
118
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Türk modernleşme sürecinde kadının değişen tomlumsal rolü
Türk toplumunda kadının toplumsal rolüne ilişkin bir araştırma yapmak istediğimizde görmekteyiz ki, kadın konusuyla ilgili yeterli sayıda araştırma ve kaynak bulunmamaktadır.Yüksek lisans tezi olarak sunduğum bu araştırmanın, Türk tarihinde kadın araştırmaları alanında oluşan veri tabanına bir katkı sağlayacağını, Osmanlı Toplumunda kadın hareketlerinin ve genel anlamda Türk modernleşme tarihinde kadının değişen toplumsal rolünün ortaya çıkmasına ve son olarak cumhuriyet sürecindeki etkisine ışık tutacağını umuyorum.1789 Fransız İhtilali'nden sonra yayılan eşitlik ve özgürlük fikirleri ve bu fikirlerin oluşturduğu yeni toplumsal örgütlenme biçiminden etkilenen Türk kadınlarının yeni toplumsal sorumluluk araçlarına ulaşma ve kullanma süreçlerine katılma isteği Osmanlı Türk Toplumunda da eş zamanlı olarak algılanmış ve kabul görmüştür. Bu değişme, eş zamanlı olarak tüm dünyada olduğu gibi Türk Toplumunda da etkisini göstermiş; hem birey hem de toplum bazında başlayacak olan pek çok değişikliğin fitilini ateşlemiştir.Türk modernleşme sürecinde kadınının değişen toplumsal rolü üç bölümde ele alınmaktadır. Birinci bölümde Türk kadınının bireysel toplumsal rolünün, sosyal sorumluluk anlayışının destanlarda ve Türk efsanelerindeki yaşayış ve yansıtılış örnekleri;Osmanlı toplumunda kadının toplumsal yaşamdaki rolü; aile,eğitim ve çalışma yaşamındaki yeri açısından incelenmiştir.İkinci bölümde Aydınlanmanın bir yansıması olarak kadının değişen toplumsal rolüne uyum sağlamak için Osmanlı döneminde kadın entelektüellerin ?diğer? kadınları bilgilendirmek ve kitleleştirmek adına çıkardıkları dergiler ve kurdukları derneklerden bahsedilmiştir. Ayrıca, Osmanlı döneminde kadınları iş hayatına dâhil etmek için kurulan bir dernek, ayrıntılı olarak incelenmiştir. Türk modernleşme sürecinde Türk kadını sosyal sorumluluğun yeni anahtar sözcükleri `eşitlik, hak ve adalet' kavramlarını temelden algılamış ve tüm kadınları bilinçlendirmek, hatta bu anlamda bu hareketin kaynağı olan Batıdan öne gelmek için büyük çaba sarf etmiştir ve başarılı da olmuştur.Üçüncü bölümde ise, Cumhuriyet döneminde Türk kadınının daha önceki süreçte sarf ettiği çabalarının meyvelerini toplama dönemi göz önüne serilmiştir. Yani cumhuriyetin ilanı, bu dönemde kadınlara verilen haklar- seçme seçilme, iş hayatına doğrudan katılma- Atatürk'ün Türk kadını hakkındaki düşünceleri gibi konular incelenmiştir. Ayrıca bu dönemde Türk kadınının meclise girmesi ve yaptıkları çalışmalar da yer almaktadır.Bu çalışma, kadınların tarih sahnesindeki toplumsal davranış örüntülerini takip etme fırsatı, aynı zamanda kadınların düşünce yapıları ve `özgürlük' fikri çevresindeki hareketlerini kavrama imkanı vermekte; Türk kadınının değişen toplumsal rolünün sosyolojik anlamını,kadın hareketlerinin gelişim ve değişimi bağlamında açıklamaktadır.Anahtar Kelimeler : Değişim, Hak, Modernleşme, Rol, Türk Kadını.
Sivil toplum ve kamusal alan tartışmaları çerçevesinde Türkiye'de devlet ve sivil toplum ilişkisi
Demokratik toplumlarda kamusal alan ve sivil toplum kavramları iç içe geçmiş ve birbirini tamamlayan bir durum halini almıştır. Kamusal alan tartışmalarında, bireylerin tercihlerini ve haklarını yok sayarak toplumsal bütünlüğün sağlanması adına çeşitli yaptırımlar ve uygulamalar makul gösterilebilmektedir. Özel alanın, kamusal alan etkisiyle şekillendiği toplumlarda demokrasinin varlığından söz edebilmek mümkün değildir. Türk demokrasi tarihine bakıldığında, devlet geleneğinden siyasal kültürün ayrışma, partilerin demokrasi algılayış biçiminden toplumsal düzeyde örgütlenme ve dayanışma örüntülerine ve doğal olarak askeri darbelere uzanan oldukça geniş bir yelpazedeki faktörlerin etkisiyle biçimlenen demokratikleşme sürecimizde birçok sorunlar yaşandığı görülmektedir. Tüm bu sorunlara rağmen demokrasinin önündeki engeller tespit edilerek telafi edilmeye çalışılmaktadır. Sağlıklı bir demokrasinin işleyebilmesi için gerekli olan koşullar göz önüne alındığında demokrasi kültür ve eğitimi, sivil toplum ve kamusal alanın önemi ön plana çıkmaktadır. Bu bağlamda Avrupa Birliği ile entegrasyon sürecinde sivil toplum kurumlarının önemi bir kat daha artmıştır.Sivil toplum-devlet ayrışmasından ortaya çıkan yeni siyasal anlayış, modern devletin dönüşümü ve Türk siyasal hayatında sivil toplumun gelişimi ele alınarak, Batı deneyimi bağlamında Türkiye'de sivil toplum-demokrasi-kamusal alan- özel alan tartışmaları irdelenmiştir. Jürgen Habermas ve Hannah Arendt'in kamusal alan ile ilgili görüşleri mukayeseli olarak ele alınmıştır.Türkiye'de sivil toplumun gelişme ihtimali, kamusal alan-özel alan tartışmalarının muhtemel sonuçları tartışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Demokratik Çoğulculuk, Kamusal Alan, Sivil Toplum, Siyasal Sosyalleşme, Yönetişim.
Çağımızın teorisyeni Jürgen Habermas'ın iletişim, siyaset ve modernlik anlayışı
İnsan tarihsel süreç içerisinde kendi varlığını ve sosyal birlikteliğini açıklamak adına, içinde yaşadığı sosyal dünya üzerine, süreç içerisinde elde ettiği deneyimlerden hareketle sosyal teoriler üretmiştir.Günümüz sosyal dünyasında insanın bu bilme etkinliği halen devam etmektedir. Sosyal bilim alanında insanın bu etkinliğine önemli katkılarda bulunan teorisyenlerden birisi de hiç kuşku yok ki Jürgen Habermas'tır.Habermas, son dönemde ortaya attığı İletişimsel Eylem Kuramı'yla, sosyal dünyanın merkezine insanın temel etkinliği olan dilden hareketle kavramsallaştırdığı rasyonel özneleri yerleştirir. Rasyonel özneler, onun iletişim, siyaset, modernlik kavramlarının da baş aktörleridir. Habermas, iletişim, siyaset, modernlik kavramlarıyla son derece tutarlı ve süreklilik arz eden teorik bir yapı oluşturmayı başarmıştır. Habermas'ın bu teorik yaklaşımının en önemli yönü ise, aktörleri ve onların rasyonel eylemlerini sosyal dünyanın üretiminde ve yeniden üretiminde temel güç olarak kavramsallaştırma eğilimidir. Habermas, bu teorik kurgusu ile aktörlere ve onların rasyonel eylemlerine yaptığı vurguyla, günümüz sosyal dünyasına ışık tutmayı başarmıştır.
Çocukların aile içi şiddete uğramasına neden olan sosyo-ekonomik faktörler
Şiddet çok yönlü bir olgudur. Şiddeti ortaya çıkaran bireysel, toplumsal ve kültürel birçok neden ve bu nedenler arasında çok yönlü bir ilişki söz konusudur. Her düzeyde farklı boyutlarda ortaya çıkan şiddet daha çok çocukları hedef almaktadır.Bu araştırmada, çocuklarına şiddet uygulayan aile profillerinin sosyo-ekonomik özellikler açısından belirlenmesine çalışılmıştır. Bunun yanında şiddetin okul başarısına etkisinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Sosyo-ekonomik değişkenler olarak; aile yapısı, gelir ve öğrenim düzeyi kriter olarak alınmıştır.Çalışmanın sonucunda; parçalanmış ailelerin, gelir düzeyi ve öğrenim düzeyi düşük ailelerin çocuklarına daha çok şiddet uyguladığı saptanmıştır. Çocukların şiddete maruz kalması okul başarısını olumsuz yönde etkilemektedir.Konuyla ilgili alan çalışması, Kütahya ilinin Tavşanlı ilçesinde, iki ilköğretim okulunda (Yıldırım Beyazıt, Milli Egemenlik) gerçekleştirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Aile içi şiddet, Okul başarısı, Parçalanmış aile, Sosyo-ekonomik düzey, Şiddet türleri.
Modernliğin bugünü: modernist, postmodernist ve alternatif yaklaşımlar
Modernlik, toplumların tarihsel süreçte ulaştıkları son insanlık durumudur. Rönesans, Reformasyon ve Aydınlanma süreçleri, modernliğin hazırlanmasında düşünsel anlamda etkili olmuştur. Amerikan ve Fransız Devrimleri modernliğin şekillenmesinde politik dayanakları oluşturmuş, Endüstri Devrimi ise modern toplumun ekonomik altyapısını meydana getirmiştir.Feodal ve Tanrı merkezli dünyayı ortadan kaldırarak toplumsal bir dünyayı oluşturan bireyler, modernlikle birlikte her türlü dışsal otoriteden bağımsızlaşarak yaşamlarını kendi denetimlerine almaya başlamışlardır. Erken dönem modernliği kendi aklı ile karar verebilme ve dünyayı dönüştürebilme yeteneğine sahip bireylerin, kendisinin efendisi olduğu, bir ulus-devlet içinde hukuk aracılığıyla garanti altına alınan bireysel hakların ve karşılıklı çıkarların yurttaşlık çerçevesinde hayata geçirildiği, doğanın bilim aracılığıyla insanın denetimine alınmasının başarıldığı bir toplumsal dünya olarak ilerleme hedefiyle karakterize edilir.Öte yandan, modernliğin ilk ekonomik sistemi olarak ortaya çıkan kapitalizmin toplumu sınıflar halinde bölmesi, karşıtlıkların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Yirminci yüzyılla birlikte modernlik, ekonomi sahasından kaynaklanan dönüşümler içine girmiştir. Modernliğin dönüşümleri önce sosyal devlet çatısı altında kolektivist olarak, daha sonra da neo-liberal bir anlayışla çokkültürcü ve bireyci olarak gerçekleşmiştir. Modernliğin neo-liberal döneminde eşitlik söyleminin ve politikanın öneminin azalarak, özgürlük taleplerinin ve kültürel farklılıkların baskın hale gelmesi, postmodern toplum teorisinin modernliğin sonunu işaret etmesine yol açmıştır.Postmodernizm, modernliğin ilkelerinin yoruma açık oluşunu yadsıyarak, günümüz dünyasını açıklamakta başarısız olmaktadır. Modernlik, bir çeşitlilikler dünyası olarak, çelişkileri içinde barındırmaya devam etmektedir. Habermas'ın belirttiği gibi, Aydınlanma projesi olarak modernlik, henüz hedeflerini gerçekleştiremediği ve çelişkilerini çözemediği için tamamlanmamıştır. Bu yüzden, modernliğin bugününü bir yeniden yapılanma süreci olarak görmek daha doğru olacaktır.
Küreselleşme karşıtlığı'nın sosyolojik parametreleri ve Türkiye'de küreselleşme karşıtlığı
Geçiş çağındayız. Tarih boyunca oldukça fazla ve bazen de sık kırılma noktalarının olduğu ileri sürülebilir. Diğer yandan sistem ya da süreç içersindeki kırılma noktaları sistemik gelişim ya da evrim süreçlerine tekabül ederken, bugün bir dönüşüm çağında olduğumuzu söylemek gerçekçidir. Dolayısıyla ?geçiş? dediğimizde; başkalaşma sürecini anlamak gerekmektedir.Geçiş dönemlerindeki davranış pratikleri, daha gelişmiş bir düzeye çıkacağı varsayımına dayanan bir gelişim içindedir. Bu nosyon, varolan algı düzeyinin kendi içindeki gelişimi içersinde oldukça tutarlıdır. Ne var ki ?geçiş süreci? dediğimiz sosyolojik gerçeklik, eğer başkalaşma sürecine tekabül ediyorsa ki temel parametremiz budur, tüm sosyal aktör eylemine ve kurumsal yapılara tesir edecek bir süreci algılıyoruz demektir ki bu da bizi sistemin kendi içyapısındaki dönüşümü araştırmaya götürür.Küreselleşme; sosyal aktörün eylem süreçlerinde bir dönüşüm yaratması beklenen bir süreçtir. Bunu algılamanın temel yolu; mevcut eylem süreçlerini belirleyen olguların, bunları tetikleyen ve/veya önceleyen süreçlerle olan farkını ya da benzerliğini bulmaktır.Bu çalışma; sürecin ?dönüşüm? olarak anlaşılması gerektiğini belirten liberal tezlerle; olguyu değerlendirme perspektiflerini de içine alan bir başka argümanla; ?sürecin liberal-kapitalist? bir süreç olduğu, dolayısıyla emperyalizmin kurumsallaştığı yönündeki tezle karşılaştırarak değerlendirmektedir.Anahtar Kelimeler : Hegemonik Akıl, Küreselleşme, Küreselleşme Karşıtlığı, Liberal-Kapitalist Küreselleşme, Sermaye Birikimi.
Gecekonduda yaşayan kadınların sigara içme davranışlarına etki eden sosyo-ekonomik faktörler
Uluslararası tütün şirketlerinin Türkiye pazarına girmesiyle yaygınlaşan sigara içme davranışı, günümüzde sağlık sorunlarının önlenebilir nedenlerinin başında yer almaktadır. Gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye, tütün şirketleri için hedef konumundadır. Özellikle, barındırdığı genç nüfusuyla Türkiye önemli bir pazardır ve gelecek için umut vaat etmektedir.Tütün şirketlerinin ve reklamlarının hedefi kadınlar olduğundan, geçmiş yıllara oranla, günümüzde kadınlar daha çok sigara içmeye başlamışlardır. Bununla birlikte yaşanılan toplumsal değişimler de kadınların sigara içmelerine olanak vermektedir.Bu çalışmada, kentleşme ile birlikte yaşanan toplumsal değişimin, gecekondularda yaşayan kadınların, sigara içme davranışları üzerinde nasıl bir etki yarattığı incelenmektedir. Gecekondu ve kent bağlamında, kadınların sigara içme davranışını nasıl anlamlandırdıklarına bakılmaktadır. Gecekondudaki yaşam tarzı kırsal alandaki yaşam tarzından farklılıklar içerdiği için; bu farklılıklar uyum sağlama problemini de yaratmıştır. Kent ortamında ilişkilerin formelleşmesi, kadınların daha rahat hareket etmelerine olanak vermektedir. Kent yaşamında sosyal baskı ve kontrol azalmıştır. Bununla birlikte, kırsal yaşam kalıpları kısmen de olsa devam etmektedir. Böyle bir ortamda, sigara içme davranışı da yeni anlamlar kazanmaktadır.
Tarihsel ? kuramsal yönleriyle Kemalizm ve günümüze dair açılımlar
Liberalizm, İslamcılık ve Kemalizm, hepsi de, kuşkusuz günümüz Türk siyasi yaşamının temel karakterini belirlemede büyük bir öneme sahip. Hedefleri ve siyasi projeleri farklı olsa da, söz konusu üç tarz-ı siyasetin hepsi de bir tek şeyi arzulamaktadır: Kendilerine özgü birlikte yaşamaya ilişkin önerileri ekseninde devleti yönetmek.Bu amaç uğrunda söz konusu üç tarz-ı siyaset, yirminci yüzyılın son çeyreğinden itibaren belirginleşen yenidünya düzeni doğrultusunda birbirlerine olan mesafelerini, benzerliklerini ve ayrılık noktalarını yeniden gözden geçirmek durumunda kaldılar. Geriye dönüp bakıldığında, Türk siyasi tarihinin son dönemi, bize, bu üç düşünme biçiminden bazen bir projenin diğer(ler)ine oranla daha fazla öne çıktığı dönemler olduğunu gösterecektir.Modern Türk tarihinin bir sonucu olarak Türk siyasetinin son durumu bir gerçeğe dikkat çekmektedir: Liberalizm ve muhafazakârlık aralarındaki sorunları büyük ölçüde halletmiş gibi görünmektedir. Liberaller, Türk modernlik deneyimine Batı'ya alternatif bir modernlik projesi olma fırsatını vermedikleri gibi, İslami Doğu için liberal-muhafazakâr demokrasiye büyük önem atfetmektedirler. 80'lerden bu yana İslamcı sermaye birikimi muazzam derecede arttı. Bu durumun sonucu olarak, kültürel ve politik bağlamda, İslamcılar, devletin laik yapısını zayıflatmak için sıkı biçimde çalışmaktadırlar. Dolayısıyla bu süreçte, İslamcılar Kemalizmi halen en büyük muhalifi olarak görmektedirler.
Kitle iletişim araçları ve yanlış bilinçlilik
Son dönemlerde, kitlesel iletişim üstüne yapılan çalışmaların arttığı görülmektedir.Sosyal bilimlerin ve özellikle sosyolojinin bu alana yüklediği önemin nedeni kitle iletişimaraçlarının yol açtığı toplumsal dönüşümlerdir.Bu çalışmada, kitle iletişim araçlarının neden olduğu toplumsal dönüşümleri anlamakiçin bu araçların kitlelerde yarattığı ?yanlış bilinçlilik? olgusuna merkezi bir önem verilmesigerektiği tartışılmaktadır. Yaşantımızın her alanına son yıllarda giriş yapan kitle iletişimaraçlarının ve bu araçlardan en etkilisi olduğunu düşündüğümüz televizyonun başta habervermek olmak üzere birçok işlevi vardır. Ancak, kitlesel iletişimin hem siyasi hem deekonomik anlamda bireyleri denetim altına almak amacıyla yanlış bilinç ürettiği de göz ardıedilmemelidir.Kitlelerde içinde yaşadıkları döneme ilişkin yanlış bilinç oluşturma olgusu sermayesınıfı için son derece önemlidir. Buradaki önem sadece sermaye sınıfının kitle iletişimaraçlarını kullanarak oluşturmayı hedeflediği yanlış bilinçlilik değildir. Aynı zamanda, siyasalalan da kitle iletişim araçlarını kullanarak seçmen kitlelerinde yanlış bilinçlilik yaratmayıhedeflemektedir.Bu çerçevede, siyaset ve ekonomi arasındaki bağlar irdelenerek Türkiye'deki kitleiletişim araçlarının gelişimi araştırılmaktadır. Bu araştırmanın da gösterdiği temel sonuçyanlış bilinçliliğin kitlesel iletişimle ilişkisinin kesinliği olmaktadır. Tüm budeğerlendirmelerin temeline ?kitle kültürü? ve ?kültür endüstrisi? kavramlarıyerleştirildiğinde, süreç daha anlaşılabilir bir görünüm kazanmaktadır. Türkiye'de kitleiletişim araçlarının gelişimi ve Türk medyasının holdingleşme süreci göz önüne alınarak kitlekültürü ve kültür endüstrisi eleştirilerinin bu süreci açıklayabildiği gerçeği ortayakonulmaktadır.
Adana Halkevi Görüşler dergisinin Türk modernleşmesi açısından analizi
?Adana Halkevi Görüşler dergisinin Türk modernleşmesi açısından analizi? adlı tez çalışması Adana Halkevi'nin kuruluşundan 1950 yılına kadar olan süre içerisinde Türk modernleşmesine yönelik faaliyetleri, halk üzerindeki etkileri, Adana'nın sosyo-kültürel hayatına etkileri ortaya konulmuştur.Adana Halkevi Cumhuriyetin ilanından sonra CHF tarafından milli devlet kurma çabalarının sonucu olarak, sosyal ve kültürel alanlarda ?devlet-halk? bütünleşmesini sağlamak, ?resmi devlet ideolojisini?, ?inkılâpları? halka benimsetmek, inkılâpların yayılmasını sağlamak amacıyla, 24 Şubat 1933 tarihinde açılmıştır. Adana Halkevi'nin dokuz şubesi kısa zamanda faaliyetleri ile dikkatleri üzerine çekmiştir.Adana Halkevi 1933-1951 yılları arasında Adana'da kültürel ve sosyal faaliyetlerin önemli merkezlerinden biri olmuştur. İnkılâpların benimsetilmesinde etkin rol oynamış ve bu amaç doğrultusunda konferanslar, kahve sohbetleri, temsiller, çay ve garden partileri, tören ve kutlamalar yapmıştır. Temsillerde kadının rol alması sağlamıştır. ?Modernleşme Projesi?nde önemli görülen dil ve tarih çalışmaları yapmış, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu'nun faaliyetlerine katkı sağlamıştır.Başta halkın eğitimi olmak üzere birçok alanda etkinliği bulunan Adana Halkevi 1933-1951 yılları arasında Adana halkının hem fikren, ruhen hem de bedenen eğitilmesine katkı sağlamıştır. Gerçekleştirdiği etkinlilerle Adana halkını bir araya toplayan Adana Halkevi ulus-devlet olma yolunda milli bilincin gelişmesini ve böylece modern bir toplum inşasına yardımcı olmuştur.