
6
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Hesperidin yüklü pH ve sıcaklık duyarlı akıllı nanopartiküllerin meme kanseri üzerine etkisi
Meme kanseri dünya çapında kadınların en çok karşılaştığı kanser türüdür.Hesperidin (Hesp), meme kanseri için umut verici bir antikanser ajanı olmasına rağmen suda çözünürlüğünün ve biyoyararlanımının zayıf olması terapötik bir ajan olarak kullanımını sınırlamaktadır. Bu çalışmada deneysel olarak, hesperidin taşıyan pH ve sıcaklık duyarlı akıllı polimerik nanopartiküller hazırlayarak biyoyararlanımı iyileştirmek ve meme kanserine karşı terapötik etkinliği arttırmak amaçlanmıştır. Sıcaklık duyarlı nanopartiküllerin sentezlenmesi için 2-hidroksietil metakrilat (HEMA), pH duyarlı nanopartiküller için ise vinil imidazol kullanılmıştır. Hesperidin yüklü nanopartiküllerin parçacık boyutu ve boyut dağılımı dinamik ışık saçılımı (DLS) analizi ile belirlenmiştir. Morfolojik karakterizasyonunu belirlemek için taramalı elektron mikroskopu (SEM) kullanılmıştır. Ayrıca hesperidin yüklü akıllı nanopartiküllerin meme kanserinde hücre proliferasyonu, apoptoz ve hücre döngüsü üzerindeki etkileri de incelenmiştir. Hesperidin yüklü akıllı nanopartiküllerin 24 saat boyunca farklı konsantrasyonlarda (10-20 µM) MCF-7 hücreleri üzerindeki sitotoksik etkilerini değerlendirmekiçin MTT testi kullanılmıştır. Grup I, Grup II, Grup III ve serbest hesperidin grubundaki MCF-7 hücre proliferasyonunun doza bağlı olarak kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı azaldığı bulunmuştur (p<0,05). Akım sitometride Annexin V-PI Boyama Yöntemi ile apoptotik etki incelenmiştir. Deney gruplarının apoptoz hücre oranı artışı kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Hesperidin; Akıllı Nanopartikül; Meme kanseri; pH duyarlı polimer; Sıcaklık duyarlı polimer
Radyasyona maruz kalan sıçanlarda aronyanın (Aronia melanocarpa) etkisinin araştırılması
Modern hayatın içinde, radyasyondan tamamen kaçınmak neredeyse imkansızdır. Hem doğal kaynaklardan hem de insan yapımı kaynaklardan gelen radyasyon, insanlar ve diğer organizmalar üzerinde sürekli olarak olumsuz etkiler yaratmaktadır. Organizmada meydana gelen oksidatif hasarın ardından, gıdalarla alınan antioksidanlar vasıtasıyla serbest radikallerin olumsuz etkileri önlenebilmektedir. Aronyanın, diğer üzümsü meyvelere kıyasla en yüksek antioksidan kapasitesine ve antosiyanin miktarına sahip olduğu çeşitli çalışmalarla kanıtlanmıştır. Bu nedenle, aronyanın hem günlük yaşamda hem de tedavi süreçlerinde maruz kalınan radyasyona bağlı toksisitenin önlenmesinde doğal bir antioksidan olarak destekleyici tedavi seçeneği olarak dikkate alınması önem arz etmektedir. Radyoterapi sonrasında, akut yada kronik dönemde ortaya çıkan karaciğer hasarına bağlı semptomların azalması hastanın yaşam kalitesi açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmada antioksidan etkiye sahip olan aronya bitkisinin, radyasyonun oluşturduğu karaciğer hasarına karşı koruyucu etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla Wistar Albino cinsi, 24 adet erkek sıçan kullanılmıştır. Sıçanlar 4 gruba ayrılmıştır. Aronya ve radyasyon uygulaması yapılan gruplarda, tümör nekröz faktör alfa, interlökin 1 beta, 8-hydroxy-2-deoxyguanosine, malondialdehid düzeyleri, süperoksit dismutaz ve katalaz enzim aktiviteleri ölçülmüştür. Sonuç olarak elde edilen bulgular incelendiğinde aronyanın oksidatif stres parametrelerini azalttığı, antioksidan enzim seviyelerini arttırdığı, inflamasyon belirteçlerini azalttığı ve DNA'nın oksidatif hasarını azalttığı saptanmıştır. Bu sebeple aronyanın, radyoterapinin yan etkilerine karşı koruyucu olarak kullanılabileceği düşünülmektedir.
Cardopatium corymbosum bitkisinin çeşitli enzimleri inhibe edici ve antioksidan etkilerinin ölçülmesi
Compositae familyası, Akdeniz, Doğu Avrupa ve Küçük Asya'da yaygın bir dağılıma sahip olan, yaklaşık 1000 cins ve 25.000 türü kapsayan çiçekli bitkilerdir. Bu türlerin bazıları antienflamatuvar, analjezik ve antipiretik potansiyellerine ek olarak, ekstreleri (kökler, gövdeler, ağaç kabuğu, yapraklar, çiçekler, meyveler ve tohumlar) ile yapılan araştırmalarda yüksek antioksidan güçleri olduğu kanıtlanmıştır. Cardopatium corymbosum (L.) Pers. bitkisi Compositae familyasına ait bir türdür. Bu çalışmanın amacı; C. corymbosum türünün etanol, metanol ve su ekstrelerinin LC-MS/MS analizi kullanılarak fitokimyasal içeriğinin, antioksidan aktivitesinin ve çeşitli enzimleri inhibe edici etkisinin ölçülerek tedavi edici potansiyelinin belirlenmesidir. Ekstrelerin antioksidan potansiyelinin belirlenmesi için total fenolik ve flavonoid içerikleri, 2,2'-difenil-1-pikrilhidrazil (DPPH) radikal giderici aktiviteleri ve demir indirgeyici güçleri ölçüldü. Ayrıca ekstrelerin α-glukozidaz/α-amilaz, asetilkolinesteraz (AChE)/ bütirilkolinesteraz (BChE), elastaz ve tiyoredoksin redüktaz (TrxR) enzimlerini inhibe edici aktiviteleri ölçülerek sırasıyla antidiyabetik, anti-Alzheimer, anti-aging ve antikanser potansiyelleri belirlendi. Sonuçlar değerlendirildiğinde, C. corymbosum ekstrelerindeki majör bileşiklerinin klorojenik asit, fumarik asit ve rutin olduğu tespit edildi. Metanol ekstresinin en yüksek total fenolik ve flavonoid içeriğe ve antioksidan aktiviteye sahip olduğu görüldü. Tüm ekstrelerin AChE, BChE ve elastaz üzerine düşük düzeyde, α-glukozidaz üzerine ortalama bir inhibisyon gösterdiği tespit edildi. Bununla birlikte C. corymbosum ekstrelerinin güçlü TrxR inhibe edici aktiviteye sahip olduğu bulundu. Çalışmamız, C. corymbosum bitkisinin antioksidan, antidiyabetik ve antikanser aktivitelere sahip olduğunu ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Cardopatium corymbosum, Fenolik içerik, Antioksidan, Antidiyabet, Antikanser Bu çalışma, İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje No: 36093
Meme kanserinde ret polimorfizmi ve RET ilişkili parametrelerin serum düzeylerinin değerlendirilmesi
Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanserinde patolojinin altında yatan genetik etkenlerin aydınlatılması ve uygun tedavinin seçimi büyük önem taşımaktadır. RET, çeşitli dokuların normal gelişimi ve olgunlaşması için gerekli olan reseptör tirozin kinaz ailesinin bir üyesidir. RET sinyali tümörü çevreleyen stroma ve hücresel kompozisyonu değiştiren tümör mikroçevresindeki değişiklikleri teşvik etmektedir. RET ve NRTN'in gen polimorfizmleri kanser patojenezinin, riskinin, invazyon ve metastazının araştırılmasında çalışmaların odak konularından biridir. Birçok etnik köken ve popülasyonda çeşitli kanserlerde RET ve NRTN polimorfizmleri araştırılmış olmakla birlikte meme kanseri konusunda literatürde yeterli çalışma bulunmamaktadır. Bu tez kapsamında RET geni G691S (rs1799939), L769L (rs1800861) ve S904S (rs1800863) ile Neuturin geni IVSI-663 (rs1379868) polimorfizmleri ile meme kanseri arasındaki olası riskin incelenmesi ve RET ilişkili serum NRTN, BDNF, MMP-2 ve FAK düzeylerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 110 meme kanserli hasta ve 110 sağlıklı kontrol yer almıştır. RET geni G691S, L769L ve S904S ve NRTN geni IVSI-663 polimorfizmleri PZR-RFLP yöntemiyle tespit edilerek alel frekansları ve genotip dağılımları belirlenmiştir. Serum NRTN, BDNF, MMP-2 ve FAK düzeyleri ticari kitler kullanılarak ELISA yöntemiyle ölçülmüştür. NRTN geni IVSI-663 bölgesi polimorfizminde G alelinin meme kanseri riskini 1,54 kat arttığı ve AA genotipinde meme kanseri riskinin 0,43 kat azaldığı tespit edilmiştir (sırasıyla, p<0,05, p<0,05). RET geni G691S, L769L ve S904S alel frekansları ve genotip dağılımları açısından hasta ve kontrol grupları benzer bir profil göstermiştir (p>0,05). Hasta grubunda serum NRTN, BDNF ve FAK düzeylerinde artış ve MMP-2 düzeylerinde azalma bulunmuştur (p<0,05). RET ligandı olan NRTN geni IVSI-663 polimorfizminde G aleli ile artan meme kanseri riskinin, aynı zamanda artan serum NRTN, BDNF ve FAK düzeylerinin bulunması teşhis, prognoz ve yeni tedavi stratejilerinin belirlenmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Osteoartrit hastalarında triptofan metabolizması, inflamasyon ve oksidatif stres
Osteoartrit (OA) aşınmaya bağlı bir hastalık olmaktan çok daha karmaşık, metabolik ve biyokimyasal mekanizmaların rol aldığı bir eklem hastalığıdır. Hastalığın gelişiminde yaşlanma, obezite ve eklem yaralanması OA için ana risk faktörleridir. Yüksek prevalansa rağmen, şu anda hastalığı tamamen ortadan kaldırıcı ya da onarıcı herhangi bir ilaç mevcut değildir. OA ile ilişkili biyobelirteçlerin tanımlanması, bu hastalığın altında yatan etiyoloji ve patogenezi daha iyi anlamamızı sağlayabilir. Çalışmamızın amacı OA'lı hastalarda triptofan-kinurenin yolunun, inflamasyon ve oksidatif stres ile ilişkisinin olup olmadığını gözlemlemektir. Çalışmaya 52 hasta ve 26 kontrol olmak üzere toplam 78 katılımcı dahil edilmiştir. Hasta ve kontrol gruplarının Triptofan, Kinürenin, TNF-α, IL-36α, Neopterin, Oksidatif stres belirteci olan malondialdehid (MDA), süperoksid dismutaz (SOD) ve katalaz (CAT) düzeyleri ölçülmüştür. Ölçülen değerler hasta ve kontrol grupları arasında karşılaştırıldığında, hasta grubunun ve kontrol grubunun değerleri sırasıyla SOD (10,79±3,6 U/L ve 10,39±3,56 U/L), CAT (0,0182±0,0156 U/L ve 0,0115±0,0162 U/L), MDA (5,89±0,83mmol/L ve 5,27±0,99 mmol/L), Kinürenin (86555,15±68721,75 ng/L ve 107489,51±77298,98 ng/L), Neopterin (43,57±57,85 ng/L ve 37,84±44,65 ng/L), IL36α (0,2±0,22 ng/L ve 0,15±0,03 ng/L), Triptofan (20,21±14,64 ng/L ve 22,61±10,4 ng/L) TNF α (43,77±184,13 ng/L ve 95,21±440,82 ng/L) olarak saptanmıştır. Ölçülen bu değerlerden hasta ve kontrol grupları arasında MDA değerlerine benzer bir biçimde, IL-36α, Triptofan değerlerinin de istatistik olarak farklılık gösterdiği görülmektedir (p<0,05). Tez çalışması bulgularına göre OA hastalarında, IL-36α, Triptofan parametrelerinin belirlenmesi ve biyomarker olarak kullanılmasının anlamlı ve değerli olabileceği sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte, elde edilen sonuçların desteklenmesi için daha geniş hasta tabanlı araştırma çalışmalarına gereksinim duyulmaktadır.
Endometrial kanserde PI3K/AKT/mTOR sinyal yolağını etkileyen miRNA'ların araştırılması
Endometrial kanser dünya genelinde kadınlar arasında oldukça yaygınlık gösteren bir kanser tipidir. PI3K/AKT/mTOR sinyal yolağının düzensizliği birçok kanser tipinin patogenezinde rol oynamaktadır. Bu çalışmada PI3K/AKT/mTOR yolağını etkileyen miR-7-5p, miR-17-5p, miR-21-5p, miR-145-5p, miR-155-5p, miR-206, miR-221-3p ve miR-222-3p' nin endometrial kanserde in siliko analizleri ve ekpresyon düzeyleri araştırılmıştır. Bu çalışmaya endometrioid adenokarsinom tanısı almış Grade 1 (n=16), Grade 2 (n=16) ve Grade 3 (n=16) arşiv dokuları ile endometrial kanser tanısı almamış Kontrol 1 (n=16) sekretuar faz ve Kontrol 2 (n=16) proliferatif faz sağlıklı endometrium arşiv dokuları dahil edilmiştir. İn siliko analizlerle miRNA'lar ile hedef genleri arasındaki moleküler etkileşimler incelendi. İn siliko analizlerle miR-7-5p'nin hedefleri PIK3CD, PIK3R3, PIK3CB ve AKT3, miR-17-5p'nin hedefleri PIK3R1 ve AKT3, miR-21-5p'nin hedefi PIK3R1, miR-125b-5p'nin hedefi PIK3C2B, miR-145-5p'nin hedefi AKT3, miR-155-5p'nin hedefleri PIK3CA ve PIK3R1, miR-206'nın hedefi PIK3C2A, miR-221-3p ve miR-222-3p'nin hedefi PIK3R1 ve miR-223-3p'nin hedefi PIK3C2A olarak belirlendi. miRNA ekspresyon analizleri RT-PCR yöntemi kullanılarak yapıldı. miR-7-5p ve miR-206'nın ekspresyonları Kontrol 1 ve Kontrol 2'ye göre Grade 1, Grade 2 ve Grade 3 'de (p<0,05). miR-145-5p ekspresyonu Grade-1'de Kontrol-1 ve Kontrol-2'ye göre Grade-2 ve Grade-3'te Kontrol-2'ye (p<0,05) göre azaldığı gözlendi. miR-17-5p ve miR-222-3p'nin ekspresyonlarının Kontrol-1 ve Kontrol-2'ye göre Grade 1, Grade 2 ve Grade 3 'de arttığı saptandı (p<0,05). miR-221-3p ekspresyonun Grade-1 ve Grade-3'te Kontrol-1 ve Kontrol-2'ye göre, Grade-2'de ise Kontrol-1'e göre arttığı tespit edildi (p<0,05). miR-21-5p ve miR-155-5p ekspresyon düzeylerinde gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmedi. Sonuç olarak; Endometrial Kanserde PI3K/AKT/mTOR sinyal yolağında etkinliği tespit edilen miRNA'lar moleküler hedefe yönelik tedavi ve tanı stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlayacaktır.