
4,502
Archived Theses
13
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Orhan Pamuk'un romanlarında aile ilişkileri
Toplumun temelini oluşturan aile kavramı birçok alanda olduğu gibi edebiyatın da konusu olmuştur. Aile kavramı roman, tiyatro ve hikâye olmak üzere birçok edebî türde işlenmiştir. İşlenen eserlerde aile kavramı aileler çeşitli yönleriyle ele alınmıştır. Bu tezde Orhan Pamuk'un tüm romanları incelenmiştir. Romanlar, geleneksel aile ve modern aile bağlamında değerlendirilmiştir. Ailenin değişimi ve dönüşümü ile aile bireyleri arasındaki ilişkilerle ilgili bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde "geleneksel aile" hayatına ilişkin incelemeler yer alırken üçüncü bölümde ise "modern aile" kavramı açıklanarak ailenin değişimine dair örnekler incelenmiştir. Modern ve geleneksel ailenin alt başlıklarında ise roman kişileri arasındaki ilişkiler, parçalanan aile örnekleri, geleneksel aile yapısının modern dönemde nasıl değişime uğradığı, aile modelleri, aile bireylerinin sosyal ve ekonomik durumları ile eğitim düzeyleri detaylı bir şekilde ele alınarak incelenmiştir. Bu bağlamda tezde; romanlardaki aile türleri, aile bireylerini oluşturan roman kişileri arasındaki ilişkiler, ailenin toplumla olan etkileşimi belirlenmeye çalışılmıştır. Romanlarında; evlilik öncesi ve sonrasına, eşler ve çocuklar arasındaki ilişkilere de değinen Orhan Pamuk, bu ilişkileri işlerken tanışma aşaması, birliktelik, boşanma, ihanet, mutsuzluk, kıskançlık gibi durumlara, aile içi kavga ve tartışmalara yer verdiği için bu konular da incelemenin kapsamına alınmıştır. Tezin amacı, Orhan Pamuk'un romanlarındaki aile ilişkilerini ve aile kavramını sosyolojiden yararlanarak inceleyip romanlarda yer alan aile modellerini belirlemek, yazarın geleneksel aile ile modern aile hayatını nasıl yansıttığını değerlendirmektir. Anahtar kelimeler: Orhan Pamuk, roman, Türk edebiyatı, aile hayatı, geleneksel aile, modern aile, anne, baba, kardeş.
İbrahim Yıldırım'ın romanlarında delilik
Bu çalışmada İbrahim Yıldırım'ın romanları delilik bağlamında incelenmiştir. Romanların en öne çıkan konusu olan delilik ele alınmıştır. Yazarın deliliği konu edinme şekli açıklanırken psikoloji biliminden yararlanılmıştır. Çalışmanın girişinde yazarın hayatından ve sanatından kısaca söz edilmiş, yararlanılan kaynaklar verilmiştir. İki bölümden meydana gelen tezin ilk bölümünde "Delilik nedir?" "Edebiyatta delilik nasıl ele alınmıştır?", "Türk edebiyatında deliliği konu alan eserler nelerdir?" sorularına cevap aranmıştır. İkinci bölümde ise "İbrahim Yıldırım'ın Romanlarında Deliliğin İncelenmesi" ana başlığı altında "Delilik ve Yaratıcılık", "Delilik ve Ölüm", "Delilik ve Aşk" başlıkları yer almıştır ve deliliğin aşkla, ölümle, yaratıcılıkla ilişkisi incelenmiştir. Sonuçta da İbrahim Yıldırım'ın romanlarında deliliğin işlenişiyle ilgili değerlendirmeler yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Türk edebiyatı, roman, İbrahim Yıldırım, delilik, saplantı, aşk, yaratıcılık, ölüm, intihar, cinayet.
Çocuklara yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde çocuk edebiyatı'nın yeri, önemi ve kullanımı / Küçük Prens romanının b1 düzeyine uyarlanması
Türkçe, dünyada kökleri binlerce yıl öncesine uzanan en zengin dillerden biridir. Ayrıca yüzyıllardır çok geniş bir coğrafyada, farklı ülkeler ve milletler tarafından konuşulan ve yazılan bir bilim, sanat ve kültür dilidir. Bir dilin yaygın, geçerli ve işlevsel olması onun, diğer diller arasındaki konumunu ve kıymetini belirler. Türkçe, bu özellikleriyle dünya dilleri arasında itibarlı ve önemli bir yere sahiptir. Bununla birlikte dünyadaki politik, ekonomik ve kültürel değişim süreci Türkçenin yabancı dil olarak öğretimine hız ve hareketlilik kazandırmıştır. Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen yetişkinlerin yanı sıra çocukların sayısı da yadsınamayacak ölçüde çoktur. Çocuklara yabancı dil olarak Türkçe öğretimi yurt içinde ve yurt dışında oldukça yaygındır. Ancak bu alanda yapılan uygulamalar teorik bir altyapıya sahip olmamakla birlikte çocuklara yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde izlenecek yol, uygulanacak yöntem ve kullanılacak materyallerin eksikliği bir sorun teşkil etmektedir. Çünkü çocukların dünyası, yetişkinlerin dünyasından farklıdır. Bu nedenle öğretim sürecinde, çocukların yaşlarının yanı sıra fiziksel, bilişsel, sosyal gelişimleri ve ailevî, toplumsal, kültürel durumları göz önünde bulundurularak materyal hazırlanmalıdır. Bu bağlamda öğretime uygun temalar içeren çocuk edebiyatı metinlerini, belirlenen dil düzeylerine göre uyarlayarak alana kazandırmak faydalı ve gereklidir. Bu çalışmada, çocuklara yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde ilk önce 'çocuğun özellikleri' göz önünde bulundurularak uygulanabilecek yöntem ve teknikler açıklanmıştır. Bunun yanı sıra çocuklara yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde çocuk edebiyatının yeri, kullanımı ve önemine değinilmiş; okuma becerisini artırmada çocuk edebiyatı metinlerinin ve metinlerle ilgili okuma-anlama etkinliklerinin nasıl yapılması gerektiği üzerinde durulmuştur. Ayrıca, yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde metin uyarlama teknikleri açıklanmış ve bu bağlamda Dünya Çocuk Edebiyatı'nın en önemli eserlerinden biri olan 'Küçük Prens' adlı roman, örnek bir metin olarak B1 seviyesine uyarlanmış ve tezin son kısmına eklenmiştir. Uyarlama yapılırken Diller İçin Avrupa Ortak Öneriler Çerçeve Metni'nin okuma kazanımları ve dil bilgisi yapılarına ilişkin esaslar dikkate alınmıştır. Sonuç olarak hem çocuklara yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde sahadaki eksikliklere dikkat çekilmiş ve bunlara yönelik çözüm önerileri sunulmuş hem de çocuk edebiyatının, öğretim sürecine dâhil edilerek çocukların Türkçeyi öğrenirken edebî okuma zevklerinin geliştirilmesi amaçlanmıştır.
Seray Şahiner'in eserlerinin toplumsal cinsiyet bağlamında incelenmesi
Feminizm hareketinin odağında gelişen feminist edebiyat eleştirisi, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve kadın-erken ayrımının toplumun üretimi olan ve toplumu temsil eden edebî eserlerde de görüldüğünü tespit etmiş ve bu eserlere feminist bir bakış açısıyla yaklaşılmasına aracılık etmiştir. Bu sayede, kadınların edebiyattaki temsillerine, edebiyat tarihçilerinin odaklandığı yazarlara, kadın yazarların edebiyat kamusundan dışlanmasına, kadınların edebî metinler içerisindeki davranış ve tutumlarına, metinlerdeki toplumsal cinsiyet uygulamalarına eleştiri getiren feminist edebiyat eleştirisi; kadın yazarlara ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği ortadan kaldıracak metinlere kadınların kendi tarihlerini oluşturmalarını sağlayacak şekilde yer verilmesine kaynaklık etmiştir. Bu tezde merkeze alınan Seray Şahiner de feminist bir bakış açısıyla yazdığı eserlerde ele aldığı karakterlerle ataerkil düzene ve toplumsal cinsiyet rollerine eleştiri getiren yazarlardandır. Dolayısıyla bu tezde, Şahiner'in metinlerindeki kadınlar ve erkekler, kadınlık ve erkeklik rolleri bağlamında ayrıntılı olarak incelenecektir. Bu roller kapsamında yazarın eserlerindeki karakterlerin geliştirdiği tutum ve davranışlar odağa alınacak, ataerkil toplumun toplumsal cinsiyet rollerini belirlemedeki etkisi feminist kuram ışığında tartışılacaktır. Bundan hareketle yazarın Gelin Başı, Hanımların Dikkatine, Antabus, Kul ve Hepyek eserleri feminist edebiyat eleştirisi bağlamında incelenecektir. Bu sayede feminist bilinçle yazan bir kadın yazarın toplumsal cinsiyet eşitliğini savunan metinlerinin değerlendirmesi yapılarak kadınların edebiyat tarihindeki görünürlüğünün artmasına katkı sağlanacaktır.
Hamzanāme (35. cilt) (inceleme-metin-sözlük)
Eski Anadolu Türkçesi'nin önemli kaynaklarından biri olan Hamza-nâme, 14. yüzyılda Hamzavî tarafından kaleme alınmıştır. Eserde Hz. Hamza'nın macera dolu hayatı, kahramanlıkları ve yapmış olduğu savaşlar anlatılır. Eski Anadolu Türkçesi'nin dil husûsiyetlerini yansıtan Hamza-nâme, gerek söz varlığı ve gerek dil bilgisi bakımından önemli bir eserdir. Anlatımında sade, açık, Arapça ve Farsça terkiplerden oldukça uzak bir üslûp kullanılmıştır. Hamza-nâme'nin toplamda bilinen yetmiş iki cildi vardır. Çalışmamızda Hamza-nâme'nin 35. cildini inceledik. Üzerinde Yüksek Lisans çalışması yaptığımız Hamza-nâme'nin iki nüshası bulunmaktadır. Çalışmaya esas aldığımız nüsha; İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Nadir Eserler Kütüphanesi'ndeki 2496 numarada kayıtlı bulunmaktadır. Öncelikle, metnin transkripsiyonlu çevirisini yaptık. Ardından metni özetledik. Daha sonra kelime hazinesi bakımından zengin olan metnin sözlüğünü hazırladık. Son olarak metindeki kişilerin ve yerlerin adlarının yer aldığı bir index hazırladık. Anahtar Kelimeler: Hamza-nâme, Hamzavį 14. Yüzyıl, Eski Anadolu Türkçesi.
Asaf Hâlet Çelebi'nin şiirlerinde kültürden hareketle imgenin inşası
Bu çalışmada Asaf Hâlet Çelebi'nin şiirleride imge ve kültür arasındaki ilişkinin kurulması, bu yolla şiirlerin genel anlamda kültürel niteliklerinin saptanarak imgesel yönlerinin anlaşılması hedeflenmektedir. Bu bağlamda kültür ve imge kavramları, bu kavramlarla ilgili olan dil ve şiir kavramlarıyla birlikte incelenmektedir. Gerçekleştirilen kavramsal tartışmaların ardından elde edilen spekülatif birikime dayanılarak imge ve kültür kavramları kuramsal bir biçimde ilişkilendirilmektedir. Bu süreç sonucunda kültürün kaçınılmaz bir insan etkinliği olduğu ve imgenin de bir insan etkinliği olarak kültür dairesi içinde geliştiği tespit edilmektedir. Bu tespitten hareketle elde edilen sınanabilir savlar, öncelikle şairin poetik görüşlerinin anlaşılması adına kullanılmakta; ardından seçilen yedi şiirin tahlilinde kullanılarak kültürden hareketle imgenin inşasına dair genel sonuçlara ulaşılmaktadır. Çalışmada açığa çıkan savları ve örneklemde tespit edilen sonuçları temellendiren diyalektik mantık, söz konusu savların tutarlılık ve geçerlilik kaidelerini oluşturmaktadır. Ayrıca çalışmada diyalektik mantığın kullanılması, sanatsal değerin, edimsel varlığı içinde anlaşılmasını olanaklı kılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kültür, İmge, Şiir, Dil, Asaf Hâlet Çelebi, İnsan Etkinliği, Diyalektik Mantık, Sanatsal Değer.
Nazım Hikmet'in bütün şiirlerinin dizini ve sözvarlığı incelemesi (Giriş-inceleme-sözlük )
Türk Edebiyatı tarihinin şüphesiz en önemli ve en etkili şahsiyetlerinden biri Nazım Hikmet Ran'dır. Nazım'ın şiirleri, şiirlerinin konuları, şiirlerinde kullandığı imgelem ve şiire getirdiği şekli yenilikler yazın tarihimizi şekillendirmiş ve günümüze ulaştırmıştır. Nazım'ın şiirleri olmasaydı Türk şiir tarihi eksik kalırdı. Çalışmamızda Nazım Hikmet'in sözlüğünü meydana getirmiş kelimelerin sıklık dizini, yabancı dillerden dilimize geçmiş kelimeler belirtilmiş bulunmaktadır. Bununla birlikte Nazım'ın şiirlerinde kaç kelime kullanıldığı sayısal verilerle belirlenmiş ve tablo şeklinde sunulmuştur. Zengin bir kelime haznesine sahip olan Nazım Hikmet'in şiirlerinden edindiğimiz bilgiler ışığında edebi kimliği tahlil ve izah edilmeye çalışılmış hayatı ve edebi eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Sözlüğün verdiği bilgilerden hareketle zengin kelime haznesi sözvarlığının değerini ve önemini anlamamızı sağlamış ve bu konuda da bilgi giriş bölününde sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sözlük, dizin, sözvarlığı, Nazım Hikmet
Şehrengiz-i İstanbul ve Vize (Giriş- inceleme- metin- sözlük)
Şehrengizler bir şehrin güzelliklerini ve güzellerini anlatan, genellikle mesnevi tarzında yazılmış eserlerdir. Türk edebiyatında ilk örneklerine XVI. yüzyılda rastlanan şehrengizler, XVIII. yüzyılda son örneklerini vererek görevini tamamlar. Şehrengizler bahsettikleri şehirler hakkında önemli kültürel ve sosyal bilgiler içerir. Yazıldıkları dönemin dil özelliklerini yansıtır. Davud Kâtib' in Şehrengiz- i İstanbul Ve Vize adlı eseri baştan yirmi altı sayfa eksik olmakla birlikte eldeki varak sayısı 27b ile 58a arasındadır ve 683 beyitten oluşmaktadır. Oldukça hacimli olan eser, Arapça ve Farsça kelimelerle dolu olsa da ağır sayılmayacak akıcı ve anlaşılır bir Türkçe ile yazılmıştır. Şair gayet samimi, içten bir dil kullanmış, yaşadıklarını ve hissettiklerini içtenlikle dile getirmiştir. Şehrengiz- i İstanbul Ve Vize adlı eser bu bakımdan sergüzeştnâme özelliği göstermektedir. Şair sevdiği bazı isimleri anmış, onlara övgüler düzmekten de geri kalmamıştır. Davud Kâtib eserinde öncelikle İstanbul ve İstanbul'un güzelliklerinden bahsetmiş, Ayasofya, Yeni Camii, Galata gibi yerlere özellikle yer vermiş, oradan Vize şehrine ve Çorlu' ya geçerek gezip gördüklerini anlatmış, Ergene ırmağı kenarlarını tasvir etmiş tekrar İstanbul' a dönerek İstanbul'un güzellerini ve güzelliklerini anlatmaya devam etmiştir. Eserin dil özellikleri devrini çok iyi yansıtmakta olup kullandığı çoğu deyim ve sözler günümüzde geçerliliğini korumaktadır. Eser hakkında genel bilgi verdikten sonra tezimizin asıl konusu olan metin- inceleme- sözlük bölümüne geçilmiştir. Bu bölüm kelime grupları, sözcük türleri, söz varlığı, asıl metin ve değerlendirme bölümlerinden oluşmaktadır. Anahtar Kelimeler: Davud Kâtib, Şehrengiz, İstanbul, metin, inceleme, sözlük.
Hamzavî'nin Hamza-nâmesi (44. cilt) (İnceleme-metin-sözlük)
Hamza-nâmeler, sözlü edebiyatın bir ürünü olup sonradan Türk edebiyatı içerisinde yazılı edebiyatta da varlığını sürdürerek günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. Bu eser 14. yüzyıl divan şairlerinden Germiyanlı Ahmedî'nin kardeşi olan Hamzavî tarafından yazılmıştır. Hikâye Hz. Hamza'nın kimliği etrafında şekillenerek oluşmuştur. Onun dürüst, adaletli ve kahraman oluşu Türk halkı tarafından benimsenmiştir. Böylelikle Türk halkının İslamiyet'e karşı olan derin saygılarının da etkisiyle uzun yıllar ilgiyle okunup halk arasında canlı ve dinamik kalmayı başarmıştır. Hamza-nâmeler yetmiş iki ciltten oluşmaktadır. Bu çalışmamızda 44. cildi incelenmiştir. O dönemdeki Türk kültürünün izlerini, kapsamlı çalışmayla gözler önüne serip hikâyenin transkripsiyonlu çevirisi yapılmıştır. Son olarak detaylı sözlük çalışmasına yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hamza-nâme, Eski Anadolu Türkçesi, 14. yüzyıl, Hamzavî, Türk halk hikâyesi
Battalnâme Destanı ile Battal Gazî filmlerinin tip ve motif ekseninde karşılaştırılması
Destanlar milletlerin tarihlerini, milli değerlerini, sosyal ve kültürel hayatlarını yansıtan edebi eserlerdir. Halk muhayyilesinde derin izler bırakmış olan savaşları, göçleri ve doğal afetleri konu edinen destanlar Türk kültüründe oldukça önemli bir yere sahiptir. Türklerin Müslüman olmasından sonra edebiyatımızda dini destanlar teşekkül etmiştir. İslâmiyet'ten sonra oluşan destanlardaki konulardan birisi Anadolu'nun İslâmlaşması ve Türkleşmesidir. Çalışmamızda bu konular doğrultusunda anlatılan destanlardan biri olan ve Battal Gazî'nin gazâvatlarını anlatan Battal Gazî Destanı değerlendirilmeye tâbi tutulmuştur. Battal Gazî Destanı, Menakıb-ı Gazavât-ı Seyyid Battal Gazî, Hikâyet-i Seyyit Battal Gazî, Seyyit Battal Gazî Menkıbeleri, Kitab-ı Battal Gazî gibi isimlerle de anılır. Seyyit Battal Gazî VIII. yüzyılda Emevilerin Bizans'a karşı açmış oldukları savaşta kahramanlıklarıyla ün kazanmış olan Arap kumandanıdır. Bazı rivayetlerde Battal Gazî'nin Anadolu sahasında Malatya civarında yaşadığı dile getirilmektedir. Anadolu sahasında yaşadığı bilinen Seyyit Battal Gazî'nin lakabı bütün kaynaklarda yiğit, cesaretli, pek büyük anlamlarına gelen Battal olarak geçmektedir. Çalışmada, Battal Gazî'nin mücadelelerini konu edinen Battal Gazî Destanı ve bu destandan yola çıkarak senaryolaştırılmış olan ve başrollerini Cüneyt Arkın'ın oynadığı 1970'li yıllarda çevrilmiş olan Battal Gazî filmleri tip ve motif ekseninde karşılaştırılacaktır. Bu filmler, Türk sinemasında Yeşilçam dönemi olarak adlandırılan döneme ait filmlerdir. Çalışmada öncelikle Battal Gazî Destanı tip ve motif ekseninde değerlendirilmiş sonrasında ise bahsedilen filmler yine tip ve motif ekseninde değerlendirilmiştir. Bu iki değerlendirmenin sonuçları ise çalışmanın asıl çıktısını oluşturmuştur. Anahtar Kelimeler: Seyyit Battal Gazî, Battal Gazî Destanı, Tip, Motif, Destan
Hamzavî'nin Hamza-nâmesi (24. Cilt), İnceleme-metin-sözlük
Konusu tarih olup tarihi yapılardan yararlanan ve geçmişi aydınlatan edebi eserlerimiz içinde, halkın yaşayışını ve kültürünü anlatan Halk Edebiyatı külliyatımızın önemli bir yeri vardır. Türk Edebiyatı ismi altına ele alınan Hamza-nâmeler, ilk defa Emir Süleyman Çelebi'nin musahiplerinden şâir Ahmedî'nin kardeşi Hamzavî tarafından kaleme alınmıştır. 14. asırda şair Ahmedî'nin kardeşi Hamzavî tarafından yazılan Hamzanâme, Anadolu sahasında gerek dil bilgisi gerek halk edebiyatı açısından içinde önemli bilgiler barındıran kıymetli bir külliyattır. Hamzanâme, Hz. Muhammet'in amcası Hz. Hamza'nın menkıbevî hayatı ve savaşlarını konu alan destanî halk hikâyelerinin genel adıdır. Hz. Hamza'nın, İslamiyet'in başlangıcında Hz. Muhammet'i koruma ve Müslümanlığı yayma hususunda gösterdiği kahramanlıkları Hamzanâme adını alan destanî halk hikâyelerin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Üzerinde çalıştığımız eserin içinde olağanüstü ögeler fazlaca bulunmaktadır. Bu ögeler, yine dinî motiflere dayandırılarak anlatılmış ve metinde yaşananlar gündelik hayata dâhil olmuştur. 24. ciltte Hazret-i Hamza'nın, İran şahı Nûş-i Revân ve Salsal ile yaptığı savaşlar anlatılır. Yüksek lisans çalışmamızı Eski Anadolu Türkçesi döneminin dil ve gramer yapısına uygun olacak şekilde yaptık. Üzerinde çalıştığımız 24. cildin, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesinde ve Yapı Kredi Sermet Çifter Araştırma Kütüphanesinde birer nüshası bulunmaktadır. (İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Nadir Eserler Kütüphanesi, Nd. 2496. ve Yapı Kredi Sermet Çifter Araştırma Kütüphanesi, Y- 1096.) Çalışmamızın büyük çoğunluğunu İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesinde bulunan nüshaya göre yaptık. Üzerinde yüksek lisans çalışması yaptığımız eserin: İlk önce metnin transkripsiyonlu çevirisini yaptık. Ardından metnin özetini verdik. Daha sonra metnin tüm söz varlığını yansıtan kapsamlı bir sözlüğünü hazırladık. Anahtar Kelimeler: Hamzanâme, Hamzavî, 14. Yüzyıl, Eski Anadolu Türkçesi, 24.cilt, Halk Hikâyeleri, Okunma Kayıtları.
Afrika Çad Cumhuriyeti Abeşe Bölgesi ve Türkaylar halkı arasında bilinen çocuk oyunları
Türk kültürü, temelleri çok eski yıllara dayanan ve yüzyıllar boyunca dünyanın birçok sahasına bir şekilde yayılmış kadim bir kültürdür. Bu çalışmayla, Türk kültürünün küresel anlamda kapsamı belirlenmeye, çocuk oyunları bağlamında evrensel yayılım sahası tespit edilmeye ve dünyanın hangi sahalarına kadar kültürel etkileşimle yayıldığı kayıt altına alınmaya çalışılmıştır. Araştırmada, Afrika'nın bir ülkesi olan Çad Cumhuriyeti ve bu ülkenin sınırları içinde yer alan eski adıyla "Vara"; günümüzdeki isimlendirmeyle "Abeşe" şehri çalışma sahası olarak seçilmiştir. Bu bölgede kendilerini "Türkaylar" olarak adlandıran halk kaynak topluluk olarak belirlenmiştir. Bu ülkenin, bölgenin ve halkının hangi parametreler açısından çalışma unsuru olarak belirlendiği araştırmanın giriş kısmında geniş bir şekilde izah edilmiştir. Ayrıca giriş bölümünde, araştırma sahası olan Afrika kıtasının kültürel tarihi süreci, Çad Cumhuriyeti ve Abeşe bölgesi ve burada yaşayan "Türkaylar" ile ilgili bilgilere yer verilmiştir. Söz konusu coğrafyada, halk bilimini ilgilendiren düğün, bayram, cenaze merasimi, yemekler, türküler, maniler, bilmeceler, masallar, deyimler, atasözleri, çocuk oyunları vb. birçok kültürel unsurun bulunduğu bilinmektedir. Bu çalışmada, sözü edilen konular arasından çocuk oyunları seçilmiş ve çalışmanın ikinci bölümünde çocuk oyununun tanımı ve tarihçesine kısaca değinilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise sahadan derlenen çocuk oyunları yer almaktadır. Araştırmada bilgiler "veri toplama yöntemi" esas alınarak bizzat kaynak şahıslardan dinlenmiş; kaynak şahsın bilgilerine de yer verilerek derlenmiştir. Ayrıca çalışmada 22 çocuk oyununa yer verilmiştir. Derleme yapılan sahanın dili Afrika Fransızcası olduğundan oyunların otantik hâllerine dipnot kısmında aynen yer verilmiştir. Bununla birlikte, bazı oyunlardaki mahalli ağızda yer alan oyun adları ve tabirler olduğu gibi metne aktarılmıştır.
Şârihi bilinmeyen bir Şerh-i Kasîde-i Muhrika (Metin ve dil içi çeviri)
Kur'ân'ı ve diğer dinî eserleri, tam ve doğru anlama gayesiyle yazılan metinler, şerh geleneğinin ilk örnekleri olarak kabul edilmiştir. Şerh alanında tarih boyunca bir taraftan dinî ve ilmî şerhler, diğer taraftan edebî şerhler yazılmıştır. Klasik Türk edebiyatı şerh geleneğinde divan, tasavvufi-öğretici mesneviler, lugat, gazel ve kaside şerhlerinin ağırlıkta olduğu görülmüştür. Ishak Cemâleddin el Karamânî bu gelenekte önemli şahsiyetlerden biri olarak kabul edilmiştir. Birçok müellif, onun hayat felsefesinden, dil-üslûp özelliklerinden ve temalarından etkilenmiş, gazelleri taklit ve şerh edilmiştir. Yapılan bu çalışmada, Cemâleddin el Karamânî'nin Şerh-i Kasîde-i Muhrika adlı eserinin transkripsiyonlu metni ve dil içi çevirisi verilmiştir. Şerh-i Kasîde-i Muhrika edebî bir metin olmaktan ziyade halka nasihat vermek amacı taşıdığı görülür. Eserde sürekli olarak işlenilen iyi ve kötü çatışması ve ne kadar günahkâr olursa olsun kötü karakterin tövbe ederek cennete girmesi, halka ne kadar günâhkar olursanız olun tövbe edin mesajı vermektedir.
Peyami Safa'nın romanlarında ruhsal ve bedensel hastalıklar
Peyami Safa'nın romanlarında ruhsal ve bedensel hastalıklar arasındaki ilişki sıklıkla işlenir. Bu romanlarda bedensel rahatsızlıklar, ruhsal; ruhsal rahatsızlıklar ise bedensel kaynaklı olabilir. Böylelikle Safa, psikoloji ve tıp bilgisini birleştirerek özgün karakterler ortaya koymayı başarır. Romancı, Bir Akşamdı, Şimşek, Yalnızız, Sözde Kızlar ve Dokuzuncu Hariciye Koğuşu başlıklı eserlerinde, ruhsal gerilim ile fiziksel rahatsızlık arasındaki etkileşime yoğun bir şekilde yer vermiştir. Bu nedenle tezde bu romanlara odaklanılmış ve her bir romanın psikolojik örgüsü ile fiziksel rahatsızlıklar arasındaki bağıntılar somut bir şekilde ortaya konmuştur. Bu bağıntılar ortaya konurken psikanalitik kuram esas alınmış, fiziksel ve ruhsal rahatsızlıklar arasındaki ilişki bu disiplin çerçevesinde ele alınmıştır.
Yönelişler dergisinde şiir ve poetika
Yönelişler, 1981'den 1990'a dek aralıklarla toplamda 53 sayı yayımlanmış bir edebiyat dergisidir. Dergide yayımlanan şiir üzerine metinlerde 1970 Kuşağı şairlerinin epik şiirine karşılık lirik şiiri savunan ve şiirde ideolojilerin yer almasına olumsuz yaklaşan bir tavır geliştirilmiştir. Bu çalışmada, derginin söz konusu tutumunun da ideolojik bir içeriğe sahip olabileceği göz önünde bulundurulmuştur. Dergide yayımlanan poetik metinlerde sıkça vurgulanan imge, gelenek ve metafizik kavramlarından hareketle dergide yer verilen şiirlerin incelemesi yapılmıştır. Bu incelemelerin ışığında, söz konusu kavramların ele alınışında ve dergide yayımlanan şiirlerin arka planında bir ideolojik perspektifin bulunduğu kanıtlanmaya çalışılmıştır.
Halide Edip Adıvar'ın Döner Ayna Akile Hanım Sokağı ve Handan romanlarının söylem analizi yöntemiyle incelenmesi
Halide Edip Adıvar'ın romanlarındaki kadın karakterlerin çoğu kocaları tarafından aldatılan, ilgi gösterilmeyen ve mutsuz bir hayat süren kadınlardır. Yazarın yarattığı bu kadınlar entelektüel, eğitimli ve yaşadığı toplumun sorunlarının farkında olan bireylerdir. Ayrıca yazarın yaşadığı dönem itibariyle hem Osmanlı Devleti'nin hem de sonrasında kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin birçok siyasi ve sosyal meselesine şahit olmasından ötürü kadın ya da erkek roman kahramanlarını belli bir ideolojiyi savunan, temsil ettiği sistemin sorumlu bireyleri olarak karşı çıktığı sistemi de eleştiren mücadeleci karakterlerden oluşturduğu görülür. Biz de bu tezimizde roman kişilerinin, diyalog ve iç monologlarında şüphe ve kıskançlık söylemlerini doğrudan ya da dolaylı olarak kurdukları cümleleri analiz ederek sebep ve sonuçlarıyla ortaya çıkardık. Aynı zamanda siyasi ve eleştirel söylemlerin kaynaklarını ve ortaya çıkardığı sonuçları birey ve sistem bağlamında ele alarak inceleyip metnin ardında yatan asıl anlatılmak istenenler açıklanmıştır.
Aristo'ya atfedilen anonimleşmiş baytarnâme (İnceleme, metin ve dizin)
Bu tez, Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi‟nin Bağdatlı Vehbi kısmında 1502 numarada kayıtlı Aristo'ya Atfedilen Anonimleşmiş Baytarname adlı eserin üzerinde yapılan bir dil çalışmasıdır. İslam kaynaklarında ilk baytarnāmenin, Aristo (MÖ 384-322) tarafından yazıldığı kabul görmektedir. Aristo‟ya atfedilen söz konusu eserin Abbasiler döneminde Yunancadan Arapçaya tercüme edildiği düşünülmektedir. Eserin daha sonra Arapçadan Farsça ve Türkçeye çevirisi yapılmıştır. Aristo'ya Atfedilen Anonimleşmiş Baytarname adlı eserimiz müstakil bir eser olup mütercimi ve tercüme tarihi belli değildir. Dil özelliklerine bakıldığında XV. yüzyılda tercüme edildiğini tahmin etmekteyiz. Eserin konusu at hastalıkları ve tedavi yöntemleridir. Çalışma, giriş dışında dört ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde; baytarnâme hakkında kısaca bilgi verilerek çalışmanın ana konusu, amacı ve yöntemi belirtildi. Aristo‟ya Atfedilen Anonimleşmiş Baytarnāme adlı bölümde eserin ayrıtılı olarak incelemesi yapıldı. İnceleme bölümünde; dil incelemesi kapsamında metindeki ses ve şekil bilgisi özellikleri üzerinde duruldu. Metin bölümünde; eserin transkripsiyon alfabesi kullanılarak Latin harflerine aktarımı sağlandı. Dizin bölümünde; metnin dizini ve sözlüğü oluşturuldu. Son olarak ise tıpkıbasıma yer verildi. Anahtar Kelimeler: Aristo‟ya Atfedilen Anonimleşmiş Baytarname, Baytarnâme, Türk dili.
Refik Halid'in Peyam-Sabah Gazetesindeki yazılarının incelenmesi (1920-1921)
Türk edebiyatının mizah ustalarından biri olan Refik Halid Karay muhalif duruşuyla ön plana çıkan bir yazardır. Muhalif ruhu onun hem edebiyatçı hem de gazeteci kimliğini besleyen en önemli kaynak olur. Sanatçının bu tavrını en belirgin şekilde gazete yazılarında görmek mümkündür. Bu çalışmada Refik Halid'in muhalif kalemini en baskın şekilde kullandığı Peyam-Sabah gazetesi kaynak olarak kullanılmıştır. Yazarın 1920-1921 yıllarında Peyam-Sabah gazetesinde yayımladığı yazıları tasnif edilerek incelenmiş ve Refik Halid'in düşünce dünyasının zenginliği ve mizahî yaklaşımı Peyam-Sabah örneği üzerinden ortaya konmuştur.
Behçet Necatigil'in eserlerinde korku ve kaygı
Cumhuriyet devri şairlerinden olan Behçet Necatigil eserlerinde korku, kaygı, tedirginlik, endişe gibi temalara sık sık yer vermiştir. Korku perspektifiyle onun eserlerini incelemek, eserleri hakkındaki tartışmalara yeni bir bakış açısı kazandırabilir. Bunun yanı sıra onun eserlerinde gizli, kapalı olan anlamlar yeniden yorumlanıp onun yazma eyleminin temeli hakkında düşünülebilir. Bu çalışmada, böyle bir hedefle yola çıkılarak onun eserleri korku perspektifiyle incelenmiştir. Bunun sonucunda Necatigil'in eserlerinde sık sık tartışılan gelenek, modern yönünün aslında bütün insanlarda ortak bir duygu olan "korku" sentezine dayandığı görülmüştür. Korku temasıyla onun şiirlerini analiz etmek, psikoloji, felsefe, din gibi çeşitli disiplinleri incelemeyi de beraberinde getirir. Bununla beraber onun eserleri incelendiğinde eserlerinin çeşitli disiplinlerin derinliğini taşıdığı da görülmüştür. Bütün bunların sonucunda korkunun Necatigil'in eserlerinde bir merkez noktası olduğu ve böyle bir merkezle eserlerinin yeni anlamlar kazandığı söylenebilir. Korku odağıyla onun eserlerini incelemek bütün bunların yanı sıra ondaki yazma fikri üzerine de yeni şeyler ortaya koymayı beraberinde getirecektir.
Avnî ve Muhibbî divanlarında savaş ve savaş unsurlarının kullanım alanları
Osmanlı'nın her döneminde sanatçı ve şairler himaye edilmiş, sanatsal faaliyetler saray ve devlet büyükleri tarafından desteklenmiştir. Saray ve devletin merkezi olan padişahlar da şiirle meşgul olmuştur ve bir kısmının divanı bulunmaktadır. Divan tertip eden ilk şair-padişah Avnî mahlasını kullanan Fatih Sultan Mehmed'tir. 15. yüzyılın önemli şairleri arasında kabul edilen padişahın hacimli olmayan bir divanı bulunmaktadır. 16. yüzyılda yaşamış ve hanedanın diğer mensuplarına göre daha uzun süre hükümdarlık yapmış olan Kanunî Sultan Süleyman ise Muhibbî mahlası ile şiirler yazmıştır. Muhibbî Divanı klasik Türk edebiyatında tertip edilmiş en hacimli divanlardan biridir. Bu çalışmada; hayatlarının ciddi bir bölümünü savaş ve seferlerle geçiren Avnî ve Muhibbî'nin divanlarında savaş ve savaş unsurlarının kullanım alanları belirlenerek şairlerin bu unsurları şiirlerine yansıtma biçimleri tartışılmıştır. Bu doğrultuda beyitler tespit ve tasnif edilmiştir. Tespit ve tasnif edilen beyitler sıralanırken 15. yüzyılda yaşamış olması sebebiyle öncelik Avnî'nin beyitlerine verilmiştir. Daha sonra benzer bir kullanım varsa Muhibbî'nin beyitleri hemen ardına yazılarak beyitler mukayese edilmiştir. Beyitler mukayese edilirken söz konusu kavramın beyitte ne anlama geldiği ifade edilmiş ve içerdiği gerçek ve mecaz anlam katmanları değerlendirilmiştir. Değerlendirme yapılırken farklı ve benzer kullanım alanları göz önünde bulundurulmuş, kavramların Türk kültür ve edebiyatında edindiği konumları ve tarihsel arka planları araştırılmıştır. Her kullanım alanı kendisiyle ilgili içerdiği mazmunlar çerçevesinde açıklanmış ve iki şairin bu unsurları hangi açılardan ele alarak işlediği karşılaştırılarak sonuca gidilmiştir. Böylelikle şairlerin şiirlerinin savaşla olan bağlantısı gün yüzüne çıkarılmış; tarihsel gerçekliği olan beyitlerin açıklanmasıyla da padişahların şairlik ve hükümdarlıklarını şiirlerine ne ölçüde ve nasıl yansıttığı ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Avnî, Muhibbî, Divan, Klasik Türk Şiiri, Savaş.
Süleymaniye Kütüphanesi yazma bağışlar 1380 numaralı mecmua'da Burhâneddîn-i Belhî'ye ait mesnevi ve kasideler (İnceleme, transkripsiyon ve çeviri)
Bu çalışma, Muhammed Burhâneddîn-i Belhî'nin (1849-1930) hayatı, eserleri ve Süleymaniye Kütüphanesi Yazma Bağışlar 1380 numaralı mecmuada bulunan mesnevi ve kasidelerinin transkripsiyon, çeviri ve incelemesinden oluşmaktadır. Belhî, Osmanlı'nın son yüzyılında yaşamış ve devrinin önde gelen şairleri arasında yer almıştır. Hayatı boyunca yalnızca şiirle meşgul olan Belhî, geçimini de şiir yazarak temin etmiştir. Şiiri ruhun gıdası sayan şair, bulunduğu her meclisi şiirleriyle şenlendirmiştir. Sokakta karşılaştığı dostlarına hâl hatır sormak yerine şiir okuması sebebiyle "şâir-i seyyâr" lakabıyla anılmıştır. Belhî'nin inceleme ve metin çalışmasını yaptığımız söz konusu mecmuası, daha önce bir bütün olarak çalışılmamış, ancak bir kısmı Türkçe divanının incelendiği bir yayında yer almıştır. Bu çalışmada, şairin hayatı, edebî kişiliği ve eserleri ile mecmua içerisinde yer alan ve daha evvel herhangi bir akademik çalışmaya konu edilmemiş olan Farsça ve Türkçe mesnevi ve kasidelerine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Burhâneddîn-i Belhî, mecmua, mesnevi, kaside
Ahmedî, Kadı Burhâneddîn ve Seyyid Nesîmî divanlarında nebâtî unsurlar
Ahmedî, Kadı Burhâneddîn ve Seyyid Nesîmî bugün yazılı olarak bulabildiğimiz ilk divanların sahipleridirler. Bir devrin başlangıcını temsil eden bu divanlar elimizde bulunan en eski divan örnekleri olmaları hasebiyle bu dönemin sanat anlayışını inceleyebilmek adına en büyük yardımcılarımızdır. Çeşitli temalar çevresinde divanların tahlillerini yapmak dönemin anlayışını anlamlandırabilmek için önemlidir. Tema olarak içinde yaşadıkları hayatın vazgeçilmez bir parçası olan bitkiler tercih edilmiştir. O devirde şairin tabiata bakışı ve onu anlamaya çalışma şekli beyitler yoluyla tetkik edilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmanın amacı elimizde bulunan ilk divanları inceleyerek klasik edebiyatın iptidai olarak adlandırabileceğimiz devresinde tabiata bakışın nasıl olduğunu anlamaya çalışmaktır. Bahsedilen üç divandaki nebâtî unsurlar karşılaştırılmalı olarak ele alınmıştır. Ahmedî divanında 130, Kadı Burhâneddîn divanında 100 ve Seyyid Nesîmî divanında 85 nebâtî unsura tesadüf olunmuştur. Belirlenen kelimeler çiçekler, ağaçlar, meyveler ve hubûbat olmak üzere dört bölümde ele alınmıştır. Şairlerimizi daha yakından tanıyabilmek için öncelikle hayatları incelenmiştir. Sonrasında nebâti unsurların toplumumuz için önemi aktarılmıştır. Dört ana başlık altında incelenen nebatlar kullanım sıklıklarına göre sıralanmıştır. Ele alınan bitkilerle ilgili önce sözlük bilgileri verilmiş daha sonra tasnife göre örnek beyitlerin gerekli durumlarda nesre çevirisi verilmiş yahut açıklama yoluna gidilmiştir. Son kısımda ise istatistiksel bilgi verilerek üç şairin nebâtî unsurları kullanım sıklığı arasında mukayese yapılarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ahmedî, Kadı Burhâneddîn, Seyyid Nesîmî, klâsik Türk şiiri, bitkiler.
Yusuf Peygamber kıssası temsillerinde kutsallık, edebilik, kurmaca:Kenan Çobanları ve Yusuf ile Züleyha Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün örnekleri
II. Meşrutiyet döneminin önde gelen kalemlerinden biri olan Halide Edib Adıvar hem edebiyat tarihi açısından hem de kendisinden sonra gelen yazarlar ve münevverler için önemli bir isimdir. Nazan Bekiroğlu ise hem akademisyen kimliği ile ön plana çıkan hem de bilhassa 2000'li yıllardan sonra modern Türk Edebiyatının ve yayımcılığının en bilinen yazarlarından biridir. Bu tezde Yusuf Peygamber kıssasını işleyen Kenan Çobanları operası ile aynı anlatıyı roman türünde tahkiye eden Yusuf ile Züleyha Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün eserleri mukayeseli bir şekilde ele alınmıştır. İlk olarak Halide Edib Adıvar'ın Kenan Çobanları operasının yüzyıl itibariyle klasik edebiyat dönemine daha yakın bir yerde durduğu, "mutlak metin" geleneğinin gölgesinde olmasına rağmen bütünüyle Kitab-ı Mukaddes'ten beslendiği ve Türk Edebiyatında o döneme değin örneğine rastlanılmamış bir yaklaşımla yazıldığı görülür. Nazan Bekiroğlu'nun Yusuf ile Züleyha Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün romanının ise klasik edebiyat geleneğinden bir asır sonra modernist edebiyat döneminde üretilmiş olmasına rağmen gelenekten ilham alan bir yapıda üretildiği tespit edilmiştir. Nihayetinde ise bu çalışmada Halide Edib Adıvar'ın 1900'lerin başında kaleme almış olduğu Kenan Çobanları isimli operası ile Nazan Bekiroğlu'nun 2000'lerin başında yayımlanan Yusuf ile Züleyha Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün romanı üzerine mukayeseli bir inceleme yapılmıştır.
Ümîdî Divanı'nda sevgilinin güzellik unsurları
Ümîdî (ö. 1571) on altıncı yüzyılda yaşamış Osmanlı divan şairidir. Günümüze ulaşan bir Divan'ı bulunmaktadır. Bu Divan'ın şu ana dek tespit edilebilen dört nüshası kayıtlarda yer almaktadır. Ümîdî Divanı, daha önceden ayrıntılı olarak incelenmemiş olmasıyla ilgi çekiciliğini korumaktadır. Bu çalışma, Ümîdî'nin Divanı'ndaki sevgilinin güzellik unsurlarını, deyimler ve tekrarlanan kelime gruplarının tespitini hedeflemektedir. Ümîdî şiirlerinde edebî sanatları ve deyimleri maharetle kullanarak eserini ortaya koymaya çalışmıştır. Şiirlerinde deyimlere sıklıkla yer vermesi ayırt edici özelliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Şairin Divanı'ndaki şiirleri, maharetini göstermesinin yanı sıra döneminin edebî anlayışına da ayna tutmaktadır. Tezin birinci bölümünde sevgilinin güzellik unsurları, ikinci bölümünde ise şairin şiirlerinde kullanmış olduğu deyimler ve tekrarlanan kelime grupları incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Ümîdî, Divan, Güzellik unsurları, Deyimler, Tekrarlar.
Hasan Ali Toptaş'ın eserlerinde insan-hayvan karşılaşmaları: Hayvanların yazınsal temsili
Hasan Ali Toptaş'ın romanları üzerine bugüne değin ortaya koyulan araştırmalar insan varoluşu üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu bağlamda dikkate alınmayan insan olmayan canlıların romanlarda insan varlığı nispetince yer ediyor oluşu bu araştırmaları bütüncül bakıştan uzak kılmaktadır. Bu çalışmada Toptaş'ın Gölgesizler, Uykuların Doğusu, Bin Hüzünlü Haz, Sonsuzluğa Nokta ve Kuşlar Yasına Gider romanlarında hayvanlar esas alınarak ekolojik etik bir soruşturma yürütülmektedir. Anlatılardaki insan ve hayvan karşılaşmaları etrafında hayvan öznenin konumu, edebi hayvan temsilleri ve hayvanın dilsel ifade biçimleri incelenmektedir. Edebi öznenin sınırları, sınırların geçişkenliği ve kurulan heterojen terkiplerle bağıntılı olarak insan-hayvan ilişkisi ele alınacaktır. Anahtar Kelimeler: Hasan Ali Toptaş, varoluş, temsil, hayvan sorusu, ekoeleştiri, tekillik, öteki
Nurettin Albayrak'ın Türkiye Türkçesinde Atasözleri Sözlüğü ile Manzûme-i Durûb-ı Emsâl, Durûb-ı Emsâl ve Atalar Sözü Risalelerindeki atasözlerinin karşılaştırılması (Değerlendirme ve dizin)
Atasözü, atalardan günümüze ulaşan, onların yüzyıllar süren gözlem ve deneyimlerine dayanan düşüncelerini öğüt ve yargı biçiminde nakleden anonim, kısa, özlü ve kalıplaşmış sözdür. Bulunan en eski yazılı Türkçe metinlerden itibaren hemen her eserde bulunan atasözleri üzerine pek çok derleme hazırlanmıştır. Bu çalışmada Hıfzî'nin 1728-30 yıllarında kaleme hazırladığı Manzûme-i Durûb- ı Emsâl, Ahmed Vacid'in 1858'de yayımlanan Durûb-ı Emsâl ve Haşim Veli'nin 1926'da basılan Atalar Sözü risaleleri ile Nurettin Albayrak'ın 2009'da yayımlanan Türkiye Türkçesinde Atasözleri sözlüğü ele alınmıştır. Adı geçen eserlerdeki atasözleri karşılaştırılmış, 18. yüzyıldan günümüze atasözü kayıtlarının ve atasözü derlemeciliğinin gelişimi izlenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın Giriş bölümünde atasözünün tanımı ve özellikleri açıklanmış, atasözleri hakkında temel eserlere değinilmiş, Türkiye'de ve Türk cumhuriyetlerinde atasözü araştırmalarının tarihi üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde çalışmada ele alınan eserler ve bu eserlerin yazarları tanıtılmıştır. İkinci bölümde Türkiye Türkçesinde Atasözleri esas olmak üzere atasözleri karşılaştırılmış söz ve söz dizimi farklılıkları belirtilmiştir. Sonuç, Dizin, Kaynaklar ve Ekler ile çalışma tamamlanmıştır.
Pîrî Reîs'in Kitâb-ı Bahriyye adlı mensur eseri (Giriş-inceleme-tenkitli metin-açıklamalı dizin)
Bu çalışma 16. yüzyılda yaşamış ünlü Osmanlı haritacısı ve denizcisi Pîrî Muhyiddin b. Hacı Mehmed'in diğer bir adıyla Pîrî Reîs'in 1521 yılında kaleme aldığı Kitâb-ı Bahriyye adlı mensur eserinin tenkitli metnini ortaya koymayı hedeflemektedir. Müellif nüshası henüz ele geçmemiş olan coğrafya ve denizciliğe dair bu eser, yazıldığı dönemde çok okunmuş daha sonraki yüzyıllarda da rağbet görmüş ve çok kez istinsah edilmiştir. Çalışma giriş bölümü dışında 4 bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde; "Kitâb-ı Bahriyye'ye dair kaynaklar ve tetkikler" başlığı altında geçmişten günümüze bu konuda yapılan çalışmalar değerlendirilmiştir. Müellifin yaşadığı dönemin koşulları eserine etki edeceğinden Pîrî Reîs'in yaşadığı devirdeki deniz tarihi ve deniz ticaretine kısaca değinilmiştir. Birinci bölümde; Pîrî Reîs'in hayatı, kişiliği ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde; dil incelemesi kapsamında metindeki fonetik ve morfolojik özellikler üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde; eserin yurt içi ve yurt dışındaki toplam 7 nüshasından hareketle tenkitli metni kurulmuş ve transkripsiyonu yapılmıştır. Dördüncü bölümde ise metnin dizin ve sözlüğü oluşturulmuştur. Son olarak ekler kısmında Pîrî Reîs'in 1513 ve 1528 tarihli iki dünya haritasına, Kitâb-ı Bahriyye'nin Yeni Cami (A) nüshasında bulunan çizimlere ve tenkitli metinde kullanılan nüshaların fasıl sıralarını gösteren tablolara yer verilmiştir.
Aşk mesnevilerinde bulunan farklı nazım şekilleri, kurgudaki yeri ve işlevleri
Bu çalışmada, Batı Türkçesiyle kaleme alınan aşk mesnevilerinde "gazel, kıta, murabba, terci-bend" gibi farklı nazım şekillerindeki manzumelerin hangi sıklıkta ve nasıl kullanıldığı sorusunun cevabı aranmaktadır. Mesnevilerde bu gibi manzumelerin hangi ihtiyaca binaen ve ne ölçüde varlık gösterdiği, belirli bir hikâye anlatan bu tür eserlerde hikâyenin doğasına zarar vermeden kendisine nasıl yer bulabildiği, aynı konuyu anlatan birçok aşk mesnevisinin varlığı düşünüldüğünde bu manzumelerin eserin telif niteliğine ne ölçüde katkıda bulunduğu gibi sorular, mesnevilerde farklı nazım şekillerinin varlığı bahsinde akla gelen sorulardan bazılarıdır. Diğer yandan Türkçe aşk mesnevilerinde, İran edebiyatındaki seleflerinden farklı olarak bu tip manzumelerin oldukça sevildiği ve rağbet gördüğü bilinmektedir. Bu yüzden Türk mesnevi edebiyatının kendine özgü karakterini anlama yolunda, konunun ayrıntılarıyla ortaya konması ayrıca önemlidir. Dolayısıyla hem mesnevilerdeki bu gibi manzumelerin niteliklerini aşk mesnevileri örneğinde kapsamlı bir biçimde ele almak hem de klasik Türk edebiyatının bir ürünü olarak söz konusu manzumelerde tezahür eden edebî zevki tasvir edebilmek için bu çalışmada bahsi geçen manzumeler araştırma konusu edilmektedir. Çalışmanın ilk bölümünde, Batı Türkçesiyle kaleme alındığı tespit edilen aşk mesnevileri bu tip manzumelerin varlığı veya yokluğu bakımından incelenmektedir. Farklı nazım şekillerinde manzumeler ihtiva eden mesneviler, ayrıca bu manzumelerdeki nazım biçimi, vezin, mahlas kullanımı gibi yönlerden de incelenmektedir. İkinci bölümde ise aşk mesnevileri arasından seçilen 41 mesnevi, farklı nazım şekillerinde manzumelerin kurgudaki yeri ve işlevleri başlıca odak noktası olmak üzere yakından incelenmektedir.
Nuruosmaniye Kütüphanesi 4923 numaralı şiir mecmuası: İnceleme-metin-sözlük (48a-120b)
Bu tezde, Nuruosmaniye Kütüphanesi 4923 numarada kayıtlı şiir mecmuasının 48a-120b varakları incelenmiştir. Bazı sayfaları eksik olan bu şiir mecmuası 125 varaktır. Söz konusu mecmuanın 48a'ya kadar olan kısmı tarafımızdan lisans bitirme tezi olarak çalışılmıştı. Bu çalışmada; mecmuadaki şiirlerin transkripsiyonu yapılıp, divanı bulunan şâirlerin şiirleri divandaki ile karşılaştırıldı. Neticede divanda yer almayan bazı şiirler ve mevcut şiirlerin farklı varyantları tespit edildi. Çalışmanın sonunda ise bir sözlük hazırlandı.
Ankara Milli Kütüphane Yazmalar Koleksiyonu: 06 Mil Yz A 4353/2 numaralı şiir mecmuası (İnceleme-metin)
Bu çalışmada Ankara Milli Kütüphane Yazmalar Koleksiyonu bölümünde bulunan 06 Mil Yz A 4353/2 numaralı mecmua incelenmiştir. Derleyeni ve derleme tarihi hakkında eserde herhangi bir bilgiye rastlanılmamakla beraber içerisinde bulunan şairler göz önüne alındığında 20. yüzyılda derlendiği tahmin edilmektedir. Çalışmanın giriş bölümünde üç başlık altında mecmualar hakkında genel bilgi verilmiştir. Birinci bölümde tezimize konu olan mecmuanın tavsif edilmesi ile beraber mecmuadaki şairi bilinen ve bilinmeyen şiirler, şairler, şairlerin bulunduğu yüzyıllar, şiir dışı unsurlar tablolar halinde verilmiştir. Ayrıca mecmuada karşılaşılan sorunlar ve izlenilen yol da bu bölümde bulunmaktadır. İkinci bölüm ise mecmuanın transkripsiyon harfleri kullanılarak latin alfabesine aktarımından ibarettir. Anahtar Kelimeler: Mecmua, Şiir mecmuası, Meşk Mecmuası.
Cumhuriyet Dönemi tiyatro eserlerinde aile (1923-1969)
Refik Halid Karay, Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ahmet Kutsi Tecer, Cevat Fehmi Başkut, Ahmet Muhip Dıranas, Oktay Rifat, Necati Cumalı, Orhan Asena ve Turgut Özakman'ın aile ve kadın odaklı bir yaklaşım güderek yazdığı tiyatro eserleri, toplumsal gerçekliklerin ve modernizm hareketlerinin aile hayatı üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini ortaya koyar. Bu bağlamda, tiyatro eserlerindeki gelenek ve kültürel değerlerle bütünleşmiş aile modelleri tasnif edilerek incelenmiş ve toplumun zihin dünyasındaki ideal kadın ve aile olgusunun nasıl olduğu, kırsal ve kentsel bölgelerdeki aile ilişkilerini belirleyen dinamiklerin neler olduğu sorularına cevap aranmıştır. Türk ailesinin hayat tarzını değiştiren modernizm hareketinin etkileri "Toplumsal Değişim ve Aile" ve "Kadınlar ve Evlilik Hayatı" olmak üzere iki başlık altında ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Aile, Kadın, Toplum, Gelenek
Muharrem Ergin ve Şamil Allahverdi Cemşidov'un Dede Korkut Oğuznāmelerinin metin aktarımlarının karşılaştırılması (V. 2b-85a)
Batı Türkçesi dairesi içerisinde yer alan Türkiye Türkçesi ve Azerbaycan Türkçesi iki farklı yazı dili olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma aynı daire içerisinde yer alan iki lehçenin aralarındaki farklılıkların tespit edilmesi ve Batı Türkçesinin kendi içerisindeki ayrımları açıklamak açısından önemli veriler sunacaktır. Bu farklılıkları tespit etmek amacı ile her iki yazı dilinin örnekleri olan Muharrem Ergin ve Şamil Cemşidov tarafından yapılan Dede Korkut Oğuznāmelerinin metin aktarımları karşılaştırılmıştır. Çalışma dört ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde Türkiye Türkçesi ve Azerbaycan Türkçesi ile ilgili genel bilgi verildikten sonra ikinci bölümde Dede Korkut Oğuznāmesi ele alınmıştır. Çalışmanın ana bölümü olan üçüncü bölümde "Lehçe Farklılığından Kaynaklanan Okuma Farklılıkları",, "Okunuşlarda Tespit Edilen Okuma Yanlışlıkları", "Metin Yazımından Kaynaklanan Okuma Tercihleri" başlıkları altında metin esasında adı geçen araştırmacıların okumaları farklı çerçevelerden incelenmiştir. Çalışmanın dördüncüncü bölümünde üçüncü bölümde belirtilen başlıkların metnin tümünde yer alan örnekleri tabloda sıralanmış, dördüncü bölümden sonra sonuç bölümü ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Dede Korkut Oğuznameleri, Muharrem Ergin, Şamil Cemşidov, Metin Aktarımı, Azerbaycan Türkçesi, Türkiye Türkçesi, Metinler Arası Karşılaştırma
Nurullah Ataç'ın Türk dili ve edebiyatı konusundaki görüşleri ile eserlerinin karşılaştırmalı incelemesi
Nurullah Ataç; çağdaş Türk dili ve edebiyatının oluşum, değişim ve gelişim sürecinde görüşleriyle önem kazanmış bir yazardır. Kendisi Türk edebiyatının ilk deneme yazarı olarak kabul edilmekle beraber eleştiri türüne olan katkılarıyla da bilinmektedir. Yazıları daima Türkçe ders kitaplarında yer tutan yazar, Türkçenin sadeleştirilmesi konusundaki istikrarlı çabalarıyla yeni Türk dilinin şekillenmesinde etkili olmuştur. Bununla birlikte döneminde eser veren yazar ve şairleri eleştirerek onlara yol göstermiştir. Bu çalışmada Türk dili ve edebiyatında tartışmasız öneme sahip olan Nurullah Ataç'ın görüşleri ve eserleri dikkate alınarak Türkçe'nin söz varlığını, sözdizimini ve yazım sorunlarını incelemek amaçlanmıştır. Bunu yaparken objektif bir tutum sergilemek amacıyla Ataç'ın iç dünyası ve hayatı derinlemesine incelenerek yazıları; eser, şahsiyet, devir üçgenine uygun şekilde analiz edilecektir. Çalışma bu yönüyle hem yeni edebiyat hem de dil sahasına katkı sağlamış olacaktır. Ayrıca bahsedilen yazarın yaşadığı dönemdeki dil ve edebiyat anlayışına dair araştırma ve incelemeler yapılarak yazarın yaşadığı döneme ışık tutulacaktır.
Berlin Devlet Kütüphanesi Ms. or. oct. 46 numarada kayıtlı şiir mecmuası inceleme-transkripsiyonlu metin
Bu çalışmada Berlin Devlet Kütüphanesi Ms. or. oct. 46 numarada kayıtlı şiir mecmuasının transkripsiyonlu metni oluşturulmuş ve mecmua genel hatlarıyla incelenmiştir. Mecmuada derleyeni ve derleme tarihi hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Bununla beraber içerisinde bulunan şairler göz önünde bulundurulduğunda 16. yüzyılda derlendiği tahmin edilmektedir. 120 varaktan ibaret olan mecmuada toplam 77 şair ve mükerrerler hariç olmak üzere toplam 413 şiir bulunmaktadır. Çoğunlukla gazel nazım şeklinin bulunduğu mecmuada; kaside, kıt'a, müseddes, müfred ve terci-bend nazım şekillerine de yer verilmiştir. Çalışmanın giriş bölümünde mecmualar hakkında genel bilgi verilmiştir. Birinci bölüm, çalışmamıza konu olan mecmuanın tavsifine, mecmuada yer alan şairlerin tablolaştıralarak dökümünün yapılmasına ve şair biyografilerine ayrılmıştır. İkinci bölümde ise mecmuanın transkripsiyonlu metni oluşturulurken izlenilen yol, mecmuanın imla özellikleri ve metnin transkripsiyon harfleri kullanılarak latin alfabesine aktarımına yer verilmiştir.
Kadı-zâde İbrahim Vahdî Efendi'nin güfte mecmuası (İnceleme- transkripsiyonlu metin)
Bu yüksek lisans tezinde Harun Korkmaz'ın şahsî koleksiyonunda bulunan Vahdî Efendi'ye ait güfte mecmuası incelenmiştir. Vahdî Efendi, mûsıkîden ziyâde Arap dili ve belâgati alanında öne çıkmıştır. Bilinen bir mûsıkîşinas değildir. Mecmuası ise XVIII. yüzyılın başında 1711 (1123) tarihinde tertib edilmiştir. Mecmua 143 varaktan müteşekkil olup 966 adet güfteyi ihtivâ etmektedir. Bunlardan 925'i Türkçe 32'si Farsça, 9'u Arapça'dır. Mecmuayı diğer mecmualardan ayıran en önemli özellik mürettibi ve tertib edildiği tarihi kesin ve net bir şekilde ketebe kaydında yazılan ilk güfte mecmuası olmasıdır. Ayrıca içerisinde hatırı sayılır derecede ilâhi bulunmaktadır. Tez üç bölümden oluşmuştur. Giriş bölümünde mecmualar hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Vahdî Efendi'nin hayatı, kadılığı, hattatlığı, ilmî yönü hakkında yapılan araştırmalar aktarılmıştır. İkinci bölümde mecmua şekil ve muhteva açışından incelenmiş, mecmuada yer alan bestekârların, şâirlerin, güftelerin, vezinlerin, makamların, Arapça ve Farsça şiirlerin, güftelerin bestelenme şekillerinin, usullerin, listeleri yapılmış, mecmuada adı geçen şairlerin divanlarının bibliyografik kısaltmaları aktarılmıştır. Üçüncü bölümde ise transkripsiyonlu ve edisyon kritikli metne yer verilmiştir. Mecmuadaki tüm güftelerin bilgilerinin yer aldığı listeyle de dönemin repertuarına ışık tutulmuştur. Çalışmanın nihayetinde edebiyat ve müziğin şiir, güfte ve beste özelinde birbiriyle son derece ilişkili olduğu; şiirin müziği, müziğin de şiiri beslediği bir kere daha ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Şiir, güfte mecmuası, 18.yy, Vahdî Efendi.
Halikarnas Balıkçısı'nın eserlerinde Antik Yunan kültürü karşısında Mavi Anadolu düşüncesi
Halikarnas Balıkçısı, kültür tarihi ile coğrafya arasında bağ kurarak bir kimlik, mitoloji, hümanizma anlayışı benimsemiştir. Bu unsurlar, coğrafyaya bağlı birer kurucu unsur olarak Antik Yunan ve Batı karşıtlığı şeklinde düşünce yazılarında işlenmiş ve edebî bir söylem olarak kurmaca eserlerinde estetize edilmiştir. Çalışmada bir metin tahliline girişilmiş, bu bağlamda Halikarnas Balıkçısı'nın düşünce yazıları, roman ve hikâyelerden oluşan kurmaca eserleri tematik ve estetik bağlamda tahlil edilmiştir. Coğrafyayı kültürel bir köken arayışında kaynak olarak kullanan yazarın Antik Yunan ile Anadolu'nun farkını ve Anadolu'nun Antik Yunan'a üstünlüğünü özellikle düşünce eserlerinde ortaya koyduğu gözlemlenmiştir. Bu üstünlük, Anadolu coğrafyasında yaşayan insanların bir kültürel köken olarak Anadolu'da yaşamış tüm ulusların birikimlerini sahiplenmesi gerektiği şeklinde ortaya konulurken Batı'ya da asıl kültürel kökenlerinin Anadolu'da doğduğu ispat edilmeye çalışılmıştır. Bu zıt kültürel unsurları bir araya getirme düşüncesi yazarın kendisinin de bazı çelişkiler yaşamasına, özellikle de tarih konulu kurmaca eserlerinde bu zıtlığın ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Kültürel köken arayışları düşünce yazılarında açık bir biçimde Antik Çağ'ın mirasını Anadolu ile özdeşleştirir. Kurmaca eserlerde ise bu kültürel unsurlar özellikle karakterler ve mekân unsurları üzerinden coğrafyaya dayalı olarak verilir.
Mecîdî et-Tosyevî ve Kitâbu Râhati'l-Ervâh adlı tercüme eseri (Tenkitli metin, inceleme ve tıpkıbasım)
Bu çalışma, 16. yüzyılda yaşamış ve şiirlerinde Mecîdî mahlasını kullanmış olan Abdülmecîd bin Şeyh Nasûh bin İsrâîl et-Tosyevî'nin tercüme eserlerinden biri olan Râhatü'l-Ervâh'ın tenkitli metni, eserin şekil ve içerik özellikleri, tercüme hususiyetleri ve mütercimin monografisinden oluşmaktadır. Çalışmanın ilk bölümü Mecîdî'nin hayatı, eserleri ve edebî kişiliğini ele almaktadır. Mecîdî'nin hayatı hakkındaki bilgiler, mevcut kaynakların yanı sıra eserlerinden yola çıkılarak oluşturulmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde, tercümenin şekil ve içerik özellikleri üzerinde durulmuştur. Tercüme, yapısı itibarıyla kaynak eserine benzer bir biçimde nazım-nesir karışık olarak meydana getirilmiştir. İçerik özellikleri kısmında ise öncelikle fasılların özetleri verilmiş daha sonra eserdeki ayet ve hadisler, mutasavvıflar, dinî ve tarihî şahsiyetlerden bahsedilmiştir. Üçüncü bölüm, eserin tercüme yöntem ve stratejilerinin belirlenmesi konusunu ele almaktadır. Bu bölümde, tercümenin kaynak metni olan Nüzhetü'l-Ervâh ve eserin müellifi Emîr Hüseynî tanıtılmış; eserin 19. yüzyılda tercümesini yapan Mehmed Said ve eserinden bahsedilmiş ve Mecîdî'nin tercümesi hem kaynak eser hem de söz konusu tercüme göz önünde bulundurularak değerlendirilmiştir. Çalışmanın son bölümü, Râhatü'l-Ervâh'ın tespit edilebilmiş iki nüshası kullanılmak suretiyle oluşturulan tenkitli metnini içermektedir. Nüshaların ikisi de Süleymaniye Kütüphanesi'nde yer almaktadır. Söz konusu nüshalar tavsif edildikten sonra transkripsiyonlu metnin oluşturulmasında takip edilen yol açıklanmış ve transkripsiyon alfabesi kullanılarak Arap harfli metin Latin alfabesine aktarılmıştır. Metne dâhil olmadığı düşünülen derkenar kısımları ise ayrı bir başlık altında verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mecîdî et-Tosyevî, Râhatü'l-Ervâh, Emîr Hüseynî, Nüzhetü'l-Ervâh, Tercüme.
Ömer Seyfettin'in hikâyelerinde mekân
Bu tezde Ömer Seyfettin'in biyografisi ve yaşadığı coğrafyadaki küçülmenin öykülerine olan etkisi, öykülerdeki mekân tasarımları ya da mekânların verilme şekli üzerinden açıklanmaktadır. Bu amaçla Ömer Seyfettin'in edebi mekânları biçimlendirişi ile kendi hayatı, edindiği mesleklerle kendi psikolojisi arasındaki ilişki araştırılmıştır. Yazarın tarih anlayışının, yaşadığı dönemde bilhassa küçülen ve bölünen Osmanlı coğrafyasının, öykülerinde iç ve dış mekânları seçmesine, karakterleri konumlandırmasına etkisi analiz edilmiştir. Öyküler yorumlanırken psikobiyografik yaklaşıma başvurulmuş, yanı sıra dönemin tarihsel arka planı ile bu yorumlamalar ilişkilendirilmiştir. Bu çerçevede Ömer Seyfettin'in öykü mekânları yazar, karakter ve dönemiyle ilişkisi göz önünde bulundurularak Freudyen nedensel ve Jungiyen yapılandırmacı yaklaşımla incelenmiştir. Ömer Seyfettin'in hayat coğrafyası öykü mekânlarının temelini teşkil eder. Subaylık yaptığı Balkan coğrafyasında yaşadığı ve gözlemlediği durumlar öykülerine yansır. Osmanlı coğrafyasının savaşlarla küçülmesi ve buna eşlik eden travmaların öykü mekânlarında etkisi görülür. Küçülme ve travma hali muhayyel mekân ve coğrafya tasarımları ile çözülmeye çalışılır. Öykülerde ev içinin sıklıkla seçildiği ve ev içi mekânı olarak da odanın öne çıktığı fark edilir. Ev içi mekânı olarak odanın psikolojik bağlamda çatışma, bütünleşme ve dönüştürme özellikleriyle belirdiği görülür. Öykülerinde mahallenin parçalanması, ulaşım araçlarının değişmesiyle beraber mekânlar arası mesafenin kısalması, kadınların kamusal mekânlardaki konumu mesele edilir. Köşk ve konak köhne, apartman ise dejenere görünümü ile öne çıkarılırken İstanbul tasvirleri negatiftir. Son olarak öykü mekânlarının natüralist bir bakış ve milliyetçi bir yaklaşımla örüldüğü açıktır.
Uygur Şair Zuhûrî'nin "Divan-ı Zuhuri" adlı eserinde söz varlığı incelemesi"
Uygurlar, 19. yüzyılın başından beri Mançu ve Çin hanlıklarına karşı bağımsızlık mücadelelerini vermişlerdir. Bu siyasi karışıklık döneminde durağanlaşan Uygur Edebiyatı'nın canlandırılmasında ve Çağdaş Uygur Edebiyatı'nın temelinin atılmasında hem hükümdar hem de şair olarak Zuhûrîddin Hekim Bey önemli bir rol oynamıştır. Bu tez, şair Zuhûrîddin Bey'e ait olduğu sonradan tespit edilen Divân-ı Zuhûrî adlı eser üzerinde yapılan "Metin, Söz Varlığı İnceleme, Dizin" biçimindeki çalışmamızdır. Tezin Giriş bölümünde, Doğu Türkistan tarihi, Uygur edebiyatı ve Uygur Klasik edebiyat döneminin özellikleri aktarılmıştır. Bu bölümde, Çing Sülalesi devrindeki edebiyatın tarihi gelişimine, Çağdaş Uygur edebiyatı ve önemli şahsiyetlerine değinilmiştir. Giriş bölümünün sonunda Zuhûrîddin Hekim Bey ve eseri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde Latinize edilmiş metin bulunmaktadır. Burada Arap harfli Uygur yazısıyla düzenlenmiş Divân-ı Zuhûrî adlı yazma eser üzerinde çeviri yazı yöntemi uygulanmıştır. Üçüncü bölümünde, metnin Türkiye Türkçesine çevrilmiştir. Gramer İncelemesi bölümü, şekil bilgisi ve imla başlıklarını içermektedir. Şekil bilgisi kısmında, isim ve fiilin sadece yapım ekleri incelenmiştir. İmla bölümünde, farklı yazım niteliklerini metinden tespiti yapılmış tanıklamalarla örneklendirilmiştir. Dizin bölümünde, metnin söz varlığı sıralanmıştır.
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın romanlarında yapı ve tema
Ahmet Hamdi Tanpınar; hikâye, şiir, deneme, inceleme ve eleştiri gibi pek çok türde eserleriyle ve Türk edebiyatında şair kimliğini de hissettiren önemli romanlarıyla dikkat çekmektedir. Roman ve öykülerini şiir anlayışından farklı görmeyen yazar, "dilde rüya hâlini kurmak" gayreti içerisindedir. Tanpınar, Türk romanının modern bir kimlik kazanmasında önemli bir role sahiptir. Roman türünde alışılmışın dışında kullandığı tekniklerle kullandığı "zaman" ve "mekân" unsurlarıyla, olay örgüsünü vermek istediği ve ön plana çıkardığı meselelerle eritmesi yönünden romanın tarihsel gelişiminde farklı bir yol açmıştır. Yazar, roman türünde teknik ve yapı unsurlarında yaptığı yenilikler dışında kendisine mesele edindiği mevzuları da roman içinde roman kişilerinin ağzından vererek düşünceyi olaylardan daha önemli bir yere oturtmaktadır. Bu yönüyle Tanpınar'ın romanları yapısı kadar temalarıyla da önem arz etmektedir. Tezin ilk bölümünde Tanpınar'ın romanları yapı bakımından incelenmiştir. Söz konusu bölümde romanlar; olay örgüsü, mekân, zaman, kişiler, anlatıcı ve dil ve üslup yönünden ele alınırken kullanılan anlatım teknikleri de belirlenmiştir. İkinci bölümde ise romanlar tema yönünden incelenmiş olup hürriyet, Doğu- Batı sorunsalı, kadın, aşk, yalnızlık, korku, kader, cinsellik, sanat, ölüm gibi alt başlıklar oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Roman, Yapı Unsurları, Tema, Anlatım Teknikleri.
Ebûbekir Kânî'ye ait gösterilen Be-nâm-ı Havâriyyûn Bürûc-ı Fünûn [İnceleme-tenkitli metin]
Köklü bir tarihi olan klasik Türk edebiyatı, XVIII. yüzyılda son büyük şair ve nasirlerle mevcudiyetini muhafaza etmiştir. Bu yüzyılın büyük simalarından biri de Ebûbekir Kânî et-Tokadî'dir. Ebûbekir Kânî üzerine yapılan çalışmalarda Be-Nâm-ı Havâriyyûn Bürûc-ı Fünûn adıyla kaleme alınan eserin ona isnat edildiği görülmektedir. İlk olarak ne zaman ve kim tarafından yapıldığı bilinmemekle birlikte bu isnat, mevcut varsayımların tekrarı neticesinde günümüze kadar sorgulanmaksızın devam ettirilmiştir. Ancak eserin kimi yazma nüshalarında yer alan istinsah/telif tarihleri incelendiği vakit, bu tarihlerin Kânî'nin daha çocukluk yıllarına denk geldiği görülmekte ve bu durum eserin Kânî'ye ait olmadığı düşüncesini doğurmaktadır. Kim tarafından yazıldığı kesin olarak bilinemeyen Be-Nâm-ı Havâriyyûn Bürûc-ı Fünûn adlı eser, Eflak voyvodası İskerletzâde Konstantin'in isteği doğrultusunda kardeşi Alexander'in Türkçeyi öğrenebilmesine ve Osmanlı bürokrasisinde yer alabilmesine yardımcı olmak amacıyla kaleme alınmıştır. Bu eser ile birlikte sadece Alexander'e değil Türk dili ve adabına vukufiyetini arttırmak isteyen sair kimselere de rehberlik yapmak hedeflenmiştir. Bu doğrultuda deyim, atasözü, halk söyleyişleri gibi öğelerle desteklenen eserde Türkçenin inceliklikleri gösterilmek istenmiş ve Türk ahlak anlayışı hakkında ipuçları verilerek nasihat kitabı olma yolunda da bir adım atılmıştır. Bu bakımdan Be-Nâm-ı Havâriyyûn Bürûc-ı Fünûn'un hem didaktik tarzda yazılmış bir Türkçe öğrenme ve öğretme kılavuzu hem adabımuaşeret kitabı hem de bir nasihatnâme olduğu saptanmıştır. Bu çalışmada, Be-Nâm-ı Havâriyyûn Bürûc-ı Fünûn adlı eser çeşitli başlıklar etrafında incelenmiştir. Eser, Kânî'ye aidiyet noktasında bazı soru işaretleri ile ele alınmış, konu ile ilgili literatürde yer alan tespitler yeniden tetkik edilerek eksiklikler/yanlışlıklar giderilmeye çalışılmış, dil ve muhteviyat özelinde yapılan incelemeler tenkitli metin kurulumu ile ortaya konulmuştur.
Yaşar Kemal'in Yolda kitabında oluş veya kılış olma bakımından fiiller
Bu çalışmada fiillerin oluş ve kılış olma durumları açıklandıktan sonra Yaşar Kemal'in "Yolda" adlı kitabının içerisinde yer alan "Sarı Sıcak, Süpürge, Keçi, Hançer, Yolda ve Avcı" adlı hikâyelerde geçen fiiller oluş ve kılış olma durumları bakımından ele alınacaktır. Bu çalışmanın amacı Türkçedeki fiilleri, kullanıldıkları cümlelerdeki anlamlarından hareketle oluş ve kılış fiili olarak değerlendirmektir ve böylece Türkçedeki fiillerin anlamlarına göre oluş ve kılış fiili olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktır. Eserde incelenen kısım toplam otuz altı sayfayı kapsamaktadır. Bu çalışma ortaya konulurken sözü edilen eserin belirlenen kısmı konu dâhilinde tarandıktan sonra elde edilen veriler toplanıp analiz edilmiştir. Çalışmanın sonunda da elde edilen veriler değerlendirilmiştir.
Fâtih Dîvânı'nda kelime grupları
Çalışma Fâtih Dîvânı'nın tümünü kapsamaktadır. Bu çalışma XV. yy. şairi olan Fâtih'in dili üzerine yapılmıştır. Dil bilimin bir alt dalı olan sözcükbilimin yöntemleriyle sanatçıların eserlerinde kullandıkları sözcüklere, sözcük gruplarına dair verilere ulaşılır. "Sanatçı sözlükleri" denilen sözlüklerle sanatçıların üslûbu, yaşamları ve onların yaşadıkları devrin kültürel birikimi hakkında bilgi sahibi olunmaktadır. Buradan yola çıkılarak Fâtih Sultan Mehmed Han'ın hayatı, edebî şahsiyeti ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Devamında kelime grupları hakkında açıklama yapılıp sonrasında Fâtih Dîvânı'nda yer alan kelime grubu çalışmasına geçilmiştir. Fâtih'in Türkçe Dîvânı'nda yer alan kelime grupları belli bir düzen çerçevesinde açıklanarak verilmiştir. Fâtih'in Dîvânı'nda kullandığı kelimeler ve kelime grupları nelerdir? Hangi kelimeleri nerede ve ne sıklıkla kullanıyordu? sorularından yola çıkılarak hazırlanan bu çalışma Fâtih Dîvânı'nın kelime gruplarını ve kullanılış sıklıklarını tespit etme amacını taşımaktadır. Çalışmanın diğer aşamasında metin sayfaları tek tek taranarak kelime grupları tespit edilmiş ve bu kelimelerin geçtiği satır numaraları belirtilmiştir. Çalışmada sayısal verileri ortaya çıkarmak üzere kelime gruplarının sayıları ve kullanılma sıklığı bir tablo hâlinde sunulmuştur.
Nesîmî'nin Türkçe Dîvânı'ndaki kelime grupları ve kip ekleri (İlk on gazel)
Dil, yeryüzünde insanlık tarihinin en büyük buluşlarından biridir. Anlaşma, iletişim kurma işlevlerini üstlenen insanlara aktarımı kolaylaştıran bunu kurallar ile yapan dilin kendisidir. Tüm bunları gerçekleştiren dilin çeşitli yapıları vardır. Bunları da kelime olarak adlandırırız. Bazen kelime, iletişimde tek başına yetersiz kaldığında birden çok çok kelime yan yana gelir ve kelime grubunu oluşturur. Bir araya gelerek dil birimi oluşturan kelime grupları, dilimizde geniş bir yelpazeye sahiptir. Bu geniş alanın incelenmesi, tanımlanması, sınıflandırılması da bir ihtiyaç halini ortaya çıkarmıştır. Seyyid Nesimî'ın hayatı, edebi şahsiyeti ve eserleri hakkında bilgi verilip Türkçe Divânı ve kelime gruplarıyla ilgili olan bu çalışmada açıklamalar yapılmıştır. Nesimî'in Türkçe divanında yer alan kelime grupları belli bir düzen çerçevesinde verilmiştir. Nesimî, XIV. yy şairidir ve yaşadığı yüzyıl itibariyle Türk edebiyatında önemli bir yer tutmaktadır. Şairin hazırladığı Türkçe divan üzerine çalışma yapılmış, kelime grupları araştırılmıştır. Nesimî'nin hayatı, edebi şahsiyeti ve Türkçe divanında yer alan kelime grupları hakkında bilgi verilmiştir. Kelime grupları bilgilendirilmesinden sonra divanda yer alan kelime grubu çalışmasına geçilmiştir. Daha sonra fiil grubunda kip ekleri incelemesi yapılmıştır.
Zülfü Livaneli hayatı eserleri sanatı
Bu çalışmada Zülfü Livaneli'nin hayatı, eserleri ve sanatı incelenmiştir. Çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. Ayrıca çalışmamızda giriş, sonuç, kaynakça ve ekler kısımları yer almaktadır. Tezin giriş kısmında, konunun önemi, kapsamı, sınırları, özgün değeri, araştırma sorusu, amaç ve hedef belirtilmiştir. Birinci bölümde yazarın hayatı anlatılmıştır. Livaneli'nin hayatı çeşitli kategoriler altında incelenmiştir. Aile kökenleri, doğumu ve sonrası, çalışma hayatı, eğitim hayatı, yazarlık serüveni, müzik hayatı, sinema çalışmaları ve siyasi hayatı farklı başlıklar altında yazılmıştır. Yazarın ilk gençlik çağından bu yana politik bir duruşa sahip olduğu ortaya konulmuştur. Yaşam biçimi, hayatı boyunca karşılaştığı zorluklar ve sanatı, politik duruşunun sürekliliğini canlı kılmıştır. İkinci bölümünde yazara ait romanlar, uzun hikâyeler, kısa hikâyeler, otobiyografiler, anı kitapları, deneme kitapları ve yazarlık dersi içeren kitaplara yer verilmiştir. Kitaplar türlerine göre sınıflandırılmıştır. Eserler edebiyat biliminin imkânları dâhilinde incelenmiştir. Yine bu bölümde eserlerindeki bakış açısı, anlatım teknikleri, zaman, mekân ve toplumcu gerçekçi izleklere dair tespitlere yer verilmiştir. Tezin üçüncü bölümünde yazarlığa doğru ilk deneyimleri, yazarın dili ve üslubuna dair değerlendirmeler yapılmıştır. Sonuç kısmında yazarın eserleri ve sanatsal kuramı değerlendirilmiştir. Çalışmamızın ekler kısmında Livaneli Vakfı yetkilisi ile yapılan görüşmeye, yazarın eserleri üzerine yapılan tez isimlerine ve yazarın edebiyat dalında aldığı ödüllere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: zülfü livaneli, edebiyat, roman, öykü, toplumcu sanat.
Aziz Nesin'in "Toros Canavarı ve İt Kuyruğu" adlı yapıtlarında deyimlerin yapı ve anlam bakımından incelenmesi
Deyimler, hem sözlü hem yazılı anlatım ürünü olup bir toplumun tarihi, düşünce dünyası ve kültürü hakkında bilgiler sunarak değerlere zenginlik katar. Türk dilini zenginleştiren deyimler, birçok yazar tarafından ele alındı. Deyimler üzerinde yapılan çalışmalara bakıldığında, Ömer Asım Aksoy, "Deyimler Sözlüğü" adlı yapıtında anlamı yoğunlaştırarak birden fazla sözcükle yapılan söz öbeklerinin nasıl bir biçimde oluştuğunu ve sözcüklerin bir araya geldiğinde, nasıl bir anlam ifade ettiğini çalışmada görmek mümkün. Ele alınan çalışmada deyimler, hem anlamı hem yapısı bakımından incelendi. Yapı bakımından ele alınacak deyimler, Aziz Nesin'in "Toros Canavarı ve İt Kuyruğu" adlı yapıtları üzerinde inceleme yapıldı. Yazar'ın yapıtları incelendiğinde birbirinden çok farklı deyim çeşitlerine rastlanıldı. Hangisi sözcük türüne sahip hangisi cümle türüne sahip olduğu unsurlar araştırıldı. Sözcük türündeki deyimler ve cümle türündeki deyimler hangi anlamı ifade ettiği unsurlar araştırılarak çeşitli kaynaklardan yararlanıldı. Deyimler iki bölümde incelenip yapı özellikleri yönünden alt başlıklar şeklinde sıralandı ve deyimlerin her biri kendi arasında gruplandırılıp incelendi. Böylece çalışmanın amacı belirlenmiş olup bu iki yapıtta geçen deyimlerin de tanımı ve değerlendirmesi yapılmış oldu.
Münşe'ât-ı Fevrî (İnceleme-metin)
Klasik Türk Edebiyatı'nda XIV ve XV. yüzyıllardan itibaren münşe'ât türünde pek çok eser kaleme alınmıştır. Sonraki dönemlerde inşâ alanında güçlü münşîlerin de yetişmesi ile bu gelenek devam etmiştir. Türk edebiyatı tarihinde daha çok şiirleriyle tanınan XVI. yüzyıl sanatçısı Fevrî Ahmed Çelebi de kaleme aldığı inşâ tarzındaki eserleriyle bu geleneğe katkı sunan sanatçılardan biridir. Bu tez çalışması Fevrî Ahmed Çelebi'ye ait olan ve Münşe'ât-ı Fevrî adıyla bilinen eserin inceleme ve çeviri yazı metnini konu almaktadır. Münşe'ât-ı Fevrî mukaddime ve 42 adet mektuptan oluşmaktadır. Münşe'ât'ın mukaddime bölümü, Fevrî'nin inşâ ve şiir hakkında düşüncelerini çeşitli âlim ve kaynak eserlerden iktibaslar yapmak suretiyle sunduğu dikkat çekici bir niteliğe sahiptir. Eserde mukaddime bölümünden sonra sunulan mektup suretleri ise hem Fevrî'nin hem de dönemin çeşitli şahsiyetlerinin yazışmalarından oluşmaktadır. Bu çalışma giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında Klasik Türk Edebiyatı inşâ ve münşe'ât geleneğinden söz edilmiştir. Tezin birinci bölümünde Fevrî Ahmed Çelebi'nin hayatı, sanatçı ve ilmî kişiliği yanında eserleri hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde Münşe'ât-ı Fevrî'nin tanıtımı, muhteva ve üslup özellikleri bakımından incelenmesi üzerinde durulmuştur. Tezin üçüncü bölümünde Münşe'ât-ı Fevrî'nin ilmî yöntemlerle hazırlanan metnine yer verilmiştir. Bu bölümde öncelikle Münşe'ât'ın yazma nüshası tanıtılmış, metnin hazırlanma yöntemi hakkında bilgi verilmiş daha sonra çeviri yazı metin sunulmuştur.
Atilla Birkiye hayatı sanatı eserleri
Bu doktora tezinde Atilla Birkiye'nin hayatı, sanatı ve eserleri üzerine çalışılmıştır. Tez üç temel bölümden oluşur. Bunun yanında giriş, sonuç, röportaj ve kaynakça kısımları da yer alır. Tezin giriş kısmında, konunun önemi, kapsamı, sınırları, özgün değeri, araştırma sorusu, amaç ve hedef belirtilir. Birinci bölümde yazarın hayatı ele alınır. Birkiye'nin yaşamında yaptığı çalışmalar, yazarlık hayatı hakkında bilgi verilir. Ailesi, doğumu, eğitim hayatı, çalışma hayatı, sinema çalışmaları ve hazırladığı televizyon programları üzerinde durulur. Yazarın hayata bakışı ele alınır. Yazarın hayatı boyunca daha çok nelerle uğraştığına dikkat edilir. Yazarın hayatı boyunca yazma serüvenine bir tutku olarak yaklaşması işlenir. İkinci bölümde Birkiye'nin sanat anlayışı üzerinde durulur. Onun romanlarını oluşturan temel unsurlar ve olaylar incelenir. Yazarın romanlarında kullandığı teknikler belirtilir. Deneme, şiir, günlük türlerindeyse eserlerde geçen temalar ele alınır. Derleme ve müzikaldeyse yazarın ne hakkında bilgi verdiği incelenir. Yazarın eser verdiği türlerdeki çalışmaları hakkında genel bilgilendirme yapılır. Bunun yanında yazarla görüşerek yapılan röportajdaysa yazarın kendisi sanatı hakkında doğrudan bilgi verir. Sanatçının verdiği bilgiler, onun eserlerini anlamak açısından önemlidir. Böylece yazarın edebiyata eserleri ile sağladığı katkılar görülür. Yazarın sanatının, edebiyattaki yerine değinilir. Üçüncü bölümde yazarın eserlerine yer verilir. Bu bölümde yazarın romanlarında, günlüklerinde, denemelerinde, şiirlerinde üzerinde durduğu noktalara bakılır. Yazarın sanata verdiği öneme değinilir. Bu yapıtlar, çoğunlukla ele aldıkları konu bakımından incelenir. İçerik ön plandadır. Yazarın, sanatına yansıyan dünya görüşü incelenir. Sonuç kısmındaysa yazarın kendisi ve eserleri hakkında ulaşılan bilgilere yer verilir. Yazarın Türk edebiyatına olan katkıları açıkça ifade edilir. Çalışmanın sonunda yazarla yapılan röportaj ve fotoğraflar yer alır. Yazarın kendisiyle görüşülüp sanatı hakkında çeşitli sorular sorulur.
Dürre'nin hayatı, edebî kişiliği ve dîvânçesi (İnceleme-metin)
XIX. yüzyılda yaşayan Ali Haydar, şiirlerinde Dürre mahlasını kullanmıştır. Dürre'nin doğum yeri ve tarihi ile ilgili kaynaklarda herhangi bir kayda ulaşılamamıştır. Ancak 1883'te Üsküdâr Fenâî Tekkesi'nde vefat ettiği bilgisi mevcuttur. Dürre'nin bilinen tek eseri şiirlerinin bir arada yer aldığı Dîvân'ıdır. Sa'dilik tarikatına mensup olan şairin dîvânda dinî-tasavvufî anlayışını yansıtan şiirleri ağır basmaktadır. Bu bağlamda eser, dinî- tasavvufî fikirleri yansıtan kavramlar açısından oldukça zengindir. Alevî meşrep olduğu anlaşılan şairin şiirlerinde ağırlıklı olarak Alevî anlayışı yansıtan Hz. Ali, şah-ı merdân, on iki imâm, zülfikâr, Haydar, Murtazâ, Ebû Turâb vb. kavramlar kullanılmıştır. Bunun yanında Hz. Muhammed ve diğer bir kısım peygamberlere telmihte bulunup Hz. Mevlânâ gibi mutasavvıflara da yer vermiştir. Eser; 34 gazel, 3 mütekerir muhammes, 1 mütekerrir müseddes, 1 mütekerrir müselles, 7 mütekerrir murabba, 8 müzdeviç murabbadan oluşmaktadır. Şair, eserindeki manzumelerde ağırlıklı olarak ilâhî aşkı anlatmış olsa da beşerî aşkı yansıtan şiirler de kaleme almıştır. Dîvân'daki şiirler, klâsik edebiyatın dil ve üslup özelliklerini yansıtmaktadır. Eseri genel mahiyette didaktik tarzda kaleme alan Dürre'nin dili dönemine göre sadedir. Bu çalışmada, Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi Uşşâkî Tekkesi Bölümü 151 numara ile kayıtlı olan ve tek nüsha özelliği gösteren Dürre'nin Dîvânı'nın inceleme ve çeviriyazısı yapılmıştır. Çalışmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde şairin yaşadığı dönemin genel özellikleri hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde şairin hayatı, eseri ve edebî kişiliği üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise Dîvân şekil ve muhtevâ açısından incelenmiştir. Aynı bölümde eserin dil ve imla hususiyetleri üzerinde birtakım değerlendirmelerde bulunulmuştur. Ayrıca metnin kuruluşunda izlenen yöntem, çeviriyazı alfabesi ve transkribe edilmiş metne yer verilmiştir. Çeviriyazısı yapılan eserin sonuna nüshanın orijinali eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: XIX. yüzyıl, Klâsik Türk Edebiyatı, Dîvân, Dürre.
Mehmed Haşim Efendi'nin Manzûm Ferâizi (İnceleme-çeviri yazılı metin)
Bu çalışma, Mehmed Hâşim Efendi'nin Manzûm Ferâizi adlı eserin metin ve içerik yönünden incelenmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Eser, İslam fıkhının alt dallarından biri olan ve İslam'ın miras paylaşımında koyduğu kuralları ele alan ferâiz ilmine dair yazılmış bir manzumedir. Mehmed Hâşim Efendi'nin Manzûm Ferâizi (İnceleme – Çeviri Yazılı Metin) adını verdiğimiz bu çalışmayla, klasik Türk edebiyatında öğretici maksatla kaleme alınmış türlerin az bilinenlerinden biri olan ferâiz manzumeleri grubuna eklenecek yeni bir eserin edebiyat dünyasına tanıtılması amaçlanmıştır. Mehmed Hâşim Efendi'nin Manzûm Ferâizi adlı eser, Diyanet İşleri Başkanlığı Kütüphanesinin Yazma Eserler bölümünde 5344-II demirbaş numarasıyla kayıtlıdır. 41 varaktan oluşan eserde 1214 beyit yer almaktadır. Eser, XVII. yüzyılın sonu ile XVIII. yüzyılın başlarında yaşadığı tespit edilen ancak biyografik kaynaklarda hakkında çok fazla bilgi bulunmayan Seyyid Mehmed Haşim Efendi tarafından yazılmıştır. Yazılış yılı 1708'dir. Didaktik tarzda ve mesnevi nazım şekliyle kaleme alınmış bu eserde ferâiz ilmi ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Eser, Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden Muhammed es-Secâvendî'ye ait olan ve İslam hukuku alanında en çok tanınan, en çok kabul gören el-Ferâizü's-Sirâciyye adlı eser esas alınarak yazılmıştır. Çalışmamız giriş bölümü ve onu takip eden iki ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde konuya hazırlık bağlamında klasik Türk edebiyatı hakkında genel bilgiler verilmiştir. Ayrıca ferâiz ilmi ve kaynakları hakkında bilgiler verilmiş, ferâiz manzûmelerinin ortaya çıkış süreçlerinin yanında şimdiye kadar tespit edilen Türkçe ferâiz manzûmelerine değinilmiştir. Birinci bölümde Seyyid Mehmed Haşim Efendi'nin hayatı ve edebî kişiliği, başvurulan kaynaklar ışığında ele alınmıştır. İkinci bölümde eser şekil özellikleri ve ele aldığı içerik yönünden incelenmiştir. Devamında eserin çeviri yazılı metni verilmiştir. Son bölümde ise ek başlığı altında eserin orijinal metnine yer verilmiştir.