Necmettin Erbakan University
Faculty

Meram Tıp Fakültesi

Necmettin Erbakan University

41

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uzaktan sağlık hizmetlerinin kullanılmasına yönelik tutum ölçeği geliştirilmesi

Amaç: Bu çalışmada uzaktan sağlık hizmetlerinin kullanılmasına yönelik tutumu değerlendirmek için kullanılacak ölçeğin geliştirilmesi, geliştirilen ölçeğin güvenilirlik ve geçerlilik çalışmasının yapılması ve ölçekten alınan puan ile ilişkili olabilecek özelliklerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Konya ili Meram ilçesinde yer alan Aile Sağlığı Merkezlerine başvuran 18 yaş üstü 600 hasta ve hasta yakını ile gerçekleştirilen bu çalışma metodolojik türde tasarlanmıştır. Araştırmada veri toplamak için sosyo-demografik özellikler formu ve 5'li likert yapıda tasarlanan aday ölçek formu kullanılmıştır. Veri toplama formları katılımcılara gözlem altında uygulanmıştır. Veri analizi için SPSS ve R programları kullanılmıştır. İstatistiksel olarak p<0,05 olan durumlar anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya güvenilirlik ve Açıklayıcı Faktör Analiz (AFA) için 250 kişi, Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) için 350 kişi, toplamda 600 kişi dâhil edildi. Aday ölçeğin tüm güvenilirlik ve geçerlilik analizlerinden elde edilen sonuçların yeterli düzeyde olduğu tespit edildi. Tek alt boyuttan ve 18 maddeden oluşan ölçeğin toplam açıklanan varyansının %53,8, Cronbach's Alpha katsayısının 0,947 olduğu bulundu. Ölçekten alınan puan ile çalışma durumu, kronik hastalık varlığı arasında anlamlı fark saptandı (p<0,05). Sonuç: Araştırma sonucunda "Uzaktan Sağlık Hizmetlerinin Kullanılmasına Yönelik Tutum Ölçeği" adında 18 sorudan oluşan 5'li likert yapıda yeni bir ölçme aracı geliştirilmiş, güvenilirlik ve geçerlilik analizleri yapılarak 18 yaş üstü bireylerde kullanılmaya uygun olduğu gösterilmiştir.

Güvenilirlik ve geçerlilikSağlık hizmetleriTeleterapi+4
Mehtap Yücel
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik rekürren karın ağrılı çocuklarda abdominal migren prevalansının değerlendirilmesi

Abdominal migren, çocukların %0,2-4,1'ini etkileyen fonksiyonel karın ağrısı bozukluğudur. Abdominal migren klinik bir tanıdır.Hastanın işlevselliğini önemli ölçüde etkiler. Tedavi önleyici tedbirlere odaklanır ve çoğunlukla ilaç dışı yaklaşımları içerir.Çocuk gastroenteroloji polikliniğine kronik rekürren karın ağrısı ile başvuran çocuklarda abdominal migren sıklığını değerlendirmeyi amaçladık. Kronik karın ağrısı ile gelen hastalar için abdominal migrenin ayırıcı tanı olarak akla getirilmesine katkıda bulunmak istedik. Araştırmamız Kasım 2021 ile Kasım 2022 tarihleri arasında, Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi çocuk gastroenterolojisi polikliniğinde gerçekleştirilmiş prospektif kesitsel bir çalışmadır. Çocuk gastroenterolojisi polikliniğine kronik rekürren karın ağrısı yakınmasıyla başvuran 4-18 yaş arası hastalar dahil edilmiştir. Çalışmanın ilk altı ayında dahil edilme kriterlerini karşılayan hastalar, sonraki altı ayda takip edilerek nihai tanıları kesinleştirildi.Nihai tanılarına göre olgular abdominal migren grubu, abdominal migren dışı fonksiyonel gastrointestinal sistem hastalık grubu ve organik hastalık grubu olarak üç gruba ayrıldı. Gruplar demografik ve klinik özellikler, laboratuvar ve görüntüleme bulguları bakımından değerlendirildi. Dahil edilme kriterlerini karşılayan 160 hastanın %62,50'si (n=100) kız, %37,50'si (n=60) erkek ve yaş ortalaması 138,83±47,86 aydı (min=60, maks=216). Boy z-skoru ortalaması -0,21±0,08, ağırlıkz-skoru ortalaması -0,38±0,09 ve vücut kitle indeksi z-skoru-0,29 (-1,28 -0,69) [ortanca (Q1-Q3)] idi. Çocuk gastroenterolojisi polikliniğine kronik karın ağrısı yakınması ile başvuran hastaların %8,12'si (n=13) abdominal migren tanısı aldı. Hastaların %47,50'si (n=76)abdominal migren dışı fonksiyonel gastrointestinal hastalıklar grubunu ve %44,38'i (n=71)organik hastalık grubunu oluşturmaktaydı.Ağrının lokalizasyonu, abdominal migren dışı fonksiyonel gastrointestinal sistem hastalıkları grubunda sıklıkla periumblikal bölgede, organik hastalık grubunda ise epigastrik bölgedeydi ve fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0,000). Karın ağrısının süresi abdominal migren grubunda, diğer iki gruptan istatistiksel olarak anlamlı derecede daha uzundu (p=0,001). Laboratuvar ve görüntüleme bulguları bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark izlenmedi. Organik hastalık grubundaki olguların %26,76'sının, abdominal migren dışı fonksiyonel gastrointestinal hastalık grubundaki olguların ise %14,47'sinin abdominal migren tanı kriterlerinin hepsini karşıladığı tespit edildi. Abdominal migren klinik bir tanıdır. Tanı için belirli bir laboratuvar testi ya da görüntüleme yöntemi yoktur. Bu nedenle kronik rekürren karın ağrısı varlığında abdominal migren ayırıcı tanı olarak akılda tutulmalıdır. Ancak abdominal migren tanı kriterlerini karşılayan olgularda da, diğer fonksiyonel gastrointestinal sistem hastalıkları ve özellikle organik hastalıkların ekarte edilmesi önemlidir. Anahtar kelimeler:Abdominal migren, ağrı, çocuk

AğrıKarın ağrısıMigren hastalıkları+2
Ayşe Büşra Paydaş
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Meme kanserli ve kolorektal kanserli hastalarda kapesitabin ile birlikte PPI kullanımının sağkalıma etkisi

Amaç: Meme kanseri ve kolorektal kanser dünya genelinde en sık görülen başlıca kanserlerdendir. Kolorektal kanserli ve meme kanserli hastalarının tedavisinde kapesitabin içeren tedavi rejimleri oldukça önemli bir kısmı kapsamaktadır. Kapesitabin oral olarak alındığından diğer ilaçlar ile eş zamanlı kullanıldığında etkileşim gösterebilmektedir. Yapılan sınırlı çalışmalarda kapesitabin ile eş zamanlı ppi kullanımının sağkalımı azalttığı gösterilmiştir. Yapılan çalışmalar daha çok kolon kanseri üzerine yoğunlaşmış olup, bu alanda yapılan çalışmalar sınırlı sayıdadır. Bu çalışma ile kolon kanserli ve metastatik meme kanserli hastalarda kapesitabin eş zamanlı ppi kullanımının sağkalım üzerine negatif etkisini incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Ocak 2015 ile Aralık 2020 tarihleri arasında Meram Tıp Fakültesi Onkoloji Kliniğinde takip ve tedavisi yapılan 66 neoadjuvan-adjuvan kolon kanseri, 40 metastatik kolon kanseri ve 60 metastatik meme kanseri tanılı hasta demogrofik özellikler ve ppi kullanımına göre retrospektif olarak değerlendirildi. Bulgular: Bu çalışmaya 66'sı adjuvan-neoadjuvan kolon kanseri, 60'ı metastatik meme kanseri, 40'ı metastatik kolon kanseri olan toplam 166 hasta dahil edildi. Metastatik kolon kanseri olan hastaların %62,50'si (n=25) erkek, %37,50'si (n=15) kadındı. Bu gruptaki hastaların yarısı ppi kullanırken yarısı ppi kullanmıyordu. Metastatik kolon kanserli hastalar grubunda PPI kullanan hastaların ortalama sağkalım süresi 39,47 (CI: 30,06- 48,87) ay, PPI kullanmayan hastaların 44,29 (CI: 33,77-54,81) ay olarak belirlendi. PPI kullanımının sağkalım üzerine etkisi istatistiki olarak anlamlı bulunmadı (p=0,39) vi Metastatik kolon kanserli hastalar grubunda PPI kullanan hastaların ortalama progresyonsuz sağkalım süresi 15,92 (CI: 9,73-22,12) ay, PPI kullanmayan hastaların 21,88 (CI: 12,39-31,36) ay olarak belirlendi. PPI kullanımının progresyonsuz sağkalım üzerine etkisi istatistiki olarak anlamlı bulunmadı (p=0,80) Adjuvan- neoadjuvan kolon kanseri olan hastaların %63,60'ı (n=42) erkek, %36,40'ı (n=24) kadındı. Bu grupta 26 kişi ppi kullanırken, 40 kişi ppi kullanmıyordu. Adjuvan-neoadjuvan kolon kanserli hastalar grubunda PPI kullanan hastaların ortalama sağkalım süresi 84,44 (CI: 62,64-106,24) ay, PPI kullanmayan hastaların 78,58 (CI: 70,37- 86,78) ay olarak belirlendi. PPI kullanımının sağkalım üzerine etkisi istatistiki olarak anlamlı bulunmadı (p=0,85) Metastatik meme kanserli hastaların tamamı kadındı. 33 kişi ppi kullanırken, ppi kullanmayan 27 kişi vardı. Meme kanserli hasta grubunda PPI kullanan hastaların sağkalım süresi ortalama 105,21 (CI: 77,37-133,05) ay, PPI kullanmayan hastaların 139,13 (CI: 100,86-177,39) ay olarak belirlendi. Meme kanserli hastalarda PPI kullanımının sağkalım üzerine etkisi istatistiki olarak anlamlı bulunmadı (p=0,12) Meme kanseri grubunda PPI kullanan hastaların ortalama progresyonsuz sağkalım süresi 19,53 (CI: 12,99-26,06) ay, PPI kullanmayan hastaların 36,91 (CI: 21,44-52,39) ay olarak belirlendi. PPI kullanımının progresyonsuz sağkalım üzerine etkisi istatistiki olarak anlamlı bulunmadı (p=0,34) Sonuç: Çalışmamızda kapesitabin ile eş zamanlı ppi kullanımının kolon kanserli ve meme kanserli hastalarda progresyonsuz sağkalıma ve ortalama genel sağkalıma anlamlı negatif etkisi bulunmamıştır. Bu çalışmadaki en önemli kısıtlayıcı faktör hasta sayısının az olmasıdır. Anahtar Kelimeler: kolorektal kanser, meme kanseri, ppi, kapesitabin, sağkalım

KapesitabinKolon neoplazmlarıKolorektal neoplazmlar+5
Tahsin Furkan Polat
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Küçük hücreli dışı akciğer kanserlerinde immunhistokimyasal CMTM6 ve PD-L1 'in klinikopatolojik ve prognostik önemi

Akciğer kanseri dünya çapında en sık görülen 2. kanserdir ve kanser nedenli ölümlerin en sık nedenidir. İmmün kontrol noktalarının tespit edilmesi ve immünoterapinin geliştirilmesiyle birlikte akciğer kanseri tedavisinde umut verici gelişmeler meydana gelmiştir. Programlanmış ölüm 1 (PD-1) / Programlanmış ölüm ligandı 1 (PD-L1) yolu, tümör mikroçevresi içinde immün toleransın başlatılmasını ve sürdürülmesini kontrol eder. CKLF-like MARVEL transmembrane domain containing 6 (CMTM6) bir tip 3 transmembran proteini olup PD-L1 protein düzenleyicisi olarak rol alır. Çalışmamızda Meram Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalında 2015-2021 yılları arasında tanı almış 100 adet küçük hücreli dışı akciğer karsinomu (KHDAK) vakası değerlendirildi. Vakalara immünhistokimyasal CMTM6 ve PD-L1 boyaları uygulanarak veriler klinikopatolojik parametrelerle istatiksel olarak karşılaştırıldı. Çalışmaya dahil edilen tüm hastaların H- PD-L1 skoru ortancası 10,00 (1. çeyrek:0,00- 3. Çeyrek:70,00), H-CMTM-6 skoru ortancası ise 40,00 (1. çeyrek:10,00- 3. Çeyrek:100,00) olarak tespit edildi. Tümör çapı ≥5 cm olan hastaların H-PD-L1 ve H-CMTM6 skorları tümör çapı <5 cm olan hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı yüksekti (p=0,014, p=0,013). Histolojik tipi adenokarsinom olan hastaların hem H-PD-L1 hem de H-CMTM6 skorları skuamöz hücreli karsinom ve diğer karsinom tiplerine göre istatistiksel olarak anlamlı düşük saptandı (p=0,004, p=0,001). Tüm KHDAK vakaları için Grade 1 hastaların H-PD-L1 ve H-CMTM6 skorlarının, Grade 2 ve Grade 3 hasta gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı düşük olduğu bulundu (p=0,011, p=0,043). Klinik evre 1 hastaların H-PD-L1 skoru diğer evre (evre 2-3-4) hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı düşük saptandı (p=0,020). H-PD-L1 ve H-CMTM6 skorları arasında pozitif yönde iyi derecede korelasyon saptandı (r=0,636, p<0,001).Visseral plevra invazyonu olan hastaların visseral plevra invazyonu olmayan hastalara göre 2,478 kat (%95 GA=1,086-5,658, p=0,031), uzak metastazı olan hastaların ise uzak metastazı olmayan hastalara göre 2,202 kat (%95 GA=1,026-4,727, p=0,043) daha fazla ölüm riski olduğu belirlendi. Literatürde PD-L1 ile ilgili çok sayıda çalışma mevcut olup PD-L1'in düzenlenmesiyle ilgili sınırlı bilgi mevcuttur. Çalışmamızda H-PD-L1 ve H-CMTM6 skorları arasında pozitif yönde iyi derecede korelasyon saptanmıştır. Akciğer kanserinde CMTM6'yı prognostik bir belirteç ya da terapötik bir ajan olarak kullanabilmek için daha kapsamlı çalışmalar yapılması önemlidir.

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıKarsinoma-küçük hücreli olmayan-akciğer+4
Seda Tas Ayçiçek
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Behçet Hastalığı'nda multimodal görüntüleme bulgularının karşılaştırılması

Amaç: Behçet Hastalığı (BH), ataklar ve remisyonlarla seyreden kronik okluziv tipte vaskülit ile karakterize multisistemik kronik bir hastalıktır. Primer olarak oral ve genital mukozayı, deriyi ve gözleri tutan BH'yin etyolojisi tam olarak bilinmemektedir. BH olan hastaların yaklaşık %70 inde oküler inflamasyon ortaya çıkmaktadır. Bunların çoğunluğunda panüveit ve retinal vaskülit görülmektedir. Vaskülit tanısında Fundus Flöresein Anjiyografi (FFA) altın standart tanı tetkikidir. Optik Koherens Tomografi (OKT), Optik Koherens Tomografi Anjiyografi (OKTA) maküla anatomisi, retina katmanları ve mikrovasküler değişiklikleri gösteren Behçet üveiti tanı ve takibinde kullanılan diğer görüntüleme yöntemleridir. Bu çalışmada BH'de üveit varlığında veya yokluğunda görüntüleme bulgularının karşılaştırılması, tanı ve takipte güvenilirliklerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Şubat 2021 ve Şubat 2022 tarihleri arasında, Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği'nde takip edilen, BH'ye sekonder gelişen üveiti olan hastalar, Romatoloji Kliniği'nde takip edilen üveit geçirmeyen Behçet hastaları ve rutin göz muayenesi için başvuran hastalar dahil edildi. Hastaların OKT ile santral maküler kalınlık (SMK), EDİ-OKT ile subfoveal koroidal kalınlık (SFKK), OKTA ile foveal avasküler zon alanı (FAZ), total derin kapiller pleksus dansitesi, total yüzeyel kapiller pleksus dansitesi, derin parafoveal kapiller pleksus dansitesi ve yüzeysel parafoveal kapiller pleksus dansitesi ve peripapiller kapiller pleksus dansitesi değerleri elde edildi. Ayrıca Behçet üveiti hastalarının FFA görüntülemeleri değerlendirildi. Optik disk tutulumu, makula tutulumu ve vasküler arkadlar esas alınarak yapılan ayrıma göre superior, inferior, temporal ve nasal alanlardaki tutulumlar puanlandırıldı. Her bir bölgedeki tutulum +1 puan olarak değerlendirildi. Bu puanlar gruplar arasında istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bu değerlerin görme keskinliği ve hastalık süresi ile korelasyonu değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya 79 hastanın ve 39 kontrol grubunun toplam 236 gözü dahil edildi. Hastalar 18-63 yaş aralığında olup yaş ortalaması oküler tutulumu olan grupta 37.35 yıl, oküler tutulumu olmayan grupta 36,21 yıl, kontrol grubunda 33,79 yıl idi. Oküler tutulumu olan hastaların %48,6'sı kadın, % 51,4'ü erkek, oküler tutulumu olmayan grubun %35,7'si kadın, %64,3'ü erkek; kontrol grubunun %51.3'ü kadın, %48.7'si erkekti. Hastalık süresi oküler tutulumu olan grupta ortalama 6,49 yıl, oküler tutulumu olmayan grupta 6.71 yıldı. Grupların FAZ alanı, total yüzeysel kapiller pleksus dansitesi, total derin kapiller pleksus dansitesi, derin perifoveal kapiller pleksus dansitesi yüzeysel perifoveal kapiller pleksus dansitesi ve peripapiller kapiller pleksus dansitesi ortalamalarında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı. Oküler tutulumu olan grupta kapiller pleksus dansiteleri diğer gruplara göre düşük; FAZ alanı diğer gruplardan yüksek saptandı. Oküler tutulumu olan grupta FFA değerlendirilmesi ile bu parametrelerin pozitif yönde (FAZ alanı dışında), FAZ alanının negatif yönde ilişkili olduğu görüldü. Sonuç: Optik koherens tomografi anjiyografi (OKTA), Behçet üveitinde tekrarlayan ataklar sonucu, nihai görme keskinliğiyle ilişkli maküler mikrovasküler değişiklikleri saptamada invaziv olmayan önemli bir görüntüleme yöntemidir. OKTA aynı zamanda oküler tutulumu olmayan Behçet Hastalarında da vaskülit nedeniyle azalan derin ve yüzeyel kapiller rezerv hakkında bilgi verebilir.

AnjiyografiBehçet sendromuFundus oculi+5
Şerife Nur Çiftci
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gebeliğinde COVİD-19 enfeksiyonu geçiren anne bebeklerinin kardiyolojik açıdan değerlendirilmesi

Coronavirüs hastalığı 2019 (COVID-19), Ocak 2020'de Çin'in Hubei eyaleti Wuhan'da pnömoni salgını şeklinde başlayıp hızlı şekilde küresel sağlık sorunu haline gelen bir hastalıktır. Hamile kadınların enfeksiyonlara karşı savunmasız oldukları iyi bilinmektedir. Hem hamile kadınlar hem de yeni doğanlar COVID-19 açısından risk altında kabul edilmelidir. Bazı çalışmalarda dikey geçişten söz edilmektedir. Bu nedenle, önleme ve enfeksiyon kontrolüne yönelik stratejiler geliştirmek için COVID-19'un morbidite, mortalite, perinatal, maternal ve fetal açıdan hamile kadınlar ve yenidoğanlar üzerindeki etkisini anlamak çok önemlidir. Bu çalışma ile gebeliğinde COVID-19 enfeksiyonu geçiren anne bebeklerinin kardiyak etkilenmesinin olup olmadığının araştırılması amaçlanmaktadır. Bu çalışmada, 2021-2022 yılları arasında Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Çocuk Kardiyoloji ve Neonatoloji Bilim Dalı'na başvuran, gebelikte COVID-19 tanısı alan anne bebekleri kardiyolojik olarak değerlendirilmiştir. Başvuruda fizik muayene, kalp sesleri, ekokardiyografi (EKO) ve elektrokardiyografi (EKG) parametreleri değerlendirildi. Verilerin istatistiksel analizi, SPSS 27,0 paket programı (IBM SPSS, Chicago, IL, USA) kullanılarak yapıldı. İstatistiksel olarak p<0,05 olduğu durumlar anlamlı kabul edildi. Gebeliğinde COVID-19 enfeksiyonu geçiren anneden doğan 31 bebeğin %41,9'u (n=13) kız, %58,1'i (n=18) erkekti. Gebeliğinde COVID-19 enfeksiyonu geçirmeyen anneden doğan 32 bebeğin ise %56,3'ü (n=18) kız, %43,8'i (n=14) erkekti. Cinsiyet açısından gruplar arasında anlamlı fark yoktu (p=0,256). Gebeliğinde COVID-19 geçiren annelerin bebeklerinin %25,8'i (n=8) prematür, %74,2'si (n=23) matür; gebeliğinde COVID-19 geçirmeyen annelerin bebeklerinin ise %15,6'sı (n=5) prematür, %84,4'ü (n=27) matürdü. Bebeklerin doğum haftası ile annelerin gebeliğinde COVID-19 geçirme durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p=0,318). Yenidoğan dönemde bebeklerde semptom varlığı ve yenidoğan döneminde yoğun bakım ünitesine yatış durumu ile annelerin gebeliğinde COVID-19 enfeksiyonu geçirme durumu arasında fark yoktu. Gruplar arasında bebeklerin doğum ağırlığı açısından fark yoktu (p=0,896). Bebeklerin kilo alım hızları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p=0,123). Bebeklerin yoğun bakım ünitesinde yatış süresi ile annelerin gebeliklerinde COVID-19 geçirme durumu arasında anlamlı fark tespit edilmedi. EKO'da bakılan parametrelerin değerlerinin, gebelikte COVID19 geçiren ve geçirmeyen annelerin bebeklerinde benzer olduğu tespit edildi (p>0,05). COVID-19 geçiren ve geçirmeyen anneden doğan bebeklerin EKG'lerinde ölçülen P dalgasının maksimum değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p=0,048). EKG'de ölçülen diğer değerlerin her iki grupta benzer olduğu, aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı tespit edildi (p>0,05). İntrauterin COVID-19 maruziyeti ve dikey geçişle ilgili veriler hala yetersizdir. Literatür taramasında gebeliğinde COVID-19 geçiren anne bebekleri ile ilgili yeterli veriye rastlayamadık. Bu nedenle daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır. Ancak çalışmamızda intrauterin kardiyak etkilenmeye rastlanmadı.

AnnelerBebeklerCOVID 19+6
Tuba Özdemir Cevizci
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bilgisayarlı tomografi görüntülerinde superior turbinate ve komşu etmoidal yapıların anatomik varyasyonlarının endoskopik sinus cerrahisi açısından incelenmesi

Amaç: Çalışmamızda concha nasalis superior (CNS) ve concha nasalis media (CNM), fossa olfactoria (FO), sinus sphenoidalis (SS) gibi komşu yapıların morfometrik ölçümlerinin yapılması, morfolojik varyasyonlarının tespit edilmesi ve elde edilen verilerin klinikte endoskopik sinus cerrahisi açısından öneminin literatür eşliğinde belirlenmesi amaçlandı. Yöntem: Bu çalışmada 18-80 yaş aralığındaki toplam 153 hastaya ait (76 erkek, 77 kadın) bilgisayarlı tomografi (BT) görüntüleri retrospektif olarak incelendi. CNS ve komşu yapılarına ait morfometrik ölçümler BT görüntüleri üzerinde aksiyal, koronal ve sagital düzlemlerde gerçekleştirildi. Concha bullosa superior (CBS) ve sinus sphenoidalis (SS) hacim ölçümleri ise 3D-SLICER yazılımı ile ölçüldü. Bulgular: Solda CBSU ölçüm değeri kadınlarda erkeklere göre anlamlı derecede yüksek bulundu. CNSU ölçüm değeri sağ tarafta sola göre anlamlı derecede daha yüksek bulundu. Sol SSPH ölçüm değeri 1. yaş grubunda diğer iki yaşa grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek bulundu. Sol CBSU parametresi FOP'nin 1A2B tipinde anlamlı derecede daha yüksek bulundu. Sol SSPH parametresi FOP'nin 1A2B tipinde anlamlı derecede daha düşük bulundu. Sağda SSPH parametresi, CBM'nin Bülböz tipinda anlamlı derecede yüksek bulundu. CBS pnömatizasyon tipi ile CNSU, CBSU, CBSG, CBSH, SSPH değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edildi. SS pnömatizasyonu ile FO pnömatizasyonu, septum nasi pnömatizasyonu (SNP), concha bullosa superior (CBS) arasında kuvvetli pozitif korelasyon tespit edildi. Sonuç: Mevcut çalışmamızın sunduğu verilerin özellikle endoskopik prosedürlerde radyologlara ve cerrahlara tanı ve tedavide faydalı olacağı düşüncesindeyiz. Anahtar kelimeler: Bilgisayarlı tomografi, Concha nasalis superior, Fossa olfactoria, Sinus sphenoidalis, Pnömatizasyon.

AnatomiFossa olfactoriaMorfometri+3
Ahmet Safa Gökşan
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sistemik skleroz hastalarında epikardiyal yağ volümü ile parankim bulgularının karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada sistemik skleroz (SSc) hastalarında epikardiyal yağ volümlerinin, interstisyel akciğer hastalığı (İAH) varlığı ve akciğer tutulum bulguları tarafından belirlenen hastalığın şiddeti ve yaygınlığı ile ilişkisi olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu şekilde epikardiyal yağ volümünün akciğer tutulum bulguları tarafından belirlenen hastalık şiddeti açısından potansiyel bir görüntüleme bulgusu olarak kullanılıp kullanılamayacağının da belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Romatoloji polikliniğine 01.01.2020 ile 30.06.2022 tarihleri arasında başvurmuş olan 45 (40 kadın, 5 erkek, ortalama yaş 53,4) SSc hastası ve yine aynı tarihler arasında polikliniğe başvuru yapmış ve herhangi bir romatolojik hastalık tanısı ve koroner arter hastalığı tanısı konulmayan 30 (25 kadın, 5 erkek, ortalama yaş 51,033) hasta kontrol grubu çalışmaya dahil edildi. Hasta dosyalarından ve hastanenin elektronik bilgi sisteminden elde edilen hastalara ait demografik, klinik ve laboratuvar özellikler retrospektif olarak değerlendirildi. Çekilen Toraks BT görüntülerinde saptanan akciğer parankim bulgularına göre hesaplanan, akciğer tutulum skoru olarak Warrick skoru için gerekli veriler kaydedildi ve skor hesaplandı. Çekilen Toraks BT görüntülerinde epikardiyal yağ volümü ölçümü ücretsiz ve halka açık 3D Slicer programı kullanılarak yapıldı. Çekilen Toraks BT'de saptanan ek bulgular kaydedildi. Bulgular: SSc hastalarının 25'inde (%55) BT'de İAH saptandı. İAH olan hastaların yaş ortalaması 58, İAH olmayan hastaların yaş ortalaması 47,65 olarak bulundu. İAH olan hastaların yaş ortalamasının, İAH olmayan hastalara ve kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu saptandı. Warrick skoru kullanılarak skorlanan, en sık görülen parankim bulguları septal/subplevral çizgilenmeler (%96) ve plevral kenarlarda düzensizlik (%96) idi. BT'de en sık saptanan İAH formu nonspesifik interstisyel pnömoni (%84) idi. Çalışmamızdaki hastaların skorlarının ortalaması şiddet skoru için 5,88 ± 2,53837, yaygınlık skoru için 6,8 ± 1,73205, alveolar indeks için 1,32 ± 1,81934, fibrozis indeksi için 11,36 ± 4,10163, total Warrick skoru için 12,68 ± 3,90214 olarak bulundu. Epikardiyal yağ volümü ortalaması SSc hastalarında 72,4441 ± 45,26306 cm³, İAH olan hastalarda 84,8191 ± 48,90193 cm³, İAH olmayan hastalarda 56,9754 ± 35,64222 cm³ kontrol grubunda 41,7268 ± 21,79251 cm³ olarak saptandı. SSc hastalarında ölçülen epikardiyal yağ volümleri kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p<0,001). İAH olan hastalardaki epikardiyal yağ volümlerinin, İAH olmayan hastalara ve kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptandı (p<0,001). Epikardiyal yağ volümleri ile İAH'nin şiddet skoru, yaygınlık skoru, total Warrick skoru, alveolar indeks ve fibrozis indeksi ile arasında anlamlı korelasyon saptanmadı (p>0,05). İAH olan grupta total Warrick skoru ile hastanın kreatinin değeri (0,7268 ± 0,16155 mg/dL) arasında orta derecede pozitif anlamlı korelasyon saptandı (r=0,403, p=0,045). İAH olan grupta anti-scl 70 antikor pozitifliği (%80), İAH olmayan gruba göre (%30) anlamlı olarak daha fazla bulundu (chi-square=10,90, p<0,001). İAH olan grupta en geniş özofagus çapı (28,68 ± 13,03112 cm), kanda lökosit sayısı (8,9752 ± 3,36933 10^3/uL), kanda nötrofil sayısı (6,44 ± 2,8482 10^3/uL), kanda platelet sayısı (302,44 ± 89,03795 10^3/uL), modifiye Rodnan cilt skoru (22,2 ± 13,94931), ekokardiyografi ile ölçülen pulmoner arter basıncı (38,36 ± 10,18937 mmHg) ve tanı yaşı (52,12 ± 12,02192), İAH olmayan gruptaki en geniş özofagus çapına (16,15 ± 5,67798 cm), kanda lökosit sayısına (6,6585 ± 1,74847 10^3/uL), kanda nötrofil sayısına (4,3715 ± 1,59150 10^3/uL), kanda platelet sayısına (247,7 ± 74,70651 10^3/uL), modifiye Rodnan cilt skoruna (12,45 ± 10,40989), ekokardiyografi ile ölçülen pulmoner arter basıncına (31,4 ± 6,97665 mmHg) ve tanı yaşına (43,85 ± 11,41686) göre anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda artmış epikardiyal yağ volümleri ile SSc varlığı arasında ve sistemik sklerozlu hastalarda görülen İAH varlığı arasında anlamlı istatistiksel ilişki bulunmuştur. Ancak akciğer parankim tutulumunun şiddeti ve yaygınlığı ile epikardiyal yağ volümleri arasında bu çalışmada korelasyon saptanmamıştır. Anahtar Kelimeler: Sistemik Skleroz, Epikardiyal Yağ Volümü, Epikardiyal Adipoz Doku, İnterstisyel Akciğer Hastalığı, Bilgisayarlı Tomografi

Adipoz dokuAkciğer hastalıkları-interstisyelEpikardiyal yağ dokusu+2
Cemile Garipoğlu
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Polikistik over sendromu olan hastalarda kornea katmanlarının konfokal mikroskop ile değerlendirilmesi

Amaç: Polikistik over sendromu (PKOS) tanılı hastalarda kornea tabakalarında meydana gelen değişiklikleri konfokal mikroskop ile değerlendirmek ve göz yaşı düzeyindeki değişiklikleri ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem: Meram Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğinde PKOS tanılı 41 hasta ve 22 sağlıklı olgu kontrol grubu olarak çalışmaya dâhil edildi. Olguların tek gözü değerlendirildi. Tek merkezli, prospektif bir klinik araştırma olarak gerçekleştirildi. Tam bir oftalmolojik muayeneden sonra, hastalara oküler yüzey hastalık indeksi anketi (OYHİ) uygulandı. Zaman aralıkları en az bir saat olacak şekilde sırayla gözyaşı kırılma zamanı (GKZ) ve Schirmer-I testi yapıldı. İn vivo Konfokal mikroskopla (IVKM) kornea tabakaları değerlendirildi. Automated CCMetrics software, v 2.0 programı (University of Manchester, UK) ile sinir lifi analizi ve bu kesitlerden manuel sayımla dentritik hücre analizi yapıldı. Elde edilen sonuçlar gruplar arasında istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 25,07 ± 4,84 yıl ve kontrol grubunun yaş ortalaması 24,09 ± 3,87 yıl olup aralarında istatistiksel fark yoktu. PKOS grubunda Schirmer-I ve anterior stromal keratosit düzeyi kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük tespit edildi (sırasıyla; p=0,002; p=0,020). PKOS ve kontrol grupları arasında GKZ skor sonucunda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük saptandı (p<0,001). PKOS grubunda dendritik hücre sayısı kontrol grubuna göre istatistiki olarak daha yüksek, kornea sinir lifi dansitesi daha düşük tespit edildi (sırasıyla; p<0,001; p=0,044). Sonuç: PKOS'da oküler yüzey etkilenmesiyle kuru göz belirtileri oluşabilir. Ayrıca hormonal dengenin değişmesi ve kronik inflamasyon kornea katmanlarını etkileyebilir. Bu nedenle PKOS olgularında oftalmolojik muayenelerde ve yapılacak oküler girişimlerde bu değişikliklikler göz önünde bulundurulmalıdır.

Göz hastalıklarıGözyaşlarıKornea+2
Rüveyda Baloğlu
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesine başvuran hastalarda siberkondri ve sağlık okuryazarlığı düzeylerinin değerlendirilmesi

Amaç: Siberkondri genel olarak "sağlık ve tıbbi web sitelerini ziyaret ederek sağlığının durumu ile ilgili asılsız endişe duymak" olarak tanımlanmaktadır. Sağlık okuryazarlığı ise bireylerin sağlık risklerini azaltmak ve yaşam kalitelerini artırmak için, sağlıkla ilgili bilgi ve kavramları aramaya, anlamaya, değerlendirmeye ve kullanmaya yönelik sahip olduğu beceriler olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada amaç Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesine başvuran hastalarda siberkondri şiddeti ve sağlık okuryazarlığı düzeylerinin belirlenmesi, hastaların sosyodemografik özellikleri ile siberkondri ve sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkinin ortaya konmasıdır. Gereç ve yöntem: Bu çalışma 2022-2023 akademik yılları arasında yapılmış tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Çalışmaya Meram Tıp Fakültesi Hastanesine herhangi bir nedenle başvurmuş 18-65 yaş aralığındaki 381 hasta dahil edildi. Hastalarla yüz yüze görüşme sağlanarak ve sözlü onamları alınarak anket formları dolduruldu. Anket formu; sosyodemografik bilgi formu, Siberkondri Şiddeti Ölçeği Kısa Formu (SSÖ) ve Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği- Kısa Formu (SOY)'dan oluşmaktaydı. Elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences for Windows) 22 programı kullanılarak analiz edildi. p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Katılımcıların %32,54 (n=124)'ü erkek, %53,28 (n=203)'i yüksekokul/üniversite eğitim düzeyinde ve %49,34'ü halen çalışmaktaydı. Hastaların ortalama yaşı ise 32,55±11,0 (min=18 maks=65) yıl idi. Katılımcıların %46,19'u (n=176) hekiminden tetkik istediklerini, %46,71(n=178)'sı COVID-19 nedeniyle internet sağlık araştırmalarının arttırdığını ifade etti. Hastalık ve şikayetleri ile ilgili internette her zaman araştırma yapanların oranı %57,48 (n=219), bazen araştırma yaptığını ifade edenlerinki ise %23,88(n=70) idi. İnternette sağlıkla ilgili edinilen bilgilere güvenmeyenlerin oranı %33,85 (n=129), emin olmayanların da %48,81 (n=186) idi. Hastaların toplam %91,59 (n=349)'u sosyal medya kullanmaktaydı. Eğitim düzeyi ilkokul-ortaokul olanların siberkondri şiddeti, hem lise mezunu olanlardan (p=0,033) hem de eğitim düzeyi yüksekokul-üniversite olanlardan (p=0,010) daha düşük idi. Dahili bölümlere kıyasla cerrahi bir bölüme başvurmuş olanların (p=0,045), hastane ve doktor seçiminde internetten yararlanmayanlara göre yararlananların (p=0,011), şikayetiyle ilgili internette araştırma yapmayanlara göre yapanların (p<0,001), internetteki sağlıkla ilgili bilgilere güvenmeyenlere göre güvenenlerin (p<0,001), hekiminden tetkik istemeyenelere göre isteyenlerin (p=0,010), hekim önerisi dışında ilaç kullanmayanlara göre kullananların (p=0,002), COVID-19'dan etkilenmeyenlere göre etkilenmiş olanların (p<0,001), tanısı konulmamış bir hastalığı olduğunu düşünmeyenlere göre düşünenlerin (p=0,032) siberkondri şiddeti ölçeğinden aldığı puan daha yüksek idi. Sağlık okuryazarlığı ise evli olanlara göre bekar olanlarda (p=0,004), cerrahi bölümler değil de dahili bir bölüme başvurmuş olanlarda (p=0,022), tanısı konulmamış bir hastalığı olduğunu düşünenlere göre olmadığını düşünenlerde (p=0,002) ve genel sağlığını daha iyi tanımlayanlarda (p=0,004) daha yüksek idi. Sağlık okuryazarlığı ile siberkondri şiddeti arasında p=0,001 anlamlılık düzeyinde ve düşük derecede (r=-0,165) negatif bir korelasyon vardı. Sonuç: Sağlık okuryazarlığı ile siberkondri arasındaki negatif ilişki vardır ve bu ilişkinin büyük oranda internetteki bilgi kirliliğinden kaynaklandığını düşünmekteyiz. Sağlık okuryazarlığı genel sağlığını daha iyi tanımlayan ve bir hastalığı olmadığını düşünenlerde daha yüksekti. Ayrıca sağlık okuryazarlığının; siberkondrinin azalmasıyla ve internetin erken kullanılmaya başlanmasıyla artacağı görüldü. Siberkondriyi azaltmanın en iyi yolu ise sağlık okuryazarlığını arttırmak, internet kullanımını azaltmak veya bilinçli kullanımı teşvik etmek, internetin güvenilir bir bilgi kaynağını olmadığını öğrenmek/öğretmek ve hekime olan güveni arttırmaktan geçmektedir. Anahtar kelimeler: Siberkondri, sağlık okuryazarlığı, internet bilgi kirliliği

BilgiBilgi kirliliğiHasta başvurusu+4
Muhammed Tahir Teken
Necmettin Erbakan University
2023
00