
440
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Türkiye'deki yönetim bilişim sistemleri bölümleri ve akreditasyon hazırlık düzeyleri
Bu çalışmanın temel amacı Türkiye'deki Yönetim Bilişim Sistemleri (YBS) lisans programlarının ABET akreditasyon kriterleri çerçevesinde mevcut durumlarını değerlendirerek akreditasyon sürecine katkıları büyük önem arz eden öğretim elemanlarının farkındalığını, algılarını ve bilgi düzeylerini tespit etmektir. Çalışma bu amaçlar doğrultusunda beş bölüm olarak tasarlanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde yükseköğretimde kalite ve akreditasyon kavramları tartışılmış, uluslararası alanda önemli birlikler incelenmiştir. Türk yükseköğretiminde kalite ve akreditasyon çalışmaları incelenerek, bir disiplin olarak YBS'nin ortaya çıkışı ve ABET akreditasyon kuruluşunun YBS programları için önemi tartışılmıştır. İkinci bölümde lisans programlarının mevcut durumlarını değerlendirmek amacıyla, Yükseköğretim Bilgi Yönetim Sistemi, Yükseköğretim Akademik arama sistemi ve üniversite web siteleri incelenerek veriler toplanmış ve ABET kriterleri doğrultusunda analizler gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın üçüncü bölümünde, araştırma probleminin daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla seçilen karma araştırma yaklaşımı sunulmuş, sıralı keşfedici tasarım doğrultusunda önce nitel ardından nicel yöntem adımları izlenmiştir. Araştırmanın dördüncü bölümünde, amaçlı örneklem yöntemi ile belirlenen 11 öğretim elemanı ile gerçekleştirilen derinlemesine görüşme bulgularına yer verilmiştir. Öncelikle her öğretim elemanı ile yapılan görüşmeler bütüncül ele alınmış, ardından karşılaştırmalar sunulmuştur. MAXQDA programı ile analiz edilen görüşme verileri, 5 kategori halinde incelenmiştir. Araştırmanın beşinci bölümünde, durum çalışmasından çıkan sonuçlar dikkate alınarak, ilgili literatür temelinde ve ABET akreditasyon kriterleri doğrultusunda hazırlanmış ankete ilişkin sonuçlar sunulmuştur. Anketin uygulandığı tarihte YBS bölümünde görev yapan 535 öğretim elemanından 199'u akreditasyona ilişkin algı ve bakış açısının ölçüldüğü birinci bölümü eksiksiz yanıtlamıştır. Verilerin analizinde, tanımlayıcı istatistiksel yöntemler ve karşılaştırma analizleri kullanılmıştır. Araştırma bulguları, öğretim elemanlarının akreditasyonla birlikte standartlara uyum sağlanacağı ve kaliteli bir eğitim elde edileceği yönünde algıları olduğunu göstermektedir. Akreditasyonun önce çıkan faydaları, kaliteyi artırma, standartları sağlama, tanınırlık sağlama, iyileştirme sağlama ve iş birliği ağı oluşturması şeklinde görülmektedir. Akreditasyonun önündeki engellerin başlıcaları bütçe ve kaynak yetersizliği olarak değerlendirilmiştir. Türk yükseköğretim sisteminin akreditasyon kriterlerine uygunluğuna ilişkin yapılan değerlendirmede öne çıkan eleştiri kapasite problemlerinin olması şeklindedir. Akreditasyon kuruluşlarının bilinirliğine yönelik yapılan analizlerde, öğretim elemanlarının uluslararası akreditasyon kuruluşlarının üyelik ve akredite olma süreci ile akredite olma şart ve kriterleri hakkında bilgi düzeylerinin düşük olduğu görülmüştür. Öğretim elemanlarının algı ve bakış açısının, cinsiyet, akreditasyon sürecinde görev alma, kurum türü, ünvan, akademik çalışma süresi, bölüm geçmişi, bağlı bulunulan birim ve bağlı bulunulan bölüm, birim ya da kurumun akreditasyon durumuna göre değişiklik gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye'de sağlık okuryazarlığı düzeyi: Bir meta-analiz çalışması
Kapsamlı sağlık okuryazarlığı ölçeklerinin çeşitli Türk popülasyonları üzerinde kullanımı ile birlikte yaklaşık son 10 yılda Türk sağlık okuryazarlığı literatürü önemli düzeyde zenginleşmiştir. Öyle ki halihazırda Sağlık Bakanlığına ve uluslararası sağlık okuryazarlığı literatürüne oldukça faydalı olabilecek olgunluğa ulaşmıştır. Bu sistematik derleme ve meta-analiz çalışmasının temel amacı, ulusal sağlık okuryazarlığı literatürüne bu işlevselliği kazandırmak üzere, Türkiye'de yetersiz-sınırlı ve yeterli-mükemmel düzeyde sağlık okuryazarlığı prevalansını ve ilişkili sosyodemografik ve metodolojik faktörleri çalışma-düzeyinde ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda ilgili çalışmalara ulaşmak üzere yedi farklı veri tabanı (Web of Science, PubMed, Scopus, EBSCO, DergiPark, TRDizin ve Yükseköğretim Kurulu Tez Merkezi) sistematik olarak taranmıştır. Okuryazar olan, 15 yaş ve üzeri, sağlık meslek mensubu veya öğrencisi olmayan Türk vatandaşları üzerinde yürütülen ve meta-analiz için gerekli çıktıları raporlayan veya bu çıktıların sorumlu araştırmacılardan temin edilebildiği toplam 187 adet çalışma meta-analize dahil edilmiştir. Analizlerin yürütülmesinde MetaXL 5.3 ve StataMP 17.0 yazılımlarından yararlanılmıştır. Etki ölçütü olarak "havuzlanmış prevalans" esas alınmış olup, heterojenite tespitinde "I2" indeksinden yararlanılmıştır. Çalışmalar arasında yüksek heterojenite beklendiğinden, analizler rastgele-etkiler modeli ile yürütülmüştür. Yayın yanlılığı tespitinde Luis-Furuya-Kanamori Asimetri indeksinden yararlanılmıştır. Heterojenitenin çözümlenmesi için alt grup analizleri, duyarlılık analizleri ve meta-regresyon analizlerine başvurulmuştur. Çok değişkenli meta-regresyon modellerinin güvenilirliğini ve genellenebilirliğini sağlamak için uygun istatistiksel prosedürler izlenmiştir. Toplam 187 çalışmadan (65.544 birey) elde edilen meta-analiz bulgularına göre, Türkiye'de yetersiz-sınırlı düzeyde sağlık okuryazarlığı prevalansı %63,7 (CI:%61-%66); yeterli-mükemmel düzeyde sağlık okuryazarlığı prevalansı ise %36,3 (CI:%34-%39) olarak saptanmıştır. Yaklaşık son 10 yılın ortalaması olan bu bulgular, Sağlık Bakanlığının 2024 yılında raporladığı son sağlık okuryazarlığı araştırmasında saptamış olduğu iyileşmeyi desteklemektedir. Diğer yandan, Türk toplumunda yetersiz-sınırlı düzeyde sağlık okuryazarlığı prevalansında meydana gelen değişimlerin yaklaşık yarısını (Adj.R2=%47,4) açıklayan belirleyici sosyodemografik ve metodolojik değişkenler; eğitim düzeyi, örneklem büyüklüğü, cinsiyet, yaş ve eğitim düzeyi-yaş interaksiyonudur. Sağlık okuryazarlığı ölçümlerinde ve toplumun sağlık okuryazarlığı düzeyinin iyileştirilmesine yönelik müdahalelerde Sağlık Bakanlığının ve sağlık okuryazarlığı araştırmacılarının bu meta-analitik bulgu ve çıkarımları dikkate alması önerilir.
Çalışanların işe ilişkin kaygı düzeyleri ile karar verme stilleri arasındaki ilişkiyi incelemeye yönelik bir çalışma
Bu çalışmada, karar verici pozisyonlarda görev yapan çalışanların, işe yönelik kaygı düzeyleri ile benimsedikleri karar verme stilleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışma kapsamında, çalışanların işe ilişkin deneyimledikleri kaygının, onların karar verme stillerine nasıl yansıyabileceği karar verme literatürü ve kaygı literatüründen faydalanılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın evrenini bir kamu üniversitesinde karar verici pozisyonda bulunan akademik ve idari personel oluşturmaktadır. Çalışmada kolayda örnekleme tekniği ile 97 çalışana ulaşılmıştır. Veriler anket tekniği ile elde edilmiştir. Katılımcıların işe yönelik kaygı düzeyleri ve benimsedikleri karar verme stilleri öz-bildirim yöntemiyle ve literatürde bulunan standardize ölçekler aracılığı ile değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde frekans analizleri, fark analizleri ve ilişki analizlerinden faydalanılmıştır. Verilerin analizinden elde edilen bulgulara göre; katılımcıların en sık bağımlı karar verme stilini ve sezgisel karar verme stilini benimsedikleri, kendiliğinden (ani) karar verme stilinin ise az benimsenen karar verme stili olduğu saptanmıştır. Katılımcıların karar verme stillerinin cinsiyetlerine göre farklılık göstermediği ancak rasyonel karar verme alt boyutunda katılımcıların kadro durumlarına, lisansüstü eğitim alma durumlarına ve iş deneyimlerine farklılaştığı bulgusuna ulaşılmıştır. İdari kadroda bulunan katılımcıların, lisansüstü eğitim almamış katılımcıların ve 20 yıl altında iş deneyimine sahip katılımcıların rasyonel karar verme stilini diğer katılımcılara nazaran daha çok benimsedikleri bulunmuştur. Katılımcıların işe ilişkin kaygı düzeylerinin herhangi bir değişkene göre farklılık göstermediği de tespit edilmiştir. İşe ilişkin kaygı düzeyi ile rasyonel, sezgisel ve bağımlı karar verme stilleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken, kaçıngan karar verme stili ile kendiliğinden (ani) karar verme stilleri arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır.
Türkiye'de 18 yaş altı bireysel emeklilik sisteminin sorunları ve çözüm önerileri: Bireysel emeklilik çalışanları üzerine karşılaştırmalı analiz
Bu nitel araştırma, 18 yaş altı Bireysel Emeklilik Sistemi'ne ilişkin algı ve deneyimleri, sistemin iki temel aktör grubu olan bireysel emeklilik şirketleri ve bankaların perspektiflerinden incelemektedir. Çalışmada, yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla 14'ü emeklilik şirketi, 11'i banka çalışanı olmak üzere toplam 25 katılımcıdan veri toplanmıştır. Katılımcıların 18'i kadın, 7'si erkektir. Görüşmeler, emeklilik şirketlerinde ağırlıkla çevrimiçi, bankalarda ise ağırlıkla yüz yüze gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar; özel müşteriler yöneticisi, fon ve varlık yönetimi direktörü, pazarlama uzmanı, satış temsilcisi, operasyon yöneticisi ve portföy yöneticisi gibi farklı görevlerde çalışmaktadır. Bu çeşitlilik, bulguların hem stratejik hem de saha uygulamalarına temas eden çok katmanlı bir görünüm kazanmasına olanak sağlamıştır. Veriler içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiş ve dört ana tema etrafında bulgulara ulaşılmıştır: 18 yaş altı BES'in avantaj ve dezavantajları, velilerin bilgi ve farkındalık düzeyi, velilerin çocuklarını sisteme dâhil etme kararlarını etkileyen faktörler ile iyileştirme alanları ve politika önerileri. Katılımcılar, 18 yaş altı BES'in yalnızca mevcut BES'in uzantısı olarak değil, çocuk ve gençlerin yaşam döngüsü ihtiyaçlarına özgü farklılaşma gerektiren bir alan olarak algılandığını ifade etmiştir. Erken yaşta sisteme katılım, uzun vadeli birikim, bileşik getiri etkisi ve tasarruf alışkanlığı kazandırma kapasitesi sistemin güçlü yönleri arasında öne çıkmıştır. Bununla birlikte, 56 yaş emeklilik eşiğinin çocuk sözleşmeleri açısından motivasyonel sınırlara yol açtığı, gönüllülük esasının katkı sürekliliğini zorlaştırdığı, erken çıkış veya sözleşme devri gibi durumlarda kesinti ve hak ediş kurallarının karmaşıklık algısını artırdığı görülmüştür. Maliyet ve kesintilerde özellikle çocuk planlarına yönelik düşük maliyet beklentisi belirginleşmiştir. Giriş aidatlarının azaltılması veya kaldırılması, yönetim gider kesintilerinin hafifletilmesi ve aile ölçeğinde paketlerin yaygınlaştırılması katılımı kolaylaştıracak unsurlar olarak vurgulanmıştır. BES likidite açısından, eğitim harcamalarıyla ilişkilendirilen kısmi çekim imkânları öne çıkmış, fon tercihlerinde altın ve altın endeksli fonların yaygınlığı dikkat çekmiştir. Buna rağmen, fon değişikliği hakkının sınırlı kullanıldığı, kullanıcıların yönlendirme ihtiyacının sürdüğü görülmüştür. Karar verme dinamiklerinde ebeveynlerin geleceğe dönük güvence arayışı, eğitim finansmanı ihtiyacı ve tasarruf disiplinini kurumsallaştırma motivasyonu belirleyici bulunmuştur. Devlet katkısı algılanan toplam getiriyi artıran bir unsur olarak öne çıkarken; ücret/kesinti hassasiyeti, süreç yükü ve bilgi eksiklikleri katılım ve süreklilik üzerinde sınırlayıcı etkiler yaratmaktadır. Dijital kanalların hızı, erişilebilirliği ve uzaktan işlem kolaylığı ise olumlu bir deneyim boyutu olarak öne çıkmaktadır. Bankacılık ve emeklilik şirketi perspektifleri arasında dikkat çekici farklılıklar ortaya çıkmıştır. Emeklilik şirketi çalışanları, sistem tasarımı, fon mimarisi, hak ediş/kesinti şeffaflığı ve süreç koordinasyonuna yoğunlaşırken; banka çalışanları kampanyalar, küçük ödüller, puan/altın temelli teşvikler, hızlı başvuru süreçleri ve aile paketleri gibi davranışsal ve operasyonel unsurları ön plana çıkarmaktadır. Her iki grup da finansal okuryazarlığın artış eğiliminde olduğunu, ancak fon yönetimi, kesinti kapsamı ve hak ediş basamaklarında destek ihtiyacının devam ettiğini belirtmiştir. Sonuç olarak, 18 yaş altı BES erken başlama avantajı, uzun vadeli birikim potansiyeli ve aile bütçelerinde planlı tasarruf rolü ile olumlu bir konumlandırmaya sahiptir. Bununla birlikte, yaş eşiği, maliyet hassasiyeti, bilgi eksiklikleri ve gönüllülük esasının yarattığı zorluklar sistemin katılım ve kalış süresi üzerinde belirleyici olmaktadır. Çalışma, katılımcıların gözünden avantajlar, dezavantajlar, farkındalık ve bilgi seviyesi ile karar süreçlerine etki eden faktörler ve önerilere ilişkin bulguları kapsamlı bir şekilde ortaya koyarak uygulama ve politika tasarımı için yol gösterici bir çerçeve sunmaktadır.
Finansal raporlama dönemi sonrası olayların sektör bazlı incelenmesi
Alkan, F. (2024). Finansal raporlama dönemi sonrası olayların sektör bazlı incelenmesi (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Sakarya Üniversitesi. Finansal raporlamanın ardından ortaya çıkan olaylar finansal tablo kullanıcılarının gelecekteki kararlarına etki edebilecek potansiyele sahip olabilmektedir. Bu çalışmada temel amaç finansal raporlama sonrası olayların farklı sektörlerde yarattığı etkileri analiz ederek, her bir sektör için belirleyici özelliklerini ve olayların şirketlerin finansal tablolarında meydana getirdiği değişiklikleri değerlendirmektir. Ayrıca bu çalışma ile raporlama dönemi sonrasında ortaya çıkan olayların sektörel bazda farklılık gösterip göstermediğini ve bu olayların şirketler için önemlilik düzeyini analiz edip finansal tablo kullanıcılarına alacakları kararlarda sağlıklı ve güvenilir bir zemin oluşturmak adına fayda sağlamayı da amaçlamaktayız. Bu analiz çalışması hazırlanırken, BIST 100 reel sektör işletmelerinin 2018-2023 yılları bağımsız denetim raporları (www.kap.gov.tr) adresinden indirilerek bağımsız denetim raporları MaxQDA veri analiz programına yüklenmiştir. Veri analiz programı ile bağımsız denetim raporlarındaki dipnotlarından raporlama dönemi sonrası gerçekleşen olaylar bölümü özelliklerine göre ayrıştırılmış, sektörel bazda kodlanmıştır. Kodlama çalışması yapılırken, finansal raporlama üzerinde en fazla etkiyi gösteren sektörlerin "enerji, üretim, hizmet, otomotiv ve finans" olduğu tespit edilmiştir. Finansal raporlama üzerindeki etkisinin daha az olduğu tespit edilen sektörler ise kodlama yapılırken (inşaat, teknoloji, pazarlama gibi) "diğer" başlığı altında sınıflandırılmıştır. BIST 100 şirketlerinin 2018-2023 yılları bağımsız denetim raporlarındaki "Finansal Raporlama Dönemi Sonrası Olayları" içeriklerine göre incelenmiş ve bu olayların sektör bazında farklılıkları analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, 2018-2019 yıllarında "Enerji ve Finans" sektörlerinde değişiklik gerektirmeyen olay açıklama sayısı artış eğilimindeyken, 2020 yılı sonrası Covid-19 etkisi ile "Enerji ve Üretim sektörlerinde ciddi artış görülmüştür. "Otomotiv ve Üretim" sektörlerinin ise olay açıklamama eğiliminde olduğu görülmüştür. Bilgi paylaşımı açısından şeffaf sektörler diye nitelendirdiğimiz enerji, finans ve hizmet sektörleri yasal zorunlulukları gereği çok fazla düzenleyici otoritelere tabi olduğu görülmüştür. Bu nedenle bu sektörlerde raporlama dönemi sonrasında olay açıklama sayısı oldukça fazladır. Raporlama sonrası açık bilgi paylaşımına dayalı sektörler erişilebilir bilgi açısından yatırımcılara önemli avantajlar sunduğu görülmüştür. Raporlama sonrası daha az açıklama yaptığı için bilgi paylaşımı sınırlı sektörlerde genellikle uzun vadeli yatırım süreçleri, önceden planlanan ARGE projeleri bu sektörlerin daha istikrarlı bir yapıya sahip olduğu göstermiştir. Bu yapısı nedeniyle ani finansal değişiklik gerektirmeyen sektörler olduğu görülmüştür. Ayrıca bu sektörler rekabetçi yaklaşım nedeniyle stratejik bilgi gizliliği gibi bir politika uygulamaktadır. Örneğin yeni ürün geliştirme süreçleri veya tedarik zinciri maliyetleri gibi bilgiler bu sektörlerin rekabetçi yaklaşımları nedeniyle gizli tutulmuştur. Bilgi paylaşımının sınırlı olduğu bu sektörlerde, uzun vadeli projeler ve makroekonomik öneme sahip konularda bilgi eksikliği algısı, yatırımcı güvenini olumsuz etkileyebilir. Bu olumsuz etkiyi ortadan kaldırabilmek adına şeffaflık ve rekabetçilik arasında bir denge kurulması ihtiyacı doğmuş olup, düzenleyici otoriteler tarafından yatırımcılar için daha etkili ve dengeleyici bir raporlama çerçevesi oluşturulması ile belirsizliği ortadan kaldırmaya yardımcı olabileceği düşünülmektedir. Sonuç olarak "Finansal Raporlama Sonrası Olaylar" her sektörde farklı şekillerde yorumlandığı ve bu olayların sektörel dinamiklere göre değişkenlik gösterdiğini ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Raporlama Döneminden Sonraki Olaylar, Türkiye Finansal Raporlama Standartları, BİST Şirketleri
Sporda boykot davranışı ve öncüllerinin incelenmesi: Futbol taraftarları üzerine bir araştırma
Boykot, tüketicilerin rahatsız oldukları bir durumla karşılaştıklarında, bireysel olarak ya da diğer tüketicilerle bir araya gelerek gösterdikleri, satın alma karşıtlığıdır. Amacı, muhatap olan kişi veya kuruluşu satın almama yoluyla cezalandırmak ve istenmeyen durumları değiştirmektir. Boykota neden olan pek çok etken bulunmaktadır. Bu faktörler arasında ekonomik, dini, siyasi, çevresel ve etik kaygıların varlığı yer almaktadır. Etkililik açısından ele aldığımızda genel bir yorum yapmanın mümkün olmayacağını söylemek mümkündür. Tüketicilerin davranış değiştirmeye yönelik çabaları kimi zaman nafile olabilirken kimi zaman da boykotun hedefi olan kişi ve organizasyonlar için ciddi sonuçlara yol açabilmektedir. Bu sonuçlar arasında ekonomik kayıplar, marka itibarının sarsılması ve psikolojik etkiler başlıcalarıdır. Süresi bakımından ise bazı boykotlar kısa sürede ortadan kalkarken bazı boykotlar yıllarca devam edebilmektedir. Bu süreyi belirleyen faktörler tüketicinin boykotu sürdürme motivasyonu ve boykota verilen tepkileridir. Ülkeler, kişiler ve firmalar boykotun hedefinde yer alan aktörlerdendir. Bu sebeple boykotların hedefinin çeşitli olabileceğini söylemek mümkündür. Boykotun hedeflerinden biri de spor kulüpleridir. Geçmişteki boykot örneklerini incelediğimizde taraftarlar hem rakip takımlarla ilintili olan firmaları boykot etmekte hem de taraftarı oldukları kulüpleri ile yaşamış oldukları olumsuz deneyimleri değiştirmek amacıyla kulüplerini de boykot etmektedir. Bu durum endüstriyelleşmiş kulüpler için kayıplarla sonuçlanabilmektedir. Bu bilgiler ışığında taraftarların boykot davranışının öncüllerini belirlemek, hangi durumlarda boykot etme niyetine girdiklerini tespit etmek, boykotu hangi yollar ile yapacaklarını öngörmek ve boykot ile karşı karşıya kalınması durumunda krizi çözmek adına öneriler geliştirmek araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Bu amaç doğrultusunda Türkiye'de yaşayan futbol taraftarları üzerinden boykot kavramı ele alınmaktadır. Veri toplama aracı olarak çevrim içi anket ile katılımcılara ulaşılmıştır. Analizler nihai 433 katılımcının yanıtları üzerinden yapılmış, verilerin analizi için araştırmanın amacına uygun olarak frekans analizleri ve ilişki analizleri kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre taraftarların boykot niyetine sebep olan en somut sebep kulüplerinin şike ve doping gibi etik ihlaller yapmalarıdır. Bunu takip eden sebepler ise yönetime duyulan güvenin azalması ve sportif başarısızlıklardır. Taraftarların boykot yöntemi olarak ise sıklıkla sosyal medyadan eleştirilerde bulunması, maç bileti almayı bırakması ve lisanslı ürünleri satın almaması başlıcaları arasındadır. Fark yaratma ve duygusal iyileşme motivasyonları da taraftarların boykot etme niyetleri üzerinde etkiye sahiptir
E- ticaret sitelerindeki özel üyeliklere sahip kullanıcıların tekrar satın alma niyetini etkileyen faktörler
Bu çalışmanın temel amacı e-ticaret platformlarında giderek yaygınlaşan özel üyelik sistemlerinin, tüketicilerin satın alma deneyimi üzerindeki etkilerini kapsamlı biçimde incelemektir. Araştırmada, özel üyelik uygulamalarının (örneğin; sadakat programları, premium üyelikler, kişiselleştirilmiş kampanyalar ve öncelikli erişim gibi avantajların) algılanan kişiselleştirme, marka savunuculuğu, tekrar kullanma niyeti ve duygusal marka bağlılığı üzerindeki katkıları analiz edilmektedir. Çalışma yukarıdaki amaçlar doğrultusunda beş bölüm olarak hedeflenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde e-ticaret işletmelerinin önemi ve tarihsel gelişimi, küresel ve Türkiye'deki e-ticaret pazarının durumu ele alınırken aynı zamanda tüketici davranışları ve teknolojik gelişmeler ile ilgili bilgi verilmiştir. İkinci bölümde ise özel üyeliklerin tanımı, özel üyelik örneklerinde uygulanan stratejilerden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde ise diğer bir parametre olan tekrar satın alma deneyimi ve deneyimi etkileyen faktörlerden bahsedilerek e-ticarette tüketici davranışları ve algılanan değer analiz edilmiştir. Dördüncü bölümde ise tekrar satın alma niyetini etkileyen faktörlerden bahsedilip, beşinci bölümde de konuyla ilgili nicel araştırma yapılarak veriler analiz edilmiştir. Bu çalışma, nicel araştırma yöntemi kapsamında, kolayda örnekleme tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada da özel üyelik sistemlerinin tüketici deneyimi üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla tercih edilmiştir. Örneklem grubunu, e-ticaret platformlarından alışveriş yapan 314 katılımcı oluşturmaktadır. Veriler, 2025 yılı Nisan-Mayıs ayları arasında toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak, araştırmanın amacına uygun şekilde geliştirilmiş anket formu kullanılmıştır. Algılanan kişiselleştirmenin tüketicilerin tekrar satın alma niyeti üzerindeki etkisi anlamlı bulunmamıştır. Dolayısıyla, bu modelde kişiselleştirmenin tekrar satın alma davranışını açıklamada istatistiksel olarak anlamlı bir katkısı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Duygusal marka bağlılığının tekrar satın alma niyeti üzerindeki etkisi pozitif ve anlamlı bulunmuştur. Bu durum, duygusal bağlılığın tüketicilerin yeniden satın alma kararlarını güçlendirdiğini göstermektedir. Marka savunuculuğunun tekrar satın alma niyeti üzerinde olumlu ve anlamlı bir etkisi olduğu belirlenmiştir. Bu da savunuculuk davranışlarının, tüketicinin markaya yönelik gelecekteki tercihlerini etkileyebileceğini göstermektedir. Özel üyelik sistemlerinin tüketiciler üzerinde olumlu etkiler yarattığı ve sadakat davranışlarını artırdığı söylenebilmektedir.
Tedarik zincirinde yapay zeka tabanlı talep tahmini ve envanter yönetiminin performansa etkileri
Bu çalışma, tedarik zinciri yönetiminde yapay sinir ağları (YSA) tabanlı talep tahmininin ve envanter yönetiminin işletme performansı üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında, 2021-2024 yılları arasındaki bir işletmeye ait satış verileri kullanılarak talep tahmin modelleri geliştirilmiştir. ABC analizi ile seçilen ürün gruplarına yönelik YSA modelleri uygulanmış ve tahmin sonuçları geçmiş verilere dayanarak doğruluk açısından değerlendirilmiştir. Uygulama sürecinde, veri seti ön işleme adımlarından geçirilmiş ve YSA modelleri ile farklı talep seviyelerine yönelik tahminler gerçekleştirilmiştir. Modellerin sonuçları, stok maliyetlerini optimize etme ve müşteri memnuniyetini artırma potansiyeline sahip olduğunu göstermiştir. Ayrıca, döviz kurları ve müşteri davranışlarındaki değişkenliklerin, tahmin modellerinin performansına etkisi incelenmiştir. Bu değişkenlerin modellere dahil edilmesinin tahmin sonuçlarına iyi anlamda etki ettiği görülmüştür. Bu çalışmada, yapay sinir ağları (YSA) kullanılarak gerçekleştirilen talep tahminlerinin doğruluk performansı değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar, YSA modellerinin klasik yöntemlere kıyasla daha düşük hata oranları (MAPE, PAE) ile yüksek doğruluk sağladığını göstermektedir. Bu bulgular doğrultusunda, yapay zeka entegrasyonlarının tedarik zinciri süreçlerine ve işletme operasyonlarında etkinlik sağladığını ve karar verme süreçlerini iyileştirdiğini ortaya koyulmuştur.
Sosyal medya anksiyetesinin öncüllerinin incelenmesi: stres-gerilme-sonuç çerçevesini kullanan ampirik bir çalışma
Bu çalışma Sosyal Medya Anksiyetesini (SMA) Stresör–Gerilme–Sonuç (SGS) modeli çerçevesinde ele alarak, psikolojik ve çevresel stresörlerin sosyal medya bağımlılığı üzerindeki etkisini ve bunun sonucunda ortaya çıkan sosyal medya anksiyetesini incelemektedir. Türkiye'deki 219 aktif sosyal medya kullanıcısından elde edilen verilerle nicel kesitsel bir anket araştırması gerçekleştirilmiş ve yapılar arasındaki ilişkiler Kısmi En Küçük Kareler Yapısal Eşitlik Modellemesi (PLS-SEM) yöntemiyle analiz edilmiştir. Bulgular, hem psikolojik stresörlerin (gelişmeleri kaçırma korkusu, gösterim kaygısı ve sosyal aşırı yük) hem de çevresel stresörlerin (reklam müdahaleciliği, platform karmaşıklığı ve bilgi belirsizliği) sosyal medya bağımlılığını anlamlı şekilde tahmin ettiğini göstermiştir. Özellikle, çevresel stresörlerin etkisi (β = 0,39, p <,001), psikolojik stresörlere kıyasla daha güçlü bulunmuştur (β = 0,33, p <,001). Ayrıca, sosyal medya bağımlılığının ise sosyal medya anksiyetesini anlamlı şekilde açıklamaktadır (β = 0,32, p <,001) ve stresörler ile sosyal medya anksiyetesi arasındaki ilişkide aracılık etkisine sahip olduğu saptanmıştır. Model, sosyal medya bağımlılığındaki varyansın %29,5'ini ve sosyal medya anksiyetesindeki varyansın %10,3'ünü açıklamıştır. Bulgular, platform tasarım iyileştirmeleri, kullanıcı odaklı psikolojik destek programları ve düzenleyici önlemleri hedefleyen pratik müdahalelerinin geliştirilmesini önermektedir. Araştırmanın kesitsel olması nedeniyle nedensel yorumlamalar sınırlıdır. Gelecekteki çalışmaların boylamsal tasarımlar kullanması ve açıklayıcı gücü artırmak için ek değişkenleri araştırması önerilmektedir.
Yapay zekanın lisans eğitiminde kullanımı: öğrenci bakış açısıyla bir değerlendirme
Bu araştırma, dijital dönüşüm sürecinin yükseköğretim üzerindeki etkilerini yapay zekâ (YZ) teknolojileri bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır. Özellikle Sakarya Üniversitesi'nin Mühendislik ve İşletme Fakültelerinde lisans düzeyinde öğrenim gören öğrencilerin YZ teknolojilerine yönelik farkındalık düzeyleri, kullanım alışkanlıkları ve bu teknolojilerin eğitim süreçlerine etkisine ilişkin tutumları değerlendirilmektedir. Araştırma betimsel tarama modeli çerçevesinde yürütülmüş, veriler yapılandırılmış bir anket formu aracılığıyla 407 öğrenciden toplanmıştır. Verilerin analizinde frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma gibi tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra, veri dağılımının normal olmaması nedeniyle bağımsız gruplar arasında farkların incelenmesinde non-parametrik testler (Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis H) kullanılmıştır. Açık uçlu sorudan elde edilen nitel veriler ise betimsel içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, öğrencilerin büyük çoğunluğunun YZ araçlarını aktif olarak kullandığını ve bu araçlara yönelik genel tutumlarının olumlu olduğunu göstermektedir. Öğrenciler, YZ teknolojilerinin bilgiye erişimi kolaylaştırdığını ve öğrenme süreçlerini desteklediğini ifade etmiştir. Ancak pedagojik yeterlilik, etik sorunlar, yanlış bilgi riski ve bağımlılık gibi konularda kaygılar da dile getirilmiştir. Demografik değişkenler (cinsiyet, yaş, sınıf düzeyi, fakülte ve internet kullanım süresi) ile YZ'ye yönelik tutumlar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Bu durumun muhtemel sebebi demografik değişkenlerin tek başına YZ tutumlarını açıklamada yetersiz kalması, konu hakkında değerlendirme yapılırken mutlaka bireysel, pedagojik ve kültürel etkenlerin etkisinin de dikkate alınması gerekliliğidir. Açık uçlu yanıtlar, öğrencilerin YZ teknolojilerini zaman tasarrufu, erişim kolaylığı ve verimlilik açısından faydalı bulduklarını; ancak etik çerçevelerin netleşmesi ve kurumsal rehberliğin artırılması gerektiğini düşündüklerini ortaya koymuştur. Bu araştırma, öğrenci merkezli ve gömülü karma yöntem (embedded design) yaklaşımlarından biriyle YZ'nin eğitimdeki rolünü anlamaya yönelik önemli veriler sunmakta ve yükseköğretimde yapay zekâ teknolojilerinin etkili, bilinçli ve etik bir şekilde entegrasyonu için çeşitli önerilerde bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yapay Zekâ, Dijital Dönüşüm, Yükseköğretim, Öğrenci Tutumları, Eğitim Teknolojileri