
109
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Ekonomik veriler kullanılarak Türkiye'nin uzun dönem elektrik talebi tahmini
Elektrik enerjisi giderek küreselleşen ve kaynakların kısıtlanmasıyla Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde elektrik tüketiminin arz-talep dengesini sağlayabilmesi için tüketimin temeline inerek, sosyal ve ekonomik faktörler göz önünde bulundurulmalıdır. Bu durum bize uzun dönem yük tahminin değerlendirilmesiyle uzun vadeli projelerde kullanılmak üzere bir referans verecektir. Böylece uzun dönem yük tahminleri elektrik tüketimlerinin geniş zaman olarak planlanmasına olanak sağlamaktadır. Elektrik tüketiminin önceden bilinerek elektrik enerjisi üretmek imkânsız olduğundan gerçek değere en yakın değerler baz alınmaktadır. Bu değerlerin elde edilmesi farklı yöntemlerle gerçekleştirilebilir. Bu tez çalışmasında Türkiye'nin 2030 yılı elektrik enerjisi tüketimi yapay zekâ yöntemleri ve regresyon analizleriyle 1960-2021 nüfus, elektrik tüketimi, enflasyon, işsizlik, GSYH, büyüme, TÜFE ve dış borç verileri kullanılarak 2022-2030 yılları elektrik tüketimi tahmin edilmiştir.
Oksijen ve sıcaklığın reaktif magnetik alan sıçratma yöntemiyle büyütülen çinko oksit ince filmlere etkisi
Çinko oksit (ZnO), yarı iletken endüstrisinde gösterdiği saydam iletken oksit (SİO) özelliği ile hızla gelişmekte olan optoelektronik teknolojisinde sıklıkla kullanılan bir malzemedir. Bu tez çalışmasında, reaktif radyo frekans magnetik alan sıçratma yöntemi ile büyütülen ZnO ince filmlerin büyütme esnasında ortamda bulunan oksijen ve alttaş sıcaklığına bağlılığı yapısal ve optik özellikleri açısından değerlendirilmiştir. Yapılan X-ışınları kırınım deseni analizleri sonucunda elde edilen bulgular incelendiğinde bütün filmlerin yüksek yönelime sahip hekzagonal wurtzite yapısında olduğu ve bunun O2 miktarına bağlı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, Raman spektrumları da wurtzite yapısının varlığını doğrulamaktadır. Aynı zamanda tüm örneklerin yüksek geçirgenliğe sahip olduğu ve film kalınlıklarının sıcaklık artışı ile azaldığı tespit edilmiştir. Alan etkili taramalı elektron mikroskobu (FE-SEM) ve atomik kuvvet mikroskobu (AFM) sonuçları ise filmlerdeki taneciklerin oda sıcaklığında, 100 oC'de ve 200 oC'de çok değişmediği ancak 300 oC sıcaklıkta büyütülen filmlerin homojen olmayan tanecik büyümesi sergilediği tespit edilmiştir. Ancak, bu durum O2 arttıkça azalmaktadır. Bütün filmler için optik bant boşluğu ⁓3.25 eV olarak tespit edilmiştir. Yapılan bu çalışma, optoelektronikte oldukça sık kullanılan ince film çinko oksit yapılarına ilişkin kapsamlı bir optimizasyon sunmuştur.
Akıllı şehir uygulamaları için kablolu haberleşme şebekesinin incelenmesi
Daha Sonra Doldurulacaktır.Hızlı kentleşme ve verimli kentsel hizmetlere olan talebin artmasından dolayı şehirlerin akıllı ve sürdürülebilir varlıklara dönüştürmesi için inovatif teknolojileri olan çalışmaları hızlandırdı. Bu teknolojiler arasında Nesnelerin İnterneti (IoT), akıllı veri odaklı karar vermeyi sağlamak için çeşitli cihazları ve sistemleri birbirine bağlayan umut verici, yaşamı kolaylaştırıcı ürün olarak ortaya çıktı. Özellikle, bu çalışmada incelenen IoT'nin kablo altyapı ağlarıyla olan entegrasyonu, gelişmiş kentsel ortamlar yaratmak için önemli bir potansiyele sahiptir. Bu tez, çağdaş şehirlerdeki IoT tabanlı kablo altyapı ağının oluşturulabilmesi için IoT ile altyapı şebekesinin yakınsamasını, bundan meydana gelebilecek etkileri, altyapı zorluklarını ve gelecekteki yönlerini araştırmayı amaçlamaktadır. Araştırma, kapsamlı bir literatür taraması, vaka çalışmaları ve performans değerlendirmesini kapsayan kapsamlı bir yaklaşım benimsemiştir. Literatür taraması, IoT ve kentsel bağlamlardaki uygulamalarının derinlemesine incelenmesini sağlar. Şehirlerdeki IoT tabanlı kablo altyapı ağları üzerine mevcut araştırmaları analiz ederek, boşlukları ve çözülmemiş sorunları belirleyerek teorik temeli oluşturur. Tez, kent ortamlarında yürütülen vaka çalışmaları aracılığıyla, IoT tabanlı kablo altyapı ağlarının gerçek dünyadaki örneklerin uygulanabilirliğini araştırmaktadır. Vakalar, araştırmalar yoluyla veri toplanmasının ardından nicel ve nitel yöntemler kullanılarak veri analizini içerir. Bulgular, IoT teknolojilerinin kablo altyapı ağlarına yerleştirilmesinin pratik yönlerine ve bunların kentsel hizmetler ve toplum yaşam kalitesi üzerindeki etkilerine yeni çözümler ortaya koymaktadır. IoT tabanlı kablo altyapı ağlarının performans değerlendirmesi, güvenilirlik, ölçeklenebilirlik, verimlilik gibi temel ölçütlere odaklanmaktadır. Tez, bu parametreleri değerlendirerek, bu ağların kentsel zorlukları ele almadaki ve çağdaş şehirlerin ihtiyaçlarını karşılamadaki etkinliği hakkında fikir ortaya koymaktadır.
Gıda endüstrisi yan ürünleri ve atıklarının ekmek ve makarnanın fonksiyonel özelliklerinin geliştirilmesinde kullanımı
Çalışmanın ilk aşamasında; gıda endüstrisinde atık olarak çıkan 12 farklı yan ürünün (elma, enginar, karpuz, kavun, limon, muz, nar, patlıcan, portakal, sarımsak, soğan ve üzüm) çeşitli fiziksel ve kimyasal özellikleri (renk, nem, kül, protein, yağ, karbonhidrat, enerji, serbest asitlik, su ve yağ tutma kapasitesi, emülsiyon kapasitesi) belirlenmiş ve bu yan ürünlerin 4 farklı dozu (% 0, 5, 10 ve 15) buğday ununa ilave edilerek hamurun reolojik özellikleri (farinograf ve ekstensograf) incelenmiştir. Reolojik analizler sonucu üstün bulunan 5 farklı yan ürünün (elma, karpuz, portakal, üzüm ve muz) 3 farklı dozu kullanılarak (% 0, 5 ve 10) ekmek ve makarna üretimi gerçekleştirilmiştir. Üretilen ekmek ve makarna örneklerinin çeşitli fiziksel, kimyasal, teknolojik ve fonksiyonel özellikleri belirlenmiştir. Hammaddeler içerisinde en yüksek kül içeriği muz yan ürünlerinde (% 17.95 KM); en yüksek protein içeriği karpuz yan ürünlerinde (% 18.16 KM), en yüksek karbonhidrat içeriği ise elma yan ürünlerinde (% 83.31 KM) görülmüştür. Bütün yan ürünlerin su ve yağ tutma kapasitelerinin buğday unu ve irmiğinden üstün olduğu tespit edilmiştir. Hamurların su kaldırma kapasitesi yan ürün ilavesiyle artmış ve en yüksek su kaldırma % 15 ikame oranında (% 76.81) görülmüştür. Hamur gelişme süreleri ikame oranı arttıkça uzamıştır. Hamur stabiliteleri yan ürünlere göre farklılık göstermiş olup en yüksek üzüm yan ürünleri ilaveli örneklerde (10.40 dk) ve % 10 ikame oranında (7.99 dk) görülmüştür. Hamurların 135. dakikadaki ekstensogramlarına göre en yüksek direnç elma (824.63 BU) ve karpuz (842.38 BU) yan ürünlerinde; en geniş uzayabilirlik muz (119.63 mm) ve enginar (121.25 mm) yan ürünlerinde; en yüksek enerji muz (100.13 cm2) ve elma (91.13 cm2) yan ürünlerinde görülmüştür. İkame oranı arttıkça hamurların dirençlerinin ve enerji değerlerinin azaldığı belirlenmiştir. Ekmek ve makarna üretiminde kullanılan 5 hammadde arasında en yüksek toplam besinsel lif (% 58.44), fenolik madde (8927.35 mg GAE/kg) ve antioksidan aktivite (3483.50 mg TE/kg) değerleri üzüm yan ürünlerinde görülmüştür. Hammaddeler arasında en yüksek fitik asit içeriği buğday irmiğinde (326.31 mg/100g) görülürken en düşük elma ve karpuz yan ürünlerinde tespit edilmiştir. Hammaddeler arasında en yüksek kalsiyum (444.02 mg/100g) ve potasyum (7850.21 mg/100g) değerleri muz yan ürünlerinde, en yüksek demir elma yan ürünlerinde (23.02 mg/100g), en yüksek magnezyum karpuz yan ürünlerinde (265.64 mg/100g), en yüksek çinko (1.35 mg/100g) ve fosfor (368.70 mg/100g) ise buğday irmiğinde ölçülmüştür. Gıda endüstrisi yan ürünleri ilave edilerek üretilen ekmeklerde elma yan ürünleri ilavesi en yüksek parlaklık değerleri; portakal yan ürün ilavesiyle ise en yüksek a* ve b* değerleri elde edilmiştir. Karpuz yan ürünleri ilaveli ekmeklerin spesifik hacim ve kabuk kalınlığı değerleri en yüksek; sertlik ve çiğnenebilirlik değerleri ise en düşük bulunmuştur. Yan ürünlerin ikame oranı arttıkça örneklerin spesifik hacim değerlerinin düştüğü, sertlik ve çiğnenebilirlik değerlerinin arttığı belirlenmiştir. Üzüm posası ilavesi ekmek örneklerinin elastikiyet değerlerini artırırken, tüm yan ürünlerde ikame oranı arttıkça elastikiyet değerlerinde düşüş tespit edilmiştir. Gıda endüstrisi yan ürünlerinin ikame oranının artmasıyla ekmeklerin nem, kül ve yağ değerlerinde artış, karbonhidrat ve enerji değerlerinde ise düşüşler belirlenmiş olup, protein değerlerinde değişiklik gözlenmemiştir (p>0.05). Ekmek örneklerine ilave edilen yan ürün oranı arttıkça örneklerin besinsel lif, toplam fenolik madde miktarı ve antioksidan aktivite değerlerimin arttığı, fitik asit içeriklerinin ise azaldığı görülmüştür. Mineral madde içeriği bakımından muz yan ürünü ilaveli ekmeklerin diğer örneklere kıyasla daha yüksek mineral madde içerdiği ve % 10 ikame oranının en yüksek değerleri verdiği belirlenmiştir. Makarna örnekleri renk değerleri bakımından incelendiğinde en yüksek L* b* ve SI değeri portakal yan ürünleri ilaveli örneklerde, en düşük renk değerleri ise muz yan ürünleri ilaveli örneklerde görülmüştür. En yüksek sıkılık değeri üzüm yan ürünleri ilaveli örneklerde görülmüş olup, diğer örnekler arasında önemli bir fark olmadığı (p>0.05) belirlenmiştir. Makarna örnekleri arasında en yüksek suya geçen madde miktarı karpuz ve portakal yan ürünleri ilaveli örneklerde görülmüştür (p>0.05). Makarna örnekleri için en yüksek protein, yağ, karbonhidrat ve enerji değerleri karpuz yan ürünleri ilaveli örneklerde belirlenmiştir. Makarna örneklerine ilave edilen gıda endüstrisi yan ürünlerinin ikame oranının artması besinsel lif, toplam fenolik madde miktarı ve antioksidan aktivite değerlerinin artmasına, fitik asidin ise azalmasına yol açmıştır. Makarnalarda en yüksek kalsiyum, potasyum ve çinko içeriği muz ilaveli örneklerde görülürken; en yüksek magnezyum ve fosfor içeriği karpuz yan ürünleri ilaveli örneklerde görülmüştür.
Yeşil sentezlenen altın nanopartikülün akciğer kanseri hücre hattında boyut etkisinin incelenmesi
Heterojen ve agresif fenotip gösteren küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK), dünya çapında kanserden ölümlerin en sık nedenidir. Tüm erkek ve kadın popülasyonlarında en yaygın ve en ölümcül malignite olarak bilinmektedir. Akciğer kanseri vakalarının çoğuna geç evrelerde teşhis konulmaktadır ve genel sağkalım oranları düşüktür. Akciğer kanseri tedavisinde cerrahi hala kullanılan temel yaklaşımdır; ancak çok sayıda hasta nüks ve ilaç tedavisi başarısızlığı nedeniyle ölmektedir. Cerrahiyi takiben kullanılan çoğu kemoterapötik ilaç hem kanser hem de sağlıklı hücrelerde sistemik sitotoksisiteye ve ciddi yan etkilere neden olmaktadır. Bu nedenle, yeni terapötik hedeflerin daha fazla araştırılmasına ihtiyaç artmaktadır. Yeşil sentezlenen altın naopartiküllerin (AuNP) moleküler çözünürlükte hücrelerle etkileşime girebilmesi ve üstün biyouyumluluk sağlaması nedeniyle yakın zamanda insanlarda akciğer kanseri tedavisinde potansiyel terapötik ajanlar olarak hizmet edebileceği öngörülmektedir. Diğer nanopartiküllere göre daha kararlı ve biyouyumlu metal nanopartikül olan AuNP'ler antifungal, antibakteriyel, antiviral ve antikanser aktiviteleri sayesinde tıpta yaygın olarak kullanılma potansiyeline sahiptir. Bununla birlikte COX-2 seçici inhibitör olan Celecoxib, kanserin tedavisi ve önlenmesinde önemli bir rol oynamaktadır. COX-2 inhibitörleriyle birlikte çeşitli antineoplastik ilaçların kullanılması kanser kontrolü ve tedavisi için umut vaat etmektedir. AuNP ve Celecoxib ajanının kombine tedavisinin akciğer kanserinde tümör baskılayıcı aktivitelere aracılık ederek tümör ilerlemesini inhibe etmek için potansiyel yeni bir stratejiyi temsil edebileceği düşünülmektedir. Bu kapsamda yapılacak olan çalışmalar akciğer kanseri ilerlemesinin önlenmesi ve tedavisine büyük ölçüde katkı sağlayacaktır. Bu tez çalışmasında yeşil sentez ile antikanser etkisi bilinen Orchis Spitzelii (Salep) bitkisinin kök kısmının sulu ekstrakt konsantrasyonu değiştirilerek farklı boyutlarda AuNP sentezi gerçekleştirilmiştir. Sentezlenen AuNP'ler UV-Vis, XRD, FT-IR, DLS, Zeta potansiyel, TEM ve FESEM-EDX yöntemleri ile karakterize edilmiştir. Artan dozlarda yeşil sentezlenen AuNP'ler, Orchis Spitzelii (Salep) bitki ekstraktı ve Celecoxib ajanı ile NCI-H441 insan akciğer kanseri ve HUVEC hücre hattı 24 saat boyunca muamele edilmiştir. NCI-H441 insan akciğer kanseri ve HUVEC sağlıklı hücre hattı üzerindeki sitotoksik etkileri hücre canlılık testi ile belirlenmiştir. Belirlenen IC50 dozları ile PPARγ sinyal yolağı ve anjiyogenez, invazyon, metastaz, yağ asidi metabolizması ile ilgili hedef genler olan CD36, TIMP2, MMP2, PGE2, COX-2 ve VEGFR2 gen ekspresyonlarındaki değişiklikler qRT-PCR ile incelenmiştir. Ek olarak EMT sürecinde yer alan MMP2 protein düzeyi değişimi Western Blot yöntemiyle incelenmiştir. Yeşil sentezlenen AuNP'lerin hücre canlılığı testi sonucunda boyutları küçüldükçe sitotoksisitelerinin arttığı, qRT-PCR sonucunda Ekstrakt ve Celecoxib ajanından daha iyi seviyede anjiyogenez ve EMT süreci ile ilişkili olan PPARγ, CD36 ve TIMP2 gen ekspresyonunu istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde upregüle ettiği ve MMP2, PGE2, COX-2 ve VEGFR2 genlerinin ekspresyonunu istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde downregüle ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Western Blot çalışması, gen ekspresyon çalışmalarıyla paralel olarak MMP2 protein düzeyinin istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde baskılandığını göstermiştir. Çalışma kapsamında tüm veriler değerlendirildiğinde yeşil sentezlenen AuNP'lerin arzu edilen şekilde NCIH441 akciğer kanseri hücrelerine kıyasla sağlıklı HUVEC hücrelerine karşı daha yüksek biyouyumluluk sergilediği belirlenmiştir. Yeşil sentezlenen AuNP'lerin, akciğer kanseri hücrelerinde MMP-2'nin indüklediği EMT'yi ve VEGFR2'nin indüklediği anjiyogenezi inhibe ettiğini ve metastazı önlediğini gösterdik. PPARγ'nın AuNP'ler ile aktivasyonu, mezenkimal belirteç olan MMP2 ekspresyonunu önlemektedir. AuNP'lerin düşük toksisite profiliyle birlikte verilerimiz, bu nanopartiküllerin metastazı inhibe etmek için potansiyel terapötik ajanlar olarak hizmet edebileceğini göstermektedir
Hemen hemen Riordan sıralarının dizi karakterizasyonu
Riordan sıraları ile ilgili pek çok araştırma yapılmıştır. Bu çalışmaların bazılarında Riordan sıralarının genelleştirilmeleri ve farklı formları verilmiştir. Bu tezde, Riordan sıralarının farklı formlarından biri olan hemen hemen Riordan sıraları göz önüne alınmıştır. Hemen hemen Riordan sıralarının $A$, $Z$ ve $\omega-$ dizilerinin üreteç fonksiyonları göz önüne alınarak, hemen hemen Riordan sıralarının dizi karakterizasyonları verilmiştir. Ayrıca, hemen hemen Riordan sırasının tersinin ve iki hemen hemen Riordan sırasının çarpımının dizi karakterizasyonu elde edilmiştir. Tezin son bölümünde ise hemen hemen Riordan sıralarının satır toplamının, alterne satır toplamının ve ağırlıklı satır toplamının üreteç fonksiyonları göz önüne alınarak hemen hemen Riordan sıralarının bir diğer karakterizasyonu elde edilmiştir.
PANC-1 insan pankreas kanseri hücre hattında biyolojik ve kimyasal olarak sentezlenen gümüş nanopartiküllerin HIF-1 sinyal yolağı üzerindeki etkilerinin araştırılması
Pankreatik duktal adenokarsinom (PDAC), en agresif ve ölümcül katı tümörler arasında yer almaktadır ve kansere bağlı ölümlerin dördüncü önde gelen nedeni olduğu bilinmektedir. Pankreas kanserinde erken belirti olmadığı ve her iki cinsiyette de ileri yaşlarda teşhis edilebildiği için yıllar geçtikçe sağkalım oranı düşmektedir. Pankreas kanseri tedavisinde geçtiğimiz yüzyılda cerrahi tekniklerin iyileştirilmesi, adjuvan ve neoadjuvan tedavilerdeki gelişmeler dahil olmak üzere dikkate değer ilerlemeler kaydedilmiştir. Fakat pankreas kanseri insidansı küresel olarak artmaktadır ve ölümcül bir hastalık olmaya devam etmektedir. Bundan dolayı ilerlemiş pankreas kanseri katı tümörlerini tedavi edebilmek için yeni terapötik ajanların geliştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Yeşil sentez aracılı gümüş nanopartiküllerin (AgNP), yakında insanlarda pankreas kanserini tedavi etmek için yeni kemoterapötik takviyeler veya ilaçlar olarak kullanılabileceği öngörülmektedir. Nanopartiküller, biyouyumlu oldukları ve geniş bir yüzey alanına sahip oldukları için çeşitli hastalıklar için etkili tekniklerin geliştirilmesinde kritik bir rol oynamaktadır. Özellikle bitki bazlı nanopartiküller, antibakteriyel aktivite, antikanser ve antiviral aktivite sergilediği için terapötik ilaçlar dahil olmak üzere tıpta yaygın olarak kullanılma potansiyeline sahiptir. Nanopartiküllerin biyolojik olarak sentezi, bitki özlerinin ve fizyolojik olarak aktif biyomoleküllerin her yerde bulunabilmesi nedeniyle kimyasal ilaçların kullanımına göre çok daha güvenilir bir yaklaşım olduğunu göstermektedir. Diğer nanopartiküllere oranla daha düşük maliyetli olan gümüş nanopartiküller son yıllarda, pankreas ve çeşitli kanserleri tedavi etmek için modern kemoterapötik ilaçlar olarak kullanılmıştır. Bu çerçevede yapılacak olan çalışmalar pankreas kanseri tedavisine büyük ölçüde katkı sağlayacaktır. Bu tez çalışmasında konvansiyonel yöntemlerden farklı olarak mikrodalga aracılı yöntem ile Crocus sativus (Safran) stigma kısmının ekstraktı kullanılarak biyolojik olarak gümüş nanopartikül sentezi gerçekleştirilmiştir. Biyolojik olarak sentezlenen AgNP ve ticari olarak satın alınan kimyasal AgNP'ler UV-Vis, TEM, FESEM-EDX, FTIR, XRD, DLS ve Zeta potansiyel yöntemleri ile karakterize edilmiştir. Panc-1 insan pankreas kanseri ve HEK293 hücreleri artan konsantrasyonlarda biyolojik olarak sentezlenen AgNP, ticari olarak satın alınan kimyasal AgNP ve Crocus sativus (Safran) stigma kısmının ekstraktı ile 24 saat boyunca muamele edilmiştir. PANC-1 insan pankreas kanseri ve HEK293 normal hücre hatları üzerindeki sitotoksik etkileri -4,5-dimetil-tiyazolil-2,5-difeniltetrazolyum bromür (MTT) testi ile belirlenmiştir. MTT testi ile IC50 dozu belirlendikten HIF1 transkripsiyon faktörü ve invazyon, metastaz, anjiyogenez, glikoz metabolizması ile ilgili hedef genleri olan VEGFA, FLT-1, GLUT1, Bcl-2 ve pro-apoptotik Bax genlerinde mRNA seviyesindeki değişiklikler qRT-PCR ile incelenmiştir. MTT testi sonucunda hücre proliferasyonunda doza bağlı olarak azalma, qRT-PCR sonucunda HIF-1 ve onun hedef genleri olan VEGFA, FLT-1, GLUT1, Bcl-2 gen ekspresyonlarında anlamlı bir şekilde azalma ve Bax geninde anlamlı bir şekilde artış tespit edilmiştir. Bu çalışmada gerçekleştirilen sentez, ucuz, tek adımda gerçekleşen ve çevre dostu bir yöntem olduğundan dolayı bitki aracılı sentez yaklaşımlarının AgNP'leri sentezlemek için daha güvenilir ve ekonomik bir yol olduğu tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda tüm veriler değerlendirildiğinde biyolojik olarak sentezlenen AgNP'lerin normal HEK293 hücrelerine kimyasal AgNP'lerden daha az toksik etki göstermeleri nedeniyle daha güvenli oldukları belirlenmiştir. Biyolojik olarak sentezlenen AgNP'ler, tümör ilerlemesinin agresifliğini ve şiddetini artıran hipoksi durumunda aktive olan HIF1 sinyal yolağı üzerinde etkili sonuçlar sergilediği için pankreas kanserinde radyasyon ve kemoterapi tedavilerine direnç gibi mevcut kanser tedavisinin eksikliklerini gideren umut verici bir antikanser ilacı olabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Antikanser aktivite, Crocus sativus (Safran), Gümüş nanopartikül (AgNP), Hipoksi, Mikrodalga aracılı biyolojik sentez, Pankreatik duktal adenokarsinom
Endüstriyel tarihi yapıların yeniden kullanımında ek yapı uygulamalarının mekansal analizi
Giriş: Mimari mekanlar, mimarinin temel ögeleridir ve belirli işlev çerçevesinde kullanıcılar için deneyim alanları oluşturur. Zamanın sürekliliği içinde değişen şartlar neticesinde değişen kullanıcı ihtiyaçlarına bağlı olarak mekânlar her ne kadar fiziki anlamda devamlılıklarını sürdürebilseler de karakteristik özelliklerini yitirmekte dolayısıyla bu durum işlevsel yetersizliklerle sonuçlanabilmektedir. Bu durumda mekanları yok saymak yerine özgünlüğünü koruyarak yeniden kullanıcılarla bağ kurmasını sağlamak daha sürdürülebilir bir yaklaşım olarak karşımıza çıkmaktadır. Endüstri devrimiyle sayıca artan ve hızla değişen teknolojik gelişmeler sonucunda işlevsel olarak kullanıcıların ihtiyaçlarını karşılayamayan endüstriyel yapılar da zamanla terk edilerek kullanım dışı kalan zamana yenik düşen mekanlardandır. Bir dönemin üretim ve yapı teknolojisini geçmişten günümüze yansıtan, geçmiş ile bugün arasında köprü kuran bu yapıların mekânsal devamlılıklarını sürdürmek amacıyla yeniden kullanımları sağlanmakta ve bu kapsamda verilen yeni işlevin gerektirdiği mekânsal ihtiyaçların mevcut yapıda karşılanamadığı durumlarda hacimsel artışlara gereksinim duyulmaktadır. Bu da ek yapı tasarımları ile çözümlenmektedir. Amaç: Tarihi endüstriyel yapıların yeniden kullanımlarının sağlanmasında yeni işlevin gerektirdiği ihtiyaçları karşılamak amaçlı yapılan ek yapıların, mevcut yapı ile plan düzleminde mekânsal ve biçimsel bağlamda kurduğu ilişkileri incelemek bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Ek yapının tarihi yapı ile kurduğu plansal ilişkinin yeni plan şeması üzerinde mekânın erişilebilirliği, okunabilirliği ve işlevselliğini olumlu veya olumsuz nasıl etkilediğinin çalışma kapsamında seçilen örneklerle irdelenmesi amaçlanmıştır. Kapsam: Bu amaçla ilk olarak tarihi endüstriyel yapı, yeniden işlevlendirme ve yeni ek kavramları kavramsal olarak incelenmiştir. Sonrasında tarihi yapılarda ek yapı tasarımlarının tasarım ölçütleri araştırılmıştır. Tasarım ölçütlerince çalışmanın yöntemi oluşturulmuş ve seçilen örnekler çerçevesinde mevcut tarihi yapı ve ekin kurmuş olduğu mekânsal ilişkiler analiz edilmiştir. Yöntem: Çalışmanın yöntemi iki aşamadan oluşmaktadır. İlk aşamada tasarım ölçütlerinden yola çıkılarak oluşturulmuş mekânsal analizler mevcut yapı-ek arasındaki biçimleniş, mekânsal kurgu, sirkülasyon ve bulunduğu bağlam çerçevesinde ele alınmıştır. İkinci aşamada, mekân dizim analizi (space syntax) programından yararlanılarak mevcut ve ekin kurmuş olduğu mekânsal örgütlenmenin işlevselliği analiz edilmiştir. Bulgular: Yapılan araştırmalar ve analizler ışığında tasarlanan ek yapıların mevcut yapıyla biçimleniş şekilleri doğrultusunda mekânsal kurgularının, sirkülasyon organizasyonlarının ve çevreyle ilişkilerinin değişkenlik gösterdiği görülmektedir. Dolayısıyla ek yapı tasarımlarında biçimleniş şekillerinin tasarım üzerinde mekânsal ve işlevsellik boyutunda etkili olduğu mekânsal bütünleşmeyi etkilediği söylenebilmektedir. Bu durum mekân dizim yöntemiyle de işlevsellik boyutunda kanıtlanmış ve grafiklerle açıklanmıştır. Sonuç: Tüm araştırmalar, değerlendirmeler ve analizler sonucunda; tarihi yapı ve ekin düşeyde, yatayda, iç içe veya mekân içinde mekân olacak şekilde biçimleniş gösterdiği ve her biçimleniş için farklı tasarım ölçütlerine dikkat edilmesi gerektiği görülmektedir. Düşeyde biçimlenen ek yapılarda dikey sirkülasyonu sağlayan çekirdekler çözümlemelerinin, yatayda biçimlenen eklerde mekanlar arası erişimi sağlayan koridor çözümlemelerinin, mekân içinde mekân oluşturarak biçimlenen eklerde bu ölçütlerin hepsine dikkat edilmesi gerektiği söylenebilmektedir.
İkili gri kurt optimizasyon algoritmasının ikili optimizasyon problemlerine uygulanması
Metasezgisel algoritmalar, optimizasyon problemlerinin çözümü için önerilen ve sıklıkla kullanılan yöntemlerdir. Günümüzde birçok zorlu probleme uyarlanmış ve başarıları tespit edilmiştir. Gri Kurt Optimizasyon Algoritması (GWO), yeni nesil metasezgisel yöntemlerden biridir. GWO, avantajlarından dolayı ortaya çıktığı günden bu yana pek çok farklı sorunun çözümü için önerilmiş ve başarısını kanıtlamıştır. Bu tez çalışmasında, ikili optimizasyon problemlerinin çözümü için GWO'nun yeni bir varyantı olan İkili Dinamik Gri Kurt Optimizasyon Algoritması (IDGKO) önerilmiştir. IDGKO'nun diğer ikili GWO yöntemlerinden farkı, sürekli arama uzayını ikili arama uzayına dönüştürmek için XOR lojik-kapı tabanlı operatörü kullanması ve orijinal GWO'daki üç baskın bireyin (alfa, beta ve delta) çözüm kalitesi üzerindeki etkisini belirlemek için geliştirilen dinamik katsayı yöntemine dayalı olmasıdır. IDGKO'nun, ikili optimizasyon problemlerini çözmede yerel arama ile küresel arama arasında bir denge kuran basit, uygulanabilir ve başarılı bir yöntem olması amaçlanmıştır. Önerilen IDGKO'nun başarısını ve doğruluğunu belirlemek için literatürde adından sıkça söz ettiren özellik seçimi (FS) ve NP-Hard problemlerin bir üyesi olan 0-1 sırt çantası problemi (0-1 KP) üzerinde testler gerçekleştirilmiştir. FS, veri madenciliğinde temel ön işleme adımlarından biri olup zorlu ikili optimizasyon problemleri arasında yer almaktadır. FS, performansı ve doğruluğu etkilemeden belirli bir veri kümesinden çok az etkisi olan özellikleri kaldırarak veri kümesini en iyi temsil edebilecek alt kümeyi belirleme işlemidir. 0-1 KP birçok farklı alanda etkin bir role sahip olup temel amacı, yüksek kar ve düşük maliyetle kaynakların verimli bir şekilde kullanılmasıdır. Önerilen yöntemin performansı, ilgili problem için literatüre kazandırılmış yakın tarihli ikili GWO algoritmaları ve farklı metasezgisel yöntemler dahil olmak üzere birçok algoritmanın performansı ile karşılaştırılmıştır. Deneylerde algoritmanın etkinliği ve tutarlığını tespit etmek adına, farklı boyutta ve özellikte birçok veri seti kullanılmıştır. Yapılan kıyaslamalar ve istatistiksel testler sonucunda, önerilen IDGKO'nun amacına uygun olarak etkili ve başarılı bir yöntem olduğu kanıtlanmıştır.
Derin öğrenme ve makine öğrenmesi yöntemleri ile hidroponik tarım
Günümüzde dünyamızın hızla artan nüfusu karşısında, hızla azalan ham madde ve besin gibi ihtiyaçların karşılanması için araştırmacılar yeni kaynak arayışlarının yanında var olan kaynakları daha etkin ve verimli kullanan çalışmalara da yöneldiler. İnsanlığın en büyük ihtiyaçlarından biri olan besin ihtiyacının karşılanmasında kullanılabilecek alternatif yöntemlerden biri olan hidroponik tarımın kullanımı gün geçtikçe daha popüler hale gelmiştir. Toprak yerine besin solüsyonlu su kullanılması, hava şartlarından etkilenmemesi, kapalı alanlarda uygulanabilmesi ve dikey yönlü olabilmesi hidroponik tarımı diğer tarım yöntemlerinden daha farklı kılan özelliklerdir. Bunun yanında bu tarım yönteminde toprak bulunmaması beraberinde daha çok gözlem ve gözetim ihtiyacını getirmektedir. Bu çalışmanın amacı, hidroponik tarımda verimin artırılması için gerekli olan gözlem ve gözetim ihtiyacının makine öğrenmesi ve derin öğrenme yöntemleri kullanılarak sağlanabileceğini göstermektir. Bu amaçla beş adet makine öğrenmesi ve derin öğrenme yöntemleri kullanılarak yapılan deneysel çalışmalarda hidroponik tarımın verimliliğinin arttırıldığı gözlemlenilmiştir. Derin öğrenme yöntemi %99,7 başarı ile diğer yöntemlere göre daha iyi sonuç elde etmiştir.