
112
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Hastanelerin yapım süreçlerinin çevresel sürdürülebilirlik açısından değerlendirilmesi ve yenilenebilir enerji uygulamalarının incelenmesi
Ülkemizde sağlık alanında kalite, verimlilik ve devamlık konularında devlet ve özel sektör eliyle yapılan yatırımlar son yıllarda ivme kazanmıştır. Hastane yapım ve faaliyet dönemlerinde yenilenebilir enerji sistemlerinin kullanılması çevresel sürdürülebilirlik açısından ulusal ve uluslararası mevzuat ve standartlar seviyesinde gerçekleştirilerek sağlık hizmetini güçlendirmektedir. Bu çalışmada Corbin ve Strauss'un Nitel Veri Analiz Yöntemlerinden Doküman Analizi Metodu kullanılarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı verileriyle Türkiye'de hastane yapımlarında yenilenebilir enerji uygulamalarının çevresel sürdürülebilirliği araştırılmış; uygulanabilen yaklaşımların basit simülasyon yöntemiyle hesaplanan enerji maliyetlerini ilk yatırım bedeli üzerinden işletme döneminde karşılayabileceği pay irdelenmiştir. Buna göre enerji ihtiyacının başta yatak kapasiteleri olmak üzere belirli kriterlere bağlı, değişik sürelerde kullanımı öngörülen ısı sistemlerince karşılanacağı ve bu kullanım miktarının tahmin edilen elektrik tüketiminden bağımsız olarak farklılık göstereceği görülmektedir. Hastane gibi su, elektrik ve ısıtma-soğutma tüketim bedelleri milyar lirayı bulabilen tesislerin, doğru yönetilen sürdürülebilir uygulamalarla kaynak sarfiyatlarını %30' a kadar düşürerek iklim değişikliğine etkilerini azaltılabileceği anlaşılmıştır. Araştırmalar, yenilebilir enerji yöntemlerinin kullanılmasının ya da kojenerasyon/trijenerasyon sistemleriyle enerji tasarrufunun sağlanarak yenilenebilir enerji sistemleri ile birlikte bir jeneratörün elektrik ürettiği hibrit sistemlerin uygulanmasının, yüksek kalite ve düşük maliyet başta olmak üzere birçok fayda sağladığını göstermektedir. Bu tür uygulamalarla enerjiyi verimli kullanmanın yanı sıra, fazla enerjinin şebekeye gönderilmesi veya daha sonra ihtiyaç halinde kullanılmak üzere uygun bataryalarda depolanması seçenekleri mümkün olabilmektedir. Sonuç olarak toplumun sağlıklı bir çevrede yaşam sürmesi için, fosil yakıt kullanımı azaltılarak kabul görmüş tüm standartlarla sürdürülen projelerde ülkemizin refahı çevreci politikaların gündemde tutulması ile sağlanabilecektir. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilirlik, Yenilenebilir enerji, Yeşil hastane
Konya kapalı havzası yerüstü su ve sedimentinde mikroplastikler, ilintili polisiklik aromatik hidrokarbonlar ve risk değerlendirmesi
Tez çalışmasında Konya Kapalı Havzasında yüzeysel suların kalitesini izlemek amacıyla Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen su kaynaklarından alınan su ve sediment numunelerinde mikroplastiklerin sayısı, morfolojik karakteristiği, rengi ve polimer türü belirlenmiştir. Su ve sediment örneklerinde tespit edilen mikroplastiklere ilintili (üzerine tutunmuş) 16 polisiklik aromatik hidrokarbon (PAH) bileşiğinin konsantrasyonları tespit edilmiştir. Su kaynaklarındaki PAH kirliliğinin kaynakları belirlenmiştir. Numune alınan su kaynakları, su alınan bölgeler ve Konya Kapalı Havzası için mikroplastik risk değerlendirmesi gerçekleştirilmiştir. Yüzeysel su kaynakları fiziko-kimyasal parametreler açısından iyi (sınıf II) ve orta (sınıf III) kalite su sınıfındadır. Mikroplastik sayısı 37 yüzeysel su kaynağında 1138-23444 MP/m3 , 24 sediment örneğinde ise 150-3510 MP/kg aralığında tespit edilmiştir. Havzadaki su kaynaklarında fiber (%51) ve fragment (%29) mikroplastik morfolojisinin baskın olduğu ve bunu sırasıyla film (%15), pellet (%12) ve foam (%4) şekilli mikroplastiklerin izlediği görülmüştür. Tespit edilen mikroplastiklerde şeffaf rengin baskın olduğu (%69) sonrasında ise beyaz, gri, mavi, siyah ve diğer renkli mikroplastiklerin bulunduğu gözlenmiştir. Tespit edilen mikroplastiklerin %34 oranında polietilen (PE), %25 oranında polipropilen (PP), %24 oranında cellophane (CP), %12 oranında polidien (PD), %5 oranında polikarbonat (PC) polimeri içerdiği tespit edilmiştir. Sedimentte tespit edilen mikroplastiklerin morfolojik karakterizasyonu, renk ve polimer türleri sularda tespit edilenlerle benzerlik göstermektedir. Numune alırken tarımsal alanlarda kullanılan plastik malzemelerin, yerleşim bölgelerinden kaynaklanan günlük hayatta kullanılan plastik atıkların uygunsuz şekilde su kaynakları etrafına atıldığı gözlenmiştir. Mikroplastik morfolojisinde baskın olarak tespit edilen fiber ve fragment mikroplastiklerin kentsel atık deşarjlarında ve evsel atıksulardan kaynaklı tekstil atıklarından, trafikten kaynaklı araç lastiklerinden, çevrede uygunsuz şekilde bırakılan plastik atıklardan kaynaklandığı düşünülmektedir. Yüzeysel sularda baskın olarak tespit edilen şeffaf ve beyaz renklerin ise Konya Kapalı Havzasında tarım faaliyetlerinin yoğun olarak gerçekleştirilmesi sebebiyle sera ve malçlama uygulamalarından kaynaklanabileceği düşünülmektedir. Yüzeysel sularda ve sedimentlerde tespit edilen mikroplastik miktarları ve polimer türleri için risk değerlendirilmesi sonucunda; kirlenme faktörü (CF) değerlerine göre Konya Kapalı Havzasından alınan yüzeysel suların %35'i orta, %27'si önemli derecede ve %38'i ise çok yüksek, sedimentlerin %25'i orta, %21'i önemli derecede ve %54'ü ise çok yüksek mikroplastik kirlenmesine maruz kalmaktadır. Kirlilik Yük Endeksi (PLI) açısından hem yüzeysel sular için hemde sedimentler için bütün numune bölgelerinin ve Konya Kapalı Havzasının mikroplastikler ile kirlenmiş (PLI > 1) olduğu tespit edilmiştir. Konya Kapalı Havzası yüzeysel su ve sedimentleri için polimerik risk değerlendirmesinde orta riskli (10 < H < 100) olarak değerlendirilmiştir. Konya Kapalı Havzası kirlilik risk endeksi değerlendirilmesinde yüzeysel sular açısından düşük riskli (PRI < 150), sedimentler açısından önemli derecede riskli (300 < PRI < 600) tespit edilmiştir. Yüzeysel sularda özellikle Niğde ve Ereğli bölgesinde kirlilik yük endeksi diğer bölgelere göre daha yüksek tespit edilmiştir. Sedimentlerde ise Hadim-Taşkent bölgesinin kirlilik yük endeksi diğer bölgelere göre daha yüksek tespit edilmiştir. Mikroplastik kirliliğinin önlenmesi için alınması gereken önlemler öncelikle bu bölgelere uygulanmalıdır. Mikroplastiklere ilintili toplam 16-PAH konsantrasyonu yüzeysel sularda 393-24755 ng/g aralığında, sedimentlerde 37.3-18323 ng/g aralığında tespit edilmiştir. Yüzeysel sularda phenanthrene, sedimentlerde ise phenanthrene, anthracene ve fluorene bileşikleri baskın olarak tespit edilmiştir. Konya Kapalı Havzasında yüzeysel sularda mikroplastiklere ilintili tespit edilen PAH bileşiklerin kaynakları evsel yakıt kullanımı, trafik kaynaklı dizel motorlar, petrol kirliliği ve fabrika emisyonları olarak tespit edilmiştir. Konya Kapalı Havzasındaki kirliliğin petrojenik kaynaklı olduğu belirlenmiştir. Günümüzde her alanda kullanılan plastikler artan kullanım miktarları ile önemli bir çevresel kirletici haline gelmiştir. Özellikle mikroplastik kirliliği ile ilgili mevcut durum değerlendirildiğinde Konya Kapalı Havzası su kaynaklarında acil önlemlerin alınması gerekmektedir. Öncelikle tek kullanımlık plastik ürünlerin kullanımının kısıtlanması ve plastik atıkların etkili bir atık yönetimi sistemi ile geri dönüşüm ve bertaraflarının sağlanması gerekmektedir. Mikroplastiklerin önemli bir kaynağı olan atıksular içinde yönetmeliklerde mikroplastikler ile ilgili deşarj sınır değerleri belirlenmelidir. Plastik kirliliğinin boyutları ve olası etkileri konusunda kamuoyu bilgilendirilmelidir. Ayrıca su kaynaklarındaki mikroplastikler ve mikroplastikler ile taşınan mikrokirleticilerin akıbeti, insan ve çevre sağlığı üzerine riskleri hakkında çalışmaların yapılması gereklidir.
Persea americana Mill. yapraklarından sentezlenen gümüş ve altın nanopartiküllerin biyolojik aktivitelerinin değerlendirilmesi
Nanoteknolojinin bilim ve teknoloji içerisinde multidisipliner bir alan olması sayesinde özellikle nanopartiküllerin üretimi ve kullanımı son zamanlarda yaygınlaşmaktadır. Ayrıca, dünyadaki değişimin bir sonucu olarak inovatif ve ekolojik olarak çevre dostu bilimsel yöntemlerin geliştirilmesine olan ilgi de artmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı, Persea americana Mill. (Avokado) yaprak ekstraktları aracılığıyla gümüş ve altın nanopartikül sentezi gerçekleştirmek ve sentezlenen gümüş ve altın nanopartiküllerin biyolojik aktivitesini incelemektir. Persea americana Mill., endüstriyel tarıma ihtiyaç duymadan doğal olarak yetişebilen ve aynı zamanda Akdeniz bölgesinde de kültürü yapılabilen bir bitkidir. Ayrıca içerdiği temel besinler ile hem meyveleri hem de yaprakları ile farmakolojik, kozmetik, diyetetik açıdan önemli bir yer tutmaktadır. Bundan hareketle yapılmış olan bu tez çalışmasında Persea americana Mill. (Avokado) yapraklarından su ekstraktı hazırlanmış, daha sonra yeşil sentez yaklaşımı ile gümüş ve altın nanopartikül sentezi gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre gümüş nanopartikül sentezi sonucunda sarıdan kahverengiye dönen çözelti rengi oluşmuş, altın nanopartiküllerde de altın sarısı renginden kırmızımsı renge dönüşen çözelti rengi gözlemlenmiştir. Nanopartikülleri yapısal ve morfolojik açıdan incelemek amacıyla ultra-viyole (UV-Vis) spektroskopisi, Fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FT-IR), taramalı geçirimli elektron mikroskopisi (STEM), X-ray difraktometresi (XRD), nanopartikül boyut ve Zeta potansiyeli ölçümü gibi çeşitli yöntemlerden yararlanılmıştır. Karakterizasyon bulgularına bakıldığında gümüş nanopartiküller genellikle küresel şekle sahip olan ve ortalama 12.18 ± 2.18 nm aralığında görülmekte iken altın nanopartiküllerin de küresel ve üçgen şekilli morfolojiye sahip ve ortalama 14.84 ± 3.99 nm boyutlarında olduğu tespit edilmiştir. Avokado yaprak ekstraktı ve yaprak ekstraktından sentezlenen gümüş ve altın nanopartiküllerin toplam fenolik ve toplam flavonoid madde tayininin yanı sıra toplam antioksidan kapasite (fosfomolibdat), DPPH, ABTS, CUPRAC, FRAP ve metal şelatlama gibi çeşitli metotlar kullanılarak antioksidan aktivite testleri gerçekleştirilmiştir. Yapılan antioksidan testlerinde gümüş nanopartiküllerin Fosfomolibdat aktivitesi 0.29 mmol TE/g, DPPH aktivitesi 20.94 mg TE/g, ABTS aktivitesi 25.66 mg TE/g, CUPRAC aktivitesi 61.39 mg TE/g, FRAP aktivitesi 41.99 mg TE/g olarak tespit edilmişken altın nanopartiküllerin ise Fosfomolibdat aktivitesi 0.05 mmol TE/g, DPPH aktivitesi 28.14 mg TE/g, ABTS aktivitesi 1.40 mg TE/g, CUPRAC aktivitesi 35.50 mg TE/g, FRAP aktivitesi 21.48 mg TE/g olarak belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar avokado yaprak ekstraktının ve ekstrakttan sentezlenen gümüş ve altın nanopartiküllerin antioksidan etkiye sahip olduğunu göstermiştir.
Farklı kurutma yöntemlerinin fındık proteini izolatlarının fizikokimyasal ve teknolojik özellikleri üzerine etkisi
Hayvansal kaynaklı proteinler, başta et ve et ürünleri olmak üzere temel anlamda protein ihtiyacımızı karşılayabilmektedir. Ancak tüketicilerin kolay ulaşılabilir, sağlıklı ve ekonomik gıdalara olan artan yönelimi ve özel tüketici tercihleri (veganlık/vejetaryanlık, dini inanışlar vb.) gibi sebepler özellikle son yıllarda hayvansal protein ikamelerini giderek cazip hale getirmiştir. Fındık önemli bir bitkisel protein kaynağı olarak görülmektedir. Bu çalışmada; soğuk pres ile yağı çıkarılan fındık küspesi alkali ekstraksiyon ve izoelektrik çöktürme metoduyla saflaştırılarak protein izolatı elde edilmiştir. Üretilen fındık proteini izolatları farklı kurutma yöntemleri ile kurutulmuştur. Bu amaçla, giriş ve çıkış sıcaklıklarının sırasıyla 180 ve 75°C olarak belirlendiği püskürtmeli kurutma (PK) yöntemi ve dört farklı sıcaklıkta (60, 70, 80 ve 90°C) uygulanan kırınım pencereli kurutma (KPK) yöntemi kullanılmıştır. Örneklerin kuru madde miktarı, su aktivitesi, protein içeriği, renk, çözünürlük (pH 1, 3, 5, 7 ve 9), parçacık boyutu, yoğunluk, su ve yağ tutma kapasitesi, yüzey hidrofobisitesi, emülsifikasyon (pH 1, 7 ve 9) ve köpürme (pH 1, 7 ve 9) özellikleri incelenmiştir. Protein izolatlarının çözünürlük, emülsifikasyon ve köpürme özellikleri değişen pH seviyelerine bağlı olarak farklı eğilimler göstermiştir. Her iki kurutma yönteminde de izoelektrik noktaya yakın olması sebebiyle pH 5'de minimum çözünürlük gözlemlenirken, pH 1'de PK ve KPK yöntemleri için sırasıyla %100 ve %98.30-66.58 değerleriyle maksimum çözünürlüğe ulaşıldığı belirlenmiştir. PK yöntemiyle kurutulan örneğin daha yüksek çözünme özelliği göstermesine ek olarak yüzey hidrofobisitesinin ve köpürme özelliklerinin de daha iyi olduğu saptanmıştır. Öte yandan KPK yöntemiyle kurutulan örneğin parçacık boyutu ve yığın yoğunluğu daha fazla bulunmuş olup, akışkanlık özelliklerinin ve emülsifiye edici özelliklerinin (pH 1 hariç) ise daha üstün olduğu belirlenmiştir. Su aktivitesi, protein içeriği, su ve yağ bağlama değerleri açısından iki kurutma yöntemi de benzer özellikte ürünler sunmuştur. Çalışmanın sonucunda uygulanan kurutma yöntemine göre fındık proteini izolatlarının farklı fizikokimyasal ve teknolojik özellikler gösterebildiği belirlenmiştir.
Türkiye'de dünya miras alanlanın sürdürülebilir yönetimi için ulusal bir rehber önerisi
Kültürel ve doğal varlıkların insanların ortak mirası sayılması fikri ile UNESCO tarafından hazırlanan Dünya Miras Sözleşmesi, mimari miras alanlarının sürdürülebilir korunması ve gelecek nesillere aktarılmasını hedeflemiştir. Sürdürülebilir korunma için gösterilen çaba ve çalışmaların sonucunda alan yönetimi kavramı ortaya çıkmış ve Dünya Miras Alanları için alan yönetim planının hazırlanması UNESCO tarafından zorunlu kılınmıştır. Böylece, çok paydaşlı ve dinamik bir süreç olan sürdürülebilir koruma sürecinin bir sistematiğe oturtulması amaçlanmıştır. Ayrıca, alan yönetim planı ile UNESCO tarafından belirlenen Üstün Evrensel Değere sahip koruma alanlarının şeffaf, katılımcı, dengeli ve döngüsel koruma politikaları ile koruma altına alınması hedeflenmiştir. Ülkeler, kültürel miras alanlarının sürdürülebilir korunmasını sağlamak için kendilerine özgü sosyal, kültürel ve ekonomik dinamiklerini gözeterek, mevcut koruma politikaları ve yasal mevzuatına uygun koruma sistematiği oluşturmalıdır. Bu sebeple hazırlanan bu çalışmada Türkiye'de yer alan Dünya Miras Alanlarının sürdürülebilir korunmasına katkı sağlayacak kapsayıcı ve sistematik bir yönetim planı rehberi önerilmiştir. Rehber hazırlanırken uluslararası ve ulusal kılavuzlar, standartlar, rehberler ve çalışmalar incelenmiş hazırlanan rehberin ana kriterleri belirlenmiştir. Türkiye'de hazırlanmış onaylı yönetim planları analiz edilmiş ve tespit edilen sorunlara çözüm önerileri getirilmiştir. Türkiye'nin koruma politikalarına uygun şeffaf, katılımcı, dengeli ve döngüsel sistematiğin kurgulandığı bir rehber hazırlanmıştır. Hazırlanan rehber önerisi İvriz kültürel peyzaj alanında test edilmiş, uygulanabilirliği sınanmıştır. Farklı alanlara özgü alternatif çözüm önerileri sunacak şekilde Türkiye özelinde geliştirilen rehber önerisi, alan yönetim planlarının hazırlanma süreçlerinin kısaltılması, katılımcı, şeffaf, uygulanabilir planlar hazırlanmasına olanak tanıması bakımından önemli ve gereklidir.
Optik koherans tomografi görüntüleri ile retinal hastalıkların evrişimsel sinir ağı kullanılarak teşhis edilmesi
Retina, görmeyi sağlayan ışığa ve renklere duyarlı ağ tabakasıdır. Retinadaki bozulmalar insanların yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Retinal hastalıkların tedavisinde gelişen teknolojiyle birlikte bilgisayarlı tanı sistemlerinin kullanımı oldukça yaygınlaşmıştır Retinada meydana gelen bozulmalar körlüğe varan ciddi sorunlara sebep olabilmekte ve retinada kalıcı hasarlar meydana gelebilmektedir. Retinal hastalıklar aniden veya yavaş yavaş görme kaybına, perdeli görüntüye, görüş alanında karanlık ve lekeli görüntüler oluşmasına neden olabilmektedir. Retinal hastalıklara erken teşhis konulması ve tedavi edilmesi büyük önem taşımaktadır. Retina tomografi görüntüleri, oftalmologlar tarafından retinal hastalıkları teşhis etmek ve gözde oluşabilecek kalıcı hasarların önlenebilmesi için kullanılmaktadır. Böylece erken teşhis ile yapılan tedaviyi kolaylaştırmış ve daha iyi klinik sonuçlar elde edilmesi sağlanmış olmaktadır. Bu çalışmada, retinal hastalıkların erken tespit edilmesi ve uygun tedavi yöntemlerinin uygulanabilmesi için Konvolüsyonel Sinir Ağları (CNN) kullanılarak bir derin öğrenme modeli önerilmektedir. Önerilen model ODIR-5K veri seti üzerinde uygulanmıştır. ODIR-5K veri seti üzerinde önerilen model veri ön işlemlerinden geçirilerek öncelikle görüntülerde farklı çözünürlük ve boyutlardaki görüntüler eşitlenmiş ardından çeşitli ön işlemlerden geçirilmiştir. Miyop, Hipertansiyon, Glokom, Yaşa Bağlı Maküler Dejenerasyon (YBMD), Diyabetik Retinopati (DR), Katarakt, normal ve diğer anormallikleri içeren sekiz farklı retinal hastalık verisi sınıflandırılmıştır. Ayrıca transfer öğrenme yöntemlerinin doğruluk (accuracy) oranı VGG19 (%98.16), ResNet50 (%98.86), Xception (%95.36), InceptionV3 (%98.2) ve önerilen evrişimli sinir ağı modeli için (%97.51) olarak elde edilmiştir. Önerilen model önceden eğitilmiş transfer öğrenme metotları ile karşılaştırıldığında Xception mimarisine kıyasla daha yüksek doğruluk değerine ulaşmıştır. VGG19, ResNet50 ve InceptionV3 mimarileriyle hastalık bazında kıyaslandığında katarakt, normal görüntüler ve diğer hastalıklara ait görüntülerin sınıflandırılmasında daha başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Önerilen derin öğrenme tabanlı ESA modeli retinal hastalıkların erken teşhis edilmesinde umut verici sonuçlara ulaşmıştır ve retinal hastalıkların sınıflandırılmasında kullanılabilir.
Modüler uzaylar ve modüler uzaylar üzerinde topolojiler
Tezimiz dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde metrik uzaylar ve modüler metrik ile ilgili genel bilgi verilerek matematikteki tarihsel gelişimi verilmiştir. İkinci bölümde metrik, metrik uzay, metrik uzayda yakınsaklık, metrik uzayda yuvarlar gibi temel tanımlar verilmiş. Üçüncü bölümde modüler ve modüler uzaylar tanıtılarak bazı önemli teoremler incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise metrik yakınsaklık ve metrik topolojisi ile modüler yakınsaklık ve modüler topoloji araştırılmıştır.
Yumuşak jelatin kapsül ile kanabidiol içeren kenevir tohumu yağı uygulaması için polikaprolakton modifiye salım sistemi geliştirilmesi
Kanabidiol (CBD); multiple skleroz, parkinson, anoreksiya, göz tansiyonu, kanser, ağrı, bulantı ve kusma, depresyon, insomnia, stres ve kaygı bozuklukları gibi çeşitli hastalıkların tedavisinde umut vadetmektedir. Fakat CBD'nin yüksek lipofilik özellikleri, kullanım ve dozlamayı zorlaştırmakta, dolayısıyla farmasötik olarak yararlanımını kısıtlamaktadır. Bu tez çalışmasının amacı, CBD'nin gıda takviyelerinde kullanılması için elverişli bir dozaj formu geliştirilmesi ve başarılı bir şekilde kapsüllenmesinin sağlanmasıdır. Nanopartiküller (NP), farklı molekül ağırlıklarına sahip polikaprolakton (PCL) polimerleri kullanılarak, ultrasonik homojenleştirici ve ultra-turrax ile emülsifikasyon çözücü buharlaştırma yöntemi ile sentezlenmiştir. Optimizasyon çalışmalarında, farklı molekül ağırlıklarının ve farklı üretim yöntemlerinin partikül boyutuna ve zeta potansiyeline etkileri değerlendirilmiştir. En uygun polimerin 14000 g/mol molekül ağırlığına sahip PCL olduğu bulunmuş ve 5 mg, 10 mg, 15 mg ve 30 mg CBD enkapsüle edilmiş PCL NP'ler ultrasonikasyon tekniği kullanılarak hazırlanmıştır. CBD enkapsüle NP'ler morfolojik ve yüzey özellikleri açısından karakterize edilmiştir. Plasebo NP'ler ve 5mg, 10 mg, 15 mg ve 30 mg CBD enkapsüle PCL NP için sırasıyla -23,37, -10,21, -9,62, -9,93 ve -9,40 mV'lik potansiyel değerleri tayin edilmiştir. Plasebo NP'ler ve 5 mg, 10 mg, 15 mg ve 30 mg CBD enkapsüle PCL NP'lerin sırasıyla ortalama 207,5 nm 227,2 nm, 225,5 nm, 227,7 nm ve 216,9 nm boyuta sahip oldukları belirlenmiştir. İki farklı pH değerinde (1,2 ve 7,4) CBD-PCL-NP'lerin in vitro salım çalışmaları gerçekleştirilmiştir. NP'lerin DSC analizi ile etken madde-polimer uyumluluğu ortaya çıkartılmıştır. Ayrıca FT-IR analizi sonuçlarıyla, CBD'nin NP'ler içine kapsüllendiği gösterilmiştir. CBD'nin çeşitli reseptörlerle etkileşiminin incelenmesi için moleküler yerleştirme yöntemi kullanılarak in silico analizleri yapılmıştır. Bu molekülün reseptörler üzerinde yapısal davranışları, afinitesi ve toksisitesi değerlendirilmiştir. PCL-NP'nin hücre içerisine alındığı ise Nil kırmızısı enkapsüle edilmiş NPlerin hücrelerin içerisinde birikimi gösterilerek ortaya koyulmuştır. Saf CBD'nin hücrelerin çoğalmaları üzerindeki etkisi ise L929 normal fibroblast hücreleri ve MCF-7 meme kanseri hücrelerinde 24, 48, 72 saat inkübasyon sonrası hücre canlılık analizi yapılarak ve IC50 değerleri hesaplanarak belirlenmiştir. Sonuçlar, CBD-PCL-NP'lerinin kenevir tohumu yağıyla birlikte, yumuşak jelatin kapsül formunda bir gıda takviyesi olarak geliştirilebileceğini göstermiştir. Gıda takviyesi uygulaması için kullanılmak üzere elde edilen kenevir tohumu yağının yumuşak jelatin kapsül formunda prototip üretimi gerçekleştirilerek ambalajlanmıştır. Kapsülün, uzun süreli CBD salımı yaparak serbest CBD tüketimine göre farmasötik avantajlara sahip olduğu söylenebilir.
Fil sürü optimizasyon algoritması kullanarak anfis parametrelerinin öğrenilmesi
Bulanık Sistem, bulanık mantık prensiplerine dayanan bir yapay zekâ ve denetim yaklaşımıdır. Geleneksel mantık sistemlerinden farklı olarak, doğrusal ve kesin kurallar yerine, bulanık kümeler, bulanık kurallar ve bulanık çıkarım mekanizmalarıyla çalışır. Karmaşık ve belirsiz sistemleri modellemek ve kontrol etmek için daha esnek bir yaklaşım sağlar. Özünde uzman tabanlı olan bulanık sistemlerin, parametreleri ayarlanırken her zaman uzmana ulaşmak mümkün olmayabilir veya büyük veri kümeleri karşısında yeterli doğrulukta parametreler belirlenemeyebilir. Bu sebeple makine öğrenmesi veya optimizasyon algoritmaları kullanılarak ilgili parametrelerin ayarlanması günümüzde rağbet gören bir araştırma konusu haline gelmiştir. Bu amaçla literatürde, giriş ve çıkışı olan eğitim veri kümesinden öğrenen Uyarlamalı Ağ Tabanlı Bulanık Çıkarım Sistemi'nin (ANFIS) sıklıkla kullanıldığı görülmüştür. Bu tez çalışmada, ANFIS parametrelerinin öğrenimi için Fil Sürü Optimizasyon (EHO) algoritması kullanılması önerilmiş ve ANFIS-EHO olarak adlandırılmıştır. EHO, lider filin doğru çözüme doğru ilerlediği ve takipçi fillerin onu takip ederek global bir arama yapabildiği fil sürü davranışını taklit eden meta-sezgisel bir optimizasyon algoritmasıdır. Önerilen yöntemin başarısı, dört adet lineer olmayan statik sistem kimliklendirilme problemi üzerinde ölçülmüştür. Deneysel çalışma olarak 4-9-16 bulanık kurallı ANFIS sistemine ait parametrelerinin öğrenilmesi EHO algoritması ile gerçekleştirilmiş, bu çalışma 30 kez tekrarlanmıştır. RMSE hata değerleri ve R2 değerleri raporlanmıştır. En iyi sonuçlar, tüm problemler için 16 Kurallı yapıda elde edilmiştir. ANFIS-EHO algoritmasının başarısını tartışmak için Genetik Algoritmalar ve Parçacık Sürü Optimizasyonu algoritmaları ile 16 Kurallı ANFIS yapısının parametreleri öğrenilmiştir. Her bir lineer olmayan statik sistem için algoritmalar 30 kez çalıştırılmış ve elde edilen sonuçlar Wilcoxon işaret sıra testi kullanılarak istatistikî olarak kıyaslanmıştır. Sonuçlara göre ANFIS-EHO algoritmasının daha başarılı ve tutarlı sonuçlar ürettiği görülmüştür.
Monojenik yarıgruplar üzerinde homomorfik çarpım grafı
Graf teorisi, karışık görünen problemlerin çözümünü basitleştiren geniş bir uygulama alanına sahiptir. Her bilim dalında kullanılan ve modellenmeyi kolaylaştıran bu teori sürekli olarak yenilenmektedir ve her zaman gerekliliklere cevap vermesini sağlamak için gerekli gelişmeleri takip etmektedir. Örnek olarak, sosyal medya ağlarındaki ilişki yapılarını inceleyebiliriz; cebirsel yapıları şekillere dönüştürürken anlamlandırmaya yardımcı oluruz. Bu çalışma 5 ana kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda graf teori ve graf parametrelerine ait bilgiler bulunmaktadır. İkinci kısımda graf teori üzerindeki uygulamalar ve monojenik yarı gruplar ile graf ilişkisi hakkında kaynak araştırmaları yer almaktadır. Üçüncü kısımda graf çarpımlarına yer verildi, bu çarpımlara ait örnekler verilerek parametreleri bulundu. Dördüncü kısımda, homomorfik çarpımda monojenik yarı gruplara ait özelliklerden bahsedilerek monojenik yarı grupların elemanları kullanılarak homomorfik çarpım grafları elde edildi. Elde ettiğimiz grafların bazı parametreleri bulundu. Beşinci kısımda, tartışma ve önerilere yer verildi.