Manisa Celal Bayar University
Discipline

Public Finance

Manisa Celal Bayar University

1,300

Archived Theses

1

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Enflasyon ve vergileme

SUMMARY The aim of this paper is to show the results that the effects of inflation cause on tax exemptions (exclusion, deduction etc.) from the point of view of taxpayers' and government's point of view. Inflation is an sensible and steady increase on the general level of prices. Therefore, the purchase impact of money decreases in the inflationary periods. Since tax isa monetary value and unless an adjustment e s being done, i t loses some functions, such as ability-to-pay principle, efficient and equitable income distribution principle. As to this condition yields various results for taxpayers and government while inflation proves government to' obtain more tax revenue by disturbing the structure of the progressive personal income tax, it entails government to come out the revenue loses because of administrative lags in the system of personal income tax. That is, inflation has got two important contradictions to one another from the point of view of taxpayers and government: 1. Increasing of Tax Burden Revenue 2. Effects of Administrative Lags 1. Increasing of Tax Burden Revenue A progressive income tax system is affected by inflation both with respect to the real value of tax allowances and to the structure of tax brackets and progressive rates. As inflation will reduce substantially the real value of most tax allowances in the system of income taxation, this will lead to a more progressive effect on income taxation, even in the case of a proportional structure of tax rates. If moreover, the rate structure of income taxation is progressive, nominal increases inIncome may move taxpayers Into higher tax brackets, thus leading an increases real tax burden. But in this situation government can obtain more tax revenue. This is the concept of inflation as a form of or as an alternative to taxation with respect to the function of transferring real purchasing power to the public sector. 2. Effects of Administrative Lags The other effect of inflation on the tax system has been a massive eroison of real tax revenues. Together with legal lags there may be illegal delays in payment. The higher the rate of inflation and the less inflation-adapted the penalties for these illegal transfers, the more tax loses are from the point of view of government. But taxpayers pay less money, as inflation reduce purchasing power of money in the long term. In this paper, the first chapter is a theorical statement- explained above- In the second chapter, the impact of inflation on the institutions of Turkish Personal Income Tax is intensively analyzed to explain with a lot of examples and measures. Inflation disturbs income distribution to related with its effects of on the tax system. We made a measure to show this situation for Turkey. According to this, the tax loses that government comes out from a person who receives minimum wage who pays his/her tax on the average 1,5 months later - Because the time between earning his income and paying his tax is 1;5 months- Be cause the time between earning his/her income and paying his/her tax is 1,5 months- and a merchant who pays his/her tax on the average 12,5 months later. We have developed a model that measures the tax loses of goverment as a result of these delays, According to results of measure that we made, the tax burden of a person who earns minimum wage is heavier than others. That is,while goverment faced 11.2% tax loses from a person who earns minimum wage, it faced an 51.2% tax loses from a mercant in Turkey in 1994. In third chapter, it is explained that the forms of solution in Turkey's practice to eliminate the negative effects of inflation and besides that some solutions are propesed by us. Some of these are: indexation, shortening administrative lags (i.e. Paying the tax one every 3 months), widening tax brackets as parallel to the rate of inflation, using the inflation accounts, etc. Inflation reduces real value of minimum living allowance, limits of exclusions and therefore, it increases the tax burden of person who benefit from these. xii

EnflasyonFinansVergilendirme
Birsen Nacar
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1996
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi kaçakçılığı ve Türkiye uygulaması

ÖZET Vergi kaçakçılığı evrensel bir olgudur. Ancak, son zamanlara kadar yeterince önemsenmemiştir. Bununla beraber, kamu açıklarının boyutlarının büyümesi ve süreklilik kazanması, vergi siteminin etkinsizleşmesi ve kayıtdışı veya kuraldışı faaliyetlerin yoğunluk kazanması; vergi kaçakçılığına gösterilen ilgide önemli artışlara neden olmuştur. Genel olarak vergi kaçakçılığı olumsuz etkilere sahip bir olgudur. Dolayısıyla verginin temel işlevleri vergi kaçakçılığının boyutlarının büyümesine koşut zayıflamaktadır. Diğer yandan vergisel normlar (vergi adaleti gibi) bu olgudan olumsuz yönde etkilenmektedir. Bunun sonucunda vergiye uyum azalmakta ve tüm vergilerde büyü bozulmaktadır. Ayrıca, vergi kaçakçılığı ekonomik, sosyal ve hukuki yapı üzerinde de çok olumsuz etkiler yaratabilmektedir. Böylesi yıkıcı etkilere sahip vergi kaçakçılığı ile mücadele edilmesi gerekmektedir. Bunu yapabilmek için ise öncelikle bu olguya neden olan faktörlerin bilinmesi gerekmektedir. Teoride, vergi kaçakçılığı ekonomik ve deneysel yaklaşım olmak üzere iki farklı yaklaşımla incelenmiştir. Ekonomik yaklaşım, daha çok mikro düzeyde vergisel faktörler üzerinde odaklanmakta ve matematiksel modellerle vergisel parametrelerin vergi kaçırma karan üzerindeki etkilerini belirlemeye çalışmaktadır. Deneysel yaklaşım ise, hem mikro nemde makro vergisel ve vergi dışı faktörleri ele alarak, bu faktörlerin vergi kaçakçılığı kararı üzerindeki etkilerini saptamaya çalışmaktadır. Ancak gerek ekonomik yaklaşım ve gerekse deneysel yaklaşım; vergi kaçakçılığım belirleyen faktörler üzerinde mutlak bir uzlaşı içinde değildir. Bunda kullanılan yöntemler, kurulan modeller ve en önemlisi vergi kaçakçılığının kendi doğası etkili olabilmektedir. Teoride farklı nedenlere ağırlık verilse bile vergi kaçakçılığının nedenleri bir bütündür. Dolayısıyla, bir bütünün parçaları olan, vergi kaçakçılığının nedenleri, vergisel ve verdi dışı nedenler olarak iki başlık altında toplanabilir. Vergisel nedenler, daha çok vergi olgusunun varlığından kaynaklanan; hukuki, ekonomik, psikolojik ve idari faktörlerden oluşmaktadır. Bunlar vergi oranı, vergi tarifesi, vergi denetim olasılığı, vergi cezaları, vergi idaresinin etkinliği vs. gibi örneklenebilir. Vergi dışı nedenler ise toplumun sosyal ve ekonomik yapısı ve bu yapının işleyişinden doğan ve vergi olgusuyla doğrudan ilişkili olmayan siyasal, ekonomik ve sosyal faktörleri kapsamaktadır. Vergi dışı nedenlere; gelir düzeyi, işletme büyüklükleri, enflasyon, piyasa ve fiyat kontrolleri vb. örnek gösterilebilir. ufYukarıda kısaca özetlenen nedenlerden bir kısmı devlet, diğer bir kısmı ise vergi yükümlülerince belirlenmektedir. Dolayısıyla ekonomik sonuçları olan vergi kaçakçılığının arz ve talep koşullarında belirlendiği söylenebilir. Devlet; vergi oram, denetim olasılığı, vergi cezası, vergi affı gibi, faktörleri vergi kaçakçılığım teşvik edici yönde belirleyebilir, örneğin yüksek vergi oranları vergi kaçakçılığım cazip hale getirebildiği gibi, düşük denetim oranları veya sık sık mali af uygulamaları da vergi kaçakçılığım arttırıcı etkilere sahip olabilir. Dolayısıyla devlet bu parametreleri belirlemesine göre vergi kaçakçılığının arzım yüksek veya düşük belirlemiş olmaktadır. Diğer yandan vergi kaçakçılığının talep yanım ise, vergi yükümlüsünün psikolojik algılamaları, sosyal ve ekonomik yapı ve bu yapıma işleyişi, vergi ahlakı, eğitim seviyesi, işletme büyüklükleri, icra edilen meslek ve en önemlisi toplumun vergi kaçakçılığına bakışı belirlemektedir. Bu faktörler daha çok yükümlünün vergi bilincini etkilemektedir. Dolayısıyla vergi bilinci düzeyine göre, vergi kaçakçılığının talep yönü belirlenecektir. Böylece vergi bilincinin düşüklüğüne göre vergi kaçakçılığı talep edilir olacaktır. Sonuçta arz ve talep koşullarının uygunluğuna göre vergi kaçakçılığı oluşacaktır. Bu çalışmanın sonuç kısmında da belirtildiği gibi, Türkiye'de vergi kaçakçılığının yüksek düzeyde arz ve talep edildiği söylenebilir. Yapılan farklı tahminlere göre yüzde 50-70 dolayında (vergi gelirine oram olarak) vergi kaçakçılığının var olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla bu çalışmanın gerek teori gerekse Türkiye uygulaması bağlamında ortaya konulan nedenlerin tek tek ortadan kaldırılmasıyla vergi kaçakçılığının önlenebileceği açıktır. Ancak böyle bir sorunun çözülmesinde toplumsal tepki ve bilincin önemi yadsınamaz. Dolayısıyla, vergi bilincinin arttırılması, vergi kaçakçılığına karşı en geniş kitlelerin tepkilerinin örgütlenmesine koşut vergi kaçakçılığı önlenebilecektir. ı*KEYWORDS / ANAHTAR KELİMELER TAX EVASION: VERGİ KAÇAKÇILI?I TAX AVOIDANCE: VERGİDEN KAÇINMA TAX UNDERESTİMATİON: VERGİNİN EKSİK BELİRLENMESİ TAX NONCOMPLIANCE: VERGİYE UYUMSUZLUK FİSCAL PSYCHOLOGY: MALİ PSİKOLOJİ TAX EROSSION: VERGİ EROZYONU UNWİLLİNGNESS TO PAY: ÖDEME İSTEKSİZLİ?İ COMPLIANCE COST: UYUM MALİYETİ TAX CONSCIOUS: VERGİ BİLİNCİ TAX ETHICS: VERGİ AHLAKI

FinansKaçakçılıkVergi kaçakçılığı
Yakup Karabacak
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1997
00
Master'sOpen AccessTR

Kayıtdışı ekonomi ile mücadelede dikey denetim yöntemi

Kayıtdışı ekonomi, Gayri Safi Milli Hasıla hesapları içerisinde görünmeyenekonomik faaliyetler olarak tanımlanmaktadır. Kayıtdışı ekonomik faaliyetler ahlakiolmamak, nakit olmak ve istatistiksel olarak ölçülememek gibi özelliklere sahiptir.Yasadışı ekonomik faaliyetler, yarı kayıtlı ekonomik faaliyetler ve hiç kayıt altınaalınmamış ekonomik faaliyetler kayıtdışı ekonominin unsurlarıdır. Hükümetleraçısından en önemli unsur yarı kayıtlı ekonomik faaliyetlerdir. Çünkü bu grupta yer alanfaaliyetler kayıtlı ekonominin unsurları tarafından gerçekleştirilmektedir.Kayıtdışı ekonominin nedenleri mali, ekonomik ve siyasal nedenler olaraksayılmaktadır. Kayıtdışı ekonomi ile mücadelede denetimin etkinliği önem arzetmektedir. Etkin bir vergi denetim yapısı ve vatandaşlık bilincinin birlikteliğikayıtdışılığı önleyeceği gibi, mükellef uyumu sağlanmalı, muafiyet ve istisnalarındaraltılması gerekmektedir.Sonuç itibariyle yapılması gereken mali revizyon, etkin bir denetimmekanizması ve en önemlisi vergi bilincinin oluşturulmasıdır.Anahtar Kelimeler: Kayıtdışı Ekonomi, Denetim, Vatandaşlık, Muafiyet,İstisna, Dikey Denetim.

Yusuf Baytar
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Dış borçların sürdürülebilirliği ve Türkiye örneği

Günümüzde Türkiye'nin de içinde bulundu u pek çok GOÜ'nin ortak sorunu,kalkınmalarının finansmanı için gerekli yurtiçi sermayenin yetersizli i ve ödemeler dengesiaçıklarının giderek artması nedeniyle dı borçlanmaya zorunlu ba vurmalarıdır.Dı borçların sürdürülebilirli i kavramı, özellikle 1980'lerde çı gibi büyüyen dı borçkullanım oranlarının, birkaç sanayile mi ülkenin sürekli olarak ya adı ı cari i lemler dengesiaçıklarının ve GOÜ' lerin ya adıkları dı borç krizlerinin etkisi ile önem kazanmı tır. Borçlubir ülkenin dı borçlarını ödeyebilir olması, dı borcunun ve dı borç politikasınınsürdürülebilir oldu u anlamına gelmektedir. Dı borç stokunun milli gelire oranının uzundönemde sabit kalması, ülkenin dı borçlarını ödeyebilir oldu unu göstermektedir. Türkiyeekonomisi göz önüne alındı ında; yüksek borç stoklarına sahip oldu u, dı borçgereksiniminin artarak devam etti i, dı borç göstergelerinin sürdürülebilirlik konusundaendi e yarattı ı görülmektedir.Çalı manın amacı, Türkiye'nin dı borçlarının halâ sürdürülebilir olup olmadı ınıara tırmaktır. Türkiye'nin dı borçlarının sürdürülebilirli i, birim kök testi ve zaman serisiekonometrisi kullanılarak ARIMA modeliyle analiz edilmi tir. Türkiye'nin dı borçlarınınsürdürülebilir olup olmadı ının ara tırılmasında ülke riski yakla ımı ele alınmı tır. Çalı mada1964-2005 dönemini kapsayan toplam dı borçlar, GSMH ve ihracat yıllık zaman serilerikullanılmı tır. ARIMA modeli kullanılarak gelecek be yıla ait toplam dı borçlar, GSMH veihracat de erleri tahmin edilmi tir. Tahmin de erlerinden elde edilen dı borçlulukgöstergeleri baz alınarak, Türkiye'nin dı borçlarının sürdürülebilirli i ko ulude erlendirilmi tir.Çalı ma ile elde edilen ampirik bulgular, Türkiye'nin Dünya Bankası'nın i aret etti irisklilik sınırlarını a tı ını, çok borçlu bir ülke olarak dı borçlarını sürdürememe riski ilekar ı kar ıya oldu unu göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Dı Borçlar, Sürdürülebilirlik, Dı Borç Göstergeleri, Ülke Riski,ARIMA.

Hatice Özkan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Dışsallıklarda kamusal çözümler: Türkiye uygulaması

Bu çalışmada bir piyasa başarısızlığı olan çevresel dışsallıklar ve çözümündeuygulanan kamusal politikalar incelenmiştir. Dışsallıklar konusu, çevre ve ekonomiarasında ilişki kurmada önemli bir yere sahip olmaktadır. Bu nedenle çalışmamızdakuramsal olarak dışsallıklar teorisi analiz edilmiş; bu bağlamda literatürdeki farklıtanımlamalara, farklı dışsallık sınıflandırmalarına ve dışsallıkların düzenlenmesindekamusal ve piyasa çözüm önerilerine yer verilmiştir. Vergiler, sübvansiyonlar, harçlar,kirlilik izni ve standartlar gibi kamusal çözümlerin, Coase teorisi ve Hicks-Kaldorölçütü gibi piyasa çözümlerinden görece üstünlüğe sahip olduğu sonucuna varılmıştır.Çalışmamızın uygulama bölümünde ise, Türkiye'de enerji üretiminde kullanılanve çevresel kirliliğe yol açan fosil yakıtlar (kömür, petrol ve doğalgaz) üzerindeki birçevre vergisinin ekonomik etkileri analiz edilmiştir. Bir üretim planlama tekniği olandoğrusal programlama modeli kullanılarak, fosil yakıt üreten sektörlerin çevre vergisidurumundaki optimal üretim miktarları hesaplanmış; kömür sektörünün hem iktisadihem de çevresel açıdan üretimini kısması gerektiği sonucuna varılmıştır. Çevre vergisioranı artırıldıkça üretim miktarındaki değişimin boyutu en çok olan, diğer bir ifadeyleçevre vergisine en çok duyarlı olan sektörün ise doğalgaz sektörü olduğu görülmüştür.Belli bir kaynağın tüketimini vergilendirmenin, ikame kaynakların tükenme hızınıartırması gerçeğinden yola çıkılarak, enerji üretiminde küresel ısınmaya yol açan fosilyakıtlar yerine yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması için kamusalmüdahalelerin kaçınılmaz olduğu sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Piyasa Başarısızlıkları, Dışsallıklar, Dışsal Maliyetler, ÇevreEkonomisi, Doğrusal Programlama

Cihan Yüksel
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin uluslararası rekabet gücü; Bazı AB ülkeleri kıyaslaması

xiiiÖZETTÜRK YE'N N ULUSLARARASI REKABET GÜCÜ;BAZI AB ÜLKELER LE KIYASLAMASIEsra BA KILIÇYüksek Lisans Tezi, Maliye Anabilim DalıDanı man: Prof. Dr. Ahmet Fazıl ÖZSOYLUNisan 2006, 128 sayfaBu çalı mada Türkiye'nin seçilen AB ülkeleri kar ısında rekabet gücüölçülmeye çalı ılmı tır. Çalı ma dört bölümden olu maktadır. lk bölümdeküreselle me kavramı ele alınarak, küreselle menin etkileri incelenmi , ikincibölümde küresel rekabet ve küresel rekabet gücüne teorik yakla ımlar ele alınmı ,üçüncü bölümde geleneksel rekabet ve rekabet gücünü belirleyen faktörler elealınmı tır. Dördüncü bölümde seçilen AB ülkeleri ile Türkiye'nin rekabet gücüölçülmü ve Türkiye'nin, rekabet gücünün arttırılması için çözüm önerilerindebulunulmu tur.Küreselle en dünyada ülkeler birbirleriyle rekabet halinde olmakta, artanrekabete kar ı tek ba larına hareketten daha çok, bölgesel birliklere üye olmayı tercihetmektedirler. Rekabet gücünün arttırılması için Türkiye'nin AB'ne tam üyeli iningerçekle mesi gerekmektedir bu do rultuda AB ülkeleri ile rekabet güçleri ölçümü,yetersiz kaldı ımız alanların tespiti ve çözümü üyelik sürecinde ekonominingeli mesini sa layacaktır. Seçilen AB ülkeleri kar ısında Türkiye rekabet gücündeson sırada yer almaktadır. Bu durumda çe itli sektörlerde yapısal politikalargerekmektedir. Öncelikle borç yükü azaltılmalı ve bütçe açı ı kapatılmalı, cari açı ınkapatılması için ihracatın ithalatı kar ılama oranı artırılmalı, istihdamın artması,teknoloji ve bilgi transferi için do rudan yabancı yatırımların ülkeye çekilmesisa lanmalı, yurtiçi yatırımlarla beraber üretim verimlilik artı ları sa lanması, vergireformu yapılarak kayıtdı ı ekonominin önlenmesi ve ar-ge, sa lık, e itimalanlarında yatırımların artırılması gerekmektedir.xivAnahtar Kelimeler: Firma düzeyinde rekabet gücü, endüstriyel rekabet gücü,uluslararası rekabet gücü, kayıtdı ı ekonomi, vergi yükü, cari açık

Esra Başkılıç
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Devlet bütçesi ve gelişimi ve 5018 sayılı kamu mali yönetim kontrol kanununun çukurova üniversitesi uygulaması

Bütçe günümüzde, ülkeden ülkeye değişmekle birlikte belli bir dönemde devlet tarafından yapılması planlanan harcamaların ve gelirlerin bütünüdür. Gelişen kamu maliyesinde bütçe devletin mali planı olmasının yanında ekonomik, sosyal, siyasi belge özelliği de taşımaktadır.Türkiye'de; 2005 yılına kadar mali yönetimimiz, 1927 yılından beri 1050 sayılı Muhasebeyi Umumiye Kanunu'nu uygulamaktaydı. Bu kanun günümüz şartlarına; bütçe tekniği açısından ise saydamlık, hesap verilebilirlik, uzun vadeli stratejilere cevap vermemesi, mali raporlama konularında bulunan eksiklikleri nedeniyle yürürlükten kaldırılarak onun yerine mali bir devrim olarak adlandırılan 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu kabul edilerek bütçenin hazırlanması uygulanması ve denetlenmesi tamamıyla değişmiştir.Bu çalışmamızda öncelikle; kısa bir şekilde bütçe anlatıldıktan sonra, eğitim sistemimizde çok önemli bir yer tutan üniversitelerden biri olan Çukurova Üniversitesinin 2001 ve 2006 yılları arasında bütçe harcamalarını 1050 sayılı Muhasebeyi Umumiye Kanunu ve 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanununun getirmiş olduğu yenilikler çerçevesinde irdelemek ve karşılaşılan sorunlara çözüm üretmektir.Bu çalışmada 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu temel alınmak suretiyle hazırlanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, bütçe ile ilgili genel bilgiler, bütçenin nitelikleri, fonksiyonları, ilkeleri, bütçe teorileri ve teknikleri detaylı bir şekilde incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde Türk Bütçe Sistemi incelenmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümde ise Çukurova üniversitesinde olan bölümlerin 2001?2006 yılları arasında bütçe kesin hesaplarında ki rakamlara bağlı kalarak bütçesel değişkenleri, personel ve öğrenci sayılarındaki değişmeler ışığında birimlerin yıllık harcama artışlarının sebepleri açıklanmış ve incelenmiştir. Çalışmanın sonuç bölümünde ise karşılaşılan sorunlara çözüm önerileri getirilmiştir.

Finansal denetim
Suat Temelli
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Geçiş ülkelerinde vergi reformu

Bu çalışmada ?Merkezi Planlamacı? bir Ekonomik Sistemden ?Piyasa Tabanlı? bir Ekonomik Sisteme dönüşüm sürecinde olan ?Geçiş Ülkeleri?nde uygulamaya konan ?Vergi Reformu? tartışılacaktır. Çalışmanın ana eksenini vergi reformunun gelişimi ile ekonomik yapı arasındaki sıkı ilişkiyi ve her bir ülke için geçerli olabilecek tek tip bir reform reçetesi uygulamanın mümkün olmadığını ortaya koymak oluşturmaktadır. Bu yüzden iki önemli makroekonomik gösterge olan ?enflasyon ve büyüme? rakamları her bir geçiş ülkesi bazında ana hatlarıyla ele alınmaya çalışılacaktır. Ayrıca ?doğrudan yabancı yatırım ve özelleştirme? konularına da değinilecektir. Geçiş süreciyle ilgili literatürde bu ilişkilere yönelik birçok çalışma bulunmaktadır ve bu çalışmaların neredeyse tamamı birbirine yakın sonuçlara ulaşmaktadırlar. Ayrıca çalışma boyunca verginin kavramsal olarak şekillenişi ve onu belirleyen vergilemenin temel amaçlarıyla birlikte vergi reformunun önemi vurgulanmaya çalışılacaktır. Bu amaçla genel olarak geçiş ülkelerinin ekonomik ortamları ve onların şekillenişini belirleyen iki farklı reform alternatifi üzerinde durulacaktır. Bunlardan ilki özellikle Rusya, Macaristan, Polonya ve Çek Cumhuriyeti gibi hemen hemen tüm Merkez ve Doğu Avrupa ülkelerince benimsenen ve ?Big Bang? olarak adlandırılan ekonomik reform uygulaması ve diğeri ise Çin tarafından tam anlamıyla uygulanan ve onun modelini oluşturduğu ve ?Gradualizm? olarak adlandırılan ekonomik reform uygulamasıdır. Birincisi değişiklik sürecinin ?hızlı, devrimsel ve bütüncül? bir şekilde ele alınmasını savunurken; ikincisi ?yavaş, evrimsel ve aşamalı? bir değişiklik sürecini savunmaktadır. Her iki uygulamanın şüphesiz olumlu ve olumsuz tarafları vardır. Kapsamlı bir literatür taramasını içeren bu çalışma iki farklı ekonomik modelin şekillendirdiği iki farklı vergi sisteminin nasıl dönüşüme uğradığını ve bu dönüşüm esnasında uygulanan reform politikalarının nasıl sonuçlar verdiğini ortaya koymaya çalışarak ?vergi reformunun ekonomik dönüşüm sürecinin en önemli parçalarından biri? olduğunu ortaya koyacaktır. Ekonomiler açısından hayati derecede önemi olan bu bilimsel tartışmanın daha kapsamlı bir şekilde tartışmaya açılması temennimizdir. Anahtar Kelimeler : Geçiş Ülkeleri, Merkezi Planlama Ekonomisi, Piyasa Ekonomisi, Vergi, Vergi Reformu

Hasan Yılmaz İzlimek
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye`de kamu yönetiminin yeniden yapılandırılması çerçevesinde mali disiplin

Türkiye' de kamu maliyesinde disiplinin bozulması 1980 sonrası uygulanan mali politikaların bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Kamu kesimindeki açıkların günden güne büyümesiyle açıkların finansmanına yönelik Merkez Bankası kaynaklarının kullanımı, iç borçlanma ve dış borçlanma yolunun tercih edilmesi, kamu gelirleri politikalarına verilen önemin azalmasıyla ortaya çıkan bir süreç olarak görülmektedir. Türkiye' de 1980 sonrası dönemde gerek vergi yükü gerekse vergi gelirleri esnekliklerinin düşük kalması karşısında kamu harcamalarının önlenemeyen yükselişinin frenlenememesi, sorunların en önemli nedenleri olarak görülmektedir. Ülkemizde 1990' lı yıllara kadar bu açıdan herhangi bir problem olmadığı söylenebilir. 1994, 2000 ve 2001 krizleri göstermiştir ki, ülkemizde kamu mali yönetiminde yeniden yapılanmanın kaçınılmaz olarak gerçekleşmesi gerektiğidir. Çalışmamızda, ülkemizde kamu mali yönetiminin yeniden yapılandırılması açısından ele alınarak mali disiplinin sağlanması konusunda ağırlıklı olarak durulmaktadır. Bu çerçevede çalışmamızda başlangıçta mali disiplin için gerekli olan temel kavramlar belirtilerek mali disiplinin sağlanması konusunda mali kuralların gerekliliği üzerinde ayrıntılı olarak bilgiler sunulacaktır. Ülkemizde son zamanlarda en sık kullanılan kavramlardan biri olan ?Mali Disiplin? in sağlanması konusunda karşılaşılan sorunlu uygulamalar ele alınmaktadır. Mali disiplinin sağlanması yönünde ülkemizde 2003 yılında çıkarılan 5018 sayılı Kanun incelenerek, bu kanunun getirdiği yenilikler çerçevesinde mali disiplinin sağlanması açısından yeterli olup olmayacağı tartışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Kamu Mali Yönetimi, Mali Reform, Bütçe Açığı, Mali Disiplin, Mali Anayasa

Murat Küçüktüfekçi
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu yönetiminde şeffaflık ve bilgi edinme yasası uygulaması

Çalışmamıza, çağdaş ve demokratik yönetimin gerekliliğinden olan yönetimde şeffaflık kavramı ve katılımcı yönetim anlayışını mümkün kılan, bireylere yönetimin elinde bulunan bilgi ve belgelere ulaşma ve aldığı kararlara katılma imkânı sağlayan Bilgi Edinme Hakkı Kanunu konu olacaktır. Çalışmanın ana konusunu "Bilgi Edinme Kanunu"nun Türkiye'de uygulanması oluşturmaktadır. Bu amaçla bilgi edinme yasası kapsamında pek çok kamu kuruluşuna mesajlar gönderilmiştir. Uygulama sonucu elde edilen veriler ile Türkiye' de bilgi edinme yasanın ne derece uygulandığı test edilecek ve uygulama sırasında yaşanan aksaklıklar mevcut yasa kapsamında değerlendirilecektir.Öncelikli olarak ?yönetim? ve ?kamu yönetimi? kavramsal çerçevede incelenecek, Türk kamu yönetiminin yapısı ve temel soruları üzerinde durulacaktır. Çağdaş ve demokratik yönetimin gerekliliğinden olan şeffaflık kavramının tanımı yapılacak, gerekliliği ve faydaları kısacası yönetime olan katkısı ve önemi vurgulanacaktır. Yine şeffaflığın bir türü olan mali şeffaflığın yönetime olan katkısı ve yanlış uygulanması durumunda yaratacağı sakıncalar belirtilecektir.Ülkemizde Kamu hizmetlerinde ekinliğin ve verimliliğin arttırılması, katılımcılığın ve hesap verilebilirliğin sağlanarak demokrasinin güçlendirilmesi ve hizmet kalitesinin arttırılması amacıyla 24 Nisan 2004 tarihinde yürürlüğe giren Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun dünyada ve Türkiye'de gelişim süreci ve günümüz yasal düzenlemeleri üzerinde durulacaktır. Türkiye'de bilgi edinme yasası ile belli hakların tanınması ve bazı istisnalarla bu hakların geri alınmasına vurgu yapılacaktır.Anahtar Kelimeler: Yönetim, Kamu Yönetimi, Şeffaflık, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu, Bilgi Edinme Hakkı

Sevim Bozkurt
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi hukukunda genel tebliğ ve sirkülerin anayasada yer alan kanunilik ve açıklık ilkeleri açısından değerlendirilmesi

Ekonomi ve endüstri insan hayatında var olan ve insanların ihtiyaçları doğrultusunda şekillenen bir alandır özellikle yenilikler her daim devam ettiği süreçler içerisinde insanların her oluşum karşısında da var olan durumların yanında herhangi bir sorunların da var olmasına imkân sağlamaktadır. Bu bağlamda bu gibi durumlarda toplumda düzenin ve sistemin devam ettirilebilmesi için bir hukuk düzenin de var olması gerekmektedir. Gelişen dünya değişen dünya üzerinde insanların her daim sorunlara ve yaşadıkları durumlara tek başına bir çözüm süreci sağlayamamaktadır. Bu durum ise yasal mercilerin oluşmasını sağlamıştır. Tüketim alanında sağlanan özellikle ticari alanda elde edilen usulsüzler pek çok sorunların da alt yapısını oluşturmaktadır. Bu durum ise devlet tarafından bir vergilendirilme sürecine tabii tutulmasını sağlamıştır. Bu vergilendirilme uygulamaları ise insanların herhangi bir durum karşısında haksız gelir elde edilesinin de önüne geçilmiş bulunulmaktadır. Vergi uygulamalarına dayalı pek çok hüküm ve yaptırımalar mevcuttur. Özellikle Hazine ve Maliye Bakanlığı vergilendirme sistemleri üzerinden dorudan görevli ve sorumlu merciler olarak adlandırılmaktadır. Her ne kadar sorunlu merciler olsalar da bir yasa koyma yetkileri henüz bulunmamaktadır. Anayasa'da var olan ve temel ilkeler olarak kabul edilen yasalar kapsamında var olan durumların yönetilmesi ve devam ettirilmesi gerekmektedir. Bu durum sonucunda oluşacak her hangi sorun ve sıkıntılar icrai yaptırımları olarak bireylere yansımaktadır. Bu durumda ise Danıştay'a bağlı olarak ele alınan yardımcı kaynaklar ve genel yaptırım ilkeleri yer almaktadır. Bu ilkeler ve yaptırımlar kapsamınca da bireyler gereken durumlarda hükmedilmekte ve yaptırımlara tabii tutulmaktadır. Bu yaptırımlar ise vergi uygulamaları adı altında toplanmaktadır

Hülya Koçak
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Gelir dağılımında adalet ve uygulanan maliye politikası araçları açısından Türkiye ve seçilmiş OECD ülkeleri ile karşılaştırmalı analiz: 2000 sonrası dönem

Devletin maliye politikaları araçlarıyla ekonomiye müdahalesi, iktisat tarihinde sürekli tartışılan bir konu olmuştur. 18. yüzyılda ortaya çıkan klasik ekonomik akım ile devletin ekonomiye müdahale etmemesi gerektiği görüşü, 1929 yılında yaşanan Büyük Buhran ile önemini yitirmiş ve günümüze kadar devletin belirli alanlarda ve belirli ölçüde ekonomiye müdahalesi savunulmuştur. Devletin ekonomiye müdahale etmesi, sosyal devlet anlayışının bir gerekliliği olarak kabul edilmiş ve devletin ekonomideki rolünü daha da artırmıştır. Bu noktada devletin üstlenmiş olduğu en büyük rollerden biri, adil bir gelir dağılımını sağlamaktır. Bu tez, devletin gelir dağılımında adaletin sağlanmasında kullanılan maliye politikası araçlarının ne denli etkili olduğunu saptamaya yönelik yapılan bir araştırmadır. Son 20 yılda gelir dağılımında adaleti sağlamada hangi maliye politikası araçlarının daha etkili olduğu, Türkiye ile bazı seçilmiş OECD ülkeleri arasında karşılaştırmalı olarak ele alınacaktır.

Deniz Sevük
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de ihracata yönelik vergi teşviklerinin önemi: Serbest bölgeler üzerine saha araştırması

Bu araştırma, Türkiye'de ihracata yönelik vergi teşvikleri ve ekonomik göstergelerle ilişkisini ortaya koymuştur. Bu çalışma Türkiye'deki tüm aktif serbest bölgeleri kapsayan keşfedici bir nicel araştırmadır. Bu araştırma kapsamında Türkiye'de 19 serbest bölgede faaliyet gösteren firmalarla anket çalışması yapılmıştır. Anketin hedef kitlesi serbest bölgelerde aktif olarak faaliyet gösteren firmalardır. Çalışmanın örneklemi 125 firmadır. Ankete verilen yanıtlar SPSS programı kullanılarak incelenmiştir. Bu kapsamda frekans dağılımlarını gösteren temel tablo ve grafiklerin yanı sıra güvenilirlik analizi ve ki-kare bağımsızlık testi de yapılmıştır. Çalışma sonucunda, serbest bölgelerdeki vergi muafiyetlerinin ihracat ve ihracata yönelik faaliyetleri teşvik ettiği kanıtlandı. Ayrıca firmaların büyük çoğunluğu serbest bölgelerin ihraç edilecek malların üretimi için gerekli hammadde ve ara mallara kolay erişim sağladıklarını ifade etti. Ayrıca teşvik ve kolaylıkların bölgelerdeki firmaların düşük maliyetli üretim avantajı sağladığı ifade ettiler. Anket çalışmasının sonuçları, Türkiye serbest bölgelerinin konumunun, hedef pazarlara yakınlık sağlayarak önemli avantajlar sunduğunu doğruladı. Uygulanan vergi avantajları firmaların %52,2'sine göre ihracata yön verme konusunda kendilerini teşvik ettiğini belirtti. Bu da serbest bölgelerde sağlanan vergi avantajlarının Türkiye serbest bölgelerinde faaliyet gösteren firmaların ihracata yönelik faaliyetlerini teşvik ettiği konusunda hemfikir olduklarını göstermektedir.

Özlem Butakın
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin uluslararası rekabet gücü ve doğrudan yabancı sermaye açısından değerlendirilmesi

Daralan pazar ekonomileriyle birlikte gelişen ülke pazarları, diğer bir deyimle küresel pazarlardaki firmalar gerek bulundukları ülkelerde, gerekse de yaşamlarını sürdürmeyi arzuladıkları ülkelerde birçok rakiple karşı karşıya kalmaktadır. Bu durum günümüzde `küresel rekabet' diye adlandırılmaktadır. Yaşamlarını sürdürmek ve devamlılıklarını sürekli kılmak isteyen firmalar, küresel rekabetin getirdiği olumlu ve olumsuz sonuçlara katlanmak zorunda kalmaktadır.Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere bakıldığında küresel rekabet açısından farklı durumların görüldüğü tespit edilmiştir. Gelişmiş ülke pazarlarında rekabet unsurlarının sert oluşunun yanında rakip firmaların çokluğundan ve pazardaki tüketicinin doygunluğundan dolayı firmaların beklentilerinin karşılanmadığı görülmektedir. Bu sebeple firmalar doğrudan yabancı sermaye yatırımları aracılığıyla adı `küresel pazar' olarak da adlandırılan gelişmekte olan ve az gelişmiş ülke pazarlarına nüfus etme çabasındadırlar. Gelişmekte ve az gelişmiş ülkelere bakıldığında ise durum farklı bir şekilde göze çarpmaktadır. Küresel pazar yaklaşımının artması ile ortaya çıkan doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının, bu ülkelerde yeni teknoloji kullanımını özendirmesi, sıcak para akışının hızlandırması, bunun yanında ülke ekonomisinde faaliyet gösteren firmaların rekabet güçlerini arttırmak adına dünyayı takip etme isteği uyandırması ve sadece kendi pazarlarının durumunu değil, diğer ülke ekonomilerinin de durumunu öğrenme arzusuyla birlikte kendini geliştirme isteği uyandırması gibi firmaların rekabet yarışına büyük katkısı bulunmaktadır.Doğrudan yabancı sermaye yatırımına ve küresel rekabet gücüne genel olarak bakıldığında ise, doğrudan yabancı sermaye yatırımcılarının getirdikleri bilgi, teknoloji, eğitim seviyesi artışı, kalite gibi faydalarla gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin gelişmelerinin hızlanması ve küresel rekabet gücünü yakalamaları adına olumlu etkileri olduğu görülmektedir. Bu suretle doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ülke ekonomilerinin rekabet gücü açısından hayati önem taşıdığından da bahsedebiliriz.Anahtar kelimeler: Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları, Rekabet Gücü, Küresel Rekabet

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarıRekabetRekabet gücü+3
Bengü Keskin
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de maliye politikası aracı olarak teşvik politikaları ve Çukurova örneği

Devletin ekonomik hayata müdahalesi ile önem kazanan maliye politikası, devletin sahip olduğu çeşitli mali araçların belirlenen çeşitli hedefler doğrultusunda nasıl kullanılması gerektiğini inceleyen bir bilim dalı olarak karşımıza çıkmaktadır. Maliye politikası ulusal refahın en üst seviyeye çıkarılması için mevcut kaynakların dağılımını maliye politikası araçları olan kamu harcama politikası, kamu gelirleri politikası, vergi politikası ve borçlanma politikasını kullanarak yapmaktadır.Teşvik politikaları devletin ekonomik hayata müdahalede bulunduğu en etkili maliye politikası aracı olarak görülmektedir. Devletler, mevcut sosyo- ekonomik ve toplumsal yapılarına uygun olarak teşvik politikaları belirlemektedirler. Ekonomik kalkınmanın sağlanabilmesi ve toplumun belirli bir refah seviyesine ulaşabilmesi açısından teşvik politikaları maliye politikasının bir aracı olarak hükümetler tarafından uygulama alanı bulmuştur.Bu çalışmada, teşvik politikaları da maliye politikasının bir aracı olarak kabul edilmiş olup, Türkiye'de uygulanan teşvik politikalarının amacı, türleri değerlendirmeye alınmış, Çukurova Bölgesinde teşvik sisteminin uygulanabilirliği ve bölgeye olan etkisi değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Maliye Politikası, Teşvik Politikası, Çukurova Bölgesi

FinansMali teşvik sistemiMaliye politikaları+3
Güzide Tatar
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de gelir vergisi politika uygulamalarının vergilemede adalet ilkesi açısından değerlendirilmesi

Bu çalışma, Türkiye'de gelir vergisi politikalarının vergilemede adalet ilkesi açısından kapsamlı bir analizini sunmaktadır. Çalışmanın temel amacı, vergi sisteminin gelir dağılımına etkilerini değerlendirmek, dolaylı ve dolaysız vergilerin ağırlığını analiz etmek ve bu bağlamda adil bir vergi yapısı için politika önerileri geliştirmektir. Gelir vergisinin tarihsel gelişimi, anayasal temelleri ve uygulanmakta olan mevzuat detaylı biçimde incelenmiş, farklı gelir unsurlarının (ücret, ticari, serbest meslek, sermaye, zirai vb.) adalet bakımından yarattığı etkiler değerlendirilmiştir. Ayrıca vergi muafiyetleri, istisnalar ve asgari geçim indirimi gibi uygulamaların vergide adalete katkısı tartışılmıştır. Bu çalışmada 2023 ve 2024 yılları gelir vergisi oranları karşılaştırmalı olarak ele alınmış, yüksek dilimli tarifelerin vergi yükü üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Literatür taraması, güncel yasal düzenlemeler ve karşılaştırmalı ülke örneklerinden faydalanılarak elde edilen bulgular doğrultusunda, gelir vergisi sisteminin yeniden yapılandırılmasına yönelik öneriler sunulmuştur. Vergi matrahının korunması, dijital denetimin güçlendirilmesi, tarifelerin enflasyona göre düzenlenmesi ve vergi harcamalarının şeffaflaştırılması gibi stratejiler, sistemin adalet ilkesiyle uyumlu hale getirilmesi açısından önem arz etmektedir. Bu bağlamda çalışma, vergi politikalarının sosyal devlet ilkesi çerçevesinde adil ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulmasına yönelik akademik katkı sunmayı hedeflemektedir.

Tibet Ekinci
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Dış borçların sürdürülebilirliği: Türkiye örneği (1980-2010)

Çoğu gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ekonomilerinde karşılaşılan en önemli makroekonomik sorunların başında kamu açıkları gelmektedir. Ekonomi literatürü kamu açıklarını açıklamaya yönelik iki temel konu üzerine odaklanmıştır. Bu konulardan biri son zamanlarda kamu borçlarındaki birikim, diğeri ise bütçe açıkları ve kamu borçları konusunda ülkeler arasında gözlenen önemli farklılıklardır. Birçok gelişmekte olan ülke ekonomilerinde ekonomik büyüme ve kalkınmanın finansmanı için gerekli olan ülke kaynaklarının yetersiz olması bu ülkeleri dış kaynak bulmaya zorlamaktadır. Bu durum sonucunda ise dış borç bu ülkeler için önemli bir finansal kaynak olmaktadır.Gerek gelişmiş ve gerekse gelişmekte olan birçok ülke ekonomilerinde olduğu gibi Türkiye ekonomisi için de dış borç oldukça önemli bir kaynaktır. Bu kapsamda ülkemizde dış borç genellikle tasarruf ve döviz açıklarını gidermek ve yüksek büyüme hızına ulaşabilmek için alınmaktadır. Ülke kaynaklarının yetersiz kalması sonucunda ilk zamanlar ek bir kaynak olarak alınan dış borçlar etkin bir şekilde kullanıldıklarında yatırımları, ekonomik büyümeyi ve kalkınmayı hızlandırmaktadır. Ancak, alınan dış borcun etkin ve verimli olarak kullanılmaması ve dış borç anapara ve faiz ödemelerinin ulusal gelir artışından daha fazla artış göstermesi, borçları ödeyebilmek için tekrar borç alınmasını gerektirmektedir. Bunun sonucunda ise dış borç yükü artarak ülkenin refahında bir azalmaya yol açmaktadır.Bir ülke ekonomisinde dış borçlanma gerek yapısı ve gerekse alınma amaçları bakımından ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Bu nedenle siyasi karar alma sürecinde dış borçlanma ile ekonomiye aktarılan dış kaynakların etkin kullanılıp kullanılmadığını belirlemek için belli ölçütler dikkate alınmalı ve bu doğrultuda analizler yapılarak, elde edilen sonuçlara göre borçlanılması gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı; 1980'den günümüze dış borç stokunun ve dış borç servisinin ülke ekonomisine etkisini değerlendirmek ve Türkiye'de 1980-2010 yılları arası dış borçların sürdürülebilirliğini zaman serilerine dayalı eşbütünleşme analizi yardımıyla açıklamaktır.Anahtar kelimeler: Kamu Açıkları, Kamu Borçları, Dış Borçlar, Eşbütünleşme, Dış Borçların Sürdürülebilirliği

BorçlanmaBorçlarDış borçlanma+4
Sinan Çukurçayır
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Vergilendirilebilir gelirin tespitinde vergi istihbaratının önemi ve işlevi

Bu çalışmada daha az vergi ödemek ya da hiç vergi ödememek amacıyla vergiye tabi gelirin gizlenmesi, bunun yöntemleri, geliri gizlemenin hukukî sonuçları ile gizlenen gelirin tespiti amacıyla Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından yapılan vergi istihbarat faaliyetleri ve bunların sonuçları incelenmiştir.Türk vergi sisteminde kaynak ve net artış teorilerinin sentezi benimsenerek bütün gelirler kavranmaya ve vergilendirilmeye çalışılmaktadır. Beyan esasının geçerli olduğu ülkemizde mükellefler de doğal olarak vergiye karşı direnç algısıyla elde edilen gelirlerini gizlemeye çalışmaktadır. Devlet ile mükellef arasındaki bu çıkar çatışması ortamında, Gelir İdaresi hukuksal yaptırım gücü ile birlikte gelişen teknolojinin de imkânlarını kullanarak gizlenen geliri ortaya çıkarmak ve bunun üzerinden vergi almak çabası içerisindedir.Gerçek ve tüzel kişiler hakkında açık ya da gizli bilgilerin yürürlükteki mevzuat çerçevesinde toplanarak anlamlı bir bütünlük içerecek düzeyde ve vergi incelemesine done teşkil edecek şekilde analiz edilmesi süreci olarak tanımladığımız vergi istihbarat faaliyetleri sonucunda, vergi incelemelerinin verimliliğinin arttığı, kayıt dışı ekonomik faaliyetlerde azalma sağlandığı ve mükelleflerin vergiye karşı dirençlerinin azalarak vergiye gönüllü uyum düzeyinin arttığı gözlemlenmiştir.

BeyannameGelirlerVergi denetimi+5
Mehmet Çiftçi
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kayıtdışı ekonomi ve eğitim düzeyi ilişkisi

Kayıtdışı ekonomi, oldukça geniş bir faaliyet alanını kapsamakta ve çeşitli şekillerde adlandırılmaktadır. Kayıtdışı ekonominin ölçülmesi de oldukça zordur. Ancak Türkiye'de boyutlarının yüksek olduğu bilinmektedir. Nedenleri açısından ekonomik, mali, siyasi ve idari, ahlaki ve psikolojik olmak üzere dört grupta toplanabilir. Söz konusu nedenler ve bu nedenlerin etkisi ülkeden ülkeye farklılaşmaktadır. Türkiye açısından da nedenlerin ağırlıklarının farklılaştığı görülür. Etkileri konusunda olumlu ve olumsuz görüşler ileri sürülmüştür. Ancak olumsuz etkileri daha fazla ve akla yatkındır. Kayıtdışı ekonominin sayılan nedenlerden arındırılabilmesi için önerilebilecek bir faktör ise eğitimdir.Türkiye'de temel eğitim göstergeleri özellikle son dönemde olumlu bir görüntü sergilemektedir. Eğitim yatırımları, okullaşma oranları, okuryazar oranı, öğretmen ve mezun sayısındaki artışla birlikte eğitimde kalitenin de arttığı görülmektedir. Bu durum genç nüfusa sahip olan ülkemiz adına umut vericidir. Çünkü eğitim hem kişisel hem de toplumsal faydalara sahiptir. Faydaları açısından eğitim, gelir dağılımındaki adaletsizliği, doğurganlığı, suç oranlarını ve işsizliği düşürür; aynı zamanda ekonomik büyümeyi sağlar. Sayılan bu faydalar, kayıtdışı ekonominin birçok nedeni ile ilişki içindedir. Diğer yandan eğitim düzeyindeki artış ile birlikte hem kayıtdışı istihdam hem de yeraltı ekonomisinde faaliyet gösteren kişi sayısı düşmektedir.Sonuç olarak, eğitim yatırımlarında ve kalitesinde oluşturulabilecek bir artış, kayıtdışı ekonominin boyutlarını azaltacak, işgücünün daha verimli alanlarda çalışmasına ve daha iyi bir hayat standardına sahip olmasına yol açabilecektir.

EğitimEğitim düzeyiEğitim harcamaları+2
Mehmet Ela
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi Hukukunda tebligat ve yargı kararları ışığında değerlendirilmesi

Tebliğ, vergi hukukunun önemli konularından biridir. Vergi alacağının sorunsuz bir şekilde tahsil edilebilmesi için tebliğ işleminin hatasız bir şekilde yapılması gerekmektedir. Vergilendirme işlemlerine ilişkin tebliğ hükümleri 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nda ayrıntılı bir şekilde düzenlenmektedir. Ancak bu kanunda hüküm bulunmaması halinde, vergilendirme işlemlerinin tebliğinde 7201 Tebligat Kanunu hükümleri uygulanacaktır. Bu çalışmada, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nda yer alan tebliğ hükümleri ayrıntılı bir şekilde incelenecektir. Tebliğde yapılan hatalar tek tek incelenerek, hatalı tebliğlerin sonuçları üzerinde durulacaktır. Bununla birlikte çalışmada tebliğ işleminin hukuki niteliği üzerinde durulacaktır. Çalışmada yargı kararları ve doktrinde yer alan görüşlere de yer verilecek, ortaya çıkan aksaklıklar hakkında değerlendirmeler yapılacak ve öneriler sunulacaktır. Konu incelenirken kanun hükümleri ile uygulama arasındaki farklılıklar ortaya konulacak ve doğru olan uygulama şeklinin ne olduğu tespit edilmeye çalışılacaktır.

TebligatTebliğTürk vergi hukuku+4
Ahmet İnneci
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Regülasyon ekonomisi ve düzenleyici ve denetleyici kurum olarak Kamu İhale Kurumu örneği

Düzenleyici ve Denetleyici Kurumlar, kamusal yaşamın iletişim, medya, finans, enerji, rekabet, bankacılık, kamu ihaleleri gibi duyarlı alanlarında faaliyet göstermektedirler. Bu kurumlar faaliyetlerini yerine getirirken de geniş kamusal yetkiler kullanmakta; düzenleme, denetim ve yaptırım gibi fonksiyonları yerine getirmektedirler. Bu çalışmanın amacı, regülatör bir kurum olarak Kamu İhale Kurumunu incelemektir. Bu bağlamda Kamu İhale Kurumunun kuruluşu ve kuruluş nedenleri, tarihsel gelişimi, kurumun görev ve yetkileri, teşkilat yapısı, Kurumun karar organı ele alınacaktır. Düzenleyici bir Kurum olarak Kamu İhale Kurumunun kamu ihaleleri ile ilgili ülke genelinde uygulamayı yönlendirme ve koordinasyonu sağlama görevleri ortaya konulacaktır. Kamu İhale Kurumunun, ülke genelinde ihalelerle ilgili istatistikleri ele alınacaktır.

Bağımsız denetim kuruluşlarıDevlet ihale sistemiKamu ihalesi+2
Hüseyin Ercan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Yönetişim kalitesi, kamu harcamalarının kompozisyonu ve iktisadi büyüme: Türkiye üzerine ampirik bir analiz

1980'li yılların sonuna doğru önem kazanan yönetişim kavramı, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nda "Bir ülkenin her düzeydeki ilişkilerini yönetmesinde ekonomik, siyasi ve idari otoritenin uygulanması ve bu uygulamada vatandaşların ve toplumsal grupların çıkarlarının sağlanması ve yasal hakların kullanımı için gerekli mekanizmaların, süreçlerin kapsanması" olarak tanımlanmaktadır. Kavramın artan önemi ve uluslararası kurumların kavramı ölçmek için yaptığı çalışmalar, yönetişim kalitesini literatüre kazandırmıştır. Yönetişim kalitesi ise, yönetişim tanımında ifade edilen otoritenin, vatandaşların yaşam kalitesinde oluşturduğu etki şeklinde belirlenmekte ve bu kapsamda iktisadi büyüme üzerinde önemli bir belirleyici olarak yer almaktadır. Yönetişim kalitesi ile iktisadi büyüme arasındaki ilişkinin doğrusal yönde olması, kavramın önemini daha da arttırarak ülkelerarası kıyaslamalar yapılması ve aynı zamanda bu ilişkinin değerlendirilmesi ihtiyacını doğurmuştur. Bu çalışmada, ortaya çıkan bu ihtiyaca cevaben iki farklı ampirik analiz uygulanmaktadır. Bunlardan birincisi Ward'ın (1963) Minimum Varyans yöntemi ile uygulanan kümeleme analizidir. Bu analizde, Dünya Bankası Yönetişim Göstergeleri veri setinde yer alan 184 ülke için 1996-2013 yılı Yönetişim Göstergeleri kullanılmakta ve Türkiye'nin bu ülkeler içindeki konumu incelenmektedir. Bu analizin sonucunda, Türkiye, Meksika ile aynı kümede ve kötü yönetişime sahip ülkeler arasında yer almaktadır. Analizin ikinci aşamasında; Türkiye'de yönetişim kalitesinin iktisadi büyüme ile doğrudan ve kamu harcamaları ile oluşan dolaylı etkilerinin analiz edilmesi amaçlanmaktadır. Yönetişim ile iktisadi büyüme arasındaki ilişkide çok değişkenli doğrusal regresyon analizi kullanılarak, 2002-2013 yıllarına ait verilerle yönetişim kalitesi ve iktisadi büyüme arasındaki ilişki araştırılmaktadır. Kamu harcamalarının kompozisyonu ile iktisadi büyüme arasındaki ilişkiler, yönetişim kalitesinin iktisadi büyüme üzerindeki dolaylı etkisini temsil etmektedir. Bu amaçla, 1960-2012 yılları itibari ile eğitim, sağlık, sosyal koruma, sosyal harcamalar ve savunma harcamaları ile iktisadi büyüme arasındaki ilişkiler zaman serisi analizi ile tespit edilmeye çalışılmaktadır. Türkiye Ekonomisi için, çok değişkenli doğrusal regresyon analizi ile ölçülen doğrudan etki, "Düzenleyicilik Kalitesi" (RQ), "Hükümetin Etkinliği" (GE), "Yolsuzluğun Önlenmesi" (COR), "İfade Özgürlüğü ve Hesap Verilebilirlik" (VA) göstergeleri ile iktisadi büyüme arasında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna işaret etmiştir. Diğer bağımsız değişken olan Türkiye'de "Hukukun Üstünlüğü" (RL) iktisadi büyüme üzerinde pozitif yönde ve anlamsız bir ilişkiye, "Siyasi İstikrar ve Şiddetsizlik" (PS) ise anlamsız ve negatif yönlü bir ilişkiye sahiptir. Dolaylı etkinin analiz edildiği zaman serisi analizinin sonucunda ise, eğitim ve sağlık harcamalarının iktisadi büyümede bir artışa; buna karşılık sosyal koruma, sosyal harcamalar ve savunma harcamalarının iktisadi büyümede azalışa neden olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yönetişim, iktisadi büyüme, kurumlar, kamu harcamalarının kompozisyonu

BüyümeEkonomik büyümeHükümet harcamaları+3
Ebru Canıkalp
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme

Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme kadın ve erkeklerin ihtiyaçlarının eşit ve adil karşılanmasını, yükümlülüklerinin de aynı şekilde hakça dağıtılmasını öngören bir bütçeleme anlayışıdır. Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme sadece kadınlara yönelik ayrı bir bütçeyi öngörmemekte, farklı kesimlerin farklı ihtiyaçları olabileceğini göz önünde bulundurarak kamu kaynaklarının toplumun bütününce eşit olarak kullanılabileceği bir bütçeleme anlayışını ifade etmektedir. Toplumların değişen ihtiyaçlarına paralel olarak bütçe sistemleri de değişmiş ve günümüze kadar pek çok bütçeleme sistemi kullanılmıştır. Bütün bu bütçe çeşitlerinin ortak tarafı devletin kamu yararını gerçekleştirmek, en etkin sonuca ulaşabilmek için gelir toplaması ve harcamalar yapmasıdır. Gelir ve harcamaları dengede tutan bütçeler sosyal politikaların gerçekleştirilebilmesi için de araç olarak kullanılmaktadır. Dünyada da küreselleşmenin, bilim ve teknolojide yaşanan gelişmelerin etkisiyle kamu yönetimi alanında yeni reformlar yapılmaya başlanılmıştır. Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme daha etkin ve daha verimli bir kamu hizmeti sunulabilmesi için yapılan reform konularından biridir. Devlet bütçesinde cinsiyete yönelik düzenlemelere ilk yer veren ülke Avustralya olmuştur. Ardından tüm dünyada bu alanda çalışmalar artmıştır. Türkiye'de Avrupa Birliği'ne (AB) tam üye olabilmek için sosyal, siyasal, ekonomik ve hukuksal alanlarda önemli reformlar gerçekleştirmektedir. Türkiye'nin AB süreci eğitim, sağlık, yargılama, insan hakları gibi birçok alanda köklü değişiklikler yapmayı gerektirmektedir. AB müktesebatında insan haklarının bir parçası olan kadın haklarının korunması, dezavantajlı durumda bulunan kadınların statüsünün düzeltilmesi, mevcut cinsiyet eşitsizliklerinin giderilmesi ülkemizde toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme anlayışının bütün plan ve programlara yansıtılmasıyla mümkündür. Sosyal, siyasal, ekonomik alanlarda yapılacak düzenlemelerde bir araç olarak kullanılan bütçenin toplumsal cinsiyete duyarlı bir bakış açısıyla ele alınması bu açıdan önem taşımaktadır. Çalışmamızda öncelikle bütçe ve sosyal bütçeleme kavramlarını anlattıktan sonra toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelemeden, dünyadaki uygulama örneklerinden ve son olarak da Türkiye'deki toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme anlayışıyla ilgili gelişmelerden bahsedilecektir.

BütçeBütçelemeCinsel kimlik+3
Neslihan Yıldız
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

İç borçların sürdürülebilirliği: 1980 sonrası Türkiye örneği

Kamu açıklarının finansmanında başvurulan temel çözüm yolu olan iç borçlanma, birçok ekonomik sorunun temel nedeni olabilmektedir. Bu bağlamda iç borç sorunu, sadece gelişmekte olan ülkelerde değil aynı zamanda gelişmiş ülkelerde de farklı boyutlarda önem arz eden bir sorun haline gelmiştir. Günümüzde pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de önemli bir kaynak olan iç borçlanma, kolay ve kontrolsüz kullanımı nedeniyle olumsuz makroekonomik etkilere yol açabilmekte ve genel ekonomik dengeyi bozarak krizlere neden olabilmektedir. Türkiye'de iç borçlanma, olağanüstü bir gelir kaynağı olmaktan çıkmış, sürekli gelir kaynakları arasında yer almıştır. Türkiye'de iç borçlanmanın özellikle 1980'li yılların ortalarından itibaren mali, ekonomik ve politik nedenlerle her zaman başvurulan bir kaynak haline gelmesi ve giderek büyüyen borç miktarları iç borçlanmanın önemini her geçen gün artırmaktadır. Geçmişten günümüze, birçok bilimsel araştırmaya konu olan iç borçlanma, kamu maliyesinin en fazla ilgi çeken konularından biridir. İç borçlanma ve ekonomik etkileri üzerine yapılan tartışmalar devam etmekle birlikte iç borç stokundaki artışlar, iç borçların sürdürülebilirliği tartışmalarını da gündeme getirmiştir. Çalışmamız kapsamında ampirik değerlendirmenin yanı sıra borçların sürdürülebilirliğine ilişkin teorik yaklaşımın yanında 1980 sonrasında Türkiye'de iç borç stokunda meydana gelen gelişmeler resmi veriler ışığında değerlendirilerek, iç borç stokunda meydana gelen artışın nedenleri açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada, Türkiye'de 1980-2014 yılları aralığında faiz dışı bütçe dengesi, reel faiz oranı ve reel büyüme oranı gibi göstergelerin uzun dönemli ilişkilerinin iç borçların sürdürülebilirliğini sağlayıp sağlamadığı analiz edilmeye çalışılmıştır. İlk olarak faiz dışı bütçe dengesi, reel faiz oranı ve reel büyüme oranı serilerinin durağanlıkları birim kök testleri ile sınanmıştır. Daha sonra seriler arasında uzun dönemli ilişki olup olmadığını belirlemek için eş-bütünleşme analizi yapılmıştır. Bu test sonucunda ise seriler arasında eş-bütünleşme olduğu ve uzun dönem ilişkisinin mevcut olduğu belirlenmiştir. Son olarak, iç borçların sürdürülebilirliğini test etmek amacıyla Toda-Yamamoto (1995) nedensellik testi yapılmıştır. Söz konusu testin sonuçlarına göre, reel faiz oranı ile faiz dışı bütçe dengesi arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi bulunmuş; reel faiz oranından reel büyümeye doğru ise tek yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular, Türkiye'de 1980-2014 yılları arasındaki dönemde iç borçların sürdürülebilir olduğunu göstermektedir.

Zafer Dönmez
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği'nde vergi rekabeti: Uygulamalı bir analiz

Yirminci yüzyılın son dönemlerinde kendisini göstermeye başlayan küreselleşme ülkeleri, uyguladıkları vergi politikalarında değişiklik yapmaya zorlamaktadır. Bu doğrultuda ülkeler yabancı sermayeden daha fazla pay alabilmek adına vergilemede bir rekabete başlamışlardır. Bu anlamda vergi rekabeti ülkelerin yabancı sermayeyi kendilerine çekebilmek adına vergi oranlarında indirime gitmeleri ya da vergi oranlarının yanında bir takım vergisel avantajlar sağlayarak vergi yükünü düşürme çabaları olarak tanımlanabilmektedir. Çalışmamızda Avrupa Birliği üyesi ülkelerde vergi rekabetinin varlığı incelenmektedir. Bu doğrultuda 28 Avrupa Birliği ülkesinde vergi rekabetinin varlığı, 1995-2015 döneminde panel veri analizi yöntemiyle sınanmıştır. Çalışmamızda kurumlar vergisi oranları ile doğrudan yabancı yatırımlar arasında negatif yönlü, ülkelerdeki siyasi istikrarsızlıkla doğrudan yabancı yatırımların pozitif yönlü, ülkelerin büyüklüğü ile kurumlar vergisi oranında pozitif yönlü, sermaye üzerinden alınan vergi gelirlerinin emek üzerinden alınan vergi gelirlerine oranı açıklıkla ve GSYİH ile negatif yönlü ilişkide olduğu ve son olarak ülkelerin dışa açıklığı ile kurumlar vergisi oranlarında pozitif yönlü ilişki tespit edilmiştir. Bu sonuçlara göre Avrupa Birliği ülkelerinin, özellikle de küçük ülkelerin vergi rekabetine başvurdukları sonucuna ulaşılmıştır.

Avrupa BirliğiKurumlar vergisiPanel veri modelleri+3
Murat Albayrak
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de bütçe denetimi ve Sayıştay denetiminin ulusal boyutu

Bütçe hakkının etkin bir şekilde uygulanabilmesi için temel koşulların başında yürütme erki üzerinde etkin denetimin sağlanması gelmektedir. İşte parlamenter sistemlerin ortaya çıkması ve akabinde yürütme erkinin denetim gereksinimi tüm ülkelerde yüksek denetim kurumlarının vücut bulmasına neden olmuştur. Ülkemizde Sayıştay olarak adlandırılan yüksek denetim kurumu parlamento adına yürütme erki faaliyetlerini denetleyerek sonuçları parlamentoya raporlamakta aynı zamanda kamu zararı söz konusu olduğunda ise yargılama daireleri vasıtasıyla yargılama fonksiyonunu icra etmektedir. Ülkemizde geçmişten günümüze çıkarılan bütün anayasalarda anayasal bir kurum olarak yer alan Sayıştay'ın yapısı, işleyişi, görevleri ve yetkileri 6085 sayılı Sayıştay kanununda düzenlenmiştir. Bu tez çalışması ile kamu mali yönetiminde önemli bir unsur olan denetim kavramına değinilecek, ülkemizde 5018 sayılı kanun kapsamında yapılan bütçe denetimi faaliyeti açıklandıktan sonra 6085 sayılı kanun çerçevesinde Sayıştay açıklanmaya çalışılacaktır. Ardından Sayıştay denetiminin ulusal boyutu hakkında bilgi verilerek çalışma sonlandırılacaktır.

Bütçe denetimiDenetimKamu kuruluşları+1
Burcu Durak
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de iklim değişikliği politikaları ve ekolojik vergileme

İklim değişikliği, Birleşmiş Milletler genel sekreteri Antonio Guterres'in ifadesi ile varoluşsal bir sorun olarak kabul edilmektedir. Etkisi ve büyüklüğü her geçen gün artan ve küresel ölçekte, insanlığın ortak çözüm aradığı bu sorun, Birleşmiş Milletler gündemine alınmış Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri arasında yer almıştır. İklim değişikliği sorununun belli bir dönem ile sınırlandırılamaması ve mücadele edilse bile etkilerinin uzun yıllar ortadan kaldırılmasının mümkün olmaması, bu sorunun günümüzde diğer temel sorunlardan ayıran belirleyici yönünü ortaya koymaktadır. Günümüzde iklim değişikliğinin risk ve tehditlerinin artışı aynı zamanda, ülkeleri, iklim değişikliğine karşı alınacak önlemlerin ulusal politikalara, stratejilere ve planlara entegre etmesini zorunlu hale getirmiştir. İklim değişikliğinin etkilerine karşı ülkeler farklı etkilense de, gelir düzeyi düşük, yoksul ülkelerin iklim değişikliğine karşı daha kırılgan olduğu görülmektedir. Bu açıdan ülkeler, Paris Anlaşmasında yer alan hedefler çerçevesinde iklim değişikliği ile mücadelenin gerçekleştirilmesine ve sonuçta küresel ölçekte iklim sorununa çözümüne yönelik katkı sağlamaya çalışmaktadırlar. Anlaşma, iklim değişikliğinin kaynağı olarak görülen sera gazı emisyon oranlarının düşürülmesini konusunda ülkelerin emisyon hedeflerini belirlemesi yerine getirmesini istemektedir. Sera gazı emisyonlarının azaltılması konusunda teşvik mekanizmaları yanında vergisel uygulamalarda bulunmaktadır. Emisyon kaynağı olan sektörler üzerinde vergisel yükün azaltılması yanında enerji üretiminde, yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması da önem taşımaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'nin iklim değişikliği politikaları ve ekolojik vergileme konusu ele alınmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, iklim, iklim değişikliği kavramı, nedenleri ve etkileri kavramsal olarak açıklanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, iklim değişikliğini etkileyen argümanlar, iklim değişikliği konusunda çaba gösteren uluslararası kuruluşlar, konferanslar ve sözleşmeler ele alınmış buna ek olarak Türkiye'de İklim değişikliğine yönelik kurumsal yapı ve mevzuata yer verilerek iklim değişikliği politikalarında Türkiye'nin mevcut durumu açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümde ekolojik vergilerin genel ve teorik çerçevesi verilerek Türkiye'de uygulanan ekolojik vergiler açıklanmıştır. Ayrıca Merkezi Yönetim ve Mahalli İdarelerin Bütçeleri kapsamında ekolojik açıdan değerlendirmesi yapılmıştır. Son olarak, Türkiye'de ekolojik vergiler ile kirlilik arasında ilişkiyi tespit etmek amacıyla, Augmented Dickey-Fuller (ADF) ve Philips-Perron (PP) birim kök testleri kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisinin belirlenmesinde Toda-Yamamoto nedensellik analizinden faydalanılmıştır. Analiz sonucunda, kirlilik ve çevresel vergiler arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi olduğu, ayrıca enerji tüketiminden kirliliğe ve enerji tüketiminden çevresel vergilere doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi olduğu belirlenmiştir. Çalışmada elde edilen bulgulardan hareketle kirliliğin çevresel vergiler üzerinde anlamlı bir etkisinin olduğu, çevresel vergilerin de kirlilik üzerinde anlamlı bir etkisinin olduğu ortaya konulmuştur.

Ekolojik vergilerKarbon vergisiPolitik ekoloji+7
Özcan Karatay
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Mükellef haklarının vergi uyumuna etkisinin analizi: Batı Akdeniz örneği

Batı Akdeniz Bölgesi'nde mükellef haklarının vergi uyumu üzerindeki etkilerinin tespit edilmesi amacıyla bu tez hazırlanmıştır. Tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde mükellef hakları, ikinci bölümde vergi uyumu konuları detaylı olarak incelenmiş, üçüncü bölümde Batı Akdeniz Bölgesi'nde anket yöntemi ile yapılan araştırma bulgularına yer verilmiştir. Araştırmada nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Veriler anket yöntemi ile elde edilmiştir. Araştırmaya ait verilerin analizleri; SPSS (Statistical Package for Social Sciences) ve Amos programları kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Öncelikle, verilerin güvenilirliği ve normal dağılımı sağlayıp sağlamadığını test etmek amacıyla; güvenilirlik ve normallik dağılımı analizleri yapılmıştır. Verilerin güvenilirliği test edildikten sonra yapı geçerliliğini sağlamak amacıyla ölçeklere doğrulayıcı faktör analizi uygulanmıştır. Analiz sonucunda elde edilen araştırma boyutlarının birbirleri ile arasındaki ilişkiyi test etmek için korelasyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Araştırma hipotezlerini test etmek amacıyla regresyon analizi ve varyans analizleri gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın boyutları; bilgi edinme hakkı, kesinlik hakkı, özel hayatın gizliliği hakkı, ticari sırların gizliliği hakkı, yargı yoluna başvurma hakkı, vergi uyumu ve vergi idaresine güven olarak belirlenmiştir. Yapılan analizler sonucunda: Vergi uyumunu, bilgi edinme hakkı, kesinlik hakkı ve vergi idaresine güvenin pozitif yönde etkilediği; vergi idaresine güveni, bilgi edinme hakkının pozitif yönde etkilediği; daha önce vergi denetimine tabi tutulanların, vergi cezası alanların, vergi uyuşmazlığı nedeniyle idari ve yargı çözüm yollarına başvuranların vergi uyumu düzeylerinin, bu deneyimleri olmayanlara göre yüksek olduğu; katılımcıların cinsiyetleri, medeni durumları, öğrenim durumları ve çalışma süreleri ile vergi uyumu düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı bulgularına ulaşılmıştır.

Kamu maliyesiMükellef haklarıVergi mükellefi+2
Abdullah Kaplan
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Dünyada ve Türkiye'de yenilenebilir enerji politikalarına yönelik vergi teşviklerinin karşılaştırmalı analizi

Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı, çevresel sürdürülebilirlik ve enerji güvenliği gibi nedenlerle hem dünya genelinde hem de Türkiye'de önemli bir öncelik haline gelmiştir. Bu bağlamda, yenilenebilir enerji politikalarını teşvik etmek için vergi teşviklerinin kullanılması yaygın bir yaklaşımdır. Dünya genelinde, birçok ülke yenilenebilir enerji yatırımlarını teşvik etmek için vergi indirimleri, muafiyetler ve diğer finansal teşvikler sunmaktadır. Türkiye'de ise yenilenebilir enerji politikalarına yönelik vergi teşvikleri daha yeni bir olgudur. Türkiye, son yıllarda yenilenebilir enerji sektörüne yapılan yatırımları artırmak amacıyla vergi indirimleri, gümrük muafiyetleri ve destekleyici mevzuatlar gibi önlemler almıştır. Ancak, Türkiye'nin yenilenebilir enerji politikalarında daha fazla teşvik ve destek sunması gerekmektedir. Çalışmanın amacı, dünya genelindeki vergi teşviklerini ve Türkiye'deki uygulamalarını incelemek ve karşılaştırmaktır. Bu çalışmada, Türkiye'deki vergi teşviklerinin yanı sıra belirli ülkelerde mevcut olan vergi teşviklerinin benzerlikleri ve farklılıkları ele alınmaktadır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde, enerji kavramı ve önemi üzerinde durularak enerji kaynakları, türleri ve yenilenebilir enerjinin avantajları ve dezavantajları ele alınmıştır. Yenilenebilir enerji kaynaklarının amacı, nedenleri ve sonuçlarından bahsedilmiştir. İkinci bölümde ise dünya genelinde uygulanan yenilenebilir enerji alanındaki teşvik mekanizmaları anlatılmıştır. Türkiye'deki yenilenebilir enerji kaynaklarının dağılımı, kurulu güç oranları ve teşvikleri incelenmiş, ardından Türkiye ve diğer ülkeler arasında karşılaştırmalı bir analiz yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yenilenebilir Enerji Kaynakları, Vergi Teşvikleri, Enerji Politikaları.

Enerji politikalarıKarşılaştırmalı analizTeşvikler+3
Elnur Abbaszade
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Belediye iktisadi teşebbüslerinin mali denetimi

Yerel ihtiyaçların ve buna eş güdümlü olarak yerel hizmetlerin farklı türleri belediyelerin hizmet yükünü artırmakta, bu hizmetlerin sunumu konusunda belediyeler çeşitli yöntemlere başvurmaktadırlar. Kısaca ''BİT'' olarak adlandırılan Belediye İktisadi Teşebbüsleri de belediyeler tarafından sık kullanılan bir sunum şekli olarak karşımıza çıkmaktadır. Belediyeler, sağladıkları sermaye ile genellikle anonim şirket niteliğinde Belediye İktisadi Teşebbüsleri kurarak bu organizasyonları oluşturmaktadırlar. Kamu kurumu niteliğindeki belediyelerin, sunmakla görevli oldukları kamu hizmetlerinin birçoğunu Belediye İktisadi Teşebbüsleri aracılığıyla yapması, bu birimlerin denetimi konusunun ayrıca incelenmesini gerekli kılmaktadır. Çünkü kamu sermayesiyle kurulan Belediye İktisadi Teşebbüsleri, özel hukuk hükümlerine tâbi ticaret şirketleri olarak faaliyet yürütmekte, kendilerine ait bütçeleri bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Belediye İktisadi Teşebbüslerinin mali denetiminin ayrıntılı olarak incelenmesidir. Çalışmamızın birinci bölümünde, Türkiye'de yerel yönetim birimlerinin ve özellikle Belediye İktisadi Teşebbüslerinin kapsayıcısı olan belediyelerin tanımlanması, yapısı, türleri, işleyişi, yetkileri ve mali yapı etkisi üzerindeki denetimine değinilmiştir. İkinci bölümde, Belediye İktisadi Teşebbüslerinin kısa tarihçesinden bahsedilerek nasıl ve ne zaman ortaya çıktığı, tanımı, şekilleri, sınıflandırması, dayanakları ve birbirleri ile ilişkilerine değinilmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise belediyelerin hizmet sunmak için kurdukları bu iktisadi teşebbüslerin mali denetimleri incelenmiştir.

Belediye iktisadi teşebbüsleriBelediye işletmeleriBelediyeler+3
Egehan Örs
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Küresel ısınmayla mücadelede yeşil vergiler: Seçilmiş ülkeler ve Türkiye değerlendirmesi

Araştırmada, küresel ısınmanın ve küresel ısınmayla müacadelede uygulanan yeşil vergilerin teorik temelleri üzerinde durularak yeşil vergileri uygulayan seçilmiş ülkelerden örnekler ile Türkiye' deki mevcut uygulamalar incelenecek. Genel bir karşılaştırma yapılacaktır.

Karbon vergisiKatma değer vergisiKüresel ısınma+6
Zeynep Arslan
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Ulusal kültür perspektifinden Türk devlet bütçe sisteminin analizi

Çalışmanın amacı, ulusal kültürün Türk devlet bütçe sistemi üzerindeki etkisini analiz etmektir. Bu analiz, Osmanlı Devleti'nden Cumhuriyet dönemine ve günümüze kadar uzanan tarihsel bir çerçeve içeresinde ele alınmıştır. Çalışma, ulusal kültürel değerlerin ekonomik ve siyasi kurumlar üzerindeki etkisini ve bu etkinin bütçe sistemlerini nasıl şekillendirdiğini derinlemesine incelemektedir. Çalışmada öncelikle, ulusal kültür kavramsal olarak ele alınmış ve kültürler arası karşılaştırmalara olanak tanıyan ulusal kültür teorileri, boyutları ve yaklaşımları hakkında bilgiler verilmiştir. Daha sonra ulusal kültürün, kişilik ve insan, kurumlar, hukuk, demokrasi, iktisat, politika, devlete karşı tutum, hükümete güven üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Son olarak, ulusal kültürün devlet bütçe sistemi üzerindeki etkisi detaylı olarak mercek altına alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde Türk devlet bütçe sistemini kapsamlı bir şekilde inceleyebilmek ve diğer ülkelerle karşılaştırabilmek için bir bütçe endeksi oluşturulmuştur. Bütçe Yetkinlik Endeksi (BYE) olarak adlandırılan endeks; bütçe şeffaflığı, bütçe sürecine katılım, hesap verebilirlik, bütçe denetimi, yolsuzluk algısı, mali disiplin, mali alan, bütçenin kapsayıcılığı ve bütçenin dijitalleşmesi boyutlarından oluşmaktadır. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde, öncelikle Türk devlet bütçe sisteminin günümüzde sahip olduğu özellik ve niteliklerin arkasında yatan kültürel mirasın izlerini sürebilmek için Osmanlı Devleti'nin iktisadi, idari ve mali yapısı ve Cumhuriyet sonrası bütçe uygulamaları mercek altına alınmıştır. Sonrasında, Geert Hofstede'nin ulusal kültür boyutlarından bireycilik-kolektivizm ve güç mesafesi boyutlarından faydalanılarak bir Türkiye değerlendirmesi yapılmıştır. Daha sonra, çalışmada oluşturulan Bütçe Yetkinlik endeksi ışığında Türk devlet bütçe sisteminin ayrıntılı bir analiz yapılmıştır. Ulusal kültürün bütçe sistemleri üzerindeki doğrudan etkisinin yanı sıra demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi kurumların aracılık etkisinden bahsedilerek, Türkiye'nin demokrasi ve hukukun üstünlüğü açısından konumu tartışılmıştır. Son olarak, çalışmamızın ampirik kısmını meydana getiren ve ulusal kültürün bütçe sistemleri üzerindeki etkisini ortaya koyan analiz sonuçları paylaşılmıştır. Sonuç olarak, bu çalışma Türk devlet bütçe sisteminin, ulusal kültürün etkisi altında nasıl şekillendiğini ve bu etkileşimin reform süreçleri üzerinde nasıl bir rol oynadığını gözler önüne sermektedir. Çalışmanın sonuçlarına göre Türk devlet bütçe sistemine entegre edilmeye çalışılan ilke, kural ve değerler ile ulusal kültür arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Araştırma bulgularına göre bireycilik-kolektivizm ulusal kültür boyutu bütçe süreci üzerinde pozitif yönlü bir etkiye sahipken, güç mesafesi ulusal kültür boyutu negatif yönlü bir etkiye sahiptir. Ayrıca bu anlamlı ilişkide demokrasi ve hukukun üstünlüğü belirli düzeylere kadar aracılık rol üstlenmektedir.

Devlet bütçesi
Metin Nazlıoğlu
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Dünyada varlık fonu uygulamaları ve Türkiye Varlık Fonu'nun kamu mali sistemine etkilerinin incelenmesi

Bir ülkenin sahip olduğu çeşitli finansal kaynakları (genellikle doğal kaynak gelirleri, döviz rezervleri veya bütçe fazlaları gibi) uzun vadeli yatırımlarda değerlendirmek ve ülkenin ekonomik istikrarına katkı sağlamak amacıyla oluşturulan ulusal varlık fonları (UVF), son yıllarda küresel ekonomide giderek daha önemli bir rol üstlenmeye başladığı görülmektedir. Ülkelerin ekonomik kalkınma stratejilerinde ve uluslararası yatırım politikalarında kritik bir konuma gelen yeni nesil finansal araçların, yakın zamandaki önemli örneklerinden birisi de Türkiye Varlık Fonu (TVF) olmuştur. Çalışmanın temel amacı, dünya genelindeki ulusal varlık fonu uygulamalarını inceleyerek, TVF'nin Türkiye'nin kamu mali sistemine olan etkilerinin araştırılması ve bu etkileşime olumlu katkı sağlayacak önerilerin elde edilmesidir. Çalışma, ulusal varlık fonlarının tarihsel gelişimini, yapılarını ve işleyişlerini ele alarak, küresel ekonomideki rolünü ve önemini ortaya koymayı hedeflemektedir. Araştırmanın bir diğer amacı da TVF'nin kuruluş sürecini, amaçlarını, yönetim yapısını ve faaliyetlerini detaylı bir şekilde inceleyerek, fonun Türkiye ekonomisindeki yerini ve olası etkilerini değerlendirmektir. Bu bağlamda, TVF'nin diğer ülkelerdeki başarılı varlık fonu örnekleriyle karşılaştırılması yapılarak, fonun güçlü ve zayıf yönlerinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmanın sonuncu ve nihai hedefi, TVF'nin Türkiye'nin kamu mali sistemine olan etkilerini çeşitli açılardan incelemektir. Bu kapsamda, fonun makroekonomik göstergeler, para ve maliye politikaları (kamu harcamaları, gelirleri ve borçlanma) etkileri üzerinde durulmuştur. Ayrıca, TVF'nin şeffaflık, hesap verebilirlik ve denetim mekanizmaları açısından değerlendirilmesi yapılarak, fonun kamu mali yönetimi üzerindeki olası riskleri ve fırsatları ortaya konulmaktadır. Bu sayede, TVF'nin Türkiye ekonomisine katkısını artırmak ve olası olumsuz etkilerini minimize etmek için öneriler sunulması hedeflenmektedir. Çalışma, üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, ulusal varlık fonlarının tarihsel gelişimi, amaçları ve küresel krizler bağlamındaki rolü ele alınırken, ikinci bölümde dünya genelindeki varlık fonu uygulamaları, başarı kriterleri ve uluslararası standartlar değerlendirilmektedir. Son bölümde ise TVF detaylı bir şekilde incelenmekte, kuruluşundan organizasyon yapısına, finansal ilkelerinden portföy yönetimine kadar birçok yönü ele alınmakta ve TVF'nin kamu mali sistemine etkileri incelenmektedir. Çalışma sonucunda elde edilen veriler, Türkiye Varlık Fonu'na yönelik yaklaşımların ön yargılardan arındırılmış, ancak eleştirel bir perspektifle değerlendirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. Çalışmada, İbn-i Haldun'un "Mukaddime" eserinde geliştirdiği "asabiye" kavramı çerçevesinde şekillenen iktidar analizi göz önünde bulundurularak, siyasi gücün zaman içerisinde yozlaşma riski dikkate alınmıştır. Bu nedenle her türlü olasılığın değerlendirilmesi ve ihtiyaç duyulan önlemlerin uygulamaya geçirilmesi ihtiyacı vurgulanmıştır. Araştırma, "sızan kova" metaforunda olduğu gibi, TVF'ye yöneltilen yapıcı eleştirilerin ve katkıların, mevcut belirsizlikleri ve sorunları aşamalı olarak gidereceği öngörüsünü sunmaktadır. Bu metafor, kovaya eklenen temiz suyun, içindeki bulanıklığı zamanla azaltması gibi, Fona yapılacak olumlu katkıların da mevcut sorunları ve Fona yöneltilen eleştirileri sonlandırma (veya azaltma) potansiyeline işaret etmektedir. Bu çerçevede, çalışmanın sonuçları, Türkiye Varlık Fonu'nun gelişimi ve iyileştirilmesi sürecinde hem yapıcı bir yaklaşımın benimsenmesi hem de potansiyel risklere karşı ihtiyatlı olunması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu dengeli yaklaşım, Fonun uzun vadeli başarısı ve ülke ekonomisine olan katkısının optimizasyonu açısından kritik öneme sahiptir. Araştırma kapsamında ele alınan ve sistematik bir şekilde sunulan önerilerin hayata geçirilmesi halinde, TVF'nin ülke ekonomisine kayda değer katkılar sağlama potansiyeline sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Bu öneriler, fonun yönetişim yapısının güçlendirilmesi, denetim, şeffaflık ve hesap verebilirlik mekanizmalarının iyileştirilmesi, risk yönetimi stratejilerinin geliştirilmesi ve uluslararası standartlara uyumun artırılması gibi kritik konuları kapsamaktadır. Buna karşın önerilen iyileştirmelerin uygulanmaması durumunda, Fonun Türkiye'nin kamu mali sistemi üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratma riski taşıdığı da çalışmada vurgulanmaktadır. Bu bağlamda, Türkiye'nin geçmiş deneyimlerinden ders alınması ve kamu mali yönetiminde yaşanmış olan sorunların tekrarlanmaması gerektiği vurgulanmıştır. Dolayısıyla, TVF'nin başarısı ve ülke ekonomisine olası katkısı, büyük ölçüde çalışmada önerilen reformların etkin bir şekilde uygulanmasına ve fonun sürekli olarak iyileştirilmesine bağlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ulusal Varlık Fonları, Türkiye Varlık Fonu, Kamu Mali Sistemi, Şeffaflık, Hesap Verebilirlik, Denetim, Santiago Prensipleri, Ekonomik İstikrar, Stratejik Yatırım.

Kamu maliyesi
Abdullah Marufoğlu
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Vergilendirmeye etkisi bakımından hukuki güvenlik ilkesi

Kamu gelirleri içerinde kamusal finansman kaynağı olan vergi en önemli gelir kaynağıdır. Toplumsal ihtiyaçların karşılanmasında devlet tarafından sunulan kamu hizmetlerinin yeterli, etkin ve düzenli olabilmeleri için toplumun ürettiği kaynakların en verimli şekilde kullanılması esastır. Devlet kamusal ihtiyaçların karşılanmasında toplumun ürettiği kaynakları vergilendirme yetkisini kullanarak elde etmektedir. Devletin egemenlik gücüne dayalı olarak vergi alma konusunda sahip olduğu hukuki ve fiili güç olan vergilendirme yetkisi sınırsız değildir. Hukuk devleti ilkesi gereğince, devletin egemen gücünün karşısında bireyin korunması esastır. Bireyin, hukuk kurallarının varlığı ile kendini güvende hissetmesi, bu kuralları önceden bilebilir olması hukuki güvenliğin sonucudur. İdarenin keyfi uygulamaları, hukuki güvenlik ilkesinin zedelenmesine yol açabilmekte, bireyin güven içinde yaşamasının önüne geçmekte ve gelecek kaygısına yol açmaktadır. Bu kapsamda, vergilendirmeye etkisi bakımından hukuki güvenlik ilkesinin incelenmesi vergi hukuku açısından önemlilik arz etmektedir. Bu öneme atfen hazırlanan çalışmanın ilk bölümde, vergi ve vergilendirme yetkisi kavramsal olarak ele alınmıştır. İkinci ve son bölümünde ise, sınırsız vergilendirme yetkisi olamayacağından hareketle vergilendirme Türkiye'de tabi olduğu anayasal ilkeler ve hukuki güvenlik ilkesi kapsamında değerlendirilmiş, hukuki güvenlik ilkesinin vergilendirmeye etkisi Anayasa Mahkemesi kararları ışığında ele alınmıştır. Çalışmada anayasal ilkeler bazında idarenin ihlallerinin değerlendirilmesi amaçlanmış, Anayasa Mahkemesi kararları analiz edilmiştir. Hukuki güvenlik ilkesine ve alt ilkelerine yönelik ihlallerin nasıl ve niçin en aza indirilmesine dair sonuç kısmında önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Vergi, Vergileme İlkeleri, Vergileme Yetkisi, Vergi Hukuku, Hukuki Güvenlik İlkesi,

Türk vergi sistemi
Hilal Cura
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Vergi adaleti açısından ücret gelirinin beyan usulü vergilendirilmesi: Gelişmiş ülke uygulamaları ve Türkiye için öneriler

Bu tezin amacı, ücret gelirinin nihai olarak tevkifat usulüyle vergilendirilmesiyle diğer gelir unsurları aleyhinde maruz kaldığı vergi adaletsizliklerini ortaya çıkararak ücret gelirinde beyanname usulünü farklı yöntemlerde uygulayan gelişmiş ülke incelemelerinde Türkiye için adaleti sağlayıcı öneriler sunmaktır. Bu amaç kapsamında tezin ilk bölümünde vergi adaleti ve ücret kavramları ve ücretin vergilendirme yöntemleri olan beyan ve tevkifat usulünde vergilendirme hem mükellef hem de vergi dairesi açısından bazı vergi ilkeleri çerçevesinde olumlu ve olumsuz sonuçları incelenmiştir. İkinci bölümde, Türkiye'de ücret gelirinin vergilendirilmesi, üçüncü bölümde ise ABD, İsviçre ve Almanya uygulamaları detaylı olarak incelenmiştir. Ülke incelemeleri seçiminde beyanname verme yöntemleri dikkate alınarak seçilmiştir. Bu üç ülke ücret gelirinde beyan usulünü farklı şartlarda uygulaması nedeniyle seçilmiştir. Ülke uygulamalarının oluşturulması sırasında ilk kaynaklar olan kanun ve mevzuat incelemeleri yapılmıştır. Üçüncü bölümün devamında Türkiye'de nihai olarak uygulanan tevkifat usulü ile ücret gelirinin vergilendirilmesinde beyan usulünü, tevkifatın yanında zorunlu beyan, yalnızca zorunlu beyan ve tevkifatın yanında gönüllü beyan olarak uygulayan bu üç ülke uygulamaları çeşitli istatistiki verilerle karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmelerin sonucunda gelir vergisinin tevkifat usulüyle nihai olarak vergilendirilmesinin beyan usulüyle vergilendirilmesinin karşısında vergi adaletsizliği oluşturduğu anlaşılmıştır. Nihai olarak tevkifat usulüyle vergilendirilen ücret gelirinin beyan usulünde olduğu gibi gelirden harcamaların düşülmesi imkânının olmaması sınırlı ölçüde kesintilerin bulunması asıl ödeme gücüne ulaşılmasını engellediği görülerek vergi yükünün ücret gelirinde kalmasına neden olmaktadır. İncelenen ülke uygulamalarında beyanname ile tamamlanan tevkifat usulünün ücret geliri elde eden mükellef için ödeme gücüne ulaşmasını sağlayarak vergileme yönteminde eşitlik oluşturduğu ortaya konulmuştur. Bu sonuç doğrultusunda Türkiye'de vergi yükünü taşıyan, tevkifat usulünün nihai uygulama olması nedeniyle asıl ödeme gücüne ulaşılamayan ücret geliri elde eden mükelleflerin tevkifat usulünün yanında beyan usulüyle vergilendirilmesi önerisi getirilmiştir. Tüm bu araştırmalar karma araştırma yöntemleri kullanılarak yapılmıştır.

Asgari ücretGelir vergisiVergi tevkifatı
Aslıhan Küden
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Vergi uyuşmazlıklarının idari ve yargısal aşamada çözüm yollarının vergi uyumuna etkisinin analizi: Manisa ili örneği

Bu araştırmanın amacı vergi uyuşmazlıklarının idari ve yargısal aşamada çözüm yollarının vergi uyumuna etkisini tespit etmektir. Araştırma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde vergi uyuşmazlıklarının ve vergi uyumunun tanımı, kapsamı ve teorik altyapısı incelenmiştir. İkinci bölümde ise yaşanan uyuşmazlıkların idari ve yargısal aşamada çözümüne ilişkin uygulamaların vergi uyumuna etkisi incelenmiştir. Araştırmanın üçüncü ve son bölümünde Manisa iline ilişkin anket verileri doğrultusunda analiz gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın metodolojisinde nicel yöntem kullanılmıştır. Manisa SMMM odasına kayıtlı 275 meslek mensubuna anket yöntemi uygulanmıştır. Çalışmanın verileri bu şekilde elde edilmiştir. Anket verileri SPSS programı ile analiz edilmiştir. Anket verilerinin normallik dağılımı ve güvenirlik testleri gerçekleştirilmiştir. Yapı geçerliliğini test etmek amacıyla Açıklayıcı ve Doğrulayıcı Faktör Analizleri gerçekleştirilmiştir. Araştırma boyutlarının birbirleriyle olan ilişkisini sınamak amacıyla Korelasyon analizi yapılmıştır. Çalışmanın hipotezlerini test etmek amacıyla Yapısal Eşitlik Modellemesi yapılmıştır. Anket sonuçları incelendiğinde araştırmanın boyutları olan prosedürel adalet ve dağıtım adaletinin uyuşmazlıkların çözümünde vergi uyumunu pozitif yönde etkilediği bulgularla desteklenmiştir. Araştırmanın diğer boyutları olan ceza adaleti ve yargı yoluna başvuru da ise vergi uyumunu etkileme açısından anlamlı bir etki gözlemlenmemektedir. Yol analiziyle ceza adaletinin vergi uyumuna yönelik aracılık etkisi incelenmiştir. Bu çerçevede prosedürel adalet, dağıtım adaleti ve yargı yoluna başvuru vergi uyumu ilişkisinde ceza adaletinin aracılık etkisi bakımından anlamlı bir etkisi tespit edilememiştir. Cinsiyet, eğitim ve mesleki tecrübe vergi uyumu düzeyi arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki gözlemlenememiştir. Mükellef sayısı vergi uyumu arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu ifade edilebilir. Anahtar Kelimeler: Vergi, Vergi Uyuşmazlıkları, Çözüm Yolları, Vergi Uyumu, Davranışsal Maliye

Muhammet Emin Coşkun
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Yargı hizmetlerinin etkinliği kapsamında kamu adalet harcamalarının analizi: Türkiye ve seçili ülkeler

Adalet kavramsal olarak insanlığın doğuşundan başlayarak var olan ama özellikle birlikte yaşamaya başladıkları andan itibaren önemsenen değerler arasında yer almıştır. İnsanlığın birlikte yaşaması devlet olgusunun ortaya çıkmasına yol açmıştır. Dolayısıyla devlet kurumunun hayatta yer alması ile birlikte adalet kavramı somutlaşmaya başlamıştır. Adalet kavramı devletin ana görevleri haline gelmiştir. Bazı düşünürler ise, söz konusu hizmetleri devletin vazgeçilmez hizmetleri arasında görmüşlerdir. Adalet hizmetlerine ait literatür incelendiğinde talep yönünün ön planda olduğu görülmüştür. Oysa adalet hizmetleri hem önemli bir harcama kalemi hem de bir tam kamusal maldır. Bu bağlamda çalışmamızda adalet hizmetleri tam kamusal mal perspektifinden ve arz yönlü olarak ele alınmaktadır. Bu çalışmanın amacı, tam kamusal mal olan adalet hizmetlerine yönelik harcamaların yargısal bazda etkinliğinin incelenmesidir. Çalışmada adalet sistemindeki yargı etkinliği ele alınmıştır. Bu bağlamda adalet sisteminin karar etkinliğinden ziyade performans etkinliği üzerinde durulmuştur. Yani adalet sisteminde adalet kararlarının doğru verilip verilmediği hususunda inceleme yapılmamıştır. Türkiye için yapılan yargı etkinliği analizinde adli ve idari yargı ele alınmaktadır. Bu kapsamda adalet hizmetlerinden olan: ceza ve infaz hizmetleri, adli tıp ve adli bilimler hizmetleri, adli kolluk hizmetleri ve sayıştay analiz dışında bırakılmıştır. Zira adalet hizmetlerinden olan ceza ve infaz hizmetleri, adli tıp ve adli bilimler hizmetleri, adli kolluk hizmetlerinin verilerinin düzenli olmaması ve analiz için yeterli verilere düzenli olarak erişilmemesi sebebiyle, sayıştay ise yargı türü olmakla beraber mali bir yargı kolu olması ve yargıtay, danıştay gibi yüksek mahkeme statüsünde olmaması nedeniyle analiz dışı bırakılmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde adalet kavramına, adalet kavramının tarihsel gelişimine, adalet türlerine, adalet hizmetlerinin kamusal boyutuna ve hukuk sistemlerine yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümde ise etkinlik kavramı ve yargısal hizmetlerin etkinliği ele alınmıştır. Ayrıca Türkiye'de 2003-2023 yılları arasında adli yargı ve idari yargı hizmetlerindeki değişim grafikler yardımıyla açıklanmıştır. Bununla birlikte 2003-2023 yılları arasında yargı hizmetlerindeki yıllık performansın ölçülmesi için temel bileşenler analizinden ve çok kriterli karar verme yöntemlerinden biri olan gri analizinden yararlanılmıştır. Gri analizi sonuçlarına göre 2003 ve 2023 yılları arasında 2003 yılının yargı etkinliği anlamında en etkin yıl olduğu ve 2003 yılından sonra 2004 ve 2005 yılında gri analizi sonucuna yargı etkinliğinde bir düşüşün olduğu tespit edilmiştir. 2005 yılından 2012 yılına kadar gri analizi sonuçlarına göre yargı etkinliğinde kademeli bir artışın olduğu tespit edilmiştir. 2012 yılında sonra 2023 yılına kadar yargı etkinliği trendinde ise bir düşüşün olduğu tespit edilmiştir. Gri analizi sonuçlarına göre yargı etkinliğinde en düşük yılın 2020'de olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuç özellikle COVİD-19 Salgının Türkiye'de yargı etkinliğini olumsuz etkilediğinin bir kanıtıdır. 2003 yılından 2023 yılına kadar her yıl için olan 10 değişken ile yapılan Temel Bileşenler Analizine göre 3 faktörün oluştuğu tespit edilmiştir. Temel bileşenler analizi Gri Analizinden farklı olarak yargı etkinliğini 3 farklı alt boyut özelinde incelemiştir. Faktör bir, adli yargı etkinliğini temsil etmektedir. 2003 yılından 2023 yılına kadar adli yargı etkinliğine ait faktörün trendinde bir düşüşün olduğu tespit edilmiştir. Adli yargı etkinliğine ait faktörde etkinliğin en düşük olduğu yıl 2020 yılı olarak tespit edilmiştir. Faktör iki ise, idari yargı etkinliğini temsil etmektedir. Faktör iki'ye göre idari yargı etkinliğinin yüksek olduğu yıllar 2011 ile 2017 yılları arasıdır. En yüksek idari yargı etkinliği 2012 yılında olup en düşük ise 2020 yılı olarak tespit edilmiştir. Faktör üç, dosya temizleme olarak yargı etkinliğini ölçmektedir. Faktör üç'e göre dosya temizleme olarak yargı etkinliğinin en kötü olduğu yıl 2005 ve 2016 yılları en yüksek olduğu yıl ise 2010, 2019 ve 2021 yılları olarak tespit edilmiştir. Temel bileşenler analizi sonucunda oluşan 3 faktördeki değerlerin ortalaması alındığında yıllık olarak yargı etkinliği anlamında elde edilen sonuç gri analizindeki elde edilen sonuçlar ile benzerlik göstermektedir. Çalışmanın ikinci bölümünde ek olarak Türkiye'de yıllar içinde adalet harcamalarının etkinliğine ait veriler değerlendirilmiş ve yorumlanmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde Türkiye ve seçili 18 ülkenin 2016, 2018 ve 2020 yıllarına ait yıllık verilerinden 9 girdi ve 4 çıktı değişken belirlenerek VZA ve malmquist analizleri yapılarak ülkelerin yargı etkinliği karşılaştırılmıştır. Her yıl için 4 model oluşturularak yapılan VZA'da yargı etkinliği anlamında etkin olan ve olmayan ülkeler belirlenmiştir. Ayrıca 2016 yılından 2018 yılına ve 2018 yılından 2020 yılına geçerken ülkelerin etkinliklerinden bir değişim olup olmadığı malmquist analizi ile incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde yer alan VZA sonuçlarına göre 2016 yılında oluşturulan 4 farklı modelin tamamında yargı etkinliği anlamında Bosna Hersek ve Romanya'nın etkin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 2018 yılında ise oluşturulan 4 farklı modelin tamamında yargı etkinliği anlamında Avusturya, Bosna Hersek, Letonya ve Romanya'nın etkin olduğu soncuna ulaşılmıştır. 2020 yılında oluşturulan 4 farklı modelin tamanında yargı etkinliği anlamında Çekya, Macaristan, İrlanda ve Letonya'nın etkin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde yer alan malmquist analizinin 2018 sonuçlarına göre 2018 yılında 2016 yılına göre faktör verimliliğinde tüm modellerde artış gösteren tek ülke Türkiye'dir. 2020 malmquist analizi sonuçlarına göre 2020 yılında 2018 yılına göre faktör verimliliğinde tüm modellerde artış gösteren tek ülke Hollanda olarak bulunmuştur. Çalışmanın sonuç bölümde 2003-2023 yılları arasında Türkiye için yapılan analiz sonuçlarına ait değerlendirmelere yer verilmiştir. Ayrıca 19 ülke için 2016, 2018 ve 2020 yıllarına verilere kullanılarak yapılan VZA ve malmquist analizi sonuçlarına ait değerlendirmeler ve önerilere yer verilmiştir.

Kamu harcamalarıTemel bileşenler analiziTürk yargı sistemi+2
Cevriye Yüksel Yıldırım
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Dünyada ve Türkiye'de kamu hizmetlerinin dijital dönüşümü: Yapay zeka uygulamaları

Devletin varlık nedeni ve hizmet alanlarının sorgulanmasına yönelik öne sürülen; Geleneksel Kamu Yönetimi, Yeni Kamu Yönetimi, Yeni Kamu Hizmeti Yaklaşımı mevcut geleneksel, aşılagelmiş devlet yönetimi ve hizmet alanında değişimler yaratmıştır. Nitekim söz konusu bu anlayışlar ile devletin varlık nedeni, faaliyet alanları sürekli değişim gösterirken süre gelen teknolojik gelişmeler ve icatlar mevcut geleneksel devletin idari ve hizmet yapısı üzerinde dönüşüm etkisi yaratmıştır. Bu bağlamda süregelen Sanayi 1.0, Sanayi 2.0, Sanayi 3.0 devrimleri ile elektriğin, telefonun, telgrafın, buhar gücü ile çalışan makinelerin keşfi, tren yolu ve denizyolu taşımacılığının uygulanmaya başlaması mevcut ekonominin işleyişini değiştirerek, devletin idari ve yönetim yapısını da teknolojik buluşlara duyarlı modernizasyon altında şekillendirilmesini zorunlu kılmış nitekim yaşanan ekonomik krizler ile sorgulanan devlet yönetim ve hizmet yapısı ile süregelen ileri teknolojik buluşların 4. sanayi devrimi ile başta bilgisayar olmak üzere bilgi ve iletişim teknolojileri gelişiminin hız kazanması ve uygulama alanlarının yaygınlaşması günümüz dijital çağın temellerini atmıştır. Bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişim, vatandaşların da kamu hizmet sunumuna yönelik beklentileri üzerinde çeşitlilik yaratmış, devlet mevcut geleneksel yönetim ve hizmet yapısı ile çeşitlenen talebi karşılanmasının mümkün olmamasının anlaşılması ile çağın gerekliliğini oluşturan dijital devlet modeline geçiş sağlarken hizmet yararlanıcısı vatandaş da dijital vatandaş modeline evrilmiştir. Tarihsel süreçte yaşanan sanayi devrimlerinin ekonomik konjonktürel dalgalanmalara duyarlı bir çıkış yolu arayışı sonucu süregelmesi, mevcut ekonomik model de dijitalleşmeyi zorunlu kılarak, ekonomiyi oluşturan üretim sürecinde dijital teknolojilerin kullanımı da dijital ekonomi kavramının ortaya çıkarmış, modern üretim sürecinin sağlanması ile de üretime ilişkin maliyet oluşturan her bir unsur üzerinde olumlu etki yaratarak, elde edilen gelir miktarını da arttırmıştır. Bu bağlamda dijital ekonomi teknolojileri arasında öncül sırada olan yapay zekanın üretim sürecinde tam otomasyon dönüşümüne imkan veren çok fonksiyonlu donanıma sahip olması, teknolojinin kullanımına duyulan istekliliği arttırmakta iken geliştirilmesine yönelik çalışmaların da küresel düzeyde süregelmesine neden olmaktadır. Bu bağlamda insani yeteneği taklit etme gücünü barındıran yapay zeka teknolojisinin ekonomi üzerinde ki üretim maliyetlerini baş döndürücü boyutta azaltabilmesini mümkün kılan yetenek hacmi, söz konusu kullanımına olan istekliliğin temel sebebini oluşturmaktadır. Nitekim üretimde akıllı robotların kullanımı ile seri üretim kapasitesinin geliştirilmesi, insani hataların en aza indirilerek ürün standartizasyonun sağlanması, enerji miktarına ilişkin kaynak israfının önüne geçilmesi, üretim sürecinde oluşacak herhangi bir aksaklık, hata ve benzeri olumsuz durumların anlık tespitinin yapılarak, gerçek zamanlı veri paylaşım uyarısına imkan sağlaması ve benzeri bir çok unsur yapay zekanın işlerliğinin sağlandığı verimli alanları oluşturmaktadır. Nitekim yapay zekanın günümüzde dünyada ve Türkiye'de uygulama alanlarının yaygınlaştırılmasına ilişkin çalışmalar küresel çapta hız kesmeden devam etmekte, günümüz uluslararası rekabet ortamının da temelini oluşturmaktadır. Nitekim küresel çapta ülkelerin ulusal yapay zeka stratejilerini yayınlaması söz konusu teknolojinin küresel ivme kazandığının en önemli delili olarak gösterilebilmektedir. Söz konusu bu çalışmanın amacı; günümüz dijital çağın tarihsel süreçte geleneksel devlet yönetim ve hizmet modelinde yaşattığı değişimin ve dönüşümün açıklanarak, ileri gelen bilgi ve iletişim teknolojileri ile günümüz dijital ekonomi işlerliğinde küresel bir ivme kazanan yapay zekanın kamu yönetim ve hizmet alanlarında kullanımının avantaj ve dezanvantajları üzerinde durularak, ulusal rekabet ortamının yapay zeka strateji planlamalarına ilişkin eksikliklerinin, geliştirilmesi gereken yönlerini açıklamak ve söz konusu teknolojinin taşıdığı olası riskler ile uluslararası gündemden düşmeyen endişelerin gelişimine taban hazırlayan unsurları tespit ederek genel bir persfektife dayanan yorumsal önerilerde bulunmaktır. Sonuç olarak; kamu yönetim ve hizmetlerinde dijitalleşmeye yönelik çalışmaların olgunluk kazanması ancak işbirliği altında şekillenecek bir stratejik planlama politikasının hazırlanarak hayata geçirilmesi ve sürekliliğinin sağlanması ile mümkün olacaktır. Nitekim yapay zeka teknolojisine ilişkin günümüz çalışmaların hızla süregelmesi söz konusu teknolojiye duyulan endişenin artmasına neden olmakta, bu bağlamda ulusal stratejik planlamaların etki düzeyini de aşan donanımı yapay zekanın kontrolü, kullanım alanlarının ve şeklinin yasal çerçevesine ilişkin düzenlemeler, tıpkı dijital çağın etki alanını oluşturan uluslararası dijital persfektifi burada da etkin kılmak önem arz etmektedir. Nitekim dijitalleşme küresel etki düzeyine sahip bir olgu iken ulusal stratejik planlamalar yalnızca ülke içi aktörler üzerinde etki yaratarak uluslararası persfektifin dışında kalacak ve genel geçer bir sürecin etki düzeyi de süre gelen zamanda nötr kalacaktır.

Elif Büşra Aşkın
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk vergi hukukunda genel tebliğ: Hukukî sorunlar ve çözüm önerileri

Türk vergi mevzuatının yapı taşlarından birini temsil eden genel tebliğ, vergi hukuku alanında son derece önemli bir işleve sahiptir. Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından vergi uygulamasına yön vermek, uygulama sırasında Bakanlığa intikal eden konuları açıklığa kavuşturmak ve vergilemede ülke çapında uygulama birliğini sağlamak amacıyla hazırlanan genel tebliğler, özellikle 1980'li yıllardan sonra yaygın bir şekilde kullanılan temel mevzuat kaynaklarından biri haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, vergileme alanında yayımlanan genel tebliğleri hukukî açıdan değerlendirmek ve genel tebliğlerin hukuka uygun şekilde kullanılmasına yönelik öneriler sunmaktır. Bu doğrultuda Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan ve çeşitli açılardan hukukî sorunlar içerdiği tespit edilen 47 genel tebliğ, içerik/doküman analizi yardımıyla irdelenmiştir. Söz konusu genel tebliğlere ilişkin hukuka aykırılıklar beş başlık altında gruplandırılmış ve Danıştay kararları ışığında hukukî yönden tartışılmıştır. Çalışma, genel tebliğler özelinde tespit edilen hukukî sorunlara yönelik çözüm önerileri ile birlikte sonlandırılmıştır. Önerilerin ilk aşamasında hem vergi kanunları hem de genel tebliğleri ilgilendiren "genel kurallar" tespit edilmiş; ikinci aşamada ise genel tebliğlerin hukuka uygun şekilde hazırlanması için geliştirilen "hukuka uygunluk kriterlerine" yer verilmiştir. Sonuç olarak, genel tebliğlerin Türk vergi mevzuatında mutlak surette kullanılması gereken bir hukukî kaynak olduğu; ancak bu kaynakların Anayasa, vergi kanunları ve hukukun evrensel prensiplerine uygun şekilde hazırlanması gerektiği vurgulanmıştır.

Düzenleyici işlemGenel tebliğTürk vergi hukuku
Esra Keskin
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Kripto varlıklar ve mali politikalar

Küreselleşme, belli başlı ülkelerin politikalarının, merkez bankalarının ve finansal piyasaların, irili ufaklı tüm ülkelerin ekonomik faaliyetlerini küresel boyutta şekillendirmesine fırsat tanımıştır. Ancak 2008 yılında yaşanan küresel ekonomik kriz ile dünya genelinde ülkelere, merkez bankalarına ve finansal piyasalara güven kaybı ve tepki en üst seviyeye ulaşmıştır. İnsanlar finansal varlıklarının kontrollerini kendi ellerine alma ihtiyacı duymuşlar ve yeni finansal varlıklara yönelmişlerdir. Dış etkilerin ve kontrollerin dışında, kendi içinde arz talep ilişkisi ile değeri oluşan tamamen dijital ortamda işlem yapma imkânı sağlayan kripto varlıklar böylece ortaya çıkmıştır. Bunda başta ekonomide kendini hissettiren müesses nizama duyulan güvenin sarsılmasının yanı sıra endüstri 3.0 ve endüstri 4.0'da kapsamında bilişim ve internet teknolojilerinde yaşanan gelişmelerin etkisi büyüktür. Nitekim kripto varlıklar blok zincir teknolojisi üzerine kurulmuş ve bu değişim küresel çapta bir etki yaratmaya başlamıştır. Bu tez çalışması, kripto varlıkların ülkeler için oluşturduğu kayıt dışılık, kara para aklama, senyoraj hakkının zayıflaması, yasadışı faaliyetlerin ve terörizmin finansmanı gibi tehditlerin varlığına, bunları bertaraf etmek için gerekli düzenlemelere ve bunların sonuçlarına değinmektedir. Kripto varlıkların oluşturduğu bu tehditlere karşı kamu maliyesi bakımından alınabilecek önlemlerin neler olabileceğini ve kontrollerin nasıl sağlanabileceğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Kripto varlıkların kullanımında olası risklerin en aza indirilmesine ve kayıpların önüne geçilmesine yönelik başvurulabilecek maliye politikalarının ve araçların ortaya konulmasının gerekliliğini göstermiştir. Kripto Varlıklar ve Mali Politikalar" adlı çalışmamız; Dijitalleşme, Blok Zincir Teknolojisi ve Kripto Varlıklar, Kripto Varlıklar ve Mali Piyasalar, Kripto Varlıklar ve Türkiye bölümleri olmak üzere üç ana başlıktan oluşmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kripto Varlıklar, Kripto Para, Dijital Para, Blok Zincir

Kripto varlık
İbrahim Sır
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ödeme emrine ilişkin mükellef haklarının yargı kararları çerçevesinde değerlendirilmesi

Devletin kamu harcamalarını finanse etmek için en önemli gelir kaynağını vergi ve benzeri mali yükümlükler oluşturmaktadır. Gerçek ve tüzel kişilerden ödeme gücüne göre karşılıksız ve zorunlu olarak devlete yapılan bu ödemeler kamu hizmetlerinin etkin ve verimli bir biçimde sunulabilmesi için büyük önem taşımaktadır. Bu sebeple vergi idaresi süresi içerisinde ödenmeyen kamu alacağının tahsilini geciktirmeden gerçekleştirmek adına 6183 Sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanun uyarınca cebren tahsil yöntemlerine başvurmaktadır. İlgili kanun uyarınca mükellefe ödeme konusunda son uyarı niteliği taşıyan ödeme emri tebliğ edilmektedir. İdarenin tek yanlı ve kamu gücüne dayanarak tesis ettiği bir idari işlem olan ödeme emrine karşı mükellefin on beş gün içerisinde borcunu ödeme veya aynı süre içerisinde ödeme emrine itiraz etme hakkı bulunmaktadır. Çalışmanın amacı, vergisel düzenlemelerde genellikle mükellefe yüklenen ödevlerden bahsedilse de mükelleflerin tasarrufları üzerinden cebren alınan bu değerlere karşılık asıl önemli konunun mükellef haklarının korunması olduğunu değerlendirmektir. Bu kapsamda çalışmada mükellef haklarının ihlal edildiği ve hukuka aykırılık iddiaları ile ödeme emrine karşı açılmış olan davalarda verilen kararlar incelenerek ilgili kararın hukuki durumuna karşılık açıklamalar yapılmıştır Bu kapsamda çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde ödeme emrinin tanımlaması yapılarak konunun hukuksal çerçevesi anlatılmıştır. Devamında ise ilgili konu, ödeme emri düzenlenmesinin unsurları ve borçluya ne şekilde tebliğ yapılacağına dair bilgilere yer verilerek sürdürülmüştür. İlerleyen kısımda ise ödeme emrinin tebliği sonrası borçlunun başvurabileceği yollar açıklanmış ve ayrıca literatürde tartışmalı olarak yer verilen ödeme emrine karşı hata düzeltme yoluna başvurulması konusu da ele alınarak incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise mükellef haklarının gelişimi ve mükellef hakları bildirgeleri incelenmiş ve konu çalışma özelinde seçilen ülkelerdeki mükellef hak ve bildirgelerinin anlatımıyla sürdürülmüştür. Devamında ise mükellef haklarının sınıflandırılması genel ve özel haklar çerçevesinde açıklanmıştır. İlerleyen kısımda ödeme emrine itiraz özelinde mükellef hakları anlatılmış olup bu kapsamda ödeme emrine itiraz ve itiraz sonrası süreç hakkında detaylı bilgilere yer verilmiştir. Çalışmanın son kısımda ise Danıştay'a ödeme emrine karşı açılmış olan davalar özelinde mükellef haklarının ne şekilde korunduğu değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında yapılan literatür araştırması sonucunda mükellefe tebliğ edilen ödeme emrinde herhangi bir hukuka aykırılık hallerinin var olması durumunda mükellefin ilgili belgeye itiraz etme hakkının anayasa ile güvence altına alındığı görülmektedir. Bu kapsamda çalışmanın son kısmında yer verilen üst mahkeme kararları incelendiğinde usulsüz ve hukuka aykırı oluşturulmuş işlemin mükellef haklarını ihlal ettiği gerekçeleriyle iptal edilmiştir. Aynı zamanda vergi idaresi tarafından gerçekleştirilen iş ve eylemlerinde hukuki denetiminin gerçekleştiği dava sürecinde idarenin keyfi hareket etmesi önlenmiştir.

Cebren tahsilMükellef haklarıVergiler+1
Atike Nur Atak
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de vergi reformu bağlamında gelir vergisi tabanının genişletilmesi: Karşılaştırmalı bir inceleme ve politika seçeneklerinin değerlendirilmesi

Türk Vergi Sistemi'nde son yıllarda yürütülen vergi reformu tartışmalarında, reformun temel hedeflerinden biri olan vergi tabanının genişletilmesi sürekli ön plana çıkmaktadır. Bu tezde vergi tabanının genişletilmesi konusu, gelir vergisi bağlamında ayrıntılı olarak incelenmiş, konuya teorik ve uygulamalı düzeyde yeni ve farklı önerilerle katkı sunulması amaçlanmıştır. Tez üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, vergi reformu ve reformun amaçları çerçevesinde gelir vergisi tabanının genişletilmesine ilişkin literatür taramasının bulguları, kuramsal çerçevede yeni ve özgün tanımlamalarla birlikte sunulmuştur. İkinci bölümde, farklı ülkelerde gelir vergisi tabanını genişletmeye yönelik vergi reformları ile Türkiye'de gelir vergisi tabanını etkileyen reform ve düzenlemeler karşılaştırmalı olarak analiz edilmiş ve Türkiye'deki gelir vergisi tabanının genel görünümü ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise, Türk Vergi Sistemi'nde gelir vergisi tabanını genişletmeye yönelik gerekçeli öneriler geliştirilmiş, ayrıca kayıt dışı gelir getirici faaliyette bulunma ve vergi kaçırma ihtimali bulunan riskli mükelleflerin tespitinde yapay zekâ algoritmalarının kullanımına ilişkin bulgular tartışılmıştır. Araştırmalar sonucunda gelir vergisi tabanını genişletmeye yönelik vergi reformu gerçekleştiren ülkelerin uygulamalarının Türk Vergi Sistemi'ne uyarlanabilir yönleri karşılaştırmalı biçimde değerlendirilmiştir. Uygulama deneyimi ve araştırma bulguları doğrultusunda gerekçeli öneriler sunulmuş; ayrıca bazı yapay zekâ/makine öğrenmesi algoritmalarının kullanımının, vergi kaçırma ihtimali olan riskli mükelleflerin tespitinde yüksek doğruluk oranlarıyla uygulanabilir olduğu ortaya konulmuştur.

Vergi reformu
Cavit Ümit Alaybeyoğlu
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Küresel dijital teknoloji şirketlerinin vergilendirilmesi

Günümüzde, küreselleşme ve dijitalleşme kavramları, ekonomik, sosyal ve kültürel yapıları kökten değiştirmiştir. Bu değişim, dijital ekonomi adı verilen yeni bir ekonomik yapıyı ortaya çıkarmıştır. Bu ekonomik dönüşümün belirleyici aktörleri arasında küresel dijital teknoloji şirketleri bulunmaktadır. Bu şirketler, internet üzerinden iş yapma modeliyle küresel çapta faaliyet göstermekte ve genellikle bulundukları ülkelerin sınırlarını aşarak gelir elde etmektedirler. Bununla birlikte, bu şirketlerin vergilendirilmesi konusunda sorunlar ortaya çıkmaktadır. Geleneksel vergi sistemleri genellikle fiziksel varlıklara dayalı olarak tasarlanmıştır ve dijital ekonomide faaliyet gösteren şirketlerin bu sisteme uyum sağlaması zor olabilmektedir. Özellikle internet üzerinden satış yapan şirketlerin vergilendirilmesi konusunda uluslararası düzeyde standartlaşmış bir yaklaşım bulunmamaktadır. Çalışmada küresel dijital teknoloji şirketlerinin vergilendirilmesi konusu ele alınmaktadır. Bu kapsamda çalışmada, uluslararası alanda önemli ve güncel bir tartışma konusu olan küresel dijital teknoloji şirketlerinin vergilendirilmesi sorunu ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Bu soruna yönelik uluslararası ve ulusal alanda yapılan çalışmalar ve sorunlara ilişkin çözüm önerileri kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Ayrıca çalışmada, küresel dijital teknoloji şirketlerinin vergilendirilmesine ilişkin sorunlara çözüm olarak, Türkiye özelinde yenilikçi bir model niteliğinde Dijital Varlık Temelli Kurum Vergisi önerilmektedir.

Dijital teknolojilerDijitalleşmeUluslararası vergi anlaşmaları+6
Begüm Kireşci
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Mülkiyet hakları ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki: AB ve OECD ülkeleri üzerine ampirik bir inceleme

Mülkiyet, toplumsal bir olgu, hukuki bir olay ve iktisadi yaşamın en önemli kavramlarından biridir. Mülkiyet hakkı ise; herhangi bir metanın ya da kaynağın tüketilebilmesi, başka birine devredilebilmesi ve kontrol edilebilmesidir. Ekonomik büyümenin bir motoru olarak görülen mülkiyet hakkının korunması, geliştirilmesi ve daha ileri seviyeye taşınması, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki birçok araştırmacı, akademisyen ve politikacının yoğunlaştığı bir konu haline gelmiştir. Çalışmamızda, mülkiyet hakları ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin yönü, Avrupa Birliği ve OECD üyesi olan ülkeler bazında incelenmektedir. Bu doğrultuda, AB ve OECD ülkelerinde, mülkiyet hakkının iktisadi büyüme üzerindeki etkisi, 2009- 2017 dönemlerine ait verilerle, panel veri analizi kullanılarak araştırılmaya çalışılmıştır. Yapılan analizin sonuçları, mülkiyet hakları ile ekonomik büyüme arasında aynı yönlü ilişkiye işaret etmektedir. Anahtar kelimeler: Mülkiyet Hakkı, Ekonomik Büyüme, Kurumsal İktisat, Mülkiyet Hakları Endeksi, Panel Veri Analizi.

Ampirik dağılımlarAmpirik yöntemlerAvrupa Birliği+5
Canger Soylu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kamu harcamaları ve mutluluk arasındaki ilişki: Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yönelik bir araştırma

Mutluluk tarihin eski dönemlerinden beri tartışılmaktadır. Tartışılmaya başlandığı ilk zamanlarda sadece psikoloji ile ilişkilendirildiği için çalışmalar bu alanda yoğunlaşsa da zamanla iktisat/maliye biliminin dikkatini çekmiştir. Mutluluk ve gelir üzerine çalışma yapan Easterlin özellikle gelişmiş ülkelerde zaman içerisinde gelirlerde artış yaşansa bile mutluluğun artmadığını fark etmiştir. Böylece Easterlin Paradoksu ortaya çıkmıştır. Bu paradoks, bireylerin gelirleri arttığında mutluluğun başlangıçta pozitif etkileneceğini, fakat belli eşik değerden sonra gelir artsa bile mutluluğun artmayıp aksine azalacağını savunmaktadır. Bu çalışmanın amacı kamu harcamaları ve mutluluk arasında Easterlin Paradoksu'nun geçerliliğinin araştırılmasıdır. Çalışmada paradokstaki gelir değişkeni, kamu harcamaları ile değiştirilmiştir. Ayrıca, paradoks Kuznets Eğrisi Modeli'ne uyarlanmıştır. Modelde bağımlı değişken mutluluk, bağımsız değişken kamu harcamalarıdır. Enflasyon ve Dışa Açıklık (ticaret) kontrol değişkendir. Veri seti 2005-2019 dönemlerini kapsarken ülkeler gelişmiş (G20 ve G8), gelişmekte olan (E7) ülkeler olarak gruplandırılmıştır. Çalışmanın sonucuna göre, G20 ve G8 ülkelerinde sonuç benzerdir. Her iki ülke grubu için kamu harcamaları ve mutluluk ilişkisi Easterlin Paradoksu'na benzer şekilde ters-U oluşmaktadır. Başlangıçta kamu harcamalarındaki artış, mutluluğu pozitif olarak etkilerken belli eşik değerden sonra kamu harcamalarındaki artış mutluluğu negatif olarak etkilemektedir. Enflasyon mutluluğu negatif, dışa açıklık pozitif olarak etkilemektedir. G20 ülkeleri için hesaplanan eşik değer yaklaşık yüzde 41,5 iken, G8 ülkeleri için ortalama yüzde 39'dur. E7 ülkelerinde kamu harcamaları ve mutluluk ilişkisi düz-U şeklindedir. Özetle gelişmekte olan ülkelerde sonuç paradoksa uygun değildir. Başlangıçta kamu harcamaları düşük düzeyde kaldığı için bireyleri mutlu etmemektedir. Fakat sonraki süreçlerde artan kamu harcamaları karşısında bireylerin mutluluk düzeylerinde artış yaşanmaktadır. Enflasyon mutluluğu negatif olarak etkilerken, dışa açıklık anlamsızdır. Hesaplanan eşik değer yaklaşık yüzde 12'dir. Mutluluk ve gelir üzerine çalışma yapan Easterlin özellikle gelişmiş ülkelerde zaman içerisinde gelirlerde artış yaşansa bile mutluluğun artmadığını fark etmiştir. Böylece Easterlin Paradoksu ortaya çıkmıştır. Bu paradoks, bireylerin gelirleri arttığında mutluluğun başlangıçta pozitif etkileneceğini, fakat belli eşik değerden sonra gelir artsa bile mutluluğun artmayıp aksine azalacağını savunmaktadır. Bu çalışmanın amacı kamu harcamaları ve mutluluk arasında Easterlin Paradoksu'nun geçerliliğinin araştırılmasıdır. Çalışmada paradokstaki gelir değişkeni, kamu harcamaları ile değiştirilmiştir. Ayrıca, paradoks Kuznets Eğrisi Modeli'ne uyarlanmıştır. Modelde bağımlı değişken mutluluk, bağımsız değişken kamu harcamalarıdır. Enflasyon ve Dışa Açıklık (ticaret) kontrol değişkendir. Veri seti 2005-2019 dönemlerini kapsarken ülkeler gelişmiş (G20 ve G8), gelişmekte olan (E7) ülkeler olarak gruplandırılmıştır. Çalışmanın sonucuna göre, G20 ve G8 ülkelerinde sonuç benzerdir. Her iki ülke grubu için kamu harcamaları ve mutluluk ilişkisi Easterlin Paradoksu'na benzer şekilde ters-U oluşmaktadır. Başlangıçta kamu harcamalarındaki artış, mutluluğu pozitif olarak etkilerken belli eşik değerden sonra kamu harcamalarındaki artış mutluluğu negatif olarak etkilemektedir. Enflasyon mutluluğu negatif, dışa açıklık pozitif olarak etkilemektedir. G20 ülkeleri için hesaplanan eşik değer yaklaşık yüzde 41,5 iken, G8 ülkeleri için ortalama yüzde 39'dur. E7 ülkelerinde kamu harcamaları ve mutluluk ilişkisi düz-U şeklindedir. Özetle gelişmekte olan ülkelerde sonuç paradoksa uygun değildir. Başlangıçta kamu harcamaları düşük düzeyde kaldığı için bireyleri mutlu etmemektedir. Fakat sonraki süreçlerde artan kamu harcamaları karşısında bireylerin mutluluk düzeylerinde artış yaşanmaktadır. Enflasyon mutluluğu negatif olarak etkilerken, dışa açıklık anlamsızdır. Hesaplanan eşik değer yaklaşık yüzde 12'dir.

KamuKamu büyüklüğüKamu ekonomisi+3
Gizem Ersoy
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Gelir ve servet dağılımı eşitsizliği ile mücadelede servet vergisi önerileri: Türkiye açısından bir değerlendirme

Eşitsizlikler insanın var olduğu günden beri kendini göstermektedir. Tarih boyunca yaşanan her gelişme, bu gelişime ayak uyduramayan toplumlar için bir eşitsizlik kaynağı olarak nitelendirilmektedir. Eşitsizlik kavramı, bir toplumdaki bireylerin fırsatlara erişim noktasındaki eşitsizliği ile toplumsal çıktıların dağılımındaki eşitsizliği temel alırken, gelir ve servet dağılımı eşitsizliği bireyler veya ülkeler arasında ekonomik değişkenlerin nasıl bölüşüldüğünü ele almaktadır. Gelir ve servet dağılımı eşitsizliklerinin dünya çapında yaygınlaşması, yeniden dağıtım için hangi vergilerin daha aktif kullanılması gerektiği sorusunu gündeme getirmiş ve bu konuda yapılan tartışmaları tetiklemiştir. Servet vergilerinin gelir ve servet dağılımı eşitsizliğini önlemedeki rolü çalışmanın çıkış noktasını oluşturmaktadır. Dünyada uygulanan mevcut servet vergilerinin gelir ve servet eşitsizliğini önlemede ne kadar başarılı olduğu çalışmada irdelenen bir diğer önemli husustur. Bu bağlamda çalışmanın amacını -gelir ve servet dağılımında eşitsizlikle mücadele edilmesi noktasında- yeni bir servet vergisi önerisi getirilmesi oluşturmaktadır.

Sema Ünal
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi yargısında adil yargılanma hakkı çerçevesinde tanık beyanı

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası' nın "Temel Haklar ve Ödevler" başlıklı ikinci kısmında mevcut 36. maddedeki düzenleme gereğince; "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." İspat hakkı, mevcut düzenlemeden de anlaşılacağı üzere Anayasal bir koruma altındadır. İspat hakkını kullanırken başvurulan araçları ise deliller oluşturmaktadır. Vergi yargılamasında delil kavramı gerek ilkeleri gerekse uygulanabilirliği bakımından diğer yargı kollarına göre özerk yorumlanması gereken bir konumdadır. Bu nedenle çalışmamızda diğer yargı kollarındaki delillerden de bahsedilerek vergi hukuku kapsamındaki delil kavramı daha net aydınlatılmaya çalışılmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi' nde mevcut 6. madde gereğince "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir." Sözleşme ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi' nin adil yargılanma hakkını değerlendirirken temel amacı iç hukuktan bağımsız ve kendi kıstasları dahilinde bir yol belirlemektir. Bu bağlamda vergi yargısı bakımından yapılan değerlendirmenin özü de farklı koşullar altında belirlenmektedir. Nitekim, uygulamada oldukça tartışmalı olan tanık delilinin vergi hukukunda uygulanabilirlik ölçütlerinin adil yargılanma hakkı bakımından ayrı olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Çalışmanın amacı, adil yargılanma hakkı ışığında yargılama sırasında oluşan delil çeşitlerinin Türk vergi yargısı açısından değerlendirilmesi ile tanık delilinin kendisine has yapısının uygulamadaki eksiklikler doğrultusunda detaylıca incelenmesidir. Değerlendirme neticesinde vergi hukukunun delil sisteminin de diğer yargı kollarına kıyasla özerk bir yapısı olduğu sonucuna varılmıştır. Nitekim, diğer yargı kollarında detaylı olarak hüküm altına alınan birtakım deliller ile ilgili vergi hukukunda düzenleme bulunmamaktadır. Uygulamada ise eksikliğin tamamlanarak kapsamlı bir düzenleme beklentisi tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Vergi, Vergi Uyuşmazlıkları, İspat ve Delil, Delil Çeşitleri, Türk Vergi Yargısında Tanık Delili, Adil Yargılanma Hakkı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi.

Melisa Erdoğan Özkösemen
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Karşılaştırmalı kapitalizm, büyüme modelleri ve devlet: Macaristan, Brezilya ve Türkiye üzerine bir inceleme

Bu çalışma, neoliberal dönemde devletin ekonomi içindeki konumunun dönüşümünü ve kapitalist birikim süreçlerinin bu dönüşümle nasıl yeniden yapılandığını anaakım karşılaştırmalı kapitalizm çalışmalarının eleştirel bir geleneğini sunan büyüme modelleri yaklaşımı çerçevesinde incelemektedir. Çalışmanın temel amacı, kapitalizmin ve onun güncel akılsallığı olan neoliberalizmin, ortak bir birikim mantığından türediğini ve birbirine yakınsayan ulusal özgünlükler ekseninde şekillendiğini göstermektir. Bu bağlamda, çalışmanın birinci bölümünde neoliberal akılsallığın iktisadi ve siyasal alandaki yansımaları, devlet – sermaye – emek arası ilişkilerinin yeniden düzenlenmesi üzerinden ele alınmıştır. Birinci bölüm, devletin kapitalist üretim ilişkilerindeki kurucu konumunu tarihsel bir perspektifle tartışmakta; neoliberalizmle birlikte şekillenen yeni müdahalecilik biçimlerini ve bu süreçlerin toplumsal rıza üretimiyle ilişkisini analiz etmektedir. Bu çalışmanın ikinci bölümünde karşılaştırmalı kapitalizm literatürünün anaakım okuması haline gelmiş olan 'kapitalizm çeşitleri' yaklaşımı eleştirel biçimde irdelenmiştir. Kapitalizm çeşitleri yaklaşımının devletin konumunu sınırlı biçimde ele alması, kurumsal yapıları durağan varsayması ve gelişmekte olan ülkeleri dışlaması, bu yaklaşımın açıklayıcılık gücünü zayıflatmaktadır. Bu sınırlılıklara yanıt olarak, Post-Keynesyen iktisat geleneğinden beslenen büyüme modelleri yaklaşımı, kapitalizmin kriz dönemlerini, büyüme birleşenleri ve sınıfsal uzlaşı biçimlerini merkeze alan değişime açık bir inceleme imkânı sunmaktadır. Büyüme modelleri yaklaşımı, ülkelerin farklı büyüme modellerini —yurt içi tüketime, kredi genişlemesine dayalı yurt içi tüketime dayalı, zayıf ihracat itişli ve ihracata dayalı merkantilist— toplam talep birleşenleri ve sektörel finansal dengeler üzerinden kavramsallaştırmakta ve bu modellerin siyasal temellerini büyüme koalisyonları kavramıyla ilişkilendirmektedir. Bu kuramsal çerçeve doğrultusunda, çalışmanın üçüncü bölümünde Macaristan, Brezilya ve Türkiye örnekleri tarihsel ve istatistiki yöntemle incelenmiştir. Bu üç ülke, farklı coğrafyalarda yer almalarına ve kapitalizme farklı tarihsel süreçlerde eklemlenmiş olmalarına rağmen, 1990'lı yıllarda Washington Uzlaşısı ve Post-Washington Uzlaşısı çerçevesinde neoliberal yeniden kurumsallaşma süreçlerine tabi olmuştur. Bu savla, siyasal süreçlere dair anlatıyı güçlendirmek üzere her bir ülke için 1990 – 2023 yılları arasını kapsayan ve iktisadi büyüme, doğrudan yabancı yatırım stoğu, bütçe dengesi, işsizlik oranı, ihracatın yüzde değişimi, mal ihracının yüzde değişimi, cari denge, sanayi üretim endeksi, reel ücret endeksi, dış borç stoğu, enflasyon, faiz oranı ve döviz kuru göstergeleri; ilgili dönemlerin tarihsel tasnifine göre sunulmuştur. Ayrıca, siyasal anlatı ve toplumsal rıza arasındaki ilişkiyi serimleyebilmek savıyla, ülkelerin eğitim, sağlık ve sosyal koruma harcamalarının gayri safi yurtiçi hasıla içindeki payı ve Gini endeksine dair göstergeler incelenmiştir. Büyüme modelini belirleyebilmek için her ülke özelinde öncelikle büyüme birleşenlerinin yıllık büyümeye olan katkıları ayrıştırılmış, ardından özel sektör, kamu sektörü ve dış sektörün sektörel finansal dengeleri incelenmiştir. Bu tasnifin ardından belirlenen büyüme modeli, sanayi ve bağımlı finansallaşmaya dair iktisadi göstergelerle perçinlenmiştir. Bu süreçte, her bir ülke için sırasıyla sektörel katma değer katkıları, mal ihracının sektörel dağılımı; doğrudan yabancı yatırımların sektörel dağılımı; doğrudan yabancı yatırımların sektörel alt birleşenleri; kredilerin sektörel dağılımı; kredilerin finansal olmayan şirketler ve hanehalkı arasında ayrıştırılması; hanehalkı borcunun harcanabilir kişisel gelire oranı ve doğrudan yabancı yatırımlar, portföy yatırımları ve iktisadi büyüme göstergeleri sunulmuştur. Bu göstergeler ışığında ülkelerin büyüme modellerinin ve bu modelleri besleyen büyüme koalisyonlarının tespiti yapıldıktan sonra, ülkelerin ortaklaşan ve farklılaşan yanlarına yönelik bir tartışma yürütülmüştür. Elde edilen bulgular, üç ülkede de iktisadi krizlerin büyüme modelinin ve büyüme koalisyonunun dönüşümü sonucunu doğurduğunu göstermektedir. Bu ülkelerde neoliberal politikalara yönelik toplumsal tepkiler, sistemin çeperindeki siyasal hareketleri iktidara taşımış; ancak bu hareketler neoliberal birikim rejimine yöneltilmiş alternatif bir sınıfsal proje geliştirememiştir. Büyük Durgunluk sonrasında incelenen üç ülkede finansal sermaye yerine sanayi sermayesinin desteklenmesi ve belirginleşen otoriterleşme eğilimleri, neoliberalizmin krizlere verdiği iktisadi ve siyasal yanıtın bir biçimi olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak çalışma, neoliberal dönemde devletin konumunun dönüşümünü, büyüme modelleri yaklaşımı aracılığıyla çözümleyerek, karşılaştırmalı kapitalizm literatürüne hem kuramsal hem de ampirik düzeyde özgün bir katkı sunmaktadır.

Kapitalist devletMaliye politikaları
Fatin Şevki Bulut
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi hukuku açısından bağış ve yardımlar

Bağış ve yardım konusunda; yapan ve kabul eden olmak üzere iki taraf olduğu görülmektedir. Vergi hukuku açısından ise üçüncü taraf olarak devlet bu konudan etkilenmektedir. Bağış ve yardım kavramları sosyal içerikli alanlarda kullanılmakla beraber birçok yasada yer almakta, Vergi Hukukunda geniş bir kullanım alanı bulunmaktadır. Vergi hukukunda daha çok gelir ve kurumlar vergileri için vergi mükelleflerini ilgilendiren düzenlemeler bulunmaktadır. Sosyal sorumluluk duygusunun gelişmesi için vergisel teşvik sağlanmaktadır. Yapılan bağış ve yardımlar özel düzenlemeler ve şartlar ile vergi matrahlarını düşürebilmektedir. Kelime anlamı olarak farkları bulunsa da bağış ve yardım konumuz açısından aynı anlamda değerlendirilmiştir. Yasal düzenlemeler karışıktır ve güncel değildir. Bu yüzden yeni düzenlemeler yapılması gerekmektedir. Bağış konusunda yeni ve güncel düzenlemeler yapılması hem sosyal gelişim için hem de bağışların doğru bir şekilde kullanılması için önem arz etmektedir. Anahtar kelimeler: Bağış, Yardım, Vergi Hukuku Açısından Bağış ve Yardımlar, Matrah, Vergi Teşvikleri.

BağışlarMatrahVergi hukuku+2
Rıdvan Kılınçkaya
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de ekonomik suçlar kapsamında kara para aklama yöntemi üzerine bir değerlendirme

Kara para olgusu, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal, hukuki ve ahlaki boyutlarıyla da ele alınması gereken çok yönlü ve güncel bir sorundur. Yasa dışı gelirlerin meşru finansal sistemlere entegre edilmesi süreci olan kara para aklama, ekonomik yapıyı zayıflatmanın yanı sıra suç ekonomisinin genişlemesine, adalet sistemine duyulan güvenin azalmasına ve toplumsal dengelerin bozulmasına neden olmaktadır. Bu çalışma, kara para aklamanın çok boyutlu etkilerini inceleyerek, konunun hem ekonomik hem de sosyal yönlerinin daha derinlemesine anlaşılmasına katkı sunmayı amaçlamaktadır. Çalışmada, kara para aklama suçunun ekonomik, toplumsal ve ahlaki etkilerini çok yönlü ele alabilmek için karma araştırma yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntem, nicel ve nitel tekniklerin birlikte kullanılmasını sağlayarak hem sayısal verilerle desteklenmiş sonuçlara ulaşmayı hem de konunun derinlemesine değerlendirilmesini mümkün kılmıştır. Nicel boyutta, MASAK tarafından yayımlanan güncel istatistiksel veriler kullanılmıştır. İşlem sayıları, ihbarlar, şüpheli işlem bildirimleri ve alınan önlemler gibi değişkenler analiz edilerek kara para aklamanın ekonomik boyutu ve finansal sistem üzerindeki etkileri nesnel verilerle ortaya konmuştur. Nitel boyutta ise kara para aklamanın toplum yapısı, ahlaki değerler, kamu güveni ve adalet duygusu üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bu kapsamda literatür taraması yapılmış; akademik yayınlar, yasal düzenlemeler ve kurum raporları üzerinden yorumlayıcı bir analiz ii gerçekleştirilmiştir. Böylece kara paranın yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal yapıyı da tehdit eden ciddi bir sorun olduğu vurgulanmıştır. Sonuç olarak, karma yöntem sayesinde hem ölçülebilir veriler elde edilmiş hem de toplumsal ve ahlaki etkiler derinlemesine değerlendirilmiştir.

Mali Suçlar Araştırma Kurulu
Efe Can Koral
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2025
00