
75
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Meme kanseri tanısı alan bireylerin manevi iyi oluşları ve destekleyici bakım gereksinimlerinin belirlenmesi
Meme kanseri tanısı alan bireyler hastalık sürecinde yaşadıkları sorunlar karşısında kendisini yalnız, amaç ve anlamdan yoksun hissedebilirler ve manevi ihtiyaçları ön plana çıkabilir. Meme kanseri tedavisi sürecinde hastaların destekleyici bakım gereksinimleri artabilir. Bu araştırma meme kanseri tanısı alan bireylerin manevi iyi oluşlarını ve destekleyici bakım gereksinimlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde olup, örneklemini Konya İli Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji kliniğinde Ekim 2022-Ocak 2023 tarihleri arasında yatarak ya da ayaktan kanser tedavisi alan 148 meme kanseri hastası oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından oluşturulan Tanıtıcı Bilgi Formu, Manevi İyi Oluş Ölçeği (FACIT-Sp-12) ve Destekleyici Bakım Gereksinimleri Ölçeği (DeBGÖ-KF 29Tr) kullanılmıştır. Veriler sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ortanca en yüksek değerler ve en düşük değerler ile özetlenmiştir. İki grup arasındaki farkın test edilmesi için normal dağılım sağlayan verilerde bağımsız gruplarda T testi, normal dağılım sağlamayan verilerde Mann Whitney U testi kullanılmıştır. İkiden çok grup arasında farkın test edilmesi için normal dağılım sağlayan verilerde ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), normal dağılım göstermeyen verilerde Kruskall Wallis testi yapılmıştır. Anlamlı farklığın belirlenmesi amacıyla yapılan ileri analizlerde normal dağılım gösteren verilerde Tukey testi kullanılmıştır. Ölçek puanlarının karşılatıldığı korelasyon analizlerinde normal dağılım gösteren verilerde Pearson Korelasyon analizi, normal dağılım göstermeyen verilerde Spearman Korelasyon analizi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Bu araştırmada meme kanseri tanısı alan bireylerin manevi iyi oluş ölçeği toplam puan ortalaması 37.50±7.08, destekleyici bakım gereksinimleri ölçeği toplam puan ortalaması 62,75±15,67 olarak bulunmuştur. Çalışma durumu ve hastalık sürecinde destekleyici bakıma ihtiyaç duyma durumu ile manevi iyi oluş arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0,05). Meme kanserli hastaların manevi iyi oluş düzeyi ile destekleyici bakım gereksinimleri arasında (r=-0,415) negatif yönlü zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak; meme kanserli bireylerin manevi iyi oluşlarının iyi düzeyde, destekleyici bakım gereksinimlerinin düşük düzeyde olduğu bulunmuştur. Bireylerin manevi iyi oluş düzeyi arttıkça destekleyici bakım gereksinimleri azalmaktadır. Meme kanseri tanısı alan bireylerin manevi ihtiyaçlarının tespit edilerek manevi bakımlarının sağlanması ve manevi iyi oluşlarının arttırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Destekleyici bakım gereksinimleri, Kanser, Manevi iyi oluş, Meme kanseri.
Adjuvan kemoterapi alan meme kanserli kadınlarda sanal gerçeklik gözlük uygulamasının anksiyete ve yorgunluğa etkisi: Ön test-son test randomize kontrollü çalışma
Araştırma, adjuvan kemoterapi alan meme kanserli kadınlarda sanal gerçeklik gözlük uygulamasının anksiyete ve yorgunluğa etkisini belirlemek amacıyla ön test son test, paralel grup randomize kontrollü tasarımda yapılmıştır. Araştırma, bir üniversite hastanesinin onkoloji polikliniğinin ayaktan tedavi ünitesinde yürütülmüştür. Örnekleme, blok randomizasyonla 33 müdahale, 33 kontrol grubuna olmak üzere toplam 66 hasta dahil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak, Tanıtıcı Bilgiler Formu, Durumluk Kaygı Ölçeği ve Kanser Yorgunluk Skalası kullanılmıştır. Araştırmanın uygulamasında, müdaha-le ve kontrol gruplarına kemoterapi öncesi ölçekler uygulanmış, müdahale grubuna dört adjuvan kemoterapi kürü boyunca sanal gerçeklik gözlüğü ile 30 dakika sahil ve doğa içerikleri izletil-miştir. Kontrol grubuna da standart bakım verilmiş sonrasında her iki gruba da ölçekler uygu-lanmıştır. Veriler Ekim 2021-Kasım 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmanın etik izni (07.07.2021/Karar sayısı: 12-66) ve kayıt numarası (Clinical Trial No: NCT05168696) alınmış-tır. Verilerin analizinde tanımlayıcı veriler ortalama, standart sapma, yüzde kullanılmış ve grup-ların değerlendirilmesinde bağımsız örneklem t testi, bağımlı örneklem t testi, varyans analizi, ki kare testinden yararlanılmıştır. Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması müdahale grubunda 53,42±9,25 yıl, kont-rol grubunda 51,42±8,53 yıl bulunmuştur. Hastaların sosyodemografik özellikler bakımından benzer dağılıma sahip oldukları belirlenmiştir (p>0,05). Müdahale grubunda, uygulama sonrası anksiyete puan ortalamalarının, ön test puan ortalamalarına göre azaldığı (p<0,05) ve ilk kürden son küre doğru zamanla anksiyete son test puan ortalamaları azaldığı belirlenmiştir (p<0,05). Ayrıca, müdahale grubunun anksiyete son test puan ortalamalarının dört kürde de, kontrol gru-bunun anksiyete son test puan ortalamalarına göre daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0,05). Müdahale grubunda tüm kürlerde yorgunluk ve alt boyutları son test puan ortalamaları, ön test puan ortalamalarına göre azalmıştır (p<0,05). Gruplar arası yorgunluk düzeyleri karşılaştırıldı-ğında ise müdahale grubunun 2. ve 3.kür son test yorgunluk puanlarının kontrol grubuna göre daha düşük olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Yorgunluk alt boyutlarında ise her kürde emosyonel yorgunluk, 2.kürde fiziksel yorgunluk müdahale grubunda daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0,05). Ayrıca, her kürde kontrol grubunun zamanla duygusal yorgunluk ön test puan ortala-malarının arttığı saptanmıştır (p<0,05). Araştırmada, sanal gerçeklik gözlüğü uygulamasının meme kanseri olan hastalarda ank-siyeteyi ve alt boyutları ile yorgunluğu azaltmada etkili olduğu belirlenmiştir. Anksiyete ve yor-gunluğu azaltmada önerilen sanal gerçeklik gözlüğünün kullanılması önerilmektedir. Bu nedenle sanal gerçeklik gözlüğü kullanımının hastalara tanıtılmasının sağlanması, kullanımının hastala-rın tercihine sunulması önerilmektedir.
Alzheimer hastalarında farklı bilişsel yük koşullarının spatiotemporal yürüyüş parametreleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bu çalışmada Alzheimer hastalarında ve aynı yaş grubundaki bilişsel olarak sağlıklı bireylerde; farklı bilişsel yük koşullarının spatiotemporal yürüyüş parametreleri üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğu karşılaştırılarak araştırıldı. Çalışmamıza 17 Alzheimer hastası ile 20 bilişsel olarak sağlıklı birey dahil edildi. Çalışma Necmettin Erbakan Üniversitesi, Karatay Belediyesi ve Türkiye Alzheimer Derneği işbirliği ile hizmet veren Konya Alzheimer Gündüz Yaşam Merkezi'nde gerçekleştirildi. Çalışmadaki olguların Sosyo-demografik Bilgileri alındı ve olgulara Mini Mental Durum Testi (MMDT), Süreli Kalk ve Yürü Testi (SKYT), Tinetti Denge ve Yürüme Testi (TDYT) ve Spatiotemporal Yürüme Analizi uygulandı. Spatiotemporal Yürüme Analizi vücut üzerinde taşınabilen bir akselerometre yardımıyla yapıldı. Olgulara üç farklı yürüme görevi verildi: bilişsel görev olmadan yürüme, düşük bilişsel görev koşulu olarak tanıdıklarının (yaşadığı çevredeki kişilerin) isimlerini söyleyerek yürüme, yüksek bilişsel görev koşulu olarak 100'den geriye doğru 3 çıkararak yürüme. Çalışma sonuçları incelendiğinde; Alzheimer grubunun, kontrol grubuna göre MMDT, TDYT Denge ve TDYT Yürüme puanları anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,05). SKYT puanları ise Alzheimer grubunda anlamlı derecede yüksek tespit edilmiştir (p<0,05). Yapılan üç farklı yürüme testinde de yürüme süresi ve adım süresi değerleri kontrol grubuna göre Alzheimer grubunda anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Kadans, yürüme hızı ve çift adım uzunluğu parametre değerleri ise Alzheimer hastalarında anlamlı derecede düşük saptanmıştır (p<0,05). Yürüme döngüsünü oluşturan duruş fazı yüzdesi, salınım fazı yüzdesi, çift destek yüzdesi ve tek destek yüzdesi değerleri, yapılan yürüme testlerinde Alzheimer ve kontrol grupları arasında tutarsız sonuçlar göstermiştir. Görevler arası değişimlerde; yürüme hızı ve çift adım uzunluğu, Alzheimer hastalarında kontrol grubuna kıyasla daha fazla azalırken (p<0,05), yürüme süresi değerleri ise Alzheimer grubunda anlamlı derecede yüksek saptanmıştır (p<0,05). Kadans, adım süresi, duruş fazı yüzdesi, salınım fazı yüzdesi, çift destek yüzdesi ve tek destek yüzdesi değerleri açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Elde edilen sonuçlara göre, yürüme görevine bilişsel bir görev eklemenin, her iki grupta da spatiotemporal yürüme parametrelerinde değişikliğe yol açtığını ve bazı parametrelerdeki kötüleşmenin Alzheimer hastalarında daha fazla olduğunu ifade edebiliriz. Anahtar Kelimeler: Alzheimer hastalığı, bilişsel görev, ikili görev, spatiotemporal parametre, yürüme testi.
Koroner anjiyografi yapılan hastalarda algılanan stresin kaygı düzeyleri ile ilişkisi ve etkileyen faktörler
Bu araştırma; koroner anjiyografi yapılan hastalarda algılanan stresin kaygı düzeylerini ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmaya, Ağustos-Ekim 2022 tarihleri arasında Konya'da bir üniversite Hastanesinde araştırma kriterlerine uyan 190 hasta alınmıştır. Veriler Hasta Tanılama Formu, Algılanan Stres Ölçeği ve Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, değişkenlerinin birbiri ile ilişkilerini incelemek için pearson korelasyon analizi kullanılmış ve anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edilmiştir. Araştırmaya katılanların, yaş ortalaması 61,2±12,4, %68,4'u erkek, %90,5'i evli, %64,2'si ilköğretim mezunu ve %56,3'ü anjiografi işlemini ilk defa yaptırmıştır. Ailede kalp rahatsızlığı öyküsü olma ve anjiografiye yönelik eğitim almanın stress durumunu, eğitim seviyesi, gelir durumu ve sağlık çalışanlarından girişime yönelik eğitim almanın ise kaygı durumunu etkilediği bulunmuştur. Algılanan Stres düzeyi ile sürekli kaygı düzeyleri arasında pozitif yönde düşük düzeyde ve anlamlı bir ilişki olduğu (r=0,218 p=0,002), durumluluk kaygı düzeyleri arasında ise ilişki olmadığı bulunmuştur (r=0,124 p=0,088). Sonuç olarak Koroner anjiyografi yapılan hastalarda algılanan stres ve kaygı düzeyleri orta düzeyde bulunmuştur. İleri teknolojiye rağmen, işleme bağlı stres ve kaygının ortadan kaldırılması yeterince tatmin etmemektedir. Bu nedenle hemşirelerin hastalarda oluşan strest ve kaygının azaltılmasına yönelik girişimler planlaması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, kaygı, koroner anjiyografi, stres.
Alzheimer hastalığı hücre hattı modelinde mitokondri spesifik antioksidan MitoQ'nun mitokondriyal disfonksiyon üzerindeki etkinliğinin araştırılması
Ortalama yaşam süresinin uzamasıyla beraber, toplumda nörodejeneratif hastalıkların insidansında bir artış görülmektedir. Bu durum hem bireylerin yaşam kalitelerini olumsuz olarak etkilemekte hem de sağlık sektörü için büyük bir yük teşkil etmektedir. Demansın yaygın görülen bir formu olan Alzheimer hastalığı (AH) nöronların erken ölümüyle ilişkili progresif bir hastalıktır. Günümüzde yaklaşık 36 milyon insanın etkilendiği AH'nin, 2050 yılında 115 milyon insanı etkilemesi beklenmektedir. AH genetik ve çevresel faktörlerle tetiklenebilen bir hastalıktır. AH'li hastaların yaşam kaliteleri hastalığın ilerlemesiyle büyük ölçüde düşmekte ve hastalar bakıma muhtaç hale gelmektedir. Hatta ileri evrede beyin fonksiyonlarının önemli ölçüde hasara uğramasıyla beraber, bu hastalar kaybedilmektedir. AH tedavisinde kullanılmak üzere 1998 yılından itibaren 244 ilaç çalışması yapılmış olup bugün yalnızca donepezil, rivastigmin, galantamin ve memantin tedavide kullanılmaktadır. Bu ilaçlar AH belirtilerinin yavaşlatılmasına yöneliktir. AH'nin ortaya çıkmasında geçerli olduğu düşünülen 5 hipotez bulunmaktadır. Bunlar; kalıtsal olarak aktarılması, asetilkolin sentezinde azalma, beyinde Amiloid-beta (Aβ) plak birikiminin nörotoksik etkileri, hiperfosforile tau nedeniyle beyinde nörofibril yumaklarının oluşumu, mitokondri dinamiklerinde ve fonksiyonlarında bozulmalardır. Aβ plakları nöronlar arası komünikasyonu bloke ederek, tau yumakları ise hücre içine esansiyel moleküllerin ve besinlerin girmesini engelleyerek etki gösterirler. Mitokondri disfonksiyonu AH'nin erken evrelerinde ortaya çıktığından hastalığın sebebi olabileceği üzerinde durulmakta ve hastalığın erken teşhisi ve tedavisine imkan sağlayabileceği düşünülmektedir. Mitokondri kendi genetik materyalini taşıyan bir organeldir. Mitokondriyal DNA (mtDNA) solunum zincirinde elektron taşınması için gerekli 80 proteinden 13'ünü kodlamaktadır. AH'de bazı mitokondriyal fonksiyonların etkilendiği gösterilmiştir. Bu fonksiyonlardan bazıları glukoz metabolizmasında azalma, mitokondriyal enzimatik hasar ve ROS üretimindeki artıştır. Mitokondri dinamiklerinde saptanan değişimler ise; mitokondriyal füzyon ve fizyon dengesinde bozulma, mitokondrinin aksonlar üzerindeki taşınmasında azalma, hücre içi mitokondri oranında düşüş ve morfoloji bozulmalarıdır. Bu tez çalışmasında ülkemizde yaygın olarak görülen nörodejeneratif hastalıklardan biri olan AH'nin mekanizmasının tanımlanmasına katkıda bulunmak, mitokondri disfonksiyonu ile AH'nin patogenezi arasındaki ilişkinin açığa çıkarılması ile potansiyel terapötik hedefler ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu amaçla SH-SH5Y nöroblastoma hücrelerinde Aβ42 agregatları ile AH modeli geliştirilmiştir. Mitokondri hedefli yeni nesil bir antioksidan molekül olan MitoQ uygulanarak, Aβ42'nın sebep olduğu oksidatif stresin ortadan kaldırılması hedeflenmiştir. Yapılan analizler sonucunda, MitoQ'nun antioksidan özelliği sayesinde Aβ42'nin hücreler üzerindeki olumsuz etkilerinde ve mitokondri disfonksiyonu üzerinde iyileşme sağladığı gösterilmiştir.
Öğrencilerin dijital oyun bağımlılığının obezite mevcudiyeti ve LGS başarısı ile ilişkisinin incelenmesi
Dijital oyun bağımlılığı (DOB); oyun oynama isteği ve ayrılan süre üzerinde kişinin kontrolünü kaybetmesiyle, bu aktivitenin diğer sorumlulukların ihmali seviyesinde kişinin hayatında yüksek öncelik haline gelmesi olarak tanımlanabilir. Bu çalışmada lise 1. sınıf öğrencilerinin katılımıyla; DOB'un, Liselere Geçiş Sistemi Sınavı (LGS) başarısı ve obezite mevcudiyetine etkisinin değerlendirmesi amaçlandı. Araştırma kesitsel türde tasarlandı. Araştırmanın evrenini Konya'nın Meram ilçesinde bulunan liseler oluşturmaktadır. Meram ilçesinde 13 tanesi özel lise, 8 tanesi de LGS puanına göre öğrenci kabul eden lise olmak üzere 39 lise arasından basit rastgele yöntemle seçilen; LGS puanı ile öğrenci alan 4 lise ve LGS puanından bağımsız öğrenci alan 5 lise olmak üzere toplam 9 lisede, 417 adet lise 1. sınıf öğrencisinden 2022 yılının mayıs ayında, Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nden gerekli izinler alınmak suretiyle, veriler yüz yüze toplandı. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından literatürdeki benzer çalışmalar incelenerek derlenen veri toplama formu ve "Çocuklar İçin Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği (ÇİDOBÖ)" kullanıldı. LGS puanı ile "dijital oyun oynamaya yönelik aşırı odaklanma ve çatışma" alt faktörü (r=0,144, p=0,003) ve "oyun süresinde tolerans gelişimi ve oyuna yüklenen değer" alt faktörü (r=0,108, p=0,027) arasında düşük seviyede pozitif bir korelasyon saptandı. LGS puanı ile öğrenci kabul eden 4 okul ile LGS puanına bakılmadan yerleşilen 5 okulda ÇİDOBÖ ile alt faktörleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık tespit edilmedi. BKİ grubuna göre ÇİDOBÖ ve alt faktörleri arasında istatistiksel farklılık tespit edilmedi. Öğrencilerin %3,4'ü ÇİDOBÖ'ye göre normal, %13,4'ü bağımlı ve %1,2'si yüksek düzeyde bağımlı grupta yer almaktaydı. Öğrencilerin BKİ ve ÇİDOBÖ grupları arasında farklılık tespit edilmedi. Erkek öğrencilerde, kız öğrencilere kıyasla daha yüksek düzeyde DOB görüldü. LGS puanı ile ÇİDOBÖ'nün "dijital oyun oynamaya yönelik aşırı odaklanma ve çatışma" ile "oyun süresinde tolerans gelişimi ve oyuna yüklenen değer" isimli iki alt faktörü arasında düşük seviyede korelasyon olduğu belirlendi. Obezite mevcudiyeti ile DOB arasında bir ilişki tespit edilmedi.
Yoğun bakım hastalarında kitap dinlemenin uyku kalitesi ve yaşam bulguları üzerine etkisi
Uyku yoksunluğu yoğun bakım hastalarında sık görülen ve iyileşmeyi etkileyen problemlerden bir tanesidir. Bu nedenle uyku yoksunluğuna sebep olan faktörlerin etkilerini azaltmak iyileşmenin hızlanmasında büyük öneme sahiptir. Bu çalışma, yoğun bakım hastalarında kitap dinlemenin uyku kalitesi ve yaşam bulguları üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada ön test son test desende yarı deneysel bir tasarım kullanılmıştır. Çalışma Konya'da bir Devlet Hastanesi Dahiliye Yoğun Bakım Ünitesinde Ocak-Haziran 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. 28 kontrol, 28 müdahale olmak üzere toplam 56 hasta örneklem büyüklüğünü oluşturmuştur. Veriler Tanımlayıcı Özellikler Formu, Uyku Değerlendirme Formu ve Richard Campbell Uyku Ölçeği (RCUÖ) kullanılarak toplanmıştır. Çalışmada ilk gün müdahale ve kontrol gurubuna standart bakım ve rutin tedaviler uygulanmıştır. İkinci gün müdahale grubuna hikâye dinletilmiş kontrol grubuna ise standart bakım devam ettirilmiştir. Çalışmanın etik kurul izni, kurum izni hastaların onamları alınmıştır. Veriler SPSS 25.0 paket programı kullanılarak tanımlayıcı özellikler (ortalama, standart sapma, sayı ve yüzdelik dilim) şeklinde verilmiştir. Ayrıca homojenlik Levene, normallik varsayımları Shapiro-Wilk testi ile incelenmiştir. Verilerin analizinde, Ki Kare testi, Mauchly testi, Mann Whitney U testi, Sphericity Assumed testi, Huynh-Feldt testi, Greenhouse Geisser testi, mixed design varyans analizi ve Bonferroni- Dunn testi kullanılmıştır ve anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edilmiştir. Çalışmada kontrol grubu yaş ortalaması 60,18±12,23, müdahale grubu yaş ortalaması 58,96±11,54 olarak bulunmuştur. İki grubunda demografik özellik, hastalık bilgisi ve uyku durumu benzer dağılım gösterdiği görülmektedir (p>0,05). RCUÖ skorları incelendiğinde kontrol grubunun ön test puan ortalaması 19,61±7,34, son test puan ortalaması 15,36±7,87 olduğu, müdahale grubunun ölçek puan ortalamasının ise ön test 18,04±7,21, son test, 53,04±13,42 olduğu belirlenmiştir. Yaşam bulguları zaman grup etkileşiminde nabız ve kan basıncında anlamlılık bulunmuş olup ateş ve solunum sayısında ise değişiklik gözlenmemiştir. Grup içi değerlendirmede ise müdahale grubunun son test sonuçları ön test sonuçlarından daha düşük olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, yoğun bakım hastalarında kitap dinlemenin uyku kalitesini arttırdığı ve yaşam parametrelerinde olumlu sonuçlar oluşturduğu tespit edilmiştir. Sonuçlar doğrultusunda, yoğun bakımda kitap dinleme faaliyetlerinin arttırılması, hastalara uyku saatlerinde dinleyebilecekleri çeşitli hikâye seçenekleri sunularak hastanın bakıma dahil edilmesi, bu tür müdahalelerin hemşire eğitimleri ile desteklenmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, kitap dinleme, uyku kalitesi, yoğun bakım.
Hemşirelerde motivasyon ve iş doyumunun ekip çalışması ile ilişkisi
Bu çalışma, hemşirelerin motivasyon ve iş doyumunun ekip çalışması ile ilişkisini belirlemek amacı ile yapılmış olan tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte bir çalışmadır. Bu çalışmanın örneklemini, Konya ili Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi hastanesinde çalışan 288 hemşire oluşturmuştur. Araştırmada verilerin toplanmasında; Sosyo-demografik Bilgi Formu, Hemşirelerde Motivasyon Ölçeği (HİMO), Hemşirelerde İş Doyumu Ölçeği (HİDO), Ekip Çalışması Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmaya katılmayı kabul eden hemşirelere yüz yüze görüşme yöntemi ile veriler toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, SPSS Statistics 22 programı kullanılmıştır. Katılımcıların %72,6'sı kadın, %55,2'si 18-29 yaş aralığında ve %63,9'u evli olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre, çalışmaya katılan hemşirelerin iş motivasyonu ölçeğinden aldıkları toplam puan ortalaması 61,22 ±8,89, iş doyumu ölçeği puan ortalamalarının 3,37 ± 0,62, ekip çalışması tutum ölçeğinden aldıkları puan ortalaması ise 109 ±15,33 olduğu saptanmıştır. İş motivasyonu ve iş doyumunu etkileyen faktörlerin çalışma statüsü, çalışma şekli, çalışma yılı olduğu bulunmuştur. Vardiyalı ya da gündüz çalışma şekli diğer ölçeklerde olduğu gibi ekip tutumu düzeyi üzerinde etkili faktör olarak tespit edilmiştir. İş motivasyonu düzeyi, iş doyumu düzeyi ve ekip çalışması tutum düzeyi arasında pozitif ve orta seviyede anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Sağlık hizmetinde hastalara kaliteli ve güvenli hasta bakımının sağlanması için motivasyonu ve iş doyumu yüksek hemşirelere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle hemşirelerin etkinlik ve verimliliğin artırılmasında önemli iki kavram olan motivasyon ve ekip çalışması ile ilgili görüş, öneri ve tutumlarının geçerli-güvenilir ölçme araçları ile değerlendirilmesi ve motivasyon artıracak uygulamalara yer verilmesi gerekmektedir. Ayrıca, ekip çalışması ve motivasyon konularını içeren eğitim programları düzenlenerek hemşirelerin bu konuda bilinçlenmeleri sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: İş doyumu, iş motivasyonu, ekip çalışması tutumu, hemşire
Yenidoğan yoğun bakım hemşirelerinin yenilikçi yaklaşımları ve etkileyen faktörler: Niteliksel bir çalışma
Yenidoğan yoğun bakım üniteleri, hasta profilleri ve çalışma ortamı nedeniyle yenilikler konusunda önde gelen alanlardan biridir. Bu nedenle bu çalışma, yenidoğan yoğun bakım hemşirelerinin yenilikçi yaklaşımları ve bunu etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Kalitatif yöntem ve fenomenolojik desende tasarlanan araştırmanın çalışma grubunu 25 hemşire oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında uzman görüşü esas alınarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Veriler çevrimiçi yöntemle, sesli veya görüntülü görüşmeler şeklinde Ekim 2021- Mart 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin analizi MAXQDA Analytics Pro2022 programı kullanılarak yapılmıştır. Hemşirelerin ifadeleri doğrultusunda bulgular dört ana tema, 10 alt tema ve 32 koddan oluşmaktadır. Ana temalar 1) yenilik fikrinde kişisel dinamikler (özel hayatta yeniliğe karşı duruş, yeni bir fikir için kullanılan kaynaklar), 2) yenilik fikrinde kurumsal faktörler (kuruma güven, yenilik fikri karşısında yönetici duruşu, yenilik fikrini meslektaşlarla paylaşma), 3) mesleki hayatta yeniliğe bakış (yenilikçi yaklaşımın hemşirelik mesleğine etkisi, yenilik fikirleri) ve 4) yeniliğin hayata geçmesindeki engeller (kurumsal engeller, bireysel engeller, fikirlerin ifadesinde yaşanan engeller) olarak dört ana başlık altında toplanmıştır. Hemşirelerin yeni bir ürün veya fikir geliştirmediği, var olan süreçleri iyileştirmeye yönelik fikirlerinin olduğu, yenilikçilik ile ilgili bir eğitim almadıkları bulunmuştur. Hemşirelerin yeniliğe olumlu baktıkları ve yeniliklerin mesleği profesyonelleştireceğini düşünerek meslek imajını geliştireceğini düşündükleri görülmüştür. Hemşirelerin yenilikçi fikirlerini ifade etmede yaşanan engellerin iletişim sorunları, hekim egemen ortam ve fikirlere değer verilmeme gibi durumlar olduğu görülmüştür. Hemşirelerin yeni bir ürün veya fikir geliştirmeleri için, yenilikçilikle ilgili eğitimlerin müfredata eklenmesi, hemşirelerin fikirlerini ifade edebilecekleri uygun ortamların oluşturulması, hemşirelerin yeniliklere teşvik edilmesi ve desteklenmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: İnovasyon, hemşire, niteliksel çalışma, yenidoğan, yenilikçi yaklaşım.
Fissura orbitalis superior ile orbital yapıların anatomik ilişkilerinin bilgisayarlı tomografi görüntülerinde morfometrik olarak değerlendirilmesi ve klinik önemi
Amaç: Orbita endoskopik yaklaşımlarında cerrahi planlamaya yardımcı, önemli anatomik yapılardan olan fissura orbitalis superior (FOS) ve canalis opticus'un (CO) morfometrik ölçümlerinin çok kesitli bilgisayarlı tomografi (ÇKBT) ile incelenmesi, yaş ve cinsiyete göre değerlendirilmesi planlandı. Elde edilen bulgular, literatür bulguları ile karşılaştırılarak anatomik ve klinik değerlendirmelere katkıda bulunulması amaçlandı. Yöntem: Çalışma, 18-90 yaş arasında toplam 219 ÇKBT (114 kadın, 105 erkek) görüntüleri retrospektif olarak incelendi. FOS ve CO'ya ait morfometrik ölçümler BT görüntüleri üzerinde aksiyal düzlemde ve 3D-Slicer yazılımı ile gerçekleştirildi. Bulgular: FOS'un uzunluğu ve FOS'un üç boyutlu genişlik parametreleri kadınlarda erkeklerden anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu(p<0,05). FOS'un uzunluğu, FOS tiplendirmelerine göre tip II'de en yüksek, tip VIII'de en düşük değerde anlamlı düzeyde bulundu(p<0,05). FOS'un genişliği, FOS tiplendirmelerine göre en yüksek tip I'de, en düşük tip VI'da anlamlı düzeyde bulundu(p<0,05). Sinus maxillaris'in anterior girişin foramen infraorbitalis ile FOS'un lateral uç noktasına olan mesafeleri ve FOS'un lateral ve medial uç noktaları arası açı değerleri kadınlarda erkeklerden anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu(p<0,05). CO'nun lateral duvar uzunluğu ise erkeklerde kadınlardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu. Ölçülen parametrelerin tümünde taraflar arasında ve yaş grupları arasında anlamlı düzeyde bir fark bulunmadı(p>0,05). Sonuç: FOS'un şekil ve boyut olarak bir çok varyasyon gösteren ve dar bir FOS'un bu bölgede travma veya ameliyat sonrası buradan geçen sinir ve damarların sıkışmasına neden olabileceğinden, bu bölgeye yapılacak olan girişimler için FOS'un mikroanatomi bilgisinin tam bilinmesi gereklidir. Bu açıdan çalışma sonuçlarının endoskopik prosedürlerde klinisyenlere daha güvenli operasyon gerçekleştirmelerine katkıda bulunabileceği kanaatindeyiz. Anahtar kelimeler: 3D bilgisayarlı tomografi, Canalis opticus, Fissura orbitalis superior, Morfometri, Orbita, Varyasyon.