
393
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Genom sekanslama yöntemi ile Türkiye denizlerinde dağılım gösteren istavrit türlerine özgü (Trachurus mediterraneus, Trachurus trachurus, Trachurus picturatus, Perciformes: Carangidae) SNP marker geliştirilmesi
Türkiye denizlerinde dağılım gösteren Trachurus türlerinin (Trachurus mediterraneus, Trachurus trachurus ve Trachurus picturatus) morfolojik olarak birbirinden ayırt edilmesindeki güçlük, türlerin karıştırılmasına ve hatalı tür adlarının kullanılmasına neden olmuştur. Bu durum tür tanımının yetersiz yapılmasından ve denizlerimizdeki bu türlerin karışık stok oluşturduklarına ilişkin yeterli bilimsel verinin olmayışından kaynaklanmaktadır. Tür düzeyindeki bu belirsizlik, balık stoklarının yanlış yönetim stratejileriyle ele alınmasına yol açmakta ve türlerin uzun vadeli sürdürülebilirliğini tehdit etmektedir. Bu bağlamda, söz konusu Trachurus türlerinin doğru şekilde tanımlanmasını sağlayacak, türe özgü SNP'lerin belirlenmesi ve bu SNP'lere yönelik moleküler markır geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Çalışmamızda Trachurus türlerinin ayrımı için üç türün tüm genom dizi verisi alınmış ve specifik SNP lokuslar içeren gen bölgelerine göre tür içi primerler ve türler arası primer ve problar tasarlanmıştır. Tasarlanan primer-problarla tür ayrımı başarılı bir şekilde sağlanmıştır. Bu çalışmada, evrensel problara dayalı ve ara primer tetiklemeli qPCR (UPIP-qPCR) yaklaşımı kullanılarak geliştirilen primer-prob tasarımları, stok değerlendirme çalışmalarında üç istavrit türünün karışık halde bulunduğu bölgelerin ve stokların karışım oranlarının tespitinde kullanılabilecek yeni bir analitik yöntem olarak potansiyel taşımaktadır. Sonuç olarak, balık türlerinin güvenilir şekilde tanımlanması ve potansiyel hibridizasyon durumlarının saptanmasına yönelik genetik markır geliştirilmesi, ülkemizde sürdürülebilir balıkçılık yönetimi kapsamında oluşturulmuş yasal düzenlemeler için giderek daha fazla önem arz etmektedir. Bu çalışma, yalnızca Trachurus türleri için değil, benzer sorunların yaşandığı diğer türler için de referans niteliğinde olacaktır.
Türkiye'de yayılış gösteren Polygonum L. (polygonaceae) taksonlarının morfolojik, palinolojik ve moleküler yönden incelenmesi
Bu çalışma ile ülkemizde yayılış gösteren Polygonum L. (Polygonaceae) cinsine ait 28 (P. cappadocicum hariç) takson (727 kayıt) morfolojik yönden analiz edilerek genişletilmiş betimleri, korolojik özellikleri ve tür düzeyindeki teşhis anahtarı yeniden düzenlenmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda P. praelongum Coode & Cullen, P. equisetiforme Sibth. & Sm'nin, P. mersinicum M. Keskin, P. karacae Ziel. & Borat'nin taksonunun eşadı yapılmıştır. Ayrıca P. longipes Hal. & Charrel taksonunun ülkemizde yayılış göstermediği ortaya konulmuştur. P. luzuloides Jaub. & Spach ve P. setosum Jacq. ile P. bellardii All. ve P. pulchellum Lois. taksonlarının geçerli ve münferit taksonlar olduğu belirlenmiştir. Tez kapsamında incelenen endemik ve ender taksonların tehtid sınıfları yeni bilgiler ışığında gözden geçirilerek 9 taksonun tehlikede (EN) (P. afyonicum Leblebici & Gemici, P. argyroceleon Kunze, P. ekimianum Leblebici, H. Duman & Aytaç, P. istanbulicum M. Keskin, P. karacae, P. melihae Gemici & Kit Tan, P. samsunicum Yıldırımlı & Leblebici, P. sivasicum Kit Tan & Yıldız ve P. terzioglui S. Makbul, Coskunç. & S. Kundakçı), 1 taksonun (P. salebrosum Coode & Cullen) hassas (VU), 1 taksonun (P. paronychioides C.A. Meyer) Kritik (CR) ve 18 taksonun ise yaygın olduğu belirlenmiştir. Daha önceden ülkemizden kayıt verilen ancak bu çalışma kapsamında ulaşılamayan P. cappadocicum Boiss. & Bal. taksonunun morfolojik betimi tip örnekleri üzerinden incelenerek güncellenmiştir. Tez ile ayrıca incelen 27 taksonun palinolojik özellikleri ilk kez ayrıntılı şekilde tespit edilmiştir. İncelenen taksonlarda polen şeklinin prolat veya sferoidal, ekzin ornementasyonun ise pürüzlü, pürüzlü-çukurcuklu veya pürüzlü-düz olduğu tespit edilmiştir. Yapılan sayısal analizlerle makromorfololojik karakterlerden; bitkinin hayat formu, kök yapısı, okrea boyu, yaprak tüylülük durumu, pedisel boyu, dış sıra stamen uzunluğu, stamen tabanında salgı bezlerinin varlığı/yokluğu, ve anter rengi; palinolojik karakterlerden polar ve ekvatoral eksen uzunluğu, polen tipi ve ekzin süslemesinin önemli ayırıcı karakterler olduğu belirlenmiştir. Ayrıca Polygonum üyelerinin tür düzeyinde ayırmada nrITS verilerinin etkili olduğu ve Polygonum cinsinin monofiletik olduğu ortaya konulmuştur.
Basınç şoku ile üretilen triploid karadeniz alabalığı (salmo labrax)'nın tatlısu ve deniz suyunda gelişim performanslarının irdelenmesi
Bu tezde, basınç şoku yöntemi kullanılarak üretilen triploid Karadeniz alabalığının büyüme performansının, smoltifikasyon sürecinin ve et kalitesinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Boy, ağırlık, yaşama oranı (YO), spesifik büyüme oranı (SBO), kondisyon faktörü (KF), yem dönüşüm oranı (YDO), hematolojik parametreler (WBC, LYM, MID, GRAN, RBC, HGB, HCT, MCV, MCH, MCHC, PLT, MPV, PDW), stres tepkileri (kortizol ve glukoz değerleri), osmoregülasyon kapasitesi göstergeleri, kan serumundaki Ca, Cl, Na ve K seviyeleri incelenmiştir. Triploid gruplar hem tatlısuda hem de ‰18 tuzluluktaki deniz suyunda daha yüksek boy, ağırlık ve spesifik büyüme oranı göstermiştir (P<0,05). 90 günlük büyüme periyodunun ardından, en iyi büyüme performansı ortalama başlangıç boyu 13,60±0,06 cm ve ağırlığı 26,60±0,45 g olan triploid tatlısu grubunda görülmüştür. Bu grubun nihai boyu, ağırlığı ve spesifik büyüme oranı sırasıyla 22,10±0,21 cm, 139,32±3,35 g ve 1,84±0,13 olarak belirlenmiştir. Kan serumundaki Ca, Cl, Na ve K iyonu seviyeleri ile kortizol ve glukoz seviyelerindeki zamansal değişimler triploid balıkların deniz suyuna adaptasyon kabiliyetlerinin diploidlerden farklı olabileceğini göstermiştir. Triploid grupların kortizol değerleri tatlısuda diploid gruplardan daha düşükken, deniz suyunda daha yüksek bulunmuştur. Glikoz değerleri ise tüm çalışma süresi boyunca gruplar arasında dalgalanmalar göstermiştir (P<0,05). Ca triploid tatlısu grubunda 17. günde, Cl diploid ve triploid deniz suyu gruplarında 24. günde ve Na triploid deniz suyu grubunda 17. günde en yüksek değerlere ulaşmıştır (P<0,05). K değeri çalışma boyunca gruplar arasında istatistiksel bir farklılık göstermemiştir. Çalışmanın 0, 30, 60 ve 90. günlerinde diploid ve triploid gruplarda kimyasal kompozisyon analizleri için örneklemeler yapılmıştır. Grupların besin madde içerikleri, amino asit ve yağ asidi kompozisyonları belirlenmiştir. Gruplarda glutamik asit en yüksek miktarda bulununan amino asit olurken, en düşük miktarda norvalin tespit edilmiştir. ∑SFA ve ∑MUFA değerleri triploid gruplarda daha yüksek belirlenirken, ∑PUFA değerleri değişkenlik göstermiştir.
Metsamor nükleer güç santralinden farklı uzaklık bölgelerinde bulunan il ve ilçe merkezlerinde radyonüklid dağılımlarının belirlenmesi ve haritalandırılması
Bu çalışmada, Ermenistan'daki Metsamor Nükleer Güç Santraline yakın konumda bulunan Türkiye'nin doğusundaki bazı illerde toprak, su ve yöresel tarım ürünlerindeki radyonüklid dağılımlarının (3H, 226Ra, 232Th, 40K ve 137Cs) belirlenmesi ve haritalandırılması amaçlanmıştır. Bu kapsamda, Metsamor Nükleer Güç Santrali'ni merkez kabul ederek Iğdır ili yönünde belirlenen 40, 80, 120, 160 km'lik yarıçap bölgelerinde kalan il ve ilçe merkezleri (28 tane) ile MNGS'ye en yakın konumda bulunan Iğdır ili Karakoyunlu ilçesine bağlı Aşağıalican köyü çalışmaya dâhil edilmiştir. Belirlenen bu bölgelerden toplamda 29 toprak, 32 su ve 12 yöresel tarım ürünü örneği toplanmıştır. Toprak örneklerinde 226Ra, 232Th, 40K ve 137Cs aktivite konsantrasyonları sırasıyla 7,90 ile 23,44 Bq/kg, 7,11 ile 33,55 Bq/kg, 132,54 ile 502,69 Bq/kg ve 0,33 ile 17,61 Bq/kg arasında değişmektedir. Su örneklerinde 226Ra, 232Th, 40K ve 3H aktivite konsantrasyonları sırasıyla 1,41 ile 3,48 Bq/L, 0,79 ile 2,12 Bq/L, 13,11 ile 20,54 Bq/L ve 1,28 ile 4,64 Bq/L arasında değişmektedir. Yöresel ürün örneklerinde 226Ra, 232Th ve 40K aktivite konsantrasyonları sırasıyla 1,79 ile 9,09 Bq/kg, 0,92 ile 4,89 Bq/kg ve 83,38 ile 293,27 Bq/kg arasında değişmektedir. Ayrıca topraktan bitkiye transfer faktörü değerleri de hesaplanmıştır. Bunların yanında, incelenen su ve yöresel tarım ürünü örneklerinin tüketimine bağlı olarak radyonüklid kaynaklı radyolojik tehlikeleri değerlendirmek için günlük radyonüklid alım miktarları (Dint), yıllık etkin doz (Eeff) ile yaşam boyu kanser riski (LCR) değerleri hesaplandı ve elde edilen değerler uluslararası kuruluşların önerdiği limit değerleriyle kıyaslandı. Sonuç olarak, bu çalışma ile incelenen su ve bazı tarım ürünü örneklerinin tüketilmesinin insan sağlığı açısından radyolojik olarak bir risk oluşturmayacağı gösterilmiştir. Ek olarak, incelenen radyoizotoplar ile MNGS'ye olan uzaklıklar ve rakımlar arasında Pearson korelasyon katsayı analizi gerçekleştirildi ve 226Ra, 232Th ve 40K radyoizotopları için orta derecede pozitif korelasyon (0,4-0,6), 137Cs radyoizotopu için ise zayıf pozitif korelasyon (0,2-0,4) gösterdiği tespit edilmiştir.
Karadeniz'de hamsi (Engraulis encrasicolus linnaeus, 1758) üreme biyolojisi ve populasyon yapısı
Bu doktora tezinde, Karadeniz genelinde yayılış gösteren ve Türkiye balıkçılığı açısından ekonomik değeri yüksek olan Avrupa hamsisinin (Engraulis encrasicolus, Linnaeus, 1758) üreme biyolojisi ve popülasyon yapısı iki yıllık (2020–2022) bir dönem boyunca kapsamlı biçimde incelenmiştir. Çalışma kapsamında Karadeniz'in farklı bölgelerinden aylık olarak toplanan hamsiler değerlendirilmiştir. Gonad histolojisi, eşeysel olgunluk safhaları, ilk eşeysel olgunluk boyu (L₅₀), Gonadosomatik Index (GSI), Hepatosomatik Index (HSI), kondiyon faktörü, fekondite parametreleri, yumurta bırakma saatleri, yumurta çapı büyüklükleri ölüm oranları, boy kompozisyonları, cinsiyet oranları, yaş ve büyüme parametreleri her yıl için ayrı ayrı analiz edilmiştir. Çalışmanın ilk yılnda ortalama boy ve ağırlık sırasıyla 9,33±1,746 cm ve 5,54±3,054 gram olarak ikinci yılında ise 10,58±1,33 cm ve 7,66±2,649 gram olarak bulunmuştur. Dişi erkek oranı ilk yıl 1:1,02 ikinci yıl 1:1,06 hesaplanmış dişilerin her iki yılda da daha baskın olduğu görülmüştür. Boy ağırlık ilişkisi tüm bireylerde ilk yıl için W= 0,0038 L3,2135 (r2= 0,9287) olarak ikinci yıl için ise W= 0,0102 L2,7869 (r2= 0,9146) olarak hesaplanmıştır. Büyüme parametreleri von Bertalanffy büyüme denklemi kullanılarak hesaplanmış, tüm bireyler için L∞ = 14,67 cm, k = 0,551 yıl⁻¹ ve t₀ =-1,850 (2020-2021) ve L∞ = 14,25 cm, k = 0,499 yıl⁻¹ ve t₀ = -2,126 (2021-2022) olarak bulunmuştur. Ölüm oranlarına dayalı olarak her yıl için ayrı ayrı hesaplanan işletme oranlarını (E = 0,73 ve E = 0,69) av baskısının yüksek olduğunu göstermektedir. Histolojik analizler, hamsinin asenkron yumurtlama özelliği taşıdığını ve üremenin ilk yıl Mayıs-Ağustos ayları arasında, ikinci yıl Haziran-Eylül ayları arasında gerçekleştiğini ortaya koymuştur. GSI ve HSI değerleri üreme zamanının belirlenmesinde histolojik analizleri desteklemiştir. Dişi bireyler için L₅₀ değerleri tüm bireylerde 9,82 cm (2020–2021) ve 9,81 cm (2021–2022), olarak hesaplanmıştır. Bu çalışma, hamsinin üreme ve stok özelliklerine dair ayrıntılı veriler sunarak Karadeniz balıkçılığında sürdürülebilir avcılık yönetimi için bilimsel dayanak oluşturmakta ve şimdiye kadar bu tür üzerine yapılmış en kapsamlı bölgesel araştırmalardan biri olma özelliğini taşımaktadır.
Çevre dostu yeni nesil ultrason destekli ekstraksiyon yöntemi kullanılarak, Cystoseira crinita makroalginden sodyum alginat üretiminin yanıt yüzey metodolojisi ile optimizasyonu
Bu çalışmada, Karadeniz Rize kıyılarından yıllık olarak toplanan Cystoseira crinita kahverengi alginden sodyum alginat üretimi ve üretilen sodyum alginatın kalitesi belirlenmiştir. Yıllık olarak toplanan örnekler deniz suyu sıcaklığına göre soğuk ve sıcak mevsim olarak iki gruba ayrılmıştır. Ekstraksiyon işlemi geleneksel yönteme karşın çevre dostu yeni nesil bir yöntem olan ultrasonik destekli olarak yapılmıştır. Bu amaçla ultrasonik su banyosu kullanılmış, özellikle ekstraksiyon süresi ve enerjiden oldukça tasarruf edilmiştir. Merkezî Kompozit Tasarım (Central Composite Design, CCD) kullanılarak Yanıt Yüzey Metodolojisi ile ekstraksiyon süreci; ekstraksiyon süresi, ekstraksiyon sıcaklığı ve Na₂CO₃ oranı faktörleri dikkate alınarak her bir mevsim için ayrı olarak optimize edilmiştir. Ekstraksiyon verimi, ham kül miktarı, pH, viskozite, jel gücü ve renk parametreleri (a*, b* ve L*) yanıt değişkenleri olarak değerlendirilmiştir. Analizlerde, bağımsız değişkenlerin bağımlı değişkenler üzerindeki istatistiksel anlamlılık derecesi ve yanıt değişkenleri %95 güven düzeyinde varyans analizi (ANOVA) ve F-testi ile değerlendirilmiş, tahmin edilen koşullar deneysel olarak doğrulanmıştır. Elde edilen yanıtlar ayrıca üç farklı ticari alginat ile de karşılaştırılmıştır. Optimum yanıtlar; ekstraksiyon verimi için %36,47 (soğuk mevsim) ve %30,38 (sıcak mevsim), ham kül miktarı için %26,97 (soğuk mevsim) ile %28,27 (sıcak mevsim) olarak belirlenmiştir. pH için optimum yanıtlar ise soğuk mevsimde 8,86; sıcak mevsimde 9,04 olmuştur. Minimum viskozite için optimum yanıtlar 5,07 mPa.s (soğuk mevsim) ile 4,41 mPa.s (sıcak mevsim) arasında iken maksimum viskozite için optimum yanıtlar 29,16 mPa.s (Soğuk mevsim) ile 19,17 mPa.s (sıcak mevsim) olarak tespit edilmiştir. Bir diğer kalite parametresi olan jel gücü optimum yanıtları soğuk mevsimde minimum 125,11g iken sıcak mevsimde 5,15g olmuştur. Aynı şekilde optimum jel gücü yanıtları ise sırası ile en çok 785,53g ve 693,75g olarak belirlenmiştir. Elde edilen alginat örnekleri acık renkte olup nem miktarları endüstriyel olarak alginat üretiminde kullanılan diğer türler ile benzerlik göstermiştir.
Akuaponik sistemlerde sıvı solucan gübresi kullanımının sistem kullanım başarısına etkilerinin araştırılması
Bu doktora çalışması, akuaponik sistemlerde balık refahını değerlendirmek ve iç mekân (indoor) koşullarda sıvı vermikompost (solucan gübresi) kullanımının sistem performansına etkilerini incelemek amacıyla iki aşamalı olarak yürütülmüştür. Her iki deneysel çalışma, farklı ortam koşullarında kurulan akuaponik sistemlerde, su kalitesi, balık gelişimi ve bitki performansı üzerine odaklanarak kapsamlı veri setleri elde etmeyi hedeflemiştir. Birinci deney, sera koşullarında yürütülmüş olup, 4×5 m²'lik naylon örtülü bir alanda oluşturulan deneysel düzenekte 180 gün boyunca balık ve bitki gelişimi izlenmiştir. Deney grubu (DM) ve kontrol grubu (RAS) olarak ayrılan iki sistemde, her birine 25 adet sazan balığı (Cyprinus carpio) yerleştirilmiştir. Başlangıçta ortalama ağırlıkları sırasıyla 35,98±2,96 g (RAS) ve 36,06±3,23 g (DM) olan balıklar, 3,53±0,02 kg/m³ ve 3,54±0,02 kg/m³ stok yoğunluğuyla sisteme dahil edilmiştir. DM grubunda bitki yatağına domates (Lycopersicon esculentum) ve marul (Lactuca sativa) fideleri yerleştirilmiştir. Çalışma süresince balık büyüme performansı (boyca ve ağırlıkça büyüme, yem değerlendirme oranı, yaşama oranı), su kalitesi (NH₄⁺-N, NH₃-N, NO₂⁻-N, NO₃⁻-N, sıcaklık, pH, oksijen, elektriksel iletkenlik, bulanıklık) ve balık kan parametreleri (WBC, RBC, HGB, HCT, kortizol, Ca²⁺, Na⁺) izlenmiştir. Gruplar arasında balık gelişim parametreleri arasında istatistiksel anlamlı fark gözlenmemiştir (P>0,05). Bununla birlikte, gruplar arasında yem tüketimi ve stok yoğunluğu bakımından anlamlı farklılıklar oluşmuştur (P<0,05). İkinci deney, iç mekân akuaponik koşullarında, sistem suyunda eksik olan bitki besin maddelerinin takviyesi amacıyla sıvı vermikompost uygulamalarının etkilerini araştırmak amacıyla tasarlanmıştır. Dokuz deney tankından oluşan sistemde üç grup (kontrol – K, yapraktan besin ilavesi – Y, sudan besin ilavesi – S) oluşturulmuştur. Her bir akuaponik sisteme 25 adet ortalama 22,82±7,97 g ağırlığında sazan yavrusu (C. carpio), 5 adet biber, 2 adet marul ve 4 adet fasulye olmak üzere toplam 11 bitki fidesi yerleştirilmiştir. Deney boyunca 171,25 µmol/m²/sn sabit ışık yoğunluğunda gün ışığı aydınlatma sağlanmıştır. Bitki besin elementlerini içeren sıvı vermikompost 1 ml/L konsantrasyonda Y grubuna yapraktan püskürtülerek, S grubuna doğrudan sistem suyuna eklenerek uygulanmıştır. Kontrol grubu suyuna vermikompost takviyesi yapılmamıştır. 90 günlük süreçte sistem su kalitesi günlük (sıcaklık, pH, oksijen) ve 15 günlük periyotlarla (iletkenlik, amonyak, nitrit, nitrat, fosfat ve bulanıklık) izlenmiştir. Bulgular, sıvı vermikompostun her iki uygulamada da balık davranışlarına ve su kalitesine olumsuz bir etkisinin olmadığı gözlemlenmiştir. Bu doğrultuda, akuaponik sistemlerde temel bitki besin eksikliklerinin giderilmesinde sıvı vermikompost kullanımının su yoluyla bitkilere ulaştırılmasının olumlu bir seçenek olabileceği görülmüştür. Sonuç olarak, sera akuaponik sistemde bitki varlığının su kalitesine ve balık gelişimine ölçülebilir olumsuz bir etkisinin olmadığı gözlemlenmiştir. İç mekanda kurgulanan ikinci denemede ise yaprak yoluyla sıvı vermikompost kullanımının bitki gelişimine etkisi oldukça sınırlı gerçekleşmiştir. Buna rağmen, ön denemelerden sonra belirlenen 1 ml/L konsantrasyonda sıvı vermikompostun sistem suyuna ilave edilmesinin balıkların yaşam refahına olumsuz bir etkisi olmayacağı, bitki gelişimini vejetatif büyüme ve meyve üretimi bakımından destekleyeceği tespit edilmiştir.
Doğu Karadeniz'de mezgit (Gadus merlangus euxinus Nordmann, 1840) avcılığında kullanılan sade uzatma ağlarının seçiciliklerinin araştırılması
Bu çalışma, Haziran 2010 - Haziran 2011 döneminde Rize Bölgesi'nde 16, 17, 18, 20 ve 22 mm göz açıklığına sahip mezgit avcılığında kullanılan sade uzatma ağlarının seçicilikleri üzerine yürütülmüştür. Sade uzatma ağlarıyla toplam 1816 adet mezgit yakalanmıştır. Örnekler 7.6-23.6 cm aralığında yer almakta olup, ortalama boy 14.79±0.05 cm olarak belirlenmiştir. Araştırmada kullanılan 16, 17, 18, 20 ve 22 mm göz açıklıklarına sahip uzatma ağlarıyla yakalanan mezgit balığının ortalama boyları ise sırasıyla 14.18±1.552, 14.95±1.743, 14.98±1.914, 15.48±2.563 ve 16.67±3.321 cm olarak bulunmuştur.Farklı ağ göz açıklıklarına sahip ağlarla yakalanan balık sayılarının değerlendirildiği SELECT metodunda 5 farklı model (Bi-Modal, Gamma, Log-Normal, Normal-Location ve Normal-Scale) kullanılarak seçicilik eğrileri çizilmiş ve seçicilik parametreleri hesaplanmıştır. Mezgit avcılığında kullanılan sade uzatma ağları için en düşük sapma değerine sahip olan Bi-Modal modelin en uygun model olduğu belirlenmiştir. Avcılıkta kullanılan 16, 17, 18, 20 ve 22 mm göz açıklığına sahip ağlar için uygun modele göre optimum boylar sırasıyla, 14.81, 15.74, 16.66, 18.51 ve 20.37 cm olarak tahmin edilirken bu boylara ait yayılım değerleri ise sırasıyla 1.35, 1.44, 1.52, 1.69 ve 1.86 olarak hesaplanmıştır. Mezgit stoklarının korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanabilmesi için asgari avlanabilir boy olarak 15 cm dikkate alındığında; 16, 17, 18, 20 ve 22 mm göz açıklıklarına sahip ağlarla yakalanan balıkların bu boy grubunun altındakilerin oranı sırasıyla, %71.8, %45.6, %46.6, %43.9 ve %35 olarak belirlenmiştir. Bununla birlikte, 15-17 cm boy sınıfındaki balıkların oranı da ağ göz açıklıklarına göre sırasıyla, %27.4, %52.6, %47.48, %37.4 ve %26 olarak tespit edilmiştir. Bu sonuçlara göre, 16 mm göz açıklığına sahip uzatma ağı ile yakalanan balıkların büyük bir çoğunluğunun ilk üreme boyunun altında olduğu, ağ göz açıklığının artmasıyla büyük boy gruplarındaki balıkların yakalanma oranında da artış olduğu belirlenmiştir.
Bazı kristallerin inelastik diferansiyel saçılma tesir kesitlerinin enerji ayrımlı X-ışını spektrometresi ile ölçümü
Bu çalışmada; 59,54 keV'lik foton yayımlayan noktasal 241Am radyoizotop kaynağı kullanılarak Si ve GaAs yarıiletkenlerin inelastik diferansiyel saçılma tesir kesitleri 130, 135, 140, 145 ve 150 derecelik açılarda ölçüldü. Dedektör verimini tayin etmek için Pd, In, Sm, Gd, Dy ve Ho elementleri kullanıldı. Ölçümlerde rezülasyonu 5,96 keV'de 160 eV olan yarıiletken Si(Li) dedektör kullanıldı. Bu ölçümler incelenerek kimyasal etki ve kalınlığın diferansiyel tesir kesitlerine etkileri araştırıldı. Ölçülen değerler teorik değerlerle karşılaştırıldı. Si kristalinin diferensiyel saçılma tesir kesitlerinin teorik değerle uyumlu çıktığı, GaAs kristali için ise teorik ve deneysel değerler arasında önemli farklılıklar olduğu gözlendi ve sebepleri tartışıldı.Anahtar Kelimeler: GaAs, Si, Kristal Yapı, Compton Saçılması
Anoxybacillus gonensis Z4 suşundaki katalaz aktivitesinin incelenmesi ve tam hücre immobilizasyonu
Bu çalışmada, Atatürk Üniversitesi Fen Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü araştırmacıları tarafından yeni izole edilen Anoxybacillus gonensis Z4 suşunun endüstriyel bir enzim olan katalazı üretebilme kapasitesi belirlenerek, bu enzimin bazı kinetik verileri ve spektroskopik özellikleri ortaya konmuştur. Ayrıca Anoxybacillus gonensis Z4 suşunun agar ve agaroz ortamlarında tam hücre immobilizasyonu gerçekleştirilerek, katalaz aktivitesi karakterize edilmiştir.Bu çalışmada kullanılan termofilik suşun katalaz ürettiği petri testi ve doğal elektroforezle ortaya konarak, bu suşun oldukça yüksek katalaz aktivitesine sahip olduğu belirlenmiştir. Anoxybacillus gonensis Z4 suşundan elde edilen katalazın pH 7,0 ve 50 oC'de en yüksek aktivite gösterdiği tespit edilmiştir. Z4 termofilik suşundan elde edilen katalazın H2O2 substratı varlığında yapılan kinetik çalışması sonucunda Vmaks değeri 250.000±980 U/mg protein ve Km değeri 17,5±2,2mM olarak belirlenmiştir. Ayrıca, çalışmada kullanılan termofilik Z4 suşundan elde edilen katalazın NaN3, KCN, HgCl2 ve 3-amino-1,2,4-triazol gibi bilinen katalaz inhibitörleri ile inhibe olduğu görülmüştür.Anoxybacillus gonensis Z4 suşu katalazıının doğal hali yalnızca 410 nm'de hem grubunu gösteren Soret ( ? ) pikini verirken, KCN ile Soret pikini 415 nm'de, ? -bandı pikini 520 nm'de, ? -bandı pikini ise 550 nm'de verdiği gözlenmiştir.Çalışmada tam hücre immobilizasyonunda doğal polimerlerden agar ve agaroz kullanılmıştır. İmmobilize hücrelerin katalaz aktivitesini gösterdiği ve Vmaks değerinin 50.000±413 U/g jel ile Km değerinin 200±28 mM olduğu tespit edilmiştir. Agar ortamında immobilize edilmiş hücrelerin, katalaz aktivitesini 2. kez kullanımında %53, agaroz ortamında ise 2. kez kullanımında %80 oranında koruduğu gözlenmiştir.Kısaca çalışmada kullanılan Anoxybacillus gonensis Z4 suşunun yüksek katalaz aktivitesine sahip olduğu ve hidrojen peroksidin kullanıldığı endüstri alanları için potansiyel katalaz kaynağı olarak kullanılabileceği söylenebilir.