
65
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Otomatik yangın söndürme sistemleri ve yangın risklerinde İSG önlemleri
Yangın tehlikeleri, endüstriyel tesisler, ticari binalar ve yerleşim alanları için büyük tehditler oluşturmakta; yıkıcı can kayıplarına ve ekonomik zararlara yol açmaktadır. Dayanıklı bir güvenlik altyapısının sağlanması, proaktif İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) önlemleri ile gelişmiş teknik çözümleri birleştiren bütünsel bir yaklaşımı gerektirmektedir. Bu çalışma, otomatik yangın söndürme sistemlerinin İSG risk değerlendirme çerçevelerine entegrasyonunu incelemekte ve yangın risklerini azaltmadaki etkinliğini değerlendirmektedir. Araştırma kapsamında,Nitel araştırma teknikleri kullanılarak kapsamlı bir yangın risk değerlendirmesi gerçekleştirilmiştir. Çeşitli otomatik söndürme sistemlerinin (sprinkler, gazlı ve köpüklü sistemler) farklı yangın senaryoları altındaki performansı, güvenilirliği ve mevzuata uygunluğu analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, otomatik yangın söndürme sistemlerinin uygulanmasının, yangının yayılma olasılığını % [örn: 85]'in üzerinde azalttığını ve başlangıç aşamasında duman ve ısı açığa çıkma hızını kontrol ederek tahliye güvenliğini önemli ölçüde artırdığını göstermektedir. Ayrıca çalışma, düzenli bakım protokolleri, acil durum tatbikatları ve çalışan güvenliği eğitimlerini içeren sürekli İSG önlemleriyle desteklenmediği sürece, teknik sistemlerin tek başına yetersiz olduğunu vurgulamaktadır. Sonuç olarak, otomatize edilmiş mühendislik kontrollerinin güçlü İSG yönetim planlarıyla birleştirilmesi, operasyonel kırılganlığın en aza indirilmesi ve iş yeri güvenliğinin sürdürülebilir kılınması için en etkili stratejiyi oluşturmaktadır.
Ebe ve hemşirelerin yaşadıkları iş stresi ile yaşam kalitesi arasındaki ilişki; Kocaeli ili bir kamu hastanesi örneği
Amaç: Bu araştırma, ebe ve hemşirelerin yaşadıkları iş stresi düzeyi ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemek ve bu değişkenlerin sosyodemografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte yürütülen araştırmanın örneklemini 304 sağlık çalışanı oluşturmuştur. Veriler, Genel İş Stresi Ölçeği ve Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇYKÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon analizi ve post-hoc testler kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların genel iş stresi düzeyi orta düzeyde bulunmuştur (24,28±7,64). Mesleki yaşam kalitesi alt boyutlarından mesleki tatmin puanı 37,34±8,73, tükenmişlik puanı 30,54±5,73 ve eş duyum yorgunluğu puanı 21,22±9,88 olarak belirlenmiştir. Genel iş stresi ile mesleki tatmin arasında anlamlı ve yüksek düzeyde negatif ilişki (r=-0,522; p<0,001), tükenmişlik (r=0,464; p<0,001) ve eş duyum yorgunluğu (r=0,566; p<0,001) arasında ise pozitif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Yaş ve meslek yılı arttıkça iş stresi düzeyinin azaldığı, buna karşılık mesleki tatminin arttığı belirlenmiştir. Eğitim durumu, görev türü ve birimde çalışma süresinin iş stresi ve mesleki yaşam kalitesi üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamıştır. Çalışma saatleri ile mesleki tatmin arasında anlamlı fark olduğu ve gece çalışanlarda tatmin düzeyinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Sonuç: Araştırma bulguları, ebe ve hemşirelerin yaşadıkları iş stresinin yaşam kalitesini belirleyen temel bir faktör olduğunu göstermektedir. İş stresinin artması, mesleki tatmini azaltırken tükenmişlik ve eş duyum yorgunluğunu artırmaktadır. Bu doğrultuda, sağlık kurumlarında iş stresini azaltmaya yönelik müdahalelerin geliştirilmesi ve çalışanların psikososyal iyi oluşunu destekleyici uygulamaların yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: İş stresi, mesleki tatmin, tükenmişlik, eş duyum yorgunluğu, ebe, hemşire
Deniz yolu ile yolcu taşımacılığı yapan bir işletmede ıso 9001 temelli entegre yönetim sisteminin doküman ve dijital izlenebilirlik açısından değerlendirilmesi
Bu çalışmada, deniz yolu ile yolcu taşımacılığı yapan bir işletmede International Organization for Standardization (ISO) 9001 temelli entegre yönetim sistemi yaklaşımının doküman, süreç ve dijital izlenebilirlik göstergeleri üzerinden değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Denizcilik sektöründe hizmet kalitesi, operasyonel emniyet, çalışan sağlığı ve güvenliği, müşteri memnuniyeti ve yasal uygunluk süreçleri birbirleriyle ilişkili olarak yürütülmektedir. Bu nedenle çalışmada ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi, ISO 45001 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi ve International Safety Management (ISM) Kodu Emniyetli Yönetim Sistemi gereklilikleri birlikte ele alınmış; bu gerekliliklerin örnek işletmenin yönetim sistemi dokümanları, operasyonel süreçleri ve Quality Document Management System (QDMS) destekli dijital doküman yönetimi yapısı ile ilişkisi incelenmiştir. Araştırmada nitel doküman incelemesi yaklaşımı kullanılmıştır. Bu kapsamda örnek işletmeye ait yönetim sistemi dokümanları, sertifikasyon kapsamı, prosedürler, talimatlar, formlar, iç tetkik planı, düzeltici faaliyet kayıtları, eğitim kayıtları ve QDMS destekli dijital sistem çıktıları değerlendirilmiştir. İnceleme sonucunda, işletmenin yönetim sistemi kapsamında farklı türlerde 780 aktif dokümana sahip olduğu ve bu dokümanların prosedür, talimat, form, plan, el kitabı ve dış kaynaklı dokümanlar gibi farklı türler üzerinden çok katmanlı bir yapı oluşturduğu görülmüştür. Ayrıca ISO 9001, ISO 45001 ve ISM Kodu gerekliliklerinin yönetimin gözden geçirmesi, doküman ve kayıt kontrolü, iç tetkik, düzeltici faaliyet, eğitim, müşteri geribildirimleri, seyir, bakım, acil durum, terminal yönetimi, risk değerlendirme, kaza/olay yönetimi ve sörvey süreçleri üzerinden ilişkilendirilebildiği belirlenmiştir. Çalışmada QDMS destekli dijital doküman yönetiminin, entegre yönetim sisteminin yerine geçen bağımsız bir yapı olmadığı; dokümante bilgi, revizyon, onay, iç tetkik, düzeltici faaliyet, eğitim ve kullanıcı erişimi süreçlerini destekleyen tamamlayıcı bir dijital altyapı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 2025 yılında 225 dokümanın revize edilmesi, 181 düzeltici faaliyet kaydının bulunması, düzeltici faaliyet başarı oranının %82 olarak izlenmesi, dijital eğitim platformunda 60 eğitim başlığının yer alması ve QDMS'de 950 kullanıcının tanımlı olması; sistemin dijital izlenebilirlik, kayıt yönetimi ve kurumsal erişim boyutlarını göstermektedir. Ancak bu göstergeler doğrudan performans artışı veya verimlilik sonucu olarak değil, mevcut entegre yönetim sistemi içinde dijital izlenebilirliği gösteren uygulama bulguları olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak çalışma, deniz yolu yolcu taşımacılığı yapan işletmelerde ISO 9001 temelli entegre yönetim sistemi yaklaşımının ISO 45001 ve ISM Kodu gereklilikleriyle birlikte doküman, süreç, denetim, düzeltici faaliyet, eğitim ve dijital izlenebilirlik boyutlarında analiz edilebileceğini göstermektedir. Bu yönüyle çalışma, entegre yönetim sistemlerinin yalnızca belge veya sertifika düzeyinde değil, uygulama süreçleri ve dijital kayıt altyapısı üzerinden değerlendirilmesine yönelik uygulama odaklı bir değerlendirme çerçevesi sunmaktadır.
Deniz yolcu taşımacılığı iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları: Risk değerlendirmesi ve önleyici tedbirler
Bu tez çalışması, yolcu gemilerinde hem çalışanların hem de yolcuların karşılaştığı iş sağlığı ve güvenliği (İSG) risklerini belirlemeyi ve bu tehlikeleri kaynağında yok etmeyi veya en aza indirmeyi amaçlamaktadır. Gemilerin dar kullanım alanlarına sahip olması, değişken hava koşulları ve yolcuların acil durum eğitimlerinin bulunmaması, denizdeki güvenlik yönetimini karadaki iş yerlerine kıyasla çok daha zorlu ve önemli hale getirmektedir. Araştırmada tehlikelerin büyüklüğünü ve önceliğini belirlemek için olasılık, frekans ve şiddet unsurlarını temel alan "Fine-Kinney" adlı matematiksel bir yöntem kullanılmıştır. Gemilerdeki riskler fiziksel, kimyasal, biyolojik, ergonomik ve psikososyal olarak beş grupta incelenmiş; ulusal yasalar ve uluslararası denizcilik sözleşmeleri (SOLAS, ISM Code) temel alınarak çeşitli analizler yapılmıştır. Yapılan vaka değerlendirmelerinde; hareketli rampalardan düşme, kimyasal toksik boya kullanımı, ortak alanlardaki enfeksiyon yayılımı, dar alanlarda yük kaldırmaya bağlı fiziksel zorlanmalar ve kalabalık yönetiminin yarattığı zihinsel stres gibi sektördeki tehlikeler değerlendirilmiştir. Çözüm aşamasında sadece kişisel koruyucu ekipmanlara (baret, eldiven vb.) güvenmenin yetersiz kalacağı vurgulanarak, kazaları engellemenin en kalıcı yolunun Risk Kontrol Hiyerarşisi ilkeleri doğrultusunda tehlikeyi kaynağında yok etmek (örneğin takılmaya sebep olan atıl mapaların sökülmesi) veya daha zararsız olanla değiştirmek (örneğin su bazlı boya kullanmak) olduğu kanıtlanmıştır. Sonuç olarak araştırma; çalışanlara iş sağlığı ve güvenliği alanında eğitimler verilerek desteklenmelerini, statik evraklar yerine dinamik risk analizlerinin yapılmasını ve sivil yolcuların tahliyesini de kapsayan gerçekçi acil durum tatbikatlarının düzenlenmesini önererek denizcilik sektörüne insan odaklı bir güvenlik vizyonu sunmaktadır.
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde prematüre bebeği olan annelerin aile güçlendirme durumlarının ve hemşirelerin deneyimlerinin belirlenmesi
Bu çalışma, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde prematüre bebeği olan annelerin aile güçlendirme durumlarının ve hemşirelerin bu konudaki deneyimlerinin değerlendirilmesi amacıyla nicel ve nitel yöntemleri içeren kesitsel tipte, fenomenolojik olgu bilim deseniyle yapılan tanımlayıcı karma yöntem (mixed method) çalışması olarak tasarlanmıştır. Çalışmaya, Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım ünitesinde bebeği olan 104 anne ve ünitede çalışan 20 hemşire dâhil edilmiştir. Araştırmanın nicel verilerinin toplanmasında Anne Bebek Tanıtıcı Soru Formu ve Aile Güçlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın nitel verilerinin toplanmasında, Nitel Görüşme Formunda yer alan sorular bir gözlemci eşliğinde sorulmuş ve yapılan görüşmelerin ses kaydı alınmıştır. Araştırmada nicel verileri, IBM SPSS V23 programında, Shapiro-Wilk, Kolmogorov Smirnov, Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve Spearman Rho testi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın nitel verilerinin analizi, MAXQDA yazılımı kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada istatistik anlamlılık düzeyi olarak p<0,05 kabul edilmiştir. Araştırmada aile güçlendirme ortanca değeri 145 olarak pozitif yönde ve ölçeğin çalışmadaki Cronbach's Alpha değeri 0,908 olarak belirlenmiştir. Araştırmada Aile Güçlendirme Ölçeği puanı ile Aile Hakkında alt ölçek boyutu, Çocuğa Verilen Sağlık Hizmeti Hakkında alt ölçek boyutu ve Topluma Katılım Hakkında alt ölçek boyutu arasında yüksek şiddette pozitif ilişki bulunmuştur. Araştırmanın nitel sonuçlarına göre hemşirelerin aile güçlendirme yaklaşımı hakkında bilgili oldukları; aile güçlendirme kavramını; temel bakım eğitimi, süt sağımı ve emzirme eğitimi, psikolojik destek sağlama, anne bebek arasındaki bağlanmayı artırma şeklinde tanımladıkları belirlenmiştir. Hemşirelerin bir kısmı personel sayısının yetersizliği, Covid-19 pandemisi ve mülteci anneler ile ortaya çıkan dil bariyeri nedeniyle sorunlar yaşadığını belirtmiştir.
İşyeri hekimlerinin çalışma yasam kalitesini etkileyen faktörler; İstanbul il örneği
İstanbul ilinde Hizmet veren İşyeri Hekimlerinin bazı mesleki sosyo-demografik özelliklerinin ve (WRQOL)çalışma ile ilgili yaşam kalitesi düzeylerinin 6 alt başlıkta belirlemeye ve olumsuz faktörlere yönelik iyileştirici önerilerin geliştirilmesi amacıyla yapılmıştır bu tezde Türkiye genelinde ortalama 14 bine yakın işyeri hekiminin İstanbul ilinde hizmet veren 4369 işyeri hekiminden 252'si araştırma grubunu oluşturmuştur. Araştırmanın verileri elektronik anket yöntemi ile Kasım-Aralık 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırma sonucu elde edilen veriler bilgisayar ortamına aktarılarak Microsoft Excel paket programı ile düzenlendikten sonra Statistical Package for Social Sciences (SPSS) 26 paket programı ve ile analiz edilmiştir. Ankete katılanların verilerini inceleyecek olursak; %57,8'i erkek ve %42,1 kadın yarısından biraz fazlası erkek işyeri hekimdir. Sonuçlar yorumlandığında iş yeri hekimliği yapanların çoğunun 37 yaş üstü olduğu söyleyebiliriz. Bir hekim ortalama 24-25 yaş aralığında 6 yıllık tıp ihtisasını bitirdiği düşünülecek olursa ±3-4 yıl da zorunlu görev döneminde tercih etmeye başladıkları şeklinde yorumlanabilir. Araştırmamızdaki katılımcıların %22,1'i pratisyen %77,9'u herhangi bir tıp dalında uzmanlığını yapmış hekimdir. Tanımlayıcı tipte yapılmış bu araştırmada katılan işyeri hekimlerinin hizmet yılı ortalaması 13,47±7,68 bulunmuştur. Araştırmaya katılan işyeri hekimlerinin günlük çalışma saatlerine bakıldığında Standart Sapma ortalaması 6,11±2,24 ve saat ortalaması da 6 (1-10) dır. İş yeri hekimlerinin %56,3 'ü 16500 TL ve üstü %38,5 'i 5500-16500 TL geriye kalan küçük bir kısımda askeri ücret ve altında maaş almaktadır. Araştırmaya katılan iş yeri hekimleri en çok %78,7 le 'Psikososyal faktörlere, ikinci olarak %62,7 ile Ergonomik yetersizliklere, üçüncü olarak %Sıcak-Soğuk 'dengesizliklerine, %16,2'si Çalışma Ortamındaki gürültüye daha sonra %48,2 le Toz Faktörüne son olarak da % 16,6 ile Titreşime maruz kaldıklarını belirtmiştir. Çalışma yaşam kalitesi sonuçları değerlerinde, araştırmada kullanılan tanımlayan değişkenlerle istatistiksel düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Araştırmanın en büyük sınırlılığı İstanbul ilinde Hizmet veren İşyeri Hekimlerinden oluşması ve katılım düzeyinin düşük olmasıdır. Anahtar Kelimeler: İşyeri Hekimi, Çalışma Yaşam Kalitesi, İş Sağlığı ve Güvenliği
Biyolojik risk etmenlerinden virüsler
Çalışma hayatı insanların yaşamlarının büyük çoğunluklarını geçirmek zorunda oldukları ortamları oluşturmaktadır. Çalışanların ömürlerinin büyük bir kısmını geçirdikleri bu ortam koşulları sağlıkları hususunda belli tahribatlara sebebiyet verebilmektedir. Meslek hayatında karşılaşılan meslek hastalıkları çalışanların tüm ömrüne etki eder. Çalışma hayatlarının bitmesine veya ciddi, kalıcı sağlık problemlerine sebebiyet verebilmektedir. Bu meslek hastalıklarına sebep olabilecek hususlardan biri de çalışma yaşamında maruz kalınan biyolojik risk etmenleridir. Bu tez çalışmasında, iş hayatında karşılaşılabilecek biyolojik risk faktörlerinin önemi vurgulanmak istenirken, bu biyolojik risk etmenlerinden virüslerin sıkça rastlanan türlerinin epidemiyolojisi, mikrobiyolojisi, patogenezi, tanı ve tedavi yöntemleri ile korunma koşulları ayrıntılı olarak incelenmiştir.
Biyolojik risk etmenlerinden parazitler
İş kazası ve meslek hastalıkları Sanayi Devrimi ile gündeme gelmiş, sanayileşme ve teknolojik gelişmelerle birlikte iş kazaları ve meslek hastalıklarının önemi de artmaya devam etmiştir. Yapılan tüm düzenlemelere rağmen konu hala önemini sürdürmektedir. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) istatistiklerine göre her gün ortalama bir milyon çalışan iş kazası geçirmektedir. Beş bin beş yüz işçi iş kazası ve meslek hastalıkları nedeniyle yaşamını yitirmektedir. İş kazası ve meslek hastalıklarının gerçekleşme sebebi işyerlerinde yeteri kadar ve gerekli sağlık ve emniyet önlemlerinin alınmamasından kaynaklanmaktadır. Önlem alınmayışı ise hem çalışanların sağlık ve hayatlarını tehdit etmekte hem de ülke ekonomisine ve işletmelere büyük maddi kayıplar yaşatmaktadır. Bu sebeple işyerlerinde İSG önlemlerinin alınmasıyla önemli kazanımlar elde edileceği aşikardır. İş sağlığı ve güvenliğinde amaç çalışanların, işletme ve üretimin korunmasıdır. İlk insanın üretime başlamasından itibaren var olan bir konu olmasına ve tarihçesi eski çağlara dayanmasına rağmen konu ile ilgili kanun ve yönetmelikler Türkiye'de ancak 2012 senesinde çıkarılabilmiştir. Oldukça karmaşık yapıya sahip olan sağlık işletmeleri ileri teknolojiye sahip olmaları, emek yoğun çalışmaları, çok tehlikeli sınıfta yer almaları ve 7/24 hizmet vermeleri sebebiyle iş güvenliği açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. Projede amaçlanan İSG hususunu ve iş hayatında karşılaşılan meslek hastalıkları çalışanların tüm ömrüne etki eder. Çalışma hayatlarının bitmesine veya ciddi, kalıcı sağlık problemlerine sebebiyet verebilmektedir. Bu meslek hastalıklarına sebep olabilecek hususlardan biri de çalışma yaşamında maruz kalınan biyolojik risk etmenleridir. Bu tez çalışmasında, iş hayatında karşılaşılabilecek biyolojik risk faktörlerinin önemi vurgulanmak istenirken, bu biyolojik risk etmenlerinden maruz kalınan parazitlerin risk etmenleri ve işyerinde temel İSG uygulamaları incelenmiştir. İşverenlerin alması gereken ek önlemleri ortaya koymak çalışmanın başlıca hedefini oluşturmaktadır. Belirtilen hedef doğrultusunda literatür araştırması yapılmış, sonucunda bilgiler analiz edilmiştir.
Mutfak çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliğini etkileyen risk etmenlerinin değerlendirilmesi
Bu tezde mutfak çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliğini etkileyen risk etmenleri incelenmiştir. Söz konusu araştırma yapılırken literatür taraması kullanılmıştır. Sonuç olarak mutfak çalışanlarının da birçok tehlike ve riske maruz kaldığı, iş kazası ve meslek hastalıkları sebebiyle sağlıklarının bozulduğu ve hayatlarını kaybettikleri gerçeği ortaya konmuştur.
İş sağlığı ve güvenliği alanında faaliyet gösteren derneklerin işlevselliği
Çalışma hayatında İSG özellikle sanayileşme devrimi sonrası daha fazla önem kazanmıştır. Teknolojinin gelişmesi, yeni makine ve aletlerin kullanılmasıyla birlikte iş yerinde yaşanan kazalarda da artış görülmesi nedeniyle devletlerin bu konuda yeni önlemler alması gerekliliği doğmuştur. Bu araştırmanın amacı belirlenen iş sağlığı güvenliği derneklerinin işlevselliğini incelemek, İSG'nin sağlanmasına yönelik yapılan çalışmaların yansımalarını irdelemek, dernek ve yöneticilerin görüşleriyle işlevselliğin iyileştirilmesi için gerekli unsurları ortaya koymaktır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi olan tarama modeli kullanılmıştır. Bağımsız bir evren ve bu evrenden seçilmiş bağımsız bir örneklem içermektedir. Çalışma grubu, 2023 yılında aktif olarak faaliyetlerine devam eden 12 farklı ildeki İSG derneğidir. Araştırmanın verileri katılımcılardan toplanan açık uçlu cevaplar ve yarı yapılandırılmış görüşme soruları ile elde edilmiştir. Araştırmanın verileri içerik analizi yapılarak çözümlenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgu ve sonuçlar doğrultusunda derneklerin demografik özellikleri, iletişim ve problem çözme becerileri, İSG faaliyetlerine verilen destek, fikirlere açık olma, kararlarda görüş alma gibi özelliklerin önemli olduğu görülmüştür. Derneklerin sürekliliğinin sağlanması için somut adımların yönetmelikler çerçevesinde atılması, alt birimlerle iletişimlerinin güçlendirmeleri gerektiği düşünülmektedir.