6
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Doğum sonu servislerde bebek dostu hastane politikalarının uygulanmasının ilk 2 yaşta anne sütü ile beslenme üzerine etkisi
Giriş: Bebek Dostu Hastane Girişimi(BDHG), emzirmenin her yönüyle iyileştirilmesini amaçlayan bir kalite iyileştirme programıdır. BDHG uygulamalarının, anne sütü ile beslenme başarısını arttırdığı gösterilmiştir. Ülkemizdeki hastanelerin çoğu BDH (Bebek Dostu Hastane) olmasına rağmen emzirme oranları hedeflerin çok gerisindedir. Amaç:Çalışmamızın amacı BDHG politikalarının uygulandığı hastanemizde doğmuş olan bebeklerin ilk iki yılda emzirme oranlarını belirlemek ve emzirme oranları ile buna etki eden faktörler arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem:1 Ocak 2013- 31 Aralık 2017 tarihleri arasında hastanemizde doğan ve Yenidoğan Servisi'nde takipleri yapılan, gebelik yaşı 35 hafta ve üzerinde olan 2645 bebeğin dosyaları retrospektif olarak taranarak ve sonrasında aileleri ile iletişim kurularak bilgiler toplanmıştır Bulgular:Bebeklerin %43,4'ü ilk 6 ay boyunca sadece anne sütü , %17,5'i anne sütü ve su ,%38,5'i karışık ve % 0,6'sı ise sadece formül süt ile beslenmişti. Bebeklerin %44,6'sı ise 24 ay ya da daha fazla süre anne sütü ile beslenmişti. Emzirme oranlarımız ülkemiz geneline göre oldukça yüksek bulunmuştur. Sonuç:Bir kurumun BDHG ("On Adım") uygulama ile uyumluluğu ne kadar büyük olursa, emzirmeye başlama oranları ve daha uzun emzirme süreleri o kadar fazla olmaktadır. BDHG'nin ulusal politikalara, programlara entegre edilmesi, bakım kalitesinin sürekli olarak izlenmesi ve etkin denetimi yoluyla ülke genelinde belirli bir düzeyin sağlanması, emzirme oranlarının istenilen düzeylere ulaşmasına katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler : Emzirme, Bebek Dostu Hastane Girişimi , On Adım, Mama Kodu
Çocuk sağlığı izleminde mikrosefali tanısı almış çocukların değerlendirilmesi
Mikrosefali, beyin gelişiminde yetersizlik veya duraklama sonucu gelişmektedir. Bu çalışmada mikrosefali saptanan çocuklarda risk faktörleri ile mikrosefalinin gelişim üzerine etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada bir Üniversite Hastanesi Çocuk Sağlığı İzlem Polikliniği'nde 2002-2020 tarihleri arasında izlemleri yapılan 49'u mikrosefali olan ve 98'i baş çevresi yaşa göre normal sınırlarda olan toplam 147 çocuğun kişisel sağlık dosyaları değerlendirildi. Doğumda veya doğum sonrası herhangi bir izlemde ölçülen baş çevresi SDS değeri -2 ve altnda olması mikrosefali olarak tanımlandı. Retrospektif vaka kontrol çalışmasında mikrosefalisi olan çocuklarda anne ve baba yaşı daha küçük, gestasyon haftası, doğum ağırlığı ve doğum boyu daha düşüktü. Gestayon yaşına göre düşük doğum ağırlığında (SGA) doğum öyküsü, fetal ultrasonografide sorun ve annede preeklampsi varlığı mikrosefalisi olan çocuklarda daha fazlaydı. Mikrosefalisi olmayanlarda anne ve baba eğitim düzeylerinin daha yüksek olduğu gözlendi. Mikrosefali vakalarında nörolojik sorun, konjenital kalp hastalığı ve dismorfik bulgu varlığı daha fazla ve desteksiz oturma beceri kazanma yaşları daha geçti. SGA varlığı (OR 17,162, 95% CI 6,297-46,772) ve nörolojik sorun varlığı (OR 9,65, 95% CI 1,190-78,303) mikrosefali için risk faktörü olarak belirlendi. Mikrosefali prognozunu belirleyebilmek, gerekli durumlarda genetik danışmanlık vermek, eşlik eden hastalıkları belirlemek için etiyoloji ve risk faktörlerinin belirlenmesi önemlidir. Ayrıca çalışmamız baba yaşının mikrosefali vakalarında etken olabileceğini gösteren ilk çalışmadır.
Çocuk sağlığı izlem polikliniğine gelen çocukların dil gelişiminin değerlendirilmesi
Çocuk sağlığı izlemlerinde dil gelişiminin sağlıklı olabilmesi ve gecikmelerin erken tanınması için gözlem ve standart gelişim tarama testlerinin düzenli olarak kullanılması önerilmektedir. Bu çalışmada sağlıklı çocuklarda dil gelişimini etkileyen etmenlerin dil gelişimi üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çocuk Sağlığı İzlem Polikliniği'ne gelen 2 yaş -7 yaş 11 ay arası, ortalama yaşın ay olarak 54,36 ay ve yıl olarak da 4,53 yıl olduğu, ebeveynlerinin onam verdiği 218 çocuğun, önce ebeveynlerine anket uygulandı ve sonra da her bir çocuğa Türkçe Erken Dil Gelişim Testi (TEDİL) uygulandıktan sonra değerlendirme yapıldı. Çocukların %51,8'i kızlardan oluştu. Sosyo-demografik özellikler ve TEDİL alıcı ve ifade edici dil standart puanları karşılaştırıldığında; çocuğun cinsiyeti, yaşı ve ebeveyn yaşıyla TEDİL testi puanları arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Anne eğitim düzeyi ile her iki dil, baba eğitimi düzeyi ile sadece alıcı dil standart puanında anlamlı ilişki bulundu. Anne mesleğiyle, TEDİL alıcı dil puanları ve ailedeki çocuk sayısı ile ifade edici dil puanları anlamlı etkilenmiş bulundu. Kreş veya okula giden çocuklarda TEDİL ifade edici dil puanları anlamlı yüksek bulundu. Teknolojik alete başlama zamanı ve geçirdiği zamanın dil testi puanlarını etkilediği bulundu. Kitap okunma süresi, başlanma yaşı ve seçilen kitabın çocuğun yaşına uygun ve resimli olmasıyla TEDİL standart puanları arasında anlamlı olarak ilişki saptandı. Çalışmanın sonunda ebeveynlere bilgilendirme yaptığımızda, çocuklarının dil ve konuşma gelişimi için ilk kez danışmanlık hizmeti aldıklarını saptadık. Bulgularımıza dayanarak çalışmaya alınan her çocuğun dil ve konuşma gelişimi açısından değerlendirilmesi ve dil gelişimini etkileyecek olumlu veya olumsuz etmenler konusunda aileleri bilgilendirmek ve önerilerde bulunmanın daha sağlıklı dil ve konuşma becerilerinin kazanılmasını sağlayacağı ifade edilebilir.
Konjenital kalp hastalığı olan çocukların aşılanma durumlarının değerlendirilmesi
Amaç: Aşılar tüm çocuklar gibi kalp hastalığı olan çocukların da sağlıklı bir yaşam sürmesi için büyük önem taşımaktadır. Ancak mevcut hastalıkları nedeniyle bu çocukların aşı takvimlerinde aksamalar olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı konjenital kalp hastalığı olan çocukların aşılanma durumlarının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışma İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi ve İstanbul Cerrahpaşa-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Kardiyoloji polikliniğinde düzenli olarak takip edilen 0-8 yaş arası 188 konjenital kalp hastalığı olan çocuğun ailelerine anket uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Ankette aile bilgileri, çocukların tıbbi özgeçmişleri ve aşılanma durumları sorgulanmıştır. Ulusal aşı takviminde yer alan ve almayan aşılar ile Pavilizumab uygulanıp uygulanmadığı kaydedilmiştir. İstatistiksel analizler NCSS 2007 Statistical Software programı ile yapılmıştır. Bulgular: Bu çalışmada kalp hastalığı olan çocukların ulusal aşı takviminde yer alan aşılarla aşılanma oranları sağlıklı çocuklara kıyasla yüksek saptanmıştır. İnfluenza aşılanma oranı ise çok düşük bulunmuştur. Ek hastalık varlığında ise KKK ve suçiçeği aşılarının yapılma oranı daha düşüktür (p<0,05). Geçirilmiş kardiyak operasyonlar ve beslenme durumu aşı takvimini etkilememektedir (p>0,05). Sonuç: Konjenital kalp hastalığı olan çocukların kronik hastalıklarının takibi dışında aşılarının da düzenli ve eksiksiz yapılması sağlıklı bir yaşam sürmeleri açısından önem taşımaktadır. Bu çocukların izlemini yapan sağlık ekibinin aşı uygulamaları konusunda bilgi düzeylerini arttırması, aileleri aşılar hakkında bilgilendirmesi ve aşı uygulamalarının takibini yapmaları gereklidir.
Dayanıklı çocuklar ve kanıta dayalı dayanıklı çocuk yetiştirme yöntemleri
Dayanıklılık alanında yapılan araştırmalarda destekleyici ve duyarlı ebeveynliğin koruyucu faktörlerden olduğu gösterilmiştir. Bu araştırmada dayanıklılık (resilience) tanımını alanyazındaki son çalışmalarla birlikte incelemek ve ebeveyn-çocuk ilişkisinin çocuklarda dayanıklılığa etkisini değerlendirmek amaçlanmaktadır. Pubmed'de "parenting", "resilience", "resilient" anahtar kelimeleri kullanılarak anadili sadece İngilizce, Türkçe, Almanca ve Fransızca olan Pubmed'de bu konuda ilk yayınlanan makale tarihinden 1 Haziran 2018 tarihine kadar yayınlanmış olan makaleler tarandı. Başlığında, özette ya da anahtar kelimelerinde resilience, resilient kelimeleri olan ya da ana metinde "resilience" ya da "resilient" tanımı yapılmış olan ve ebeveyn-çocuk ilişkisinin dayanıklılığa olan etkisini inceleyen 44 tane orijinal araştırma makalesi değerlendirmeye alındı. Konusu fizyoljik dayanıklılık, ebeveyn dayanıklılığı olan ya da ebeveyn-çocuk ilişkisini yüzeysel inceleyen makaleler araştırma dışı bırakıldı. Ulakbilim'de "dayanıklılık" ve "yılmazlık" anahtar kelimeleri ile yapılan arama sonucunda ebeveynliğin etkisini araştıran sadece 1 makale araştırma için değerlendirmeye alındı. Dayanıklılıkla ilgili genel alanyazın taramasında ya da diğer makalelerden referans sonucu ulaşılan, araştırma kriterlerine uygun 12 makale de çalışmaya eklenerek sonuçta 57 makale değerlendirildi. Yetkin ebeveynlik, sıcak ve iyi anne-çocuk ilişkisi, olumlu ebeveynlik ve çocuklarla geçirilen zamanınn kalitesinin dayanıklılığı olumlu yönde etkilediği, otoriter ve sert ebeveynliğe maruz kalan çocukların daha az dirençli olduğu görülmüştür. Ailelere çocuk bakımı konusunda verilen eğitimlerin ailelerin bilgi düzeylerini ve yetilerini arttırdığı bilinmektedir. Ebeveynlerin çocuklarda dayanıklılık geliştirme açısından bilgilendirilmeleri, bu konuda farkındalık yaratılması, dayanıklı nesillerin yetişmesine yol açabilir.
Allojenik hematopoetik kök hücre transplantasyonu yapılan 0-18 yaş aralığındaki çocuk hastaların özellikleri ve aşılama sonrası durumlarının değerlendirilmesi
Hematopoetik kök hücre nakli (HKHN) sonrası, aşı ile önlenebilir hastalıklara karşı bağışıklığın kaybedilmesi nedeniyle yeniden aşılama programı önem taşımaktadır. Programdaki inaktif ve canlı aşıların nakilden sırasıyla 6 ve 24 ay sonra uygulanması önerilmektedir. Bu tez çalışmasında allojenik HKHN yapılan çocuk hastaların aşı programına uyumunun ve aşılama sonrası hümoral bağışıklık durumunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Allojenik HKHN sonrası 2. yılını dolduran çocukların nakil ve aşı kayıtları ile aşılama sonrası hepatit-B, hepatit-A, boğmaca, kızamık, kızamıkçık, kabakulak, su çiçeği IgG antikor sonuçları değerlendirildi. Hastaların (n=173) yaş ortanca değeri 70,5 ay olup, %60,2'si erkekti. Yeniden aşılama başlangıç zamanı ortanca değeri 15 aydı, bu süre graft versus host hastalığı tanısı alanlarda artmıştı. Aşı programına uyumsuzluk, inaktif aşılar için %70, canlı aşılar için ise %86 oranında saptandı. Hastaların 22'sine oral çocuk felci, 3'üne BCG aşısı uygulandığı saptandı, hiç bir hastada istenmeyen etkiye rastlanmadı. Aşıları tamamlananlarda seropozitiflik oranları; hepatit-B aşısında %90,5, hepatit-A'da %93,7, boğmacada %91,2, kızamıkta %87,5, kızamıkçıkta %91,3, kabakulakta %79,2, suçiçeğinde %80 saptandı. Bağışıklık yanıtları nakil ilişkili özelliklere göre değerlendirildiğinde kızamık aşısı pozitiflik oranı hemoglobinopatiler grubunda daha düşük saptandı. Boğmaca antikorlarından adenilat siklaz toksini antikoru pozitiflik oranı, düşük antijen içerikli boğmaca aşısı (Tdab) ile aşılanan hastalarda yüksek boğmaca antijen içeren (DaBT) ile aşılananlara göre daha yüksek saptandı. Bulgularımız aşı uygulamasındaki uyumsuzlukların giderilmesi, güncel uygulamaların takibinin ve daha fazla geniş çaplı multidisipliner araştırmaların yapılması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Sosyal Pediatri Bilim Dalı eğitimlerinin üniversitelerde yaygınlaştırılması ve HKHN alıcıları gibi özel grupların çocuk sağlığı izlemi, aşılama gibi koruyucu sağlık hizmetlerinin deneyimli uzmanlarca multidisipliner yaklaşımla yapılması, olumsuz sonuçların önüne geçilmesini sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler : Hematopoetik kök hücre nakli; yeniden aşılama; antikor; kızamık; boğmaca