
2,733
Archived Theses
18
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Discipline
Üniversite öğrencilerinde sosyal medya kullanımının sosyal görünüş kaygısı ve benlik saygısı ile ilişkisi
Araştırma, üniversite öğrencilerinde sosyal medya kullanımının sosyal görünüş kaygısı ve benlik saygısı ile ilişkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı araştırma tipinde gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini Ocak-Şubat 2021 tarihleri arasında İstanbul ilinde özel bir vakıf üniversitesinin öğrencileri oluşturdu (N=12184). Örneklemini ise bu öğrencilerinden olasılıksız örnekleme yöntemi ile seçilen öğrenciler oluşturdu (n= 581). Verileri toplamak için katılımcıların bireysel özelliklerini içeren anket formu, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği kullanıldı. Elde edilen veriler SPSS 20 programı kullanılarak analiz edildi. Analizler sonucunda, sosyal medya bağımlığın öğrencilerin sosyal görünüş kaygısı üzerinde istatistiksel açıdan anlamlı bir etkisi olduğu, ayrıca sosyal medya bağımlılığı ile benlik saygısı arasında çok zayıf düzeyde negatif yönlü bir ilişki olduğu sonucuna ulaşıldı. İlave olarak, demografik değişkenlere göre yapılan analizler sonucunda, sosyal medya bağımlılığı ile sosyal görünüş kaygısı düzeylerinin kadın ve 18-22 yaş grubundaki öğrencilerde yüksek olduğu, ayrıca sosyal medyayı daha uzun süre kullanan öğrencilerin hem sosyal medya bağımlılık hem de sosyal görünüş kaygısı düzeylerinin daha yüksek olduğu sonucuna ulaşıldı. Sonuç olarak, benlik saygısı düzeyinin sosyal medya kullanma süresine bağlı olarak azaldığı saptandı. Araştırma bulgularının üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığının getirmiş olduğu olumsuz etkileri önlemeye yönelik uygulamalar konusunda yol gösterici olacağı değerlendirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Medya Kullanımı, Sosyal Görünüş Kaygısı, Benlik Saygısı.
Şiddet içerikli video oyunları oynayan üniversite öğrencilerinde saldırganlık düzeyi ve vital bulguların incelenmesi
Şiddet içerikli oyunların saldırganlık davranışını tetiklediği ve şiddet içerikli oyun oynama sırasında kişilerde vital bulgularda değişiklik olduğu, şiddet içerikli durumların ve heyecanın kan basıncı ve nabız üzerinde etkileri bilinmektedir. Bu çalışma, şiddet içerikli video oyunları oynayan üniversite öğrencilerinde saldırganlık ve vital bulguların incelenmesi amacıyla tanımlayıcı, karşılaştırmalı ve kesitsel araştırma tipinde gerçekleştirildi. Araştırma verileri, İstanbul Avrupa yakasında bulunan bir vakıf üniversitesinde Ocak-Şubat 2020 tarihinde toplandı. Araştırmanın evrenini araştırmanın yapıldığı vakıf üniversitesinde öğrenim gören öğrenciler, örneklemini ise 50'si şiddet içerikli oyun oynayan, 42'si ise bu oyunları tercih etmeyen öğrenciler olmak üzere toplam 92 üniversite öğrencisi oluşturdu. Araştırma verileri, anket formu ve Buss Perry Saldırganlık Ölçeği ile toplandı. Deney grubunun Buss Perry Saldırganlık Ölçeği toplam puanları 81.28±15.29; kontrol grubunun 81.78±8.91; tüm grubun 81.51±12.72 olup aralarında anlamlı fark bulunmadı. Deney ve kontrol gruplarının vital bulguları oyun öncesi karşılaştırıldığında, sistolik kan basınçları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık olmadığı, divastolik kan basıncı, nabız ve vücut ısısı değerleri açısından deney grubu ile kontrol grubu arasında anlamlı bir farklılık olduğu saptandı. Deney grubunun oyun sırasında (oyun öncesi, oyunun 5. dakikası ve oyunun 10. Dakikasında) vital bulguları karşılaştırıldığında öğrencilerinin sistolik kan basınçları ile nabız ve vücut ısısı değerleri açısından bir farklılık olduğu saptandı. Sonuç olarak; üniversite öğrencilerinde şiddet içerikli oyun oynamanın öğrencilerin saldırganlık düzeyleri üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı, vital bulgularda ise değişiklikler olduğu bulunmuştur.
Sağlık hizmetleri meslek yüksek okulu öğrencilerinin aile planlaması ve toplumsal cinsiyet algısı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Aile planlanması ve toplumsal cinsiyet algısı arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılan bu çalışma ilişki arayıcı tanımlayacı bir araştırmadır. Araştırma 07.09.2021 – 15.10.2021 tarihleri arasında İstanbul'da bulunan bir vakıf üniversitesinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada vakıf üniversitesinde öğrenim gören 445 öğrenci üzerinde gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklem seçiminde gelişigüzel örneklem yöntemi kullanıldı. Çalışmada literatür taranarak hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, 25 sorudan oluşan Aile Planlaması Tutum Ölçeği ve 25 sorudan oluşan Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği kullanıldı. Aile planlaması toplumsal cinsiyet rolleri ile ilişki incelendiğinde katılımcıların çoğu arasında ilişki olduğunu belirtti. Yaşadığımız toplumda cinsiyet ayrımcılığı yaşanıp yaşanmadığına katılımcıların çoğunluğu yaşandığını belirtti. Veriler, Bağımsız Gruplar t-testi, ve Pearson Korelasyon Analizi ve Basit Doğrusal Regresyon Analizi kullanılarak analiz edildi. Araştırmada, toplumsal cinsiyet algısı ile topluma ilişkin tutumlar, yönteme ilişkin tutumlar ve doğuma ilişki tutumlar arasında anlamlı bir ilişki olduğu belirlendi.
Laparoskopik batın cerrahisi geçiren, sigara içen veya içmeyen hastalarda gelişen solunum sistemi komplikasyonlarının karşılaştırılması
Giriş ve Amaç: Bu araştırma laporaskopik batın cerrahisi geçiren hastalarda, ameliyat sonrası gelişen solunum sistemi komplikasyonlarında sigara içme faktörünün etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma Ocak 2018- Aralık 2019 tarihleri arasında İstanbul Acıbadem International Hastanesi'nin genel cerrahi servisine yatışı yapılan ve laparoskopik batın cerrahisi uygulanan 299 hasta üzerinde gerçekleştirilmiştir. İstatiksel analiz için "SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemleri olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanıldı". Sigara içme durumuna göre tanımlayıcı özelliklerin dağılımı ki-kare analizi ile test edildi. Sigara içme durumuna göre sürekli değişkenlerin farklılaşma durumu bağımsız grup t-testi ile karşılaştırılarak değerlendirildi. Bulgular: Retrospektif tipteki araştırmada çalışmamıza katılan hasta grubunda sigara içenlerin %22,4'ünde post-operatif solunum sistemi komplikasyonları geliştiği ve sigara içmeyenlerin ise sadece %7,3'ünde solunum sistemi komplikasyonları geliştiği saptanmıştır. Çalışmaya katılan olgularımızda, sigara içmeyenlerin post-operatif oksijen satürasyon yüzdesi ortalama değeri, sigara içenlerin post-operatif oksijen satürasyon yüzdesi ortalama değerinden yüksek bulunmuştur. Sonuç: Laparoskopik batın cerrahisi sonrası, hem ameliyatın, hem de karın içi sabit basınçlı havanın oluşturduğu etkiler neticesinde, hastalarda post-operatif solunum sistemi komplikasyonu oluşma riski mevcuttur. Sigara içen hastalardan komplikasyon gelişme riski daha fazladır. Hastalara ameliyat öncesi hemşirelik hizmeti çerçevesinde gerekli eğitim verilmeli ve en iyi koşullarda ameliyata girmesi sağlanmalıdır.
Cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin mesleki bağlılıkları ile bireyselleştirilmiş bakım algıları arasındaki ilişki
Bireyselleştirilmiş bakım; Hasta bakım uygulamalarının hızlı ve yoğun bir şekilde verilmesini gerektiren cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin dar sınırlar içerisinde standardize edilmiş bakım uygulamalarının dışında hasta bireylerin ihtiyaçları, değerleri, düşünceleri, tercihleri ve deneyimleri doğrultusunda planlanan ve uygulanan bireyselleştirilmiş bakımı uygulamaları gerekir. Hemşirelerin hastalara bireyselleştirilmiş bakım vermelerini etkileyen durumlardan biri de mesleki bağlılık düzeyleridir. Araştırmanın Amacı: Bu araştırma, cerrahi birimlerde görev yapan hemşirelerin mesleki bağlılık düzeyleri ile bireyselleştirilmiş bakım algıları arasındaki ilişkinin ortaya konması amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı tipte anket araştırmasıdır. Çalışma verileri, Aralık 2021 – Ocak 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırma evrenini tüm Türkiye'deki cerrahi birim hemşireleri oluştururken, araştırma örneklemi ilgili tarihler arasında ulaşılabilen 138 cerrahi hemşireleri ile sınırlandırılmıştır. Araştırmanın verilerini; Sosyodemografik veri formu, 4 Boyutlu Mesleki Bağlılık Ölçeği (MBÖ), Bireyselleştirilmiş Bakım Algısı(BBS) A-Hemşire Versiyonu oluşturmaktadır. Bulgular: Hemşirelerin mesleki bağlılık genel ve duygusal bağlılık puan ortalamalarının yüksek oluşunun bireyselleştirilmiş bakım algısı genel puan ortalamalarını arttırdığı görülmektedir (p=0,04). Hemşirelerin mesleki bağlılık alt boyutlarından biri olan alternatiflerin sınırlılığı puan ortalamalarındaki artışın, hemşirelerin bireyselleştirilmiş bakım algısı alt boyutlarından kişisel yaşam durumu alt boyut puanlarında azalmaya neden olmaktadır. Sonuç: Cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin mesleki bağlılık düzeyleri bireyselleştirilmiş bakım algıları ile yakından ilişkilidir. Bu nedenle hemşirelerin mesleki bağlılıklarını arttırmak hem çalışan memnuniyetini hem bakım kalitesini arttıracaktır.
Kadın hastaların sağlık okuryazarlığı düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışma kadınların sağlık okuryazarlık düzeylerinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirildi. Çalışmanın örneklemi Beykent Üniversitesi Hastanesine başvuran 350 kadından oluşturuldu. Veri toplama aşamasında tanılama ve TSOY ölçeği olmak üzere iki araç kullanıldı. Elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS 22.0 istatistik programı aracılığı ile değerlendirildi. Araştırma sonucunda; kadın hastaların bilgiyi değerlendirme boyutu dışında yeterli düzeyde sağlık okuryazarlık düzeyinde oldukları sonucuna ulaşıldı. Katılımcıların %45,4'ünün yeterli sağlık okuryazarlık düzeyinde olduğu, %24'ünün sorunlu ve sınırlı sağlık okuryazarlık düzeyinde olduğu, %22,9'unun mükemmel sağlık okuryazarlık düzeyinde olduğu ve %7,7'sinin yetersiz sağlık okuryazarlık düzeyinde olduğu saptandı. Katılımcıların medeni durumlarına, sosyal güvencelerine ve gelir düzeylerine göre sağlık okuryazarlık düzeylerinin farklılık olmadığı, eğitim durumlarına ve mesleklerine göre sağlık okuryazarlık düzeylerinde farklılıkların olduğu saptandı. Çalışmamızın sonucunda katılımcıların bilgiyi değerlendirme boyutu dışında yeterli düzeyde sağlık okuryazarlığı düzeyinde oldukları sonucuna ulaşıldı. Katılımcıların medeni durumlarına, sosyal güvencelerine ve gelir düzeylerine göre sağlık okuryazarlık düzeylerinin farklılık göstermediği belirlendi. Katılımcıların eğitim durumlarına ve mesleklerine göre ise sağlık okuryazarlık düzeylerinde farklılıkların olduğu belirlendi.
Öğrenci hemşirelerde sosyal medya kullanımı, uyku kalitesi ve ilişkili faktörler
Amaç: Bu çalışma öğrenci hemşirelerde sosyal medya kullanımı, uyku kalitesi ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı araştırma tipinde gerçekleştirildi. Yöntem: Araştırmanın örneklemini araştırmaya gönüllü olarak katılan öğrenci hemşireler oluşturdu. Araştırma verilerinin toplanmasında ''Öğrencilerin bireysel özelliklerini içeren "Anket Formu", "Sosyal Medya Bağımlılık Ölçeği" ve "Uyku Kalitesi Ölçeği" kullanıldı. Elde edilen veriler SPSS 21.0 programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Çalışma sonucunda öğrenci hemşirelerin sosyal medya bağımlılık düzeylerinin düşük; uyku kalitesinin kötü olduğu bulundu. Sosyal medya bağımlılığı alt boyutlarından meşguliyet ile yaş arasında negatif zayıf bir ilişki; sosyal medya bağımlılığı ile sosyal medya için günlük ayrılan süre ve gece sosyal medya kullanımı için ayrılan süre arasında pozitif zayıf ilişki belirlendi. Öğrencilerin cinsiyetleri ile sosyal medya bağımlılığı düzeyleri karşılaştırıldığında duygu durum düzenleme, tekrarlama ve sosyal medya bağımlılığı arasında anlamlı fark bulundu. Yine gece sosyal medya kullandığını ifade eden öğrenci hemşirelerin kullanmayanlara göre sosyal medya bağımlılığı düzeylerinin anlamlı şekilde yüksek olduğu; enerji içeceği tüketen öğrenci hemşirelerinin enerji içeceği tüketmeyen öğrenci hemşirelerden daha kötü uyku kalitesine sahip olduğu bulundu. Sosyal medya bağımlılığı düzeyi ile uyku kalitesi arasında pozitif yüksek düzeyde; sosyal medya bağımlılığı ölçeğinin tüm alt boyutları ile uyku kalitesi arasında ise pozitif orta düzeyde ilişki olduğu belirlendi. Sonuç: Çalışma bulguları sonucunda her ne kadar öğrenci hemşirelerin sosyal medya bağımlılığı düzeyi düşük olsa da sosyal medya bağımlılığı ile uyku kalitesinin ilişkili olduğu söylenebilir. Bu nedenle öğrenci hemşirelerin sosyal medya kullanımı dışında uyku kalitesini etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve buna yönelik araştırma ve girişimlerin yapılması önerilebilir.
Çocuk cerrahi servisinde çalışan hemşirelerin ameliyat öncesi besin/sıvı kısıtlamasına ilişkin bilgi ve uygulamaları
Araştırma, çocuk cerrahisi servislerinde çalışan hemşirelerin ameliyat öncesi besin ve sıvı kısıtlaması ile ilgili bilgi ve uygulamalarını belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini İstanbul Avrupa yakasındaki Kamu ve Özel hastanelerde Ocak-Ağustos 2021 tarihleri arasında, çocuk cerrahisi birimlerinde görev yapan 214 hemşire oluşturdu. Verilerin toplanmasında 9 sorudan oluşan "Sosyodemografik özellikler bilgi formu" ile araştırmacılar tarafından literatür derlenerek hazırlanan ve 21 soru içeren "Çocuk cerrahisi hemşirelerinin ameliyat öncesi besin-sıvı kısıtlaması ile ilgili bilgi ve uygulamalarını belirlemeye yönelik sorgu formu" kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde frekans, yüzde ve Ki-Kare analizleri kullanıldı. Araştırma kapsamında, hemşirelerin %45,3'ü ameliyata gitmeden önce çocuk hastaların 8 saat, %27,6'sı 10 saat ve daha fazla süre aç kaldığını belirtmiştir. Hemşirelerin %94,8'i çalıştıkları birimde hasta yakınlarına sıvı-besin kısıtlaması ile ilgili bilgileri hemşirelerin verdiğini, güncel sıvı-besin kısıtlama önerilerine uyulmadığını ifade edenlerin tamamı ekipler arası anlaşmazlık nedeniyle uyulmadığını belirtmiştir. Hemşirelerin %24,8'i çocukların gece yarısından sonra aç bırakılmasını doğru bulduğunu, %44,9'u katı besin kısıtlamasına gece yarısından sonra başladığını ve %66,4'ü anne sütü kısıtlamasına 4 saat önce başladığını belirtmiştir. Güncel su ve berrak sıvı kısıtlama süresine hiçbir hemşire tarafından uyulmadığı saptanmıştır. Hemşirelerin yalnızca %13,6'sı sıvı-katı besin ve anne sütü kısıtlama süreleri ile ilgili ifadelerin tamamına doğru cevap vermiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda ameliyat öncesi besin/sıvı kısıtlama süreleri ile ilgili güncel rehberlere uyulmadığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Cerrahi, Çocuk Cerrahisi, Ameliyat Öncesi Hazırlık, Açlık, Sıvı-Besin Kısıtlaması, Anne sütü
COVİD-19 pandemi döneminde hemşirelerinin tükenmişlik düzeyleri ile tıbbi hataya eğilimleri arasındaki ilişki
Covid-19 virüsü ile mücadelede sağlık sektörünün önemli mesleklerinden olan hemşirelik; uzun çalışma saatleri, ağır iş yükü, ağır duygusal yük ve stres gibi nedenlerle tükenmişlik riskinin oldukça yüksek olduğu meslekler arasındadır. Artan tükenmişlik hemşirelerin tıbbi hata olasılığını artırmaktadır. Bu araştırma Covid-19 pandemi döneminde hemşirelerin tükenmişlik düzeylerinin tıbbi hataya eğilimleri üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yürütülmüştür. Araştırma İstanbul'da Aralık 2020 – Ağustos 2021 tarihleri arasında hastanelerde görev yapan 303 hemşire üzerinde yürütülmüştür. Araştırmanın verileri "Demografik Özellikler Formu", "Mesleki Yorgunluk Tükenmişlik Toparlanma Ölçeği" (MYTTÖ) ve "Hemşirelerde Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği" (HTHEÖ) ile çevrimiçi yöntemle toplanmıştır. Hemşirelerin tükenmişlik ölçeği "kronik yorgunluk" alt boyut puan ortalamasının 69,95±28,36, "akut yorgunluk" alt boyut puan ortalamasının 67,27±18,86, "toparlanma" alt boyut puan ortalamasının 39,69±17,63 olduğu, Tıbbi hataya eğilim ölçeği toplam puan ortalamasının ise 216,64±28,32 olduğu bulunmuştur. Tıbbi hataya eğilim ölçeğinin tüm alt boyutları ile akut ve kronik yorgunluk alt boyutu arasında düşük düzeyde pozitif, toparlanma alt boyutu arasında ise düşük düzeyde negatif korelasyon bulunmuştur. Genç hemşirelerin, kadınların, çocuk sahibi olmayanların, yoğun bakımda çalışanların, vardiyalı çalışanlarda, haftada 48 saatten fazla çalışanlarda ve Covid(+) hastaya bakım verenlerde tükenmişlik seviyesi daha yüksektir. Hemşirelerin tıbbi hataya eğilim durumlarını çalıştıkları birim, çalışma saati ve sigara-alkol kullanımında artma durumu etkilemektedir. Sonuç olarak hemşirelerin tükenmişlik seviyeleri arttıkça tıbbi hataya eğilimleri artmaktadır. Anahtar Kelimeler: covid-19, tükenmişlik, tıbbi hata, hemşire
Özel hastanede çalışan sağlık profesyonellerinin ve personellerin istanbul sözleşmesi hakkındaki bilgileri ile toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumunun değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma özel hastanede çalışan sağlık profesyonellerinin ve personellerin İstanbul Sözleşmesi hakkındaki bilgileri ile toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumunu değerlendirmek amacıyla kesitsel tipte tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın verileri 17.11.2021-06.01.2022 tarihleri arasında online platform üzerinden elde edilmiştir. Araştırmanın örneklemini özel hastanede çalışan 300 kişi oluşturmuştur. Veri toplama formunun ilk ve ikinci bölümünde literatür doğrultusunda hazırlanan ve araştırmaya katılan sağlık profesyonelleri ve personelin sosyo-demografik ve tanıtıcı bilgileri (12 soru) ile İstanbul Sözleşmesi ile ilgili sorular (6 soru) bulunmaktadır. Üçüncü bölümde ise "Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği" (38 soru) kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların %68'ini kadınlar, %32'sini erkekler, örneklemin yarısını ise hemşire meslek grubu oluşturmaktadır. Türkiye'nin imzaladığı İstanbul Sözleşmesi'nden imzasını çekmesini doğru bir karar olarak bulanların %60'ı Türk gelenek ve ahlak kurallarına aykırı olduğunu, %50'si eşcinselliği özendirdiğini, %85'i ise cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet kimliği gibi kavramların Türk Toplum yapısına uymamasını neden olarak sunmuştur. Araştırmaya katılanların Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeğinden aldıkları ortalama toplam puan 146,61±25,68 olup ölçekten alınabilecek en yüksek puanın 190 olduğu göz önüne alındığında, katılımcıların genel olarak eşitlikçi toplumsal cinsiyet rol tutumlarına sahip oldukları söylenebilir. TCRTÖ puanlarının katılımcıların tanımlayıcı özelliklerine göre farklılaşma durumuna bakıldığında tüm tanımlayıcı özelliklerde yani cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, aylık gelir düzeyi, doğum yerleri, meslek, aile tipi ve evlenme şekline göre anlamlı farklılık olduğu dikkati çekmiştir. İstanbul Sözleşmesi ile ilgili sorulardan olan "İstanbul Sözleşmesi hakkında bilginiz var mı?", "Toplumsal cinsiyet kavramını daha önce duydunuz mu?", "Türkiye'nin imzaladığı İstanbul Sözleşmesi'nden imzasını çekmesi sizce doğru bir karar mıdır?" ve "Türkiye İstanbul Sözleşmesi'nden çekildiğinde kadına yönelik şiddet artar mı?" sorularına olumlu cevap veren değişkenler bakımında değerlendirildiğinde TCRTÖ toplam puan ortalamasında yüksek alan grupların olduğu dikkati çekmiştir. Sonuç: Araştırmaya dahil edilen sağlık profesyonel ve personellerin çoğunun İstanbul Sözleşmesi hakkında bilgisi olduğu saptanmıştır. Bu çalışmada erkeklerin, eğitim düzeyi düşük olan bireylerin İstanbul Sözleşmesi hakkında daha az bilgiye sahip oldukları ve toplumsal cinsiyet eşitliği bakımından geleneksel bir tutum sergiledikleri görülmüştür. Bu sebeple hastanedeki hizmet içi eğitimlerle birlikte ilkokul düzeyinde de toplumsal cinsiyet rollerine yönelik derslerin olması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet, Cinsiyet Eşitliği, Kadın, İstanbul Sözleşmesi
Gebelerde Covıd-19 salgınına yönelik algı ve tutumlarının belirlenmesi
Bu araştırma gebelerin COVID-19'a karşı algı ve tutumlarını belirlemek amacıyla yapılan tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Araştırma 17.11.2021 – 06.01.2022 tarihleri arasında Çerkezköy İrmet Hastanesi kadın doğum polikliniğine başvuran 300 gebeden oluşmaktadır. Literatür doğrultusunda hazırlanan tanımlayıcı soru formu ve COVID-19 Salgınına Yönelik Algı ve Tutumları Değerlendirme Ölçeği kullanıldı. Çalışmaya katılan gebelerin %39,7'si 26-30 yaş aralığındadır. Katılımcıların %26'sı gebeliğinin COVID-19 salgınından etkilendiği, %42'si koruyucu önlemleri öğrenip uygulayarak sağlık arama davranışına başvurduğu belirlenirken %12,7'si sağlık arama davranışından kaçınmaktadır. Katılımcıların hastalık algısının bulaşıcılık alt boyutu puanlar ortalama 4,04±0,75 ve kaçınma davranışlarından kişisel temastan kaçınma alt boyutunun ortalama puanı 4,17±0,75 olup bu yönde inancın yüksek olduğuna ulaşıldı. Hemşirelerin gebelere hastalık hakkında eğitim vermesi algı ve tutumlar açısından önemlidir. Gebelik süreci hastalıktan etkilenen ve olumsuz duygularla baş etmekte zorlanan gebelere uygun danışmanlık hizmeti büyük rol oynamaktadır. Anahtar Kelimeler: COVID-19, salgın, gebelik, algı, tutum
Yoğun bakım hemşirelerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve etkileyen faktörler
Amaç: Bu araştırma yoğun bakım hemşirelerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve bu davranışları etkileyen faktörleri saptamak amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Yöntem: Araştırma Haziran - Eylül 2021 tarihleri arasında hastanelerde çalışan yoğun bakım hemşirelerine kartopu örnekleme yöntemi kullanılarak, online anket ile veri toplanarak yapılmıştır. Çalışmaya katılmaya gönüllü olan 222 hemşire araştırma kapsamına alınmıştır. Araştırmanın verileri "Sosyodemografik Veri Formu" ve "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. İki bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında Mann Whitney - U testi, ikiden fazla bağımsız grup arasındaki verilerin karşılaştırılmasında Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçeği puan ortalaması 127,32±24,42 - orta düzey olarak saptanmıştır. Ölçeğin alt boyutlarına bakıldığında en yüksek ortalamanın sağlık sorumluluğu alt boyutuna 23,66±4,96, en düşük ortalamanın ise fiziksel aktivite alt boyutuna 16,89±5,9 ait olduğu belirlenmiştir. Çalışmaya katılan yoğun bakım hemşirelerinin ölçekten aldıkları toplam puan ortalamasının yaş ve çalışma süresi ile istatiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0,05). Buna göre 25-31 yaş grubunun aldığı toplam puan 32-38 yaş grubunun aldığı toplam puandan düşük olduğu saptanmıştır. Ayrıca 11-15 yıl çalışma süresine sahip hemşirelerin 6-10 yıllık deneyime sahip hemşireye göre sağlık sorumluluğunun daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Yapılan bu araştırmada yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının orta düzeyde olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Hemşire, Yoğun bakım ünitesi, Sağlıklı yaşam biçimi davranışları
Kalp ve damar cerrahisi yoğun bakım hemşirelerinin deliryum hakkında bilgi düzeyleri
Amaç: Bu çalışma kalp ve damar cerrahisi yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerin deliryum hakkında bilgi düzeylerinin incelenmesi amacı ile tanımlayıcı tipte gerçekleştirildi. Yöntem: Araştırmanın evrenini İstanbul ili sınırlarında yer alan bir eğitim araştırma hastanesi oluşturmakta olup örneklem seçimine gidilmemiştir. Kalp ve damar cerrahisi yoğun bakım ünitesinde çalışan ve çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden (n=73) hemşire ile çalışma gerçekleştirilmiştir. Araştırma verilerinin toplamasında "Sosyodemografik ve Tanıtıcı Bilgiler Formu" ve hemşirelerin deliryum hakkında bilgi düzeylerini ölçen "Yoğun Bakım Hemşireleri İçin Deliryum Bilgi Testi" kullanıldı. Elde edilen veriler SPSS 21.0 programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Yapılan çalışma sonucunda: Kalp ve Damar Cerrahisi Yoğun Bakım Ünitesi (KVCYBÜ) hemşirelerinin sosyodemografik özelliklerine bakıldığında; çalışmanın yürütüldüğü KVCYBÜ hemşirelerinin %72,6 kadın, %63'ünün bekâr, %58,9'unun 26-30 yaş aralığında, %84,9 'unun lisans mezunu, %71,2' sinin 1-5 yıl mesleki deneyimi olduğu, %56,2' sinin 3 yıldan fazla bulunduğu birimde çalıştığı, %57,5' inin 1-2 hastanın bakımından sorumlu olduğu, %90,4' ünün haftalık çalışma saatinin 40-60 aralığında olduğu, %84,3' ünün gece gündüz karışık çalıştığı, %54,8' inin deliryum hakkında eğitim aldığı, %78,1' inin yaşlı bireyle yaşamadığı, %83,6' sının psikiyatrik sorunu olan bireyle yaşamadığı belirlendi. Hemşirelerin "deliryum bilgi toplam" puan ortalaması 18,219 ± 3,888, "deliryum risk faktörleri ve nedenleri" puan ortalaması 6,603 ± 1,963, "deliryum sonuçları" puan ortalaması 2,548 ± 0,646, "deliryum değerlendirmesi" puan ortalaması 1,863 ± 0,902, "deliryumun farmakolojik ve farmakolojik olmayan yönetimi" puan ortalaması 5,438 ± 1,3648 olarak bulundu. Sonuç: Genel olarak çalışmaya katılan 73 hemşirenin deliryum hakkında bilgi düzeylerinin orta düzeyde olduğu sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Kardiyovasküler Cerrahi Girişimler, Yoğun Bakım, Deliryum, Hemşirelik
Koroner arter bypass greft ameliyatı sonrası işe dönüş ve hasta üzerine etkilerinin incelenmesi
Amaç: Araştırma, koroner arter bypass greft ameliyatı hastalarının, ameliyat sonrası iş yaşamlarına dönüşleri ve karşılaştıkları durumların incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Araştırma Sağlık Bakanlığına bağlı bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Ocak 2021 ve Ocak 2022 tarihleri arasında koroner arter bypass greft ameliyatı olan hastalara Şubat 2022-Nisan 2022 tarihleri arasında telefon yolu ile ulaşılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Ocak 2021 ve Ocak 2022 tarihleri arasında koroner arter bypass greft ameliyatı olan 55 yaşın altındaki 203 erkek hasta oluşturmuştur. Evrene dahil olan bu hastaların 133 tanesi telefon numaralarının yanlış ya da ulaşılabilir olmaması, 2'si yaşamını yitirmesi, 3'ü emekli olması ve 5'i araştırmaya katılmak istememesi nedenleriyle çalışma dışında bırakılmıştır. Araştırma 60 hasta ile tamamlanmıştır. Araştırma verilerinin toplanması amacıyla Sosyodemografik Veri formu ve CABG hastalarının ameliyat sonrası işe dönüş durumları ve ilişkili faktörlerin sorgulandığı İşe Dönüş Anketi kullanılmıştır. Toplanan verilerin analizinde SPSS 25,0 paket programı kullanılmıştır Kolmogorov Smirnov testi ile normallik varsayımları incelenmiş, tanımlayıcı veriler Ort±SS ve N (%) şeklinde verilmiştir. Değişkenlerin karşılaştırılmasında Ki-kare testi ya Fisher's Exact testi, Mann Whitney U ve Kruskall Wallis H testi kullanılmıştır. Bulgular: Hastaların ameliyat sonrası ortalama yatış süresinin 6,78 ± 2,40 gün, işe dönüş sürelerinin ise 4,10 ± 3,93 ay olduğu belirlendi. Hastaların yaşı ile CABG ameliyatı sonrası hastanede kalış süresi (r=0,091 p=0.491) ve ameliyat sonrası işe dönüş süresi (ay) (r=0,169 p=0.197) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı belirlendi. Ayrıca CABG ameliyatı sonrası hastanede kalış süresi ile ameliyat sonrası işe dönüş süresi (ay) arasında da istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı ii belirlendi (r=0,045 p=0.734). Hastaların ameliyat öncesinde fiziksel güç gerektiren bir meslek yapıp yapmadığı, ekonomik durumu, kronik hastalık varlığı, işe dönüş öncesi verilen istirahat süresinin yeterli bulup bulmaması, ameliyat sonrası komplikasyonlar yaşaması ve bu süreçte aile desteğinin bulunup bulunmamasının işe dönüş süresini istatistiksel olarak anlamlı derecede etkilemediği belirlendi (p>0.05) Sonuç ve Öneriler: Çalışmamızda CAGB'den sonra işe dönüş sürelerinde etkisi olan ve olmayan birçok faktörün bulunduğu saptanmıştır. İş ile ilgili strese neden olan olumsuz kronik durumların belirlenmesi, bireysel işe dönüş eğitimi, işverenle işe dönüş stratejisinin görüşülmesi ve tartışılması, Fiziksel güç gerektiren işlerde çalışan hastaların CABG'den sonra işe dönüş süreçlerinde aile, arkadaş, işveren desteklerinin geliştirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: CABG, İşe dönüş, Kardiak rehabilitasyon, Psikososyal faktörler
Açık kalp cerrahisi operasyonu olan hastaların yoğun bakım ünitesindeki çevresel stresörleri ile yoğunbakım deneyimlerini etkileyen faktörlerin incelenmesi
Amaç: Bu çalışma açık kalp cerrahisi olan hastaların yoğun bakım ünitesindeki çevresel stresörleri ile yoğun bakım deneyimlerini etkileyen faktörlerin incelenmesi amacı ile tanımlayıcı ve kesitsel araştırma tipinde gerçekleştirildi. Yöntem: Araştırmanın örneklemini araştırmaya gönüllü olarak katılan açık kalp cerrahisi geçiren hastalar oluşturdu (n=200). Araştırma verilerinin toplanmasında hastaların sosyodemografik özelliklerinin yer aldığı 'Hasta Bilgi Formu', 'Yoğun Bakım Ünitesi Çevresel Stresörler Ölçeği' ve 'Yoğun Bakım Deneyimleri' ölçekleri kullanıldı. İstanbul SBÜ Mehmet Akif Ersoy Göğüs Kalp Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Ocak 2022 ve Mayıs 2022 tarihleri arasında kardiyovasküler cerrahi ve kardiyoloji servisinde yatan hastalar evren olarak alındı. Araştırmaya açık kalp cerrahisi geçirmiş, an az 24 saat yoğun bakımda takibi yapılıp KVC ve Kardiyoloji servisinde yatışı devam eden ve araştırmaya gönüllü olan 200 hasta örneklem olarak alındı. Elde edilen veriler SPPS 21.0 programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 61,480±10,647'di. Hastaların cinsiyete göre dağılımlarına bakıldığında; 138'inin (%69,0) erkek olduğu görüldü. Hastaların çoğunluğunu okuryazar, ilkokul mezunları oluşturdu. Hastaların medeni duruma göre 170'i(%85,0) evli ve çoğunluğu emekli olarak bulundu. Hastaların 117'sinin (%58,5) kronik hastalıkları mevcuttur. Hastaların 121'i (%60,5) daha önce yoğun bakımda yatmadığını belirtti. Çoğunluğu KABG ve planlı olarak operasyon geçirmiştir. Çoğunluk bilgi almış ve hastalarının yoğun bakımda ziyaret etmemiştir. Çalışma sonucunda hastaların 'çevresel stresörler toplam' ortalaması 101,640±22,658, 'yoğun bakım deneyimi toplam' ortalaması 60,400±9,023 olarak yüksek bulundu. Kadınların çevresel stresörler toplam puanları (x=107,145) erkeklerden daha yüksek bulundu. Ayrıca hastaların yoğun bakımdaki stres kaynağı en çok eşini özlemek ve görememek, serum setleri kaynaklı hareket edememe, ağrı, uyuyamamak olduğu sonucuna ulaşıldı. Yoğun bakım deneyim puanları meslek, geçirilen ameliyat ve işlemin planlı olup olmaması, bilgi alıp alamama ve yakınlarını görmemek yoğun bakım deneyimlerini etkilediği sonucuna ulaşıldı. Sonuç: Çalışma bulguları sonucunda hastaların yoğun bakım çevresel stresör ve yoğun bakım deneyim puanları yüksek bulundu. Hastalar yoğun bakımda çok fazla stresör ile karşı karşıya kalmakta ve bundan olumsuz etkilenmektedir. Ayrıca hastaların yoğun bakımdaki deneyimlerini hatırlamakta, bakım ve tedaviden memnun oldukları ve olumlu deneyimler yaşadıkları sonucuna ulaşılmıştır.
Yoğun bakım hemşirelerinin ilaç uygulama hatalarının belirlenmesi
İlaç uygulama hatalarının; tıbbi hatalar arasında en çok rastlanılan hata türünün olması ve bu hataların azaltılması ve önlenmesi önem arz etmektedir. Çalışma yoğun bakım hemşirelerinin ilaç uygulama hata nedenleri ve bildirilmeme nedenlerini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın amacı doğrultusunda tanımlayıcı bir araştırma yapılmış ve araştırmanın örneklemini 144 yoğun bakım hemşiresi oluşturmuştur. Çalışmada nicel analiz yöntemi kullanılmış ve anket tekniğinden yararlanılmıştır. Türk Yoğun Bakım Hemşireleri Derneğine üye yoğun bakım hemşirelerine İlaç Uygulama Hatası Ölçeği sunularak veriler toplanmış ve istatistiksel analiz programı SPSS V.24'te analizler gerçekleştirilmiştir. Yoğun bakım hemşirelerinin ilaç uygulama hatalarının oluşum ve bildirmeme nedenlerine ilişkin algılarının ne düzeyde olduğu incelenmiştir. Ayrıca araştırma sorularından; Yoğun bakım hemşirelerinin ilaç uygulama hataları nedenleri ve bildirilmeme nedenlerine ilişkin algı düzeyleri, sosyodemografik özelliklerine göre değişim gösterir mi? sorusu incelenmiştir. Çalışma bulguları incelendiğinde ilaç uygulama hatalarının oluşma ve bildirilmeme nedenlerine ilişkin çalışmaya katılan hemşirelerin algıları arasında; cinsiyete, yaş gruplarına, eğitim düzeylerine ve meslekte çalışma yıllarına göre anlamlı farklılıklar bulunamamıştır. Ancak katılımcıların ilaç hataları nedenlerine yönelik algıları haftalık çalışma süresi (41-48 saat) açısından anlamlı farklılık göstermiştir. İlaç uygulama hatası nedenleri alt boyutlarından hekim ve sanayi alt boyutlarını yaş değişkeni; bilgi ve sanayi alt boyutunun çalışma yılı ile; bilgi boyutunun haftalık çalışma süresi ile arasında anlamlı ilişki tespit edilmiştir. İlaç uygulama hatası bildirilmeme alt boyutlarından korku ile çalışma yılı ve yaş arasında, hata üzerinde anlaşmazlık boyutuyla haftalık çalışma süresi arasında anlamlı ilişki tespit edilmiştir. İlaç uygulama hataları, hataların raporlanması ve bildirilmesi noktasında sağlık çalışanlarının bilgilendirilmesi, eğitilmesi, uygun çalışma ortamlarının oluşturulması, cezalandırılma kaygısının giderilmesi, gizliliğe önem verilmesi ve gerekli geri bildirimlerin yapılması bu süreçte en etkili noktalar olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmada yoğun bakım hemşirelerinin ilaç uygulama hatası, hataların bildirilmemesi konularında algılarındaki farklılıklar analiz edilmiştir. Bu yönüyle çalışmanın yoğun bakım hemşirelerine ve bu alanda çalışma yapacak kişilere bir bakış açısı sunması hedeflenmektedir. Çalışmanın daha farklı birimlerde ve örneklemlerde yapılması farklı sonuçları ortaya koyabilmek adına önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: İlaç Uygulama, İlaç Uygulama Hatası, Yoğun Bakım Hemşireliği
Lise düzeyindeki öğrencilerin sağlık anksiyetesi ve siberkondri düzeylerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; lise düzeyindeki öğrencilerin sağlık anksiyetesi ve siberkondri düzeylerinin değerlendirilmesidir. Araştırmanın evrenini İstanbul'da yer alan Alibeyköy Anadolu Lisesi öğrencileri; örneklemini ise tabakalama örnekleme yöntemiyle belirlenen, araştırmaya katılmayı kabul eden ve o gün okulda bulunan öğrenciler (328) oluşturdu. Araştırmada veriler anket tekniği ile yüz yüze toplandı. Araştırmanın veri toplama araçları; literatür eşliğinde hazırlanan ''Sosyodemografik Bilgi Formu'', Salkovskis ve arkadaşları tarafından 2002 yılında oluşturulan, Aydemir ve arkadaşları tarafından 2013 yılında Türkçeye uyarlanan ''Sağlık Anksiyetesi Ölçeği'' ve McElroy ve Shevlin tarafından 2014 yılında geliştirilen, Türkçe formunun geçerlilik ve güvenirlilik çalışmaları Uzun (2016) tarafından yapılan ''Siberkondri Ciddiyet Ölçeği''dir. Verilerin hesaplanmasında tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U, Kruskal Wallis testi, Spearman Rho Korelasyon ve doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Öğrencilerin bazı özelliklerinden; yaş, anne eğitim düzeyi, baba eğitim düzeyi, gelir durumu gibi özellikleri ile sağlık anksiyetesi düzeyleri arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Öğrencilerin cinsiyet, kronik hastalık varlığı ve internette zaman geçirme süreleri ile sağlık anksiyetesi arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Lise öğrencilerinin siberkondri düzeyleri ile sağlık anksiyetesi düzeyleri arasında pozitif yönde ilişki belirlenmiştir. Öğrencilerin cinsiyet, internetten araştırma yapma sıklığı ve siberkondri düzeylerinin sağlık anksiyetesine etkisinin incelendiği çoklu regresyon analizinde üç değişkenin sağlık anksiyetesini %31 oranında etkilediği belirlenmiştir. Üç değişkenden sağlık anksiyetesini ilk sırada; cinsiyetin -0.22, sırasıyla internetten araştırma yapma sıklığının 0.17 ve siberkondrinin 0,42 oranında etkilediği saptanmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda lise düzeyindeki öğrencilerin bazı özelliklerinin, sağlık anksiyetesi düzeyleri üzerinde pozitif yönde etkisinin olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak öğrencilerin sağlık anksiyetesi düzeyleri ile siberkondri düzeyleri arasında pozitif yönde ve zayıf veya orta düzeyde bir ilişki olduğu ve siberkondri düzeyleri arttıkça sağlık anksiyetesi düzeylerinin arttığı görülmüştür. Bu bilgiler ışığında bu çalışma geleceğe ışık tutan gençlerin sağlık anksiyetesi ile siberkondri düzeylerinin genel bir çerçeveden görülebilmesini sağlarken, aynı zamanda adölesanların anksiyetelerini azaltmak amacıyla yapılacak stratejilere yol gösterici olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Ergen, Hemşirelik, Lise Öğrencileri, Sağlık Anksiyetesi, Siberkondri.
Erken post partum dönem primipar annelere verilen bebek bakımı eğitiminin annelik rolü ve doğum sonu anksiyete üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi
Çalışma Eylül- Kasım 2022 tarihleri arasında, İstanbul'da özel bir hastanenin Kadın Doğum Servisi'ne yatışı yapılan ve araştırma kriterlerine uyan 60 primipar anne (deney: 31; kontrol:30) ile yürütüldü. Her iki grup postpartum 8. saatte ziyaret edildi. Hasta Bilgi Formu ve Kişisel Bilgi Formu doldurtuldu. Deney grubu annelere bebek bakım eğitimi'nin 1. Modülü verildi. Tüm kadınlar postpartum 24. saat te tekrar ziyaret edildi. Deney grubu annelere eğitimin 2. modülü verildi ve kontrol grubu annelerin genel durumu sorgulandı. Deney ve kontrol grubu annelere Postpartum Anksiyete Ölçeği doldurtuldu. Her iki gruptaki anneler ile postpartum 7. gününde telefon görüşmesi yapıldı. Deney grubu annelerin eğitimi telefon görüşmesi ile tekrarlandı, kontrol grubu annelerin ise genel durumu sorgulandı. Her iki grupta postpartum 6. haftasında online ortamda Barkin Anne Fonksiyon Envanteri ve Postpartum Anksiyete Ölçeği doldurtuldu. Veriler SPPS 21 programı ile verilerin normal dağılıma uyguluğu Shapiro Wilk Testi ile değerlendirildi. Normal dağılan verilerin analizinde Independent Sample T testi ve Paired Sample T testi, normal dağılmayan verilerin analizinde Mann Whitney U testi kullanıldı. Gruplar, obstetrik ve sosyo-demografik özellikler açısından benzerdi. Annelerin eğitim sonrası Barkin Anne Fonksiyon Envanteri tüm alt boyut ve toplam puan ortalaması deney ve kontrol grubunda arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.001). Postpartum Anksiyete Ölçeği 'Yenidoğan Iyiliği Ve Güvenliği Anksiyetesi' hariç tüm alt boyutları anlamlı bulundu. (p<0.001). Bulunan anlamlılık düzeyi, deney ve kontrol grubu annelerin puan ortalaması arasında minimum düzeyde olduğu tespit edildi.Bebek bakım eğitimi, doğum sonrası dönemde primipar annelerde annelik rollerinin kazanılmasında oldukça etkili olduğu saptandı. Ancak anksiyetelerini azaltmadı. Primipar kadınlara, doğum sonu dönemlerinin daha rahat, özyeterlilikleri güçlü ve daha konforlu geçirmelerini sağlamak amacıyla bebek bakım eğitimi ve anksiyetelerini azaltmak için nitelikli bakım verilmelidir.
Perkutan koroner girişim yapılan hastalarda işlem öncesi ve sonrası ağrının anksiyete (kaygı) ve yaşam bulguları üzerine etkisi
Amaç: Bu tez çalışması perkütan koroner girişim uygulanan hastalarda işlem öncesi ve sonrasında hastaların ağrı skorunun anksiyete ve yaşam bulguları ile arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak yapıldı. Yöntem: Araştırmanın örneklemini, perkütan koroner girişim uygulanan ve işlem sonrası ağrısı devam eden 131 erkek ve 54 kadın olmak üzere 185 hasta oluşturdu. Veriler SPSS 22.0 istatistik programı kullanılarak analiz edildi. Sonuçlar % 95'lik güven aralığında, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi.Çalışmaya katılan hastaların tanımlayıcı özelliklerini belirlemek için frekans ve yüzde analizleri, ölçeğin analizinde ortalama ve standart sapma istatistikleri kullanıldı. Verilerin karşılaştırılmasında Anova, Bağımsız Gruplar T-Testi kullanıldı. Araştırma değişkenlerinin normal dağılım gösterip göstermediği Basıklık ve Çarpıklık değerleri ile incelendi. Bulgular:Katılımcılardan%66,5 (n=123) kişi anjio işlemi olmamışken, %35,5 (n=62) kişi işlem olmuş; 58 hastaya daha önceden stent takılırken, 127 hastaya stent takılmamıştır.Nrs skoru işlem öncesi 7,065, işlem sonrası 3,210 (p<0,05); Durumluk Kaygı Puanı işlem öncesi 61,568, işlem sonrası 32,362 (p<0,05) olarak saptandı ve işlem öncesi puanları işlem sonrası puanlarından yüksek ve anlamlıydı.İşlem öncesi ağrı, kaygı skorunda %78,7 değişim, işlem sonrası ağrı ise kaygı skorunda %29,8 değişim meydana getirdi.Ağrının etki büyüklüğü 2,906, kaygının etki büyüklüğü ise 3,101 olarak hesaplandı. Hastaların yaş, cinsiyet, medeni durumları, kronik hastalık işlem öncesi ve sonrası ağrının kaygı ve yaşam takiplerinde anlamlı (p>0,05) bir fark oluşturmadı.Hastaların öncesinde hastaneye yatmaları ve stent işlemi olmaları ile ağrı, kaygı ve yaşam bulguları ölçümleri arasında anlamlı (p=0,00 p<0,05) bir ilişki bulundu.Nrs ile NSAI envanteri arasında pozitif korelasyon (p<0,05) bulundu. İşlem öncesi ağrı skoru ve işlem sonrası ağrı ve işlem öncesi ve sonrası anksiyete, kalp hızı, kan basıncı, solunum sayısında anlamlı (p<0,05) değişiklik olurken, satürasyon ve vücut ısısında anlamlı değişiklik olmadığı (p> 0,05) gözlemlendi. Sonuç: Araştırma sonucunda ağrının artması hastaların kaygı düzeyi ve yaşam bulguları ölçümlerinin artmasına neden olurken, ağrı skorunun azalması ile kaygı düzeyinde ve yaşam bulguları takiplerinde iyileşme saptandı.Araştırmanın sonuçlarına göre hastaların ağrıyı tanımlayabilmesi, ağrı skoru artmadan hastaneye erken başvurmasına yönelik eğitim verilmesi ile ilgili farklı araştırmalar önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Perkütan Koroner Girişim, Ağrı, Anksiyete, Yaşam Bulguları
Yoğun bakımlarda çalışan hemşirelerin yöneticilerinden algıladıkları güç kaynakları, örgütsel bağlılıkları ve iş doyumları arasındaki ilişki
Bu çalışmada amaç yoğun bakımlarda çalışan hemşirelerin yöneticilerinden algıladıkları güç kaynakları, örgütsel bağlılıkları ve iş doyumları arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Araştırma kesitsel,tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikte bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini İstanbul'da bir Şehir Hastanesinde çalışmakta olan 200 yoğun bakım hemşiresi oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında tanıtıcı bilgi formu, "Yönetici Hemşirelerde Algılanan Güç Ölçeği", "Örgütsel Bağlılık Ölçeği" ve "Hemşire İş Doyumu Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler, SPSS istatistik paket programında"sayı, yüzdelik, ortalama, standart sapma, Bağımsız gruplarda t testi, Tek Yönlü ANOVA testi, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis Testi, Spearman's (rho) korelasyon testi MANOVA ve ANCOVA" testleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada hemşirelerin yöneticilerinden algıladıkları karizmatik güç, ödüllendirici güç, yasal güç ve uzmanlık gücü ile örgütsel bağlılıkları ve iş doyumları arasında istatistiki yönden pozitif anlamlı ilişki belirlenmiştir. Hemşirelerin yöneticilerinden algıladıkları güç hemşirelerin örgütsel bağlılıklarını %13,3, iş doyumunu %32,4 oranında ve hemşirelerin iş doyumları ise örgütsel bağlılıklarını %32,6 oranında açıkladığı belirlenmiştir. Yoğun bakım hemşirelerinin yöneticilerinden algıladıkları güç kaynakları, örgütsel bağlılıkları ve iş doyumları birbirini etkileyen önemli kavramlardır. Özellikle yönetici hemşireler, uygun güç kaynaklarını kullanarak yoğun bakım hemşirelerinin örgütsel bağlılıklarını ve iş doyumlarını artırabilir. ii Anahtar Kelimeler:Algılanan güç kaynakları, iş doyumu, örgütsel bağlılık, yoğun bakım hemşiresi, yönetici hemşire
Şırnak ilinde çalışan sağlık profesyonellerine yönelik şiddetin, mesleki profesyonel tutumlarına ve tükenmişlik düzeylerine etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırmada Şırnak İlinde çalışan sağlık profesyonellerinin şiddete maruz kalma sıklıklarının, tükenmişlik düzeyinin belirlenmesi; şiddetle mesleki profesyonel tutumları ve tükenmişlik ilişkisinin değerlendirilmesi ile bunları etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evrenini Şırnak Devlet Hastanesi (400), İdil Devlet Hastanesi (130), Dr. Selahattin Cizrelioğlu Devlet Hastanesi'nde (400) çalışan 930 sağlık profesyoneli, örneklemini ise olasılıksız örneklem yöntemlerinden olan gelişigüzel örneklem yöntemi ile seçilen 310 sağlık profesyoneli oluşturmuştur. Araştırmanın verileri, "Sosyo-Demografik ve Araştırma ile İlgili Sorular Formu", "Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ)" ve "Meslekte Profesyonel Tutum Envanteri (MPTE)" kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılanların yaş ortalaması 29,71±4,9, aylık fazla mesai çalışma saati ortalaması 64,56±3,58 olarak bulunmuştur. 161'i (%51,9) çalıştığı kurumda şiddete uğramış, 143'ü (%73,3) sözel şiddete maruz kalmıştır. Şiddete maruz kalanların 138'i (%44,5) beklemeye tahammülsüzlük nedeniyle şiddete maruz kalmış, şikâyette bulunanlardan 102'sinin (%32,9) şikâyeti sonucunda hiçbir şey yapılmamış, 54'ünün (%61,4) şikâyeti sonucunda hiçbir ceza verilmemiş ve şiddet uygulayan serbest bırakılmıştır. 135'inin (%72,2) şiddet sonrası çalışma isteği azalmış, şiddete maruz kalanların 160'ı (%83,3) şiddete maruz kaldıktan sonra yöneticilerden destek görmemiştir. Yaş ile MTÖ alt boyutları arasında negatif, MPTE toplam puan ortalaması ile pozitif yönde ve zayıf düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Çalışmada katılımcıların MPTE toplam puan ortalaması ile MTÖ duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarısızlık alt boyutu puan ortalaması arasında negatif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki görülmüştür. MTÖ alt boyutlarının farklı değişkenlerde anlamlı farklılık gösterdiği bulunmakla birlikte duygusal tükenme ve duyarsızlaşmanın şiddet sonrası istifa etmeyi ve mesleki bırakmayı düşünenlerde anlamlı olarak yüksek çıktığı, kişisel başarısızlık alt boyutunun şiddet ile ilgili sorulardan etkilenmediği görülmüştür. MPTE'nin farklı değişkenlerde anlamlı farklılık gösterdiği bulunmakla birlikte şiddet nedeni ile mesleği bırakmayı düşünmeyenlerde anlamlı olarak yüksek çıktığı bulunmuştur. Sonuç: Şiddetin ve etkilerinin tükenmişliğin alt boyutları olan duygusal tükenme ve duyarsızlaşmayı daha fazla etkilediği görülmüştür. Mesleki profesyonelliğin ise şiddetten etkilenmediği tespit edilmiştir. Katılımcıların MPTE toplam puanları arttıkça daha az duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarısızlık yaşadığı görülmüştür. Çalışmamızda sağlıkta şiddetin artmasını önlemek için sağlıkta şiddete karşı uygulanan cezaların artırılması, sağlıkta şiddete ilişkin tek ve kapsamlı bir düzenleme bulunmaması ve yasa maddelerinin çok dağınık ve çeşitli kanunlar arasına serpiştirilmiş olması sebebi ile tek bir kanun içinde yer verilerek yasa uygulayıcılarının farkındalıklarının arttırılmasının sağlanması, sağlık profesyonellerine şiddet uygulan kişilere caydırıcı cezaların verilmesi, medyanın sağlık camiasına bakış açısının değişmesi için gerekli çalışmaların yapılması ve bununla ilgili düzenli eğitimlerin verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, şiddet, meslekte profesyonel tutum, tükenmişlik
Taş kırma işlemi sırasında sanal gerçeklik gözlüğü kullanımının ağrı ve anksiyete üzerine etkisi
Bu araştırmanın amacı taş kırma işlemi sırasında sanal gerçeklik gözlüğü kullanımının ağrı ve anksiyete üzerine etkisinin olup olmadığının ve bu etkinin demografik değişkenlere göre farklılık gösterip göstermediğinin belirlenmesidir. Bu çalışmanın araştırma grubu, Sağlık Bakanlığına bağlı bir devlet hastanesinde Taş Kırma Bölümü'ne başvuran, araştırmaya katılmaya gönüllü olan ve dâhil olma ve dışlama kriterlerini karşılayan 60 kişiden oluşmaktadır. 60 kişilik araştırma grubu 30'u deney, 30'u kontrol grubunda olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Kontrol grubuna standart taş kırma işlemi uygulanırken deney grubuna ise taş kırma işlemi sırasında sanal gerçeklik gözlüğü ile video izletilmiştir. Her iki gruba da taş kırma işlemi öncesi ve sonrasında Durumluk Kaygı Ölçeği, uygulama sonrasında ise ağrı düzeyini ölçmeye yarayan Sayısal ağrı ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen verileri analizinde bağımsız örneklem t testi ve iki faktörlü ANOVA testi kullanılmıştır. Analizler sonucunda, taş kırma işlemi sırasında sanal gerçeklik gözlüğü kullanımının yaşanılan kaygı ve hissedilen ağrı düzeyinde anlamlı bir düşüşe sebep olduğu sonucuna varılmıştır (p<0,05). Ayrıca, ağrı ile baş etme yöntemine sahip olan bireylerin sanal gerçeklik gözlüğünün yaşanılan kaygı ve hissedilen ağrıyı azaltıcı etkisinden ağrı ile baş etme yöntemine sahip olmayan bireylere göre daha fazla faydalandığı sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, taş kırma işlemi sırasında hem hastanın yaşadığı kaygının hem de hissettiği ağrının azalması için sanal gerçeklik gözlüğü kullanımın yaygınlaştırılması önerilmiştir.
COVID-19 pandemisi sürecinde sağlık bilimleri fakültesi öğrencilerinin sağlık algısı, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve yaşam kalitelerinin belirlenmesi.
Amaç: Bu araştırma, Covid-19 pandemisi sürecinde üniversite öğrencilerinin sağlık algısı, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve yaşam kalitelerinin belirlenmesi ile bunların sosyodemografik özellikler ile olan ilişkilerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç-Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel model kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma evreni 2022-2023 eğitim öğretim yılında Iğdır'da bir üniversitenin Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde öğrenim gören 500 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmanın örnekleminde olasılık temelli örnekleme yöntemlerinden tabakalı rastgele örnekleme modeli kullanılmıştır. Bu doğrultuda çalışmaya gönüllü bir şekilde katılan 448 öğrenci ile süreç tamamlanmıştır. Çalışmanın verileri, Birey Tanıtım Formu, Sağlık Algısı Ölçeği, Sağlıklı Yaşam Biçim Davranışları Ölçeği II (SYBDÖ II) ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kısa Formu (WHOQOL-BREF) ile elde edilmiştir. Veriler normal dağılım gösterdiği için verilerin analizinde parametrik testler kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan öğrencilerin sağlık algılarının yüksek, sağlıklı yaşam biçimleri davranışlarının orta ve yaşam kalitelerinin ise ortalamanın üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada kullanılan üç ölçekte cinsiyet, bölüm ve anne eğitim durumu değişkenlerinde anlamlı farklılıkların olduğu görülmüştür. Sağlık algısı ile sağlıklı yaşam biçimleri davranışları ve yaşam kalitesi alt boyutları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Son olarak sağlıklı yaşam biçimleri davranışları ile yaşam kalitesi alt boyutları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Sonuç: Sonuç olarak sağlık algısı, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve yaşam kalitesi arasında pozitif bir bağlantının olduğu tespit edilmiştir. Bu tespite göre bireyin yaşam kalitesinin arttırılması için olumlu sağlık algısını ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını geliştirici planlar hedeflenmelidir. Üniversitelerin sağlık bölümü öğrencilerinin sağlığının halk sağlığı açısından değerlendirilerek sosyodemografik özellikleri dikkate alınarak sağlık algısını ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları konusunda bilgilendirme eğitimleri yapılarak farkındalığın oluşturulması sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Covid-19 Pandemisi, Üniversite Öğrencileri, Sağlık Algısı, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları, Yaşam Kalitesi
Yanık hastalarında distresin anksiyete ve depresyona etkisi
Yanıklar toplumda sık görülen ciddi fiziksel ve psikolojik travmalardır. Yanıklara ısı, elektrik, kimyasallar, radyasyon, kaynayan sıvılar ve alevler neden olabilir. Doku hasarı sonucu cilt bütünlüğü bozulur, bölgesel etkilerinin yanı sıra sistemik, kardiyovasküler ve metabolik hastalıklara yol açabilir. Pro- ve antiinflamatuar sitokinlerin kontrolsüz salınımı, immünolojik işlev bozukluğuna ve yaygın sistemik inflamasyona yol açmaktadır. Şiddetli yanıklarda, özellikle yanık sonrası erken dönemde, aşırı inflamatuar eylem ve ciddi metabolik bozukluklar vardır. Abartılı inflamatuar yanıtlara ek olarak, kalp fonksiyon bozukluğu, akut solunum sıkıntısı sendromu, akut böbrek yetmezliği, bağırsak hiperpermeabilitesine bağlı bakteriyel translokasyon, hiperkatabolizma, hipermetabolizma ve sepsis gibi sistemik hastalıklar şu anda ortaya çıkmaktadır ve bu durum çoklu organ yetmezliğine ve ölüme yol açabilmektedir. Bu bağlamda çalışmanın amacı yanık hastalarda distresin anksiyete ve depresyone etkisi üzerine şekillenmiştir.
Şanlıurfa'da postpartum dönemdeki kadınların aile planlamasına yönelik tutum ve davranışları
Araştırma, Şanlıurfa'da postpartum dönemdeki kadınların aile planlamasına yönelik tutum ve davranışlarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma evrenini, Şanlıurfa merkez ilçelerinde Aile Sağlığı Merkezlerinden sağlık hizmeti alan, son altı 6 içinde doğum yapmış kadınlar oluşturmuştur. Örneklem seçimi için küme örnekleme yöntemi kullanılmıştır ve toplam 330 kadın ile araştırma tamamlanmıştır. Veriler, Veri Toplama Formu ve Postpartum Dönemdeki Kadınların Aile Planlaması Tutum Ölçeği aracılığıyla Şubat-Mayıs 2022 tarihleri arasında yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Araştırma için Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğü'nden ve Harran Üniversitesi Etik Kurul'undan yazılı izin, araştırmaya katılmayı kabul eden kadınlardan ise bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistiklerden yüzde, ortalama, standart sapma, tek değişkenli analizlerden Ki-kare ve Man Whithney-U testi kullanılmıştır. Araştırmada kadınların %71.5'inin herhangi bir aile planlaması yöntemi kullandığı, %39.0'unun modern %32.5'inin geleneksel yöntem olduğu belirlenmiştir. Modern yöntemlerden en fazla kullanılan kondom (%20.9) iken, geleneksel yöntemlerden en fazla kullanılan geri çekmedir (%32.1). Kadınların, Postpartum Dönemdeki Kadınların Aile Planlaması Tutum Ölçeği puan ortalaması 90.4(±6.7)'dür ve bu değer tutumlarının olumlu olduğunu göstermektedir. Evde en çok Türkçe konuşan, kadının ve eşinin öğrenim durumu yüksek olan, eşi bir işte çalışan, sağlık güvencesi olan, aile tipi çekirdek aile olan, eşinin yaş ortancası daha yüksek olan, ideal çocuk sayısı daha az olan, iki yıldan daha kısa aralarla doğum yapma öyküsü olan ve Postpartum Dönemdeki Kadınların Aile Planlaması Tutum Ölçeği puan ortalaması daha yüksek olan kadınların postpartum aile planlaması yöntem vii kullanım düzeyinin daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Çalışma sonuçlarına göre; postpartum dönemdeki kadınların aile planlamasına yönelik tutumlarının olumlu olduğu ancak aile planlaması yöntem kullanımının istendik düzeyde olmadığı, sosyo-demografik ve doğurganlık özellikleri ile aile planlamasına yönelik tutumun postpartum dönemde aile planlaması yöntem kullanımını etkilediği belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda, kadınların postpartum dönemdeki aile planlamasına yönelik olumlu tutumun davranışa dönüşebilmesi için kadınların sosyo-demografik ve doğurganlık özelliklerinin dikkate alınarak, aile planlaması danışmanlık ve eğitim programlarının planlanması ve uygulanması önerilmiştir.
Adıyaman'da kadınlarda postpartum depresyon insidansı ve etkileyen faktörler
Araştırma, Adıyaman'da kadınlarda postpartum depresyon insidansı ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla ileriye yönelik kohort tipte yapılmıştır. Çalışmanın evrenini, Adıyaman il merkezindeki Aile Sağlığı Merkezlerinden sağlık hizmeti alan, 25-40 yaş aralığında ve gebeliği 27. gebelik haftası ve üzerinde olan kadınlar oluşturmuştur. Örnek büyüklüğünü hesaplamak için örneklem kriterlerine uyan 22 gebe kadınla pilot uygulama yapılmıştır. Pilot uygulama sonucu örnek büyüklüğü 122 olarak hesaplanmıştır. Araştırmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri ve Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği kullanılarak yüzyüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Kadınlarla doğum öncesi ve doğumdan dört hafta sonra olmak üzere iki görüşme yapılmıştır. Araştırma için Adıyaman İl Sağlık Müdürlüğü'nden ve Harran Üniversitesi Etik Kurul'undan yazılı izin, çalışmaya katılmayı kabul eden kadınlardan ise bilgilendirilmiş sözlü onamları alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistiklerden yüzde, ortalama, standart sapma, tek değişkenli analizlerden Ki-kare, Man Whithney-U testi ve çok değişkenli analizlerden Lojistik Regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada kadınların %13.5'inde postpartum depresyon olduğu belirlenmiştir. KadınlarınEndinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği puanı ortalaması 7.11 (±5.04), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçek puanı ortalaması 55.54 (±14.32), Durumluk Kaygı Envanteri puanı ortalaması 93.72 (±6.80) ve Sürekli Kaygı Envanteri puanı ortalaması 83.30 (±8.26) 'dur. Kadınların %11.5'i bebeğin evliliklerini olumsuz etkilediğini düşünmektedir. Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçek puanı ve Sürekli Kaygı Envanteri puanı düşük olanlar ile bebeğin evliliklerini olumsuz etkilediğini düşünenlerde postpartum depresyon düzeyi daha yüksektir (p<0.05). Ancak bebeğin evlilik üzerine olumsuz etkisi, postpartum depresyon riskini 5.3 kat artıran en önemli faktördür. Bu sonuçlar doğrultusunda; postpartum depresyonun önlenmesi için gebelerin sosyal destek faktörlerinin artırılması ve anksiyetelerinin azaltılmasına yönelik müdahalelerin planlanması, ebeveynlere doğum öncesi ve sonrası eğitim ve danışmanlıklar verilirken bebekle ilgili faktörlerinde dâhil edilmesi önerilmiştir.
Ebeveynlerin kırılgan bebek algısı ile sağlık kurumlarına başvuru durumları arasındaki ilişki
Bu çalışmada 0-1 yaş çocuğu olan ebeveynlerin kırılgan bebek algısı ile sağlık kurumlarına başvuru durumu arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı, kesitsel olarak yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini Diyarbakır ilinde yer alan bir hastanenin çocuk polikliniğine başvuran bir hafta-bir yaş arasında bebeği olan 200 ebeveyn oluşturmaktadır. Çalışmanın yapılabilmesi için etik kurul, kurum izni ve ebeveynlerden izin alınmıştır. Veriler, Sosyodemografik Özellikler Bilgi Formu ve Kırılgan Bebek Ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle elde edilmiştir. Veriler, IBM SPSS V23 programında bağımsız gruplarda t testi, korelasyon ve lineer regresyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan annelerin %41.5'u 25-35 yaş grubunda, %45'i lise mezunu, %77.5'i ev hanımı ve ortalama çocuk sayısı 2,5 ± 1,1'dir. Bebeklerin %53'ü kız, %72.5'inin doğum ağırlığı 2500-4000 gram aralığında ve %69 'unun gestasyon haftası 38-42 haftadır. Çalışmaya katılan annelerin kırılgan bebek algısı ölçeği puanı ortalaması 33.9±4.6 olarak elde edilmiştir. Annelerin kırılgan bebek algısı ölçeği puanı ile sağlık kurumuna başvuru sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p=0,477). Bu çalışmada annelerin bebek kırılganlığı algısı puanının yüksek olduğu belirlenmiştir. Annelerin bebek kırılganlığı algısına yönelik müdahale çalışmalarının yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kırılgan bebek ölçeği, ebeveyn, kırılgan bebek, hemşirelik
COVID-19 tanısıyla yoğun bakımda takip edilen hastaların taburculuk sonrası yapılan ev ziyaretinin yaşam kalitesine etkisi
Bu araştırmanın amacı, Covid-19 tanısı almış ve yoğun bakımda takip edilen hastalara taburculuk sonrasında yapılan ev ziyaretlerinin hastaların yaşam kalitesine etkisini belirlemektir. Randomize olmayan kontrollü çalışma olarak yapılan bu çalışmanın örneklemini, 21 deney, 21 kontrol grubu olmak üzere toplam 42 hasta oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında anket formu, Covid-19 hastasının taburculuk sonrası evde izlem ve bakım formu ve WHOQOL BREF TR Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Deney grubuna ayda bir 3 defa ev ziyaretleri ile bakım ve izlemleri yapılmıştır. Kontrol grubuna ise biri hastanede biri evde olmak üzere 2 görüşme yapılmıştır. Elde edilen verilerin analizi için SPSS 22.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Analizler için tanımlayıcı istatistik, independent samples t-testi, ki-kare testi, fisher's exact testi, repeated measure testi, Friedman testi, mann-whitney u testi uygulanmıştır. Tüm analizler için 0,05'in altındaki p değeri anlamlı kabul edilmiştir. Deney grubu hastaların 1. izlem için yapılan ev ziyaretinde hastaların %52,4'ünde kuru öksürük şikayeti varken, 3. ayda yapılan ev ziyaretinde hastaların %81,0'ında kuru öksürük şikayetinin olmadığı görülmüştür (p<0,05). WHOQOL BREF TR yaşam kalitesi ölçeği'nin alt boyutu olan; genel durum puan ortalamaları deney grubunda, 1. ayda 5,33 ± 2,15 iken, kontrol grubunda 6,00 ± 1,73 olarak hesaplanmıştır (p>0.05). 3. Ayda ise genel durum puan ortalamaları deney grubunda 7,38 ±1,65, kontrol grubunda ise 5,52 ± 1,74 olarak saptanmıştır (p<0,05). WHOQOL BREF TR yaşam kalitesi ölçeği'nin diğer alt boyutlarının deney grubunda yer alan hastaların 3 ayda aldıkları puanlarının kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05). Sonuç olarak covid-19 tanısıyla hastanede yatan ve taburcu olan hastalara hemşire tarafından verilen ev ziyaretleri hastaların yaşam kalitesine olumlu etki yapmıştır.
Acil servise ateş şikayeti ile başvuran 0-5 yaş arası çocuklara yapılan ev ziyaretlerinin büyüme gelişmeye, tekrar hastaneye başvurmaya etkisi
Bu araştırmanın amacı, acil servise ateş şikâyeti ile başvuran 0-5 yaşındaki çocuklara yapılan ev ziyaretlerinin büyüme gelişmeye ve tekrar hastaneye başvurmaya etkisini saptamaktır. Randomize olmayan kontrollü çalışma olan bu araştırmanın örneklemini; 31 deney 31 kontrol olmak üzere 3 yaşındaki 62 çocuk oluşturmaktadır. Araştırma verilerinin toplanmasında anket formu, 3 yaşındaki çocuklara ait evde izlem ve bakım formu ve Ankara gelişim tarama envanteri (AGTE) kullanılmıştır. Deney grubundaki çocuklara 3 ay boyunca ayda bir defa ev ziyaretleri ile bakım ve izlemler yapılmıştır. Kontrol grubuna ise hastanede ve evde olmak üzere iki görüşme yapılmıştır. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics v.22.0 paket programında tanımlayıcı istatistik, independent samples t-testi, ki-kare testi ve fisher's exact testi kullanılarak analiz edilmiştir. Tüm analizler için 0,05'in altındaki p değeri anlamlı kabul edilmiştir. Bu çalışmanın bulgularına bakıldığında; AGTE genel gelişim puan ortalaması 1. ayda deney (122,42±4,5) ve kontrol grubunda (123,45±4,0) hemen hemen aynı iken (p>0.05), 3. ayda deney grubu (131.74±4.1) kontrol grubuna (124,19±3,8) göre daha fazla artış göstermiştir (p<0,05). AGTE T tablosuna göre normal olan çocukların oranı 1. ayda deney ve kontrol grubunda aynı iken (%61,3, p>0.05), 3. ayda ise bu oranların deney grubunda (%96,8) artış gösterirken, kontrol grubunda (%41,9) azaldığı saptanmıştır (p˂0,05). Toplamda çocukların %30,6'sının AGTE T tablosuna göre normal olmadığı görülmüştür. Çocukların ateş şikayeti ile hastaneye tekrar başvurma ortalamasının 3. ayda deney grubunda 0.26±0.4, kontrol grubunda 0,65±0,5 olarak hesaplanmıştır (p˂0.05). Sonuç olarak bu araştırma, hemşireler tarafından yapılan ev ziyaretlerinin hem çocukların büyüme ve gelişimi üzerinde etkili olduğunu hem de ateş şikayetiyle hastaneye tekrar başvuru sayısını azalttığını saptamıştır.
6 aylık bebeklere hemşire tarafından yapılan ev ziyaretinin hemoglobin değerine etkisi
Bu araştırmanın amacı, 6 aylık bebeklere 3 ay boyunca hemşire tarafından yapılan ev ziyaretlerinin bebeklerin 9. ayda ölçülen hemoglobin değerine etkisini belirlemektir. Randomize olmayan kontrollü çalışma olarak yapılan bu çalışmanın örneklemini, 50 deney, 50 kontrol grubu olmak üzere toplam 100 6 aylık bebek oluşturmuştur. Deney grubunda olan bebeklere ayda bir 3 defa ev ziyareti yapılmıştır. Ev ziyaretlerinde araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu doldurulmuş ve 6-9 aylık evde izlem ve bakım formuna göre bebeklerin izlem ve bakımları yapılmıştır. Kontrol grubu bebeklerine ise aile sağlık merkezlerindeki rutin izlemler yapılmıştır. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics v.22.0 paket programında tanımlayıcı istatistik, independent samples t-testi, ki-kare testi ve fisher's exact testi uygulanmıştır. Tüm analizler için 0,05'in altındaki p değeri anlamlı kabul edilmiştir. Araştırma bulgularında; deney grubundaki bebeklerin hemoglobin ortalaması 12,01±1,115 iken, kontrol grubunda 11,47±1,034 olduğu saptanmıştır (p<0.05). Deney grubundaki bebeklerin %52,0'nın hemoglobin değerinin 11 gr/dl'nin üstünde olduğu, kontrol grubu bebeklerin %68,0'ının ise hemoglobin değerinin 11 gr/dl'nin altında olduğu görülmüştür (p<0.05). Gündüz emme sıklığı 7'den fazla olan deney grubu bebeklerin ilk izlemdeki oranı %98,0, son izleminde %71,4 olarak hesaplanırken, kontrol grubu bebeklerin oranı ise ilk izlemde %76,6 iken, son izlemde %40,4 olarak hesaplanmıştır (p<0.05). Üçüncü izlemde tüm besin gruplarından alan bebeklerin oranı sırasıyla deney grubunda % 98,0, kontrol grubunda % 78,0 olmuştur (p<0.05). Deney grubunda yer alan annelerin hepsinin bebeklerine demir desteğini düzenli kullandığını ifade ederken, kontrol grubunda bu oran %84,0' olarak belirtilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak bu çalışma kapsamına alınana bebeklerde demir eksikliği anemisinin ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ettiğini, bebekleri demir eksikliği anemisinden koruma ve önlemede hemşire tarafından yapılan ev ziyaretinin etkili olduğunu göstermiştir.
Ergenlerin algıladıkları ebeveyn tutumları ile ruhsal sorunları ve akılcı olmayan inançları arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu çalışma, ergenlerin algıladıkları ebeveyn tutumlarının ruhsal sorunları ve akılcı olmayan inançları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma, Nisan 2022 – Haziran 2022 tarihleri arasında, Şanlıurfa'da bulunan bir lisede ergenlik döneminde bulunan 341 lise öğrencisi ile yapılmıştır. Çalışmada veri toplama aracı olarak; Kişisel Bilgi Formu, Algılanan Helikopter Ebeveyn Tutum Ölçeği (AHETÖ), Güçler ve Güçlükler Anketi ve Ergenler için Mantık Dışı İnançlar Ölçeği (EMİÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 23.0 paket programı ile yapılmıştır. Verilerin normal dağılıma uygunluğunun değerlendirilmesinde Kurtosis ve Skewness değerleri esas alınarak yapıldı. Değişkenler arasındaki ilişkiler veriler normal dağılıma uyduğunda Pearson Korelasyon Katsayısı, uymadığında ise Spearman's Korelasyon katsayısı kullanılarak incelenmiştir. İki grupta ortalamaların (ortalama) karşılaştırılması, veriler normal dağılıma uyduğunda Student's t tesi kullanılarak yapılmıştır. Veriler normal dağıldığında Lineer regresyon modeli kullanıldı. p< 0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi Çalışmanın yapılabilmesi için gerekli etik ve kurum izinleri alınmıştır. Ergenlerin Akılcı Olmayan İnanç Ölçeği toplam puanlarının 55.32 ± 11.35 olduğu görülmüştür. Anne Algılanan Helikopter Ebeveyn Tutum Ölçeği toplam puan ortalaması 55.32 ± 11.35 olarak elde edilmiştir. Baba Algılanan Helikopter Ebeveyn Tutum Ölçeği toplam puan ortalaması 46.62 ± 11.34 olduğu saptanmıştır. Ergenlerin Güçlük Ve Güçlükler Anketi toplam puan ortalamalarının 15.66 ± 5.73 olduğu ve puan ortalamalarının sınırda olduğu görülmüştür Araştırmaya dahil edilen katılımcı ergenlerin akılcı olmayan inanç ölçeği ile anne algılanan helikopter ebeveyn tutumu arasında negatif yönde güçlü ilişkiye sahip olduğu ortaya çıkmıştır (p<0.001). Ergenlerin akılcı olmayan inanç ölçeği ile baba algılanan helikopter ebeveyn tutumu arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki lmadığı belirlenmiştir(p>0,005).Ergenlerin Akılcı olmayan inanç ölçeği ile güçlük ve güçlükler ölçeği ve alt boyutları arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı tespit edilmiştir(p>0,005). Çalışma sonuçlarımız ergenlerin ebeveynlerinden algıladıkları ebeveyn tutumlarının ergenlerde ruhsal sorunlar yaratabileceği ve akıcı olmayan inançlar oluşturduğunu ortaya koymuştur.
Şırnak ilinde hemşirelerin iş doyum düzeyleri ile psikolojik güçlendirme algılarının belirlenmesi
Çalışma, Şırnak ilinde çalışan hemşirelerin iş doyum düzeyleri ile psikolojik güçlendirme algılarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Şırnak İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı beş Devlet Hastanesi oluşturmuştur. Araştırma Eylül 2021- Ekim 2022 tarihleri arasında 358 hemşire ile tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri kişisel bilgi formu, psikolojik güçlendirme ölçeği ve McCloskey ve Mueller'in iş doyum ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzde, ortalama, standart sapma, Mann-Whitney U testi ve Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. Bütün analizlerde IBM SPSS.24 programı kullanılmış ve anlamlılık düzeyi olarak p <0.05 değeri kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan hemşirelerin psikolojik güçlendirme ölçeği toplam puan ortalaması 5.65 ± 0.82 ve McCloskey ve Mueller'in iş doyum ölçeğinin toplam puan ortalaması ise 2.71 ± 0.80 olarak saptanmıştır. Yaş, medeni durum, çocuk sayısı, çalışma görevi, görev yapılan birim, çalışma şekli, çalışılan kurumda kariyer hedefi olma durumu hemşirelerin PGÖ puanları arasında istatistiksel fark saptanmıştır. Çalışılan hastane, meslekte çalışma süresi, görevi, görev yaptığı birim, çalışma şekli, çalıştığı kurumda kariyer hedefi olması durumu hemşirelerin MMSS puanları arasında istatistiksel fark olduğu görülmüştür. Hastanede çalışan hemşirelerin iş doyum düzeyi ve psikolojik güçlenme algısını yükseltecek meslekte çalışma süresi, görevi, görev yaptığı birim ve çalışma şekli gibi sosyodemografik özelliklerin dikkate alınarak ile ilgili düzenlemelerin yapılması önerilebilir.
Koroner anjiyografı uygulanacak hastalarda algılanan stres ve stresle baş etme davranışlarının belirlenmesi
Bu araştırma ilk defa koroner anjiografi uygulanacak bireylerin algıladıkları stres ve stresle başetme davranışlarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı nitelikte bu araştırma Şanlıurfa Harran Üniversitesi Hastanesinde Ekim 2021- Aralık 2022 tarihleri arasında kardiyoloji yatan hasta servisine başvuran, araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan koroner anjiografi işlemi uygulanması planlanan 200 hasta ile yürütülmüştür. Araştırmanın verileri kişisel bilgi formu, algılanan stres ölçeği ve stresle başa çıkma tarzları ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde Statistical Package for Social Sciences (SPSS) for Windows 25 programı kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, yüzde, ortalama, ortanca, sayı ve standart sapma kullanılmıştır. Verilerin normal dağılım gösterdiği durumlarda t testi ve ANOVA testi ile normal dağılım göstermediği durumlarda Mann–Whitney U, Kruskal-Wallis ve spearman korelasyon ile analiz edilmiştir. Verilerin anlamlık değerleri p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalamaları 51.06±13.03 olarak bulunmuştur. Hastaların %53.5'nin erkek, % 37'nin çalışan, %93'ün evli, %25'nin ise okuryazar olmadığı tespit edilmiştir. Hastaların % 50.5'nin sigara kullandığı, %86.5'inin egzersiz yapmadığı, %52.5'nin kronik hastalığının olduğu, %64'nün anjiografi ile ilgili bilgi almadığı, %60'nın ailesinde birinin kalp hastalığı olduğu, %75.5'nin göğüs ağrısı, %54'nın nefes darlığı ve %37'ngöğüste sıkışma hissinin olduğu belirtilmektedir. Hastaların %80.5'i koroner anjiografi ile ilgili kaygı duyduğu ve %70.5'nin koroner anjiografi işlem öncesi bilgi almanın kendisini rahatlatacağı tespit edilmiştir. Algılanan stres ölçeği toplam puan ortalama 34.73 ± 9.74 olarak bulunmuştur. Hastaların algılanan stres ölçeği toplam puan ortalaması yüksek düzeyde bulunmuştur. Stresle başa çıkma tarzları ölçeği alt boyutları puan ortalamaları; kendine güvenli yaklaşım 1.58 ± .61, iyimser yaklaşım1.56 ± .53, çaresiz yaklaşım 1.47 ± .62, boyun eğici yaklaşım 1.75 ± .68, sosyal destek arama alt boyut medyan değeri ise 2 olarak bulunmuştur. Hastaların stresle başa çıkma tarzları ölçeği alt boyutları puan ortalamaları ile cinsiyet, eğitim düzeyi, çalışma durumları, kronik hastalık varlığı, anjiografi ile ilgili bilgi alma durumları, anjiografi ile ilgili kaygı duyma ve anjiografi ile ilgili bilgi almanın kişiyi rahatlatması arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Araştırmaya katılan hastaların stres düzeyleri ve stresle başa çıkma davranışları arasında negatif yönlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Koroner anjiografi uygulanacak hastalarda stres düzeyinin ve strese yol açan faktörlerin belirlenmesi, stresle etkin baş etme yöntemlerinin kullanımına yönelik eğitim programlarının hastanın sosyoekonomik durumu, konuşma dili ve eğitim düzeyi göz önünde bulundurularak yapılması önerilmektedir.
Knowledge and practice of pediatric nurses in Iraq regarding breastfeeding
Regarding breastfeeding. The study is a descriptive study. The sample of the study consisted of 70 nurses working in a pediatric hospital in Erbil. Data were obtained using a Descriptive Characteristics Questionnaire and a Breast Milk and Breastfeeding Information Form. The information form was prepared by the researchers in line with the World Health Organization's breastfeeding principles and the relevant literature. The form consists of 25 questions. Data were evaluated with t test and one-way ANOVA in SPSS program. It was found that 62.5% of the nurses had knowledge about breastfeeding, and the knowledge score of nurses with experience of working in neonatal intensive care was significantly higher than those without experience (t=2.326, p<0.05). In Iraq, 55.7% of nurses rated the breastfeeding status of mothers as inadequate. It is recommended that nurses and mothers should be trained about breastfeeding. KEYWORDS: Nursing, children, Breastfeeding, breast milk, pediatric nursing
Hemşirelerin sağlık bakımında kalite sorumluluğu ölçeği'nin türkçe'ye uyarlanması: Geçerlilik ve güvenilirlik çalışması
Hemşirelerin Sağlık Bakımında Kalite Sorumluluğu Ölçeğinin Türkçe'ye uyarlanarak hemşire örneklemi üzerinde geçerlik ve güvenirliğini göstermek amacıyla planlanan bu çalışma, metodolojik tasarımdadır. Kalite literatürde istenilen amaçlara uygun bir şekilde devamlı iyileştirme ve başarı olarak tanımlanmaktadır. Çalışmada örneklem seçimi için herhangi bir yöntem kullanılmamış, ölçek madde sayısının en az beş ile on katı arasında olacak şekilde hemşireye ulaşılması amaçlanmış, 514 hemşire çalışmaya dahil edilmiştir. İngilizceden Türkçeye çevirisi yapıldıktan sonra ölçek uzman görüşüne sunulmuştur. Ölçeğin değerlendirilmesinde kapsam geçerliği, yapı geçerliği, madde analizi, Kaiser Meyer Olkin–Bartlett testleri, doğrulayıcı ve açıklayıcı faktör analizleri ve Cronbach alfa güvenirlik katsayısı kullanılmıştır. Ölçeğin kapsam geçerlik indeksi 0.97 bulunmuştur. Ölçeğin madde toplam puan korelasyon değerlerinin r=0,342 ile 0,659 arasında değiştiği saptanmıştır. Cronbach alfa iç tutarlılık katsayısı 0,942 ile güvenilir bulunmuştur. Doğrulayıcı ve açıklayıcı faktör analizleri sonucunda çok faktörlü yapıda faktör yüklerinin 0,526-0,838 arasında değiştiği, ölçek ifadelerinin toplam varyansın yüzde 57,387'sini açıkladığı belirlenmiştir. Yapılan analizler sonucunda Hemşirelerin Sağlık Bakımında Kalite Sorumluluğu Ölçeğinin Türkçe'de geçerli ve güvenilir olduğu belirlenmiştir. Ölçeğin farklı çalışmalarda ve farklı örneklem gruplarında test edilmesi önerilir.
Şanlıurfada HPV pozitif olan kadınların serviks kanserinin erken tanısınayönelik bilgi ve davranışları
Araştırma, Şanlıurfa İl Merkezi'nde serviks kanseri taraması sonrası Human Papilloma Virus (HPV) pozitif olan kadınların serviks kanserinin erken tanısına yönelik bilgi ve davranışlarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Şanlıurfa il merkezinde 1. Basamak sağlık kurumlarında serviks kanser taraması yapılan ve 2019 yılında Ulusal HPV Laboratuvar Sistemi'ne kayıtlı HPV pozitif kadınlar oluşturmuştur. Araştırmada örnek seçimine gidilmemiş, Şanlıurfa İl Merkezi'nde yaşayan tüm kadınlara ulaşılması hedeflenmiştir. Veriler, Veri Toplama Formu kullanılarak 08.09.2021-22.04.2022 tarihleri arasında yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Araştırma için Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğü'nden ve Harran Üniversitesi Etik Kurulu'ndan yazılı izin, araştırmaya katılmayı kabul eden Kadınların ise bilgilendirilmiş onamları alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, tamamlayıcı istatistiklerden yüzde, ortalama ve standart sapma, tek değişkenli analizden Ki Kare ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırmada kadınların yaş ortalaması 43.35±8.644 olup %46.2'si herhangi bir eğitim kademesini tamamlamamıştır. Kadınların %64.4'ü serviks kanserinin ne olduğunu bilmemektedir. Kadınların %85.1'i şikayeti olmasa da serviks kanserinin erken tanısı için muayene olmayı düşünmektedir. Kadınların %62.7'si tarama sonrası erken tanı davranışı göstermiştir. Düzenli jinekolojik muayene yaptıran (%73.7), tarama sonrasında genotipi HPV 16/18 olan (%92.8) ve genotipi HPV 16/18 dışı olanlarda ise pap smear (Papanicolaou Smear) testi anormal olan (%88.5) kadınların serviks kanseri erken tanı davranışı gösterme düzeyi daha yüksektir(p<0.05). Araştırmadan elde edilen bulgular, araştırmaya katılan kadınların serviks kanseriyle ilgili bilgilerinin ve serviks kanseri erken tanı davranışı gösterme düzeylerinin yetersiz olduğunu göstermiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda tarama sonrasında sonucu pozitif olan kadınlara özel danışmanlık ve eğitimin verilmesi, 1. ve 2. Basamak sağlık çalışanlarının serviks kanseri taramaları ve tarama sonrası erken tanı hakkında bilgilerinin sürekli güncel tutulması ve hastaların tarama testi sonrasında erken tanı davranışlarını takip edecek dijital sistemin kullanılması önerilmiştir.
Evde bakım hizmeti alan obez bireylerin sosyal destek algısı ile mental iyi oluş durumları ve sağlık algısı arasındaki ilişki
Bu çalışma obez bireylerin sosyal destek algısı ile mental iyi oluş durumları ve sağlık algısı arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmışır. Çalışma tanımlayıcı tiptedir. Ekim 2022- Mayıs 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Evde Sağlık Hizmetleri ve Diyarbakır Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesi Evde Sağlık Hizmetleri Birimleri'ne kayıtlı obez bireylerde yapılmıştır. Çalışmanın evrenini evde bakım hizmeti alan 103 obez birey oluşturmuştur. Çalışmada örnekleme yöntemine gidilmemiş olup evrenin tamamına ulaşılmıştır. Bilgilerin elde edilmesinde katılımcılar için tanıtıcı bilgi formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Mental İyi Oluş Ölçeği ve Sağlık Algısı Ölçeği'nden faydalanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U Testi, Kruskal Wallis Analizi, Spearman Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Çalışmanın yapılması için ilgili kurullardan ve katılımcılardan izin alınmıştır. Araştırmaya katılan obez bireylerin Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği toplam puan ortalaması 47.91±18.91, Warwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği toplam puan ortalaması 37.95±14.17, Sağlık Algısı Ölçeği toplam puan ortalaması 45.18±3.25'dir. Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ile Warwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği puan ortalamaları arasında orta düzeyde pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r= .630, p=.000). Ayrıca Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ile ve Sağlık Algısı Ölçeği puan ortalamaları arasında zayıf düzeyde pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=.399, p=.000). Sonuç olarak obez bireylerin sosyal destek düzeylerinin yükseltilmesine yönelik girişimsel hemşirelik çalışmalarının yapılması önerilebilir.
Kadınların sağlık algısı, kanser bilgi yükü ve kanser taramalarına yönelik tutumlarının belirlenmesi
Çalışma, 40-64yaş arası kadınların sağlık algısı, kanser bilgi yükü ve kanser taramalarına yönelik tutumlarını belirlemek amacıyla, Şanlıurfa Eyyübiye 10 Nolu Onikiler Aile Sağlığı Merkezi Bölgesi'nde Ekim 2023 – Ekim 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklemini 40-64 yaş arası 323 kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında tanıtıcı bilgi formu, Sağlık Algısı Ölçeği, Kanser Bilgi Yükü Ölçeği, Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi, bilgisayarda Statistical Package for Social Sciences 26.0 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t testi, varyans analizi ve pearson korelasyon analizi yapılmıştır. Çalışmanın yapılabilmesi için Üniversite Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan, çalışmanın yapılacağı kurumdan ve katılımcılardan izin alınmıştır. Kadınların Sağlık Algısı Ölçeği puan ortalaması 49.00±6.29, Kanser Bilgi Yükü Ölçeği puan ortalaması 19.05±4.12, Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği puan ortalaması 82.17±14.30 olarak belirlenmiştir. Kadınların kendi kendine meme muayenesi yapma durumuna göre Kanser Bilgi Yükü Ölçeği (t=-3.969, p=0.000) ve Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği (t=9.336, p=0.000) puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Mamografi çektirme durumuna göre Kanser Bilgi Yükü Ölçeği (t=-2.951, p=0.003) ve Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği (t=6.736, p=0.000) puan ortalamaları arasındaki fark anlamlıdır. Smear testi yaptırma durumuna göre Sağlık Algısı Ölçeği (t=2.052, p=0.041), Kanser Bilgi Yükü Ölçeği (t=-2.402, p=0.017) ve Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği (t=6.947, p=0.000) puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark saptanmıştır. Gaitada gizli kan baktırma durumu ile Kanser Bilgi Yükü Ölçeği (t=-3.452, p=0.001) ve Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği (t=5.376, p=0.000) puan ortalamaları arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Ayrıca Sağlık Algısı Ölçeği puan ortalaması ile Kanser Bilgi Yükü Ölçeği puan ortalamaları arasında negatif yönde, çok zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=-.283, p=0.000). Sağlık Algısı Ölçeği puan ortalaması ile Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği puan ortalamaları arasında pozitif yönde, çok zayıf düzey anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=.175, p=0.002). Kadınların Kanser Bilgi Yükü Ölçeği puan ortalaması ile Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği puan ortalamaları arasında negatif yönde, orta düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=-.509, p=0.000). Sonuç olarak kadınların sağlık algısının, kanser taramalarına yönelik tutumlarının yükseltilmesi, kanser bilgi yüklerinin düşürülmesi için girişimsel hemşirelik çalışmalarının yapılması önerilmektedir.
Bireylerin kolorektal kanser tarama davranışları yarar ve engel algısının kolorektal kanser tarama davranışlarına etkisi
Çalışma tanımlayıcı tipte olup Şanlıurfa Eyyübiye 01 Nolu Aile Sağlığı Merkezi Bölgesi'nde Eylül 2023-Ağustos 2024 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmanın evrenini Eyyübiye 01 Nolu Aile Sağlığı Merkezi Bölgesi'nde yaşayan 50-70 yaş arası 1834 birey, örneklemini ise 318 birey oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında eğitimli ve eğitimsizler için standardize mini mental testler, anket formu ve kolorektal kanser tarama davranışları yarar ve engel algısı ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, X2 testi, bağımsız gruplarda t testi, Mann Whitney U Testi, Varyans Analizi ve Kruskal Wallis Analizi yapılmıştır. Çalışmanın yapılması için ilgili kurumdan, Harran Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan ve katılımcılardan izin alınmıştır. Çalışmada katılımcıların %18.2'si dışkıda gizli kan testi, %10.1'i kolonoskopi yaptırdığını belirtmiştir. Bireylerin Kolorektal Kanser Tarama Davranışları Yarar ve Engel Algısı Ölçeği dışkıda gizli kan testi engel algısı puan ortalaması 21.18±2.75, yarar algısı puan ortalaması 6.73±1.07, kolonoskopi engel algısı puan ortalaması 33.29±4.63, yarar algısı puan ortalaması 9.85±1.29 bulunmuştur. Katılımcıların dışkıda gizli kan testi ve kolonoskopi yaptırma durumuna göre Kolorektal Kanser Tarama Davranışları Yarar ve Engel Algısı Ölçeği dışkıda gizli kan testi engel algısı ve kolonoskopi engel algısı puan ortalaması arasında anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). Bireylerin yaşına ve sağlığı algılama durumuna göre dışkıda gizli kan testi yaptırma, yaşa göre kolonoskopi yaptırma arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Ayrıca eğitim durumu ile Kolorektal Kanser Tarama Davranışları Yarar ve Engel Algısı Ölçeği dışkıda gizli kan testi yarar alt boyutu, yaş, cinsiyet, eğitim durumu ile dışkıda gizli kan testi engel alt boyutu arasında anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). Katılımcıların cinsiyet, medeni durumuna göre Kolorektal Kanser Tarama Davranışları Yarar ve Engel Algısı Ölçeği kolonoskopi yarar alt boyutu puan ortalaması arasındaki, yaşa göre kolonoskopi engel alt boyutu puan ortalaması arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak bireylerin kolorektal kanser tarama davranışlarını gerçekleştirme oranlarının, dışkıda gizli kan testi ve kolonoskopi yarar alt boyutları puan ortalamalarının düşük olduğu görülmektedir. Kolorektal kanser tarama davranışlarını engelleyen faktörlerin belirlenip, bu faktörlere yönelik girişimsel hemşirelik çalışmalarının yapılması önerilmektedir.
Yeni doğum yapmış kadınlarda hamileliği boyunca demir desteği kullanım durumu ve bu desteğin anemiye etkisi
Bu çalışma, yeni doğum yapmış kadınlarda hamileliği boyunca demir desteği kullanım durumunu belirlemek, anemi görülme sıklığını hesaplamak ve demir desteği kullanım durumu ile anemi arasında ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı olarak yapılan araştırmanın evrenini, Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yeni doğum yapmış kadınlar oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise 1 Kasım-1 Aralık 2024 tarihleri arasında ulaşılan 240 yeni doğum yapmış kadın oluşturmuştur. Veriler araştırmacılar tarafından hazırlanan anket formu ile yüz-yüze toplanmıştır. İstatistiksel analizlerde sürekli değişkenler için ortalama±standart sapma, nominal değişkenler için sayı ve yüzde kullanılmıştır. Sürekli değişkenlerin normal dağılıma uygunlukları Shapiro-Wilk testi, normal dağılım grafikleri incelerek belirlenmiştir. Sürekli değişkenler yönünden farkın önemliliği için bağımsız gruplarda t testi, tek yönlü Anavo testeleri ve pearson korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Tüm analizler için 0,05'in altındaki p değeri anlamlı kabul edilmiştir. Kadınların % 24,2'sinin okuma yazmasının olmadığı, %15,4' ünün 20 yaş altında olduğu hesaplanmıştır. Kadınların % 35,0'nın şuan yapmış olduğum doğum sayısının dört veya daha fazla olduğu görülmüştür. Kadınların hemoglobin değerlerine bakılınca da gebelikte anemi kabul edilen hemoglobin değeri 11 gr/dL' nin altında olan kadınların oranı % 40 olduğu görülmüştür. Kadınların % 75,4' ünün şu anki hamileliklerinde demir destek tedavisi aldıkları, % 46,3'ünün demir desteğine 4. aydan önce başladığı saptanmıştır. Kadınların % 16,0'ının demir destek tedavisinde yan etki yaşadığını, yan etki yaşayan kadınların % 69,0'ı demir desteğini bıraktığı saptanmıştır. Sonuç olarak kadınların genç ve eğitimi düşük olduğu, çok fazla doğum yaptığı saptanırken, kadınların anemi prevelansının yüksek olduğu, demir desteği kullanmada eksik, yanlış bilgi ve uygulamalarının olduğu saptanmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda, demir eksikliği anemisinin halen önemli bir anne sağlığı sorunu olmaya devam ettiği için gerekli önlemlerin alınarak beslenmenin düzenlenmesi ve demir destek kullanımının doğru olarak yapılmasının yaygınlaştırılması ve bu konuda özellikle halk sağlığı hemşirelerin farkındalığın artırılması önerilmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Yeni doğum yapmış kadın, Demir Desteği, Anemi, Halk Sağlığı
Gençlerin akıllı telefon bağımlılığı ve sağlıklı yaşambiçimi davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma gençlerin akıllı telefon bağımlılıkları ile sağlıklı yaşam biçimi davranışları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma tanımlayıcı tipte olup Şanlıurfa Eyyübiye 01 No'lu Aile Sağlığı Merkezi Bölgesi'nde Eylül 2023 – Ağustos 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmanın evrenini Eyyübiye 01 No'lu Aile Sağlığı Merkezi Bölgesi'nde yaşayan 18-24 yaş arası 3727 birey örneklemini ise 348 birey oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları II Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde t testi, Mann Whitney U testi, Varyans Analizi, Kruskal Wallis Analizi yapılmıştır. Çalışmada gençlerin Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği toplam puan ortalaması 32.31±9.45, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları II toplam puan ortalaması ise 114.37±21.19 olarak bulunmuştur. Ayrıca gençlerin Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları II toplam puan ortalamaları arasında düşük düzeyde, negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r = -0,118; p = 0,028). Sonuç olarak gençlerin akıllı telefon bağımlılık düzeyleri azaldıkça sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının arttığı görülmektedir. Bu nedenle gençlerin akıllı telefon bağımlılığı düzeylerini düşürecek, sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını arttıracak sağlık eğitimlerinin planlanması, girişimsel hemşirelik çalışmalarının yapılması önerilmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Hemşirelik, Gençler, Akıllı telefon bağımlılığı, Sağlıklı yaşam biçimi davranışları
Kadınların jinekolojik kanser farkındalık düzeylerinin ve meme kanseri kadercilik algılarının belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı, 30-64 yaş arası kadınların jinekolojik kanser farkındalık düzeyleri ve meme kanseri kadercilik algılarının belirlenmesidir. Çalışma tanımlayıcı tipte olup Şanlıurfa Eyyübiye Harrankapı 25 Nolu Aile Sağlığı Merkezi Bölgesi'nde Ekim 2023 – Haziran 2024 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini 333 kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ölçeği ve Meme Kanseri Kadercilik Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t Testi, Mann Whitney U Testi, Kruskal Wallis Analizi yapılmıştır. Çalışmanın yapılması için ilgili kurumlardan, Harran Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan ve katılımcılardan izin alınmıştır. Araştırmaya katılan kadınların Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ölçeği toplam puan ortalaması 146.02±21.70, Meme Kanseri Kadercilik Ölçeği toplam puan ortalaması 7.40±2.61'dir. Kadınların eğitim durumuna (KW=10.079; p=0.018), gelir durumuna (KW=6.966; p=0.031), sosyal güvencesine (t=3.417; p=0.001) göre Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark saptanmıştır. Ayrıca Jinekolojik hastalık durumuna (t=3.056, p=0.003), jinekolojik muayene olma durumuna (t=6.291, p=0.001), jinekolojik kanserleri duyma durumuna (t=5.655, p=0.000), jinekolojik kanser belirtilerini bilme (U=1683.000, p=0.000), jinekolojik kanserler ile ilgili tarama testlerini bilme (t=5.676, p=0.000), pap smear testi yaptırma (t=5.281, p=0.000) durumlarına göre JKFÖ toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. Katılımcıların yaşına (t=-4.934; p=0.000), eğitim durumuna (KW=35.857; p=0.000), gelir durumuna (KW =7.653; p=0.022), sosyal güvencesine (t=2.686; p=0.007) göre meme kanseri kadercilik ölçeği toplam puan ortalaması arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Sonuç olarak kadınların jinekolojik kanserler farkındalık düzeylerinin düşük ve meme kanseri kadercilik algılarının yüksek olduğu söylenebilir. Bu nedenle jinekolojik kanserler farkındalık düzeylerinin arttırılması ve meme kanseri kadercilik algılarının azaltılması için eğitimler verilmelidir. ANAHTAR KELİMELER: Meme Ka nseri, Hemşirelik, Kadercilik, Farkındalık , Jinekolojik Kanserler
Hemşirelerin iş yaşam kalitesinin iş doyumu üzerine etkisi: Şanlıurfa örneği
Bu araştırma hemşirelerin iş yaşam kalitesinin iş doyumu üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel türde yapılan araştırma, Şanlıurfa il merkezinde Sağlık Bakanlığına bağlı üç hastane ve il merkezinde bulunan bir üniversite hastanesinde görev yapan toplam 625 hemşire ile Aralık 2020-Ocak 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın verileri tanıtıcı bilgi toplama formu, hemşire iş doyum ölçeği ve hemşirelik iş yaşam kalitesi ölçeği ile toplanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, standart sapma, yüzde, t-testi, ANOVA testi, Tukey testi, doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hemşirelerin hemşirelik iş yaşamı kalitesi ölçek toplam puan ortalamasının (96,38±20,69) ortalamanın altında; hemşire iş doyum ölçek toplam puan ortalamasının (2,99±0,66) orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Bekar hemşirelerin, lisans altı eğitimden mezun hemşirelerin, haftalık çalışma saati 40 saat olan, kurumda kariyer hedefi bulunan, iş yaşam kalitesi ve iş doyum algılarını beş puan ve üzerinde değerlendiren hemşirelerin, hemşirelik iş yaşamı kalitesi ve hemşire iş doyum ölçekleri toplam puan ortalamaları daha yüksek bulunmuştur. Meslekte çalışma yılı, çalışma statüsü ile hemşirelik iş yaşamı kalitesi ölçeği arasındaki fark istatiksel olarak anlamlı bulunmaz iken, 6 ay-5 yıl arası çalışan, sözleşmeli hemşirelerin hemşire iş doyum ölçeği toplam puan ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Devlet Hastanesi ve Üniversite Hastanesi'nde çalışan hemşirelerin hemşirelik iş yaşamı kalitesi ve hemşire iş doyum ölçeği toplam puan ortalamaları diğer hastanelerden daha yüksek bulunmuştur. Hemşirelik iş yaşamı kalitesi ölçeği toplam puan ve tüm alt boyutları puan ortalamaları ile hemşire iş doyum ölçeği toplam puan ve tüm alt boyutları puan ortalaması arasında pozitif yönde yüksek düzeyde istatiksel olarak anlamlı ilişki olduğu (r= 0.770); hemşirelerin iş yaşam kalitesi artıkça iş doyumunun da artığı belirlenmiştir. Yöneticilerin hemşirelerin iş yaşam kaliteleri ve iş doyum düzeylerini artırıcı girişimlerde bulunması önerilebilinir. Anahtar kelimeler: Hemşire, iş yaşam kalitesi, iş doyumu
Çocuklarda problemli medya kullanımı ve etkileyenfaktörler
Bu çalışma, 4-11 yaş grubu çocuklarda problemli medya kullanımı ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı kesitsel olarak yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini Şanlıurfa ilinde yer alan iki hastanenin çocuk kliniklerine başvuran 400 ebeveyn oluşturmaktadır. Veriler, Tanımlayıcı Özellikler Soru Formu, Problemli Medya Kullanım Ölçeği-Kısa Formu, Güçler-Güçlükler Anketi ve Çocuklarda Uyku Alışkanlıkları Anketi kullanılarak toplanmıştır. Veriler MANOVA ve Regresyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya alınan ebeveynlerin %88.5'i anne, %35.5'i 30-35 yaş grubundadır. Çocukların %59.3'ü erkek, %41.8'si 4-7 yaş, %58.3'ü 7-11 yaş grubunda yer almaktadır. Çocukların Problemli Medya Kullanım ölçeği puan ortalaması 2.7±1.03, Güçler-Güçlükler Anketi puan ortalaması 17.0 ± 4.7, Çocuklarda Uyku Alışkanlıkları Anketi puan ortalaması 46.9 ± 7.7 olarak elde edilmiştir. Çocukların günlük medya kullanım süresi ortalama 2.9 ± 1.4 saattir. Ebeveynlerin %45'i çocuğun huzursuzluğunu gidermek, %44'ü oyun için medya araçlarını kullandığını bildirmiştir. Çocukların cinsiyeti, karne derecesi ve medya aracına verdiği tepki ile problemli medya kullanım puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık elde edilmiştir. Uyku sorunu ve güçlük puanı arttıkça problemli medya kullanım puanı artmaktadır. Çocuklarda problemli medya kullanımının etkilerine yönelik ebeveynlere eğitimlerin verilmesi ve müdahale çalışmalarının yapılması önerilmektedir.
Diyabetli bireylerin akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyi ile sağlık algısı ve sağlıklı yaşam tarzları arasındakiilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, diyabetli bireylerin akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyi ile sağlık algısı ve sağlıklı yaşam tarzları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışma tanımlayıcı tipte olup, Şanlıurfa Eyyübiye 4 Nolu Ertuğrulgazi Aile Sağlığı Merkezi Bölgesi'nde Ekim 2021 - Ağustos 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklemini 194 diyabet tanısı olan birey oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında eğitimliler ve eğitimsizler için mini mental testler, tanıtıcı bilgi formu, akılcı ilaç kullanımı ölçeği, sağlık algısı ölçeği, tip 2 diyabet ve sağlığı geliştirme ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t testi, Mann Whitney U Testi, Krukall Wallis Analizi, Varyans Analizi, Pearson Korelasyon Analizi yapılmıştır. Çalışmanın yapılabilmesi için etik kurul izni, kurum izni ve katılımcı izni alınmıştır. Diyabetli bireylerin %9,8'inin akılcı ilaç kullanma bilgisinin olduğu saptanmıştır. Akılcı ilaç kullanım ölçeği puan ortalaması ile sağlık algısı ölçeği puan ortalaması arasında anlamlı bir ilişki saptanmazken (r = ,095, p= 0,188), akılcı ilaç kullanım ölçeği puan ortalaması ile tip 2 diyabet ve sağlığı geliştirme ölçeği puan ortalaması arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki (r= ,220, p= 0,002) saptanmıştır. Sonuç olarak diyabetli bireylerin akılcı ilaç kullanımı bilgisini, olumlu sağlık algısını ve sağlıklı yaşam tarzlarını geliştirecek girişimsel hemşirelik çalışmalarının yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Diyabet, akılcı ilaç kullanımı, sağlık algısı, sağlıklı yaşam tarzları, hemşirelik.
Hemşirelerin afetlere hazır oluş durumları ile stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu çalışma hemşirelerin afetlere hazır oluş durumları ile stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tiptedir. Çalışmanın evrenini Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesi ( 428 ), Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesi (430), Dağkapı Devlet Hastanesi ( 86 ), Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi (1134 ) ve Dicle Üniversitesi Hastanesi (956) bünyesinde çalışan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 787 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden hemşirelerden elde edildi. Araştırmanın verileri araştırmacı tarafından literatür taranarak oluşturulan tanıtıcı bilgi formu (EK-1), Hemşirelerin Afetlere Hazır Oluşluklarında Temel Yeterlilikler Anketi (EK-2) ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (EK-3) kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistik, bağımsız gruplarda T-testi, Tek Yönlü (Oneway) ANOVA testi ve Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hemşirelerin HAHOTYÖ toplam puan ortalaması 138.73±38.70 olarak bulunmuştur. Bu bulgular, hemşirelerin afetlere hazırlıkla ilişkili mesleki yeterliliklerinin çeşitli düzeylerde algılandığını, ancak genel olarak yeterli düzeyde değerlendirildiğini göstermektedir. Afet hazırlık temel yeterlilik puanları ile stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılan Pearson korelasyon analizi sonuçlarına göre, afet hazırlık düzeyi ile bazı stresle başa çıkma alt boyutları arasında anlamlı ve pozitif yönde ilişkiler bulunmuştur. En yüksek korelasyon kendine güvenli tutum ile afet hazırlık toplam puanı arasında saptanmış olup (r=0.254, p<0.01), bunu sırasıyla iletişim becerileri (r=0.255, p<0.01) ve teknik beceriler (r=0.251, p<0.01) izlemektedir. Sonuç olarak hemşirelerin afetlere hazır oluş durumları ile stresle başa çıkma tarzları arasında anlamlı ilişki olduğu, hemşirelerin afet bilgi düzeylerinin arttırılması, psikolojik sağlamlığı, teorik ve uygulamalı eğitimlerin artırılması önerilmektedir.
İntraartiküler enjeksiyon uygulanan çocuklarda bilgisayar oyunlarının ağrı puanı, kaygı düzeyi ve işlem süresine etkisi
Hastane ortamında karşılaşılan invaziv girişimler çocuklar için ağrı ve anksiyete kaynağıdır. Bu çalışma intraartiküler enjeksiyon işlemi sırasında uygulanan bilgisayar oyununun çocukların ağrı, kaygı düzeyi ve işlem süresine etkisini değerlendirmek amacıyla randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak yapıldı. Etik kurul, kurum ve çocuk/ailesinden izinler alındı. Evreni Eylül 2016- Ekim 2017 tarihleri arasında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Romatoloji bölümünde tedavi olan çocuklar, örneklemi vaka seçim kriterlerine uyan 41 çocuk (deney:20 kontrol:21) oluşturdu. Veri toplama araçları olarak; Sosyo-Demografik Veri Formu, Uygulama Kayıt Formu, Face Pain Scale- Revized (FPS-R), Çocuklar için Durumluk Kaygı Envanteri (ÇDKE), dijital kronometre, bilgisayar oyunu ve tablet kullanıldı. Deney grubuna intraartiküler enjeksiyon uygulaması sırasında tabletten bilgisayar oyunu oynatıldı. Kontrol grubuna rutin işlem yapıldı. İşlem öncesi sırası ve sonrası ağrı, işlem öncesi ve sonrası kaygı puanları ölçüldü. İşlem süresi kayıt edildi. Elde edilen veriler istatistiksel olarak SPSS 22.0 programı ile değerlendirildi. Çalışma sonunda grupların tanımlayıcı özellikler açısında benzer olduğu görüldü (p> 0,05). Deney grubunda bilgisayar oyununun ağrı (p=0,000)ve kaygı puan (p=0,001) ortalamalarını anlamlı düzeyde azatlığı, işlem süresini kısaltığı (p=) belirlendi. İntraartiküler enjeksiyon uygulamasında bilgiayar oyunu ile dikkati başka yöne çekme uygulamasının kullanılması önerilir.
Postmenopoz dönemdeki kadınlarda sağlık inanç modeli temelli kısa görüşmelerin osteoporozdan korunma bilgi, tutum ve davranışlarına etkisi
Osteoporoz, postmenopoz dönemdeki kadınların büyük kısmını etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Yapılan birçok çalışmada osteoporozun erken dönemde önlenmesi ve risk faktörlerinin azaltılmasında toplum sağlığı hemşirelerinin önemli roller alabileceği üzerinde durulmuştur. Bu çalışma postmenopoz dönemdeki kadınlarda sağlık inanç modeli temelli kısa görüşmelerin osteoporozdan korunma bilgi, tutum ve davranışlarına etkisini belirlemek amacı ile ön test-son test randomize kontrollü çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma, Haziran 2016-Haziran 2017 tarihleri arasında İstanbul İli Kadıköy İlçesinde faaliyet gösteren bir Aile Sağlığı Merkezinde 82 postmenopoz dönemdeki kadın (girişim grubu=41, kontrol grubu=41 ) ile yürütülmüştür. Girişim grubuna 12 hafta süreyle Sağlık İnanç Modeline dayalı olarak oluşturulan kısa görüşmeler programı (5A modeli) uygulanmıştır. Programın ardından izlem döneminde 12 hafta süreyle, haftada iki veya üç kez toplam 45 mesaj gönderilmiştir. Veriler tanımlayıcı form, Osteoporoz Sağlık İnanç Ölçeği (OSİÖ), Osteoporoz Özetkililik ve Yeterlik Ölçeği (OÖEYÖ), Osteoporoz Bilgi Testi (OBT) ve Egzersiz Yapma Ölçeği (EYDÖ) ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, varyans analizi, Mann-Whitney U ve Friedman testi kullanılmıştır. Son test ve izlemde girişim grubunun OSİÖ, OÖEYÖ, OBT ve EYDÖ puan ortalamalarının kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğunu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, sağlık inanç modeli temelli kısa görüşmelerin postmenopoz dönemdeki kadınların osteoporoz sağlık inançlarını, öz-etkililik-yeterlik güvenlerini ve egzersiz yapma davranışlarını olumlu yönde değiştirdiği, osteropozdan korunmaya ilişkin bilgilerini artırdığı bulunmuştur. Bu çalışma kapsamında uygulanan sağlık inanç modeli kısa görüşmelerin birinci basamakta çalışan hemşirelere rehber olabileceği düşünülmektedir.
Yönetici hemşirelerin kişisel açılım ve geri bildirim düzeylerinin empatik eğilim ve kişilerarası problem çözme becerileriyle ilişkisi
Bu araştırma; yönetici hemşirelerde kişisel açılım ve geri bildirim düzeylerinin empatik eğilim ve kişilerarası problem çözme becerileriyle ilişkisini incelemek amacıyla tarama modelinde, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı bir araştırma olarak gerçekleştirildi. Araştırma; Eylül 2015-Kasım 2016 tarihleri arasında İstanbul ili içinde bulunan devlet üniversitelerinin hastanelerinde çalışan yönetici hemşirelerle gerçekleştirildi. Veriler, araştırmacı tarafından yönetici hemşirelerin kendilerini tanıtan, sosyodemografik özelliklerini içeren Yönetici Hemşirelerin Tanıtıcı Özellikler Bilgi Formu, Johari Penceresi Testi, Empatik Eğilim Ölçeği (EEÖ), Kişilerarası Problem Çözme Envanteri(KPÇE) ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistiksel metotlar (ortalama, standart sapma, frekans), Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Mann Whitney U post hoc testi, Spearman Rho Korelasyon Analizi kullanıldı. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Araştırmaya katılan hemşirelerin meslekte çalışma sürelerinin 3,5 ile 40 yıl arasında değişmekte olup, yönetici olarak çalışma sürelerinin ortalaması 9,41±7,96 olarak saptandı. Yönetici hemşire ön lisans mezunlarının probleme olumsuz yaklaşma durumlarının, lisans mezunlarına göre anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. Haftalık 40 saat ve üzerinde çalışan hemşirelerin kendine güvensizlik durumunun, haftalık 40 saat çalışanlardan daha yüksek olduğu saptandı. Kendi isteğiyle yönetici pozisyonuna atanan hemşirelerin empatik eğiliminin, görevlendirme ile atananlardan daha yüksek olduğu bulundu. Yönetici hemşirelerin kişisel açılım düzeylerinin, probleme olumsuz yaklaşma ve kendine güvensizlik ile empatik eğilim arasında negatif yönde %20,8 ve %24,7 düzeylerinde anlamlı ilişki olduğu belirlendi. Yönetici hemşirelerin geri bildirim düzeylerinin, yapıcı problem çözme ve ısrarcı sebatkar yaklaşım ile empatik eğilim arasında pozitif yönde %22,3 ve %23,3 anlamlı bir ilişkisi olduğu saptandı. Araştırma sonucunda, yönetici hemşirelerin kişisel ve geri bildirim düzeylerinin düşük, empatik eğilimlerinin orta düzeyde, problem çözme konusunda ise başarılı, karşılaşılan güçlüklerle baş edebilme seviyesi yüksek, kendine güvenen bireyler olduğu saptandı. Anahtar kelimeler: Kişisel açılım, empati, problem çözme, johari
KOAH'lı hastalarda öz-etkililiğin, bakım verenlerin yükü ile ilişkisi
Bu çalışma, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) olan bireylerde öz-etkililiğin, bakım verenlerin yükü ile ilişkisini incelemek amacı ile kesitsel tanımlayıcı bir çalışma olarak yapıldı. Çalışmanın örneklemini KOAH tanısı olan 182 birey ve bu bireylere bakım veren 182 birey oluşturdu. Veri toplama aracı olarak KOAH'lı bireyler için "Bilgi Formu", "KOAH Değerlendirme Testi [COPD Assessment Test (CAT)]" ve "KOAH Öz-etkililik Ölçeği" kullanıldı. Bakım veren bireylere ise; "Bilgi Formu" ve "Bakım Verenlerin Yükü Ölçeği" uygulandı. Her iki gruba veri toplama araçları aynı anda uygulanarak, yüz yüze görüşme tekniği ile elde edildi. Verilerin değerlendirilmesinde Kolmogrov Smirnov Testi, Mann Whitney-U Testi, Kruskall Walls-H Testi, Bonferroni düzetmesi, Sperman Korelasyon Analizi kullanıldı ve anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edildi. Yaş ortalaması 63,55±11,75 olan KOAH'lı bireylerin KOAH Öz-Etkililik Ölçeği puan ortalaması 2,32±0,43 ve CAT puanı 26,97±5,25'dır. Bireylerin %96,2'sinin KOAH Öz-Etkililik puanı 3'ün altında ve KOAH nedeni ile günlük yaşamları ve sağlıkları yüksek düzeyde etkilenmektedir. Yaş ortalaması 48,77±14,09 olan bakım verenlerin Bakım Verme Yükü Ölçek puanı 30,51±10,62'dir. Bakım verenlerin %64.8'inin bakım verme yükü hafif düzeydedir. KOAH'lı bireylerin öz-etkililiğinin artması ile bakım verenlerin yükünün azaldığı (r=-0,33; p<0,015), KOAH'ın günlük yaşama ve yaşam kalitesine etkisi artarken bakım verenlerin yükünün arttığı (r=0,51; p<0,001) görülmüştür. Sonuç olarak KOAH'lı bireylerin öz-etkililiği ve yaşam kalitesi bakım verenlerin yükünü etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: KOAH, CAT, Öz-Etkililik, Bakım Veren