
609
Archived Theses
8
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Discipline
Kent içi kavşak tasarımı
Kentlerin büyümesi, ihtiyaçların artması, farklı çekim merkezlerinin oluşması ile insanlar gün içerisinde seyahat etme durumundadır. Artan nüfüs yoğunluğu ile birlikte beraberinde sosyo-ekonomik iyileşme, günümüzde trafikteki araç sayısını arttımıştır. Bu durum gelişen toplumlar ve günümüz için kaçınılmazdır. Önemli olan bu durumun oluşturduğu olumsuz etkileri en aza indirmektir. Kent içi ulaşım sorunlarını çözebilmek için kesişim noktalarındaki sorunları tespit etmek gerekmektedir. Bu sebeple ulaşım problemlerinin çözümü için kavşak tasarımı detaylı ve kapsamlı çalışma gerektirmektedir. Kavşak tasarımı öncesinde, kavşağın buluınduğu bölge genelinde kapsamlı bir araştırma yapmak gerekmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken çalışmada sadece kavşağa bağlanan yoların değil, kavşağın bulunduğu bölgenin genel incelemesinin yapılması gerektiğidir. Kent dokusunun incelenmesi, kavşağın hangi geçiş yolları üzerinde bulunduğu, çekim merkezleri ile kavşağın ilişkisinin incelenmesi gerekmektedir. Ayrıca kavşağı kullanan araçların sayısının ve tipinin, yayaların kullanımına ilişkin işaretlerin ve sinyal sürelerinin de incelenmesi gerekmektedir. Kavşakta meydana gelen kazaların incelenmesi ve analiz edilmesi gerekmektedir. Kavşakta meydana gelen kazalar, kavşaktaki sorunu anlamaya yardımcı olmaktadır. Bu sebepe kaza analizlerinin detaylı olarak incelenmesi önem arz etmektedir. Bunlara ek olarak kavşak tasarımının toplu taşıma araçlarının kullanımına uygun olarak tasarlanması gerektiği de unutulmamalıdır. Tüm bu çalışmalar öncesinde kavşağın mevcut durumunu görmek ve sorunu eksiksiz tespit edebilmek için, ayrıca önerilen çözümlerin sahada faydalı olup olmadığını uygulama öncesinde görebilmek için simülasyon çalışması yapılması gerekmektedir. Böylelikle sorunlar daha doğru ve net bir şekilde tespit edilmiş olacak, sonrasında ise önerilen çözümlerdeki eksiklik ve yanlışlar uygulamaya geçirilmeden önce tespit edilebilecektir.
GPS hassas mutlak konum belirlemede varyans kovaryans matrisinin güvenirliğinin araştırılması
Hassas Mutlak Konum Belirleme (Precise Point Positioning - PPP) tekniği, harita mühendisliğinde son yıllarda öne çıkan en önemli konulardan birisidir. PPP tekniğinde sadece bir Küresel Konum Belirleme ve Uydu Sistemleri (Global Navigation Satellite Systems (GNSS)) alıcısı yeterlidir ve bu nedenle kullanıcılar bu tekniği birçok geleneksel bağıl konumlama yöntemine göre tercih etmektedirler. PPP tekniği çözümlemelerinde genellikle bilimsel yazılımlar kullanılmaktadır ve yazılımlardan elde edilen Varyans-Kovaryans (Variance Covariance (VCV)) matrisleri çok iyimser sonuçlar vermektedir. VCV matrislerinden hesaplanan değerler istatistiksel yorumlamalarda önemli etkiye sahip unsurlardır. Yazılımlardan türetilen VCV matrisleri GNSS gözlemlerinin analizi sonucunda deformasyon analizinde kullanılmaktadır ve araştırmacılar VCV matrislerini ölçekleme ihtiyacı hissetmektedirler. Bu çalışmada, 10 adet sürekli gözlem yapan referans istasyonlarının, 2014 yılına ait 11 günlük verileri incelenmiştir. Bütün noktalar GIPSY-OASIS II v6.4 bilimsel yazılımı kullanılarak PPP tekniği ile analiz edilmiştir. Çözümler 2, 4, 6, 8, 12 ve 24 saatlik süreler için tekrarlı bir şekilde yapılmış ve GIPSY-OASIS II v6.4 PPP sonuçları için bir ölçek faktörü kestirilmesi amaçlanmıştır. Analiz sonuçlarına göre ölçek faktörlerinde ölçüm sürelerine bağlı değişkenlik gözlenmiştir.
Sürekli gözlem yapan referans istasyonları tekniği ile insansız hava araçlarının konumlandırılması
İnsansız Hava Araçları son yıllarda endüstrinin ve kamu sektörünün vazgeçilmez araçlarından biri olmuştur. İlk olarak askeri alanda yerini alan İnsansız Hava Araçları günümüzde arkeolojide, tarımda, ormanlık alanların belirlenmesinde, afet yönetiminde ve harita yapımında kullanılmaktadır. CORS Teknğinin hayatımıza girmesi ile birlikte tek sabitten hassas ölçümler yapılabilmekte, gerçek zamanlı kinematik ölçülere göre daha hassas koordinatlar elde edilebilmekte ve ölçümlerde daha geniş kapsama alanına sahip olunabilmektedir. İHA'lar ile yapılan ölçümlere incelediğimizde uçakla yapılan fotogrametrik harita yapımına kıyasla İHA'lar, daha hızlı, daha hassas, düşük maliyetli ve tekrarlı ölçüm imkanına sahiptirler. Bu avantajlarının yanında havada kalış süresinin kısa olması, rüzgardan çok daha fazla etkilenmeleri, uçuş esnasında yer istasyonunda bulunan GPS anteni ile radyo bağlantının kopması gibi dezavantajları da vardır. CORS Tekniği ile İHA kullanımının sağladığı faydaları bir araya getirdiğimizde sonuç ürünleri elde etmek daha hızlı ve daha az maliyetli olacak, ayrıca uçakla yapılan ölçümlere göre de daha hassas ürünler elde edilebilecektir. Tüm uçan hava araçlarında konumunu ve yönünü belirlemek için bir GPS alıcısı bulunmaktadır. UASTÜRK isimli İnsansız Hava Aracımıza kendi GPS alıcısına ek olarak CORS Tekniğini büroda değerlendirme yöntemi (PPK : Post Process Kinematic) ile yapabilmek için çift frekanslı RTK GPS alıcısı monte edildi. Bu sayede uçağın üzerinde bulunan GPS aletinin ve RTK GPS aletinin kaydettiği verileri karşılaştırma imkanı bulduk. Deneyimizde İHA ile Yer Kontrol istasyonu arasındaki radyo bağlantısının kopması durumunda tüm uçuşun tekrar yapılması gerektiğinden, radyo bağlantı kopmasını elimine etmek için büroda değerlendirme yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntemle uçuş esnasında İHA'ya monte edilen RTK GPS ve İHA üzerindeki GPS alıcısına kaydedilen GPS verilerine aynı zaman dilimi içerisindeki CORS istasyonundan geçmişe dönük veriler kullanılarak düzeltmeler getirildi. İlk olarak RTK GPS alıcısına getirilen düzeltmelerle tüm fotoğrafların merkez koordinatları hesaplanarak ortamozaik ürün elde edildi. Aynı işlem İHA üzerindeki GPS alıcısı kullanılarak da yapıldı ve diğer bir ortomozaik ürün elde edildi. Ardından deney alanında kullanılan 17 adet yer kontrol noktası ile oluşturulan ortomozaiklerin koordinat doğruluk analizi incelendi. Bu analiz sonucunda RTK GPS ile yatayda ve düşeyde santimetre mertebesinde (10.7 - 26.9 cm) ortomozaik ürün elde edilirken İHA üzerindeki GPS alıcısı ile yatayda ve düşeyde desimetre mertebesinde (3.687 – 3.194 m.) ortomozaik ürün elde edildi. Uçakta bulunan GPS-IMU sistemiyle hesaplanan koordinatlarının yaklaşık 2-5 m. doğrulukta olduğunu düşünürsek bu yöntem sayesinde İHA'nın koordinatlarının düşeyde ve yatayda, desimetre mertebesinden santimetre mertebesine düşeceği öngörülmektedir.
Yer radarı ölçmelerinde topografik etkilerin düzeltilmesi: Küresel konum belirleme sistemi ve eğimölçer entegrasyonu
Bu çalışmanın amacı bir uzaktan algılama teknolojisi olan GPR yöntemini etkileyen parametrelerden topoğrafik değişkenliğin ölçme sonuçlarına etkisini belirlemek ve söz konusu GPR ölçmelerinde arazi eğiminin sebep olduğu sistematik olmayan hatanın ortadan kaldırılması problemine Harita Mühendisliği disiplini içerisinde ölçme tekniğinin güncel metot ve teknolojilerini kullanarak çözüm bulabilmektir. Güncel Jeoradar tekniğinde arazi eğiminden kaynaklanan jiroskopik etkilerin neden olduğu gömülü objenin konumlandırma ve modelleme üzerindeki bozucu etkilerini GPS ve Dijital İnklinometre kullanılarak geliştirilen "Jiroskopik Düzeltme Metodu" yardımıyla gidermek mümkündür. Önerilen yöntem gömülü objenin yeraltındaki gerçek konumunu (UTM) koordinat sisteminde belirleyerek güncel uygulamalardan daha doğru konum verisine sahip yer altı haritalarının oluşturulmasına imkan tanımaktadır. GPS teknolojisi ile elde edilen topoğrafik verilerle dijital inklinometre verilerinin GPR ölçmeleriyle eşzamanlı olarak toplanması ve birlikte yorumlanması sayesinde arazi eğiminden kaynaklanan jiroskopik etkiler önemli ölçüde giderilebilmiştir. GPR/GPS/İnklinometre kombinasyonundan oluşan metodun performansının test edilebilmesi için İstanbul İli, Maltepe İlçesi sınırlarında bulunan Orhangazi Parkında yer alan gömülü su depoları referans obje olarak kullanılmıştır.boyutları önceden bilinen gömülü obje referans alınarak klasik GPR ölçmeleri ile elde edilen 3D model, GPR-GPS kombinasyonundan elde edilen 3D model ve Jiroskopik Düzeltme modelleri referans objenin gerçek boyutlarıyla karşılaştırılmıştır. Klasik GPR yöntemi sonuçlarıyla karşılaştırıldığında düz arazi koşullarında her 3 yöntemle de birbirine yakın standart sapma değerleri elde edilirken eğimli arazide Jiroskopik Düzeltme Modelinin daha duyarlı nokta konum hatası ürettiği belirlenmiş, yatay nokta konum hatasının eğimli arazi koşullarında yaklaşık %54 civarında küçüldüğü/iyileştiği gözlemlenmiştir.
Yapay sinir ağları ve rastgele orman yöntemleri ile LANDSAT 8 görüntülerinden otomatik kıyı çizgisi çıkartılması
İnsanların suya olan vazgeçilmez ihtiyacı, kıyı alanlarını insanların en çok kullandığı yerleşim yerleri haline getirmiştir. Kıyılar doğal habitat için en uygun habitatlar oluşturmaktadır. Kıyılar aynı zamanda mikroklimatik özellikleri sayesinde tatil ve dinlenme olanakları sağlayan alanlardır. Turizm, sanayi, kültür balıkçılığı, kentleşme gibi faaliyetler kıyı alanları açısından en büyük tehditlerden bazılarıdır. Bu tehditler, kıyı alanlarının korunması ve sürdürülebilir kıyı yönetimi için kıyı alanlarının izlenmesini zorunlu hale getirmiştir. Doğal çevre yönetimi, afet yönetimi, kıyı erozyonu incelemeleri, katı madde taşınımı ve kıyı morfodinamiklerinin modellenmesi gibi farklı alanlarda kıyı çizgileri yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu sebeple kıyı çizgilerinin özellikle uydu görüntülerinden elde edilmesi için çeşitli yöntemler kullanılarak birçok çalışma gerçekleştirilmiştir. Son yıllarda yapay zekâ kullanılarak elde edilen başarılar, çeşitli alanlarda çalışan bilim insanlarını da yaptıkları çalışmalarda yapay zekâ kullanmaya teşvik edici olmuştur. Sunulan tez çalışması kapsamında, uydu görüntülerinden kıyı çizgisi çıkarımı kendini düzenleyen haritalar, yapay sinir ağları ve rastgele orman yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Yürütücülüğünü Prof. Dr. Bülent Bayram' ın yaptığı 115Y718 numaralı ve "SÜRDÜRÜLEBİLİR KIYI ALANI İZLEME MODELİ İÇİN İHA VE İHA-LİDAR VERİLERİNDEN OTOMATİK ÜÇ BOYUTLU KIYI ÇİZGİSİ ÇIKARTILMASI VE ANALİZİ: TERKOS (İSTANBUL) ÖRNEĞİ" başlıklı TÜBİTAK projesinin test alanı olan İstanbul'un Çatalca ilçesine bağlı Terkos bölgesinin Karadeniz kıyısı yöntemlerin test edilmesi için seçilmiştir. Tez kapsamında önerilen yöntemlerin söz konusu proje açısından uygulanabilirliği test edilmiştir. Karadeniz Bölgesi' nin 5 farklı konumuna ait 2017 yılına ait LANDSAT 8 görüntüsü eğitim amaçlı olarak kullanılmıştır. İstanbul-Terkos bölgesine ait 2013, 2015, 2017 tarihlerine ait aynı mevsimde elde edilmiş üç veri seti, Antalya bölgesine ait 2017 yılında elde edilmiş bir LANDSAT 8, İzmir bölgesine ait 2017 yılında elde edilmiş bir LANDSAT 8, ve Erçek Gölü' ne ait 2018 yılında elde dilmiş bir görüntü olmak üzere toplam altı farklı LANDSAT 8 görüntüsü test amaçlı olarak kullanılmıştır. Uygulamanın birinci aşamasında Kendini Düzenleyen Haritalar Yöntemi için Terkos bölgesine ait uydu görüntüsü kara ile deniz olacak şekilde kümelenmiş ve kıyı çizgisi çıkartılmıştır. Yapay Sinir Ağları Yöntemi için Karadeniz Bölgesi' ne ait 5 farklı uydu görüntüsü kullanılarak karadan ve denizden 2 adet sınıf oluşacak şekilde örnek veriler toplanmıştır. Yapay sinir ağları bu veriler ile eğitilmiş ve ağların test edilmesi için Terkos bölgesine ait uydu görüntüsü eğitilen ağlar ile sınıflandırılarak kıyı çizgileri çıkartılmıştır. Rastgele Orman Yönteminde ağaç yapılarını oluşturmak için yapay sinir ağlarının eğitiminde kullanılan eğitim verileri kullanılmıştır. Bu tezin ana amacı, Yapay Sinir Ağları Yönteminde kullanılan eğitim verileri ile Rastgele Orman Yönteminde ağaç yapılarını oluşturmak için kullanılan verilerinin Kendini Düzenleyen Haritalar Yöntemi kullanılarak otomatik olarak toplanmasını sağlamaktır. İkinci aşamada Karadeniz Bölgesi' ne ait uydu görüntüleri Kendini Düzenleyen Haritalar Yöntemi kullanılarak kara ile deniz olacak şekilde kümelenmiştir. Kümeleme sonuçlarına göre orijinal görüntülerden deniz ve kara sınıfları ayrılmıştır. Daha sonra, elde edilen bu veriden yararlanılarak yapay sinir ağları için her bir görüntüye ait deniz ve kara kümelerinden rastgele örnek veriler toplanmıştır. Rastgele toplanan bu veriler ile yapay sinir ağları eğitilmiş ve test alanına ait görüntülerden kıyı çizgileri çıkartılmıştır. Rastgele Orman Yöntemi için ise yapay sinir ağlarında kullanılan rastgele toplanmış veri seti, ağaç yapılarını oluşturmak için kullanılmıştır. Oluşturulan bu ağaç yapılarına göre test bölgesine ait uydu görüntüleri sınıflandırılmış ve kıyı çizgileri çıkartılmıştır. İlk iki aşamada kullanılan yapay sinir ağları Levenber – Marquardt (TRAINLM), Ölçekli Conjugate Gradient (TRAINSCG) eğitim fonksiyonları ile Hyperbolic Tangent Sigmoid (TANSIG), Logistic Sigmoid (LOGSIG) bağlantı fonksiyonlarının kombinasyonlarından tek gizli katmanlı ve 2000 iterasyonlu olarak tasarlanmıştır. Son aşama olan üçüncü aşamada TRAINSCG – TANSIG kombinasyonu kullanılarak farklı sayıda gizli katman (5, 10, 15) ve iterasyon sayılarıyla (500, 1000, 1500, 2000) yeni ağlar tasarlanmıştır. Gizli katman ve iterasyon sayılarının oluşturdukları kombinasyonlar ile tasarlanan ağlar hem kullanıcı tarafından toplanan eğitim verileri ile hem de Kendini Düzenleyen Haritalar Yöntemi sonuçlarından rastgele toplanan eğitim verileri ile eğitilerek kıyı çizgileri elde edilmiştir. Öncelikle belirlenen kombinasyonların test edilmesi amacıyla önerilen yöntemler Istanbul-Terkos, 2017 Landsat 8 görüntüsüne uygulanmıştır. Birinci aşamadaki Kendini Düzenleyen Haritalar Yöntemi ile elde edilen kıyı çizgisi elle yapılan sayısallaştırma sonuçları ile karşılaştırılmış ve ortalama 0,49 piksel hata ile kıyı çizgisi çıkarılmıştır. Kullanıcı tarafından toplanan eğitim verileri ile eğitilen yapay sinir ağları içerisinden TRAINSCG – TANSIG kombinasyonu ortalama 0,61 piksel hata ile en iyi sonucu vermiştir. Aynı eğitim verilerinin kullanıldığı Rastgele Orman yöntemi sonuçları içerisinden ise en iyi sonucu 50 ağaçtan oluşan ve ortalama 0,45 piksel hata ile kıyı çizgisi elde edilmiştir. İkinci aşamadaki Kendini Düzenleyen Haritalar Yöntemi kümeleme sonuçlarına göre rastgele toplanan eğitim verileri kullanılarak eğitilen ağlardan elde edilen en iyi sonuç ortalama 0,22 piksel hata ile TRAINSCG – TANSIG kombinasyonuna aittir. Aynı rastgele eğitim verileri kullanılarak oluşturulan ağaç yapıları içerisinden 250 ağaçlı ağaç yapısı ortalama 0,79 piksel hata ile kıyı çizgisini tespit etmiştir. Üçüncü aşamadaki kombinasyonlarda kullanıcı tarafından toplanan eğitim verileri kullanılarak oluşturulan ağlardan en iyi sonucu ortalama 0,36 piksel hata ile 10 gizli katmanlı ve 1000 iterasyonlu yapay sinir ağı vermiştir. Kendini Düzenleyen Haritalar Yöntemi kümeleme sonuçlarına göre rastgele toplanan eğitim verileri kullanılarak eğitilen ağlardan elde edilen en iyi sonuç ise ortalama 0,20 piksel hata ile 5 gizli katmanlı ve 1000 iterasyonlu yapay sinir ağına aittir. Bu aşamanın ardından seçilen en iyi konfigurasyonlar göz önünde bulundurularak 6 ek test verisi kullanılmıştır. Elle sayısallaştırma sonuçları ile elde edilen sonuçlar karşılaştırılmıştır. Istanbul-Terkos bölgesi 2013 yılına ait LANDSAT 8 görüntüsünden ortalama 0,47 piksel, Istanbul-Terkos bölgesi 2015 yılına ait LANDSAT 8 görüntüsünden ortalama 0,36 piksel, Istanbul-Terkos bölgesi 2017 yılına ait LANDSAT 8 görüntüsünden ortalama 0,36 piksel, Erçek Gölü'nün 2017 yılına ait LANDSAT 8 görüntüsünden ortalama 0,57 piksel, İzmir bölgesinin 2017 yılına ait LANDSAT 8 görüntüsünden ortalama 0,31 piksel ve Antalya bölgesinin 2017 yılına ait LANDSAT 8 görüntüsünden ortalama 1,31 piksel hata ile kıyı çizgileri tespit edilmiştir.
Derin öğrenme algoritmaları kullanılarak çay alanlarının otomatik segmentasyonu
Orman alanlarının, ağaç türlerinin otomatik olarak belirlenmesi, doğal kaynakların yönetimi açısından kritik bir öneme sahiptir. Ülkemizde kentsel ve orman haritalarının üretimi 1940' lı yıllardan günümüze dek fotogrametrik yöntemler kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Hava fotoğraflarından orman sınırı ve ağaç türlerinin belirlenmesi geleneksel stereo değerlendirme yöntemleri ile yapılmakta olup, bu durum, iş ve zaman açısından yüksek maliyet gerektirmektedir. Sunulan tez çalışmasında önerilen yöntem ile otomatik olarak çay alanlarının sınıflandırılması, derin öğrenme algoritmaları kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Derin öğrenme algoritmaları, özellik çıkarımı işlemini veriden otomatik olarak yapan bir makine öğrenme yöntemidir. Son zamanlarda popülerlik kazanan derin öğrenme, ses tanıma, nesne tanıma, el yazısı tanıma ve görüntü sınıflandırma gibi birçok farklı bilgisayar tanı işlemlerinde kullanılmaktadır. Sunulan tez kapsamında, derin öğrenme temelli bir yaklaşım kullanılarak yüksek çözünürlüklü görüntülerden çay alanlarının otomatik çıkartılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, görüntüler içindeki çay alanları ve çay alanları dışında kalan alanları sınıflandırmak için VGG19 ağ yapısına sahip SegNet mimarisi kullanılmıştır. Derin öğrenme temelli algoritmalar, farklı spektral bant kombinasyonları kullanılarak eğitilmiştir. Bu kombinasyonlar içerisinde; RGB (kırmızı-yeşil-mavi), NirRG (yakın kızılötesi-kırmızı-yeşil), NDVI (normalleştirilmiş fark bitki indeksi) ve NDVIRG (NDVI-kırmızı-yeşil) kombinasyonları bulunmaktadır. Multispektral görüntüler, 30x30 cm yer örneklem aralığına sahip bir sayısal hava kamerası kullanılarak elde edilmiştir. Derin öğrenme algoritmalarına ilişkin çalışmalar Matlab®' in 2017b versiyonunda gerçekleştirilmiştir. Matlab® programının lisansı, Yıldız Teknik Üniversitesi tarafından sağlanmıştır. Sunulan tez çalışması kapsamında, Trabzon' un Hayrat ilçesinde bulunan çay alanları için Nisan 2013 yılına ait 25 adet 1:5000 ölçekli yüksek çözünürlüklü ortofoto görüntü kullanılmıştır. Kullanılan ortofoto görüntüler, kırmızı, yeşil, mavi ve yakın kızılötesi (RGBNir) olmak üzere 4 banta ve her bant 8 bitlik radyometrik çözünürlüğe sahiptir. Kullanılan her bir ortofoto görüntünün yeryüzünde kapladığı alan 453.6 hektardır. Sunulan tez çalışmasında, 15 (%60) görüntü eğitim, 10 (%40) görüntü ise test amaçlı kullanılmıştır. VGG19 ağ yapısına sahip SegNet mimarisi, farklı sayıya ve bant kombinasyonuna sahip eğitim verileri kullanılarak eğitilmiştir. Eğitim verileri 200x200 piksel boyutlarında 15 adet ortofoto görüntüden rastlantısal olarak seçilerek hazırlanmıştır. Sırasıyla 250, 400, 600 ve 1000 adet görüntü seti kullanılarak sistem eğitilmiş ve sonuçlar analiz edilmiştir. Önerilen yöntemin doğruluk analizi, fotogrametri operatörünce stereoskopik sayısallaştırma ile üretilen referans verilerinin, önerilen yöntemden elde edilen sonuçların karşılaştırılmasıyla gerçekleştirilmiştir. Değerlendirme, Sørensen-Dice Benzerlik Katsayısı algoritması kullanılarak yapılmış ve doğruluklar belirlenmiştir. Önerilen yöntem için, RGB, NirRG, NDVIRG ve NDVI için sırasıyla %90.91, %91.16, %91.51 ve %53.39 doğruluk değerlerine ulaşılmıştır. Geleneksel stereo sayısallaştırma ile karşılaştırıldığında, önerilen yöntem, hem doğruluk hem işlem süresi bakımından daha etkili sonuçlar üretmektedir. Genel olarak, geleneksel stereoskopik değerlendirme işlemi, bir görüntü için yaklaşık olarak sekiz saat alırken, önerilen yöntem, aynı görüntü için ortalama beş dakikada sınıflandırma işlemini tamamlamaktadır.
Altyapı bilgi sistemleri tasarımı ve uygulaması : Kocaeli örneği
Kentleşmenin artması ile birlikte şehrin altyapısının klasik yöntemlerle yönetilmesinin oldukça güç bir hal aldığı görülmüştür. Altyapı tesislerinin eski zamandan günümüze kadar birçok kurum ve kuruluş tarafından çeşitli yollarla, değişik standartlar ile yapılmış olduğunu ve bu hatların uzunluğu göz önüne alındığında önümüze büyük hacimli ve bir o kadar da karışık bir yapı çıkmaktadır. Bu yapının zaman içerisinde klasik yöntemler ile yönetilemediği, günümüz teknolojisine uygun hareket ederek daha hızlı ve etkili bir şekilde yönetilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Modern kentleşmenin ve nüfusun artması ile birlikte ortaya çıkan bu sorunlar göz önüne alınarak, altyapı bilgi sistemlerinin oluşturulması önemli hale gelmiştir. Özellikle büyük kentlerde altyapının en uygun şekilde işletilmesi ve sürekli kontrol altında tutulması gerekmektedir. Altyapı hatları, arıtma tesisleri, terfi merkezleri vb tesislerin bakım, onarım, enerji ve işletme maliyetleri sürekli artış gösterdiği için idarelerin günümüz teknolojisine uygun yeni projeler geliştiren dinamik kurumlar olması gerekmektedir. Bu nedenle gerçekleştirilen bu çalışma ile birlikte, Kocaeli ili Derince ilçesi sınırları içerisinde bulunan altyapı hatlarının ve tesislerinin verilerinin sisteme girilmesi, sayısal bilgisi olmayanların arazide tespit edilerek coğrafi bilgi sistemi tabanlı oluşturulan altyapı bilgi sistemine dâhil edilmesi ve hatların tamamının akıllı hale getirilerek yönetilebilir seviyeye çıkarılması amaçlanmıştır. Sorgulanabilir ve analiz yapılabilir bir hale getirilmiş olan altyapı bilgileri ile altyapının yönetilebilir seviyeye ulaştırılması, son yıllarda ülkemizde gündeme gelmeye başlayan su problemleri ile etkili bir şekilde mücadele edebilmek ve elimizdeki mevcut suyu mümkün olan en iyi seviyede abonelere ulaştırabilmek önem arz etmektedir. Bu bağlamda, sistemde yer alan içmesuyu hatları ile ilişkili depo ve vana bilgileri, bunlara ait debimetre bilgileri, vanaların yönettikleri hatların cinsi, imalat yılı, çapı vb. veriler ile içmesuyu hatlarında meydana gelen kayıp-kaçak oranın düşürülmesine yönelik önemli bir katkı sunulması amaçlanmıştır. Yüklü maliyetler ile tesis edilen altyapılara ait bilgiler yerin altına gömülü kalmayıp, model proje ile dijital platformda veri toplama ve depolama ile bilginin saklanması ve güncellenmesi hedeflenmiştir. Böylece, altyapı hatlarına konumsal olarak ulaşmak daha hızlı ve güvenilir hale gelmiştir. Anahtar Kelimeler: Altyapı Bilgi Sistemi, Coğrafi Bilgi Sistemi, Altyapı Hatları, Sorgulama, Analiz
Kahramanmaraş üçlü ekleminde yer kabuğu hareketlerinin GPS ölçüleri ile belirlenmesi
Bu çalışmada Doğu Anadolu Fayı'nın güney kesiminde GPS ölçme yöntemi kullanılarak meydana gelen yatay yer kabuğu deformasyonları ve gerinim birikimine ilişkin bilginin sağlanması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, uygulama için ''Türkiye'nin Deprem Riski Yüksek Jeo-Stratejik ancak Tektonik Rejimleri Farklı Bölgelerinde Deprem Davranışının Çok Disiplinli Yaklaşımlarla Araştırılması''(105G019 nolu) başlıklı TUBITAK 1007 projesi kapsamında bölgede kurulan 15 GPS istasyonuna ilişkin 2006-2009 yıları arasında 4 periyot GPS verisi TUBITAK-MAM Yer ve Deniz Bilimleri Enstitüsü'nden temin edilmiştir. Ayrıca bölgede bulunan TUSAGA-Aktif ağına ilişkin 14 GPS istasyonunun 2009-2014 yılları arasındaki 5 periyot GPS verisi kullanılmıştır. Gerçekleştirilen GPS ölçüleri Bernese 5.0 GPS yazılımı ile değerlendirilmiş ve noktaların zamana bağlı yatay konum değişimleri belirlenmiştir. Konum değişimlerinin istatistiksel olarak anlamlı olup olmadığı deformasyon analizi ile ortaya konmuştur. Bölgede belirlenen hız değerleri, Doğu Anadolu Fay Zonu'nun (DAFZ) doğusunda (Arap levhasında) yer alan noktaların Arap levhasına göre yaklaşık 7-10 ± 0.5-1.4 mm/yıl'lık yatay bir hareketle batıdan doğuya doğru, DAFZ'ın batısında Anadolu levhasında yer alan noktaların ise saat yönünün tersine 11-13 ± 0.4-1.2mm/yıl'lık hızla yatayda hareket ettiğini göstermiştir. Bölgede gerinim birikiminin belirlenmesi amacıyla yatay düzlemde gerinim parametreleri hesaplanmıştır. Asal gerinim parametreleri εmax = 0.142 μstrain, εmin = -0.145 μstrain, φ = 73.728 derece ; kayma gerinim parametreleri, γ1 = 0.076 μstrain, γ2 = 0.033 μstrain ; diferansiyel dönme parametresi, ω = -0.011 μrad olarak elde edilmiştir. Bu sonuçlar bölgede anlamlı gerinim birikiminin olduğunu ortaya koymaktadır.
Mezarlıkların imar planlarındaki yeri, yeni mezar alanlarına yönelik ihtiyaç analizi ve mezarlık bilgi sistemi: İstanbul örneği
Mezarlıklar, İstanbul'un kentsel dokusu içerisinde orman alanlarından sonra en çok yeşil alanlarının yer aldığı donatı alanlarıdır. Her ne kadar, mezarlıklar günlük yaşam içerisinde fazla dikkat çekmeyen alanlar gibi görünseler de, özel planlama ve tasarım gerektirler. Mezarlık alanı planlaması yaparken, fonksiyonel özelliklere ve aynı zamanda, sembolik, sosyal, kültürel, çevresel ve rekreasyonel boyutlara yer vererek tasarım yapmak gereklidir. İstanbul'da son yıllarda yaşanan hızlı kentleşme sonucu meydana gelen toplumsal, demografik ve ekonomik değişimlerin etkisiyle mezarlıklar kentsel bir sorun alanı olmaya başlamıştır. Fakat bu sorun henüz bir planlama ve tasarım problemi olarak görülmemektedir. Kentsel tasarım ve planlarda hep arka planda yer alan mezarlıkların bakım, işletim, koruma ve teknik destek konularında da eksikliği görülmektedir. Ne yazık ki; İstanbul'da yer alan mezarlıkların planlamasına ve ihtiyaç analizine ilişkin sorunlarının olası çözümlerine ışık tutabilecek nitelikte kapsamlı akademik çalışmaların yapılmadığı da aşikardır. Son dönemlerde yaşanan gelişmeler kamu hizmetlerinin de sınırlarını kaldırmış, daha teknolojik bir yapıya bürünmesini sağlamıştır. Bu değişim insanların kamu hizmetlerine yönelik beklentilerini de geliştirmiştir. Dolayısıyla, belediyelerin hem kendilerini tanıtma, hem de hizmetlerini iyileştirme amaçlarıyla teknolojiye yatırım yapmaları akıllı şehircilik olgusunu ortaya çıkarmıştır. Bu projeksiyon doğrultusunda "Mezarlık Bilgi Sistemi" (MEBİS) e- belediyecilik kavramının bir parçası olmaya başlamıştır. Bu çalışmada İstanbul'da yer alan mezarlıkların, yapılan imar planlarındaki yeri incelenmiş ve yeni mezarlık alanına yönelik ihtiyaç analizi yapılmıştır. Nüfus artış hızı, ölüm oranları ve yapılan ihtiyaç analizi göz önünde bulundurularak yeni mezar alanlarının artış yönünde imar planlarına işlenmesi önerilmiştir. Ayrıca Mezarlık Bilgi Sistemi kavramı ulusal ve uluslararası örneklerden yararlanılarak izah edilmiş, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin yapmış olduğu Mezarlık Bilgi Sisteminin kurulum aşamaları açıklanarak sağlamış olduğu yararlar ortaya konmuştur.
İstanbul Kuzey Marmara Otoyolu (3.köprü) kapsamında yapılan mülkiyet edinimleri
Yavuz Sultan Selim Köprüsü (3. Boğaz Köprüsü) ve bu köprüye erişimi sağlayan Kuzey Marmara Otoyolu'nun (KMO) yapılmasında öne çıkan başlıca sorunlardan biri, projenin isabet ettiği alanlarda yer alan özel mülkiyete ait arsa ve arazilerin kamu mülkiyetine geçirilmesidir. Yavuz Sultan Selim Köprüsü'ne erişimi sağlayan KMO proje alanında özel mülkiyete ait arsa ve arazilerin kamu mülkiyetine geçirilmesi kamulaştırma yönteminin kullanılması ile gerçekleştirilmiştir. Seçilen bu yöntemin diğer yöntemlere göre daha pahalı olması ve doğrudan mülkiyet hakkına müdahale etmesi araştırma probleminin temelini oluşturmuştur. Yapılan çalışma ile bu durumun özellikle büyük projelerdeki sonuçları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Tezin giriş bölümünde okumaları yapılan ve çalışmamızda kullanılan literatürün özeti yapılıp, tezimizin amacı ve hipotezlerimiz bildirilmiştir. 2'nci bölümde kamu yatırımları için gerekli olan taşınmazların ediniminde kullanılan yöntemler açıklandıktan sonra KMO III. Etap (Odayeri – Paşaköy Kesimi) projesinde Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) tarafından tercih edilen yöntemler anlatılmıştır. 3'üncü bölümde KMO Projesi hakkında bilgiler verilmiş; tezde uygulama alanı olarak seçilen tüm etaplar içindeki en uzun etap olan ve İstanbul'un her iki yakasını da kapsayan III. Etap'da yer alan her bir kamulaştırma bölgesi ayrı ayrı analiz edilerek proje etki alanı içinde kalan taşınmazların sayıları, yüzölçümleri, KGM kıymet takdir komisyonlarınca belirlenmiş kıymet takdirleri ile Kamulaştırma Kanununun 8'inci ve 10'uncu maddesine göre yapılan işlemler gösterilmiştir. Sonuç bölümünde ise elde edilen veriler bir bütün halinde değerlendirilerek anlaşma ve anlaşmazlık oranları çıkarılmış; kamulaştırma maliyetleri ile yapım maliyetleri ve 2009, 2012, 2014 ve 2017 yıllarına ait emlak vergisine esas arsa rayiç değerlerin karşılaştırmaları yapılarak yorumlanmıştır. Devamında, mülkiyet edinim maliyetlerinin düşürülmesine yönelik öneriler sunulmuştur.
Automated route search for pipeline design
Water transmission refers to the transportation of the water from the source to the treatment plant and to the area of distribution. The facility may be realized in three ways, as free-flow (gravity flow), pressurized pipelines (pumping systems) and a combination of them depending on the conditions of the topography, where the pipeline passes through and in terms of the subsequent complex hydraulic processes. Among them, free-flow conduits (canals, aqueducts, and tunnels) are preferred in hilly areas or in areas where the required slope of the conduit more or less coincides with the slope of the terrain. In the free-flow system, the water reservoir placed in the higher elevation of a hill is taken and transmitted to the required place such as residential areas. In the preliminary design of pipeline route, the horizontal alignment design is an important factor in terms of connection of the pipes, which should be realized in certain angles due to flowing and construction goals. Meanwhile, the vertical alignment design, which should provide appropriate longitudinal slopes to perform flow, should be considered simultaneously while planning the horizontal alignment. Although the details of design standards vary with the project area and construction manner, most of the issues involved in geometric design are similar for all water transportation types. Preliminary design is applied to compute the appropriate slopes permitted to free-flow in pipelines used as the most common way of finding appropriate route consideration of the earth topography. This study aims to propose an algorithm automatically connecting two given points for pipeline route preliminary design solutions. The proposed model offers an automatic connection between two ends on a generated terrain due to azimuth angle of the searched points, step interval, horizontal coordinate differences to draw the closest terrain slope as well as to select the more suitable alignment in three steps: First, it compares the slopes between consecutive points and zero-line then selects the minimum difference (with a permissible value). Second, minimum differences in h-value is applied to the results of the first stage as a second criterion (with some permission value also). Third, the shortest distance is applied to the results of the first and second stages as the third and last criterion. This algorithm applied to different digital terrain models including valleys, hills, flats etc. uses negative slopes for free-flow. Moreover, an option for the problematic areas where more than one slope is needed concerning terrain topography to circumvent the lands on which passage is prohibited for any reason (historical, cultural, religious, etc.) and to find the locations of the intermediate points coordinates especially in mountain areas. Consequently, the resulting optimized alignment is non-backtracking, smooth, close to the assigned slope and the shortest path between two points depending on given criteria as much as possible.
Yeryuvarı gravite alanının aylık GRACE çözümleri ile izlenmesi ve duyarlılığı üzerine bir inceleme
GRACE (Gravity Recovery and Climate Experiment) uydu sistemi, 2002 yılından günümüze yeryuvarı gravite alanı zamansal değişimine ilişkin önemli bilgi sağlamaktadır. İki adet alçak yörüngeli yapay uydudan oluşan bu sistemden elde edilen gravite alanı bilgisi, aylık olarak harmonik katsayılar biçiminde kullanıcılara sunulmaktadır. Bu çalışmada, 2003 Ocak?2010 Eylül aralığını kapsayan 92 aya ilişkin harmonik katsayı çözümleri kullanılarak, jeopotansiyel değişimler (eşdeğer su kalınlığı, jeoit yüksekliği ve gravite değişimi) ve GRACE'in bunları belirlemedeki duyarlılığı incelenmektedir.Jeopotansiyel değişimler, 1) ağırlıklı aritmetik ortalama biçiminde oluşturulan yıllık GRACE modellerinin basit farkından ve 2) tüm aylık çözümlerden elde edilen zaman serileri üzerinden ayrı ayrı incelenmektedir. İlk yöntem genellikle özel uygulamalar (örneğin, bazı tektonik olayların bölgesel ölçekte incelenmesi) için kullanılırken, ikinci yöntem uygulamada daha çok tercih edilir ve uygun hız modelleri yardımıyla yıllık değişim miktarları kestirilir. Çalışmada, her iki yönteme göre global ve bölgesel ölçekte değişimler ve bunların standart sapmaları irdelenmektedir. Yanı sıra, farklı yumuşatma yarıçaplı (boyutlu) Gauss filtresi ve burada C-P7M8 olarak adlandırılan korelasyon etkilerini giderme yönteminin uygulandığı çözümler ile DDK veri türüne ilişkin çözümler gerçekleştirilerek, elde edilen değişimler ve standart sapmaları karşılaştırılmaktadır. İncelenen jeopotansiyel değişim filtre türünden etkilenmektedir. Standart sapmalar da noktanın konumuna ve filtrenin boyutuna bağlı olarak değişmektedir. Yanı sıra, ilk yönteme göre elde edilen standart sapmalar harmonik katsayıların standart sapmalarına bağlı iken ikinci yöntemde nokta jeopotansiyel değişimlerine uydurulan ve doğru olduğu kabul edilen bir hız modelinden kestirilen yıllık değişim miktarı standart sapması harmonik katsayılarınkinden bağımsızdır. Böylece farklı çözümlerin karşılaştırılmasıyla GRACE'in ilgili değişimleri belirlemedeki duyarlılığı bu standart sapmalar üzerinden irdelenmiştir. Gerçekleştirilen sayısal uygulama sonuçlarına göre, %80'den daha yüksek bir test gücü olasılığı ile GRACE çözümleri ile ortaya çıkarılabilecek değişim miktarları en kötü durumlar için yaklaşık şöyledir: i) Global ölçekte; 2,1 cm/yıl EWT hızı, 0,05 cm/yıl jeoit yüksekliği değişim miktarı ve 0,84 ? Gal/yıl gravite değişim miktarı, ii) Türkiye'yi kapsayan bölgesel ölçekteki çalışma alanından ([30o ??? 45o;20o ??? 50o]) da, 0,7 cm/yıl EWT hızı, 0,024 cm/yıl jeoit yüksekliği değişim miktarı ve 0,30 ? Gal/yıl gravite değişim miktarı.Bununla birlikte, GRACE çözümlerinden elde edilen jeopotansiyel değişimlerin birçok etmene bağlı olduğu söylenebilir. Örneğin, veri değerlendirme merkezinin değerlendirme stratejisine, katsayılara uygulanan filtre yöntemlerine, çözümde ele alınan referans modeline/GRACE modeline, analizde kullanılan veri genişliğine ve öngörülen hız modeline bağlı olarak değişimlerin genliğinde ve dağılımında ve de standart sapmalarında farklılık ortaya çıkması doğal bir sonuçtur. Bu amaçla, çalışmanın son bölümünde, elde edilen yıllık değişim miktarlarının kalitesini ifade etmek için güven aralıklarının kestirimi ve bunların konumsal alanda gösterimi irdelenmiştir. Çalışma bölgesinde ele alınan noktaların 92 aya ilişkin değişimlerden kestirilen yıllık değişim miktarları ve bunların standart sapmaları ile her bir noktaya ait %95 güven olasılıklı güven aralığı sınırları ayrı ayrı konumsal alanda gösterilerek, elde edilen çözümün doğruluğu ölçülmek istenmiştir. Uygulamadan çıkan sonuçlara göre, giderilemeyen bazı sistematik hataların güven aralığının alt sınırında azaldığı, üst sınırında ise arttığı gözlenmiştir. Buna göre, değişimlerde gözlenen bazı sistematik hataların rasgele özellikli olabileceği bu basit kestirimden çıkarılmıştır. Yanı sıra, bazı çözümlerde anomali olarak gözlenen değişimlerin aslında rasgele hataların sonucu olduğu, farklı filtre boyutlarına ilişkin güven aralığı haritalarının karşılaştırılmasından açıkça görülmüştür. Böylece, elde edilen çözümlerin doğruluğunun gösterilmesinde güven aralığı kestirimlerinin yapılması gerektiği önerilmektedir.
GNSS antenlerinin kalibrasyonu
Günümüzde GNSS tekniği kullanılarak yüksek doğrulukta hassas konumlama yapmak mümkün olmaktadır. Özellikle yerkabuğu hareketlerinin izlenmesi, ulusal ve uluslararası referans ağlarının konumlarının belirlenmesi, mühendislik yapılarındaki deformasyonların belirlenmesinde hassas konumlamaya ihtiyaç duyulmaktadır. GNSS yöntemi ile yüksek doğruluk elde edebilmek ancak uygun ölçme yönteminin seçilmesi, hata kaynaklarının giderilmesi ve gözlemlerin uygun modeller yardımıyla değerlendirilmesi ile mümkün olmaktadır. Hassas konumlama için göz önünde bulundurulması gereken hata kaynaklarından biri de anten faz merkezi değişimidir. Anten faz merkezi değişimi uygun kalibrasyon yöntemleri kullanılarak belirlenmekte ve kullanıcıya sunulmaktadır. Bu çalışmada anten faz merkezi ve değişiminin belirlenmesine yönelik olarak yapılan araştırmalar ile sonuçları sunulmaktadır.Anahtar Kelimeler: GNSS, Hassas konumlama, Anten Faz Merkezi, Kalibrasyon.
Mevsimsel değişimlerde GPS konum doğruluğunun araştırılması
Bu çalışmada, farklı mevsimlerde gerçekleştirilen GPS ölçüleri ile belirlenen nokta konum doğruluğunun araştırılması amaçlanmıştır. Nokta konum doğruluğu baz uzunluğuna ve oturum süresine bağlı olarak modellendirilmiş ve elde edilen sonuçların mevsimsel değişimi ile olan ilişkisi belirlenmiştir.Bu amaç doğrultusunda uygulama için Marmara Sürekli GPS Ağı'na (MAGNET) ait 12 GPS istasyonu ile IGS (International GNSS Service) ağında bulunan TUBI ve ISTA istasyonlarına ilişkin 2009 yılının her bir ayına ait 3 günlük GPS ölçüleri kullanılmıştır. ITRF 2005 koordinat sisteminde 6 ile 238 km aralığında değişen baz uzunluklarına ilişkin 24 saatlik GPS ölçüleri 12, 8, 6 ve 4 saatlik dilimlere bölünerek ayrı ayrı Bernese 5.0 akademik GPS yazılımı kullanılarak değerlendirilmiştir.Değerlendirmeler sonucu elde edilen günlük dengeleme sonuçları birleştirilerek elde edilen standart sapma değerleri, faz başlangıç belirsizliği istatistikleri, korelasyon istatistikleri ile mevsimsel etkiler, baz uzunluğunun ve oturum süresinin elde edilen konum doğruluğu üzerine olan etkisi belirlenmeye çalışılmıştır.
Yerleşim alanlarında CORS yönteminin kadastral ölçmelerde uygulanabilirlik analizi
GNSS uygulamalarında en son ve güncel yöntemlerinden biri olan CORS yöntemi, ülkemizde CORS ağlarının da kurulması ile birlikte önemi artmış ve günümüzde yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.Bu çalışmada açık ve açık olmayan bölgelerde daha önce tesis edilmiş 30 adet kadastral noktada statik GPS ölçümleri yapılarak IGS istasyonlarına bağlı olarak SOPAC arşiv verileri ile ölçüler değerlendirilmiştir. Böylece kadastral noktaların koordinatları güncellenmiş ve en son ITRF 2008 sürümünde güncel koordinatları elde edilmiştir. İSKİ-UKBS ağına bağlı olarak CORS yöntemiyle sanal referans istasyonu (VRS) ve alan düzeltme parametreleri (FKP) tekniği kullanılarak ölçümler yapılmıştır. Statik ölçüm sonucu elde edilen veriler ile klasik ölçme yöntemi (kutupsal ölçüm), klasik RTK ve CORS yöntemiyle elde edilen sonuçlar karşılaştırılmış ve elde edilen farklar analiz edilmiştir. Ayrıca CORS yönteminde sanal referans istasyonu (VRS) ve alan düzeltme parametreleri (FKP) teknikleri kullanılmış ve elde edilen sonuçlar karşılaştırılmış, analiz edilmiştir. Böylece CORS yönteminin yerleşim alanlarında kadastral ölçmelerde uygulanabilirlik analizi yapılmaya çalışılmıştır.Yapılan ölçümlerde, kadastral noktaların genelde klasik RTK ve CORS yöntemiyle cm mertebesinde doğruluk sağladığı görülmüştür. Ancak konumlamalarda klasik RTK ve CORS yönteminin doğruluğunu düşüren etkiler tespit edilmiştir.IGS noktalarını dayalı olarak koordinatları hesaplanan kadastral noktaların, İSKİ-UKBS ağı ile CORS yöntemiyle hesaplanan koordinatları arasındaki farklılıklar, farklı datuma dayalı olmalarından kaynaklanan ortalama mutlak bir fark ile öteleme olduğu görülmüştür.Anahtar Kelimeler: GPS, GNSS, CORS, GNSS Ağları, Ağ-RTK, FKP, VRS, kadastral ölçmeler
Sanal gerçeklikte ilinti operatörleri geliştirilerek yüz tanıma analizi
İnsan yüzü görüntüleri üzerinde duygu analizi, yaş analizi gibi işlemlerin yapılabilmesi, bir ya da daha fazla sayıda görüntüden otomatik olarak 3B yüz modelinin eldeedilebilmesi, insan yüzü üzerine geliştirilmiş artırılmış gerçeklik uygulamaları, yüz ilinti noktalarının otomatik olarak bulunmasını gerektirmektedir. Sunulan çalışmada, standartlaştırılmış koşullar altında, farklı açı ve mesafelerden alınmış insan yüzü görüntülerinden yüzü yakalayan, ilinti bölgelerini ve noktalarını bularak analiz eden ve tanımlayan hibrid bir algoritma ve yazılım geliştirilmiştir. Test amaçlı olarak kullanılan veriler, Inspeck Mega Capturor II 3B yapısal-ışıklı 3B sayısallaştırıcı cihaz ile 1600x1200 çözünürlüğünde sabit 1000W?lık halojen lamba altında alınan yüz görüntülerinden oluşan bir yüz veritabanından elde edilmiştir. Yüzün belirli bölümlerinin gözlük gibi başka nesneler tarafından kapatılmış olması, ten rengi analizi sırasında ön işlem gerektirecek sakal, bıyık gibi unsurlar, farklı duygu durumları, jest ve mimiklere göre alınmış görüntüler çalışma kapsamı dışında bırakılmıştır. Sunulan çalışma; her adımda arama alanları daraltılarak yüz yakalama, yüz ilini bölgeleri belirleme ve yüz ilinti noktaları belirleme olmak üzere üç ardışık aşamadan oluşmaktadır. 24 kadın 11 erkek toplam 35 kişiye ait, ortalama 1100*1400 piksel boyutlarında, 360 farklı test görüntüsü üzerinde yapılan testler sonucunda yüz yakalamada %100, yüz ilinti noktası belirlemede ortalama 2,04086 piksel doğruluk, üç boyutlu nokta üretiminde 1,83971 xviidoğruluk elde edilmiştir. Akıllı ilinti bölgeleri ve ilinti noktalarının kullanımıyla eşlenik görüntülerin kolayca eşleştirilmesi sağlanmıştır.Stereo görüntülerin eşleştirilmesinin ardından ışın demetleri ile dengeleme işlemi gerçekleştirilmiştir. Dengelenmiş yeni noktalar üzerinde epipolar geometri kuralları uygulanarak, 3B yeniden oluşturma algoritmaları çalıştırılarak 3B yüz nokta bulutu elde edilmiştir. Elde edilen veriler kullanılarak yüz görüntüleri ile bir artırılmış gerçeklik uygulaması geliştirilmiş ve yüz veritabanında yer alan yüz görüntülerinin uygulama tarafından tanınması, ilinti bölgesi ve noktalarının oluşturulması, otomatik işaretçiler oluşturularak görüntüler üzerinde iki ve 3B sanal nesneler oluşturularak gerçek görüntülerin sanal nesneler ile zenginleştirilmesi sağlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Yüz ilinti noktaları, ilinti operatörleri, yüz yakalama, yüz tanıma, zenginleştirilmiş gerçeklik
Web tabanlı CBS, sokak görünümü ve sanal gerçeklik
Googleın 2007 yılında kullanıma sunduğu Sokak Görünümü servisi, yeryüzünde bir yer ve mekanı keşfetmek için ideal bir araçtır. Bu servis, kullanıcılara mekanlar hakkında hem bilgi vermekte, hem de sanal gerçeklik hissi sağlamaktadır. Maalesef bu servis, ülkemizde hizmet vermemektedir. Bunun yanında, Google?ın sağladığı Google Maps API for Javascript ile, kişisel panoramik görüntülerle, sokak görünümü sistemi oluşturmak mümkündür. Çalışma, ülkemizde mevcut olmayan bu servis, Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampüsü?nün tanıtımına katkı sağlayacak şekilde kullanıma sunulmuştur. Servis farklı görüntü tiplerinde oluşturularak, bu görüntü tiplerinin servisin performansına etkisi irdelenmiştir. Sokak görünümünün kullanımını daha kolay bir hale getirmek ve kullanıcıya daha fazla bilgi sağlamak amacıyla, bu sistem internet tabanlı coğrafi bilgi sistemine entegre edilmiştir. Ayrıca, sokak görünümünün sanal gerçeklik boyutuna yeni bir anlam kazandırmak amacıyla, hareket sensörü kullanılarak, sokak görünümünün vücut hareketleriyle kontrolü de sağlanmıştır.
Tarihi eserlerin dokümantasyonunda çeşitli veri toplama yöntemlerinin incelenmesi
Tarihi eserler geçmişten günümüze gelene kadar, doğal ya da doğal olmayan birçok tahribata maruz kalmaktadır. Bu nedenle; kültürel mirasın korunması ve bir sonraki kuşakları, tarih hakkında bilgilendirmek amacı ile yapılan çalışmalar, tüm dünyada gün geçtikçe hızlanmakta ve önemi büyük ölçüde artmaktadır. Artan bu önem, kültürel miras üzerine yapılan bu çalışmaların daha kolay ve daha detaylı olması için teknolojiyi de teşvik etmekte, bu da kullanılan ölçme sistemlerinin gelişmesini sağlamaktadır. Tarihi yapıların bakım ve onarımı, korunması için altlık olacak verilerin (rölöve ve üç boyutlu model) hazırlanmasında fotogrametrik yöntemler uzun yıllardır kullanılmaktadır. Lazer tarayıcıların gelişmesi de bu yöntemlere zenginlik katmış, detay ve doğrulukta artışlar olmuştur. Bu çalışmada, tarihi eserlerin üç boyutlu (3B) modelinin hazırlanmasında yersel fotogrametri ve lazer ile tarama yöntemleri kullanılmıştır. Bu yöntemler, jeodezik ölçümler referans alınarak doğruluk açısından incelenmiştir. Çalışma alanı olarak Almanya-Karlsruhe?de bulunan tarihi bir bina seçilmiştir ve kültürel mirasın dokümantasyonu için yapılacak çalışmalara bir katkı sağlanması amaçlanmıştır.
Uluslararası standartlara uygun servis yönelimli mimariye dayanan web servisinin tasarlanması ve uygulanması
Sunulan tez çalışmasında, afet çalışmalarının yönetilmesinde gereksinim duyulan, değişik veri üreticileri tarafından farklı format ve projeksiyon sistemlerinde üretilen ve sunulan konumsal verilerin OGC Web Servisleri standartları kullanılarak gerçek zamanlı sunulmasını sağlayan Birleşik Harita Servisi mimarisinin tasarlanması ve uygulanması gerçekleştirilmiştir. Deprem sonrasında yapılacak müdahale ve iyileştirme faaliyetlerinde ivedi olarak gereksinim duyulan yıkılan binaları belirlemek amacıyla bir çalışma yapılmıştır. Belirlenen binalara ait veriler Birleşik Harita Servisinde bulunan diğer veriler ile birleştirilerek birlikte sunumu sağlanmıştır. Deprem öncesine ait binaların yüksekliği ile deprem sonrasına ait nokta bulutu verileri karşılaştırılarak yıkılan binaları tespit eden yöntemin %95 doğrulukta sonuç verdiği belirlenmiştir. Açık kaynak kodlu yazılımlar kullanılarak oluşturulan Birleşik Harita Servisi ile, farklı formatlardaki verilerin format dönüşümüne gerek kalmadan bir araya getirilmesi ve farklı projeksiyon sistemindeki verilerin tanımlanan projeksiyon sisteminde görüntülenmesi sağlanmıştır.
Nivelman ağında kaba hatalı ölçülerin denk uzay yaklaşımı ile belirlenmesi
Jeodezide olduğu gibi birçok mühendislik dalında da uyuşumsuz ölçülerin parametre kestirimi üzerinde önemli ölçüde etkisi olduğu iyi bilinmektedir. Jeodezide kaba hatalı ölçülerin belirlenmesi için klasik uyuşumsuz ölçü testleri ve robust yöntemler önerilmektedir. Denk uzay yaklaşımı model tabanlı kaba hata belirleme ve ayrıştırma tekniğidir. Bu çalışmada; denk uzay yaklaşımının doğrusal regresyona ve jeodezik nivelman ağına uygulanabilirliği ele alınmıştır. Bu amaçla, doğrusal regresyonda bir model ve jeodezik ağlardan nivelman ağı yapay olarak üretilmiştir. Yaklaşımların ortalama başarı oranları (OBO) farklı anlamlılık düzeyleri için Monte Carlo simülasyon yöntemi kullanılarak hesaplanmıştır. Matris ayrıştırma yöntemlerinden; katsayılar matrisinin tekil değer ayrışımı ve katsayılar matrisinin QR ayrışımı, standart denk uzay ve en uygun denk vektör yaklaşımında kullanılan Potter algoritmasına alternatif olarak kullanılmıştır.
Ukva kapsamında sosyal/örgütsel ağ analizi
Kamu kurumları, yerel yönetimler, özel sektör ve konumsal veri ile iş yapan bütün sektörler arasındaki gerek işlevsel gerekse fiziksel, belli hiyerarşiye göre işleyen işbirlikleri, sistemin üretkenliği ve verimliliği açısından son derece önemli bir dinamiktir. Kurumlar ya da bireyler arasındaki söz konusu işbirlikleri aslında önceden belirlenmiş kurallara bağlı olmayan gayri resmi ağlar aracılığı ile gerçekleşmektedir. Ağ analizinden yararlanarak, mevcut işbirlikleri ve iletişim ağları biçimsel olarak ortaya konulabilmekte ve bununla ilgili merkezilik, arasındalık, yoğunluk gibi özellikleri belirlenebilmektedir. Ulusal Konumsal Veri Altyapısı (UKVA) kurumlar arası işbirliğine dayalı olarak geliştirilen teknolojik bir ağdır. Bu altyapı ile ilgili hazırlıkların sürdüğü ülkemizde, konumsal veriyle iş yapan kurumların, UKVA?ya yönelik farkındalıkları ve algılanma biçimi, konumsal verinin kurumlar arasındaki paylaşımı veya dolaşımı ile ilgili somut bir gösterge olması için Uşak ili baz alınarak pilot bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada, konumsal veri üreten kamu kurumları, yerel yönetimler, özel sektör ve konumsal veri ile iş yapan bütün sektörler arasındaki ilişki sosyal yönüyle incelenerek, kurumların farkında olmadıkları biçimde oluşturdukları ve belli bir kurala bağlı olmadan yürüttükleri birlikte çalışma sistemi ?sosyal ağlar? ile ilk kez ortaya konulmaya çalışılmıştır. Kurumlarla yüz yüze yapılan ankette yer alan sorular, ağ içindeki işbirlikleri, veri paylaşım potansiyeli, güvenilirlik ve karar alma süreçleri gibi farklı konulara ışık tutabilecek şekilde seçilerek, Uşak ilindeki mevcut işleyiş çok yönlü olarak ortaya konulmaya çalışılmıştır. Elde edilen ağlar değerlendirilerek, UKVA ile ilgili ulusal boyutta yararlı olacağı ve yol gösterebileceği düşünülen önerilerde bulunulmuştur.
Tari̇hi̇ yapılarda fotogrametri̇k yöntemle doku deformasyonlarının beli̇rlenmesi̇
Bu tez çalışması ile sayısal ve termal infrared kameraları birlikte kullanarak tarihi ve kültürel miras özelliği taşıyan yapıların fotogrametrik yöntemle belgelenmesi, nem ve ıslak yüzeylerin yalıtım problemleri sebebi ile meydana gelen rutubet sonucu oluşan deformasyonların görüntü sınıflandırma, segmentasyon işlemleri ile analiz edilmesi amaçlanmıştır. Bu amacı gerçekleştirmek üzere sayısal ve termal kameraların geometrik kalibrasyonu için 3 boyutlu test objesi tasarlanmış ve imalatı yaptırılmıştır. Bu araştırma kapsamında kullanılan Nikon D3X SLR (50 mm ve 20 mm) sayısal fotoğraf makinesi ve Flir A320 termal kameranın geometrik kalibrasyon işlemleri gerçekleştirilmiştir. Çalışma alanı olarak seçilen Azapkapı Sokullu Mehmet Paşa Camii'nde bu tez çalışması kapsamında geliştirilen yaklaşım test edilmiştir. Çekilen fotoğraflara ait dış yöneltme elemanları ışın desteleri ile dengeleme işlemi sonucunda belirlenmiş, iki farklı alanda (çalışma alanı 1 ve çalışma alanı 2) sayısal ve termal kamera ile alınan görüntüler kullanılarak rektifiye edilmiş fotoğraflar üretilmiştir. Rektifiye edilmiş fotoğraflar kullanılarak çoklu çözünürlüklü segmantasyon işlemi, renkli ve termal görüntüler için belirlenen ölçek, şekil ve parlaklık parametreleri kullanılarak yapılmıştır. Sınıflandırma işlemi bulanık mantık algoritması ile gerçekleştirilmiştir ve oluşan sınıflar vektör dosya olarak kaydedilmiştir. Her iki çalışma alanında rektifiye edilmiş renkli ve termal görüntüler kullanılarak yapılan sınıflandırma işlemi sonucunda görüntülerdeki nem ve zemin kaynaklı rutubet problemi nedeniyle oluşan deformasyonların belirlenmesi amacıyla analiz gerçekleştirilmiştir. Sayısal kamera ile alınan görüntüler kullanılarak yapılan analiz sonucunda nem ve rutubet sebebiyle oluşan deformasyonların belirlenmesinde zorluklar yaşanmasına karşın termal görüntüdeki sınıflandırma sonuçları kullanılarak zeminden yükseldikçe nem ve rutubet sebebiyle oluşan deformasyon dereceleri kolaylıkla elde edilmiş ve proje hedefleri başarıyla gerçekleştirilmiştir.
Orta ölçekli topografik haritalarda binaların bağlamsal genelleştirilmesi
Kartografya disiplininin öncelikli amaçlarından birisi farklı ihtiyaçlara cevap vermek amacıyla yeryüzünü çeşitli ölçek ve içeriklerde modellemek ve sunmaktır. Bu nedenle genelleştirme işlemi kartografyanın önde gelen araştırma konuları arasındadır. Özellikle son yıllarda teknolojik gelişmelerle birlikte mekansal verilerdeki hızlı artış ve bu verilerin yoğun kullanımı genelleştirme işlemlerinin hızlı ve otomatik olarak yapılması ihtiyacını doğurmuştur. Bu çalışmada 1:25 000 ölçekli haritalardan 1:50 000 ölçekli haritalara geçişte bina ve yerleşim alanlarının bağlamsal genelleştirmesine yönelik bazı otomatik çözümler geliştirilmesi hedeflenmiştir. Bu amaçla topografik veriler coğrafi bilgi sistemi ortamına aktarılmıştır. İlk olarak bina ve yerleşim alanı nesneleri tek tek genelleştirilmiştir. Daha sonra bina ve yerleşim alanlarının bağlamsal genelleştirme işlemleri bloklar içinde oluşturulan genelleştirme bölgeleri kapsamında kümeleme (gruplandırma) teknikleri, Delaunay üçgenlemesi ve Voronoi diyagramları kullanılarak otomatik olarak gerçekleştirilmiştir. Tüm işlemler, .NET platformu üzerinde, ArcObjects yazılım geliştirme kiti ve C# programlama dili kullanılarak ArcGIS üzerinde çalışan BinaGEN genelleştirme eklentisi ile otomatik olarak yapılmış ve elde edilen sonuçlar değerlendirilmiştir.
CBS teknolojilerinin marina yer seçiminde karar destek mekanizması olarak kullanılması
Günümüzde deniz kıyılarında yapılacak yapılar, denizlerin daha yararlı kullanılması ve çevre açısından büyük önem taşımaktadır. Marina yapılacak mekanın Coğrafi Bilgi Sistemleri ile seçilmesi günümüz teknolojik olanakları ile mümkündür. Öncelikle marina yapılması planlanan alanların belirlenmesinde jeolojik yapı, arazi kullanımı, demografik yapı, erişim olanakları gibi etmenleri belirleyen verilerin elde edilmesi gerekmektedir. Bu verilerin uygun yöntemlerle analizi sonucu marina yapımına uygun mekanın seçilmesi gerçekleştirilebilir. Çalışmanın amacı topografik ve demografik veriler kullanarak tanımlı bir kıyı bölgesi için coğrafi ve demografik açıdan marina yapılmasına uygun kıyı alanlarının tespit edilmesidir. Çalışma alanı olarak İstanbul ili Marmara kıyı şeridi seçilmiş, İstanbul Boğazı çalışma alanı dışında tutulmuştur. Çalışmada İstanbul kıyı şeridini kapsayan; Erozyon, Heyelan Riski, Tusunami, Arazi Kullanımı, Jeolojik Sakıncalı Alan, Nakil Hatları, Deniz Trafiği verileri ile mahalle ölçeğinde bulunan Nüfus, Yaş dağımı ve Gelir düzeyi verileri kullanılmıştır. Verilerin birbirleri ile örtüştürülmesinde elek analizi yöntemi kullanmış alan 50X50 mt. gridlere bölünerek puanlandırılmıştır. Grid puanlarının ağrılıklandırılmasında AHP (analitik hiyerarşi proses) yöntemi kullanılmıştır. Bu sayede marina açılması uygun alanların tespitinde bir puanlama sistemi geliştirilmiştir.
Kartografik genelleştirmede bina dizilimlerinin karakterizasyonu ve yorumlanmasına ilişkin yeni yaklaşımlar
Bu tezin kapsamı, bağlamsal genelleştirme altında bir konu olarak görülebilecek olan bina dizilimlerinin incelenmesidir. Bu dizilimler, otomatik genelleştirmeye hizmet etmek adına dört farklı açıdan ayrı ayrı incelenmişlerdir. İlk olarak, bu dizilimlerin adlandırılması ve ayrıştırılması için bir tipoloji oluşturma çabasına girişilmiştir. Ardından, bina dizilimlerini belirlemede ön adım olarak kullanılan bina gruplama yöntemleri incelenmiş ve hangi algoritmaların hangi dağılımdaki bina gruplarını bulmada ne kadar başarılı oldukları ölçülmüştür. Üçüncü yaklaşımda ise bu dizilimlerin ölçek geçişlerinde klasik genelleştirmede geçirdikleri değişimleri, dizilim içindeki binaların ve dizilimin kendisinin geometrik ve yapısal özellikleri kullanılarak araştırılmıştır. Dördüncü ve son çalışmada ise yine binaların geometrik ve yapısal özellikleri kullanılarak bina dizilimlerini karakterize etmeye yoğunlaşılmıştır. Bu sayede hangi dizilimin Gestalt ilkelerine göre daha iyi algılanabilir bir dizilim olduğu belirlenebilecek ve dizilimler niteliklerine göre sınıflandırılabileceklerdir. Bu çalışmalar sonucunda, bina dizilimlerinin otomatik genelleştirilmesine yönelik yeni ve alternatif ölçüler önerilmiş, kurallar türetilmiş ve yararlı bilgiler üretilmiştir.
Multiple sclerosis (MS) hastalığının erken teşhisi için manyetik rezonans (MR) görüntülerinin otomatik segmentasyonu
Multiple skleroz (MS), beyni ve omuriliği tutan özbağışıklık hastalığıdır. Kısaca MS olarak anılır. Bağışıklık sistemindeki (immün sistem) savunma amaçlı gözelerin, nedeni daha anlaşılamamış bir şekilde, sinir hücrelerinin (nöronlar) çevresinde bulunan myelin kılıfını (yağlı bir zar katmanı) vücuda yabancı bir bağıştıran olarak algılamasıyla yok etmeye çalışmasıdır. Bu durum da, çeşitli sinir sistemi belirtilerini ortaya çıkarır. Bu belirtiler geçici olup, hastalığın düzeyine göre iz bırakabilir ya da bırakmadan ortadan kaybolabilirler. MS klinik muayene ile tanısı koyulabilen bir hastalıktır. Hastalığın kesin tanısı için kullanılabilecek bir laboratuvar yöntemi yoktur. Tanı olguların klinik özellikleri, hastalığın gidişi ve yardımcı laboratuvar yöntemleri kullanılarak konulur. Bazı olgularda klinik, muayene ve laboratuvar bulguları ile tanı kolaylıkla konabilir. Bu durumda bile olası diğer sebep olabilecek hastalıklar dışlanmalı ve gerekli laboratuvar incelemeleri yapılmalıdır. Bununla birlikte özellikle erken evredeki olgularda tanı koyma zorlukları sıklıkla yaşanır. Bu dönemde klinik ve radyolojik takip tanıyı kesinleştirmede önemlidir. MS tanısında erken teşhis son derece önemlidir; çünkü erken teşhisle hastalığın gidişatı değiştirilebilir ve hastalık yavaşlatılabilir. MS hastalığının ilerlemesi demek, hastaların sakat kalması anlamına gelir. Erken tanının bir diğer önemi ise MS teşhisi konulan hastanın kendi hayatını planlarken önemlidir. Manyetik rezonans görüntüleme (MR) MS teşhisinde en önemli yöntemlerden biridir. Sinir sistemini 3 boyutlu inceleme imkânı vermektedir. Beyaz cevheri çok iyi göstermektedir. MR da değişik büyüklükte beyaz cevherde MS plağı diye tanımlanan görüntüler izlenir. MR hastalık takibinde kullanılır. Sunulan tezin amacı T2 sekanslı beyin MR görüntüleri üzerinden Multipl skleroz hastalığına ait lezyonların bölütleme yöntemi ile tespiti için yeni bir uygulama geliştirmektir. MR görüntüsü olarak T2 sekanslı görüntülerinin tercih edilmesinin sebebi bu görüntülerde MS lezyonlarının görüntü içerisinde yüksek yansıma değerlerine sahip olmalarıdır. Uygulamada orijinal 16-Bit' lik MR görüntüleri kullanılmıştır. Toplamda 13 ayrı MS hastasına ait 100 adet kesit kullanılmıştır. Bunlardan 8 adet kesit test amacı ile kullanılmış, elde edilen sonuçlar diğer 92 kesitte uygulanmıştır. Uygulama yöntem olarak 2 aşamadan oluşmaktadır. İlk adımda T2 ağırlıklı beyin görüntülerindeki kafatası kemik dokusu MS lezyonları ile çok yakın gri değerlerine sahip olduğundan SIOX algoritması yardımı ile elimine edilir. İkinci adımda ise geriye kalan beyin dokusu içerisinde en yüksek gri değerlerine MS lezyonları sahip oldukları için maksimum entropi eşik değer yöntemi uygulanarak MS lezyonu tespiti sağlanmıştır. Uygulamanın duyarlık değeri 0.918, pozitif tahmin değeri 0.837, doğruluk değeri ise 0.783 olarak hesaplanmıştır.
Nokta tabanlı sınıflandırma yöntemleri ile LiDAR verilerinin sınıflandırılması
Hava LiDAR verileri nokta yoğunluğu ve doğruluğunun artması ile birlikte, günümüzde obje çıkarımı, 3 boyutlu modelleme, değişim belirleme, haritaların revize edilmesi gibi birçok uygulamada sıklıkla kullanılmaktadır. Bu uygulamalarda ilk işlem adımı olarak LiDAR nokta bulutu sınıflandırılmalıdır. Yüksek doğruluklu sonuçlar elde edebilmek için LiDAR nokta bulutunun doğru bir şekilde sınıflandırılmasına ihtiyaç vardır. Bu çalışmada, ham LiDAR nokta bulutu verisinin otomatik nokta tabanlı sınıflandırma yaklaşımı ile sınıflandırılması olanakları araştırılmıştır. Bu amaçla, LiDAR nokta bulutunun sınıflandırılması için mevcut olan yöntemler incelenmiş ve ulusal ve uluslararası alanda yapılan ilgili araştırmalar özetlenmiştir. Yoğunluk, çoklu yansıma gibi farklı özelliklere sahip LiDAR verisinin doğru bir şekilde otomatik olarak sınıflandırılması uygulamalarında ortaya çıkan sorunlar analiz edilmiştir. Bununla birlikte, LiDAR nokta bulutunun düzenli gride dönüştürülüp sınıflandırılmasına dayanan sınıflandırma yaklaşımında karşılaşılan sorunlar incelenmiştir. Bu çalışmada, düzenli grid yapıdaki verilerle sınıflandırmada yaşanan problemlerin elimine edilmesi için LiDAR nokta bulutunun nokta tabanlı sınıflandırma yöntemi ile sınıflandırılması önerilmiştir. LiDAR verisinin özelliklerine bağlı olarak yaşanabilecek sorunlara (sınıf karışımı vb.) çözüm üretilmesi amacıyla, hiyerarşik kurallar bütününden oluşan otomatik nokta tabanlı sınıflandırma yaklaşımı oluşturulmuştur. Kurallara ilişkin parametre analizleri gerçekleştirilmiş ve farklı hiyerarşiye sahip iki nokta tabanlı sınıflandırma yaklaşımı önerilmiştir. Önerilen yaklaşımların performanslarının test edilmesi amacıyla nokta tabanlı sınıflandırma uygulamalarında kullanılan Standart Yaklaşım için de hiyerarşik kurallar bütünü oluşturulmuştur. Önerilen sınıflandırma yaklaşımları kullanılarak İstanbul, Zekeriyaköy' de farklı üç test alanına ait nokta bulutu sınıflandırılmış ve üç temel sınıf (zemin, bina, bitki örtüsü) elde edilmiştir. Test Alanı 1 (seyrek yerleşim alanı) ve Test Alanı 2 (kentsel alan)' de önerilen yaklaşımlarla gerçekleştirilen nokta tabanlı sınıflandırma için doğruluk analizleri yapılmıştır. Test Alanı 1' de Standart Yaklaşım' ın genel sınıflandırma doğruluğu %54 iken, Yaklaşım 1 ve Yaklaşım 2' nin genel sınıflandırma doğruluğu % 80 olarak hesaplanmıştır. Test Alanı 2' de ise Standart Yaklaşım' ın genel doğruluğu %59 iken önerilen her iki yaklaşım için de genel doğruluk %83 olarak hesaplanmıştır. Standart Yaklaşım ile seyrek yerleşim alanı, kentsel alan ve ormanlık alanda zemin noktaları büyük oranda bitki örtüsü olarak sınıflandırılmıştır. Yaklaşım 1 ve Yaklaşım 2 kullanılarak seyrek yerleşim alanı, kentsel alan ve ormanlık alanda elde edilen sınıflandırma sonuçları birbirine oldukça yakındır. Yaklaşım 1 ve Yaklaşım 2 ile sınıflandırılmış nokta bulutunda, Standart Yaklaşım' da karşılaşılan zemin sınıfına ait noktaların bitki örtüsü sınıfına atanması, bina çatılarındaki bitki örtüsü sınıfına atanmış noktalar ve bina köşelerinde bazı noktaların bitki örtüsü sınıfına atanması gibi sorunlarda büyük oranda iyileştirmeler elde edilmiştir. Yaklaşım 1 ve Yaklaşım 2 ile sınıflandırılan nokta bulutunun 3 boyutlu bina modelleme uygulamalarında kullanılabilirliğinin test edilmesi amacıyla Test Alanı 2' de bulunan binaların 3 boyutlu modelleri üretilmiştir. Elde edilen sonuçlar, 3B bina modellerinin başarılı bir şekilde üretildiğini göstermiştir. Test alanlarında gerçekleştirilen nokta tabanlı sınıflandırmanın doğruluk analizi sonuçları ve üretilen 3 boyutlu bina modelleri, bu tez çalışması kapsamındaki araştırma hedeflerinin başarıyla gerçekleştirildiğini ortaya koymaktadır.
Mekânsal veri altyapılarında geometrik entegrasyon
Mekânsal verilerin üretimi ve paylaşımı, içinde bulunduğumuz bilgi ve yüksek teknoloji çağında hızla artmaktadır. Bir yandan üretim niceliği büyürken, diğer yandan; erişim, dönüşüm, entegrasyon, bütünleştirme vb. süreçlerde şekilsel farklılıklar, belirsizlikler ve uyum temelli sorunlar oluşabilmektedir. Ulusal Mekânsal Veri Altyapısı, verilerin üretim ve kullanım döngüsündeki kurallarını önceden belirlenmiş standartlara göre koymakta ve süreçteki tüm politikaları ihtiyaçlara göre yönlendirmektedir. Entegrasyon süreçlerindeki harcanan çabaları en aza indirmek için verilerin standartlara göre üretilmesi gerekmektedir. Karar alıcılar ve araştırmacılar mekânsal verisetlerinin analiz edilmesi, birleştirilmesi ya da yenilerinin üretilmesi için, farklı kaynaklardan verisetlerine ihtiyaç duymaktadır. Farklı projeksiyon, ölçek, doğruluk, amaç ve tarihlere bağlı olarak aynı varlık farklı verisetlerinde farklı özellikte nesneler ile temsil ediliyor olabilir. Bu sebeple verisetleri birleştirilirken geometrik, topolojik ve öznitelik farklılıklardan doğan bazı sorunlarla karşılaşılmaktadır. Bu sorunlar entegrasyon sürecinin en önemli aşamalarından olan eşleme işleminin otomasyonunu olumsuz etkilemektedir. Eşleme işlemi, genel olarak, aynı varlıkları temsil eden farklı verisetlerinin nesneleri arasında bağlantılar kurmaktadır. Bağlantılar nesneleri tanımlayarak ve bağlayarak aralarında köprüler inşa etmekte ve bu sayede verisetlerinin birlikte çalışabilir olmalarını sağlamaktadır. Kullanıcılar bu bağlantıları veri transferi, güncelleme ve bütünleştirme gibi entegrasyon süreçlerinde kullanabilmektedir. Farklı kaynaklardan gelen mekânsal verilerin otomatik eşlenmesi için bilim insanları çok sayıda algoritma geliştirmiştir. Ancak bu algoritmaların çoğu veri-bağımlı olduğu için, çeşitli kaynaklardan gelen verilerin eşlenmesinde başarısız olmaktadır. Bu çalışmada, mevcut eşleme algoritmalarından bazıları (MatchingPlugin, RoadMatcher ve optimizasyon modeli) ile Türkiye'deki biri kamu ve diğeri özel kurumda üretilen aynı bölgeye ait iki farklı yol ağı veriseti otomatik eşlenmiştir. Otomatik eşleme sonuçları manuel eşleme sonuçları ile karşılaştırılarak algoritmaların yerli verisetlerindeki başarısı test edilmiştir. Sonuçlar, test edilen algoritmaların yeterli ölçüde eşleme sayısına ulaşamadıklarını göstermiştir.
Açık kaynaklı yazılımlar ile OGC web servisleri üzerinden görerek uçuş bilgilerinin kartografik sunumu
Son yıllarda gelişmelerin yoğun olarak yaşandığı Web olgusundan diğer bir çok disiplin gibi kartografya da büyük ölçüde etkilenmiş ve haritaların tasarımı, üretimi, yayımı ve sunumu Web üzerinden gerçekleştirilir hale gelmiştir. Önceleri Web üzerinde basit ve statik görüntüler biçiminde sunulmaya başlayan haritalar, günümüzde her zaman her yerden ulaşılabilir Web servisleri anlayışıyla kullanıcıların isteğiyle anında üretilebilmekte ve sunulmaktadır. Web servisi kısaca, kullanıcıya sonuç ürünü sunmak üzere sağlayıcı tarafından üretilen yazılım bileşeni şeklinde tanımlanmaktadır. Web servisleri, genelde Servis Odaklı Mimari (SOA) ile kullanılırlar ve iki tür gerçekleştirme yöntemi vardır. Bunlar, World Wide Web Consortium (W3C) ve REpresentational State Transfer (REST) Web servisleridir. Mekansal standartlar üreten organizasyonların başında gelen Open Geospatial Consortium (OGC) tarafından üretilen standartlar (örn. Web Harita Servisi) çoğunlukla REST yapı örüntüsünü kullansa da, W3C Web servisleriyle gerçekleştirilmeleri de mümkündür. Bilgisayarlarla birlikte hayatımıza giren en önemli kavramlardan biri yazılımdır. Günümüzde, şirketler tarafından ticari amaçlar için üretilen yazılımların yanında, ticari bir amaç gütmeyen ve gönüllü yazılımcılar tarafından ücretsiz olarak kullanıma sunulan açık kaynaklı yazılımlar da mevcuttur. Son yıllarda yazılım firmalarının da benimsediği 'yazılıma değil, desteğe ücret öde' felsefesi ile açık kaynaklı yazılımların üretimi ve gelişimi hızlanmıştır. Bu felsefe ile mevcut açık kaynaklı yazılımları kullanarak baştan sona Web üzerinden mekansal bilgi sunumuna olanak sağlayan OpenGeo Suite yazılımı geliştirilmiştir. Topografik haritalar üzerine belirli havacılık bilgi ve işaretleri eklenerek oluşturulan havacılık haritalarında, havacılık bilgileri topografik bilgilere göre daha sık güncellenmektedir. Basılı haritalarda bu güncelleme hızlı yapılamadığından havacılar bu süre zarfında güncel bilgilere erişimde güçlük yaşamaktadırlar. Bu çalışmada, yukarıda ifade edilen problemin çözümü için açık kaynaklı yazılımlar ve OGC standartları kullanılarak bir web harita uygulaması gerçekleştirilmiştir. Bu uygulama ile havacıların ihtiyaç duyduğu görerek uçuş bilgileri, OGC İşaret Kodlama standardı aracılığıyla işaretleştirilerek topografik harita üzerine eklenmiş ve Web üzerinden kullanılabilir, güncelleştirilebilir ve çıktısı alınabilir durumda bir hava haritası elde edilmiştir.
Hava lidar verilerinin sınıflandırılması ve orman ağaçlarına ait özniteliklerin değerlendirilmesi: İstanbul Belgrad Ormanı örneği
Hava lidar, arazi topografyasının belirlenmesinde, 3B kent modellerinin üretiminde ve kent planlamasında, orman alanları ölçümünde ve arazinin jeomorfolojik yapısının belirlenmesinde kullanımı giderek artan bir teknolojidir. Hava lidar sisteminde genel olarak lazer tarayıcı, global konumlama sistemi (GPS) ve inersiyal ölçme sistemi (IMU) bulunmaktadır. Gelişmiş ülkelerde 2003 yılından itibaren ormancılık alanında hava lidar çalışmaları yürütülürken Türkiye'deki ilk büyük ölçekli hava lidar çalışması Nabucco (2009-2011) projesidir. Bu çalışmada, yüksek yoğunluktaki (55nokta/m2) hava lidar verisinin sınıflandırılması ve sonrasında ormanlık alanda bulunan ağaçlara ait ağaç yüksekliği, ağaç türü gibi analizlerin yapılabilirliği araştırılmıştır. Kalibrasyonu yapılmış lidar verinin sınıflandırılması için TerraScan yazılımı ile bazı parametreler denenmiştir. İlk olarak veri karmaşası yaşanmaması açısından su sınıfı ayrı bir sınıfa atanmıştır. Çoklu yansıma bilgisi ve Axelsson algoritması prensibiyle çalışan yeryüzü noktalarını sınıflandırma adımları sayesinde veri "Amerikan Fotogrametri ve Uzaktan Algılama Birliği" (ASPRS) tarafından belirlenen altı farklı sınıfa (gürültü noktaları, yeryüzü noktaları, alçak seviye-orta seviye-yüksek seviye bitki örtüsü noktaları ve su alanı noktaları) ayrılmıştır. En zor aşamalardan biri olan yeryüzü noktaları ile karışan gürültü noktaları otomatik ve manuel araçlarla düzenlenmiştir. Son olarak ağaçlara ait bazı öznitelikler nokta bulutundan alınan kesitler sayesinde belirlenmiştir. Belirlenen altı farklı ağaç tipi çalışma alanı için yaklaşık olarak hesaplanmıştır. Aynı zamanda tarama açısının nokta bulutu verisi üzerindeki etkileri karşılaştırılmış ve ağaç sınıfına olan etkilerine ait istatistiksel sonuçlar incelenmiştir. Tüm bu incelemeler Microstation, TerraScan, Matlab ve Surfer yazılımları kullanılarak yapılmıştır. Sonuç olarak hava lidar verisinin sadece lidar sistem donanımlarına değil yazılım ve algoritmalara da bağlı olduğu görülmüştür.
GNSS ağlarında GPS hassas nokta konumlama (GPS-PPP) tekniği yaklaşımlı çözümler
PPP tekniğinin GPS/GNSS konum belirleme teknikleri içerisindeki önemi ve kullanım oranı hızla artmaktadır. Sahip olduğu gelişim potansiyeli ile hassas konum belirleme çalışmaları açısından rölatif ve diferansiyel konum belirlemeye önemli bir alternatif olmuştur. Özellikle son yıllarda IGS vd. uluslararası organizasyonların sağladığı yüksek doğruluklu yörünge ve saat ürünleri, RTCM/NTRIP gibi standartlaştırılmış veri format ve protokolleriyle geniş uygulama alanı bulmaktadır. Bu yönüyle jeodezik amaçlı çalışmalarda gerek ölçü sonrası analiz gerekse gerçek zamanlı uygulamalarda etkin olarak kullanılır hale gelmiştir. Bu gelişim süreci dikkate alınarak yapılan bu çalışmada PPP tekniğinin performansının test edilmesi ve doğruluğunun araştırılması amaçlanmıştır. Statik ve kinematik modda gerçek zamanlı ve ölçü sonrası analiz olarak farklı kombinasyonlarda ölçüler gerçekleştirilmiş, analizler yapılmıştır. Ölçme çalışmalarında YTÜ Harita Mühendisliği terasına tesis edilen YTUH sabit GPS istasyonu, IGS ağına ait Ankara (ANKR) istasyonu ve de İstanbul'da yerel ölçekte faaliyet gösteren İSKİ-UKBS ağına ait PALA istasyonu test noktaları olarak kullanılmıştır. İlgili test noktalarında farklı senoryoları içeren, farklı ürünler ve yazılımların kullanıldığı 4 farklı araştırma gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmalardan ilk ikisi YTUH sabit GPS istasyonunda yapılmıştır. İlk araştırmada YTUH istasyonunda gerçek zamanlı ve ölçü sonrası analiz için yaklaşık 2 saatlik gözlemle kinematik PPP çözümü yapılmıştır. İkinci araştırmada ise YTUH istasyonunda 100'er dakikalık dört farklı periyot için tekrarlı ve gerçek zamanlı kinematik PPP çözümü yapılmıştır. Bu çalışmalarda gerçek zamanlı kinematik PPP için 60-90-120 dakika gözlem süreleri için performans ve doğruluk araştırılmıştır. Üçüncü çalışma ise ANKR istasyonunda rölatif ve PPP çözüm algoritmalarını kullanan farklı yazılımlar ile gerçekleştirilmiştir. Burada özellikle farklı ölçü süreleri için (24,12,8,4,3,2,1 saat) PPP' nin ölçü sonrası analiz çözümlerindeki doğruluğu bilimsel ve internet tabanlı yazılımlar kullanılarak araştırılmıştır. Dördüncü çalışma ise gerçek zamanlı PPP (RT-PPP), ağ-RTK (VRS) ve klasik-RTK tekniklerinin kendi içerisinde karşılaştırılması amacıyla PALA istasyonunda gerçekleştirilmiştir. Ağ-RTK VRS çözümleri için İSKİ-UKBS ve TUSAGA-Aktif CORS ağları kullanılmıştır. Klasik-RTK uygulamasında ise BEYK ve ISTN istasyonları sabit alınarak çözüm yapılmıştır. Bu araştırmada üç farklı periyot ve üç farklı gözlem süresi için gerçek zamanlı kinematik çözüm ve analizler yapılmıştır. Elde edilen çözümlerin farkları 30 ve 60 dakikalık gözlemlerden sonra irdelenmiş ve farkları incelenmiştir. Böylece gelişim süreci günümüzde devam eden PPP tekniği için performans ve doğruluk araştırması farklı referans istasyonları, gözlem süreleri, donanım ve yazılımlar, veri ve ürünler kullanılarak yapılmıştır. Özelinde jeodezik uygulamalar dikkate alınarak, hazırlanacak mevzuat çalışmalarına katkı sağlanması hedeflenmiştir. Elde edilen bulgularla PPP tekniğinin birçok hassas konum belirleme çalışmasında cm-dm mertebesindeki doğruluklar için kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.
Gerçek zamanlı sabit GNSS referans ağlarının (CORS) baz uzunluğuna bağlı doğruluk analizi: TUSAGA-aktif örneği
Günümüzde nokta konumlarının belirlenmesinde GPS/GNSS(Global Positioning System/Global Navigation Satellite Systems) uygulamaları yaygın olarak kullanılmaktadır. Teknolojik gelişmeler bu uygulamalarda kısa zamanda yüksek doğruluklu konum belirlenmesine olanak sağlamıştır. Ülkemizde özellikle Gerçek Zamanlı Türkiye Ulusal Sabit GNSS Ağı (TUSAGA-Aktif/CORS-TR)'nın kurulmasından sonra CORS (Continuously Operating Reference System) kullanımı yaygınlaşmıştır. Bu proje sayesinde anlık nokta konumu belirlemede kullanım kolaylığı, zaman tasarrufu, personel tasarrufu ve yeterli doğruluğun sağlanmasından dolayı artık CORS GPS yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak gerçek zamanlı veri yayınını sağlayan GNSS sabit istasyonlarından sürekli veri aktarımı sağlandığı için bu istasyonlara olan mesafenin konum doğruluğuna etkisi söz konusudur. Bu tez çalışmasında CORS uyumlu alıcılar ile yapılan uydu gözlemleri kullanılarak, Gerçek Zamanlı Türkiye Ulusal Sabit GNSS(Global Navigation Satellite Systems) Ağı (TUSAGA-Aktif/CORS-TR)'na ait sabit bir istasyondan uzaklığının nokta konum doğruluğunun etkisi araştırılmıştır. Çalışma bölgesine en yakın CORS sabit istasyonundan başlamak üzere yaklaşık 10 km aralıklarla nokta tesisi gerçekleştirilmiştir. Belirlenen bu noktalarda 30 sn kayıt aralığı ile altışar saatlik statik ölçüm yapılmıştır. Ayrıca tesis edilen 6 adet noktada ardı ardına farklı zaman aralıklarında 10 epok olacak şekilde VRS (Sanal Referans İstasyonu Yöntemi), FKP (Alan Düzeltme Parametreleri Yöntemi) ve MAC (Ana–Yardımcı Referans İstasyonları Yöntemi) ölçme yöntemi kullanılarak Ağ-RTK ölçümleri yapılmıştır. Farklı Ağ-RTK ölçüm tekniklerinden elde edilen veriler, statik ölçümlerden elde edilen veriler ile karşılaştırılmış ve doğruluk analizi yapılmıştır. Bu çalışmanın sonucunda, Ağ-RTK tekniklerinden hangisinin referans istasyonundan uzaklaştıkça, konum doğruluğunun daha az etkilendiği tespit edilmek istenmiştir.
23 Ekim 2011 (Mw=7.2) Van depreminden kaynaklanan kabuk deformasyonlarının jeodezik yöntemlerle araştırılması
Bu çalışmada, 23 Ekim 2011 (Mw=7.2) Van depremine ilişkin deprem anı ve sonrasında meydana gelen kabuk deformasyonları GPS ölçmeleriyle belirlenmiştir. Deprem anına ait deformasyonların belirlenebilmesi için depremin meydana geldiği tarihten bir hafta sonra bölgede bulunan GPS noktalarında ölçmeler yapılmış ve deprem anı oluşan deformasyon büyüklüğü yatayda yaklaşık 50±0.2 cm olarak hesaplanmıştır. Bölgede sürekli veri toplayan sabit ve diğer GPS noktalarının, deprem sonrası oluşan deformasyonu belirlemede yetersiz kalması ve ters faylanmanın görüldüğü bölgede deprem sonrası oluşan deformasyonların belirlenmesi amacıyla tavan ve taban blokları üzerinde yeni bir GPS ağı tesis edilmiştir. Kasım 2011 – Mayıs 2015 dönemleri arasında, yeni oluşturulan GPS ağında gerçekleştirilen on kampanya GPS ölçmeleri ile bölgedeki deprem sonrası toplam yatay yer değiştirme yaklaşık 33.5±0.1 cm olarak belirlenmiştir. Depremin meydana geldiği bölgeye ait gerinim birikiminin belirlenmesi amacıyla toplanan GPS ölçüleri ile iki boyutlu gerinim analizi yapılmıştır. Elde edilen asal gerinim değerlerine (ɛmax=50.26±3.89 µstrain, ɛmin=-104.49±8.49 µstrain, γ1=-95.96±6.37 µstrain, γ2=-90.78±10.09 µstrain) göre ana gerinim birikiminin periyotlar boyunca arttığı ve taban bloğunun ana faya yakın kısımlarında meydana geldiği saptanmıştır. GPS noktalarının deprem sonrasına ait verileri kullanılarak elde edilen sonuçlar elastik yer değiştirme yöntemiyle modellenerek kayma dağılımları ile moment büyüklükleri hesaplanmıştır. Elde edilen kayma miktarı Mw=6.7, M0=13.8822*1018Nm büyüklüğündeki bir depreme eşdeğer büyüklüktedir. GPS noktalarının deprem sonrasına ilişkin belirlenen zaman serilerine göre deprem sonrası deformasyonların halen devam ettiği gözlenmektedir. Ayrıca, deprem sonrasına ait GPS ve InSAR verileri birlikte modellenmiş ve elde edilen sonuçların birbirleri ile uyumlu olduğu görülmüştür. Zamanla logaritmik olarak artış gösteren deprem sonrası deformasyonların elastik yer değiştirme yöntemiyle modellenmesi bu deformasyonların asismik artçı kayma nedeniyle meydana geldiğini göstermektedir. Deprem sonrası oluşan bu asismik kaymanın sadece deprem anında kırılan ana fay üzerinde değil ana faydan ayrılıp şehir merkezi içinden geçen başka bir fay kolu üzerinde de oluştuğu ortaya çıkartılmıştır. Bu çalışma, TÜBİTAK-ÇAYDAG (Çevre, Atmosfer, Yer ve Deniz Bilimleri Araştırma Grubu) tarafından 112Y109 numaralı TÜBİTAK 1001 projesi ile desteklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Van depremi, GPS, gerinim, yer değiştirme, artçı kayma, elastik modelleme, InSAR
Kadastro konumsal verilerinin veri standartları açısından incelenmesi: Rize ili yenileme çalışmaları örneği
Ülkemiz kadastro çalışmaları, günümüz itibariyle kadastro yasasında tespitli alanlarda olmak üzere % 99 oranında tamamlanmıştır. Böylelikle kadastroya esas arazi nesnelerinin ¾ boyutlu konum verilerinin ITRF sisteminde tespit ve tescili ile TAKBİS ve MEGSİS için konumsal veri altlıklarının istenilen konum standartlarında oluşturulması hedeflenmiştir. Bu sistemler için mevcut kadastral verilerinin gerekli iyileştirme ve dönüşümü neticesinde sisteme dahil edilmesi gerekmektedir. Bunun için kadastrosu yetersiz alanlarda olmak üzere sayısal kadastro altlıklarının güncellenmesi ve 3 boyutlu konumlandırılmasına yönelik yenileme çalışmaları ülke genelinde hızlı bir şekilde başlatılmıştır. Ancak yenileme kadastrosu verilerinin arazi nesnesi kapsamında ¾ boyutlu tespitlerinin hangi konum duyarlığında üretildiğinin tespitine yönelik konum analizlerinin yapılması ihtiyacı doğmuştur. Bu tez çalışması ile her bir bölgedeki tesis kadastrosu altlıkları sayısal forma dönüştürülerek elde edilen sayısal veriler analize tabi tutulmuştur. Bu noktada parsel alan ve koordinat değerleri yenileme kadastrosu ile üretilenlerle karşılaştırılarak kadastro altlıklarının nokta konum duyarlıkları tespit edilerek, bu altlıkların günümüze uygun olarak doğru üretilip üretilmediği ve uygulanabilir olup olmadıkları test edilmiştir.
Karadeniz sahil yolu örneğinde karayolu hidrolojisinin jeo teknolojiler desteği ile analizi
Taşkınlar, çevreye ve insan hayatına verdikleri zararlar göz önüne alındığında yönetilmesi, kontrol edilmesi ve erken önlem alınması gereken afetlerdir. Kentsel hayatın akışını sağlayan karayolları ise, kent içi taşkınlar ve aşırı yağmur sularından etkilenen ayrı bir varlık olarak ele alınıp incelenmesi gereken kentsel yapılardır. Mevcut drenaj sistemlerinin yetersiz kalması ile karayolu üzerinden uzaklaştırılamayan yağmur suları, araçları sarsmakta ve kontrollerini kaybettirerek trafik kazalarına neden olmaktadır. Bu kazaların en aza indirilebilmesi için öncelikli olarak karayolu üzerindeki su birikim alanlarının ve su derinliklerinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, FLO-2D Basic Modeli (2009) kullanılarak Sayısal Yükseklik Modeli (SYM) üzerinden hidrolojik ve meteorolojik veriler ile Karadeniz sahil yolunun bir bölümünde hidrolojik modelleme yapılmıştır. Bu çalışma ile Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM), yolların projelendirilmesi aşamasında yol yüzeyini gerçeğe yakın bir şekilde temsil eden SYM ile yağışı simüle ederek su birikmemesi için gerekli olan enine ve boyuna eğim oranlarını belirleyebilecek veya daha fazla su birikiminin olduğu bölgelere daha büyük boyutlarda drenaj yapıları inşa ederek bu sorunu çözebilecektir. Böylece KGM, hidrolojik model üzerinden gerçekleştirilecek kontrol çalışmaları ile yolun mevzuatına uygun olup olmadığını kısa süre içinde denetleme imkânına sahip olacaktır. Ayrıca suyun birikim gösterdiği alanlar, karayolları için taşkın risk yönetiminde nerelere öncelik verilmesi gerektiğini de açığa çıkartacaktır.
Üç boyutlu kat mülkiyeti kurulum metodolojisi
Kadastronun "yapılar" yönüyle ciddi eksiklikler barındırdığı muhakkaktır. Bu nedenle bir bölgede kaç bina ya da kaç konut olduğunun net cevabını verebilen bir kurum da bulunmamaktadır. Türkiye 56 milyon parseli kapsamakta, bu parseller üzerinde toplam 15 milyon bağımsız bölüm bulunmaktadır ki bu 15 milyon bağımsız bölüm Medeni Kanun' a göre taşınmaz mülkiyeti konusunu oluşturmaktadır. Ancak bu bağımsız bölümlerin sınırları ve büyüklükleri konusunda ciddi bir belirsizlik mevcuttur. Bu konuda tapu arşivinde bulunan mimari projelerin Medeni Kanun' da sözü edilen "plan" ve düşey pafta olarak kabul edildiğini bildirir yargı kararları vardır. Önerilen metodolojikoordinatlandırma zorunluluğunu parsel ve bina detay noktaları ile yetinmek yerine bina içi her detayında koordinat üretilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu bahisle dış cephe giydirme yönteminde de oblik fotoğrafların doğru seçim olduğunu savunmaktadır Ancak oblik fotoğraflar bir binanın Kat Mülkiyeti Kanun'a göre oluşturulmuş Bağımsız Bölümlerinin ne şekilde ayrıştığını ya da sınırlarının ne olduğunu göstermemektedir .(LoD4 seviyesi hariç) Oblik görüntü üzerine önerilen metodoloji yöntemi ile vektörize edilen mimari projenin ya da bağımsız bölüm planının giydirilmesi veri elde etme ve yönetme hususlarında alternatif bir imkan sağlayacaktır ve yıllardır tartışılan ancak uygulamada bir türlü yerini bulamayan üç boyutlu kadastroya geçiş imkanı verecektir. Vergilendirme amaçlı toplu değerleme uygulamalarında, yön-cephe-manzara (CBS analizleri yolu ile) oblik görüntü üzerinden hesaplanabileceği muhakkaktır. Bu durumda kurulacak bir toplu değerleme sisteminin değişmez bir parçası olacaktır. Öngörülemeyen- hesaplanamayan- mevzuat değişikliği gerektiren gelir potansiyelinin çok fazla olduğu, çok amaçlı kadastro ya da uluslarası kadastro tanımları, uygulamaları, hukuki mevzuat tez içerisinde özellikle vurgulanarak, eksikliklerin kapatılması için karlı ve çağdaş bir yöntem olarak sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: 3 boyutlu kadastro, Yapı, Kat Mülkiyeti, bağımsız bölüm, Oblik fotoğraf
İha tabanlı 3 boyutlu nokta bulutlarında zemin üstü nokta filtreleme algoritmalarının ve sam üretme yöntemlerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada, İnsansız Hava Aracından (İHA) elde edilen 4 farklı yoğunluktaki (ham, düşük yoğunluklu, orta yoğunluklu ve yüksek yoğunluklu veri) nokta bulutu verileri 1 Boyutlu Progressive Morphological (PM1B), 2 Boyutlu Progressive Morphological (PM2B), Maksimum Lokal Eğim (MLS), Elevation Threshold with Expand Window (ETEW) ve Adaptive TIN (ATIN) filtreleme yöntemleri ile filtrelenmiştir. Çalışmada bu yöntemlerin performansları Tip I, Tip II, Toplam hata, Kappa İndeksi ve Ki-kare hata metriklerine göre değerlendirilmiştir. En yüksek doğruluk ile filtrelenen verinin MATLAB ortamında 16 farklı yöntem ile enterpolasyonu ile çalışma bölgesine ait Sayısal Arazi Modeli (SAM) üretilmiştir. SAM' ın üretilmesi amacıyla ortogonal (lineer, kuadratik, kübik) ve ortogonol olmayan (bi-lineer, bi-kuadratik, bi-kubik) polinomlarla entepolasyon, Shepard yöntemi, Radyal Tabanlı Fonksiyonlar (multikuadratik-dairesel dik koni, multikuadratik-dairesel paraboloid, multikuadratik-iki yapraklı dairesel hiperboloid, ters multikuadratik, gauss, kübik splayn, doğal kübik splayn, multilog) ile enterpolasyon ve Ordinary Kriging (OK) enterpolasyon yöntemleri kullanılmıştır. Üretilen SAM' ın düşey hassasiyeti arazide yapılan yersel ölçümlerle kontrol edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre İHA tabanlı nokta bulutu ile SAM üretiminin LİDAR (Light Detection and Ranging)' a alternatif olup olamayacağı irdelenmiştir.
Bulut CBS teknolojisi ile turizm haritalarının oluşturulması: Tanzanya örneği
Tanzanya ekonomisi içerisinde turizm önemli bir potansiyele sahip olmasına rağmen, yeterince tanıtım yapılamadığı için istenilen düzeyde ekonomiye katkı sağlayamamaktadır. Turizm sürdürülebilirliği açısından Tanzanya turizm kaynaklarının internet ortamından kullanıcılara daha iyi bir şekilde tanıtımı sağlanması ihtiyacı vardır. Turizm alanında turistik mekanların çekiciliği yanısıra konaklama, yeme-içme, güvenlik ve ulaşım gibi pek çok faktörün de birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Böylece ülkeyi ziyaret eden yıllık turist sayısında artış sağlanacağı gibi halkın turizm kaynaklarına olan ilgisi de artacaktır, kısacası doğru ve yeterli turizm bilgilerinin, turizmi teşvik etme ve geliştirme noktasında diğer faktörlerlerle birleştirilmesi önemlidir. Günümüzde internet teknolojisi sayesinde dünyanın neresinde olursanız olun ziyaret etmek istediğiniz ülkeler ve turistik ilgi noktaları hakkında bilgi edinmek mümkündür. Coğrafi Bilgi Sistemleri ve Bulut Bilişim ile harita sunumu gibi gelişen yeni teknolojiler sayesinde üretilen haritaların internet üzerinden tüm kullanıcıların rahatlıkla erişebileceği bir şekilde sunulması, turistlere kolaylık sağlamaktadır. Bu çalışmada, Tanzanya için konumsal tabanlı turizm bilgisi sağlayan bir web sitesi (SBWTT) Bulut Bilişim teknolojisi kullanılarak hazırlanmıştır. Hem konumsal hem de konumsal olmayan Tanzanya Turizm verileri tanımlanmış, toplanmış ve ardından CBS veritabanında kaydedilmiştir. Son olarak MangoMap yazılımında oluşturulan turizm haritaları, hazırlanan konumsal tabanlı web sitesi üzerinde kullanıcılara sunulmuştur.
Suç olaylarını konum-zaman ilişkisi içerisinde inceleyen CBS tabanlı önleyici bir model geliştirilmesi: Trabzon örneği
Son yıllarda kentlerde suç sayıları ve çeşitliliği hızla arttığından dolayı suç olayları toplumu tehdit eden ciddi bir sorun haline gelmiştir. Artan suç olayları ile birlikte Emniyet birimlerinin operasyonel harcamaları ve Emniyet hizmeti ihtiyaçları da artmakta ve bu durum Emniyet birimlerini suç önlemeye yönelik uygulama stratejisi geliştirmeye zorlamaktadır. Suç faktörleri ile konum arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Suçla mücadele edebilmek ve uygun stratejilerin geliştirilebilmesi için kayıt altına alınan suç verilerinin coğrafi ve zamansal değişimlerinin incelenmesi gerekmektedir. Bu alanda en iyi çözüm sunan araçlardan birisi de Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) dir. Ülkemizde Emniyet birimlerinin yapısı ve bilgi sistemi birimleri incelendiğinde CBS kullanımı oldukça az olmakla birlikte bu konuda standart bir model olmadığı görülmüştür. Suç verilerinin kullanılmasıyla yapılan suç analizleri sonucunda üretilen suç haritaları ile suçun en sık nerelerde görüldüğü, suç türlerinin coğrafi dağılımı ve diğer konumsal verilerle ilişkisi gibi birçok bilgiye ulaşılabilmektedir. Çalışmada suç tahmin analizleri ile geçmişte yaşanan suç olayları kullanılarak gelecekte oluşabilecek muhtemel suç olaylarının tespiti ve önlenmesi sağlanmıştır. Bu çalışmada Emniyet Birimlerinin suç olaylarını önleyebilmesi için CBS destekli bir karar-destek modeli geliştirilmiştir. Üretilen modelde, emniyet birimlerinde kayıt altına alınan dağınık yapıdaki verilerin standartlaştırılması ve hedeflenen analizlerin uygulanması planlanmıştır. Model, pilot uygulama bölgesi olan Trabzon/Ortahisar İlçesinde test edilmiştir ve 2010-2014 yılları arasında meydana gelen suç olayları, coğrafi suç dağılımı incelenmiş ve türlerine göre suç haritaları ayrıca suç tahmin haritaları üretilmiştir. Anahtar Kelimeler: Suç, CBS, Yoğunluk Analizi, Suç Tahmini, Tahmin Haritaları
Kentsel gelişme alanlarının çok yönlü düzenlenmesinde imar uygulamaları: Van örneği
Ülkemizde artan nüfus ve her geçen gün trafiğe çıkan araç sayısının artması, özellikle şehir merkezlerinde trafik sorununu hat safhaya çıkarmaktadır. Çevre yolları, kentlerin bu trafik sorununa alternatif sunmakta ve transit geçişler için çok önemli görevler üstlenmektedir. Çevre yolları geçtikleri kentsel gelişme alanlarını bir cazibe bölgesi haline dönüştürmekte ve bu alanlardaki arazilerin değerlerine pozitif yönde etki etmektedir. Arazi değerlerinin pozitif yönde etkilenmesi kamulaştırma maliyetlerini arttırmaktadır. Kamulaştırma maliyetlerinin artması kamu yatırımlarının gecikmesine sebep olabilmektedir. Van çevre yolu için arazi edinimi kamulaştırma işlemine girilmeden arazi ve arsa düzenlemesi ile sağlanmaya çalışılmıştır. Ancak yargıya intikal eden AAD uygulamaları hakkında, gerek yasal boşluklar gerekse uygulamalarda yapılan teknik hatalardan dolayı iptal/yürütmeyi durdurma kararları alınmıştır. Bu sebeple Van çevre yolu yapım çalışmalarına geçilememektedir. Başka bir ifade ile kamu yatırımları gecikmektedir. Bu çalışmada kamu yatırımlarının en az maliyet ile hayata geçirilmesi noktasında kamulaştırma ve AAD uygulamaları ele alınmıştır. AAD uygulamalarındaki iptal ve yürütmeyi durdurma kararları ışığında alternatif çözüm yaklaşımlarının araştırılması amaçlanmıştır.
Web tabanlı GNSS değerlendirme servislerinde hassas nokta konumlama tekniğinin incelenmesi
Günümüzde uydulara dayalı konum belirleme tekniklerinin mesleğimizde aktif olarak kullanılması, yeni ölçü yöntemlerinin ve bu ölçüleri değerlendirme programlarının geliştirilmesini kaçınılmaz kılmıştır. Bu tez çalışmasında hassas nokta konumlama tekniğine (PPP) göre aynı IGS noktalarına ait sadece GPS ve GPS+GLONASS ölçülerinin web tabanlı CSRS-PPP ve MagicGNSS servislerinde değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Uygulamada kullanılan IGS noktaları belirlenirken, GPS ve GLONASS uydularından sinyal almalarına ve farklı enlemlerde olmalarına dikkat edilmiştir. Uygulamanın birinci kısmında, üç IGS noktasına ait 24 saatlik RINEX verisi 0.5, 1, 2, 4 ve 8 saatlik dilimlere ayrılarak oluşturulan her veri seti için değerlendirmeler yapılmıştır. Uygulamanın ikinci kısmında ise dört IGS noktası için Ocak ve Temmuz aylarında 24 saatlik RINEX dosyalardan oluşan bir haftalık veri setleri kullanılmıştır. Her iki uygulamada kullanılan veri setleri, sadece GPS ve GPS+GLONASS uydularının ölçülerini içerecek şekilde düzenlenmiştir. Uygulamada kullanılan noktaların IGS'nin sitesinde yayınlanan günlük kartezyen koordinat değerleri gerçek değerler olarak alınmıştır. Tüm noktalara ait veri setleri PPP yöntemine göre CSRS-PPP ve MagicGNSS servislerinde değerlendirilip gerçek değerlerinden farkları alınarak sonuç değerler istatistiksel olarak incelenmiştir. Buna göre her bir nokta için, ölçü sürelerinin, yalnızca GPS ve GPS+GLONASS uydu ölçülerinin, atmosferik koşulların ve farklı iki web tabanlı yazılımın sonuç değerler üzerindeki etkisi araştırılmıştır.
Taşınmaz kültür varlığı yönetiminde nesne tabanlı coğrafi veri modeli tasarımı
Türkiye'de korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olan; han, hamam, bedesten ve cami gibi yüz bini aşkın taşınmaz bulunmaktadır. Bu taşınmazların etrafında belirlenen korunma alanlarında, yoğun ve çarpık yapılaşmalar olduğu bilinmektedir. Ayrıca bu alanlar geçmişten süregelen kullanımlarıyla ticari çekim merkezi haline geldiğinden bu alanlardaki taşınmazların alım-satım bedelleri oldukça yüksektir. Bu bölgeler "Koruma Amaçlı İmar Planları" ile düzenlenerek çoğu zaman bu alanlarda yapılaşmaya izin verilmemekte, yapılaşma kısıtlanmakta veya bu taşınmazlar kamulaştırılarak eserlerin etrafı açılmaktadır. Her durumda bu tip alanlardaki taşınmazların mülkiyet verilerinin yanında, emlak vergi değerleri, piyasa değerleri, yapı tipleri gibi diğer bilgilerin de bilinmesi bu alanların alternatif çözümlerle edinimi veya yönetimini daha kolaylaştırmaktadır. Mevcut durumda yeterli veri ve bu veriyi işleyecek bilgi sistemi bulunmamasına çözüm olarak korunma alanlarında öncelikle ihtiyaç duyulan tüm grafik ve sözel verilerin bir coğrafi veri tabanında bir araya getirilmesi gerekmektedir. Bu amaçla örnek bir nesne yönelimli coğrafi veri tabanı, anket çalışması sonucu görülen ihtiyaç üzerine geliştirilmiştir. Böylece LADM ve TUCBS ile uyumlu bir veri modeli kurularak ihtiyaç duyulan veriler veri tabanına aktarılmış ve bir Coğrafi Bilgi Sistemleri uygulamasıyla test edilerek edinim maliyetleri analiz edilmiştir. Çalışmanın en önemli sonuçlardan biri emlak vergi değerleriyle piyasa değerleri arasında çok ciddi farklar olması ve bunun taşınmaz kültür varlıkları için alınan % 10'luk payı ciddi oranda etkilediğidir. Çalışmanın ülke genelindeki yüz bini aşkın taşınmaz kültür varlığının korunma ve edinimine esas olacak biçimde kullanılması veya mevcut sistemlerin çalışma içindeki verileri de içerecek şekilde revize edilmesi önerilmektedir.
Ülkemizde orman alanları için harita projeksiyonu seçimi
Yeryüzünün harita düzlemine aktarılmasında, yeryüzünü tam anlamıyla temsil eden bir geometrik şeklin bulunmaması nedeniyle, küre ve elipsoid gibi geometrik yüzeyler referans yüzeyi olarak kabul edilir. Bu nedenle yeryüzünün açı, doğrultu ve alan özelliklerinin tamamının korunması ve deformasyona uğramadan harita düzlemine aktarılması mümkün değildir. Dolayısıyla yapılacak çalışmalarda açı, doğrultu ve alan özelliklerinden çalışmanın amacına uygun olan özelliklerin korunarak haritaların oluşturulması yoluna gidilir. Ülkemizde, alan deformasyonunu korumayan konform projeksiyonlar tercih edilmektedir. Projeksiyon koordinatlarıyla hesaplanan alan değerleri kesin alan değerleri değildir ve indirgeme getirilmesi gerekir. Gerçek alanlar coğrafi koordinatlar ile elipsoid yüzeyinde hesaplanmalıdır. Tez kapsamında, Kütahya Orman Bölge Müdürlüğü sınırları dahilinde ve 300-3000 hektar aralığındaki orman parsellerinin alanları; konform UTM(3° ve 6°) ve ArcGIS 10.3 yazılımındaki altı farklı alan koruyan projeksiyon ile hesaplanarak sadece projeksiyon seçiminden kaynaklanan deformasyonlar irdelenmiştir. Sonuç olarak, çalışma alanındaki 3000 hektara kadar olan 25 adet orman parselinin tamamında Gillissen yöntemiyle hesaplanan gerçek alan değerleri ile Lambert azimutal alan koruyan konik projeksiyonla hesaplanan alan değerleri arasındaki farkların 50 m2'nin altında olduğu, %96 oranında 30 m2'nin altında olduğu, bunlardan 6 tanesinin de m2 doğruluğunda kullanılabilir olduğu gözlenmiştir. Batı-Doğu yönünde çok fazla boylamda yer alan ve merkez boylamdan uzaklaşmanın alan deformasyonu açısından etkisi ve önemi bulunmayan Lambert Azimutal alan koruyan konik projeksiyon ülkemizde orman alanlarında harita projeksiyonu olarak kullanılabilir. Bu tarz büyük alanları ilgilendiren uygulamalarda, sonucu doğrudan etkileyen koordinat verisinin günümüz teknolojisinin imkanlarının en iyi şekilde kullanılarak yüksek doğruluk ve hassasiyet seviyesinde elde edilmesine özen gösterilmelidir.
IGS istasyonları zenit troposferik gecikme parametresi zaman serilerinde trend ve mevsimsel etki analizleri
Bu çalışmada, Türkiye ve Avrupa'dan seçilen 19 adet IGS istasyonu için 1995-2010 yılları arasındaki Zenit Troposferik Gecikme (ZTD) ürünlerinin COST Aksiyonu ES1206, GNSS4SWEC kapsamında yeniden kestirimi ile elde edilmiş (IGS Repro1) ZTD zaman serileri kullanılarak zaman serilerindeki trend ve mevsimsel etki analizleri yapılmıştır. Çalışma kapsamında, trend analizinde farklı özelliklere sahip parametrik ve parametrik olmayan yöntemler kullanıldı. Parametrik yöntemlerden; Basit Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Bu yöntem ile kurulan modelin doğruluğu ve regresyon parametrelerinin anlamlılığı hipotez testleri ile test edilmiştir. Parametrik olmayan yöntemlerden; Mann-Kendall testi, Mann-Kendall Mertebe Korelasyon testi, Spearman'ın Rho testi ve Sen'in Trend Eğim metodu kullanılmıştır. Trend testlerinden elde edilen sonuçlar birbiri ile kıyaslanmıştır ve yorumlamalar yapılmıştır. Ardından verinin homojen olup olmadığını belirlemek amacıyla Run (Swed-Eisenhart) testi yapılmıştır. Son olarak zaman serisi üzerinde mevsimsel etki analizi yapılmıştır. Çalışmada ZTD zaman serilerinde hem trend hem de mevsimsellik analizleri için farklı yöntemler kullanılarak uygulamada yöntemlerin birbirlerine göre avantajlı ve dezavantajlı durumları değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Tez çalışması kapsamında uygulanan tüm yöntemlerde hesaplamalar MATLAB ortamında yazılan kodlarla yapılmıştır. Kullanılan veriler Dr. Olivier BOCK(IGN, Fransa) tarafından hazırlanmış ve kalitesi kontrol edilmiştir.
Üç boyutlu kent modelleri için silüet analiz modülü tasarımı ve geliştirilmesi
Üç boyutlu kent modelleri; arazi yüzeyleri, yerleşim bölgeleri, binalar, bitki örtüsü, altyapı ve peyzaj öğeleri gibi kentsel alanlara ait nesnelerin temsil edildiği dijital temsilleridir. Üç boyutlu kent modelleri, bilgisayar oyunları ve eğitim amaçlı kullanıldığı gibi kentsel planlama, afet yönetimi, tesis yönetimi, lojistik, güvenlik, telekomünikasyon, konumsal servisler, gayrimenkul değerlendirmeleri gibi birçok farklı uygulamada sunum, üretim, analiz ve yönetim görevlerinde de kullanılmaktadır. 3B konumsal analizlerden biri olan silüet analizi, kentsel alan düzenlemesi ve peyzaj planlaması için önemli analizlerdendir. Silüet analizleri, özellikle kentsel alanlarda kent simgesi haline gelmiş önemli binaların silüetinin korunması için kullanılmaktadır. En sık kullanılan Coğrafi Bilgi Sistemleri yazılımlarından olan ArcGIS, sahip olduğu 3D Analyst modülünün sunduğu fonksiyonlar ile görüş hatları çizme, görüş, görüş hattı, gözlemci noktaları, gölge, görüş alanı, görünürlük, skyline, skyline bariyer ve skyline grafik gibi analizleri gerçekleştirebilmektedir. Ancak, 3D Analyst modülünde binaların silüet görünümünü oluşturacak bir fonksiyon bulunmamaktadır. Bu çalışmada, ArcGIS yazılımı için Python programlama dili kullanılarak bir silüet analiz modülü geliştirilmiş ve bu modülün kullanılacağı bir araç çubuğu tasarlanmıştır. Silüet analiz modülü, gözlem yapılan noktadan belirli bir görüş alanında kalan binaların silüet görüntüsünü üretebilmekte ve aynı alanda yapılması düşünülen yeni binaların silüete etkilerini tespit edebilmektedir. Ayrıca siluet analiz modülünün kullanılması ile yeni yapılan binanın kent silüetini bozup bozmadığı belirlenebilmekte ve yeni binaların maksimum yüksekliği ve kat adedi hesaplanabilmektedir. Böylelikle kentsel planlama sürecinde ve imar planlarının uygulanmasında karşılaşılan kentsel silüetin bozulması problemlerinin çözümüne önemli katkı sağlanmıştır.
Su gövdelerindeki değişimlerin otomatik olarak tespit edilmesi ve analizi
Uzaktan algılama tarım, orman, bitki örtüsü ve su gibi farklı alanlarda sıklıkla kullanılmaktadır. Göllerde su yüzeyindeki değişimler, ekosistemler ve sürdürülebilir su kaynaklarının yönetimi açısından elzemdir. Bu çalışma, uydu görüntüleri kullanılarak Türkiye’de farklı oluşum kökenlerine ve su kimyalarına sahip 10 gölün (Akşehir, Eber, Tuz, Salda, Manyas, İznik, Van, Beyşehir, Eğirdir, Burdur) 1984–2025 yılları arasındaki göl su yüzey alanı değişimini otomatik olarak tespit etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın temel veri kaynağını Landsat 5 TM, Landsat 8 OLI/TIRS, Landsat 9 OLI-2/TIRS-2 ve Sentinel-2 MSI uydu görüntüleri oluşturmaktadır. CHIRPS yağış verileri ile ERA5-Land potansiyel buharlaşma verileri hidroklimatik değerlendirmeleri desteklemek amacıyla kullanılmıştır. Veriler, Google Earth Engine platformunda işlenmiştir. Su yüzeylerinin sınıflandırılmasında spektral indeksler ve Otsu eşikleme yöntemi kullanılmış; bu kapsamda Modifiye Edilmiş Normalize Edilmiş Fark Su İndeksi (MNDWI), Normalize Fark Bitki Örtüsü İndeksi (NDVI), Normalize Fark Su İndeksi (NDWI) ve Otomatik Su Çıkarma İndeksi (AWEI) hesaplanmıştır. Ayrıca tüm analiz yıllarında (1984, 1990, 1995, 2000, 2005, 2010, 2015, 2020, 2025) Rastgele Orman (RO), Destek Vektör Makineleri (DVM), Sınıflandırma ve Regresyon Ağacı (CART) ve K-En Yakın Komşu (KNN) makine öğrenmesi algoritmaları uygulanmıştır. Göllerin su yüzey alanlarında anlamlı azalmalar tespit edilmiştir. En çarpıcı düşüşler, yüzey alanının tamamını yitiren (%100) Akşehir Gölü’nde ve alanının %93,68’ini kaybeden Tuz Gölü’nde gözlemlenmiştir. Makine öğrenmesi algoritmaları arasında RO modeli, %99,25 genel doğrulukla en yüksek sınıflandırma başarısını göstermiştir. Bu çalışma, farklı oluşum ve özelliklere sahip göllerin izlenmesi için genelleştirilebilir ve güncellenebilir bir uzaktan algılama iş akışı sunmaktadır. Ayrıca sürdürülebilir su kaynakları yönetimi için farklı disiplinlere bilimsel bir altlık sağlamaktadır.
Estimating basic forest stand parameters from UAS images
Owing to their numerous benefits to humanity and other species, forests are considered the lungs of our planet. Unplanned use of forests causes the humanity face with a wide variety of critical issues such as climate destabilisation, air pollution, temperature instability, landslides, etc. This, of course, attaches importance to the sustainability of forests. Managing forests in conjunction with technological developments play a significant role in the continuity of the service provided by forests. A high-quality forest management depends heavily on the proper specification of forest characteristics, i.e. stand parameters. These parameters are used to produce forest management plans. In Turkey, stand parameters are generally obtained with terrestrial measurements. However, field measurements are neither cost- nor time-efficient in most cases, especially in large-scaled forests. The aim of this thesis is to estimate critical stand parameters (location, number, height, crown closure and crown diameter of trees) with point clouds extracted from Unmanned Aerial Systems (UAS). A novel polynomial fitting-based (PFB) approach was also proposed to estimate crown diameters of trees. The results of the proposed methodology were compared to the reference data and to the results of widely used segmentation-based approaches. All stand parameters were estimated in MATLAB environment. The results showed that the developed MATLAB script managed to estimate the stand parameters with a high accuracy and that the PFB methodology outperformed the other segmentation-based approaches in crown diameter estimation. The main conclusion drawn from this thesis is that using UASs enables the accurate estimation of stand parameters.
Akım gözlem istasyonu bulunmayan taşkın havzalarındaki değişimlerin taşkın riskine etkisinin belirlenmesi: Rize, Güneysu örneği
Taşkın olayları zaman içinde değişen çok sayıda durum değişkeni ve sürücü değişkeninin etkisi altında meydana geldikleri için önceden kesin olarak belirlenemeyen özellik göstermektedirler. Bu bakımdan, taşkın çalışmalarında probablistik (olasılıkçı) yaklaşımların kullanılması büyük önem taşımaktadır. Bununla birlikte hidrolojik olayların fiziksel yönlerini inceleyerek taşkın olaylarının temsilinde matematik modellerin kullanıldığı deterministtik (gerekirci) yaklaşımın benimsenmesi gerekmektedir. Deterministtik ve probablistik yaklaşımların bir arada kullanıldığı taşkın modelleme çalışmaları için gerekli ilk adım, gerekli doğal verilerin temin edilmesi için ölçümlerin yapılmasıdır. Bunun için yeterli ölçüde ve prezisyonda bir ölçme ağının kurulması gerekmektedir. Gözlem istasyonlarından elde edilen veriler olmadan taşkın olayını hassas doğruluklu olarak modellemek ve taşkın tehlike, taşkın risk haritalarını üretmek mümkün değildir. Ancak etkin ve sürdürülebilir taşkın risk yönetimi çalışması için taşkın tehlike ve risk haritalarının üretilmesi gerekmektedir. Özellikle dik yamaçlara sahip, dar ve derin vadi boyunca akan, yüksek eğim ve akış hızına sahip vahşi derelerde taşkın olayını modellemek ve risk altındaki unsurları belirlemek oldukça zordur. Bu tip akarsularda gözlem istasyonlarının bulunmaması, bilinmeyen değişkenlerin çokluğu ve aralarındaki ilişkilerin karmaşıklığı, taşkın risk haritalarının yapılmasını daha da zorlaştırmaktadır. Bu doktora tez çalışması kapsamında, memba kısmında Akım Gözlem İstasyonu (AGİ) bulunmayan Güneysu Deresi için taşkın modelleme çalışması gerçekleştirilmiş ve zamansal boyutta taşkın risk değişiminin analizi yapılarak arazi kullanım yönteminin taşkın risk haritalarının üretimindeki önemi ortaya konulmuştur. Sürdürülebilir Taşkın Yönetimi için bölgeye özgü fiziksel olmayan öneriler ortaya konulmuştur. Çalışmada taşkın modelleme, hidrograf simülasyonu, demografik bilgiler, UA teknikleri ve CBS kullanılmıştır.
Arsa arazi düzenlemerine ait teknik şartnamelerin incelenmesi ve modellenmesi
İmar Kanunu hükümlerine göre imar planlarının yapımı zorunlu, uygulaması ise idarelere bırakılmıştır. Oysaki imar planları hazırlandıktan sonra süratle imar uygulamaları yapılarak talep edilen imar parsellerinin oluşturulması gerekmektedir. İdareler, teknik personel eksikliği ya da mevcut personelin mevzuata hakim olmaması sebebiyle, uygulamaları kendileri yapmayıp ihaleli olarak yüklenici firmalara yaptırmaktadır. Ne var ki; idarelerin çoğunlukla personelinin yetkin olmaması sebebiyle ihale kapsamında, uygulama esasları ve hukuki yönden eksik teknik şartnameler hazırlanmakta olup, konuya hakim olmayan personel tarafından ihale süreci başlayıp tamamlanmaktadır. Bu sebeple, bazı uygulamalar da teknik ve hukuki hatalar yapılması nedeniyle vatandaşlar tarafından açılan davalar yoğun bir şekilde idari yargıya intikal etmektedir; yargılama sonucunda iptal edilen imar planı uygulamalarının geriye dönüşümünde yaşanmaktadır.Bu tez çalışmasında ihaleli olarak yaptırılacak arsa ve arazi düzenlemelerine ait teknik şartnamelerin incelenmesi ve incelenen şartnamelerde ki belirlenen eksiklikler doğrultusunda yeni bir teknik şartname modellemesi yapılmış olup, Sonucunda idarelerin daha adil, uygulama ve hukuki boyut yönünden eksiksiz bir arsa ve arazi düzenlemesi yapabilmesi için modellenen teknik şartnameye ilişkin önerilerde bulunulmuştur.
Türkiye için farklı yöntem ve verilerle belirlenen jeoidlerin karşılaştırılması
Farklı amaçlar için kullanılan jeoide pratikte yaygın olarak ortometrik yüksekliklerin elde edilmesinde ihtiyaç duyulur. Ortometrik yüksekliklerin, geleneksel ölçülerle bulunması oldukça zahmetli ve zaman alıcı bir işlemdir. Buna karşın GPS ile bulunan elipsoid yüksekliklerinden ortometrik yüksekliklere dönüşüm daha kolaydır. Ancak bu dönüşümde, belirli bir doğruluğa sahip jeoid yüksekliklerinin bilinmelidir.Bu çalışmada, günümüze kadar Türkiye için yetkili kişi ve kurumlarca belirlenen jeoid modelleri birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Bu amaçla 1976 Türkiye Jeoidi, Türkiye Jeoidi-1991, Türkiye Doppler Jeoidi, Türkiye PseudoWGS84 Doppler Jeoidi, Türkiye Astrojeodezik Jeoidi-1994, GPS/Nivelman Jeoidi, Güncellenmiş Türkiye Jeoidi-1999, Yeni Türkiye Jeoidi-2003, Türkiye Jeoidi-2009, Türkiye Hibrid Jeoid Modeli-2009 olmak üzere 10 adet lokal jeoid modeli ve OSU91A, EGM96, GGM01S, GGM01C, EIGEN-GRACE01S, EIGEN-GRACE02S, EIGEN-CHAMP03S, GGM02S, GGM02C, EIGEN-CG01C, EIGEN-CG03C, EGM08 olmak üzere 12 adet Global jeoid modeli kullanılmıştır.Sayısal uygulama için Türkiye Ulusal Temel GPS Ağının Türkiye geneline mümkün olduğunca homojen olarak yayılmış 30 noktası seçilmiştir. Seçilen bu 30 test noktasının değişik Türkiye lokal ve Global jeoid modellerindeki jeoid yükseklikleri hesaplanmıştır. Bu modeller, hesaplanmalarında esas alınan kriterler yönünden ve bu modellerden test noktalarında bulunan farklı jeoid yükseklikleri yönünden karşılaştırılmıştır. Jeoid yüksekliklerine göre yapılan karşılaştırmalar, lokal jeoid modellerinin kendi aralarında ve global jeoid modelleri ile lokal GPS/Nivelman jeoidi arasında yapılmıştır. Test noktalarında değişik modellerden bulunan jeoid yüksekliklerinin farkları değerlendirilmelere tabi tutularak bazı bulgular elde edilmiştir. Bu bulgular ve jeoid modellerinin oluşturulmalarında esas alınan kriterler göz önünde bulundurularak, değişik jeoid modelleri arasındaki uyuşumsuzlukların nedenleri ve büyüklükleri araştırılmıştır. Sonuçta, 1999 yılından sonra belirlenen jeoidlerle ortometrik yüksekliğe geçişin desimetre mertebesinde yapılabileceği görülmüştür.