İstanbul University
Discipline

Pediatrik Temel Bilimler Anabilim Dalı

İstanbul University

16

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

16 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Preterm yenidoğanlarda immünglobulin düzeyleri

Giriş ve amaç: Yenidoğan döneminde enfeksiyonlar morbidite ve mortalitenin en sık nedenini oluşturmaktadır. Özellikle preterm yenidoğan bebeklerde term yenidoğanlara göre risk daha fazladır. Bu yüksek riskin nedeni ise henüz olgunlaşmamış bir bağışıklık sistemi ve düşük immünoglobulin düzeyi ile ilişkilidir. Bu çalışmada gestasyon yaşı 32. hafta ve altında doğan preterm yenidoğanlarda immünoglobulinlerin düzeylerini ve seyrini belirlemek, bunun sonucunda preterm yenidoğanların gestasyon yaşına göre normal immünoglobulin (Ig) G-A-M serum düzeylerini saptamak, ayrıca ikincil amaç olarak başta sepsis olmak üzere diğer neonatal mortalite ve morbidite nedenleri ile ilişkilerini incelenmek amaçlanmıştır. Materyal yöntem: Çalışmamızda birimimizde izlenen gestasyon yaşı 32. hafta ve altında doğan preterm bebeklerin verileri geriye dönük olarak incelendi. Major konjenital anomali veya kromozom anomalisi varlığı dışlama kriterleri olarak kabul edildi. Gestasyon yaşı 32. hafta ve altında doğan preterm yenidoğanların postnatal ilk 7 gün içerisinde alınan IgG-A-M serum düzeyleri incelendi. Ayrıca izlemlerinde rutin alınan immünoglobulin düzeyleri ile immünoglobulin destek tedavileri öncesi ve sonrası verileri incelendi. Birincil çıkarım olarak gestasyon yaşına göre preterm yenidoğanlarda normal serum IgG-A-M düzeyleri ve izlemlerindeki değişimler araştırıldı. İkincil çıkarım olarak bebeklerde postnatal adaptasyon süreçleri, respiratuar distres sendromu, bronkopulmoner displazi, patent duktus arteriosus, prematüre retinopatisi, intraventriküler kanama, nöbet, sepsis, sarılık, yoğun bakım yatış süresi, ölüm gibi klinik verilerin hastada saptanan immünoglobulin düzeyleri ile aralarındaki ilişki incelendi. Gestasyon yaşı farkını en aza indirmek için hastalar <28 hafta altı ve 28-32+6/7 hafta arası şeklinde iki alt gruba ayrıldı. Bulgular: Gestasyon yaşı 28 hafta ve üzerinde olan bebeklerin IgG düzeyleri ortalaması, 28 hafta altı doğan bebeklere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek saptanmıştır (p=0,001). Hastalar doğum ağırlıklarına göre 1000 gram altı, 100-1500 gram arası ve 1500 gram üzeri olarak kıyaslandığında postnatal alınan ilk IgG düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,001). Gestasyon yaşı 28 hafta altında doğan hastaların immünoglobulin destek tedavisi alma ile İVK ve PDA arasında istatistiksel anlamlı ilişki saptanmıştır (p=0.014), (p=0.039). Gestasyon yaşı 28 hafta ve üzerinde doğan hastaların immünoglobulin destek tedavisi alma ile RDS, BPD, NEK, İVK, ROP, PDA, Nöbet ve Kanıtlanmış sepsis arasında istatistiksel anlamlı ilişki saptanmıştır (p=0,001), (p=0.001), (p=0,001), (p=0,005), (p=0.001), (p=0,001), (p=0,001), (p=0.001). Gestasyon yaşı 28 hafta ve üzeri hastaların non-invaziv ve invaziv destek süresi ile serum IgG düzeyleri arasında zayıf düzeyde, negatif ve istatistiksel anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=-.289, p=0,001), (r=-.244, p=0,001). Her iki gruptaki bebekler arasında yaşayan bebeklerin eksitus olan bebeklere göre postnatal ilk alınan serum IgG düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek saptanmıştır (p=0,002), (p=0,001). Gestasyon yaşı 28 hafta altında doğan, annesinde preeklampsi ve oligohidroamniyos olan bebeklerin postnatal alınan ilk IgG düzeyleri annesinde preeklampsi ve oligohidroamniyos olmayan bebeklerin IgG düzeylerine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek saptanmıştır (p=0,007), (p=0,027). Gestasyon yaşı 28 hafta üzerinde doğan, annesinde hipertansiyon ve preeklampsi olan bebeklerin postnatal alınan ilk IgG düzeyleri ortalaması annesinde hipertansiyon ve preeklampsi olmayan bebeklerin IgG düzeyleri ortalamasına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek saptanmıştır (p=0,040), (p=0,017). Sonuçlar: Hastaların gestasyon yaşı ve doğum ağırlığı büyük doğan bebeklerin serum IgG seviyelerinin yüksek olduğu ancak her iki grupta da postnatal dönemde hızla azalma eğiliminde olduğu gözlendi. Serum IgG düzeyi daha yüksek hastaların daha az solunum desteği aldığı, daha az yoğun bakım yatış süresi olduğu ve sağkalımın daha yüksek olduğu saptandı. İmmunoglobulin tedavilerine gereksinimi olan hastaların neonatal komplikasyonları daha sık yaşadığı görüldü. Annede preeklampsi, hipertansiyon, oligohidroamniyos gibi fetal inflamasyonu uyaran durumlarda diğer bebeklere göre daha yüksek serum IgG düzeyi görüldü. Anahtar kelimeler: immünoglobulin; neonatal; preterm; yenidoğan; prematürite komplikasyonları

Bebek-prematürBebek-yenidoğmuşBebekler+1
Mustafa Nalbant
İstanbul University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Eklem hipermobilitesi olmayan çocuklarda femoral anteversiyon artışının statik ve dinamik taban basıncına olan etkilerinin incelenmesi

Giriş: Femoral anteversiyon artışı femur başının dizin transkondilar aksına göre öne doğru rotasyon açısında artış olarak tanımlanır. Pediatri kliniklerinde genellikle femoral anteversiyon artışı eklem hipermobilitesiyle birlikte gözlenmektedir. Eklem hipermobilitesi olmaksızın femoral anteversiyon artışının yürüme sırasında ayak taban basıncına etkilerini araştıran çalışma literatürde bulunmamaktadır. Çalışmamız hipermobil olmayan çocuklarda femoral anteversiyon artışının yürüme sırasında ayak taban basıncında ne tür değişiklikler yaptığını araştırmayı amaçlamaktadır. Metot ve Dizayn: Çalışma grubu 33 hipermobil olmayan femoral anteversiyon artışı olan (13 erkek, yaş ort.: 9.57±3.1yıl) ve kontrol grubu 28 hipermobil ve femoral anteversiyon artışı olmayan (16 erkek, yaş ort.: 9.39±3.3yıl) çocuklardan oluşmaktadır. Her hastanın çıplak ayak olarak ayakta durma ve yürüme sırasındaki ayak taban basınç analizleri değerlendirilmiştir (Tekscan Inc. Mass. USA). İki grup arasında taban basınç analizi verilerinden statik ve dinamik olarak student t-test ve Mann-Whitney U Test ile karşılaştırılmıştır (p<0,05) Bulgular: Çalışma grubunda dinamik ayak progresyon açısının, ayak koronal indeksinin, CoP'nin toplam, basma fazı ortası ve basma fazı sonundaki medio-lateral hareketliliğinin kontrol grubuna göre azalmış, T1, T2, T3, Ts, (Ts-T3) sürelerinin ve T1/Ts oranının artmış olduğu görülmüştür. Diğer parametrelerde anlamlı değişiklik gözlenmemiştir. Sonuç: Hipermobilite ile birlikte femoral anteversiyon artışı olan çocuklarda ayak valgusu bunu kompanse ediyor ve gizliyor olabilir. Literatürde femoral anteversiyon artışı ile pes plano-valgus arasında ilinti olduğunu söyleyen çalışmaların aksine hipermobil olmayan femoral anteversiyon artışı olan çocuklarda pes varus görülmüştür. Bu çalışmalarda pes plano-valgus ile ilintili çıkmasının nedeni hipermobilite veya tibial eksternal torsiyon gibi diğer biyomekanik nedenler olabilir.

AyakEklemlerFemoral anteversion+3
Rukiye Sert
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesan idiyopatik skolyozlu çocuklarda egzersiz eğitiminin elektromyografi verileri, kas kuvveti ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, AIS'li hastalarda kor stabilizasyon egzersiz eğitiminin kas gücü, nöromüsküler kontrol, yaşam kalitesi, uzun süreli Cobb açısı takibi üzerine etkisini görmek ve geleneksel skolyoz egzersizlerine göre etkinliğini karşılaştırmaktır. Yöntem: Prospektif, randomize ve kontrollü şekilde planlanan bu çalışmaya AİS tanılı 32 hasta dahil edildi. Katılımcılar çalışma grubu (n=16) ve kontrol grubu (n=16) olmak üzere iki gruba randomize şekilde ayrıldı. Tüm hastalara 8 hafta boyunca, her gün uygulanmak üzere fizyoterapist tarafından ev temelli geleneksel skolyoz egzersizleri öğretildi. Çalışma grubundaki hastalara ek olarak 8 hafta boyunca haftanın tüm günleri ve haftada 2 gün fizyoterapist eşliğinde uygulanacak şekilde kor stabilizasyon egzersiz eğitimi verildi. Primer sonuç değerlendirme yöntemi olarak kas kuvveti değerlendirmesi için Biodex izokinetik dinamometre cihazı, kasların elektromiyografik aktivitelerinin değerlendirilmesi için EMG cihazı, yaşam kalitesinin değerlendirilmesi için SRS- 22 ölçeği ve hastalığın progresyonunun takibi için uzun süreli Cobb açı takibi kullanıldı. Değerlendirmeler tedavi öncesi ve sonrası uygulandı. Bulgular: Değerlendirme sonuçlarında ortaya çıkan tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Yapılan değerlendirmelerin başlangıç değerleri ve demografik verileri iki grup karşılaştırıldığında homojendi. İki grup kıyaslandığında, kor stabilizasyon egzersiz eğitiminin yaşam kalitesi, kozmetik deformite algısı, omurga fleksibilitesi, elektromiyografik verileri, kas kuvveti, Cobb açısı ve gövde rotasyon açıları üzerinde istatistiksel olarak anlamlı gelişmeler sağladığı bulundu. Sonuç: Bu çalışma ile birlikte kor stabilizasyon egzersiz eğitiminin AİS'li hastalarda kas kuvvetini, nöromüsküler kontrolü, yaşam kalitesini arttırdığı ve Cobb açısını azalttığı saptanmıştır.

EgzersizEgzersiz tedavisiElektromiyografi+6
Fuat Gökdemir
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yenidoğan tarama ile saptanan biyotinidaz eksikliği vakalarının değerlendirilmesi

Giriş: Biyotinidaz enzimi biyotinin kullanılabilir serbest formuna dönüşmesinde vegeri kazanılmasında görev alır. Otozomal resesif geçişli biyotinidaz eksikliği hastalığı serum biyotinidaz enzim aktivitesine göre belirgin (<%10aktivite) ve kısmi biyotinidaz eksikliği (%10-30aktivite) olarak tanımlanır. Hastalık dermatolojik, nörolojik semptomlara, görme ve işitme bozukluklarına yol açabilir. Tanıda serum/plazmada biyotinidaz enzim aktivitesinin ölçümü ve moleküler analizyolgöstericidir.Amaç:Çalışmamızdayenidoğan tarama programıiletanı konulmuş biyotinidaz eksikliği olgularınındemografik, klinik ve karakteristik özellikleriningeriye dönükincelenmesi hedeflendi.Yöntem ve Gereç: Kliniğimizde takip edilen yenidoğan taraması ile saptanmış, 30.06.2020 tarihine kadar başvurmuş tümbiyotinidaz eksikliğihastalarınındosyalarınınincelenmesi,takiplerinde biyotinidaz enzim aktivitesinormal saptanan hastalarınçalışma dışı bırakılması,çalışmaya alınan hastaların demografik, aile, klinikizlem, laboratuvarvegörüntüleme verilerininkaydedilmesi planlandı.Verilerin analizinde SPSS v.21 programı kullanıldı.Bulgular:Dosyası incelenen 2178 hastanın 76'sı takiplerinde biyotinidaz enzim aktivitesi normal saptanarak çalışma dışı bırakıldı, çalışmaya alınan 2102 hastanın %46.3'ü kız %53.7'si erkekti. Yaş ortalaması 5.0± 4.7yıl, medyan tanı yaşı 22 gündü.Hastalığın en sık görüldüğü bölge Doğu Anadolu Bölgesi ve Ağrıili idi.Akraba evliliği oranı %37.3'tü. Biyotinidaz enzim aktiviteleri değerlendirilerek hesaplanan aktivite eşik değeri deri, saç, nörolojik bulgular ve konjunktivitbulguları için≈%14, görme bozukluğu içinise ≈%5'ti. Enzim aktivitesi %25'in üzerinde olan kısmi eksiklikler düşük olankısmi eksikliklere göre yüksek anlamlılık düzeyinde az semptomatikti. Tedaviyeuyum; deri vesaç bulgularını, hipotoni, hipertoniyitama yakın, nöbetler ve konjunktiviti tamamen, işitme bozukluğunu %70, nöromotor gelişim geriliğini %25 oranında geriletti. Görme bozukluğunda iyileşme görülmedi.Hastaların ortalama takip süresi 2.7 ± 3.4(medyan1, dağılımı 0-25)yıldı.Hastaların kantitatif biyotinidaz aktivitesi ortalaması 1.6 ±0.8 nm/dk/ml(N>2.6 nm/dk/ml), yüzde biyotinidaz enzim aktivitesi değerleri ortalaması %18.2 ±9.1'di.Sağlık Bakanlığı tarama sonuçlarına göre belirgin eksiklik eşik değeri birinci tarama sonucu için 26.17 MRU, ikinci taramaiçin34.35 MRUsaptandı. Benzer hesaplamaylaMSMS C5OH yüksekliği için %6.7 eşik değeri yüksek sensitivite ve spesifite gösterdi. Moleküler analiz sonuçlarına göre; en sık p.R157H, p.D444H ve p.T532M, aleller birlikte değerlendirildiğinde ise en sık p.R157H-p.R157H, p.T532M-p.T532M ve p.D444H-p.A171T mutasyonları görüldü.Sonuç:Biyotinidaz eksikliği kalıtsal bir metabolik hastalık olup, erken tanı ve tedaviye uyumla başarılı bir şekilde yönetilebilir.Hastalığın karakteristik özelliklerinin iyi anlaşılması tedaviye yön verecek, morbidite ve mortaliteyi azaltacaktır. Bu konudaki çalışmaların artması, hastaların genotip fenotip ilişkilerinin aydınlatılması, hastalık hakkındakibilgileri geliştirecektir.Anahtar kelimeler:Biyotinidaz eksikliği, yenidoğan taraması, metabolik hastalık

Bebek-yenidoğmuşBebek-yenidoğmuş hastalıklarıBebekler+2
Süeda Sidar
İstanbul University · Çocuk Sağlığı Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Preterm bebekler ve annelerine internet tabanlı anne-bebek yogasının etkileri

Bu çalışmanın amacı, COVID-19 pandemisi döneminde uygulanan internet tabanlı anne-bebek yogasının preterm bebekler ve anneleri üzerine olan etkilerinin incelenmesidir. Çalışmaya gestasyonel yaşları 32-37 hafta arasında olan; düzeltilmiş 6. haftasını tamamlamış 29 bebek ve annesi dahil edilerek 15'i yoga grubu, 14'ü kontrol grubu olmak üzere ikiye ayrıldı. Bebeklere, Alberta İnfant Motor Skalası (AİMS); annelere ise Spielberger'in Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri (SDSKE), Doğum Sonrası Bağlanma Ölçeği (DSBÖ), İskandinav Kas İskelet Sistemi Sorgusu (İKİS) ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kısa Formu (DSÖ-YKÖ-KF) değerlendirmeleri videokonferans yöntemi ile uygulandı. Yoga grubuna 6 hafta, haftada 1 seans internet tabanlı anne-bebek yogası eğitimi verildi. Altı haftanın sonunda, bebeklerin AİMS toplam puanında; annelerin ise durumluk kaygı (SSDKE- D), DSBÖ, DSÖ–YKÖ-KF'nin ruhsal ve çevresel alt alanlarında ve İKİS'in boyun bölgesi skorunda gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0,05). Sürekli kaygı (SSDKE-S), DSÖ–YKÖ-KF'nin bedensel ve sosyal alt alanları ve İKİS'in boyun bölgesi harici alt skorlarında ise gruplar arasında fark bulunmadı (p>0,05). Grup içi analizlere göre her iki gruptaki bebeklerin AİMS toplam puanları istatistiksel olarak anlamlı şekilde artarken (p<0,001); AİMS yüzdelik değerinin, SDSKE-S, DSBÖ ve DSÖ-YKÖ-KF'nin alt alanlarının tamamının sadece yoga grubunda olumlu yönde değişim gösterdiği bulundu (p<0,05). Çalışmamızın sonucunda, internet tabanlı annebebek yogasının, özellikle pandemi döneminde, preterm bebeklerin motor gelişimini ve anne-bebek sağlığını desteklemek amacıyla tamamlayıcı bir yöntem olarak uygulanabileceği düşünüldü.

Ana-çocuk sağlığıAnnelerBebek bakımı+6
Dilara Bozgan
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kovid-19 pandemisinin fizyoterapi alan engelli çocuklara etkisi

SARS-CoV-2 bulaşması sebebiyle ortaya çıkan Kovid-19 hastalığı, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından 11 Mart 2020 tarihinde pandemi ilan edilmesiyle birlikte, birçok sağlık hizmeti durdurulmuş veya kısıtlanmıştır. Tüm dünyada fizyoterapi hizmetleri Kovid-19 pandemisi sebebiyle aksamıştır. Türkiye'de de pandemi sebebiyle birçok aile fizyoterapiye ara vermiş veya evde sağlık, tele-rehabilitasyon gibi farklı fizyoterapi alternatiflerini değerlendirmek zorunda kalmışt. Bu çalışmada Kovid-19 pandemisinin fizyoterapi alan engelli çocuklara etkileri araştırılmıştır. Çalışmaya yaşları 2-18 (ortalama 6±4.20) arası değişen 42 kız ve 61 erkek olmak üzere toplam 103 çocuk dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen olguların ve evde fizyoterapi sürecini devam ettiren ebeveynlerinin demografik bilgilerini elde etmek amacıyla çalışmacı tarafından oluşturulan "Kovid-19 Pandemisinin Fizyoterapi Alan Engelli Çocukların Üzerine Etkisi Anketi" kullanılmıştır. Ebeveynlerin depresyon ve kaygı seviyelerini değerlendirmek için Beck Depresyon Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği kullanılmıştır. Olguların %60,2'sinin Kovid-19 pandemisi başladıktan sonra fizyoterapiyi hiç bırakmadan terapi merkezinde devam ettikleri, %39,8'inin terapi merkezine gitmeye devam etmediği görülmüştür. Kovid-19 pandemisi başladıktan sonra bir merkezde fizyoterapi alan çocukların %46,8'inde kaba motor seviyesinde ilerleme görülürken, pandemi başladıktan sonra bir merkezde fizyoterapi almayan çocukların %24,4'ünde ilerleme olduğu görülmüştür. Sadece 13(%12,6) olgu evde fizyoterapi almış ve sadece 1(%1) olgu tele-rehabilitasyon hizmeti almıştır. Araştırmaya katılan annelerin Beck Anksiyete Ölçeği ortalaması 8,08 iken babaların 2,57 olarak görülmüştür. Annelerin Beck Depresyon Ölçeği ortalaması 10,54 iken, babaların ortalaması 4,36 olarak görülmüştür. En yüksek oran ile minimal düzeyde anksiyeteye sahip ebeveynlerin (%28,1) çocuklarında, kaba motor seviyelerinde ilerleme görülmüştür. Yine minimal düzeyde depresyona sahip ebeveynlerin (%16,5) çocuklarında, kaba motor seviyelerinde ilerleme görülmüştür. Tüm dünyada ve Türkiye'de Kovid-19 pandemisi sağlık hizmetlerinin aksamasına sebep olmuştur. Birçok ebeveyn çocuğunu pandemi sürecinde fizyoterapi merkezine götürmüş, götüremeyenler ise ev programları ile fizyoterapiye devam etmişlerdir. Geleneksel olarak klinik ortamda devam ettirilen fizyoterapinin, böyle zamanlarda aksamaması için fizyoterapinin farklı ulaşım alternatiflerinin değerlendirilmesi ve bunların yaygınlaştırılması için daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır.

COVID 19Engelli kişilerEngellilik+4
Murat Ermiş
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Riskli bebeklerin "Alberta infant motor skalası" ve "Erken gelişim evreleri envanteri" ile gelişiminin değerlendirilmesi

Preterm bebekler öğrenme ve hareket yeteneklerini etkileyebilecek bilişsel, duyusal ve motor gelişimdeki gerilikler açısından termlere göre daha fazla risk altındadırlar. Gelişimsel geriliklerin erken dönemde fark edilerek bebeklerin erken müdahale programına dahil edilmesi ile ileride ortaya çıkabilecek fiziksel sorunlar, beceri kaybı, akademik ve psikososyal problemlerin azaltıldığı görülmüştür. Çalışmamızda riskli preterm bebeklerin "AIMS" ve "EGE" testleri ile değerlendirilerek gelişim geriliklerinin düzeyini tespit etmek, AIMS ve EGE testleri arasındaki korelasyonu ve uyumu ortaya koymak amaçlandı. Çalışmaya düzeltilmiş yaşları 12-18 ay olan 30 preterm bebek dahil edilmiştir. Olguların ortalama gestasyon haftaları 33,72 ± 1,94, ortalama doğum ağırlıkları 1962,57 ± 573,56 gr'dır. Çalışmamızda AIMS toplam skoru ile EGE'nin tüm alt bölümleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu görüldü (p<0,05). AIMS yüzüstü, oturma alanları ile EGE kaba motor alanı arasında "yüksek düzeyde" korelasyon; AIMS ayakta durma alanı, persantil değeri ile EGE kaba motor alanı arasında "çok yüksek düzeyde" korelasyon olduğu saptandı. EGE iletişim alanı ile AIMS persantil değeri arasında anlamlı bir ilişki görüldü (p<0,05). AIMS ayakta durma ile EGE iletişim alanı arasında "yüksek düzeyde" korelasyon bulundu. Preterm bebeklerin motor performanslarının, iletişimsel gelişimleri ile ilişkili olduğu sonucuna varıldı. Doğum ağırlığı ile AIMS ayakta durma alanı ve toplam skor ve EGE iletişim alanları arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). Ebeveynler tarafından bebeklerde gelişim geriliğinin erken dönemde fark edilmesi genellikle zordur. Riskli bebeklerin gelişimlerinin erken dönemde değerlendirilmesi ve gelişim geriliği gösteren ve gelişimsel açıdan "riskli" bulunan bebeklerin erken müdahale programı ile desteklenmesi, optimal tedavinin sağlanması ve ileriki yıllarda ortaya çıkabilecek sorunların en aza indirilmesi için önemlidir.

Bebek-prematürBebek-yenidoğmuş hastalıklarıBebekler+3
Havva Zeynep Şişman
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Erişkin fenilketonüri vakalarında tedaviye uyum ve psikososyal durumun değerlendirilmesi

Yeşil A. Erişkin fenilketonürili vakalarında tedaviye uyum ve psikososyal durumun değerlendirilmesi. İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Pediatrik Temel Bilimler ABD. Yüksek Lisans Tezi. İstanbul. 2020. Anahtar Kelimeler: Fenilketonüri, Erişkin, Tedaviye Uyum, Psikososyal Durum Giriş ve Amaç: Erişkin fenilketonüri vakalarında tedaviye uyumda sorunlar görülebilmekte, bu durum da nörokognitif bozukluklar ve psikososyal sorunlar oluşturabilmektedir. Araştırmamızda; erişkin fenilketonüri vakalarında tedaviye uyum ve psikososyal durumun değerlendirilmesinin yapılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Erişkin fenilketonürili vakalar (n=100)'ın dosyaları retrospektif olarak incelendi ve hastalara iletişim (telefon) yoluyla anket uygulandı. Bulgular: Erişkin fenilketonürililer (n=100); 24,5±5,5 yaşta, %83'ü Hafif fenilketonürili, %51'i 0-3ay arası tanılı, %47'si tedavi uyguluyor, %37'sinin ek tanısı var, %49'unun geçirdiği hastalık var, %37'si üniversite mezunu/okuyor, %92'si bekar, %32'si çalışıyor, %36'sı meslek sahibi, %71'inin geçimini babası sağlayor, %40'ı egzersiz yapıyor. Sinirlilik %75'le en fazla, saldırganlık %23'le en az, inatçılık %36'yla en "sık" görülen durumlardı. İnatçılık Hafif fenilketonüri'de, kendi başına birşey yapamama, arkadaşsız ve yalnız olma Klasik fenilketonüri'de anlamlı daha fazla görülmüştür (sırasıyla p=0,012, 0,013, 0,042). Öğrenmede güçlük, konsantrasyon bozukluğu, dikkatsizlik, huzursuzluk, hareketlilik ve yerinde duramama, kendi başına birşey yapamama, arkadaşsız ve yalnız olma üç ay sonra tanı alanlarda anlamlı olarak fazladır (sırasıyla p=0,003, 0,006, 0,004, 0,037, 0,019, 0,000, 0,000). Tedaviye uymayanlarda sinirlilik %100,0'le anlamlı fazladır (p=0,028). Sonuçlar: İnatçılık Hafif fenilketonüri'de, kendi başına birşey yapamama, arkadaşsız ve yalnız olma Klasik fenilketonüri'de, öğrenmede güçlük, konsantrasyon bozukluğu, dikkatsizlik, huzursuzluk, hareketlilik ve yerinde duramama, kendi başına birşey yapamama, arkadaşsız ve yalnız olma üç ay sonra tanı alanlarda, sinirlilik tedaviye uymayanlarda istatistiksel olarak anlamlı fazladır.

FenilketonüriPsikososyal özelliklerTedavi+2
Alihan Yeşil
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğan dönemde terapötik hipotermi uygulanan bebek ve küçük çocukların nörogelişimsel değerlendirmesi

Hipoksik iskemik ensefalopati term yenidoğanlarda 1-3/1000 görülen, morbidite ve mortaliteye en sık sebep olan sağlık sorunlarından biridir. Terapötik hipotermi, hipoksik iskemik ensefalopatinin nöroprotektif tedavisi olarak kabul edilmektedir. HİE'li yenidoğanların nörogelişimsel takibi ve erken dönemde gelişimlerinin desteklenmesi, yaşamlarının ilerleyen yılları için büyük önem taşımaktadır. Yenidoğan dönemde terapötik hipotermi uygulanan HİE'li bebek ve küçük çocukların nörogelişimsel değerlendirmesi amaçlanan bu çalışmaya yaşları 6 ay ile 34 ay arasında (ortalama 17.5 ay) olan, yenidoğan dönemde terapötik hipotermi uygulanan HİE'li 22 olgu (11 kız, 11 erkek) dahil edildi. Olguların tamamı Bayley-III Bebek ve Küçük Çocuklar için Gelişim Ölçeği ile değerlendirildi ve Kaba Motor Fonksiyon Ölçeği (GMFM-88) uygulandı. Birincil bakım veren ebeveynleri tarafından Erken Gelişim Evreleri Anketi (EGE-2 / ASQ-2) dolduruldu. Çalışmada terapötik hipotermi uygulanan olguların %72.7'si (n=16) Sarnat Evre 2 ve %27.3'ü (n=6) Sarnat Evre 3 olarak sınıflandırıldı. Bayley-III sonucuna göre, olguların %68.2'si (n=15) normal motor gelişim gösterirken, %18.2'sinde (n=4) hafif-orta motor gerilik ve %13.6'sında (n=3) ağır motor gerilik saptandı. Bunun yanı sıra EGE-2 sonucuna göre, olguların %40.9'unun (n=9) iletişim alanında, %45.5'inin (n=10) problem çözme alanında ve %59.1'inin (n=13) ise kişisel-sosyal alanda gelişimlerinin izlenmesi gerekliliği saptandı. Terapötik hipotermi uygulanan HİE'li bebeklerin; doğum şekli, hipoksi şiddeti, YYBÜ'de konvülsiyon öyküsü ve antiepileptik kullanımı, kordon kan gazlarından HCO³ֿ değeri, YYBÜ'de kalış süresi ve MRG bulguları; hem motor gelişimi, hem de iletişim, problem çözme ve kişisel-sosyal gelişim prognozunu etkilediği anlaşıldı. Ayrıca, terapötik hipotermi tedavisi almış HİE'li çocukların gelişim değerlendirmelerinde, "Bayley-III" kaba motor alt alan ile "GMFM-88" tüm alanları, "Bayley-III" ince motor alt alan ile "EGE-2" ince motor bölümü ve "Bayley-III" kaba motor alt alan ile "EGE-2" kaba motor bölümünün birbiri yerine kullanılabileceği görüldü. Hipoksik iskemik ensefalopatili yenidoğanların motor gelişimleri sağlıklı yaşıtlarına paralellik gösterse de iletişim, problem çözme ve kişisel sosyal alandaki gelişimlerinin uzun süreli takibinin önemli olduğu düşünüldü. Anahtar kelimeler: hipoksik iskemik ensefalopati, terapötik hipotermi, nörogelişimsel değerlendirme

Bebek-yenidoğmuşBebek-yenidoğmuş hastalıklarıBebekler+4
Gülsena Utku
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Serebral palsili çocuklarda duyusal problemlerin yürüme fonksiyonu ve tipleri ile ı̇lişkisi

Serebral Palsili çocuklarda primer problemin motor bozukluklar olmasına rağmen, sosyal, davranışsal, duyusal gibi birçok alanda da sorunlara sıklıkla rastlanmaktadır. Nörolojik sistemde motor çıktıların kalitesi duyusal girdilerin kalitesi ile yakından ilişkilidir. Serebral palsili çocuklarda hastalığın nedeni olan lezyon dolayısıyla beynin iç organizasyonu negatif etkilenmiştir. Bu durum motor fonksiyonu dolayısıyla da günlük yaşamda sıklıkla kullanılan primer motor fonksiyonlardan olan yürümeyi de doğrudan etkilemektedir. Çalışmanın amacı SP'li çocuklarda duyusal problemler ile yürüme fonksiyonu ve tipleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu çalışmaya yaşları 3 ile 10 arasında değişen toplam 30 SP'li çocuk dahil edildi. Popülasyonun duyusal durumu Duyu Profili Ölçeği ile, yürüme fonksiyonu Kaba Motor Fonksiyon Ölçeği D ve E alt bölümleri ile ve yürüme alt parametreleri Edinburgh Gözlemsel Yürüme Skorlaması ile değerlendirildi. İstatistiksel analizde ise Spearman korelasyon analizi ve lojistik regresyon analizi kullanıldı. Çalışma sonunda olguların "İşitsel İşlemleme" problemleri ile yürümedeki "Duruş Ortasında Pelvik Rotasyon" parametresi arasında (r=3,44, p<0.05), "Vestibular İşlemleme" problemleri ile yürümedeki "Diz Progresyon Açısı" arasında (r=4,8, p<0.05) ve "Aktivite Seviyelerini Düzenleyen Hareket Düzenlemeleri" ile "Duruşta Tepe Kalça Ekstansiyonu" arasında ilişki (r=2,94, p<0.05) bulunduğu belirlendi. Bu çalışma ile SP'li çocukların çeşitli duyusal alt alanlarda atipik performans sergilediği ve bu problemlerinin yürüme ile ilişkili olduğu ve özellikle yürümenin ekstansör ve rotasyonel komponentleri ve duyusal problemler arasındaki ilişkinin üç boyutlu yürüme analizi ile yapılacak daha ileri çalışmalar ile değerlendirilmesinin literature önemli bir katkı sağlayacağı düşünülmüştür.

Duyu bozukluklarıDuyum eşiğiNöroloji+5
Meltem Çelik
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İlk iki yaşta hemiparezi tanısı alanlarda erken rehabilitasyonun el fonksiyonları üzerine etkisi

Hemiparetik Serebral Palsi, spastik grupta (%39) en sık görülen tiptir. Üst ekstremite, alt ekstremiteye göre daha çok etkilenir. Bu çalışma ile HSP'li bebeklerde üst ekstremiteye yönelik erken rehabilitasyon programının el fonksiyonları üzerine etkisini göstermek amaçlanmaktadır. Çalışmaya 9'u kız (%45) ve 11'i erkek (%55) toplam 20 olgu dahil edildi. 20 olgunun 10'u (%50) sağ hemiparezi, 10'u (%50) sol hemiparezi şeklindeydi. Olguların yaş ortalaması 10.33 ± 7.24 ay (median=7.71, aralık=2.25-30.16 ay) idi. 0-6 ay arasında olan hasta sayısı 5 (%25) , 6-12 ay arasında olan hasta sayısı 7 (%35), 1 yaşında olan hasta sayısı 7 (%35) , 2 yaşında olan hasta sayısı 1 (%5) idi. Olguların fonksiyonel durumuna yönelik, gelişimini destekleyici egzersizler verilip, aileye ev egzersiz programı öğretildi. Bakım veren kişiler %95'inde (n=19) anne, %5'inde (n=1) baba şeklindeydi. Tedavi sonrası tedavi öncesine göre Bayley III ile değerlendirildiğinde ince motor ham puan (<0.001), kaba motor ham puan (<0.001), ince motor ölçek puan (0.008), ince motor denklik yaşı (<0.001), kaba motor denklik yaşı (<0.001) , ince motor büyüme puanı (<0.001) ve kaba motor büyüme puanı (<0.001) istatistiksel olarak anlamlı derecede artış gösterdi. Tedavi sonrası tedavi öncesine göre destekli oturma (p=0.031) ve desteksiz oturma (p=0.001) istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek oranda saptandı. Tedavi öncesinde kortikal başparmak olmayanlarda, kortikal başparmak olanlara göre hemiparetik taraf kavrama istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek oranda bulundu (p=0.001). Kortikal baş parmak tedavi sonrasında hiçbir hastada yoktu. Hemiparetik taraf kavrama oranında, tedavi sonrasında istatistiksel olarak anlamlı derecede artış gözlendi (p=0.002). Biseps spastisitesinde azalma gözlendi. Sonuç olarak erken rehabilitasyon ile üst ekstremite fonksiyonlarında iyileşme gözlendi.

ElEl becerisiHemipleji+5
Fatma Gökçen Erol
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Baş öne eğik yürümenin yürüme ve denge üzerine etkisi

Baş öne eğik şekilde yere bakarak yürümek, nöromusküler hastalıklara sahip olan ve/veya denge problemleri yaşayan çocuklarda görülen bir yürüyüş adaptasyonudur. Baş postüründeki değişimlerin, yürüme parametrelerine ve denge üzerine olan etkilerini incelemek için gerçekleştirilen çalışmamıza 17 sağlıklı çocuk dahil edildi (yaş ort. 12,59 ± 2,00). Katılımcılar, iki farklı baş postüründe; 1. başları nötral serbest postürde ve 2. başları istemli ağrısız maksimum fleksiyon derecesine kadar öne eğik yere bakan bir postürde yürüyüşler gerçekleştirdiler. Bu yürüyüşler, yürüme analiz sistemi (ELITE2002BTS, Milan, İtalya) ile değerlendirildi. Geliştirilen "Baş Hareket Sensörü" ile sagittal planda başın eklem hareketleri takip edildi. Nötral baş postürü ve öne eğik baş postürü ile alınan yürüyüşlerin sonuçları istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Baş öne eğik yürüyüşte, nötral baş postürü ile yürüyüşe göre pek çok biyomekanik değişim gözlendi. Öne eğik baş postürüyle öne bakarak yürüyen çocuklarda adım uzunluğunun kısaldığı ve kadansın arttığı belirlendi. Kinematik parametreler değerlendirildiğinde öne bakarak yürüyüşte sagittal, frontal ve transvers plandaki çoğu eklem hareket açıklığının büyük ölçüde azaldığı; kinetik parametreler incelendiğinde ise vücut basınç merkezinin hareket açıklığının azalmış olduğu, kalça fleksiyon momentinin ve diz fleksiyon ve ekstansiyon momentlerinin azaldığı, kalçada üretilen gücün arttığı ve dizde üretilen gücün azaldığı görüldü. Sonuç olarak, başı öne eğerek yere bakarak yürümenin, stabilizasyon problemi çeken çocuklarda yürüme sırasında stabilitenin arttırılmasına yönelik geliştirilen adaptif bir mekanizma olabileceği düşünülmektedir. Bu nedenle kliniklerde bu tip çocukların yürümeleri değerlendirilirken baş postürünün etkileri göz önünde tutulmalıdır. Ayrıca yürüme analiz laboratuvarlarında baş postüründeki değişimlerin etkilerinden kaçınmak için var olan yürüme analiz protokolleri geliştirilebilir. Elde edilen veriler gelecek çalışmalarda duyu-motor ve/veya denge problemi olan çocukların yürüyüşüyle karşılaştırılarak detaylandırılabilir.

Bilgisayar destekli analizDengeDinamik kararlılık+5
Kübra Önerge
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuklarda içe yönelim ve dışa yönelim davranış problemlerinin bilme hissi kararı üzerindeki etkisi

Bu araştırmada çocuklarda görülen İçe Yönelim ve Dışa Yönelim davranış problemlerinin üst bilişsel izlemenin göstergesi olan Bilme Hissi Kararına etkisi incelenmiştir. Araştırmaya 8-10 yaş aralığında 130 sağlıklı çocuk dahil edilmiştir. Çocuk davranış problemlerini ölçmek amacıyla Çocuk Davranış Değerlendirme Ölçeği (CBCL/6-18), bilme hissini değerlendirmek amacıyla Üst Biliş Testi kullanılmıştır. Çocukların yönetici işlev faaliyetleri Wisconsin Kart Eşleme Testi (WCST), Stroop Testi TBAG Formu, Sayı Dizisi Testi ve Raven Renkli Progresif Matrisler Testi ile değerlendirilmiştir. Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi sonuçları, içe yönelim davranış problemlerinin alt grupları olan anksiyete ve somatik şikayetler, dışa yönelim davranış problemlerinin alt grupları olan saldırgan davranışlar ve karşıt olma – karşı gelme bozukluğu ile bilme hissi kararının yönelimleri arasında bağlantılar olduğunu ortaya koymuştur. Bununla birlikte bilme hissi kararı doğruluğunun yaş ile birlikte arttığı görülmüştür. Bulgular, ilgili literatür kapsamında değerlendirilmiş ve tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: içe yönelim davranış problemleri, dışa yönelim davranış problemleri, üst biliş, üst bilişsel kararlar, bilme hissi kararı

BilişDavranışDavranış bozuklukları+5
Rana Durmuş
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Primer konuşma ve dil gecikmesi ile anne bebek bağlanması arasındaki ilişki

Giriş ve Amaç: Konuşma ve dil gelişim geriliği sosyal gelişim başta olmak üzere çocuğun tüm gelişim alanlarını olumsuz etkileyen bir durumdur. Gecikmiş konuşma değerlendirilirken altta yatan organik nedenlerinin araştırılmasının yanı sıra psikolojik nedenlerinin de ayrıntılı değerlendirilmesi gerekmektedir. Bebeklik döneminde sağlıklı bağlanmanın bebeğin tüm gelişim alanlarına etkisi olduğu gibi dil gelişimi üzerinde de önemli bir etkisi olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı primer konuşma ve dil gecikmesi ile anne-bebek bağlanması arasındaki ilişkiyi incelemektir. Materyal ve Metod: Çalışmaya 24-42 ay arası çocuk polikliniğine konuşma geriliği şüphesi ile başvuran vaka grubunu oluşturan 80 çocuk ve herhangi bir tıbbi problemi olmayan kontrol grubunu oluşturan 80 sağlıklı çocuk katılmıştır. Çocukların sosyo demografik bilgilerini ve risk faktörlerini ölçmek amaçlı araştırmacı tarafından geliştirilen anket uygulanmış, dil geriliği olanlardan işitme testi istenmiştir. Çocukların dil gelişimlerini değerlendirmek için Bayley Bebeklik ve Erken Çocukluk Dönemi Gelişimsel Değerlendirme Ölçeği III (dil gelişimi kısmı), Türkçe Erken Dil Gelişimi Testi (TEDİL), genel gelişimlerini ve dil gelişimlerini değerlendirmek için Denver II Gelişimsel Tarama Testi ve otizm açısından değerlendirmek için Erken Çocukluk Dönemi Otizm Tarama Ölçeği (M-CHAT) her çocuğa uygulanmıştır. Anne bebek bağlanmasını ölçmek için annelere Doğum Sonrası Bağlanma Anketi (DSBA) ve Anne-Bebek Bağlanma Skalası (ABBÖ) uygulanmıştır. Bulgular: Vaka ve kontrol grupları yaş ve cinsiyet bakımından eşleştirilmiş olup her iki grup 24-42 ay aralığında %77,5 erkek, %22,5 kız katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcıların yaş ortalaması 31.7 (±5.94) aydır. Gelişimsel konuşma geriliği düşünülen 5 çocuk M-chat otizm tarama ölçeği sonucu şüpheli bulunmuş, çocuk psikiyatriye yönlendirilmiş ve otizm tanısı alıp, özel eğitime başlamıştır. Gelişimsel konuşma ve dil gecikmesi olan çocuklarda bağlanma bozukluğu puanı normal gelişen sağlıklı çocuklara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek saptanmıştır (p=0,001, p<0.05). Literatürde geçen risk faktörlerinden ailede geç konuşma öyküsü, akran ile geçirilen süre, toplam dijital ekran izleme süresi ve kitap okuma sıklığı ile konuşma ve dil gecikmesi arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Risk faktörlerinin dahil edildiği lojistik regresyon analizinde ailede geç konuşma öyküsü 9,60 kat, akran ile geçirilen sürenin az olması 8,39 kat, 1 saatten fazla dijital ekran izleme 2,77 kat, hiç kitap okunmaması 2,62 kat riskli bulunmuştur. Sonuç: Gelişimsel konuşma ve dil gecikmesi olan çocukların değerlendirilmesinde anneçocuk bağlanmasının incelenmesi; terapötik yaklaşımda ekran maruziyetinin azaltılması ve kitap okuma sıklığının arttırılmasının yanı sıra anne çocuk ilişkisinin geliştirilmesine yönelik uygulamaların önemli olduğu sonucuna ulaşıldı. Anahtar Kelimeler: dil gelişimi, bağlanma, gecikmiş konuşma, çocuk gelişimi, otizm

BağlanmaDil gelişimiKonuşma+4
Selda Küçük
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hemiparezili çocuklarda üst ekstremite fonksiyonlarının pedı-CAT

Türkiye'de her 1000 canlı doğumun %4.4'ünde serebral palsi, bu çocukların da %38'inde hemiparezi görülmektedir. Bu çalışmada hemiparetik çocuklarda üst ekstremite fonksiyonlarının PEDI-CAT ve Abilhand-Kids testleri ile karşılaştırılması ve bu testler arasında korelasyon olup olmadığının ve birbirlerinin yerine kullanılıp kullanılamayacağının açığa çıkarılması amaçlanmıştır. 01.01.2019 - 30.06.2019 tarihleri arasında İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Nörolojisi Polikliniğine başvuran, yaşları 6 ile 12 yıl arasında (ortalama 8,4 yıl) olan toplam 30 hemiparetik çocuk çalışmaya dahil edilmiştir. Çocukların 21'i (%70) erkek 9'u (%30) kızdır. Tüm çocuklara PEDI-CAT ve Abilhand-Kids testleri uygulanmıştır. Sonuç olarak PEDI-CAT ve Abilhand-Kids testlerinin genel puanlarının korele olduğu fakat testlerin birbirleri yerine kullanılamayacağı saptanmıştır. Hemiparetik çocukların ayrıntılı üst ekstremite değerlendirmesi ve tedavi planlanması için PEDI-CAT, hızlı üst ekstremite değerlendirmesi için ücretsiz olan Abilhand-Kids testinin kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.

Günlük yaşam aktiviteleriHemiplejiKorelasyon+3
Hayrettin Emir Yılmaz
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Talasemi ve orak hücre anemili hastalarda transkraniyal doppler ultrasonografi

Çalışmamız İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Bilim Dalı'nda düzenli kan transfüzyonu alan ve almayan talasemi ve orak hücre anemi tanılı 1-40 yaş arasındaki 50 hasta ve 17 kontrol grubunu kapsamaktadır. Lokal Etik kurul onayı alınan çalışmada hastalardan bilgilendirilmiş onay formu alınarak dosyaları retrospektif olarak incelendi. Hastaların dosyalarından yaş, cins, tanı, transfuzyon durumları, klinik bulguları (baş ağrısı, ağrılı krizler, bacak ülserleri), laboratuvar bulguları ((Hb, WBC, PLT sayısı, Hb elektroforezi, ferritin), fizik muayene bulguları (hepatosplenomegali), splenektomi durumları (otosplenektomi, cerrahi splenektomi), ilaç kullanımı (şelasyon, hidroksiüre, aspirin, folik asit, çinko) kaydedildi. Hastalarda serebrovasküler olayları zamanında anlamak ve olası olayları önleyebilmek amacıyla Pediatrik Radyoloji Anabilim Dalında 'Toshiba Aplio 500' ultrason sistemi kullanılarak yapılan ve her iki temporal bölgeden ICA (İç(internal) karotid arter) ve MCA (Orta(mid) serebral arter) damarlarında pik sistolik akım hızı (PSFV) ve Rezistif İndeks (RI) değerleri tespit edilen Transkraniyal Doppler bulguları retrospektif olarak değerlendirildi.TD bulguları ile yaş, cins, trombosit sayısı, ferritin, splenektomi durumu, hidroksiüre kullanımı arasındaki ilişki SPSS programı kullanılarak değerlendirildi. Kontrol grubu olarak benzer yaştaki serebrovasküler olaylar için risk faktörü olmayan, hemoglobinopati olmayan kişilerle karşılaştırıldı.

Sevıl Jalılova
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2019
00