harekat farklı tepkilerin doğmasına ve çıkarların çatışmasına neden olmuştu. XX. yüzyılda topyekün bir savaşa neden olan koşulların tarihsel arka planına değinilmiş, Osmanlı- Rus ilişkileri esas alınarak Kafkas Cephesi ve Bolşevik İhtilali sonrası Kafkasya'nın durumu her iki devlet açısından ifade edilmiştir. Osmanlı Devleti'nin savaşta müttefiki konumunda bulunan Almanya, İtilaf Devletleri bloğunda yer alan İngiltere, Sovyet Rusya ve onun Bakü'deki çıkarlarını koruyan Bakü Sovyeti; Bakü üzerinde çeşitli politikalar tasarlamıştı. Bu karmaşık ilişkiler ağında bağımsızlığını kazanan Azerbaycan Cumhuriyeti'nin ise hedefi başkenti olarak gördüğü Bakü'nün sınırlarına dahil olmasıydı. Bu hedefe ulaşmak için askeri yardıma ihtiyaç duymuş, soy ve din bağı ile ona en yakın olan Osmanlı Devleti'nden yardım talep etmişti. Azerbaycan Cumhuriyeti'nin yardım talebi yeni bir tartışmanın da doğmasına sebebiyet vermiştir. Azerbaycan kamuoyunda bazı kişiler Osmanlı Devleti'nin askeri yardımının ilhak amacı taşıdığını düşünmüştü. Osmanlı Devleti'nin bölgeyi şekillendirirken müstakil bir devlet değil uydu bir devlet tasarladığı da dile getirilmişti. Bu çalışmada açıklanmak istenen nokta ise bu tartışmaların kamuoyunda yarattığı etkileri olayların seyri ile değerlendirerek ele almaktır. Bakü'nün kaderini etkileyen devletlerin basın ürünleri ele alınarak bu tartışmaya katkı sunulması hedeflenmiştir. Kafkas İslam Ordusu adıyla düzenlenen bir ordu ile Kafkasya'da askeri harekatına devam eden Osmanlı Devleti; kendi basını tarafından desteklenmiş fakat bu destek harekatın gizlilik içermesi sebebi ile doğrudan bu adla değil Osmanlı Devleti'nin Kafkasya misyonu olarak kendini göstermiştir. Kafkasya'da yaşananlara yer veren Osmanlı basını, Azerbaycan Türk'ü kardeşleri ile aralarındaki ırk ve din bağını sürekli vurgulamıştır. Osmanlı basınından sonra çalışmada ağırlıklı olarak yer verilen kesim ise İngilizce yayın yapan ve İngiltere'nin çıkarları doğrultusunda haberler yazan basın ürünleridir. Osmanlı Devleti'nin Bolşeviklerden sonra bölgede çatışma halinde bulunduğu İngiltere'nin olaylara nasıl yaklaştığı ve amaçları ciddi önem taşımaktaydı. Bakü petrol açısından zengin bir şehirdi ve bu kaynaklar İttifak devletlerine bırakılmayacak kadar İngiltere için önem taşıyordu. Bu sebeple İngiltere'nin Kafkasya misyonu hakkında kamuoyu desteği oluşturulması amaçlanmıştı. Kafkasya'da oluşan bu atmosfer ve devletler arasındaki ilişki yeni yüzyılın nasıl geçeceğinin habercisiydi. Bu ilişkilerin kaynağı, sonuçları ve kamuoyunda oluşturduğu algı çalışma boyunca değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Kafkas İslam Ordusu, Basın, İngiltere, Bakü
Azerbaycan'da kadınların siyasal hayatta temsili
Siyasi alanda kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olma, bu hakları koruma ve geliştirme mücadelesi uzun yıllardan beri devam etse de siyasi alanda erkek politikacıların çoğunluk teşkil ettiğini; kadınların ise bu yapıyı değiştirme uğraşlarının pek de başarılı sonuçlar vermediğini görmekteyiz. Siyaseti yalnızca erkeklerin varolduğu bir meydan olarak gören zihniyete karşı kadınların siyasette temsil edilme hakkı hukuksal açıdan yalnızca biçimsel olarak kalmış ve beklenen seviyeye ulaşamamıştır. Bu tez çalışmamızda Azerbaycan siyasetinde kadının temsili, kadının siyasette karşılaştığı sorunlar ve politik düzende yer almanın zorluklarındaki asıl sebeplerle birlikte gösterilmeye çalışılmıştır. Sovyetler öncesi ve sonrası, Çağdaş Azerbaycan siyasetinde erkeklerle beraber kadınların da yer alması, kadınların yetkilerini kullanırken karşılaştıkları zorlukların neler olduğu, bu problemlerin çözümleri çalışmamın ana hatlarını oluşturmaktadır.
Öncesi ve sonrası ile Ukrayna'da Maidan Süreci
Soğuk savaş sonrası ABD ve AB elde ettikleri hegemonyayı devam ettirme yönünde politikalar belirlerken Rusya yeniden uluslar arası arenada süper güç olarak belirme çalışmalarına girişmiştir. Pereyeslav Anlaşması ile Rusya'nın boyunduruğu altına giren Ukrayna, 1991 yılının sonunda elde ettiği bağımsızlığını tam anlamıyla yaşayamamıştır. Bağımsızlık öncesi ve sonrasında halkın içinde yaşattığı nefret ve mücadele kendini ilk olarak Kasım 2004 tarihinde göstermiş ve adına Turuncu Devrim denilen süreç başlamıştır. Turuncu Devrim ile işbaşına gelen Batı yanlısı yönetim bu fırsatı değerlendirememiş ve ülkede Rusya yanlısı siyasi görüş ve blok tekrar güçlenmiştir. Kasım 2013'te imzalanması planlanan AB-Ukrayna ortaklık anlaşmasının Rusya lehine bir tavırla imzalanmaması, adını bağımsızlık meydanından alan Maidan sürecini başlatmıştır. Bu tezin giriş bölümünde kısaca Ukrayna tarihi ve Ukrayna'nın Rusya ile ortak tarihi temel alınarak bilgi verilmeye çalışıldı. Tezin birinci bölümünde SSCB sonrası bağımsızlığını kazanan Ukrayna'nın Turuncu Devrime kadarki süreci, Turuncu Devrim sonrası siyasi ortam, Maidan Süreci ve sonrası ele alınmaktadır. İkinci bölümde yaşanan krizi çözmek için gerçekleştirilen siyasi çabalar incelenmiştir. Yine bu bölümde Batı tarafından uygulanan yaptırımlar ve Rusya ve Batı bloğu olarak ikiye ayırdığımız tarafların karşılıklı kazanç kayıplarını incelemeye çalışmaktayız. Tezin üçüncü ve son bölümünde ise yaşanan krize Rusya medyası penceresinden bakılmıştır. Devam eden kriz boyunca medya gücünün Batı bloğunda daha etkili olması nedeniyle krizi araştırmaya çalışan kişi yada kurumların Batı penceresinden bakmaya daha yakın oldukları bir vakıadır.
Türkmenistan'ın enerji politikası
Türkmenistan, enerji kaynağı açısından zengin bir ülkedir. 19. yüzyılın son çeyreğinde Türkmenistan topraklarında bulunan petrol, özel yabancı şirketler tarafından sanayi boyutunda üretilmeye başlanmıştır. Türkmenistan'ın Sovyetler Birliği'ne katılması ile petrol millileştirilmiştir ve bu yolla ülkede petrol endüstrinin geliştirilmesi amaçlanmıştır. 20. yüzyılın ikinci yarısında ülkede zengin doğalgaz yataklarının keşfedilmesi ile petrol üretimi ikinci plana atılmıştır. Türkmenistan SSCB üyesi olduğu dönemde, ürettiği doğalgazın büyük çoğunluğunu ham madde olarak (SSCB'nin diğer ülkelerine) ihraç etmekteydi. Sovyetler döneminde Türkmenistan'ın enerji sektörü gelişme gösterdiyse de potansiyelinin oldukça altında kalmıştır. Ülkenin SSCB'den ayrılma kararı aldığı günden bu yana ihracatının büyük kısmını oluşturan petrol ve doğalgaz endüstrisinin geliştirilmesinde çeşitli adımlar atılmıştır. Kanıtlanmış doğalgaz rezervi açısından %10.1 oranı ile Türkmenistan dünyada dördüncü sırada yer almaktadır. Ancak Türkmenistan'ın doğalgaz üretimi dünyadaki toplam üretimin sadece %1.7'sini karşılamaktadır. Türkmenistan yeni enerji politikasıyla petrol ve doğalgaz üretimini yükselterek sadece ham maddede satışı yapmayı değil aynı zamanda ihracatta hazır (işlenmiş) petrol ve doğalgaz ürünlerine yer vermeyi de hedeflenmektedir. Bu tezde, Türkmenistan'da bulunan petrol ve doğalgaz yatakları ve bu yataklardan sağlanan enerjinin üretim ve tüketim oranları yıl bazında karşılaştırmalı olarak verilmiştir. Enerji sektörünün ülke içindeki yapılanması, yabancı petrol ve doğalgaz şirketlerinin ülkedeki konumu, ülkeler arası doğalgaz ticareti ve yabancı ortaklı projeler (boru hatları) hakkında bilgi verilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca Türkmenistan'ın Hazar üzerindeki politikası ve enerji durumu analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türkmenistan, Enerji, Petrol, Doğalgaz, Boru hattı
Atatürk Döneminde Türkiye-Romanya ilişkilerinde dış politika analizi (1923-1938)
İş bu tezim, Osmanlı'dan, Türkiye Cumhuriyeti'ne geçiş dönemini yansıtıcı ortak siyasi bağlantılarını incelemesini, Romen ve Türk ilişkilerini ve iki Savaş arası dönemi, Lozan Antlaşması, Balkan Antlaşması ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi başlıklı önemli diplomatik etkinliklerdeki işbirliğinin bir incelemesini çözümlemek önermektedir. Yirminci yüzyılın uluslararası ilişkiler yöntemleri incelendiğinde, üçüncü ve dördüncü on yıllık dönemlerde Türkiye ve Romanya'nın Balkanlar'daki ilişkileri ve işbirliği her iki ülke tarihini tamamlama niteliğindedir. İki Savaş arası Romen diplomasisi, Mustafa Kemal Atatürk'ün demokratik, egemen ve modern Cumhuriyeti oluşturmak için yaptıkları faaliyetleri takdirle izledi. Bu açıdan önemli bir nokta yeni cumhuriyetin kurucularının milli kimliği nasıl empoze etmeye çalıştığıdır. 1923 – 1938 dönemi önemli siyasi ve diplomatik olaylar meydana gelmiştir: Türkiye Cumhuriyeti'nin doğuşu, dünyadaki bütün ülkelerle ilişkilerinin kurulması, Lozan Konferansı, Türk – Sovyet ilişkilerinin gelişmesi, revizyonist bir politika desteklemeyen ülkelerle ilişkilerin geliştirilmesi ve bu nedenle savunma amacı ile, Güney – Doğu Avrupa'da olası bir savaşı önlemek için çaba gösteren Yunanistan, Yugoslavya, Romanya ve Türkiye'nin üye olduğu Balkan Antlaşması, Lozan Antlaşması'nın ilkelerini gözden geçirme niyetiyle yapılmış olan Montrö Konferansı gibi bölgesel ittifakların geliştirilmesi gibi çabalar gösterilmiştir.
Dağlık Karabağ sorunu ve soruna çözüm arayışları
Dağlık Karabağ sorunu 20.yy'ın son çeyreğinde yalnızca Azerbaycan Türkleri ve Ermeniler arasında yaşanmış basit bir silahlı çatışmadan ibaret değildir. Sorunun uzun bir tarihsel geçmişi vardır. Bu sorunun ortaya çıkışında ve gelişiminde etnik milliyetçilik ve dini argümanlar, bölgesel ve küresel güçlerin irredantist politikaları, ekonomik ve sosyolojik unsurlar etkili olmuştur. Sebeplerin ve aktörlerin sürekliliği ve çeşitliliğinin çok olması çözümün de karmaşık hale gelmesine katkı sağlamıştır. Dağlık Karabağ sorununun çözümsüzlüğü esasında parçası olduğu Kafkas-Hazar bölgesinin jeopolitik konumunda gizlidir. Azerbaycan Türkleri ile Ermeniler arasında asırlardır süregelen çekişme ve çatışmaların sebeplerinin bütüncül bakış açısı ve objektif şekilde anlaşılmasının amaçlandığı bu çalışmamıza konu başlığı olarak Dağlık Karabağ çatışması değil de Dağlık Karabağ sorununun seçilmesi bilinçli bir tercihtir. Zira sorun kelimesi içerisinde çatışmayı, ihtilafı ve anlaşmazlığı barındıran anlam derinliğine sahiptir. Dolayısıyla sorunun kaynağına inebilmek adına ilk olarak Karabağ'ın demografik açıdan tarihsel geçmişi araştırılmıştır. Dağlık Karabağ sorununu ortaya çıkaran temel sebepler ve bu sorun çerçevesinde Azerbaycan Türklerinin yaklaşık iki yüz yıldır yaşadıkları üzerinde durulmuştur. Ayrıca çalışmamızda bağımsızlık sonrasında Azerbaycan devlet başkanlarının Dağlık Karabağ sorununun çözümü için sergiledikleri diplomatik girişimler konu edilmiştir. Birçok diplomatik girişime rağmen sorunun çözümüne engel olan bazı ana unsurların neler olduğundan söz edilmiştir. Çalışmamız esnasında uluslararası ilişkiler, iktisat, tarih, sosyoloji gibi alanlarda yazılmış olan makaleler, kitaplar ve belgelerden yararlanılmaya gayret edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Azerbaycan, Dağlık Karabağ, Ermeniler, Çatışma, Sorun
Rusya Federasyonu askeri doktrinlerinin güvenlik perspektifi üzerinden analizi
This thesis examines the evolution of the Russian military doctrines starting with the Soviet period until the most recent doctrine of the Russian Federation in 2014. Through this analysis, I aim to examine the transformation of political and military security perceptions of the Russian state and analyze how security issues are reflected in the official military doctrines. Along with the evolution, of the Russian military doctrines, which were subsequently restructured in 1993, 2000, 2010 and 2014, I will discuss the general security perception of the Russian Federation.
Rusya'nın ulusal güvenliğinde Orta Asya'nın rolü ve önemi
Değişen dünya ile birlikte ülkelerin güvenlik algılamalarında değişiklikler meydana gelmiştir. Böylece güvenlik kavramının askeri anlamına ulusal güvenlik, çevre güvenliği, ekonomi güvenliği gibi anlamlar eklenerek genişletilmiştir. Soğuk Savaş döneminin çift kutuplu sisteminin Doğu Bloğu'nun lideri olarak Sovyetler Birliği, uluslararası güvenlik sistemini etkilemeyi başarmıştır. Çift kutuplu dünyanın sona ermesinin ardından SSCB'nin varisi olarak Rusya Federasyonu, ulusal güvenlik algılamalarında gelişmelerden en çok etkilenen ülke olmuştur. Stratejik rekabetin ve küresel çatışmanın merkezinde yer alan Orta Asya ise, Rusya'nın ulusal güvenlik stratejisinde en kritik halkalarından birini oluşturmaktadır. Bu çalışma 1991'den günümüze kadar küresel ve bölgesel dinamiklerin etkisiyle ciddi değişimler geçiren Rusya Federasyonu'nun başlangıcından günümüze kadar ulusal güvenliğinin oluşumunda etkili olan dönem belgelerini içermektedir. Ayrıca ulusal güvenlik anlayışındaki dönüşümden yola çıkılarak Orta Asya'ya yönelik güvenlik alanlarında sürdürdüğü politikaları ve ilişkileri ele almaktadır. Anahtar Kelimeler: Rusya, Orta Asya, Güvenlik, Ulusal Güvenlik, Putin
Geçmişten günümüze dağlık Karabağ sorunu ve bölgenin geleceği
Geçmişten günümüze Ermenistan ile Azerbaycan arasında çözüme kavuşturulamamış Dağlık Karabağ sorununu vardır. Bu bölge sürekli Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmalara sebep olmuştur. AGİT bünyesinde oluşturulan AGİT Minsk Grubu'nun girişimleriyle barış görüşmeleri yapılmaya çalışılmış ancak herhangi bir uzlaşmaya varılamamıştır. Bu çalışmada birinci bölümünde kavramsal çerçeve ele alınmıştır. İkinci bölümde ise; Güney Kafkasya bölgesi hakkında bilgi verilmiş, Azerbaycan Coğrafyası, ekonomik ve beşeri durumu ayrıca bölgede Azerbaycan'ın İran, Rusya, Gürcistan ve Türkiye ile ilişkileri ele alınmıştır ayrıca Dağlık Karabağ'ın İsim kökeni, coğrafyası, Nüfus yapısı ve geçmişten günümüze Dağlık Karabağ bölgesindeki sorun anlatılmıştır. Bu bilgilerin yanı sıra Uluslararası Örgütlerin bölgede yürüttükleri çalışmalar ve bölgenin geleceği hakkında bilgiler verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Dağlık Karabağ, Azerbaycan, Ermenistan, Sorun
Afganistan'da istikrarsizlik ve temel sebepleri
1747 senesinde Ahmet Şah Durrani tarafından kurulan ve Afganistan İslam Cumhuriyeti'nin öncülü sayılan Afgan İmparatorluğu'ndan bugüne kadarki sürede Afganistan içerisinde uzun vadeli istikrarsızlık söz konusudur. Kuzey'de Sovyet Rusya'nın; Güney'de Britanya'nın baskısıyla karşılaşan ülke çağdaşlaşma ve ulusallaşma girişimlerinde başarısız olmuştur. İktisadi yapıdaki, problemler, coğrafi yapı, kaynakların etkili kullanılamaması, çok kültürlü toplumsal yapı, yolsuzluk, eğitim sisteminin yeterli olmayan yapısı, adalet sisteminin hayata geçirilememesi gibi istikrarsızlığa sebep olan etmenlere ek olarak, Afganistan'da istikrarsızlığın önündeki önem teşkil eden engel uyuşturucu ekonomisidir. İran ve Pakistan ile beraber yazında Altın Hilal içerisinde sayılan Afganistan'da afyon ekonomisi 1989 senesinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği işgalinin ardından artarak devam etmiştir. Başta mücahit sınıflar tarafından Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ne karşı verilen mücadelenin finansının sağlanması sebebiyle Batı ülkelerinde hoş karşılanan uyuşturucu ekonomisi, iç savaş zamanında sınıfların birbirleriyle mücadelelerinin de finans kaynağı olmuştur. Afganistan içerisinde temelleri derinlerde olan politik ve iktisadi istikrarsızlık terör örgütlerini ve organize suç sınıflarını cezp etmiştir. Günümüz dünyasında karmaşık bağlantılar ağıyla sarılmış siyasi yapı sebebiyle Afganistan'da karşılaşılan güvenlik problemleri bölge devletleri tehdit etmekte ve global güvenlik problemlerine zemin hazırlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Afganistan, İstikrarsızlık, Taliban, Kabil, Kandahar
Tek Kuşak Tek Yol Projesi bağlamında Rusya - Çin ilişkileri
Bu çalışmada, Çin'in başlattığı Tek Kuşak Tek Yol projesinin tarihsel dayanağı, kapsamı ve önemi ele alınmıştır. Bu bağlamda gerçekleştirilen projeler ve işbirliklerinin incelenmesine yer verilmiştir. Ayrıca tez çalışmamın ana başlığında da olduğu gibi proje kapsamında Rusya - Çin ilişkileri incelenmiştir. Projenin gerçekleşmesi için Rusya'nın rolü ve önemi ele alınırken bu proje kapsamında Rusya'nın çıkarlarına da değinilmiştir. Son olarak Çin ve Rusya açısından bu projenin getirileri ve ortaklaşa çalışmalarının sonuçları irdelenmiştir.
Kazakistan'ın uluslararası örgütlerle ilişkisi ve rolü
Kazakistan, Sovyet yönetiminin dağılmasının ardından Orta Asya bölgesinde bulunan devletler içinde en hızlı ve istikrarlı gelişmeyi yakalayıp, uluslararası örgütlerde kilit ülke olma konumunu kazanmış bir devlettir. Bu bağlamda yenidünya düzeni içerisinde uluslararası örgütler gibi aktörlerin önem kazanması ile ülkeler isteklerini, sorunlarını bu örgütler vasıtasıyla ile çözmeye başlamıştır. Tüm dünyada yaşanan bu durum Kazakistan devleti içinde geçerli hale gelmiştir. Ülke, bağımsızlığını kazandığı ilk yıllardan itibaren öncelikle bölgesel örgütler ardından da uluslararası içerisinde yer almıştır. Bu çalışma içerisinde; 1991 yılında bağımsızlığını kazanan Kazakistan Cumhuriyetinin günümüze kadar olan gelişim süreci ve bu süreç içerisinde uluslararası örgütlerin katkıları yer almaktadır. Ayrıca Kazakistan'ın üyesi ve kurucusu olduğu örgütlerdeki rolüne değinilerek Dönemin Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev'in yaptığı atılımlara değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kazakistan, Uluslararası Örgütler, Orta Asya, Nursultan Nazarbayev
2010 ve sonrası Türkiye Rusya ilişkileri
Türkiye ve Rusya arasında köklü bir tarihsel süreç vardır. Bu süreçler iki komşu devlet arasında ilişkilerin belirlenmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Geçmişten süregelen Türkiye ve Rusya arasındaki karşılıklı olarak siyasi çıkarların farklılaşması iki ülkenin karşı karşıya gelmesine sebep olmuş ve ikili ilişkilerin seyrini olumsuz olarak etkilemiştir. Günümüzde değişen dengeler sebebiyle Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkiler çok önemli bir boyut kazanmıştır. Son dönemde Rusya'nın Küresel Bir Güç olma talebi, Arap Baharı süreci sonrası yaşanan gelişmeler, Suriye krizi ekseninde ortaya çıkan sorunlar, enerji hatlarının kurulması, Nükleer İşbirliği ve liderler arasında kurulan diyalog süreci Rusya ile ilişkilerin daha çok önem kazanmasına zemin hazırlamıştır. Türkiye Rusya arasında gelişen ilişkilerde kuşkusuz iki ülkenin liderlerinin de büyük bir katkısı bulunmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin iki ülkenin ilişkilerin gelişmesi için büyük bir çaba sarf etmektedir. Ekonomik işbirliğinin 1990'lardaki hızlı gelişiminin ardından, ikili ilişkiler 2000'li yılların başında iki ülke siyasi liderlikleri arasında tesis edilen yakın diyalogla yeni bir döneme girmiş ve 2010 yılında kurulan Üst Düzey İşbirliği Konseyi'yle (ÜDİK) kurumsal bir zemine oturmuştur. Rusya'nın sınır komşumuz olması, jeopolitik ve jeostratejik bir noktada bölgesel ve küresel güç olması Türk - Rus ilişkilerinin seyri ve ilişkilerin ekonomik, politik açıdan yakınlaşma ve uzaklaşma dönemlerindeki etkileri ele alınmış ve değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türkiye, Rusya, Suriye Krizi, İşbirliği, Ekonomi
Soğuk savaş sonrası Türkiye'nin Türk dünyası çalışmaları (1991-2002)
Türkiye'nin Soğuk Savaş sonrası Türk Dünyası ile olan ilişkilerini inceleyen bu çalışmada; öncelikle bölge ülkelerinin ve topluluklarının daha iyi anlaşılabilmesi adına coğrafi ve tarihi tanımlanması yapılmıştır. Ardından Türkiye'nin ilgili devletlere ve yapılara düzeylerine göre; "Türkiye'nin Azerbaycan İle İlgili Çalışmaları", "Türkiye'nin Kazakistan İle İlgili Çalışmaları", "Türkiye'nin Özbekistan İle İlgili Çalışmaları", "Türkiye'nin Kırgızistan İle İlgili Çalışmaları", "Türkiye'nin Türkmenistan İle İlgili Çalışmaları", Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti İle İlgili Çalışmaları", "Türkiye'nin Diğer Türk Yapıları ve Toplumları İle İlgili Çalışmaları" olarak yedi ana başlık halinde ele alınmış ve alt başlıklarda siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal, askeri çalışmaları incelenmiştir. Araştırmada, Türkiye'nin bu ülkeler ve yapılarda, büyük çoğunluğu imzalanan anlaşmalar çerçevesinde olmak üzere, yürüttüğü faaliyetlerin artıları ve eksileri incelenmiştir. İnceleme sonucunda yapılan faaliyetlerin eksiklikleri ve aksayan yönler tespit edilmiştir. Bu eksikliklerle ilgili öneriler ve tavsiyeler sunularak çalışma sonuçlandırılmıştır.
Bağımsız Türk Cumhuriyetlerinin idari yapısı ve demokratik rejimlerle karşılaştırılması
Bu çalışmada bağımsız Türk Cumhuriyetleri; Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin hükümet sistemleri yürütme, yasama ve yargı başlıkları altında ele alınmıştır. Ayrıca demokratik hükümet sistemlerinin öncüleri kabul edilen başkanlık sisteminde Amerika Birleşik Devletleri, parlamenter sistemde İngiltere ve yarı başkanlık sisteminde de Fransa'nın yürütme, yasama ve yargı organları ele alınmıştır. Daha sonrasında bu öncü devletlerle benzer hükümet sistemini benimseyen bağımsız Türk Cumhuriyetleri tek tek karşılaştırılmıştır. Çalışma yedi ana bölümden oluşmaktadır. Her bir bölümde bağımsız Türk Cumhuriyetleri tek tek incelenmiştir. Görev ve yetki dağılımları çerçevesinde bu devletlerin yürütme, yasama ve yargı düzenlemeleri anayasa maddeleri üzerinden irdelenmiştir. Yürütme başlığı altında; devlet başkanlarının aday olma şartları, seçim süreci, görev ve yetkileri açıklanmış, aynı hususlar hükümet için de belirtilmiştir. Yasama başlığı altında; meclisin yapısı, milletvekili olma şartları, milletvekili seçim şartları ve meclisin görev ve yetkileri incelenmiştir. Yargı başlığı altında ise mahkeme türleri ve yargı organının faaliyetleri açıklanmıştır. Ayrıca her bölümün sonunda da çalışmanın temelini oluşturan karşılaştırma kısmına yer verilmiştir.
Milli Mücadele Dönemi istihbarat faaliyetleri
Uzun yıllardır devletler varlıklarını sürdürmek, ülke ve milletlerini iç ve dış tehlikelerden korumak için istihbarat faaliyetlerine başvurmaktadırlar. Öyle ki düşman karşısında başarılı olmak için askeri güç tek başına yeterli değildir. Bu nedenle düşmanın kuvvet yapısı, konuşlandırılması, sahip olduğu araç, gereç ve silahların durumu, eğitim seviyesi, morali, komutanların şahsi özellikleri gibi hususların bilinmesi kendi harekât tarzımızı belirlememizde büyük kolaylık sağlayacaktır. İşte bu gerçeklerin farkında olan Mustafa Kemal Paşa ve Milli Mücadele destekçileri, Milli Mücadele süresince istihbarat çalışmalarına önem vermiştir. Casusluk ve propaganda faaliyetleri başta olmak üzere çeşitli alanlarda gerçekleştirilen çalışmalar neticesinde düşman hakkında önemli bilgiler elde edilmiştir. Bu sayede elde edilen bilgiler Milli Mücadele'nin kazanılmasında büyük öneme sahip olmuştur.
Demir İpek Yolu güzergahında Türkiye ve Avrasya karşılaştırmalı gümrük politikaları
Dış ticaret son yıllarda oldukça yüksek miktarlara ulaşmıştır. Özellikle Çin Halk Cumhuriyeti'nin kalkınma hamlesiyle birlikte üretimde geldiği noktada dünyanın büyük kesiminde Çin ile yapılan ticaretlerde dış ticaret açıkları verilmeye başlanılmıştır. Dış ticaretin artmasıyla birlikte ülkeler kendi çıkarlarını korumak adına ticareti tarife dışı yöntemlerle yönlendirmeye çalışmaktadırlar. Çin ise bu ticaretini sürdürülebilir kılmak ve ticaret yolları, limanlar ve hammadde kaynaklarına kesintisiz ulaşımı sağlayabilmek adına Kuşak ve Yol Girişimini tüm dünyaya ilan etmiştir. Çin'in bu önerisi ile tüm gözler Orta Asya ülkelerine çevrilmiştir. Açık denizlere bağlantısı olmayan Orta Asya Cumhuriyetleri ise bu fikre oldukça olumlu yaklaşmaktadırlar. Orta Asya ülkeleri için bu proje gerek altyapı yatırımlarını tamamlamak gerekse de dış ticaretlerinde maliyetleri düşürmek adına önemli bir fırsat olarak görülmektedir. Böylece uluslararası piyasalarda rekabet gücü açısından önemli bir kazanım elde edeceklerdir. Ayrıca ellerindeki ürünler için de yeni pazarlara açılma fırsatı yakalayacaklardır. Tüketiciler için ise daha hızlı ve kesintisiz bir tedarik sistemi öngörülmektedir. Çalışmada tüm bu konular içerisinde Demir İpek Yolu'nun bize neler kazandıracağını ve ne tür tehlikelerle karşı karşıya bırakacağı incelemeye çalışılmıştır. Ayrıca Avrasya ülkelerinin sahip olduğu ekonomik potansiyelinde ortaya çıkarılmasına gayret gösterilmiştir. Modern Demir İpek Yolu'nun geçtiği güzergâhtaki ülkelerde dış ticarette ve gümrük politikalarında ne gibi etkiler ortaya çıkaracağı karşılaştırmalı olarak irdelenmiştir.
Tek Kuşak Tek Yol Projesi'nin Kazakistan ve Özbekistan dış politikasındaki yeri
Çin Başbakanı Xi Jinping 2013 yılında Kazakistan'a gerçekleştirmiş olduğu bir ziyaret sırasında Tek Kuşak Tek Yol Projesi'ni tüm dünyaya ilan etmiştir. Çin, Tek Kuşak Tek Yol Projesi ile temelde Çin'de üretilen malları tüm dünyaya ulaştırmayı hedeflemek üzerine kurgulanmış büyük bir ekonomik proje olarak karşımıza çıkmaktadır. Proje karayolu ve denizyolu olmak iki güzergâhtan oluşmaktadır. Karayolu İpek Yolu Ekonomik Kuşağı olarak, denizyolu ise 21.Yüzyıl Deniz İpek Yolu olarak adlandırılmaktadır. Projenin gerçekleştirilebilmesi için planlanan güzergâhlar üzerinde yer alan ülkeler ile işbirlikleri, altyapı iyileştirme projeleri ve ülkelerin ihtiyaçları doğrultusunda projeler hazırlanmaktadır. Pek tabii Çin, projeye dâhil olan ülkelere kredi imkânı sağlamaktadır. Çin'in önderliğinde hayata geçirilen Tek Kuşak Tek Yol Projesi'nin Kazakistan'da ilan edilmesi, proje açısından Kazakistan'ın stratejik bir konumda yer aldığı anlaşılmaktadır. Proje açısından -Çin'e önemli derecede enerji ihracatı sağlayan- bölgede önemli olan bir diğer ülke ise Özbekistan'dır. Çin ile ekonomik ve politik açıdan sürekli olarak işbirliği içerisinde olan bu iki devlet dış politikalarının şekillendirilmelerinde önemli bir parametredir. "Tek Kuşak Tek Yol Projesinin Kazakistan ve Özbekistan Dış Politikasındaki Yeri" adlı bu çalışmamız neoliberalizm ve yumuşak güç kavramları etrafında değerlendirilmektedir. Tek Kuşak Tek Yol Projesi'nin her şeyden önce ekonomik bir proje olması sebebi ile neoliberalizm çerçevesinde değerlendirilmesi ve Çin'in, proje ile Kazakistan ve Özbekistan'da etkinlik alanını geliştirebilmek adına uygulamalarının anlaşılabilmesi açısından yumuşak güç kavramı etrafında değerlendirilmesinin elzem olduğu görülecektir.
Türk Avrasyacılığında kadının yeri
Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle birlikte uluslararası alanda daha fazla yer almaya başlayan Avrasyacılık, yeni bir alternatif politika olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye'nin de Avrasya'ya yönelik olan genellikle diğer Türk devletleri ile yapılan siyasi, kültürel, ekonomik işbirliklerini Türk Avrasyacılığı adı altında değerlendirmek mümkündür. Bu akademik çalışma yoluyla Türk Avrasyacılığının gelişimi değerlendirilip, kimlik politikaları doğrultusunda Türk Avrasyacılığının bölgeye yönelişi ve bu bağlamda Türk kültüründe önemli bir yeri olan kadının konumundan bahsedilmiştir. Ayrıca Türk Avrasyacılığının feminizm ile diyalog halinde olması durumunda bu akıma sunabileceği katkılara dair bilgiler verilmektedir. Bu çalışmanın amacı, Türk Avrasyacılığı düşüncesinin zamana yenik düşmeden, zaman içerisinde kaybolup giden bir düşünceye dönüşmeden, ortaya çıktığı dönemden başlayarak kavramın içinin devamlı kısırlaştırıldığı ve sürekli çarpıtıldığı bir deneyim yaşamasının önüne geçmektir. Bu bağlamda çalışmanın birinci bölümünde kimlik politikaları üzerinden şekillenen Avrasya politikaları belirtilirken, ikinci bölümde Türk Avrasyacılığının aktörlerinden ve Türk kadınından bahsedilmiştir. Son bölümde ise feminist teori üzerinden Türk Avrasyacılığı değerlendirilmiştir. Çalışma yöntemi olarak tarama modeli kullanılmıştır. Bu kapsamda veriler, literatür taraması ile alanda yapılan akademik çalışmalardan elde edilmiştir. Yapılan okumalar sonucunda Türk Avrasyacılığının günümüzde kendi içini coğrafi olarak da, politik olarak da, beklenti olarak da gün geçtikçe daralttığı gözlemlenmiştir. Bu bağlamda hazırlanan bu tez çalışması, önceleri cılız bir düşünce akımı olan ancak sonrasında evrensellik ve kitlesellik kazanan feminizmin deneyimiyle Türk Avrasyacılığının gelişmesine olanak verebilecek bir analiz sunmayı amaçlamaktadır. Türk Avrasyacılığının kitleselliğine kadınların da dertlerini ve hak arayışlarını dahil edebildiği oranda bölgede daha da güçlü olarak var olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Türk Avrasyacılığı, Avrasya, Feminizm, Türk Kadını
Rusya'nın Karadeniz'deki çatışma bölgelerine yönelik stratejisi
Karadeniz Havzası, Sovyet sonrası dönemde stratejik değeri artan ve birçok ihtilaflı dondurulmuş çatışma bölgesini içinde barındıran bir alandır. Rusya'nın yakın çevresinde yer alan Karadeniz Havzası, bölge dışı aktörlerin de dahil olması ile birlikte son yıllarda siyasi değişim süreçleri ve askeri çatışmalara sahne olmuştur. Batılı güçlerin 2000'li yılların başlarından itibaren renkli devrimler süreciyle nüfuz alanını havzaya genişletmesiyle Rusya'da Karadeniz'de daha aktif bir politika izlemeye başlamıştır. Dondurulmuş çatışma bölgeleri ise Sovyet sonrası tekrar hareketlenmiş ve taraflar arasındaki çatışmalar zaman içerisinde alevlenmiştir. Renkli devrimler süreci ve dondurulmuş çatışma bölgelerindeki yeni yapılanmalar ise Karadeniz'deki mevcut görünümü değiştirmeye başlamıştır. Bu çalışmada birinci bölümde Karadeniz Havzasının tarihi ve jeopolitik teorilerdeki yeri, ikinci bölümde; Rusya'nın Karadeniz Stratejisi, bölgesel mücadele ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise Karadeniz'deki renkli derimler süreci ve Rusya'nın donmuş çatışma bölgelerine yönelik stratejisi ele alınmıştır. Bu bilgilerin yanında Karadeniz'in tarihi ve Rusya'nın güney sahası olan Karadeniz'e yönelik yaklaşımının nasıl şekillendiği ele alınmıştır.
Neo-Avrasyacılık ideolojisi çerçevesinde Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu arasındaki enerji ilişkilerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada; Rusya'nın kriz dönemlerinden sonra ortaya çıkan Avrasyacılık ideolojisinin Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu (RF) arasındaki enerji ilişkilerine etkisinin analiz edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada yer alan konular dönemsel bazda değerlendirilmiş, enerji ilişkilerinin politik ve stratejik yönleri ele alınmış ilaveten Avrasyacılık ideolojisi çerçevesindeki durumlarına yer verilmeye çalışılmıştır. Bu çerçevede iki ülke arasında yer alan boru hattı projelerine değinilmesini takiben Avrasyacılık ideolojisi çerçevesinde söz konusu projelerin iki ülke ilişkilerine yansımasının ne yönde olduğu analiz edilmiştir. Avrasyacılık düşüncesinin teorik boyutu ise büyük ölçüde söz konusu ideolojinin günümüzdeki en önemli temsilcisi olan Alexander Dugin tarafından ortaya konan fikirler çerçevesinde ortaya konulmuştur. Bu çerçevede Avrasya coğrafyasının iki önemli ülkesi olan Türkiye Cumhuriyeti ile RF arasındaki ilişkilerin ana gündeminin enerji olduğu söylenebilir. İki ülke arasındaki enerji ilişkileri stratejik ve politik bir bakış açısına dayalı olarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu noktada günümüzde var olan boru hatlarının yanı sıra enerji alanında iki ülke arasında yeni bir iş birliği sahası olan nükleer enerji hususları Avrasyacılık ideolojisi çerçevesinde bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Özellikle konunun Avrasyacılık ideolojisi çerçevesinde temellendirilmesinin konuya farklı bir bakış açısı sunarak alana katkı sunacağı düşünülmektedir.
Kazakistan'da yaşayan Ahıska Türkleri ve DATÜB (Dünya Ahıska Türkleri Birliği)'ün günümüze kadar gerçekleştirdiği faliyetler
Bu tez çalışmasında, Kazakistan Cumhuriyeti Ahıska Türkleri ileDünya Ahıska Türkleri Birliği arasında kurulan etkileşim üzerinde kapsamlı bir çalışma yapılmış, bu bağlamda SSCB dönemindekiAhıska Türklerinin bir analizi verilmiştir. Hatırlanacağı üzere, 1944 yılındaSSCB'de, Ahıska Türklerinin zorunlu sürgünü başlatılmıştır. Kazak Türkleri için, o zamanlar Kazakistan'a zorla yerleştirilen Türk etnik grubunun Ahıskalı temsilcileri yabancı değildiler. Bu yüzden, Türkiye'deki Ahıska Türkleri boşuna şunu dememiştir: «Anadoluanadır, Altay isebabadır». Bu açıdan gerçekten de, tüm Türk halkları Orta Asya'dan şeref duyuyorlar ve orayı atalarının ülkesi olarak görüyorlar. Türkiye ve Kazakistan da, ortak bir tarihi, kültürü ve derin etnik kökenleri olan iki ayrı devlet, ama tek bir millet olarak bu his ve zihniyetle yoğrulmuştur. Dünya Ahıska Türkleri Birliği, başlıca görevi rüçhan (öncelik hakkı) ve diğer yasal hakların rehabilitasyonunu ve yeniden oluşumunu sağlamak, çeşitli ülkelerde sürgünde yaşayan Ahıska Türklerinin, eğer mümkünseanavatanlarınageri dönüşünü organize etmek,1944'te Gürcistan'ın Adigön, Ahılkelek, Ahıska, Aspinza ve Bogdanovka bölgelerinden sürgün edilen Ahıskalılarındönüşü için her türlü çalışmayı gerçekleştirmek gibi hedefleri öngören, bu konulara doğrudan bağlı bulunan, 18 Kasım 2008 tarihinde kurulmuş bir kuruluştur. BugünAhıska Türklerinintemel sorunu, tarihi yurtlarına geri dönme isteklerinin yerine getirilmemesidir. Kazakistan Halklar Meclisi sayesinde, Kazakistan'da etnik gruplar arası güven ve dayanışma atmosferi, dinlerarası uyum ortamı oluşmuştur. Kazakistan'da yaşayan tüm etnik grupların dil ve kültürlerinin gelişmesi için imkân tanınmaktadır. Ahıska Türkleri 25 yıl boyunca, KHM'nin çalışmalarının desteğini görmüşler ve kendileri de Kazakistan'ı tam olarak desteklemişlerdir. Anahtar Kelimeler: Ahıska Türkleri, Kazakistan, Dünya Ahıska Türkleri Birliği, Gürcistan, Kazakistan Halklar Meclisi.
Ulusal ve uluslararası bazı resmi belgelerde suça sürüklenen çocuklar ve terör örgütleri örneği: Afganistan, Kuzey Irak-Suriye ve Karabağ
Avrasya Araştırmaları alanında yapılan bu çalışmada, çocuk ve suç kavramlarına ilişkin genel hukuki ve sosyolojik değerlendirme, çocukların Avrasya'da suça sürüklenme nedenleri, çocukların cephelerde savaştırılma, terör suçuna bulaştırılma aşamalarına yer verildikten sonra, çocukların nasıl uluslararası terör örgütleri tarafından kullanıldıklarına yönelik verileri ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Çalışma; Avrasya'nın Balkanları olarak değerlendirilen Azerbaycan, Ermenistan ve Afganistan'ın yanında, bölgede stratejik öneme sahip ve son gelişmelerle birlikte önemli bir aktör haline gelen Türkiye temel alınarak sınırlandırılmıştır. Çalışma yöntemi olarak tarama modeli kullanılmıştır. Alanda yapılan akademik çalışmalar, TUİK verileri, Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı Raporu, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın İnsan Hakları Uygulamaları Üzerine Ülke Raporları ve İnsan Ticareti Raporları gibi kurumlardan elde edilen verilerden yola çıkarak hazırlanmıştır. Verilerin daha anlaşılır ve karşılaştırılabilir olmasını sağlamak amacıyla tablo ve grafikler sunulmuştur. Avrasya Araştırmaları alanında hazırlanan bu yüksek lisans tez çalışması kapsamında, Avrasya'da cephelerde savaştırılan çocukların bu coğrafyadaki hangi resmi veya gayri resmi -uluslararası- aktörler tarafından nasıl kullanıldığı ortaya konulmuştur. Ayrıca Avrasya Bölgesi'nde kullanılan çocuklar hakkında bilgi verilmiştir. Türkiye, Irak, İran ve Suriye'de etkin olarak silahlanarak Türkiye sınırları dâhilinde Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgelerine sahip olabilmek için bünyesinde çocukları da silahlandırdığı uluslararası kurumlarca raporlanan ve uluslararası akademik makalelerde ele alınan PKK'nın, bir uluslararası silahlı terör örgütü olarak Orta Doğu Coğrafyasında, çocukları kullanmasını kolaylaştıran etkenler üzerinde durulmuştur. Buradan yola çıkarak, Avrasya Bölgesinde patlak veren silahlı çatışmalarda, savaşlarda, cephelerde kullanılan çocukların genel tipolojisi çıkartılmaya çalışılmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda çocukların suça sürüklenmelerinde birçok etkenin karşımıza çıkmakta olduğu gözlenmiştir. Bu etkenler içerisinde bu çalışma kapsamında ele alınanlar; aile ve ebeveyn tutumları, yoksulluk, eğitim düzeyi, sosyal eşitsizlik ve sosyal adaletsizlik odaklı olanlar olmuştur. Çocukların terör suçlarına sürüklenmelerine ilişkin yapılan değerlendirmede, çocukların suça sürüklenmesindeki parametrelerden farklı olarak, sosyal ve demografik özelliklerin de terör örgütleri tarafından kullanıldığı gözlenmiştir. Bu parametreleri yoksulluk, nüfus, cinsiyet, yaş, inanç ve etnik yapı olarak sıralamak mümkündür. Avrasya Bölgesi'nde ise özellikle etnik yapı, inanç ve sosyo-ekonomik eşitsizlik gibi parametreler üzerinden çocukların istismar ve terörize edildiği gözlenmiştir. Bu anlamda gerek akademik çalışmaların yaygınlaştırılması gerek ilgili kurum-kuruluşların ulusal ve uluslararası düzeyde çalışmalarını yapması ve katkıda bulunması oldukça önemli olacaktır. Anahtar Kelimeler: Avrasya, Suç, Çocuk, Terör
SSCB sonrası Gürcistan siyasal yapısı
Soğuk Savaş döneminde iki süper gücün arasında gerçekleşen ve 1991 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyet Birliği'nin (SSCB) dağılmasıyla son bulduğu öne sürülen rekabet, 2000'li yıllar ile beraber eski Sovyet coğrafyasında değişik bir biçimde kendisini göstermiştir. Rusya Federasyonu ve ABD arasında yenilenen bir "Büyük Oyun" olarak gerçekleştiği algılanan bu rekabetin açık olarak görüldüğü devletlerin başındaysa Gürcistan gelmektedir. Gürcistan için 1990'lı yıllar, politik, ekonomik istikrarsızlıklar ve iç savaşların yaşandığı bir dönem olmuştur. 2003 yılında Gül devrimiyle yepyeni bir döneme kapısını açan Gürcistan üzerinde Rusya Federasyonu ve ABD rekabetinin değişik sebeplerle dönemin değiştiği görülmüştür. Bununla birlikte bağımsızlık ile beraber Gürcistan'da sözde bağımsızlıklarını ilan eden Güney Osetya, Abhazya ve Acara bölgeleri çok önemli problem haline gelmiş, 2008'de Rusya ile savaş nedenini tetiklemiştir. Rusya ile gerçekleşen savaşta beklediği desteği Batı'dan göremeyen Gürcistan, gerçekleştirmiş olduğu yanlış hamleler ile ülkedeki siyasetin istikrarsızlaşmasına, hükümetlerin devrilmesi, devrimlerin yapılmasına kadar pek çok karışıklık ortaya çıkmıştır. Bu tezde, Sovyet sonrası dönemde Gürcistan'ın siyasi yapısı ele alınacak, ilk yılları çalkantılı geçen Gürcistan'ın bağımsızlığından, coğrafyasından, kurulan hükümetlerden ve bu hükümetlerin sergilediği politikalardan bahsedilmiştir.