
3
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
6-12 yaş arası alerjik rinit ve astım teşhhisi konulmuş çocuklar ve sağlıklı çocukların ağız ve diş sağlığı değerlendirmesi ve karşılaştırılması
GİRİŞ VE AMAÇ: Diş hastalıkları ile ilişkili mortalite hızı düşük olmasına rağmen, diş hastalıkları; özbakım ve beslenme yeterliliğinde bozulmayı işaret eder. Astım ve rinit tedavisinde yer alan ilaçların kullanımı diş çürüğü oluşumunda etkili risk faktörlerindendir. Bu çalışmada, Sakarya'da 6-12 yaş aralığında alerjik rinit ve astım tanılı çocuklar ile sağlıklı çocuklarda ağız ve diş sağlığı değerlendirmesi yaparak gruplar arasında fark olup olmadığının araştırılması hedeflenmiştir. YÖNTEM: Çalışmaya 6-12 yaş arası 62 sağlıklı, 30 astım tanılı ve 33 alerjik rinit (AR) tanılı olmak üzere 3 grupta 125 katılımcı dahil edilmiştir. Gruplar arası sosyoekonomik koşullar, ilaç kullanım süresi, beslenme ve diş fırçalama rutini yanı sıra süt dişleri ve daimi dişlerde çürük, kayıp ve dolgulu diş sayısını gösteren dmft/DMFT indeksleri, plak indeks (Pİ) ve gingival indeks (Gİ) parametreleri karşılaştırılmıştır. BULGULAR: Hasta (rinit ve astım) ve sağlıklı grubun DMFT indeks ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır. Alerjik rinit grubunda; ilaç kullanım süresi ile DMFT arasında, DMFT ile Pİ arasında ve DMFT ile Gİ arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki saptanmıştır. Astım grubunda; DMFT ile Pİ arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır. SONUÇ: Hasta (astım ve alerjik rinit) grupta DMFT indeksinin düşük bulunması hijyen hipotezini destekler ve hastaların beslenme alışkanlıkları irdelendiğinde bu grubun kariyojenik yönden düşük nitelikte beslenmesine de bağlanabilir. Anahtar Kelimeler: ağız sağlığı, alerjik rinit, astım, gingival indeks, plak indeks
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bisitopeni/ pansitopeni gelişmiş hastalarda risk faktörleri ve prognozun araştırılması
Giriş ve Amaç: Yenidoğan anemisi, nötropenisi ve trombositopenisi yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde özellikle preterm ve düşük doğum ağırlıklı yenidoğanlarda sık görülen hematolojik problemlerdir. Yenidoğanlar en çok transfüze edilen hasta gruplarından biridir. Literatürde yenidoğan anemisi, trombositopenisi ve nötropenisini ayrı ayrı değerlendiren çalışmalar mevcut olup henüz yenidoğan bisitopenisi ve pansitopenisi ile ilgili bir çalışma bulunmamaktadır. Çalışmamızda yenidoğan servis ve yoğun bakım ünitesinde takip edilen hastalarda pansitopeni/ bisitopeni tablosunu ortaya çıkaran nedenler ve risk faktörlerinin belirlenerek önlenebilir nedenlerin ortadan kaldırılmasıyla pansitopeni/ bisitopeni sıklığının azaltılması, sitopenik yenidoğanlarda tedavi ve klinik izlem sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: 01/01/2015- 31/12/2018 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi yenidoğan 1. , 2. ve 3. düzey yoğun bakım ünitelerinde yatan 2672 hasta yaşamının ilk 1 ayında bisitopeni/ pansitopeni geliştirmesi açısından retrospektif olarak incelendi. Hastaların demografik özellikleri, laboratuvar bulguları ve klinik özellikleri kaydedildi. Bulgular: 2672 yenidoğanda bisitopeni prevalansı %3,4; pansitopeni prevalansı %0,4 olarak bulundu. Antenatal ve natal risk faktörlerinden preterm doğum, asfiktik doğum ve düşük doğum ağırlığının bisitopeni ve pansitopeni için risk faktörü olduğu; sezeryan doğum ve gestasyonel hipertansiyonun bisitopeni için risk faktörü olduğu saptandı. Cinsiyet, anne yaşı, erken membran rüptürü, gestasyonel diyabet ve annede romatolojik hastalık risk faktörü olarak bulunmadı. Bisitopeni ve pansitopeninin en sık saptanan nedeni sepsisti. Bisitopeninin ortanca ilk saptanma günü 6. gün, nadir günü 6. gün ve düzelme günü bisitopeninin başlangıcından sonraki 3. gün pansitopeninin ortanca başlangıç günü 5. gün, nadir günü 6. gün ve düzelme günü pansitopeninin başlangıcından sonraki 7. gün olarak bulundu. Hastaların %4,9'unda ilk 1 ay içinde bisitopeni/pansitopeninin tekrarladığı görüldü. Bisitopenik hastalarda ortalama transfüzyon sayısının (eritrosit süspansiyonu ve aferez trombosit) 2,16; pansitopenik hastalarda 5,64 olduğu saptandı. Transfüzyon sayısı ile düzelme günü arasında anlamlı ilişki bulundu ancak transfüzyon sayısının tekrarlama ile ilişkili olmadığı saptandı. Mekanik ventilasyon ihtiyacı olan hastalarda kanama bulgusunun ve eritrosit süspansiyonu ihtiyacının daha fazla olduğu görüldü. Bisitopenik ve pansitopenik hastaların %4,8'inde ciddi anemi; %32'sinde ciddi trombositopeni vardı. Hastalarda ciddi anemi ve ciddi trombositopeninin bulunması ve mekanik ventilasyon ihtiyacının olması iyileşme süresinin uzamasına neden olan kötü prognostik faktörler olarak saptandı. Bisitopenik hastaların %15,2'si pansitopenik hastaların %27,3'ü kaybedilmişti. Bu yenidoğalarda en sık ex olma nedeni sepsisti. Sonuç: Bisitopeni/ pansitopeninin yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde yatan, özellikle preterm ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde sık görüldüğü ve mortalitenin oldukça yüksek olduğu saptandı. Risk faktörleri arasında preterm, düşük doğum ağırlıklı, asfiktik olma ve gestasyonel hipertansiyonun yer aldığı görüldü. Ciddi anemi ve ciddi trombositopenisi gelişen mekanik ventilayon ihtiyacının eşlik ettiği olgularda iyileşme süresinin daha uzun olduğu saptandı. Bisitopeni/ pansitopenide en sık saptanan nedeninin ve en sık mortalite nedeninin sepsis olduğu görülerek sepsisin gelişmesini önleyici tedbirlerin alınması, erken tanısı ve etkin tedavisi ile hem insidansın hem de mortalitenin azaltılabileceği düşünüldü. Anahtar kelimeler: Yenidoğan, pansitopeni, bisitopeni, prognoz
Çocuk nefrolojisi bilim dalında 2005-2021 yılları arasında izlenen 0-18 yaş arası böbrek biyopsisi yapılan hastaların etyolojik, klinik ve demografik karakteristiklerinin tanımlanması
Giriş ve Amaç: Çalışmamızda, Bilim Dalımızda izlenen ve böbrek biyopsisi yapılan hastaların demografik özellikleri, renal hastalıkların histopatolojik tanıya dayalı görülme sıklığı, klinik ile histopatolojik bulgular arasındaki ilişki ve böbrek biyopsisine bağlı komplikasyonların değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Olgular ve Yöntem : KTÜ Tıp Fakültesi Çocuk Nefroloji Bilim Dalında retrospektif olarak yapılan çalışmaya, 2005-2021 yılları arasında perkütan böbrek biyopsisi yapılan ve klinik bilgilerine ulaşılabilen 0-18 yaş arası hastalar alındı. Malignite, kitle ya da metastaz nedeniyle böbrek biyopsisi yapılan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Hastalara ait bilgiler, biyopsi endikasyonları ve patoloji sonuçları hasta dosyaları ve bilgisayar tabanlı hasta veri sisteminden incelenerek öğrenildi. Hastaların; cinsiyeti, yaşı, klinik özellikleri, biyopsi endikasyonları, histopatolojik sonuçları ve laboratuvar değerleri kaydedildi. Bu sonuçlar kendi içinde ve literatürle karşılaştırmalı olarak değerlendirildi. Bulgular: On yedi yıllık dönemde 140 hastaya 177 adet perkütan böbrek biyopsisi yapıldığı görüldü. Çalışmamızda nativ ve transplant böbrek biyopsi endikasyonları ve sonuçları ile birlikte değerlendirildi. Yapılan biyopsilerin 172'si (%97) nativ böbrek, 5'i (%3) transplant böbrek biyopsisi idi. Öncelikle 140 hastanın ilk biyopsi verileri analiz edildi. Tekrarlayan biyopsiler de ikinci, üçüncü ve dördüncü böbrek biyopsisi histopatoloji sonuçları diye ayrıca değerlendirilmiştir. Hastaların 72'si (%51,4) kız, 68'i (%48,6) erkek idi. Kızların yaş ortalaması 10,4±4,5, erkeklerin yaş ortalaması 10,6±4,6 ve tüm hastaların yaş ortalaması 10,5±4,5 idi. Biyopsi endikasyonları, en sık nefrotik sendrom (%25,7) idi. Takiben ABH (%18,6) ve üçüncü sırada AİAB (%16,4) sebebi ile biyopsi yapılmıştı. Çalışmamızda, böbrek biyopsilerinin histopatolojik sonuçları değerlendirildiğinde %50 ile en sık primer glomerüler hastalıkların olduğu tespit edilmiştir. Bu gruptaki en sık histopataolojik tanı ise MezPGN (%22,1) iken ikinci en sık tanı ise IgAN (%10,7) idi. Bunları sırasıyla MPGN (%7,1), FSGS (%4,3) gibi hastalıklar takip etmektedir. Çalışmamızda ikinci en sık ikinci histopatolojik tanı grubu olan sekonder glomerüler hastalıklar saptanmıştır. Bu grupta yer alan LN (Lupus nefriti) (%3) ve IgA vasküliti nefriti (%3) idi. Çalışmamızda ile %12,2 üçüncü sıklıkla tubulointerstisyel hastalıklar saptandı. Perkütan böbrek biyopsisini takiben klinik olarak anlamlı olarak kabul edilen 10 mm ve üzerindeki perinefrik hematom hastaların %15'inde saptandı. Olguların büyük çoğunluğunda istirahat dışı bir müdahaleye ihtiyaç olmadı. İşlem esnasında ve sonrasında nefrektomi, solunum arresti, ölüm gibi ciddi bir komplikasyon görülmedi. Sonuç: Böbrek biyopsisi çocuk ve ergenlerde uzun yıllardan beri kullanılan etkili bir tanı yöntemidir. Birçok böbrek hastalığında prognostik değer sağlar ve tedavi seçeneklerinde yol gösterir. Çalışmamızı içeren 17 yıllık süreçte bölümümüzde izlenmekte olan çocuklarda yapılan perkütan böbrek biyopsileri, tanıya, tedavi planına ve prognozun ön görülmesine katkıda bulunan güvenli minimal invaziv bir tetkik olarak değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Perkütan böbrek biyopsisi, tanı, etyoloji, glomerulonefrit, perinefrik hematom, çocuk