
5
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Piraklostrobinin SKOV-3 over kanseri hücre hattında proliferasyona ve migrasyona etkisinin araştırılması
Over kanseri, dünyada kötü huylu tümörler arasında yedinci, kadınlarda kanserden ölüm nedenleri arasında ise sekizinci sırada yer alır. Over kanseri risk faktörleri arasında, beslenme, yaşam tarzı, genetik ve çevresel faktörler sayılabilmektedir. Stobilurin pestisitler sınıfında yer alan piraklostrobin, mantar hücrelerinin mitokondriyal solunum aktivitesine etki ederek mantarların ölümüne neden olur. Bu pestisit çeşidinin mitokondriyal solunuma etki ediyor olması, birçok omurgalı ve omurgasız su türü canlıları için zehirli olduğu bildirilmiştir. Pestisitlerin yüksek yoğunlukta bilinçsiz kullanılması tarım işçilerini ve çevresini pestisitlere maruz bırakmaktadır. Piraklostrobin maddesinin over kanseri üzerindeki etkisi hakkında ve karsinojenite sınıfının belirlenmesi hakkında henüz yeteri kadar çalışma yapılmamıştır. Bu çalışmada over kanseri hücre hattı olan SKOV-3, ardışık dozlarda piraklostrobine maruz bırakıldı ve CCK-8 temelli sitotoksisite analiz kiti kullanarak proliferasyona etkisi gözlemlendi. SKOV-3 over kanseri hücrelerinde piraklostrobin maddesinin hücre proliferasyonunu tetiklediğine dair anlamlı bir değişiklik bulunamadı. Piraklostrobin uygulanmış SKOV- 3 hücrelerinin migrasyona etkisi kontrol grupları ile benzer tespit edildi. Araştırılan dozlarda piraklostrobinin SKOV-3 hücre hattında proliferasyona ve migrasyona etkisinin olmadığı sonucuna varıldı.
Progesteron ve D vitamininin karaciğer kanseri hücreleri üzerine etkilerinin araştırılması
Amaç: Kolestaz, karaciğer hastalıklarının en yaygın semptomlarından birisidir. Progesteronun, gebelik sürecinde kullanılmasının kolestaz riskini arttırdığına dair çalışmalar mevcuttur. Çalışmamızda, insan kolestaz örnekleri ile ilgili genlerin ifadesinde benzerlik gösterdiği bildirilmiş olan HepG2 hücre hattı model olarak kullanılmıştır. Bu çalışmanın amacı, progesteronun HepG2 hücre proliferasyonu ve karaciğer enzim düzeylerine etkilerini belirlemek, ayrıca D vitamininin progesteron muamelesinin sebep olabileceği olası sitotoksik etkileri engellemede rolü var mıdır incelemektir. Yöntem: Progesteron ve D vitamini tek başına veya birlikte uygulandıktan sonra HepG2 hücre canlılığı ve karaciğer enzimleri alanin aminotransferaz (ALT), aspartat aminotransferaz (AST) ve laktat dehidrogenazın (LDH) düzeyleri saptanmıştır. Bulgular: Hücrelere uygulanan progesteron dozlarından sadece 1mM ve 2 mM uygulama yapılmayan kontrol hücrelerine kıyasla hücre canlılığında anlamlı bir azalmaya yol açmıştır. Ek olarak, 1mM ve 2mM progesteron uygulaması AST ve LDH değerlerini anlamlı olarak düşürmüştür. D3 vitamininin 0,008 µM ve 166,667 µM dozları aralığında HepG2 hücrelerinde sitotoksik bir etkiye sahip olmadığı belirlenmiştir. Ayrıca, D3 vitamini uygulanmış hücrelerde ALT, AST ve LDH değerlerinde anlamlı bir fark görülmemiştir. Progesteronun tek uygulandığı hücrelerle, progesteron ve D vitamininin birlikte uygulandığı hücreler arasında hücre canlılığı ve karaciğer enzim düzeyleri benzer bulunmuştur. Sonuç: Kullanılan doz ve inkübasyon sürelerinde D vitamininin progesteron muamelesinin sebep olabileceği olası sitotoksik etkileri engellemede rolü olmadığı düşünülmektedir.
Subkutan leptin uygulanan gebe farelerin erkek yavrularında sperm canlılığı ve motilitesinin araştırılması
Erkek infertilitesi, erkeğin doğal yoldan baba olmaması durumudur. Erkek infertilitesi iki karakteristiğe sahiptir; sperm yetersizliği ve morfolojik anomalilerdir. Leptin sağlıklı üreme işlevi için gerekli olmakla beraber; fazla miktarda leptin erkek üreme sistemi üzerinde zararlı etkileri olabilmektedir. Bu tez çalışmasında gebelik sırasında annelerine deri altına leptin enjeksiyonu yapılan 10 haftalık Balb-C farelerinin erkek yavrularının ağırlık, sperm morfolojisi ve sperm motilitesindeki farklılıkların infertilite ile ilişkili olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Leptin tedavisinin ikinci nesil farelerde erkeklerin ağırlığı, sperm morfolojisi ve hareketliliği üzerindeki etkileri incelendi. 12 haftalık Balb-C farelere gebelik oluşturulduktan sonra, subkutan leptin enjeksiyonu uygulanan grup deney grubu olarak tasarlandı. Subkutan distile su enjeksiyonu uygulanan grup kontrol grubu olarak tasarlandı. İkinci jenerasyon 10 haftalık erkek Balb-C farelerin epididimisleri çıkartılıp, elde edilen sperm örnekleri kontrol grubu ile karşılaştırıldı. Sperm morfolojisini belirlemek için, Spermac ile boyanan sperm örnekleri ışık mikroskopunda 100X'lik büyütme oranında sperm sayımı yapıldı. Sperm motilitesini belirlemek için, makler kamerası kullanılarak 40X'lik büyütme oranında hareketli ve hareketsiz spermlerin sayımı yapıldı. Kontrol grubu ile deney grubunun kiloları değerlendirildiğinde gruplar arasında anlamlı fark gözlenmedi (p>0.05). Kontrol grubuna göre deney grubunda kıvrık kuyruk anomalisinde artma; normal spermde azalma istatiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Deney grubu ile kontrol grubu arasında, hareketsiz sperm sayılarında azalma (p<0.05); hareketli ve toplam sperm sayılarında ise artma istatiksel olarak anlamlı bir şekilde belirlendi (p<0.05). Leptinin ikinci jenarasyonun sperm hareketi ve morfolojisini gösteren ilk veri setleri arasında yer almaktadır. Leptin ile yapılan bu çalışmalara ek olarak ikinci kuşak erkek infertilitesinin birinci kuşakta alınan leptin ile ilgili olduğunu savunan bir çalışma olarak bilimsel literatürde ilkler arasında yer alacaktır.
6.güne giden embriyoların transfer sonrası gebe kalma oranlarının belirlenmesi
Embriyo transferinden önce blastokist seçimi, sağlıklı bir implantasyon olanağını güçlendirir. ICSI sonrası 5. gün ve 6. gün embriyo blastokist gelişim takibi yapılır. Bu süreç embriyonun rahim içine tutunmasını dolayısıyla asıl hedef olan gebelik şansın arttırmasını sağlayacaktır. Blastokist transferi ile yüksek gebelik ve implantasyon oranı sağlanırken, çoğul gebelik oranı da düşmektedir. Bazen embriyolar beklenen hücre sayılarına gelemezler ve geriden takip ederler. 5. günde morula aşamasında veya erken blastokist aşamasında kalabilir. Bu durumda embriyo gelişimini tamamlaması için 6. güne bekletilir. Bu çalışma 2010-2022 tarihleri arasında Acıbadem Altunizade Hastanesi Tüp Bebek Merkezi'ne başvuran vakalar arasında belirlenen, 5. gün ve 6. gün blastokist transfer oranları retrospektif olarak araştırıldı. Çalışmada 2052 blastokist transferi gerçekleştirilmiş vaka değerlendirilmeye alındı. 1998 vaka 5. gün blastokist transferi, 54 vaka 6. gün blastokist transferi gerçekleştirenler olarak belirlendi. 2052 vakanın 1388'inde (%67,6) gebelik oluştuğu, 664'ünde (%32,4) gebelik oluşmadığı görüldü. Yapılan analiz neticesinde ET 5. gün olgularda gebelik oranı, ET 6. gün olanlardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p=0.002; p<0.01). 5. gün embriyo transferi yapılan olguların grade II embriyo sayıları 6. gün embriyo transfer yapılanlardan istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptandı (0,002; p<0,01). 5. gün ET yapılanların 6. gün ET yapılanlara göre gebelik oluşma oranının yüksek olması nedeniyle 5. gün blastokistlerinin implantasyon başarısının daha yüksek olduğu sonucuna varıldı. Ancak 6. gün ET yapılanlarda da gebelik pozitif olguların varlığı transfer edilebilecek embriyo sayısının az olduğu durumlarda transfer yapılabileceğini gösterdi.
TESE ile sperm elde edilerek ICSI uygulanmış azospermik hastaların kriptozoospermik olanlarla fertilizasyon ve gebelik oranlarının karşılaştırılması
İnfertilite, çiftlerin en az bir yıl süre içerisinde hiçbir korunma yöntemi olmaksızın cinsel ilişkiye rağmen kadında gebeliğin oluşmaması durumudur. Gebelik elde edemeyen çiftlerin yarıya yakın kısmında erkek faktörü bulunmaktadır. Son derece düşük sperm sayısı ve sperm motilitesi olan kriptozoospermik ya da azospermik erkeklerde üremeye yardımcı tekniklerin kullanılmasını ICSI gerektirir. Bu çalışmada azospermi sebebiyle Testiküler Sperm Ekstraksiyonu (TESE) yapılan intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI) uygulanmış hastalar ile kriptozoospermik hastalar için fertilizasyon ve gebelik oranlarının retrospektif karşılaştırılması amaçlandı. Çalışma kriterlerine uyan 528 (1.grup azospermik n=256 ve 2.grup kriptozoospermik n=272) hasta çalışmanın örneklemini oluşturdu. Gruplarda %48,5'lik oranla (n=256) azospermi olgusu ve %51,5'lik oranla (n=272) kriptozoospermi olgusu bulunmaktadır. Olguların % 100'ünde (n=528) döllenme olduğu görüldü. Araştırmaya katılan 528 olgudan 92 tanesinde çeşitli sebeplerden dolayı embriyo transferi yapılamadığı, 436 olguda embriyo transferi yapıldığı görüldü. ET yapılan 436 olgudan %44,3'ünde (n=193) gebelik görülmezken, %55,7'sinde (n=243) gebelik görüldü. Kriptozoospermi grubundaki olgularda freezing yapılma oranı, azospermi grubundakilerden istatistiksel olarak anlamlı seviyede yüksek saptandı (p=0,008; p<0,01). Kriptozoospermi grubundaki olgularda 2PN sayısı ≥6 olanların oranı, azopermi grubundakilerden istatistiksel olarak anlamlı seviyede yüksek saptandı (p=0,036; p<0,05). Azospermik grupta gebelik oranı %51 ve kriptozoospermik grupta %49 (p<0.059) olup, iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Sonuç olarak gebelik oranlarında farklılık saptanmazken, kriptozoospermik vakalarda ise fertilizasyonun ve embriyo transferinden sonra kalan dondurulacak embriyo sayılarının daha yüksek olduğu gözlendi. Bu değerlendirmeden hareketle kriptozoospermik vakalarda TESE uygulamanın ejekülat spermine tercih edilmesinin fertilizasyon ve dondurulacak embriyo sayılarını arttırsa da transfer ve gebelik oranını arttırmayacağı yargısına varıldı.