
11
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
KBRN ajanlarının neden oldukları yara ve yanıkların tedavisinde kullanılmak üzere hidrojel tabanlı yara bakım malzemelerinin üretimi ve uygulaması
Kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer (KBRN) savunma, algılama, sınırlama ve azaltma stratejileri aracılığıyla bireyleri ve ortamları tehlikeli etkenlerden korumaya odaklanır. KBRN etkenleri için gelişmiş malzemeler, maruziyete karşı koruma, tehditleri etkisiz hale getirme ve genel dayanıklılığı artırmada önemli bir rol oynar. Bu malzemelerden biri de savunma için kullanılan hidrojellerdir. Hidrojeller, iyi biyouyumlulukları, insan yumuşak doku hücre dışı matrisine benzer mekanik özellikleri ve doku onarım özellikleri nedeniyle önemli biyomalzemelerdir. Cilt yarası onarımında antibakteriyel işlevlere sahip hidrojeller, özellikle pansuman uygulamaları için uygundur, bu nedenle birçok yeni antibakteriyel hidrojel yara pansumanı, bileşen tasarımı, hazırlama yöntemi optimizasyonu, bakteri direncini azaltma stratejileri vb. dahil olmak üzere büyük ilgi görmüştür. Bu araştırmada yara iyileşmesini hızlandırmak amacıyla 3 adet hidrojel hazırlanmıştır. Hazırlanan hidrojellerin ilki Grafen oksit-dallı polietilenimin-gümüş nanopartikül (GO-DPEI-AgNP), ikincisi Polivinil alkol-gümüş nanopartikül (PVA-AgNP) ve Sistein-Gümüş'tür. Hidrojellerin karakterizasyonu SEM, FESEM+EDX, FTIR, XRD, UV-vis ile yapılmıştır. Hidrojellerin antibakteriyel aktivitesi E. coli ve S. aureus bakterileri kullanılarak disk difüzyon yöntemi ile belirlenmiştir. In vitro sitotoksisite çalışması keratinosit HaCaT hücre hattı kullanılarak alamar mavisi yöntemi ile IC50 değeri hesaplanarak yapılmıştır. 8-12 haftalık wistar albino sıçanlarda eksizyonel yaralar oluşturularak in vivo iyileşme potansiyeli araştırılmıştır. Son olarak yara iyileşme mekanizmasında aktif olarak rol alan COL1A1, MMP9, VEGFC, PDGFA, TIMP1 genlerinin ifade düzeyleri qRT-PCR ile analiz edilmiştir. HaCaT hücre hattı için GO-DPEI-AgNP, PVA-AgNP ve sistein-gümüş hidrojelinin IC50 değerleri sırasıyla 261.1 μg/mL, 1132.1 μg/mL ve 1307.0 μg/mL'dir. In vitro yara iyileştirme deneyinde 48 saatin sonunda yara alanı GO-DPEI-AgNP hidrojelinde %0.54 ve PVA-AgNP hidrojelinde %3.17 iken, sistein-gümüş grubunda yara bölgesinin tamamen kapandığı gözlendi. GO-DPEI-AgNP hidrojeli 24 saatin sonunda E. coli için 7,28 mm ve S. aureus için 7.30 mm'lik bir zon çapı oluşturdu. PVA-AgNP hidrojeli 24 saatin sonunda E. coli için 7.37 mm ve S. aureus için 9.42 mm zon çapı oluşturdu. Sistein-gümüş hidrojeli 24 saatin sonunda E. coli için 8.33 mm ve S. aureus için 8.44 mm zon çapı oluşturdu. In vivo yara iyileştirme deneyinin sonucunda hidrojel uygulanan gruptaki sıçanlarda yara yeri 14. günde kapandı. 14. günün sonunda GO-DPEI-AgNP hidrojel grubunda yara bölgesinin %91.07'si, Sham grubunda %23.39'u, %0.9 NaCI grubunda %28.63'ü, Bepenajel grubunda %91.24'ü, PVA-AgNP grubunda %85.92'si ve sistein-gümüş grubunda %80.96'sı kapandı. Sonuç olarak, akut yara bakımında hidrojel kullanımı önemli bir ilerlemeyi temsil etmekte ve iyileşmeyi hızlandırmak için biyouyumluluk ve kontrollü ilaç salınımı potansiyeli sunmaktadır. Araştırmalar hidrojel formülasyonlarını ve karmaşık yara ortamlarıyla etkileşimlerini iyileştirmeye devam ettikçe, bu biyomalzemelerin klinik ortamlardaki vaadi giderek daha belirgin hale gelecektir. Ancak, etkinliklerini tam olarak göstermek, uygulamalarını optimize etmek ve modern yara yönetiminde yaygın olarak benimsenmelerinin önünü açmak için daha kapsamlı klinik çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler: Antibakteriyel Hidrojel; Cysteine, Grafen Oksit; Gümüş Nanopartikül; PVA
Savunma alanında kimyasal ve biyolojik tehlikelere karşı dekontaminasyon solüsyonlarının geliştirilmesi
Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer (KBRN) ajanlar ile bu ajanların yol açtığı olaylar, günümüzde uluslar için ciddi tehditler oluşturmaya devam etmektedir. KBRN savunmasının temel başlıklarından biri olan dekontaminasyonda asıl amaç, kontaminasyona neden olan maddelerin etkilerini ortadan kaldırarak sağlık açısından tehdit oluşturmayacak seviyelere indirmektir. Dekontaminasyon solüsyonları, canlı doku dikkate alınarak çevresel ve biyolojik özelliklere uygun şekilde formüle edilmelidir. Bu tez çalışmasında, halihazırda kullanılan dekontaminasyon solüsyonları temel alınarak geliştirilen, altı farklı bileşen içeren yeni formülasyonların mikrobiyal etkileri ile mikrobiyal kontaminasyonda yüzeylerde etkin olduğu süre incelenmiştir. Hazırlanan Biyolojik Solüsyonlar (BS) ve Kimyasal Solüsyonlar (KS), 1 mM, 3 mM ve 5 mM konsantrasyonlarında hazırlanarak, Staphylococcus aureus, Pseudomonas aeruginosa, Escherichia coli ve Candida albicans mikroorganizmalarının 10^4, 10^6 ve 10^8 CFU/mL yoğunluklarında disk difüzyon yöntemiyle değerlendirilmiştir. 10^4 CFU/mL düzeyinde Pseudomonas aeruginosa (37.34 mm) ve Staphylococcus aureus (45.63 mm) için en etkili solüsyon BSI olurken, Escherichia coli için KSIII (35.59 mm) ve Candida albicans için BSII (40.05 mm) en yüksek etkinlik göstermiştir. Cam ve metal yüzeylerde, 10^8 CFU/mL yoğunlukta gerçekleştirilen uygulamalarda taşıyıcı test yöntemi ile 1, 5, 10 ve 15. dakikalarda temas süresinin etkisi değerlendirilmiştir. Staphylococcus aureus için BSIII solüsyonu cam yüzeyde 1. dakikada yalnızca 5 CFU/mL koloni oluşturmuş; Candida albicans için ise BSII metal yüzeyde ve KSIII cam yüzeyde 1. dakikada sadece 1 CFU/mL gözlemlenmiştir. Koloni oluşumunda %99'a varan azalma, solüsyonların ilk dakikadan itibaren etkili olduğunu ortaya koymuştur. Solüsyonlar arasında yalnızca KSI formülasyonunun Staphylococcus aureus üzerine her iki yüzeyde de etkin olmadığı tespit edilmiştir. UV-Vis analizlerinde, KSIII solüsyonunun 220 nm'de gözlenen pik, içeriğindeki H2O2 nedeniyle yüksek reaktiviteyi; BSIII solüsyonunun 250–290 nm aralığındaki pikleri ise karanfil yağı ekstraktının aromatik yapısını göstermiştir. Solüsyon içeriğinde oksidatif etkinin devamlılığı spektrumda ortaya çıkarken, solüsyonun kimyasal ajanlar üzerine uygulanması halinde etkin olabileceği ihtimalini arttırmıştır. Sonuç olarak, geliştirilen bazı solüsyonlar geniş spektrumlu ve yüksek antimikrobiyal aktivite sergilemiş; bazıları ise içeriklerine bağlı olarak biyouyumluluk açısından daha öne çıkmıştır. KBRN savunma alanında, bu tür yeni nesil formülasyonların hem etkinlik hem de güvenlik yönünden değerlendirilmesi yerli üretim solüsyon üretimi için büyük önem taşımaktadır.
SNAr üzerinden toksik tiyofenol tespiti için yeni kolorimetrik ve florimetrik sensörlerin sentezi ve uygulanabilirliği
Hayatın her noktasında olan Kimyasal Biyolojik Radyolojik Nükleer (KBRN), tarihte birçok kez kullanılmıştır. Henüz insanların kullanımını nasıl keşfettiği ilk kez nasıl kullandıkları bilinmese de birçok olayda ve birçok alanda karşımıza çıkar. Örneğin Tatarların Kaffa şehrini işgali sırasında şehir sularına veba ile enfekte olmuş ölü kişilerin atılması ile suların kirletilmesi, takiben birçok insanın veba nedeniyle hayatını kaybetmesi (Erkekoğlu and Koçer-Gümüşel 2018) örnek olarak verilebilir. Günümüzde ise teknolojinin gelişmesi ile kullanılan ve kullanılma ihtimali olan KBRN ajan sayıları ve toksisite değerleri de giderek artmıştır. Çalışmamızda kullanmış olduğumuz, kimyasal formülü C6H5SH olan Tiyofenol (PhSH) de yüksek toksisiteye sahip endüstriyel bir atıktır. Birçok endüstride yaygın olarak kullanılan PhSH, akut toksisitesi ve tahriş edici etkileri nedeniyle önemli sağlık riskleri teşkil eder. Bu nedenle, PhSH tespiti, çevresel ve gıda güvenliğinin sağlaması için büyük öneme sahiptir. Bu tez kapsamında, PhSH tespiti için iki yeni kırmızı/mavi floresan emisyona sahip sensörler (NS1 ve NS2) sentezlendi ve karakterize edildi.. PhSH reaksiyona girdikten sonra NS1, kırmızı emisyon sadece 10 saniyelik hızlı tepki süresi ve büyük stokes kayması (240 nM) ile düşük tespit limiti (66,7 nM) sergiledi. NS2 ise düşük tespit limiti (75,8 nM), 20 saniyelik hızlı tepki süresi ve mavi emisyon ile PhSH'yi tespit edebildi. İki reseptörün dikkat çekici renk yanıtı ve taşınabilirliği, onları su, toprak, bitki, gıda örnekleri ve canlı hücreler gibi çeşitli örneklerde PhSH'nin yerinde tespiti için uygun hale getirmiştir. Ayrıca, bu reseptörlerin akıllı telefon uygulamalarında, ince tabaka kromotografi kitlerinde ve polisülfon kapsül kitlerinde PhSH içeriğini belirlemek için kullanılabileceği gösterilmiştir. Hazırlanan reseptörler düşük sitotoksisiteye sahip olduğu ve test edilen canlı hücrelerde iyi geçirgenlik gösterdiği belirlenmiştir, ki bu da erken teşhis, hastalık araştırması ve acil analiz için önemlidir. Diğer çalışmalarla karşılaştırıldığında, önerilen yaklaşım tespit limiti, taşınabilirlik, yanıt süresi ve düşük sitotoksisite açısından dikkate değer avantajlara sahiptir. Böylece, sağlık, çevre ve gıda güvenliğinin sağlanması ve düzenleyici standartlara uyumluluğunun sağlanması için birçok talebi karşılamaktadır.
Bazı pillar[5]aren bileşiklerinin sentezi, KBRN alanındaki toksik anyonların tespiti ve hücre içi görüntüleme çalışmalarında kullanımlarının araştırılması
Bu tez çalışmasında, kimyasal, biyolojik, radyolojik, nükleer ve patlamalar (KBRN+P) alanında kullanılan veya kullanılma ihtimaline sahip toksik anyonların, çalışma kapsamında sentezlenen Pillar[5]-Bodipy ve P5-click-B makrosiklik bileşikleri ile tespit edilmesi ve bu tespit etme sürecinin hücre içi görüntüleme çalışmalarında uygulanabilirliğinin incelenmesi amaçlanmıştır. KBRN+P vakalarında kullanılan ve kullanılma ihtimali olan ajanların sağlık ve ekosistem üzerinde toksik etkileri bulunmakta olup, bu ajanlar arasında toksik anyonlar da mevcuttur. Bu sebeple ekosistem ve insan sağlığı üzerinde olumsuz etkiler bırakma potansiyeline sahip olan ve KBRN+P alanında kullanılabilecek olan toksik anyonların etkili bir sensör sistemi ile tespit edilmesi ciddi önem taşımaktadır. Toksik etki gösteren anyonları tespit etmek amacı ile bu çalışma kapsamında Pillar[5]-Bodipy ve P5-click-B olarak adlandırılan, Pillar[5]aren (P[5]A) makrosiklik bileşiğinin yapısına dayalı çoklu Bodipy üniteleri barındıran iki farklı sensör sentezi yapılmıştır. Sentezlenen ve simetrik olmayan bu P[5]A türevi Pillar[5]-Bodipy ve P5-click-B makrosiklik sensörünün karakterizasyon işlemleri; NMR (Nükleer Manyetik Rezonans), FT-IR (Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopi), elementel analiz ve erime noktası tayini yöntemleri ile gerçekleştirilmiştir. Sentezlenen Pillar[5]-Bodipy probu ile toksik anyonlar arasında gerçekleşen etkileşim esnasında 510 nm dalga boyunda, P5-click-B probu ile toksik anyonlar arasında gerçekleşen etkileşim esnasında 550 nm civarında dalga boyunda güçlü bir emisyon oluşmaktadır. Sentezlenen kemosensörlerin farklı anyonlar karşısındaki seçicilik performansı, rekabet eden iyon testleri kullanılarak incelenmiştir. Bu testler neticesinde Pillar[5]-Bodipy probu ile yapılan çalışmada yalnızca F⁻ anyonlarının, P5-click-B probu ile yapılan çalışmada ise yalnızca H2PO4⁻ anyonlarının floresans şiddetinde belirgin derecede baskılanma gözlenmiştir. Ancak diğer test iyonlarının floresans şiddetinde ise kayda değer bir değişim gözlenmemiştir. Pillar[5]-Bodipy makrosiklik probunun floresans yoğunluğu, F− anyonu varlığında önemli ölçüde azalmıştır ve LOD değeri 2,1x10-7 M olarak belirlenmiştir. P5-click-B makrosiklik probunun floresans yoğunluğu, H2PO4⁻ anyonu varlığında önemli ölçüde azalmıştır ve LOD değeri 4,51x10-8 M olarak belirlenmiştir. F− anyonunun tespitinde, Pillar[5]-Bodipy sensörünün, H2PO4⁻ anyonunun tespitinde ise P5-click-B sensörünün ideal bir tepki süresine ve çeşitli pH aralıklarında iyi bir stabiliteye sahip olduğu çalışmalar sonucunda belirlenmiştir. Pillar[5]-Bodipy ve P5-click-B sensörlerinin hücre içi görüntüleme çalışmaları da yapılmış olup, Pillar[5]-Bodipy sensörü ile F− anyonu, P5-click-B sensörü ile H2PO4⁻ anyonu hücre içinde de başarı ile tespit edilmiştir. Bununla birlikte, belirlenen kanser hücrelerinde kemosensörün toksik etkisi de araştırılmıştır. Sonuç olarak Pillar[5]-Bodipy ve P5-click-B makrosiklik problarının düşük toksisite gösterdiği belirlenmiştir. Pillar[5]-Bodipy sensörü canlı hücrelerdeki F− anyonlarının tanınmasında, P5-click-B sensörü canlı hücrelerdeki H2PO4⁻ anyonlarının tanınmasında başarıyla kullanılabilir özelliktedir. Probların "turn off" tepki göstermeleri, hızlı tespit ve seçici tespit özelliğine sahip olmaları, tespit pH aralıklarının geniş olması ve biyogörüntüleme çalışmalarında kullanılabilir olmaları öne çıkan prob özelliği taşımaktadır.
Yanık yaralarının tedavisinde elektrospinning tekniği ile epidermal growth faktör / Hyaluronik asit/ Kollajen esaslı yara örtülerinin etkinliğinin İn Vitro ve İn Vivo koşullarda karşılaştırılması
Kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer (KBRN) savunma, azaltma stratejileri aracılığıyla toplumu ve yasadığı ortamları tehlikeli ve travmatik etkenlerden korumaya odaklanır. KBRN etkenleri ve neden oldukları olumsuz sonuçlar için modern malzemeler, maruz kalmaya karşı korunma, olası tehditleri etkisiz hale getirme, genel dayanıklılığı artırmada ve vücudun direngenliğini sağlamada önleyici olarak önemli bir rol oynar. Yanık ise, ciltte doku hasarına ve bazende kaybına neden olan ve acil tıbbi müdahale gerektiren önemli bir travmadır. Yanıkta derideki koruyucu alan hasarlanır ve buna bağlı da enfeksiyon riski artar ve morbidite ve mortalite artışına yol açar. Dünyada, her yıl milyonlarca insan yanık nedeniyle tedavi edilmektedir ve bu durum yeni tedavi arayışlarına ve ürünlere sebep olmaktadır. Bu ürünlerden biri de yanık için geliştirilen yara örtüleridir. Özellikle medikal alanda kullanılacak olan malzemelerin özellikleri arasında biyouyumlu, yenilenebilir, doğal ve çevre dostu olmaları istenen bir özelliktir. Özellikle global alanda yeni geliştirilen yara örtüsü medikal alanda yaygın ve öncelikli kullanım potansiyeline sahiptir. Ayrıca bu materyallerden beklenen tüm özellikleri karşılayabilmek için yenilikçi çalışmalar hızla devam etmektedir. Ancak insan vücudu için ideal ve tam uyumlu yara örtüsünden beklenen tüm özellikleri karşılayabilecek fonksiyonel ve insan vücuduna uyumlu bir yara örtüsü henüz üretilmemiştir. İdeal yara örtülerinin kullanım sırasında işlevsel olabilmesi ancak nanolifsel yapılarla mümkün olacaktır. Günümüzde elektrospinning yöntemiyle özgün ve çok yönlü nanoliflerin üretimi oldukça ilerlemekte olup gelcek vaad etmektedir. Bu metodla üretilen yara örtüleri konvansiyonel yöntemlerle elde edilenler ürünlere bakılarak yara bölgesinde ortamın ideal yapısını sağlamakta ve yara alanında mükemmel bir tedavi edici rolü oynayarak iyileşmeyi hızlandırmaktadır. Tez çalışmamızda, birçok morbidite ve olası komplikasyonlara yol açan ve ayrıca travma almış yara bölgesinde yaygın olarak gözlenen enfektif ajanların en çok tespit edilen Staphylococcus aureus bakterisine karşı etkin antimikrobiyal etken madde içeren hafif, ince, solubl ve fonksiyonel nanolif kökenli yara örtüsünün planlaması, tasarımı ve üretimi hedeflenmektedir. Bu tez çalışmamızda elektrospinning metodu kullanılarak, Hyaluronik asit, Kollajen ve Epidermal büyüme faktörü yüklü nanoliflere depolanmış doğal, biyouyumlu, biyobozunur, non toksik ve ucuz bir örtü maddesi ile kaplanarak fonksiyonel yeni bir yara örtüsü üretilmiştir. Çalışmamızda elde edilen nano lifli yara örtüsü materyallerine antibakteriyel aktivite testi uygulanmıştır. Bu üretilen örtü materyallerinin yüzey morfolojisi ve karakteristik özellikleri FT-IR, SEM ve histopatolojik yöntemler kullanılarak araştırılmıştır. Üretilen nanolif yara örtüleri gözenekli ve fibroblastların yüzeyi örtmelerine olanak sağlayan yapılarıyla etken maddelerin efektivitesine izin verirken yarı geçirgen hava geçirgenliği ile de yanık yaralarnın hızlı iyileşmesini sağlayacaktır. Sonuç olarak, yanık yarası bakımında nanolifli yara örtüsü kullanımı önemli bir ilerlemeyi göstermekte ve yaranın iyileşmesini hızlandırmak için biyouyumluluk göstermektedir. Yapılan çalışmalar yara örtülerinin enfekte ve komplike yara alanlarıyla etkileşimlerini iyileştirmeye devam ettikçe, bu biyoürünlerin klinikteki kullanım alanları giderek daha belirgin hale gelecektir. Fakat örtülerin etkinliklerini tam olarak göstermek, uygulamalarına optimizasyonsağlamak ve modern yara yönetiminde global olarak benimsenmelerinin önünü açmak için daha kapsamlı klinik çalışmalara ihtiyaç vardır.
Yanık yaralarının tedavisinde elektrospinning tekniği ile epidermal growth faktör / Hyaluronik asit/ Kollajen esaslı yara örtülerinin etkinliğinin İn Vitro ve İn Vivo koşullarda karşılaştırılması
Kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer (KBRN) savunma, azaltma stratejileri aracılığıyla toplumu ve yasadığı ortamları tehlikeli ve travmatik etkenlerden korumaya odaklanır. KBRN etkenleri ve neden oldukları olumsuz sonuçlar için modern malzemeler, maruz kalmaya karşı korunma, olası tehditleri etkisiz hale getirme, genel dayanıklılığı artırmada ve vücudun direngenliğini sağlamada önleyici olarak önemli bir rol oynar. Yanık ise, ciltte doku hasarına ve bazende kaybına neden olan ve acil tıbbi müdahale gerektiren önemli bir travmadır. Yanıkta derideki koruyucu alan hasarlanır ve buna bağlı da enfeksiyon riski artar ve morbidite ve mortalite artışına yol açar. Dünyada, her yıl milyonlarca insan yanık nedeniyle tedavi edilmektedir ve bu durum yeni tedavi arayışlarına ve ürünlere sebep olmaktadır. Bu ürünlerden biri de yanık için geliştirilen yara örtüleridir. Özellikle medikal alanda kullanılacak olan malzemelerin özellikleri arasında biyouyumlu, yenilenebilir, doğal ve çevre dostu olmaları istenen bir özelliktir. Özellikle global alanda yeni geliştirilen yara örtüsü medikal alanda yaygın ve öncelikli kullanım potansiyeline sahiptir. Ayrıca bu materyallerden beklenen tüm özellikleri karşılayabilmek için yenilikçi çalışmalar hızla devam etmektedir. Ancak insan vücudu için ideal ve tam uyumlu yara örtüsünden beklenen tüm özellikleri karşılayabilecek fonksiyonel ve insan vücuduna uyumlu bir yara örtüsü henüz üretilmemiştir. İdeal yara örtülerinin kullanım sırasında işlevsel olabilmesi ancak nanolifsel yapılarla mümkün olacaktır. Günümüzde elektrospinning yöntemiyle özgün ve çok yönlü nanoliflerin üretimi oldukça ilerlemekte olup gelcek vaad etmektedir. Bu metodla üretilen yara örtüleri konvansiyonel yöntemlerle elde edilenler ürünlere bakılarak yara bölgesinde ortamın ideal yapısını sağlamakta ve yara alanında mükemmel bir tedavi edici rolü oynayarak iyileşmeyi hızlandırmaktadır. Tez çalışmamızda, birçok morbidite ve olası komplikasyonlara yol açan ve ayrıca travma almış yara bölgesinde yaygın olarak gözlenen enfektif ajanların en çok tespit edilen Staphylococcus aureus bakterisine karşı etkin antimikrobiyal etken madde içeren hafif, ince, solubl ve fonksiyonel nanolif kökenli yara örtüsünün planlaması, tasarımı ve üretimi hedeflenmektedir. Bu tez çalışmamızda elektrospinning metodu kullanılarak, Hyaluronik asit, Kollajen ve Epidermal büyüme faktörü yüklü nanoliflere depolanmış doğal, biyouyumlu, biyobozunur, non toksik ve ucuz bir örtü maddesi ile kaplanarak fonksiyonel yeni bir yara örtüsü üretilmiştir. Çalışmamızda elde edilen nano lifli yara örtüsü materyallerine antibakteriyel aktivite testi uygulanmıştır. Bu üretilen örtü materyallerinin yüzey morfolojisi ve karakteristik özellikleri FT-IR, SEM ve histopatolojik yöntemler kullanılarak araştırılmıştır. Üretilen nanolif yara örtüleri gözenekli ve fibroblastların yüzeyi örtmelerine olanak sağlayan yapılarıyla etken maddelerin efektivitesine izin verirken yarı geçirgen hava geçirgenliği ile de yanık yaralarnın hızlı iyileşmesini sağlayacaktır. Sonuç olarak, yanık yarası bakımında nanolifli yara örtüsü kullanımı önemli bir ilerlemeyi göstermekte ve yaranın iyileşmesini hızlandırmak için biyouyumluluk göstermektedir. Yapılan çalışmalar yara örtülerinin enfekte ve komplike yara alanlarıyla etkileşimlerini iyileştirmeye devam ettikçe, bu biyoürünlerin klinikteki kullanım alanları giderek daha belirgin hale gelecektir. Fakat örtülerin etkinliklerini tam olarak göstermek, uygulamalarına optimizasyonsağlamak ve modern yara yönetiminde global olarak benimsenmelerinin önünü açmak için daha kapsamlı klinik çalışmalara ihtiyaç vardır.
Akut KBRN yaralarının iyileştirilmesi için gümüş/zeolit tabanlı yara örtülerinin dizaynı, üretimi ve İn Vitro/İn Vivo koşullarda etkilerinin incelenmesi
KBRN savunmasının amacı; KBRN ajanlarının oluşturabileceği tehditleri bertaraf edebilecek seviyede sınırlayan uygun teçhizat ve malzeme gücünü sağlamaktır. Bu yaklaşımla, kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer (KBRN) etkenlerin maruziyetinden kaynaklanabilecek yaralanmalarda uygulanan tedavi yöntemi; bireysel savunma için önemli bir adımdır. Nanomalzeme alanındaki gelişmelerle birlikte, yara iyileşme sürecini hızlandıran biyouyumlu, biyoçözünür, antimikrobiyal pansumanların dizaynı ve üretimi mümkündür. Bu tez çalışmasında; polivinil alkol (PVA), gümüş nanopartikül ve zeolitler kullanılarak elde edilen nanofiber örtülerin yara iyileştirme potansiyelini araştırmak amaçlanmıştır. Gümüş nanopartiküller (AgNP'ler), kimyasal indirgeme yöntemi kullanılarak sentezlendi. Partiküllerin karakterizasyonu UV-Vis, DLS ve SEM ile yapıldı. Nanoliflerin eldesinde elektro-çekim tekniği kullanıldı. Etkili yara örtüleri elde etmek için parametreler değiştirilerek (konsantrasyon, iğne ucu ve toplayıcı arasındaki mesafe, çözeltinin akış hızı) optimizasyon çalışmaları gerçekleştirildi. Nanoliflerin karakterizasyonu SEM ve FT-IR ile yapıldı. Nanoliflerin (AgZeo) antibakteriyel etkinliği, Escherichia coli ve Staphilococcus aureus bakterileri kullanılarak disk difüzyon yöntemi ile belirlendi. İn vitro sitotoksisite çalışması, sağlıklı keratinosit hücre hattı HaCaT'nin kontrol görevi gördüğü Alamar Mavisi tahlili kullanılarak değerlendirildi ve IC50 değerleri hesaplandı. Nanoliflerin in vitro yara migrasyon çalışması HaCaT hücreleri üzerinde çizik yöntemiyle belirlendi. Nanofiber yara örtülerin in vivo yara iyileştirme potansiyelini belirlemek için 24 adet 8-12 haftalık wistar albino ırkı rat kullanıldı. Ratlar, her grupta 6 rat olacak şekilde rastgele 4 gruba ayrıldı ve sırt kısımlarında tam kat eksizyonel yara modelleri oluşturuldu. Grup 1'deki (kontrol) yara modellerine herhangi bir işlem uygulanmadı. Grup 2'deki (Sham) yara modellerine %0,9 izotonik sodyum klorür uygulandı. Grup 3'deki (pozitif kontrol) yara modellerine ticari yara örtüsü uygulandı. Grup 4 (AgZeo)'deki yara modellerine ise elektro-çekim yöntemiyle üretilen nanolif yara örtüsü uygulandı ve yara küçülme yüzdeleri hesaplandı. Çalışmada yara iyileşme sürecinin ayrıntılı bir şekilde anlaşılmasını sağlamak için, yara dokusu örneklerine hematoksilen-eozin (HE) ile boyama uygulandı ve örnekler ışık mikroskobu altında incelendi. Araştırma sonuçları, AgNP'lerin 400 nm'de bir tepe emilimi sergileyerek gümüşün nano ölçekli boyutlardaki içeriğini doğruladığını ortaya çıkardı. 15 cm'lik bir çözelti toplayıcı mesafesi, 17 kV'luk bir voltaj ve 0,5 mL/saat'lik bir çözelti akış hızı ile optimum elektro-çekim koşulları oluşturuldu. İn vitro sitotoksisite çalışmasında nanoliflerdeki her katman ayrı ayrı değerlendirilmiş olup PVA nanolifler için IC50 değeri 118.2 ug/mL, PVAZeo nanolifler için IC50 değeri 100.7 ug/mL ve AgZeo nanolifleri için IC50 değeri 119.7 ug/mL olarak bulundu. Nanolifler insan deri keratinosit hücreleri üzerinde hiçbir sitotoksik etki göstermedi. İn vitro yara migrasyon çalışmasında 48 saatin sonunda yara alanı AgZeo nanolif grubunda çizilen yara alanını tamamen kapattığı gözlendi. Antibakteriyel etkinlik sonucu AgZeo nanolifler, E. coli için 163 mm2 ve S. aureus için 189 mm2 inhibisyon zon alanı oluşturdu. İn vivo yara iyileştirme deneyi sonucunda AgZeo nanolif yara örtülerinin uygulandığı gruptaki yara bölgesi 14. günde kapandı. 14. gün sonunda negatif kontrol grubunda %8, pozitif kontrol grubunda %43, Sham grubunda %60 ve AgZeo grubunda %96 oranında kapandı. Histopatolojik değerlendirme sonucu AgZeo grubunun epidermal kalınlaşma, kollajen lif artışı ve hücresel yoğunluk açısından daha belirgin ve ileri düzeyde bir rejenerasyon yanıtı sergilediği görüldü. Sonuç olarak bu araştırma, nano boyutlu malzemelerle formüle edilen nanofiber yara örtülerinin, KBRN olaylarından kaynaklanan yaralanmalarda terapötik uygulamalar için geleneksel yara pansumanlarına etkili bir alternatif olabileceğini öne sürmektedir. Aynı zamanda da ulusal KBRN savunma alanına önemli bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Antibakteriyel nanolifler; elektro-çekim; gümüş nanopartikül; yara iyileşmesi; zeolitler
Akut KBRN yaralarının iyileştirilmesi için gümüş/zeolit tabanlı yara örtülerinin dizaynı, üretimi ve İn Vitro/İn Vivo koşullarda etkilerinin incelenmesi
KBRN savunmasının amacı; KBRN ajanlarının oluşturabileceği tehditleri bertaraf edebilecek seviyede sınırlayan uygun teçhizat ve malzeme gücünü sağlamaktır. Bu yaklaşımla, kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer (KBRN) etkenlerin maruziyetinden kaynaklanabilecek yaralanmalarda uygulanan tedavi yöntemi; bireysel savunma için önemli bir adımdır. Nanomalzeme alanındaki gelişmelerle birlikte, yara iyileşme sürecini hızlandıran biyouyumlu, biyoçözünür, antimikrobiyal pansumanların dizaynı ve üretimi mümkündür. Bu tez çalışmasında; polivinil alkol (PVA), gümüş nanopartikül ve zeolitler kullanılarak elde edilen nanofiber örtülerin yara iyileştirme potansiyelini araştırmak amaçlanmıştır. Gümüş nanopartiküller (AgNP'ler), kimyasal indirgeme yöntemi kullanılarak sentezlendi. Partiküllerin karakterizasyonu UV-Vis, DLS ve SEM ile yapıldı. Nanoliflerin eldesinde elektro-çekim tekniği kullanıldı. Etkili yara örtüleri elde etmek için parametreler değiştirilerek (konsantrasyon, iğne ucu ve toplayıcı arasındaki mesafe, çözeltinin akış hızı) optimizasyon çalışmaları gerçekleştirildi. Nanoliflerin karakterizasyonu SEM ve FT-IR ile yapıldı. Nanoliflerin (AgZeo) antibakteriyel etkinliği, Escherichia coli ve Staphilococcus aureus bakterileri kullanılarak disk difüzyon yöntemi ile belirlendi. İn vitro sitotoksisite çalışması, sağlıklı keratinosit hücre hattı HaCaT'nin kontrol görevi gördüğü Alamar Mavisi tahlili kullanılarak değerlendirildi ve IC50 değerleri hesaplandı. Nanoliflerin in vitro yara migrasyon çalışması HaCaT hücreleri üzerinde çizik yöntemiyle belirlendi. Nanofiber yara örtülerin in vivo yara iyileştirme potansiyelini belirlemek için 24 adet 8-12 haftalık wistar albino ırkı rat kullanıldı. Ratlar, her grupta 6 rat olacak şekilde rastgele 4 gruba ayrıldı ve sırt kısımlarında tam kat eksizyonel yara modelleri oluşturuldu. Grup 1'deki (kontrol) yara modellerine herhangi bir işlem uygulanmadı. Grup 2'deki (Sham) yara modellerine %0,9 izotonik sodyum klorür uygulandı. Grup 3'deki (pozitif kontrol) yara modellerine ticari yara örtüsü uygulandı. Grup 4 (AgZeo)'deki yara modellerine ise elektro-çekim yöntemiyle üretilen nanolif yara örtüsü uygulandı ve yara küçülme yüzdeleri hesaplandı. Çalışmada yara iyileşme sürecinin ayrıntılı bir şekilde anlaşılmasını sağlamak için, yara dokusu örneklerine hematoksilen-eozin (HE) ile boyama uygulandı ve örnekler ışık mikroskobu altında incelendi. Araştırma sonuçları, AgNP'lerin 400 nm'de bir tepe emilimi sergileyerek gümüşün nano ölçekli boyutlardaki içeriğini doğruladığını ortaya çıkardı. 15 cm'lik bir çözelti toplayıcı mesafesi, 17 kV'luk bir voltaj ve 0,5 mL/saat'lik bir çözelti akış hızı ile optimum elektro-çekim koşulları oluşturuldu. İn vitro sitotoksisite çalışmasında nanoliflerdeki her katman ayrı ayrı değerlendirilmiş olup PVA nanolifler için IC50 değeri 118.2 ug/mL, PVAZeo nanolifler için IC50 değeri 100.7 ug/mL ve AgZeo nanolifleri için IC50 değeri 119.7 ug/mL olarak bulundu. Nanolifler insan deri keratinosit hücreleri üzerinde hiçbir sitotoksik etki göstermedi. İn vitro yara migrasyon çalışmasında 48 saatin sonunda yara alanı AgZeo nanolif grubunda çizilen yara alanını tamamen kapattığı gözlendi. Antibakteriyel etkinlik sonucu AgZeo nanolifler, E. coli için 163 mm2 ve S. aureus için 189 mm2 inhibisyon zon alanı oluşturdu. İn vivo yara iyileştirme deneyi sonucunda AgZeo nanolif yara örtülerinin uygulandığı gruptaki yara bölgesi 14. günde kapandı. 14. gün sonunda negatif kontrol grubunda %8, pozitif kontrol grubunda %43, Sham grubunda %60 ve AgZeo grubunda %96 oranında kapandı. Histopatolojik değerlendirme sonucu AgZeo grubunun epidermal kalınlaşma, kollajen lif artışı ve hücresel yoğunluk açısından daha belirgin ve ileri düzeyde bir rejenerasyon yanıtı sergilediği görüldü. Sonuç olarak bu araştırma, nano boyutlu malzemelerle formüle edilen nanofiber yara örtülerinin, KBRN olaylarından kaynaklanan yaralanmalarda terapötik uygulamalar için geleneksel yara pansumanlarına etkili bir alternatif olabileceğini öne sürmektedir. Aynı zamanda da ulusal KBRN savunma alanına önemli bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Antibakteriyel nanolifler; elektro-çekim; gümüş nanopartikül; yara iyileşmesi; zeolitler
KBRN tehditlerine karşı koruyucu maske filtrelerinin yerli üretimi ve uygulaması
KBRN terimi, kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer maddelerin insanlar ve çevre için neden olduğu tüm tehlikeli durumları ifade eden bir terim olarak kullanılmaktadır. Kimyasal savaş ajanları, canlıları etkisiz hale getirmek, insanları yaralamak ve öldürmek, gıda kaynaklarını kirletmek ve yok etmek, kaos ve paniğe neden olmak için kullanılan tüm kimyasalları kapsamaktadır. Kimyasal savaş ajanları, ekonomik ve stratejik açıdan önemli hedefleri bozmaktadır ve askeri ve sivil personeli koruyucu kıyafet giymeye ve koruyucu ekipman kullanmaya zorlamaktadır. KBRN ajanlarına karşı tüm vücut koruması gerekli olsa da solunum yolu son derece hassas olduğundan dolayı solunum koruması en önemli güvenlik önlemidir. Tez kapsamında KBRN nanofiber filtreler üç (3) farklı grupta toplam altı (6) adet olacak şekilde elektro-eğirme tekniği kullanılarak üretilmiştir. Selüloz asetat (CA) ve selüloz asetat + polivinil prolidon (CA + PVP) nanofiberler kaba filtre kağıdı, medikal krep kağıt ve melt-blown kumaş üzerine kaplama yapılarak üretilmiştir. Nanofiber yapılı KBRN filtrelerinin yüzey morfolojisi SEM ve yapıdaki fonksiyonel gruplar FTIR yöntemi ile araştırılmıştır. SEM görüntülerinde boncuksuz nanolif oluşumu ile yüzeyin homojen bir şekilde kaplandığı gözlenmiştir. CA filtrelerin ortalama fiber çapları 377 ± 196 nm ve CA + PVP filtrelerin ortalama fiber çapları 601 ± 209 nm bulunmuştur. FTIR spektrumunda CA ve CA + PVP'ye ait karakteristik pikler görülmüştür. Filtrelerin esneklik, mekanik kuvvet ve elastiklik gibi mekanik özellikleri EN ISO 134934–1: 2013 standartlarına uygun olacak şekilde çekme test cihazında (Shimadzu, AGS-X 10 kN) gerçekleştirilmiştir. Melt-blown kumaş nanofiberler üzerinde çekme dayanımını ve birim şekil değiştirme miktarını arttırmıştır. Geliştirilen KBRN filtrelerinde hava geçirgenliği özelliklerinin belirlenmesi TS 391 EN ISO 9237 standartlarına uygun olacak şekilde geçirgenlik test cihazı (Prowhite Airtest II) ile test edilmiştir. Meltblown kumaşla kaplanan filtreler nispeten daha yüksek hava geçirgenliği sergilemiştir (29 m3h-1). KBRN filtrelerinin filtrasyon verimliliği ve basınç düşüşü, otomatik bir hava filtresi test cihazı (8130A modeli, TSI Inc.) ile ölçülmüştür. Standart olarak kabul edilen yüksek verimli bir filtre, %90 − %100 PM2,5 (2,5 μm'den küçük veya eşit boyuttaki parçacıklar) giderme verimliliği sergilemesi gerekmektedir. Meltblown kumaş CA + PVP nanofiberlerle kaplandığında parçacık tutuş verimi (PM0.3) %93.19'a yükselmiştir. KBRN filtrelerinin formaldehit (HCHO) adsorpsiyon kapasitesi UV-Vis spektrofotometre (Shimadzu, UV-1900i) kullanılarak ölçülmüştür. En iyi adsorpsiyon, meltblown kumaş + CA + PVP nanofiber filtrelerde bulunmuştur. KBRN filtrelerinin sağlıklı bronş epitel hücreleri (BEAS-2B) üzerindeki toksik etkileri araştırılmıştır. KBRN nanofiber filtrelerinin BEAS-2B hücrelerinde toksik etkilerinin olmadığı bulunmuştur. Tüm gruplarda en yüksek doz olan 200 µg/mL göz önüne alındığında hücrelerin canlılığı %50'nin altına düşmemiştir. Ancak KBRN filtreleri formaldehit buharına maruz kaldığında toksik etkileri artmıştır. Filtreler formaldehit buharına maruz bırakıldığında formaldehitin kendi doğasından gelen toksikliği nedeniyle hücre canlılıkları azalmıştır. Diğer partikül tutma, adsorpsiyon deneyleri gibi çalışmaların sonuçlarına bakıldığında filtrelerin formaldehiti tuttuğunu söylemek mümkündür. KBRN filtrelerinin antimikrobiyal aktivitesini belirlemek için Staphylococcus aureus, Escherichia coli, Staphylococcus epidermis bakterileri kullanılmıştır. Filtrelerin anti-bakteriyel özellik sergilediği gözlenmiştir. Sonuç olarak, geliştirilen KBRN filtreleri ortam havası filtrelemenin yanı sıra kişisel koruyucu ekipman olan yüz maskelerinde de filtre olarak kullanılma potansiyeline sahiptir ve KBRN alanında potansiyel bir yerli ve milli filtre adayı olarak geliştirilmeye açıktır. Anahtar Kelimeler: Elektro-eğirme; Filtrasyon kapasitesi; KBRN; Nanofiber filtre
KBRN tehditlerine karşı koruyucu maske filtrelerinin yerli üretimi ve uygulaması
KBRN terimi, kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer maddelerin insanlar ve çevre için neden olduğu tüm tehlikeli durumları ifade eden bir terim olarak kullanılmaktadır. Kimyasal savaş ajanları, canlıları etkisiz hale getirmek, insanları yaralamak ve öldürmek, gıda kaynaklarını kirletmek ve yok etmek, kaos ve paniğe neden olmak için kullanılan tüm kimyasalları kapsamaktadır. Kimyasal savaş ajanları, ekonomik ve stratejik açıdan önemli hedefleri bozmaktadır ve askeri ve sivil personeli koruyucu kıyafet giymeye ve koruyucu ekipman kullanmaya zorlamaktadır. KBRN ajanlarına karşı tüm vücut koruması gerekli olsa da solunum yolu son derece hassas olduğundan dolayı solunum koruması en önemli güvenlik önlemidir. Tez kapsamında KBRN nanofiber filtreler üç (3) farklı grupta toplam altı (6) adet olacak şekilde elektro-eğirme tekniği kullanılarak üretilmiştir. Selüloz asetat (CA) ve selüloz asetat + polivinil prolidon (CA + PVP) nanofiberler kaba filtre kağıdı, medikal krep kağıt ve melt-blown kumaş üzerine kaplama yapılarak üretilmiştir. Nanofiber yapılı KBRN filtrelerinin yüzey morfolojisi SEM ve yapıdaki fonksiyonel gruplar FTIR yöntemi ile araştırılmıştır. SEM görüntülerinde boncuksuz nanolif oluşumu ile yüzeyin homojen bir şekilde kaplandığı gözlenmiştir. CA filtrelerin ortalama fiber çapları 377 ± 196 nm ve CA + PVP filtrelerin ortalama fiber çapları 601 ± 209 nm bulunmuştur. FTIR spektrumunda CA ve CA + PVP'ye ait karakteristik pikler görülmüştür. Filtrelerin esneklik, mekanik kuvvet ve elastiklik gibi mekanik özellikleri EN ISO 134934–1: 2013 standartlarına uygun olacak şekilde çekme test cihazında (Shimadzu, AGS-X 10 kN) gerçekleştirilmiştir. Melt-blown kumaş nanofiberler üzerinde çekme dayanımını ve birim şekil değiştirme miktarını arttırmıştır. Geliştirilen KBRN filtrelerinde hava geçirgenliği özelliklerinin belirlenmesi TS 391 EN ISO 9237 standartlarına uygun olacak şekilde geçirgenlik test cihazı (Prowhite Airtest II) ile test edilmiştir. Meltblown kumaşla kaplanan filtreler nispeten daha yüksek hava geçirgenliği sergilemiştir (29 m3h-1). KBRN filtrelerinin filtrasyon verimliliği ve basınç düşüşü, otomatik bir hava filtresi test cihazı (8130A modeli, TSI Inc.) ile ölçülmüştür. Standart olarak kabul edilen yüksek verimli bir filtre, %90 − %100 PM2,5 (2,5 μm'den küçük veya eşit boyuttaki parçacıklar) giderme verimliliği sergilemesi gerekmektedir. Meltblown kumaş CA + PVP nanofiberlerle kaplandığında parçacık tutuş verimi (PM0.3) %93.19'a yükselmiştir. KBRN filtrelerinin formaldehit (HCHO) adsorpsiyon kapasitesi UV-Vis spektrofotometre (Shimadzu, UV-1900i) kullanılarak ölçülmüştür. En iyi adsorpsiyon, meltblown kumaş + CA + PVP nanofiber filtrelerde bulunmuştur. KBRN filtrelerinin sağlıklı bronş epitel hücreleri (BEAS-2B) üzerindeki toksik etkileri araştırılmıştır. KBRN nanofiber filtrelerinin BEAS-2B hücrelerinde toksik etkilerinin olmadığı bulunmuştur. Tüm gruplarda en yüksek doz olan 200 µg/mL göz önüne alındığında hücrelerin canlılığı %50'nin altına düşmemiştir. Ancak KBRN filtreleri formaldehit buharına maruz kaldığında toksik etkileri artmıştır. Filtreler formaldehit buharına maruz bırakıldığında formaldehitin kendi doğasından gelen toksikliği nedeniyle hücre canlılıkları azalmıştır. Diğer partikül tutma, adsorpsiyon deneyleri gibi çalışmaların sonuçlarına bakıldığında filtrelerin formaldehiti tuttuğunu söylemek mümkündür. KBRN filtrelerinin antimikrobiyal aktivitesini belirlemek için Staphylococcus aureus, Escherichia coli, Staphylococcus epidermis bakterileri kullanılmıştır. Filtrelerin anti-bakteriyel özellik sergilediği gözlenmiştir. Sonuç olarak, geliştirilen KBRN filtreleri ortam havası filtrelemenin yanı sıra kişisel koruyucu ekipman olan yüz maskelerinde de filtre olarak kullanılma potansiyeline sahiptir ve KBRN alanında potansiyel bir yerli ve milli filtre adayı olarak geliştirilmeye açıktır. Anahtar Kelimeler: Elektro-eğirme; Filtrasyon kapasitesi; KBRN; Nanofiber filtre
KBRN tehditlerine karşı koruyucu maske filtrelerinin yerli üretimi ve uygulaması
KBRN terimi, kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer maddelerin insanlar ve çevre için neden olduğu tüm tehlikeli durumları ifade eden bir terim olarak kullanılmaktadır. Kimyasal savaş ajanları, canlıları etkisiz hale getirmek, insanları yaralamak ve öldürmek, gıda kaynaklarını kirletmek ve yok etmek, kaos ve paniğe neden olmak için kullanılan tüm kimyasalları kapsamaktadır. Kimyasal savaş ajanları, ekonomik ve stratejik açıdan önemli hedefleri bozmaktadır ve askeri ve sivil personeli koruyucu kıyafet giymeye ve koruyucu ekipman kullanmaya zorlamaktadır. KBRN ajanlarına karşı tüm vücut koruması gerekli olsa da solunum yolu son derece hassas olduğundan dolayı solunum koruması en önemli güvenlik önlemidir. Tez kapsamında KBRN nanofiber filtreler üç (3) farklı grupta toplam altı (6) adet olacak şekilde elektro-eğirme tekniği kullanılarak üretilmiştir. Selüloz asetat (CA) ve selüloz asetat + polivinil prolidon (CA + PVP) nanofiberler kaba filtre kağıdı, medikal krep kağıt ve melt-blown kumaş üzerine kaplama yapılarak üretilmiştir. Nanofiber yapılı KBRN filtrelerinin yüzey morfolojisi SEM ve yapıdaki fonksiyonel gruplar FTIR yöntemi ile araştırılmıştır. SEM görüntülerinde boncuksuz nanolif oluşumu ile yüzeyin homojen bir şekilde kaplandığı gözlenmiştir. CA filtrelerin ortalama fiber çapları 377 ± 196 nm ve CA + PVP filtrelerin ortalama fiber çapları 601 ± 209 nm bulunmuştur. FTIR spektrumunda CA ve CA + PVP'ye ait karakteristik pikler görülmüştür. Filtrelerin esneklik, mekanik kuvvet ve elastiklik gibi mekanik özellikleri EN ISO 134934–1: 2013 standartlarına uygun olacak şekilde çekme test cihazında (Shimadzu, AGS-X 10 kN) gerçekleştirilmiştir. Melt-blown kumaş nanofiberler üzerinde çekme dayanımını ve birim şekil değiştirme miktarını arttırmıştır. Geliştirilen KBRN filtrelerinde hava geçirgenliği özelliklerinin belirlenmesi TS 391 EN ISO 9237 standartlarına uygun olacak şekilde geçirgenlik test cihazı (Prowhite Airtest II) ile test edilmiştir. Meltblown kumaşla kaplanan filtreler nispeten daha yüksek hava geçirgenliği sergilemiştir (29 m3h-1). KBRN filtrelerinin filtrasyon verimliliği ve basınç düşüşü, otomatik bir hava filtresi test cihazı (8130A modeli, TSI Inc.) ile ölçülmüştür. Standart olarak kabul edilen yüksek verimli bir filtre, %90 − %100 PM2,5 (2,5 μm'den küçük veya eşit boyuttaki parçacıklar) giderme verimliliği sergilemesi gerekmektedir. Meltblown kumaş CA + PVP nanofiberlerle kaplandığında parçacık tutuş verimi (PM0.3) %93.19'a yükselmiştir. KBRN filtrelerinin formaldehit (HCHO) adsorpsiyon kapasitesi UV-Vis spektrofotometre (Shimadzu, UV-1900i) kullanılarak ölçülmüştür. En iyi adsorpsiyon, meltblown kumaş + CA + PVP nanofiber filtrelerde bulunmuştur. KBRN filtrelerinin sağlıklı bronş epitel hücreleri (BEAS-2B) üzerindeki toksik etkileri araştırılmıştır. KBRN nanofiber filtrelerinin BEAS-2B hücrelerinde toksik etkilerinin olmadığı bulunmuştur. Tüm gruplarda en yüksek doz olan 200 µg/mL göz önüne alındığında hücrelerin canlılığı %50'nin altına düşmemiştir. Ancak KBRN filtreleri formaldehit buharına maruz kaldığında toksik etkileri artmıştır. Filtreler formaldehit buharına maruz bırakıldığında formaldehitin kendi doğasından gelen toksikliği nedeniyle hücre canlılıkları azalmıştır. Diğer partikül tutma, adsorpsiyon deneyleri gibi çalışmaların sonuçlarına bakıldığında filtrelerin formaldehiti tuttuğunu söylemek mümkündür. KBRN filtrelerinin antimikrobiyal aktivitesini belirlemek için Staphylococcus aureus, Escherichia coli, Staphylococcus epidermis bakterileri kullanılmıştır. Filtrelerin anti-bakteriyel özellik sergilediği gözlenmiştir. Sonuç olarak, geliştirilen KBRN filtreleri ortam havası filtrelemenin yanı sıra kişisel koruyucu ekipman olan yüz maskelerinde de filtre olarak kullanılma potansiyeline sahiptir ve KBRN alanında potansiyel bir yerli ve milli filtre adayı olarak geliştirilmeye açıktır. Anahtar Kelimeler: Elektro-eğirme; Filtrasyon kapasitesi; KBRN; Nanofiber filtre