İstanbul University
Discipline

Kelam Anabilim Dalı

İstanbul University

6

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

6 Theses
Master'sOpen AccessTR

İbnü'l-Melahimi'de lutuf teorisi

Kulu iman etmeye yönlendiren, isyan etmesini engellemeye sevk eden motiv olarak ifade edilen lutuf, Allah'ın bütün fiillerinin hasen olmasının ve kabih bir fiil yaratmamasının bir gereği olarak ortaya konmuştur. Lutuf teorisinin bilhassa sistem içerisinde önemli bir yer edinmesinin sebebi de budur. Zira lutuf, âlemde meydana gelen ve insanları derinden yaralayan acıların, ölümlerin ve kötülüklerin bir çeşit izahıdır. Bu izahın temel yapı taşı ise, ivazlardır. Dolayısıyla dünyadaki kötülükler, lutuf olmaları ve karşılığında ivaz verilmesi sebebiyle kötülük olmaktan çıkıp, hasen bir nitelik kazanmaktadır. Ayrıca İbnü'l-Melâhimî (ö. 536/1141) ecel, rızık, fiyatlar ve dünyevî aslahı da lutuf başlığı altında ele almış ve bu konuların Allah'a itaat etmeye sevk edici olmaları yönüyle Allah'ın insana yönelik yardımı olduğunu zikrederek, lutfun ilâhî adalet anlayışının tamamlayıcı bir cüz'ü olduğuna vurgu yapmıştır.

Grace teoremiKelamKur'an-ı Kerim+4
Esma Dalmış
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Teftâzânî'de hüsün ve kubuh

Hüsün-kubuh, insanoğlunun zihnini meşgul eden, ontolojik, epistemolojik ve teklif bakımından pek çok sorunu barındıran bir meseledir. Eş'arî bir âlim olan Teftâzânî de eserlerinde hüsün-kubuh problemine yer vermiş ve dayandığı görüşün doğrulunu ortaya koymak için çeşitli deliller dile getirmiştir. Bu çalışmanın öncelikli amacı, Teftâzânî'nin hüsün-kubuh görüşlerini tespit etmektir. Bir giriş, üç ana bölüm ve sonuçtan oluşan bu çalışmanın giriş bölümünde tezin konusu, önemi, tezde kullanılan yöntem ve kaynaklar belirtilmiştir. Birinci bölümde hüsün-kubhun kavramsal çerçevesi izah edilmiş ve bunu müteakip bazı felsefî sistemlerde hüsün-kubuh tartışmalarına değinilmiştir. Daha sonra ise İslâm düşüncesinde mezkûr kavramların yaygın kullanılan anlamları ifade edilmiş ve mesele ile ilgili problemler dile getirilmiştir. Bunlara dair Mu'tezilî, Eş'arî ve Mâtürîdî paradigmanın izahlarına yer verilmiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde Teftâzânî'nin hüsün-kubuh ile ilgili temel meseleler değerlendirilmiş, üçüncü bölümde ise hüsün-kubha dair görüşleri incelenmiştir. Hüsün-kubuh bakımından asıl olarak Teftâzânî'nin mensubu olduğu mezhebin görüşlerini devam ettirip ettirmediği ya da bu mezhebe ne kadar bağlı kaldığı ve Mu'tezile'nin argümanlarını neye dayanarak reddettiğini tespit etmektir.

GüzelKur'an-ı KerimSadettin Teftazani+2
Melike Sarıaslan
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Abdullâh el-Herarî'nin ulûhiyet ve nübüvvet anlayışı

Bu çalışmada günümüze yakın bir zamanda yaşamış çok yönlü bir müellif olan Abdullâh el-Herarî'nin kaleme aldığı eserlerinden hareketle ulûhiyet ve nübüvvet anlayışı ortaya konulmuştur. Giriş bölümünde tezin konusu, önemi, amacı ve tezde izlenen yöntem ve kullanılan kaynaklar belirtilmiştir. Üç bölümden oluşan tezin ilk bölümünde müellifin hayatı, eserleri ve ilmî kişiliği anlatılmıştır. İkinci bölümde Abdullâh el-Herarî'nin ulûhiyet anlayışı müellifin ve klasik kelâm kitaplarının takip ettiği başlık sırası gözetilerek tespit edilip ortaya konulmuştur. Bu bölümde tenzihe çokça vurgu yapılarak Allah'ın varlığı ve birliği, mükellefe vâcip olan ilk şey, Allah'ın sıfatları, aklen vâcip, câiz ve imkânsız olan şeyler, rü'yetullah ve irade meseleleri izah edilmiştir. Tezin üçüncü bölümünde ise Abdullâh el-Herarî'nin nübüvvet anlayışı izah edilmek üzere nübüvvetin ispatı ve gerekliliği, peygamberler hakkında vâcip ve imkânsız olan sıfatlar, mûcize ve peygamberlerin efdaliyeti konularına değinilmiştir. Sonuç bölümünde ise Abdullâh el-Herarî'nin ulûhiyet ve nübüvvet anlayışı, Ehl-i sünnet'in anlayışı çerçevesinde değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Abdullâh el-Herarî, ulûhiyet, nübüvvet, kelâm

Abdullah-el HerariKelamPeygamberlik+2
Rukiye Deniz
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ebü'l Berekât en-Nesefî'de bilgi teorisi

Ebü'l Berekât en-Nesefî'nin bilgi teorisine dair görüşlerinin incelediği bu tezde ilk olarak, Nesefî'nin hayatı, eserleri, ilmî kişiliği ve yaşadığı dönemin siyasi ve fikrî ortamı kısa ve özlü bir biçimde ortaya konulmuştur. İkinci bölümde de kelam geleneğinde konunun nasıl değerlendirildiği ele alınmıştır. Öncelikle konunun hangi problemler üzerinden tartışıldığı tespit edilerek Nesefî'nin bu gelenek içerisindeki konumu ortaya konulmuştur. Üçüncü ve asıl bölümde ise Nesefî'ye göre bilginin elde edilmesinin mümkün olup olmadığı, Nesefî'nin, kendinden önceki kelamcıların bilgi tanımlarına yönelttiği eleştiriler ve kendisinin kabul ettiği bilgi tanımı, elde edilmesi mümkün olan bilgiye hangi kaynaklar vasıtasıyla ulaşılabileceği ve ulaşılan bu bilgilerin hangi türlere ayrıştırılacağı konusu ele alınmıştır.

BilgiEbu`l Berekat en-NesefiEpistemoloji+2
Furkan Yeşilyurt
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kelâmî açıdan Bâtınîlik (İsmâilîlik örneği)

İslam dünyasında oldukça etkili olan düşüncelerden biri bâtınîlik kavramıdır. Bu çalışmada Bâtınîlik kelâmi açıdan ele alınıp İsmâililik mezhebi üzerinden detaylı bir şekilde incelenerek açıklanmıştır. Bâtınîlik, her zahirin bir bâtını ve her nasın bir te'vili bulunduğunu bunu da sadece Tanrı tarafından belirlenmiş veya O'nunla ilişki kurmuş masum bir imamın bilebileceği görüşünü savunan bir fırkadır. Bu inancın bir yansıması olarak itikadî alandaki diğer konularda da bu fikri destekleyecek yaklaşımlar sergilenmiş ve metotlar geliştirilmiştir. Bu metotları kullanarak bâtıniliği yayan kişilere de dâî ismini vermişlerdir. İsmâilîler fikirlerini ispatlamak için her türlü argümanı kullanmış ve kendi fikirlerine engel teşkil eden Kur'ân'ın ayetlerini bâtınî yoruma başvurarak fikirleriyle uyumlu hale getirmeye çalışmışlardır. Ortaya attıkları İmâmet doktrinini ispatlamak için kâinattaki nizamdan örnekler vermiş ve vesâyet olgusunu icat etmişlerdir. Ayrıca nübüvvet ve ahiret konularına Sünnî düşünceden farklı bakış açıları geliştirmişlerdir. Bâtınîlik zihniyeti, bazen eski kültür ve dinler bazen de Şiilik aracılığıyla Sünnî dünya ile epey mücadele içerisine girmiştir. Bâtınîler, sadece kendi tarihlerini değil Ortaçağa damgasını vuran büyük devletlerin tarihlerinin akışını da etkilemişlerdir. Kuzey Afrika, Mısır, Suriye ve Hicaz'da fiilen hakim oldukları gibi, Abbasi egemenliği altında da birçok taraftar bulmuşlardır. Günümüzde de bir grup bâtınî Aga Han liderliği altında Hindistan'da yaşamaktadırlar. Bâtınîler değişik gruplar, tarikatlar ve mezhepler altında birçok bölgede dağınık halde, birazda asimile olmuş bir şekilde varlıklarını devam ettirmektedirler. Anahtar Kelimeler: Bâtınîlik, İsmâililik, Te'vil, Dâi.

BatınilerBatınilikKelam+4
Ümmügülsüm Gündüz
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Kelam ve tasavvuf açısından marifetullah

İslâm düşüncesinin önemli disiplinlerinden olan kelam ve tasavvufta Allah'a iman meselesi ele alındığı gibi, marifetullah konusu da detaylı bir şekilde incelenmiştir. Bu çerçevede Allah'ın bilinip bilinmeyeceği, biliniyorsa hangi açılardan bilinebileceği, bilinemiyorsa hangi yönüyle bilinemeyeceği gibi birtakım surulara cevaplar aranmıştır. İşte bu çalışmada ilk önce her iki disiplinin marifetullah meselesi hakkındaki yaklaşımı ayrı ayrı ortaya konulmuş ve her iki ilim dalının konu ile ilgili yaklaşımları metodolojik, terminolojik ve çıkarımsal açısından karşılaştırılmıştır. Bu bağlamda metotları açısından bakıldığında, her iki disiplinin bilgi kaynakları arasında ortak paydalar olduğu gibi ayrıştıkları hatta birbirinin tam zıddı söylemlerde bulundukları görülmüştür. Nitekim her ikisi de bilgi kaynağı olarak akıl, haber ve beş duyuyu kabul ederken, kelam, keşf ve ilhamın objektif ve bağlayıcı bir delil olamayacağını şiddetle savunmuş; tasavvuf ise keşf ve ilhamın temel bir bilgi kaynağı olacağını kabul etmiştir. Bununla beraber kelam ilmi, marifetullah meselesini epistemolojik bir problem olarak görmüş ve daha çok, akli ve mantıkî bir zeminde yani nazarî boyutuyla tartışmaya çalışmıştır. Bu yönden konuyu, Allah'ın zatı açısından bilinemeyeceği, varlığı, birliği, sıfatları ve fiilleri açısından da bilinebileceğini sadece teorik olarak ele almıştır. Yani meselenin pratik/amelî yönünü, marifetullahın gereğinin ne olacağını pek konu edinmemiş, bunu diğer ilim alanlarına havale etmiştir. Tasavvuf ise konuya epistemolojik açıdan yaklaşmaktan ziyade, marifetullahı esas gaye olarak ele almaya özen göstermiştir. Diğer bir ifadeyle tasavvuf, meseleyi teorik düzlemde ele almaktan ziyade, konunun amelî yönüne yani marifetullahın gereğine, hayattaki yansımasına, amelin marifetullaha, marifetullahın da amele etkisine dikkatleri çekmiştir. Terminolojileri açısından ele alındığında da her iki disiplin ortak terimler kullandıkları gibi farklı kavramlar da kullanmışlardır. Ancak şu var ki kelam bilgi nazariyesinde "ilim" merkezli; tasavvuf ise "marifet" merkezli bir terminoloji kullanmaya özen göstermiştir. Diğer bir ifadeyle kelam ilmi, terminolojisini akıl endeksli oluşturmaya özen gösterirken; tasavvuf, kalp merkezli bir literatür kullanmaya gayret sarfetmiştir. Dolayısıyla kelam terminolojisinde objektif ve nesnelliğin hâkim olduğu akıl, duyular, mütevatir haber, yakîn, ilim gibi kavramlar yoğunlukta iken; tasavvufta sübjektifliğin ve öznelliğin ağır bastığı kalp, keşf, ilham, müşâhede, marifet, irfan gibi terimler yoğunluktadır. Vardıkları sonuçlar açısından da her iki ilim de Allah'ın zatı açısından bilinemeyeceğini, ancak ulûhiyeti yani varlığı, birliği, sıfatları ve fiilleri yönünden bilinebilineceği sonucuna varmıştır. Bununla beraber her iki disiplinin, marifetullahın sorumluluk kaynağının ne olacağı konusunda aynı tavrı sergilemedikleri görülür. Hatta kelamcılar arasında bile ortak bir paydadan söz edilemez. Bu çerçevede Mutezile ve Maturîdîlerin çoğu marifetullahın aklen vâcip olacağını kabul etmek suretiyle onu aklî bir yükümlülük olarak görmüşlerdir. Eş'arîlerin neredeyse tamamı ve sûfilerin tamamı marifetullahın ancak şeriatle vâcip olacağını ileri sürmek suretiyle onu şer'î bir sorumluluk olarak kabul etmişlerdir. Varılan bu farklı sonuçlara göre kendisine ilahî mesaj ulaşmadığı için Allah'ı bilmeyenlerin ahiretteki durumunun ne olacağı sorusuna verilecek cevap da değişkenlik arz etmiştir. Bu çerçevede marifetullahı aklî bir sorumluluk olarak görenler, bu kimsenin uhrevî azaba müstehak olduğunu; şer'î bir yükümlülük görenler ise uhrevî azabın söz konusu olmayacağını ileri sürmüşlerdir. Anahtar Kelimeler: Kelam, Tasavvuf, Marifetullah, Ġlim, Marifet.

AllahBilgiKelam+6
Mehmet Şaşa
Atatürk University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00