Recently Added Theses
View Allİşletmelerde etkin nakit yönetimi ve finansal başarısızlık tahmininde nakit akış odaklı bir yaklaşım: Borsa İstanbul'da bir araştırma
İşletmelerin finansal açıdan güçlü olmaları, kâr etmeleri yanında nakit akışını doğru yönetmelerine de bağlıdır. İşletme sermayesi yönetiminin önemli bir alt unsuru olan nakit yönetimi özellikle finansal kriz dönemlerinde daha önemli hale gelir. Etkin bir nakit yönetiminin en önemli aracı ise nakit akış tablosudur. Zira, iflas tehdidi altında olan işletmelerin bilanço ve gelir tabloları manipülasyona daha açık olduğu için bu tablolar işletmenin durumu hakkında sağlıklı bilgiler vermeyebilir. Bu nedenle tahakkuk esaslı muhasebe verilerine dayanan geleneksel iflas tahmin modelleriyle finansal başarısızlığı öngörmek her zaman mümkün olmayabilir. Bu çalışmanın amacı, finansal başarısızlığın tahmin edilmesinde, nakit akış tablosundan elde edilen verilerin kullanılabilirliğinin araştırılmasıdır. Çalışmada, Borsa İstanbul'da 2020 yılında işlem gören 168 imalat işletmesinin finansal verilerinden yararlanılarak finansal açıdan başarısız olma durumları, 3 yıl geriye dönük olarak tahmin edilmeye çalışılmıştır. Bunun için belirlenen başarısızlık kriterlerine uyan toplam 46 işletme finansal açıdan başarısız, 46 işletme ise başarılı olarak gruplandırılmıştır. Bağımsız değişken olarak, işletme faaliyetlerinden elde edilen nakit akışlarına dayanan 12 adet finansal rasyo kullanılmıştır. Logit analizinin kullanıldığı çalışma sonucunda, finansal başarısızlık durumu 1 ve 2 yıl önce %73,90; 3 yıl önce ise %71,70 oranında doğru tahmin edilmiştir. Öte yandan, oluşturulan nakit esaslı modelin tahmin gücü, finansal başarısızlık tahminlerinde yaygın olarak kullanılan ve tahakkuk esaslı verilere dayanan Altman-Z Skor Modeli ile karşılaştırılmış olup sonuçlar arasındaki farklılıklar ve benzerlikler de ayrıca değerlendirilmiştir.
Sağlık iletişiminde dijitalleşme: Kamu sağlığı iletişimi bağlamında SABİM
Teknolojik gelişmelerin hız kesmeden ilerlediği günümüzde, iletişim alanı da köklü bir dönüşüm geçirmiştir. Bu dönüşümün merkezinde dijitalleşme bulunmakta birlikte iletişim pratiklerini, araçlarını ve etkileşim biçimlerini temelden değiştirerek birçok sektörde olduğu gibi sağlık iletişimi alanını da etkilemiştir. Dijitalleşme sayesinde sağlık iletişimi, internet siteleri, mobil uygulamalar ve diğer dijital araçlar aracılığıyla daha geniş kitlelere ulaşma fırsatına sahiptir. Bu noktada kamu sağlığının yararını gözeten Sağlık Bakanlığı tarafından uygulamaya konulan ve dijital bir adım olarak anılan SABİM (Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi), halkın sağlığı ile ilgili 7/24 ulaşabilecekleri bir platform sunmaktadır. SABİM'in sağlık iletişimi kapsamında problem çözmedeki rolünün belirlenmesi bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. İki aşamadan oluşan araştırmanın birinci aşamasında İstanbul İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı 4 sağlık tesisini ilgilendiren 6926 adet SABİM başvurusu değerlendirmeye alınmış, ikinci aşamada ise Hasta Hakları Biriminde çalışan 20 kişiye derinlemesine görüşme soruları ile yüz yüze uygulanmıştır. Her ikisinde de içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada, dijital bir platform olarak SABİM tarafından bireylerin başvurularına zamanında geri bildirim yapıldığı, sorunların çoğunlukla çözümlendiği ancak sistem kullanıcıları olan Hasta Hakları Birim çalışanlarına göre ise bu durumun değişkenlik gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır.
Bleomisin, etoposid, cis-platin tedavisi uygulanan sıçan modellemesinde oluşan sperm dna fragmantasyonuna glutatyonun etkisi
Testis kanseri üreme çağındaki genç erkeklerde (20-40 yaş) sık görülen malign tümörlerdendir. Tedavisinde kullanılan cis-platin bazlı kemoterapötik ajanlar ve spesifik Bleomisin, Etoposit ve cis-platin (BEP) kombinasyonu sağ kalımı arttırırken sağlıklı dokularda da hasar oluşmasına neden olmaktadır. Hasar oluşturduğu önemli dokulardan biri de testis dokusu ve sperm hücreleridir. Bu çalışmada uygulanan BEP tedavisinin sıçanlarda oluşturduğu sperm DNA bütünlüğü ve testis histomorfolojisi hasarları üzerine glutatyon (GSH) uygulamasının koruyucu etkisi araştırıldı. Üreme çağındaki 12 haftalık erkek sıçanlar (n=24) rastgele her grupta 8 tane olacak şekilde kontrol, BEP ve BEP+GSH olarak 3 gruba ayrıldı. BEP grubuna 9 hafta boyunca her biri 21 günlük 3 kür olacak şekilde ön çalışmada belirlenen BEP dozlarına göre (0,083; 0,83; 0,17 mg/kg) tedavi intraperitonal olarak uygulandı. BEP+GSH grubuna BEP grubuna uygulanan kemoterapötik tedaviyle birlikte 9 hafta boyunca, her hafta düzenli olarak, haftanın 1.ve 4.gunlerinde Glutatyon 200 mg/kg uygulandı. Kontrol grubuna ise diğer gruplara ilaç uygulanan günlerde %0,9 NaCl intraperitonal olarak verildi. Grupların ağırlık artışları karşılaştırıldığında BEP+GSH grubunun ağırlık artışı BEP grubunun ağırlık artışına göre anlamlılık göstermedi (p=0,921). Kontrol grubundaki artış BEP grubu ve BEP+GSH grubuna göre yüksek bulundu (p˂0,027, p˂0,012). Benzer şekilde kontrol grubunun sol testis ağırlıkları (p˂0,017; p˂0,003), sol epididimis ağırlıkları (p˂0,029; p˂0,037), sağ epididimis ağırlıkları (p˂0,002; p˂0,004), testis ağırlık indeksleri (p˂0,0017; p˂0,001) BEP grubu ve BEP+GSH grubuna göre yüksek bulundu. BEP+GSH uygulanan grup ile kontrol grubunda morfolojik anomali oranı ve sperm DNA fragmantasyonu BEP grubuna göre oldukça düşük bulundu (p˂0,001; p˂0,001). BEP+GSH grubu ile kontrol grubunun serum testosteron seviyesi ve sperm sayısının BEP grubuna göre yüksek olduğu görüldü. Testislerde seminifer tübül epitel kalınlıklarının ve Johnsen skorlarının kontrol grubu ve BEP+GSH grubunda BEP grubuna göre daha kalın olduğu görüldü (p<0,000). Sonuç olarak GSH tedavisinin, BEP tedavisi alan sıçanlarda sperm sayısını, sperm morfolojik yapısını ve testis morfolojisini iyileştirmiş ve sperm DNA fragmantasyonunu azaltmış, bu nedenlerden dolayı kemoterapötiklerin sebep olduğu erkek infertilitesinde potansiyel iyileşme sağlamıştır.
Yoksullukla mücadele bağlamında uygulanan sosyal politika uygulamaları 2021 yılı Şırnak-Cizre örneği
Bu çalışma Türkiye'de yoksullukla mücadele bağlamında yürütülen sosyal politika uygulamalarından yararlanan bireylerin, kendilerine sunulan sosyal politika uygulamalarına yönelik bakış açılarının nasıl olduğunu konu almaktadır. Ayrıca yararlanıcıların sahip oldukları sosyal sermaye düzeyi, yararlanıcıların sahip olduğu sosyal sermaye düzeyinin onların yoksulluğu hissetme düzeyi üzerindeki etkileri, yararlanıcıların sosyal yardım kuruluşlarına başvurmadan önce kendi aralarında geliştirdikleri herhangi bir mekanizmanın olup olmadığının ortaya konulması hedeflenmiştir. Bu kapsamda Durum Çalışması Deseni kullanılarak Cizre Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfına başvurup sosyal politika uygulamalarından yararlanan bireylerden seçilen katılımcılara yönelik derinlemesine mülakat tekniği kullanılarak veriler elde edilip analiz edilmiştir. Sosyal sermaye düzeyi açısından dezavantajlı oldukları görülen katılımcıların yarısından fazlasının yoksulluğu üst düzeyde yaşadıklarını diğer katılımcıların ise büyük çoğunluğunun yoksulluğu hissettikleri görülmüştür. Çalışmada, yaralanıcıların sosyal yardım kuruluşlarına başvurmadan önce çoğunlukla akrabalarıyla veya sosyal çevreleri ile herhangi bir yardımlaşma mekanizması kuramadıkları görülmüştür. Çalışmada, katılımcıların sosyal yardım kuruluşlarından yararlandığı halde yaşamında, önemli bir değişiklik hissetmediğini, sosyal yardımların mevcut miktarlarının, yoksulluk ile mücadeleye çok az katkı sunduğunu ve çoğunlukla yapılan sosyal yardım miktarlarının arttırılması gerektiğini düşündükleri görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Yoksulluk, Sosyal Politika, Sosyal Sermaye
Sirtuin (SIRT) ve apoptoz genlerinin leptin uygulanan farelerin yavrularının granulosa hücrelerindeki ekspresyonu
Leptin, ağırlıklı olarak adipoz dokudaki adipositler tarafından sentezlenerek kana salınan, dolayısıyla kişinin yağ dokusu ile orantılı olarak serum düzeylerinde yükselen bir hormondur. Plazma leptin konsantrasyonları, yaş ve vücut kitle indeksi ile uyumlu gebe olmayan dişilere kıyasla hamile dişilerde önemli ölçüde yüksektir ve doğumdan sonra keskin bir şekilde düşmektedir. Plasentada leptin metabolizmasının ve/veya leptin fonksiyonunun deregülasyonu, tekrarlayan düşük, gestasyonel diyabet, intrauterin büyüme kısıtlaması ve preeklampsi gibi gebelik sırasındaki çeşitli bozuklukların patogenezinde rol oynayabilmektedir. Yapılan tez çalışmasının amacı, subkutan leptin uygulanan dişi Balb-C farelerin dişi yavrularının yumurtalığından elde edilen granulosa hücrelerinde, yumurta korunumu ve fonksiyonlarıyla alakalı olduğu düşünülen SIRT1, SIRT6 ve SIRT7 gen ekspresyonları ile aynı örneklerde programlı hücre ölümü olan apoptozun yolak molekülleri olan p53, Bcl-2 ve Bax gen ekspresyonlarını belirlemektir. Bu çalışmada ikinci jenerasyon 14 adet Balb-C tipi dişi fare kullanıldı. Fareler kontrol ve leptin uygulanan deney grubu olmak üzere ikiye ayrıldı. Çalışmamızda deney grubu dişilere gebelikleri boyunca leptin uygulaması subkutan enjeksiyon ile uygulandı. Doğumu takiben 10. Haftada dişi farelerden çıkarılan ovaryumlar, kit prosedürüne göre total RNA izolasyonu yapıldı. Total RNA izolasyonu işlemini takiben cDNA çevrimi ve RT-PCR ile gen ekspresyonları belirlendi. Elde edilen veriler istatistiksel olarak SPSS 26.0 programı ile değerlendirildi. Elde edilen verilere göre kilo açısındanda gruplar arasında fark bulunmadı (p>0.05). Deney grubunda p53 ile Bcl-2 gen ekspresyonlarında istatistiksel olarak anlamlı derecede azalırken (p<0.0001); Bax ekspresyonunda gruplar arasında istatistiksel olarak fark bulunmadı (p>0.05). Deney grubunun SIRT1 gen ekspresyonu kontrol grubuna göre istatistiksel azalma görülürken (p<0.0001); SIRT6 ve SIRT7 gen ekspresyonlarında gruplar arasında istatistiksel fark bulunamadı (p>0.05). Bu tez çalışması ile genetik açıdan leptinin ikinci jenarasyonda da etkilerinin olduğunu, hatta bu etkinin dişilerde üreme (yumurta kalitesi gibi) üzerinde olduğu belirlendi. Leptinin ikinci jenarasyon dişilerin yumurtalarını besleyen granulosa hücrelerinde apoptozdan kaçabilme yeteneği azalttığı ve daha çok hayatta kalma yeteneği kazandırabileceği fikrini yaratmaktadır.
Subkutan leptin uygulanan gebe farelerin erkek yavrularında sperm canlılığı ve motilitesinin araştırılması
Erkek infertilitesi, erkeğin doğal yoldan baba olmaması durumudur. Erkek infertilitesi iki karakteristiğe sahiptir; sperm yetersizliği ve morfolojik anomalilerdir. Leptin sağlıklı üreme işlevi için gerekli olmakla beraber; fazla miktarda leptin erkek üreme sistemi üzerinde zararlı etkileri olabilmektedir. Bu tez çalışmasında gebelik sırasında annelerine deri altına leptin enjeksiyonu yapılan 10 haftalık Balb-C farelerinin erkek yavrularının ağırlık, sperm morfolojisi ve sperm motilitesindeki farklılıkların infertilite ile ilişkili olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Leptin tedavisinin ikinci nesil farelerde erkeklerin ağırlığı, sperm morfolojisi ve hareketliliği üzerindeki etkileri incelendi. 12 haftalık Balb-C farelere gebelik oluşturulduktan sonra, subkutan leptin enjeksiyonu uygulanan grup deney grubu olarak tasarlandı. Subkutan distile su enjeksiyonu uygulanan grup kontrol grubu olarak tasarlandı. İkinci jenerasyon 10 haftalık erkek Balb-C farelerin epididimisleri çıkartılıp, elde edilen sperm örnekleri kontrol grubu ile karşılaştırıldı. Sperm morfolojisini belirlemek için, Spermac ile boyanan sperm örnekleri ışık mikroskopunda 100X'lik büyütme oranında sperm sayımı yapıldı. Sperm motilitesini belirlemek için, makler kamerası kullanılarak 40X'lik büyütme oranında hareketli ve hareketsiz spermlerin sayımı yapıldı. Kontrol grubu ile deney grubunun kiloları değerlendirildiğinde gruplar arasında anlamlı fark gözlenmedi (p>0.05). Kontrol grubuna göre deney grubunda kıvrık kuyruk anomalisinde artma; normal spermde azalma istatiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Deney grubu ile kontrol grubu arasında, hareketsiz sperm sayılarında azalma (p<0.05); hareketli ve toplam sperm sayılarında ise artma istatiksel olarak anlamlı bir şekilde belirlendi (p<0.05). Leptinin ikinci jenarasyonun sperm hareketi ve morfolojisini gösteren ilk veri setleri arasında yer almaktadır. Leptin ile yapılan bu çalışmalara ek olarak ikinci kuşak erkek infertilitesinin birinci kuşakta alınan leptin ile ilgili olduğunu savunan bir çalışma olarak bilimsel literatürde ilkler arasında yer alacaktır.
