Selçuk University
Discipline

Social Work

Selçuk University

470

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Sosyal çalışmacıların müracaatçı şiddeti deneyimleri: Kesişimsellik perspektifinden bir karma yöntem araştırması

Müracaatçı şiddeti sosyal çalışmacıların mesleki uygulamaları sırasında karşılaştığı travmatik bir mesleki deneyimdir. Kesişimsellik yaklaşımı kullanılarak yapılan araştırmada sosyal çalışmacılara ait yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, mesleki deneyim, çalışılan yer, çalışılan sektör, çalışma alanı, çalışılan müracaatçı grubu ve dosya yükü şeklindeki kesişimsel faktörlerin sosyal çalışmacıların müracaatçı şiddeti deneyimini farklılaştırıp farklılaştırmadığı araştırılmıştır. Karma yöntem araştırması şeklinde tasarlanan araştırmada nicel ve nitel veriler birlikte toplanarak araştırma sorusuna yanıt aranmaya çalışılmıştır. Araştırmanın nicel verileri kapsamında 401 sosyal çalışmacıya ulaşılmış ve bu örneklem grubunda son bir yıl içerisindeki mesleki uygulamaları sırasında müracaatçı şiddetine maruz kalan 261 sosyal çalışmacı ile analizler gerçekleştirilmiştir. Müracaatçı Şiddeti Ölçeği'nin Türkçe uyarlaması yapılarak son bir yıl içerisinde müracaatçı şiddetini deneyimleyen sosyal çalışmacıların maruz kaldığı müracaatçı şiddeti bazı ilişkili değişkenler açısından incelenmiştir. Müracaatçı Şiddeti Ölçeği'nin geçerlilik ve güvenilirlik analizlerinin yapılması sırasında SPSS 21.0 İstatistik Paket Programı kullanılarak Keşfedici/Açımlayıcı Faktör Analizi (EFA), AMOS programı kullanılarak Doğrulayıcı Faktör Analizi (CFA) yapılmıştır. SPSS 21.0 İstatistik Paket Programı kullanılarak yapılan analizlerde betimleyici istatistikler ve fark testleri (t test analizi, tek yönlü varyans analizi-ANOVA) kullanılmıştır. Araştırmanın nitel verileri kapsamında son bir yıl içerisindeki mesleki uygulamaları sırasında müracaatçı şiddetini deneyimleyen 34 sosyal çalışmacıyla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen veriler MaxQda Analytics Pro 2020 programı kullanılarak analiz yapılmıştır. Araştırmanın nicel bulgularına göre; 401 sosyal çalışmacının %64'ünün mesleki yaşamı boyunca, %65'inin son bir yıl içerisindeki mesleki uygulamaları sırasında müracaatçı şiddeti türlerinden en az birisine maruz kaldığı bulunmuştur. Yapılan t test analizi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) sonuçlarına göre sosyal çalışmacıların yaşı, cinsiyeti, medeni durumu, mesleki deneyimi ve çalıştığı sektör açısından maruz kaldığı müracaatçı şiddeti düzeyinin farklılaşmadığı; eğitim düzeyi ve mesleki uygulamalarını ofiste gerçekleştirme durumları açısından fiziksel müracaatçı şiddeti ve tehdidi boyutunda anlamlı bir farklılaşmanın olduğu; en son şiddete maruz kalınan müracaatçı grubu ve dosya yükü açısından fiziksel müracaatçı şiddeti ve tehdidi ile fiziksel olmayan müracaatçı şiddeti ve tehdidi alt boyutlarında anlamlı bir farklılaşmanın olduğu bulunmuştur. Araştırmanın nitel bulgularına göre; elde edilen verilerin tematik analizi sonucu 6 temaya ulaşılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre sosyal çalışmacılara ait; yaş, cinsiyet, mesleki deneyim, çalışılan yer, çalışılan sektör, çalışma alanı, çalışılan müracaatçı grubu ve dosya yükü şeklindeki kesişimsel faktörlerin müracaatçı şiddeti deneyimini farklılaştırdığı bulunmuştur. Sosyal çalışmacılara ait medeni durum ve eğitim düzeyi şeklindeki kesişimsel faktörlerin müracaatçı şiddeti deneyimini farklılaştırmadığı bulunmuştur. Araştırma sonucunda sosyal çalışmacılara yönelik gerçekleşen müracaatçı şiddetini önlemek amacıyla bireysel düzeyde, mesleki düzeyde, kurumsal düzeyde ve politika düzeyinde öneriler sunulmuştur.

Özkan Bilgin
Selçuk University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Obeziteyle yaşayan kadınların yaşam deneyimleri

Bu çalışmanın genel amacı obeziteyle yaşayan kadınların obezite olgusu etrafında şekillenen deneyimlerini feminist sosyal hizmet perspektifiyle keşfetmektir. Obeziteyi salt medikal bir perspektifle ele almak obezitenin psikolojik, sosyal, kültürel ve yapısal belirleyicilerinin yeterince ele alınmamasına sebebiyet verebilmektedir. Buna karşın bu araştırmada kullanılan feminist perspektif sayesinde toplumsal cinsiyet rolleri, normatif güzellik standartları ve bedenin sosyal inşası gibi dinamiklerin obeziteye etki eden yapısı ve kadınların obeziteye ilişkin yaşam deneyimlerinin tüm boyutlarını ortaya koyabilmek mümkün olmuştur. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden feminist femonemoloji kullanılmış olup 18-65 yaş aralığında, beden kütle indeksi (BKİ) 30 ve üzerinde, hamile olmayan 20 kadın araştırmanın öznelerini oluşturmuştur. Yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla yapılan görüşmeler MAXQDA 2024 programı kullanılarak reflektif tematik analiz yöntemi ile analiz edilmiştir. Kadınlara ilişkin analiz sonucunda "obezitenin oluşumuna ve sürmesine ilişkin dinamikler", "obeziteyle yaşayan bir kadın olmak" ve "obeziteden ayrışmaya yönelik deneyimler" olmak üzere üç temaya ulaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler doğrultusunda, obezitenin etiyolojisinin genetik, biyolojik ve tıbbi unsurların yanı sıra; psikolojik ve motivasyonel dinamikler, yaşam tarzı pratikleri, sosyal çevre ve toplumsal cinsiyet normları gibi çok çeşitli faktörlerin etkileşimiyle şekillendiği anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra obezite, kadınların yaşamında; biyolojik, psikolojik, toplumsal, mekânsal ve politik boyutları olan çok katmanlı bir deneyim olarak tezahür etmektedir. Bu doğrultuda araştırmanın sonuçları, obeziteyle yaşayan kadınların güçlenme ihtiyaçlarının bireysel, toplumsal ve yapısal düzeylerde eşzamanlı olarak ele alınması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Araştırmada elde edilen bu sonuçlardan hareketle obeziteye yönelik hizmet sunumunda multidisipliner bir bakış açısının benimsenmesi ve sosyal hizmet disiplininin obezite alanında daha etkin bir rol üstlenmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu doğrultuda araştırmada sosyal hizmet uygulamalarına, sağlık hizmetlerine, politikalara ve obeziteyle yaşayan bireylerle yapılacak gelecek araştırmalara yönelik öneriler sunulmaktadır.

Ayşe Nur Boz
Selçuk University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşlı bireylerin dijital eşitsizlik deneyimleri: Ayrımcılık karşıtı sosyal hizmet bağlamında nitel bir analiz

Dijitalleşme sürecinde yaşanan toplumsal değişimler, teknolojik ürünlerin kullanımı bağlamında yaş ayrımcılığının derinleşmesine neden olmuştur. Literatürde bu durum, dijital eşitsizlik olarak tanımlanmıştır. Bu araştırma ikinci düzey dijital eşitsizlik olarak tanımlanan kullanım eşitsizliğine odaklanmaktadır. Bu araştırmada yaşlı bireylerin dijital eşitsizlik deneyimleri, ayrımcılık karşıtı sosyal hizmet perspektifinden ele alınmıştır. Yaşlı bireylerin dijital eşitsizlik ve ayrımcılık deneyimleri açığa çıkarılarak, bu sorunlara ayrımcılık karşıtı sosyal hizmet perspektifinden çözüm önerileri sunmak amaçlanmıştır. Araştırmanın öznelerini yalnız yaşayan 60 yaş üstü yaşlı bireyler oluşturmaktadır. Nitel araştırma deseniyle tasarlanan bu çalışmada öznelere, amaçlı örnekleme yöntemiyle ulaşılmıştır. Bu kapsamda veriler, Ankara'da ikamet eden 20 özneyle, yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler aracılığıyla elde edilmiştir. Elde edilen veriler MAXQDA 2020 programıyla tematik olarak analiz edilmiştir. Araştırmanın bulguları; "Yaşlanmanın Teknolojiyle İlişkisine Yönelik Düşünceler", "Dijital Eşitsizlik ve Ayrımcılık Deneyimleri" ve "Dijital Becerilerin Geliştirilmesiyle İlgili Düşünceler" başlıklı temalarla sunulmuştur. Bulgular referans alınarak dijital eşitsizlik deneyimlerinin; ayrımcılık içeren olumsuz söylemlere maruz kalma, unutkanlık, tehlikeli durumlarla karşılaşma ve zarar görme korkusu, yetiştirilme tarzı ve güvenlik gereksinimi gibi kategoriler çerçevesinde şekillendiği sonuçlarına ulaşılmıştır. Ayrıca dijital becerilerin geliştirilmesi ve yapabilirliklerle ilgili düşüncelerin olumlu yönde olduğu, yaşlı bireylerin dijital okuryazarlık eğitimleri konusunda istekli oldukları görülmüştür. Araştırma sonucunda, farklı gereksinimleri karşılayacak şekilde ve dijital uçurumun kapanması amacıyla tasarlanan eğitsel faaliyetler yoluyla, yaşlı bireylerin sosyalizasyonlarının sürdürülmesine ve demokratik katılımın sağlanmasına yardımcı olacak öneriler geliştirilmiştir.

Beyza Kaptan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Afgan refakatsiz çocukların ve gençlerin dayanıklılıklarının ve yapabilirliklerinin incelenmesi: Türkiye'den deneyimler

Araştırmanın amacı Afgan refakatsiz çocukların ve gençlerin karşılaştıkları zorluklar karşısında nasıl hayatta kaldıklarını anlamaya çalışmaktır. Araştırmacının güçler perspektifini benimseyerek çıktığı yolda, araştırmanın kuramsal temelleri dayanıklılık ve yapabilirlikler yaklaşımı üzerine inşa edilmiştir. Nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik desen kullanılarak deneyimler keşfedilmeye çalışılmıştır. Amaçlı örneklem stratejilerinden farklılıklar içerisindeki ortaklığı anlayabilmek için maksimum çeşitlilik örneklemesi kullanılmıştır. Ek olarak kartopu örneklemesi ile alanında deneyimli meslek elemanlarına erişilmiştir. (Farklı) kurumlarda ve illerde refakatsiz çocuklarla çalışma deneyimi olan 16 meslek elemanı ve çocuk koruma sistemine eriş(e)memiş 12 Afgan refakatsiz gençle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Araştırmanın verileri ATLAS.ti nitel veri analiz programı ile analiz edilmiştir. Tematik analiz ile sırasıyla açık, eksen ve seçici kodlamaya göre veriler kodlanarak iki temaya ve altı kategoriye ulaşılmıştır. Temalar sırasıyla "Refakatsiz Çocukların Çocuk Koruma Sistemine Erişim Sürecinde Karşılaştıkları Zorluklar ve Sisteme Karşı Mücadele" ve "Afgan Refakatsiz Gençlerin Hayatta Kalabilme Becerileri"dir. Afgan refakatsiz çocuklar, menşe ülkelerinde yıllardır devam eden savaş ve şiddetin sonucu olan ekonomik istikrarsızlıklardan dolayı göç etmek zorunda kalırlar. Göç yolundaki kaynakları ailenin maddi desteği, yolda beraber geldikleri göçmen grupları, gıda, kolektif benlik ve (çoğu zaman geri gönderilmelerini engellediğinden) çocuk yaşta olmalarıdır. Türkiye'ye vardıklarında çocuk koruma sistemine erişemez ya da çalışabilmek için erişmek istemezler. Sisteme erişseler dahi kurumsal kapasitelerden yoksun, uygulamaların mevzuata göre yürümediği ve engellerin olduğu sınırlandırılmış yapabilirliklerle karşılaşırlar. Refakatsiz çocukların kimi zaman baskıya yol açan bu sisteme karşı mücadeleleri gerçek bilgilerini paylaşmayarak ve kurum bakımından kaçarak devam eder. Afgan refakatsiz çocuklar ve gençler, çocuk koruma sistemine eriş(e)mediklerinde çoğunlukla çocuk işçi olarak prekaritede hayatta kalmaya çalışırlar. Geride kalan aileleri ve kendileri hayatta kalabilsin diye çalışmak ve para kazanmak üzerine bir hayat kurarlar. Geride kalan ailelerine karşı devam eden sorumlulukları, farkındalıkları, öz yeterlilikleri ve homososyal dayanışma ağları dayanıklılıklarını destekler. Araştırmada (Afgan) refakatsiz çocuklara yönelik dokuz maddeden oluşan ve gelişmeye açık bir yapabilirlikler listesi önerilmiştir. Bu araştırma göç alanındaki araştırmalara ve refakatsiz çocuk koruma sistemine verilecek katkı bakımından önemlidir.

AfganlılarGöçlerPsikolojik sağlamlık+5
Sultan Ebru Bulgurcuoğlu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sosyal hizmet merkezlerinde hizmet kalitesinin analizi: Ankara örneği

Bu araştırmanın amacı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının en yaygın taşra kuruluşu olan sosyal hizmet merkezlerinde (SHM) verilen belirli hizmetlerin hizmet kalitesini; hizmeti alanlar, hizmeti verenler ve hizmeti yönetenlerin görüş ve değerlendirmeleri dikkate alınarak Ankara'da faaliyet gösteren dört farklı tipteki sosyal hizmet merkezi örneğinde analiz etmektir. Araştırma, Yenimahalle, Altındağ, Gölbaşı ve Çubuk'taki SHM'lerde verilen Aile Sosyal Destek Programı (ASDEP) hane ziyareti hizmeti, sosyal ve ekonomik destek hizmeti, aile danışmanlığı hizmeti ve şehit aileleri ve gazilere yönelik hizmetleri öncelemiştir. Araştırmada, değerlendirme araştırmalarının bir türü olan program değerlendirmesi odağında karma araştırma yöntemi uygulanmıştır. Araştırmanın nicel yöntem aşamasında, SHM'lerden hizmet alanlar (müracaatçılar) üzerinden yapılan değerlendirmede, SHM hizmetlerine uyarlanmış hizmet kalitesi anketi uygulanmıştır. Bu analiz sürecinde, SERVPERF hizmet kalitesi ölçme modeli tercih edilmiştir. Nitel aşamada ise, hizmeti verenler (Müdür yardımcısı, meslek elemanları) ve hizmeti yönetenler (Bakanlık daire başkanları, uzmanları, Ankara İl Müdürlüğü personeli) ile derinlemesine görüşmeler yapılmış ve elde edilen veriler içerik analizi ile çözümlenmiştir. Araştırma sonucunda; SHM'lerde iş yoğunluğunun fazla olduğu ve mevcut hizmetlerin geliştirilmesine ihtiyaç duyulduğu ortaya çıkmıştır. Araştırmada ayrıca, SHM'lerin fiziksel özelliklerinin iyileştirilmesine ihtiyaç olduğu ve SHM hizmet binalarının ulaşılabilirliğine önem verilmesi gerektiğini belirlenmiştir. SHM'lerde görev yapan meslek elemanlarının güvenilir, duyarlı ve yetkin oldukları anlaşılmış ve daha nitelikli hizmet sunumu için personelin yeterli içerikte ve sayıda gerçekleştirilecek hizmet içi eğitim programları ile desteklenmesinin ve personel arasındaki iş barışının tesis edilmesinin önem arz ettiği ortaya çıkmıştır. Hizmetlerin kalitesinin artırılabilmesi için hizmet sunumunda nicelikten çok niteliğe odaklanan bir bakış açısına ihtiyaç olduğu, Bakanlıkça belirlenen başarı ölçütlerinin ve performans göstergelerinin personelde bir aciliyet duygusu oluşturduğu ve bunun hizmet sunumunu olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Sosyal hizmet merkezi mevzuatının günün koşullarına göre güncellenen dinamik bir yapıya kavuşturulmasının hizmet kalitesini arttıracağı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada, odağa alınan SHM hizmetlerinin kalitesine dair bulgulara yer verilmiş ve bu hizmetlerin geliştirilmesi gereken yönlerine ve kalite boyutlarına dair sonuç ve öneriler ortaya konulmuştur.

Aile danışmanlığıEkonomik destekGaziler+7
Nurettin Özden
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

The roles of non-governmental organizations in social integration of refugees within the framework of ecosystem approach

The world is currently experiencing one of the most significant refugee crises since World War II, with countries forcing millions of people to flee and seek refuge in other nations. Türkiye is among the nations profoundly affected by this humanitarian exodus, hosting the largest number of refugees globally. Using semi-structured interviews, the study investigates the conceptual understanding of refugee integration among International and local NGOs. It delves into the services and support provided by these organizations to facilitate refugee integration into Turkish society. Additionally, the research uncovers the major challenges faced by NGOs and refugee and refugee children throughout the integration process, shedding light on how these NGOs navigate and address these challenges. The research findings highlight the diverse interpretations of integration existing among INGOs and NGOs, primarily grounded in the philosophy of harmonization and social cohesion. Moreover, the temporary nature of refugee regulations and the absence of any comprehensive integration policy poses challenges for NGOs in implementing programs and activities towards integration. The confluence of factors such as a shortage of funds, the impact of COVID-19, and February 6, 2023, earthquake has not only hindered ongoing integration efforts but has also compelled NGOs to redirect their focus towards addressing fundamental facilities. The study recommends a reassessment of existing refugee laws and harmonization policies, emphasizing the necessity of aligning them with the changing needs of refugees. The recommendation calls for a comprehensive and organized strategy to enhance the process of refugee integration in Türkiye. Keywords: Ecosystem Theory, INGOs & NGOs, Refugee, Social Integration, Social Work, Türkiye.

IntegrationEcosystemEmigrants+3
Sajıd Khan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Lösemili çocuğa sahip anne ve babaların yaşam kalitesi ve psiko-sosyal gereksinimleri

Çocukluk çağı kanserlerinin tedavi sürecinin işleyişi detaylı bir şekilde göz önüne alındığında, çocukların tedaviye tepki vermesinde anne ve babanın çocuğun kişisel bakımındaki öz yeterliliğinin büyük bir rol oynaması beklenmektedir. Bu durumun yanında anne ve babaların kendi mental durumunun da etkilendiği görülmektedir. Diğer tüm kronik hastalıklarda da görülebileceği gibi lösemi çocukların bakım süreci oldukça zorlayıcı, tedavi ve terapiye sonuç verme süresi uzun, bakım gereksinimleri de çok boyutlu olduğundan dolayı bu süreç içerisinde anne ve babaların katılımı ve bu zorluğun beraber aşılması zorunlu bir ihtiyaçtır. Anne ve babanın öz yeterliği de çocuğa sağlanan bakımın kalitesindeki rolü çok etkili bir unsurdur. Genel olarak lösemi gibi tedavi süreci ağır geçen hastalıklarda çocukların anne ve babalarının psiko-sosyal desteğe gereksinimleri olduğu ortaya konulmaktadır. Bu çalışmanın amacı, lösemili çocuğa sahip anne ve babaların yaşam kalitesi ve psiko-sosyal gereksinimlerinin belirlenmesidir. Bu çalışmada araştırma yöntemi olarak nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Nicel odaklı araştırma, analiz grubundaki değişkenler arasında farklılıkları ortaya çıkarmak için kullanılmaktadır. Araştırmanın evrenini Ankara İlinde LÖSEV Vakfında tedavi görmüş ve görmekte olan lösemili çocukların anne ve babaları oluşturmaktadır. Bu vakıfa kayıtlı olan 40.000'e yakın lösemili çocuk bulunmaktadır. Bu evrenden %95 güven düzeyi ve %5 örnekleme hatası ile toplam 384 anne veya baba örneklem sayısını oluşturmaktadır. Bu çalışmada verilerin toplanması için kullandığımız araçlar; araştırmacı tarafından hazırlanmış lösemili çocuklar ve anne babalarının özellikleri hakkında genel bilgiler elde etmek amacıyla "Görüşme Formu", lösemili çocuğa sahip anne ve babaların yaşam kalitesini ölçmek için "Kanserli Hastalarda Yaşam Kalitesi Ölçeği Aile Versiyonu" ve lösemili çocuğa sahip anne ve babanın psiko-sosyal gereksinimlerini belirlemek için "Beck Depresyon Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmada elde ettiğimiz verilerin normal dağılım gösterip veya göstermediğini test etmek için Kolmogorow-Smirnov analizi yapılmıştır. Veriler normal dağılım gösterdiği için, verilerin analizinde bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve pearson korelasyon analizlerinden yararlanılmıştır. Ayrıca lösemili çocuğa sahip anne ve babaların yaşam kalitesi ile psiko-sosyal gereksinimleri arasındaki ilişki için korelasyon analizinden faydalanmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizi Statistical Package For Social Science (SPSS) 22.0 paket programında gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak lösemili çocuğa sahip ebeveynlerin tedavi sürecinde fiziksel, psikolojik, sosyal, çevresel ve temel ihtiyaçlar açısından orta düzeyde sorun yaşadıkları görünmektedir. Ayrıca ebeveynlerin yarısından fazlası (%53,9) orta ve şiddetli depresyon derecesine sahip oldukları görünmektedir. Bu doğrultuda lösemili çocuğa sahip ebeveynlerin yaşam kalitesinin arttırılması ve depresyon düzeylerinin azaltılmasına yönelik güçlendirme yaklaşımı perspektifinde öneriler sunulmuştur.

Masoumeh Jangı
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Teknoloji bağımlısı olan çocukların sosyal hizmet gereksinimleri (Ankara - 22 Behmen İran Okulu örneği)

Bu çalışmanın amacı teknolojiye (internet, sosyal ağlar vs.) bağımlı çocukların sosyal hizmet gereksinimlerinin belirlenmesi, sosyal destek ve çocukların teknoloji bağımlılığını önleme, baş etme ve kurtulma sürecinde karşılanmamış ihtiyaçlarının giderilmesi için bir model geliştirmektir. Bu amaç doğrultusunda, teknoloji (internet, sosyal ağlar vs.) bağımlılığı olan öğrencilerden 3 çocuk bağımlı, 6 çocuk risk grubu içerisinde ve eşik grubunda da 5 çocuk olmak üzere toplam 14 katılımcı ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Teknoloji (internet, sosyal ağlar vs.) bağımlılığı olan öğrencilerin sosyal hizmet gereksinimlerinin tespiti için ve o gereksinimleri karşılamak için model geliştirmeye çalışılmıştır ve onların ihtiyaç duydukları (veya kendileri farkında bile olmadıkları gereksinimler) konuları ayrıntılı bir şekilde sosyal hizmet perspektifinden ve disiplinine uygun irdeleyebilme açısından araştırma nitel bir yapıda tasarlanmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler; Teknoloji Bağımlısı Çocukların Bireysel Danışmanlık ve Bilgilendirme Gereksinimleri, Aileleri, Arkadaşları, Okul, STK'lar ve Devlet Tarafından Karşılaşabilecek Gereksinimleri, Teknoloji Bağımlısı Çocuklara Yönelik Sosyal Politikalar ve Sosyal Hizmet, Teknoloji Bağımlısı Çocuklar ve Yabancılık ve Teknoloji Bağımlısı Çocuklar ve Covid-19 Pandemisi olmak üzere dokuz ana tema üzerinden analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, teknoloji bağımlılığı olan çocukların ihtiyaçlarının giderilmesinde aile, okul, arkadaş, STK'lar ve devlet tarafından sunulan hizmetlerin yetersiz kalması ile birlikte kamu tarafından sunulan sosyal hizmet uygulamaları konusunda eksiklikler bulunduğu saptanmıştır. Ayrıca teknoloji bağımlısı çocuklar yurtdışında bulunma ve eğitime devam etme durumunda (yabancılık) ve covid-19 gibi kriz döneminde farklı zor durumlar ile karşı karşıya kalabilir ve bu gereksinimleri kendisi, sosyal hizmet uzmlanları ve diğerleri (aile, okul, arkadaş, STK'lar ve devlet) tarafından karşılanması gerekmektedir. Teknoloji bağımlılığı olan çocuklar, ihtiyaçları (sosyal hizmet gereksinimleri) olduğunu ve ihtiyaçlarına yönelik hizmetlerin planlanması yönündeki taleplerini dile getirmiştir. Araştırma, bu talep ve öneriler doğrultusunda sosyal hizmetin teknoloji bağımlılığı olan çocuklarda bağımlılık öncesi, bağımlılık süreci ve bağımlılık sonrası süreçlerinde önerileri ile sonlandırılmıştır. Anahtar Sözcükler Sosyal Hizmet, Teknoloji Bağımlılığı, İnternet Bağımlılığı, Çocuklarda Bağımlılık, Çocuklarla Sosyal Hizmet, Yabancı Öğrenci Çocuklar, Covid-19 Pandemisi.

BağımlılıkCOVID 19Sosyal hizmetler+5
Mohammadreza Pourakbarıannıaz
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik ruhsal hastalık tanısı almış bireylere bakım veren aile üyelerinin bakım yükü ve ruhsal iyilik hallerine ilişkin nicel bir araştırma

Bu araştırma, kronik ruhsal hastalık tanısı almış bireylere evde bakım uygulaması kapsamında bakım veren aile üyeleri ile aynı hanede yaşayan yetişkin aile üyelerinin bakım yüklerini ve ruhsal iyilik hallerini ortaya çıkarmak ve araştırmaya katılan bireylerin bakım yükünün ruhsal iyilik hallerine etkisini saptamak amacını taşımaktadır. Nicel araştırma yöntemi ile gerçekleştirilen bu araştırmada, tarama modellerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Evde bakım uygulamasından yararlanan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 313 bakım veren aile üyesi ve aynı hanede yaşayan 129 yetişkin aile üyesi olmak üzere toplam 442 kişi araştırmaya dahil edilmiştir. Veri toplama araçları olarak Sosyodemografik Bilgi Formu, Zarit Bakıcı Yükü Ölçeği ve PERMA İyi Oluş Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS V27 paket programı kullanılmıştır. Araştırmada kronik ruhsal hastalık tanısı almış bireylere evde bakım uygulaması kapsamında bakım veren aile üyelerinin bakım yükünün, şiddetli yük kapsamında olduğunu, ruhsal iyilik halleri açısından ise ölçek puan ortalamalarının düşük düzeyde olduğunu söylemek mümkündür. Araştırma sonuçlarında hem evde bakım uygulaması kapsamında bakım verenlerin hem de yetişkin aile üyesi katılımcıların bakım yükünün, ruhsal iyilik hallerini negatif yönde etkilediği belirlenmiştir. Bu kapsamda katılımcıların bakım yükü arttıkça ruhsal iyilik hallerinin azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Bulgular, kronik ruhsal hastalık tanısı almış bireylere bakım veren aile üyelerinin bakım yükünü azaltılıp ve ruhsal iyilik hallerinin artırılmasına yönelik sosyal hizmet müdahaleleri ve sosyal politikalarının ortaya konulması ihtiyacını ön plana çıkarmıştır. Bu bağlamda öncelikle ruh sağlığı alanında kronik ruhsal hastalık tanısı almış bireylere bakım veren aile üyelerinin bakım yükünün azaltılması amacıyla ruhsal hastalık tanısı almış birey sayısı ile orantılı olarak Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerinin artırılması, bakım veren bireylerin ruhsal sağlık takibinin yapılması, bir sosyal politika uygulaması olan evde bakımın, bireylere insan hakları temelinde sunulması öneriler arasında yer almaktadır. Anahtar Sözcükler Kronik ruhsal hastalık, bakım, bakım yükü, ruhsal iyilik hali, sosyal hizmet

Bakım verme yüküKronik hastalıkKronik ruhsal hastalıklar+4
Bilgehan Ergün
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Geçici koruma statüsü'ne sahip Suriyeli kadınların toplumsal cinsiyete ilişkin deneyimleri ve sosyal hizmet uygulamaları

Bu araştırmanın amacı, toplumsal cinsiyete dayalı rollerin göç sürecinde yaşamış olduğu değişimleri Geçici Koruma Statüsü' ne sahip Suriyeli kadınlar özelinde incelemek, göç ederek Türkiye' ye gelmenin toplumsal cinsiyet deneyimlerine ve dönüşümlerine olan etkisinin belirlenmesidir. Göç, tarihin en eski dönemlerinden beri yapılmakta olan, çağ açıp kapatan, sebepleri ve sonuçları insan hayatını yakından etkileyen bir olgudur. Göç edilen ülke ile varılan ülke arasındaki farklılıklar hem göç edenler hem de varılan ülkelerdeki insanlar için birtakım yenilikler anlamına gelmektedir. Son yıllarda göç konusunda özellikle dikkat çeken ülke, iç savaş sonucu verilen göç sayısının çokluğu sebebiyle Suriye olmuştur. Göç literatüründe göçten olumsuz anlamda en çok etkilenen grubun kadınlar olduğuna dikkat çekilmektedir. Bu da göç alanında çalışanlar tarafından kadının cinsiyeti sebebiyle daha kırılgan olmasıyla açıklanmaktadır. Suriyeli kadınlar, toplumsal cinsiyet rollerinin net bir şekilde ayrıldığı ve ataerkil toplum yapısına sahip bir III bölgeden Türkiye' ye göç etmiş bireylerdir. Kadınların Suriye' deki yaşam biçimleri, Türkiye' ye yaptıkları göç sonrasında da devam etmiştir. Bu bağlamda bu çalışmanın hedefleri; toplumsal cinsiyete dayalı rol değişimini, göç etmiş Suriyeli kadınlar özelinde incelemek ve toplumsal cinsiyete dayalı rollerin sebep olduğu olumsuzluklar neticesinde sosyal hizmetlere duyulan ihtiyacın ne şekilde olduğunu analiz etmektir. Araştırma, Geçici Koruma Statüsü' ne sahip 20 Suriyeli kadının katılımıyla gerçekleşmiştir. Çalışma evreni ise İzmir ilinde ikamet eden ve Konak Sosyal Hizmet Merkezi'nden hizmet almış ya da almakta olan kadınları kapsar. Araştırmanın modeli nitel yöntemdir. Veriler nitel araştırma içerik analizi tekniği ile çözümlenmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgularda, Geçici Koruma Statüsü' ne sahip Suriyeli kadınların kültürel olarak benimsemiş oldukları toplumsal cinsiyet rollerinin göç sonrasında değişime uğradığı, bu değişimlerin neticesinde de aile içerisinde parçalanmalar yaşandığı, eşler arası çatışmaların ortaya çıktığı, bunların sonucunda da kadınların -kültürel olarak çocuk bakma sorumluluğu olduğu için- sosyal hizmetlere başvurduğu görülmüştür. Ayrıca Suriyeli kadınların sosyal hizmet gereksinimlerinin yüksek olduğu; kadınlara sosyoekonomik destek, danışmanlık ve eğitim gibi alanlarda hizmet sunulduğu görülmektedir. Bu bağlamda sosyal hizmet merkezlerindeki sosyal hizmet uzmanlarının, kadınların güçlendirilmesi, sosyal işlevselliklerinin geri kazandırılması noktasında etkin rol oynadıkları anlaşılmış ve eksik olduğu düşünülen kısımlar için öneriler getirilmiştir. Sonuç olarak, yapılan bu araştırmadan sosyal hizmet alanı için önemli bulgular elde edilmiştir.

Geçici hukuki korumalarGöçlerGöçmenler+5
Fatma Nur Dural
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne bağlı kuruluşlarda çalışan personelin toplumsal cinsiyet algısının incelenmesi (Uşak ili örneği)

Bu çalışmanın amacı alanda eşitlikçi hizmet sunma sorumluluğu olan sosyal hizmet kurumları personellerinin toplumsal cinsiyet algılarının belirlenmesi ve alana ilişkin görüş ve önerilerin ortaya konmasıdır. Bu araştırmanın önemi, toplumsal cinsiyetin sebep olduğu eşitsizliklerin bazılarından etkilenmiş olan müracaatçılara bu sorunları aşma konusunda hizmet vermekte olan profesyonellerin, sorunun kaynağına ilişkin algılarının ne düzeyde olduğunu ortaya koyacak olmasıdır. Çalışmada verileri toplamak için sosyo-demografik bilgileri içeren form ve 25 maddelik Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği (TAÖ) anket formundan yararlanılmıştır. Örneklem Uşak Aile ve Sosyal Hizmet İl Müdürlüğü ve ona bağlı kuruluşlarda çalışan 321 personelden oluşmuştur. Araştırma sonucunda eğitim, yaş, çalışılan kurum ve cinsiyetin toplumsal cinsiyet algısını anlamlı şekilde belirlediği, meslek elemanı olanlar ile olmayanlar arasında TAÖ sonuçları açısından anlamlı fark olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Araştırma sonuçlarına dayanarak; başta Bakanlık taşra teşkilatlarında olmak üzere toplumsal cinsiyet algısını yükseltecek politikalar izlenmesi ve hizmet içi eğitimler düzenlenmesi ve tutum değiştirici çalışmalara odaklanılmasının verimli olacağı düşünülmüştür.

Ali Erçakır
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Siber suçlarla mücadelede sosyal hizmet

Bu çalışma; siber suçlarla mücadelede sosyal hizmetin rolünü ve etkisini incelemek, önemini vurgulamak, etkili bir şekilde kullanılmasını hedeflemektedir. Buna ek olarak çalışma; toplumun güvenliğinin arttırılması, mağdurlara yardım sağlanması, siber suç faillerinin rehabilitasyonu ve siber suçların önlenmesi gibi alanlarda sosyal hizmetin nasıl katkıda bulunabileceğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmada; İçişleri Bakanlığı, FBI ve ITU gibi kaynaklardan elde edilen istatistiki veriler kullanılmıştır. Siber suçların tanımı, türleri, etkileri, önlenmesi ve ıslah edilmesi gibi konular ele alınmıştır. Sosyal hizmetin siber suçlarla ilgili görev, sorumluluk ve uygulamaları da incelenmiştir. Çalışmanın sonuçları; siber suçlarla mücadelede sadece hukuki ve teknik önlemlerin yeterli olmadığını, sosyal hizmet gibi insan odaklı ve bütüncül bir yaklaşıma da ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Sosyal hizmet; siber suçların nedenlerini, etkilerini ve sonuçlarını anlamak, siber suçlara karşı farkındalık ve bilinç oluşturmak, siber suç mağdurlarına psikososyal destek sağlamak, siber suç faillerine eğitim ve danışmanlık vermek, siber suçların önlenmesi için politika ve programlar geliştirmek gibi görevler üstlenmelidir. Bu çalışma siber suçlarla ilgili sosyal hizmet alanında bilimsel birikime katkı sunmayı amaçlamanın yanında sosyal hizmet disiplininin bu alandaki güçlü ve zayıf yönlerini, metodolojik ve etik sorunlarını, araştırma boşluklarını ve gelecek çalışmalar için önerilerini de detaylı bir şekilde ele almaktadır. Ayrıca siber suçlarla mücadelede multidisipliner bir bakış açısının önemini vurgulayarak sosyal çalışmacılar, araştırmacılar, politika yapıcılar ve ilgili diğer paydaşlar arasında iş birliği ve koordinasyonu teşvik etmektedir. Anahtar Kelimeler: Siber Suç, Sosyal Hizmet, Siber Mağduriyet, Dijitalleşme

Mehmethan Uysal
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Engelli bireylerin haklarına erişiminde sivil toplum kuruluşlarının rolü: Türkiye Sakatlar Derneği örneği

Bu çalışma, makro sosyal hizmet bağlamında engelli bireylerin deneyimledikleri hak ihlallerini açıklamayı ve bu ihlallerin giderilmesinde sivil toplum kuruluşlarının rolünü değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Nitel araştırma metodolojisi çerçevesinde, 2023 yılı Aralık ayı ve 2024 yılı Ocak ayı arasında, Türkiye Sakatlar Derneği İzmir Şubesi'nin yöneticileri, üyeleri ve gönüllüleri ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine bireysel görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler sonucuna elde edilen veriler, MAXQDA 2020 nitel araştırma programı kullanılarak analiz edilmiş ve çeşitli bulgulara ulaşılmıştır. Bulgulara göre, engellilerin deneyimledikleri problemler sıklıkla erişilebilirlik kavramı, dışlanma ve damgalanma ile ilişkilendirilmiştir. Derneğe üye olma motivasyonlarına bakıldığında, yöneticilerin hak temelli çalışmalar yapma ve engelli bireylere yardımcı olma motivasyonuna sahip oldukları görülürken, engelli üyelerin motivasyonlarını sosyalleşme ihtiyacı ve yardım alma düşüncesi oluşturmuştur. Gönüllü bireylerin motivasyonlarını ise, engellilere yardım etme ve farkındalık kazandırma isteği oluşturmuştur. Araştırma sonucunda dernek faaliyetleri makro sosyal hizmet bağlamında ele alınmıştır. Faaliyetlerin çoğunluğunu sosyokültürel aktiviteler oluşturmakla birlikte makro düzeydeki faaliyetlerin yetersiz olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Engellilerin dernek aracılığı ile elde ettikleri hak kazanımlarının oldukça kısıtlı kaldığı görülmüş ve sivil toplum kuruluşlarının lobicilik ve savunuculuk faaliyetlerinin yanı sıra toplumda engelli farkındalığını arttırmaya yönelik gerçekleştirecekleri çalışmalara duyulan ihtiyaç ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Engellilik, Makro Sosyal Hizmet, Sivil Toplum Kuruluşları

Kübra Fadime Akyüz
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık tedbiri kapsamındaki çocukların ailelerinin ebeveyn tutumlarının tıbbi sosyal hizmet perspektifinden değerlendirilmesi: Uşak ili örneği

Araştırmada, tıbbi sosyal hizmet perspektifinden, sağlık tedbiri kapsamındaki çocuklara yönelik ebeveyn tutumları, otorite veya hoşgörü boyutunda incelenerek, sağlık tedbiri alan çocukların aile yapısı ve aile içi tutum ve davranışları hakkında bilgi sahibi olmak amaçlanmıştır. Bu kapsamda, uygulayıcısı sosyal çalışmacı olan sağlık tedbiri kararının, esas aldığı birey ve ailenin karşılıklı tutum ve davranışları üzerindeki etkisi ele alınmıştır. Araştırma bulguları çerçevesinde, ailelerin tutum ve davranışlarına uygun çözümlemeler yapılarak öneriler sunulmuştur. Araştırma verilerini toplamak için 26 maddeden oluşan Anne Baba Tutum Ölçeği ve yarı yapılandırılmış görüşme formundan faydalanılmıştır. Araştırmanın evreni, 2023 yılında Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından takibi yapılan ve sağlık tedbiri kapsamında bulunan çocuklardan oluşmuştur. Evren grubu içerisine kurum bakımı altında kalan çocuklar dâhil edilmemiştir, bunun nedeni ise bu çocukların farklı bir bakım ve izleme sürecinde olmaları ve ebeveyn tutumlarına ilişkin araştırmanın odaklandığı sağlık tedbiri kapsamındaki çocuklarla kıyaslanabilir olmamalarıdır. Aynı zamanda ölçeğin 10 yaşından küçük çocuklara uygulanamaması nedeniyle 10 yaş altı çocuklar araştırma kapsamı dışında bırakılmıştır. Bu kapsamda 86 çocuk ile ölçek uygulaması yapılmış, sağlık tedbiri kararı bulunan 20 çocuğun ebeveyni ile de yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda, ebeveyn tutumları nitel ve nicel bulgular çerçevesinde değerlendirilmiş ve tıbbi sosyal hizmet perspektifinden yorumlanmıştır. Ebeveyn ve çocuklar arasındaki iletişim sorunlarının ve çevresel faktörlerin, çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerinin belirgin olduğu görülmüştür. Bu kapsamda, sağlık tedbiri alan çocukların ve ailelerinin düzenli aralıklarla takibinin ve desteklenmeye devam edilmesinin önemli olduğu ortaya çıkmıştır. Ülkemizde konuyla ilgili yapılan araştırmaların az olması nedeniyle, farkındalığı artırmaya yönelik akademik çalışmalara duyulan ihtiyacın önemi vurgulanmıştır.

Asiye Pür
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremi nedeniyle Uşak'a göç eden afetzedelere sunulan kaynak ve hizmetlerin sosyal hizmet perspektifinden değerlendirilmesi

Bu çalışma ile sosyal hizmet disiplin bakış açısıyla 6 Şubat 2023 tarihli Kahramanmaraş depremini ele almak ve bu afet sonrası afetzedelere sağlanan hizmet ve yardımların yeterlilik ve verimliğini değerlendirmek amaçlanmıştır. Afetzedeler bu çalışmada, afetin gerçekleştiği esnada bulundukları yerden çalışmanın yapıldığı ve göçün gerçekleştiği yer olan Uşak iline kadar, kendilerine ulaşan hizmet ve yardımları değerlendirmişlerdir. Gerçekleşen göçlerin öncesi, sırası, sonrası ve niteliği yine sosyal hizmet perspektifinden incelenmiştir. Çalışma; nitel araştırma metodolojisi çerçevesinde, 2024 yılı Mayıs-Haziran aylarında, Uşak ilinde ikamet etmekte olan 24 depremzede birey ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yapılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmada elde edilen veriler betimsel olarak çözümlenmiş ve yorumlanarak aktarım sağlanmıştır. Çalışmadan elde edilen veriler ile afetzedelere sunulan kaynak ve hizmetler değerlendirilip yetersiz noktalar belirlenmiş başarılı uygulamalar ise tespit edilip geliştirilmesi amacıyla vurgulanmıştır. Yapılan çalışma afet yönetiminde sosyal hizmetin rolünü vurgulamak ve göç etmek durumunda kalan insanların sorunlarını betimlemek ve tüm aşamalarda çözüm noktasında sosyal hizmetin nerede yer aldığına ışık tutmaya çalışmıştır. Elde edilen bulgulara göre; katılımcıların genel olarak afetlere yönelik hazırlıklarının olmadığı, bilinçlendirme programlarına katılmadıkları ve depremden sonra da büyük bir çoğunluğunun önlem veya eğitime ihtiyaç duymadığı anlaşılmıştır. Katılımcıların çoğunluğu deprem sırasındaki temel müdahaleleri eksik ama olumlu olarak değerlendirmiş deprem sonrası süreci yönetim açısından başarısız olarak yorumlamışlardır. Depremzede katılımcıların göç ile geldikleri Uşak ilinde sorun yaşamadan yaşamlarını sürdürdükleri ve bulundukları şehre uyum sağlamada zorlanmadıkları anlaşılmıştır.

AfetlerGöçlerSosyal hizmetler
Süleyman Selvi
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de 60 yaş üzeri sığınmacıların gereksinimleri ve yaşlılık deneyimleri

Bu çalışma Türkiye'ye göç etmiş yaşlı sığınmacıların göç süreci ve sonrası deneyimlerini, sorunlarını ve gereksinimlerini; Türkiye'deki refah hizmetlerinin bu kişilerin sorun ve gereksinimlerini karşılayabilme durumunu analiz etmektedir. Araştırma, derinlemesine görüşmelerin yapıldığı betimsel bir analiz çalışmasıdır. Araştırmada veri toplama tekniği olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Bulgular araştırmacının görüşmeler sırasındaki gözlemleri ve konuya ilişkin diğer çalışmaların bulgularıyla birlikte değerlendirilmiştir. Araştırmanın katılımcıları 10 kadın ile 6 erkekten oluşan 60 yaş üzeri farklı köken ülkelerden Türkiye'ye göç etmiş yaşlılardır. Araştırmada sığınmacıların farklı köken ülkelerden seçilmesinin nedeni göç olgusunu farklı ülke kökenli yaşlılar açısından değerlendirerek konuya geniş bir bakış açısı kazandırmaktır. Araştırma bulguları katılımcıların tamamının göç sonrası barınma sorunları ve ekonomik yetersizlik yaşadıklarını, buna bağlı olarak tümünün çocukları ve diğer aile üyelerine bağımlı durumda olduklarını; bazı katılımcıların göç süreci ve sonrasında sağlık sorunlarının ortaya çıktığını, göç sonrasında bütünleşme ve uyum konusunda farklı stratejiler geliştirdiklerini göstermektedir. Türkçe bilme düzeyi fark etmeksizin yaşlı sığınmacıların tamamının dil ile ilgili sorunlarını çocukları, torunları ve diğer yakınları aracılığıyla aşmaya çalıştıkları görülmüştür. Göç deneyiminin travmatikliğine bağlı olarak yaşlıların ileriye dönük plan ve düşünceleri, yaşam doyumları ve değerlendirmeleri değişmektedir. Yaşlı sığınmacıların ileriye dönük plan ve düşünceleri aile üyeleriyle birlikte yaşamak, kök aile üyeleriyle birleşmek ve Türkiye'de kalmak yönündedir. Bulgular değerlendirildiğinde katılımcıların refah hizmetlerine erişim sorunları yaşadıkları ve Türkiye'deki refah hizmetlerinin yaşlı sığınmacıların gereksinimlerinin karşılanması noktasında yetersiz kaldığı görülmüştür.

GöçmenlerSosyal hizmetlerSığınmacı+3
Serhat Kaygusuz
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sivil toplum kuruluşlarının mülteci çocuk koruma uygulamalarının değerlendirilmesi

Bu araştırma hak temelli uygulamalar yürüten sivil toplum kuruluşlarının, mülteci çocuk koruma faaliyetlerinin değerlendirilmesini ve sosyal hizmet uzmanlarının uygulamalar sırasında karşılaştıkları sorunların ortaya çıkarılmasını amaçlamaktadır. Araştırmada fenomenolojik nitel arşatırma yönteminden faydalanılmıştır. Araştırmanın öznelerinin belirlenmesinde nitel araştırmanın amaca yönelik örneklem seçme tekniği kullanılmıştır. Türkiye'de mülteci çocuk koruma uygulamaları yürüten on farklı ulusal sivil toplum kuruluşunun İstanbul ve Ankara sahasında en az bir yıldır görev yapan yirmi sosyal hizmet uzmanı ile görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler sonucunda elde edilen veriler Atlas.ti 8.4.24.0 yazılımı kullanılarak tematik analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Yapılan analiz sonucunda mülteci çocuk koruma uygulamalarında sivil toplum kuruluşlarının insan kaynağı ve bütçe yetersizliği yaşadığı ve STK'ların işyükünün fazla olduğu sonucuna ulaşılmıştır. STK'ların mülteci çocuk koruma faaliyetlerinde standartizasyonun sağlanamadığı ve bu noktada yapılandırma ve denetlenme gereksiniminin olduğu saptanmıştır. Aynı zamanda çocuğun korunma hakkına erişiminde kamu kurumu çalışanlarının inisiyatifinin belirleyici olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca STK'ların kamu kurumlarıyla ilişkilerinin kurum çalışanlarının kişisel ilişkilerine göre şekillenebildiği sonucuna ulaşılmıştır. Veri analizi sonucunda elde edilen bir diğer bulgu çocuk koruma sisteminin temel aktörleri olan kamu kurumlarının işyükünün fazla olduğu ve mülteci çocuk koruma faaliyetlerini eşgüdümlü olarak yürütemediğidir. STK'ların mülteci çocuk koruma uygulamalarında pandemi sürecinden ve mültecilerin sosyo-kültürel özellikleri nedeniyle çocuğa erişimde sorunlar yaşayabildiği sonucuna ulaşılmıştır. Mülteci çocuk koruma uygulamalarında sosyal hizmet uzmanlarının karşılaştığı bu sorunlar, mülteci çocukların korunma hakkına erişiminde ve Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin temel ilkelerin uygulanmasında hak ihlallerine neden olabilmektedir. Anahtar Sözcükler: Mülteci Çocuk Koruma, Sivil Toplum Kuruluşu, Çocuk Koruma Sistemi, Hak Temelli Sosyal Hizmet

GöçmenlerMültecilerSivil toplum+5
Semih Öztürk
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Palyatif bakım ünitesinde hastası olan ailelerin psiko-sosyal sorunları ve ihtiyaçları

Bu çalışma, palyatif bakım ünitesinde bakım altında bulunan hastaların refakatçi konumundaki aile üyelerinin yaşadıkları psikososyal sorunları ve ihtiyaçları, sosyal hizmet bakış açısıyla belirleme amacındadır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi olan fenomenolojik (olgubilim) yaklaşımı benimsenmiş ve veriler, bu yaklaşımın temel veri toplama tekniği olan derinlemesine görüşme tekniğiyle, yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak toplanmıştır. Araştırmaya Ankara Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin palyatif bakım ünitesinde yatmakta olan hastaların refakatçi konumundaki aile üyeleri dahil edilmiştir. Toplanan veriler, araştırmacının kendisi tarafından bilgisayar ortamına aktarılmış, ardından tematik olarak analiz edilmiştir. Verilerin analiz edilmesinde MAXQDA programından yararlanılmıştır. Veriler üzerine yapılan tematik analizlerin sonucunda, "Hastalık ve Hastane Süreçleri", "Psikolojik Boyut, "Sosyal Boyut", "Maddi Boyut", "Baş Etme Süreçleri" ve "Pandeminin Etkilerine Yönelik Bulgular" olmak üzere beş ana tema oluşturulmuştur. Araştırma sonucunda palyatif bakım merkezinde bakım altında olan hastaların sorumluluklarını çoğunlukla kadın aile üyesinin yüklendiği görülmüştür. Görüşme yapılan ailelerin tedavi masraflarını ve bakım giderlerini karşılamada zorluk yaşadıkları tespit edilmiştir. Aile üyelerinin hastalarıyla birlikte ünitede kalmaları sebebiyle aile ve sosyal çevrelerinden koptukları, diğer hastaların aileleriyle iletişim kurmaya ihtiyaç duydukları görülmüştür. Ünitedeki hastaların yaşamı tehdit eden hastalığa sahip olmaları sebebiyle aile üyelerinin yoğun stres altında oldukları ve psikososyal desteğe ihtiyaç duydukları sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan palyatif bakım ekip üyeleriyle ailelerin bilgi eksikliği ve ünitelerde yeteri kadar meslek elemanı bulunmaması sebepleriyle aile üyelerinin psikososyal destek mekanizmalarından yeterince yararlanamadıkları tespit edilmiştir. Bu noktada ailelerin çoğunlukla baş etme mekanizması olarak dini ibadetlere ve bireysel hobilere başvurdukları dikkat çekmiştir. Pandemi sürecinin ise palyatif bakımın getirmiş olduğu psikososyal sorunların boyutunu artırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada elde edilen bulguların, araştırmanın temel problemi olan, aile üyelerinin palyatif bakım sürecinde hastalar kadar zorluk yaşamaları ve göz ardı edilmelerini destekler nitelikte olduğu görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Palyatif Bakım, Aile Üyeleri, Psikososyal, Sosyal Hizmet, Fenomenolojik Yaklaşım

Hasta yakınlarıHastalarHospis bakımı+6
Fatma Canım
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Sosyal ve ekonomik destek (SED) alan ebeveynlerin aile süreçlerinin incelenmesi: Elazığ örneği

Bu çalışma, SED hizmetinden yararlanan ebeveynlerin destekten yararlanma süreçlerini (başvuru, değerlendirme ve olası sonlandırma), desteğin çocuğun iyi olma hali üzerindeki etkisini (maddi refah, eğitim, sağlık, katılım, ev ve çevre koşulları, ilişkiler, risk ve güvenlik) ve çocuğun refahını etkileyen aile süreçlerini (kök aile yapısı, evlilik süreci, yaşanılan stres kaynakları ve baş etme yöntemleri) ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda destekten yararlanan 23 anne, 4 babaanne, 1 amca, 1 baba ve 1 hala olmak üzere toplam da 30 özne ile yarı-yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler neticesinde elde edilen veriler, görüşme yönergesi, araştırmanın amacı ve kuramsal yaklaşımlar temelinde nitel veri analiz programı (MAXQDA 12) aracılığıyla analiz edilmiştir. Böylelikle "SED Hizmeti Başvuru, Değerlendirme ve Sonrasına İlişkin Deneyimler", "SED Hizmetinin Çocuğun İyilik Hali Üzerindeki Etkisi" ve "Çocuğun Refahını Etkileyen Aile Süreçleri" olmak üzere üç ana tema oluşturulmuştur. Nitel desende planlanan araştırma kapsamında öznelerin ifadeleriyle sınırlı olmak üzere elde edilen sonuçlara göre, ebeveynlerin destekten yararlanma sürecinde bürokratik işlemleri olumsuz bir durum olarak deneyimlediği, hizmete yönelik değerlendirme sürecinde kadınları güçsüzleştiren bazı durumların göz önüne alınmadığı ve maddi destek dışında herhangi bir destek verilmediği anlaşılmıştır. Ayrıca öznelerin çoğunluğu tarafından desteğin ölüm-kalım meselesi olarak görülmesi ve maaş olarak algılanması, hizmetin olası sonlandırılma durumuna dair herhangi bir plana sahip olunmadığını gösterebilmektedir. Öte yandan alınan desteğin çocukların genellikle maddi ihtiyaçlarına harcandığı, eğitim, katılım, ev ve çevre koşulları olmak üzere çocuğun diğer gelişimsel ihtiyaçlarına yönelik herhangi bir müdahale gerçekleşmediği anlaşılmıştır. Kök ailelerine dair verilere bakıldığında, öznelerin erken çocukluk döneminden itibaren yoksulluğu deneyimlediği, aile içi rol ve sorumlulukların toplumsal cinsiyet kalıplarına göre şekillendiği ve baba eksikliğinden dolayı annenin bütün sorumlulukları üstlenmek zorunda kaldığı görülmüştür. Ebeveynlerin evlilik süreçlerinde ise, çoğunlukla çocuk yaşta evlendikleri, kendi rızaları dışında evliliğin fazla olduğu ve evliliğe hazırlık sürecinin kısa tutulduğu görülmüştür. Öznelerin stresli bir durum olarak ifade ettikleri boşanma, ölüm, cezaevi, aile içi şiddet ve zararlı madde bağımlılığının, hem aile içi ilişkilerini hem çevreyle etkileşimi hem de çocukların refahını doğrudan etkilediği anlaşılmıştır. Bu stresli durumların, özellikle baba ile çocuk arasındaki ilişkiyi olumsuz etkilediği; bunun yanında ekonomik, sosyal ve çevresel sorunlara neden olduğu görülmüştür. Ebeveynler, bu streslerle baş edebilmek için duygusal ve problem odaklı baş etme yöntemlerini kullanmışlardır. Çalışmadan elde edilen bu bulgular, yapısal aile sistemleri yaklaşımı temelinde aileleri güçlendirici müdahaleler bağlamında tartışılmış ve bulgularla bağlantılı olmak üzere SED hizmetinin etkililiğini arttırmaya yönelik önerilerde bulunulmuş ve ergen çocuğu olan tek ebeveynlere yönelik psikoeğitim programı oluşturulmuştur. Anahtar Sözcükler: SED Hizmeti, Çocuğun İyi Oluşu, Aile Süreçleri, Kriz Durumları, Baş Etme Yöntemleri, Psikoeğitim.

Aile içi ilişkilerAile sorunlarıAile tutumu+6
Ümran Cihan Dündar
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Toplumsal ilişkiler ve göç politikaları bağlamında sosyo-kültürel entegrasyon: Ankara'daki Suriyeli mülteciler örneği

Bu araştırma, Ankara'daki Suriyeli mülteciler ve yerel toplum üyelerinin toplumsal ilişkileri ile Türkiye'deki göç tarihi ve politikaları bağlamında sosyo-kültürel entegrasyon kavramının teori ve uygulamadaki izini sürmektedir. Son yıllarda gerçekleşen kitlesel göç hareketleri sonucunda önemli bir göç ülkesi haline gelen Türkiye'de, göç yönetimi giderek daha fazla insanı etkileyecek bir boyuta ulaşmıştır. Göç yönetiminin en önemli parçalarından birisi olan entegrasyon politikaları çok boyutlu ve çok aktörlü bir bakış açısını zorunlu kılması bağlamında hem mülteci toplulukları hem de ev sahibi toplumu doğrudan etkileyen bir süreçtir. Bu bağlamda araştırmanın amacı, Suriyeli mülteciler ve yerel toplum üyelerinin toplumsal ilişkileri çerçevesinde sosyo-kültürel entegrasyon deneyimini etkileyen boyutları tartışmaya açarak, gruplar arası ilişkilerdeki çatışmaları önleyebilecek öneriler geliştirmektir. Bu araştırmada, entegrasyonun ekonomik, politik, sosyal ve kültürel boyutlardan birini dışlayan bir analiz değil, toplumsal gerçekliğin çeşitli düzeylerinin göreceli özerkliğinin bilincinde olarak, hepsinin birbirine içkinliğini kabul eden fakat projeksiyonun önüne daha çok sosyo-kültürel entegrasyon meselesini alan bir analiz yapılmıştır. Nitel araştırma yöntemi kullanılan araştırmada, Ankara'nın Altındağ ve Mamak ilçelerinde yaşayan 20 Suriyeli mülteci ve Altındağ, Mamak, Ümitköy ilçelerinde yaşayan 21 yerel toplum üyesi ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Nitel veriler bağlamında mülteciler ve yerel toplum üyelerinin sosyo-kültürel entegrasyon deneyimleri çerçevesinde algı ve beklentileri yedi kategoride analiz edilmiştir. Öz kimlik, benzerlikler, farklılıklar, sosyal ilişkiler, kültürel ilişkiler, aidiyet duygusu ve dışlanma deneyimleri kategorilerinde ve çeşitli alt kategorilerde nitel verilerin analizi yapılmıştır. Sonuç olarak, Türkiye'de önemli bir sürekliliğe sahip olan "öteki" özneye karşı, "biz" öznesinin inşasından etkilenen yerel toplum üyeleri ile yapısal koşulların belirleyiciliği dışında kendine özgü mekanizmalara da sahip olan karmaşık bir düzlemde gelişen gündelik yaşam ilişkilerinin, Ankara'daki Suriyeli mültecilerin sosyo-kültürel entegrasyon deneyimini doğrudan etkilediği görülmüştür. Göç yönetimindeki "geçicilik" yaklaşımının yarattığı belirsizlik koşulları, gruplar arası sosyal ve kültürel temasın çoğunlukla zorunlu koşullarda gerçekleşmesi ve mültecilerin maruz kaldıkları farklı boyutlarda hissedilen dışlanma deneyimleri çerçevesinde Ankara'daki Suriyeli mültecilerin Türkiye'ye aidiyet duygusunun henüz arzulanan boyutlarda olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Sosyo-kültürel Entegrasyon, Kimlik, Kültür, Aidiyet, Suriyeli Mülteciler, Yerel Toplum, Toplumsal İlişkiler, Göç Politikası.

AidiyetGruplararası ilişkilerGöç politikaları+7
Hacı Çevik
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Covid-19 salgını sırasında Suriyeli çocukların yaşam deneyimleri: Gaziantep örneği

2019 yılında ortaya çıkan ve ilk kez Çin'in Hubei eyaletinin Wuhan kentinde görülen virüsün yol açtığı hastalık olan koronavirüsün/Covid-19'un, 2020 yılının mart ayına gelindiğinde Dünya Sağlık Örgütü tarafından bir pandemi olarak karakterize edildiği duyurulmuştur. Covid-19 salgını farklı toplumsal gruplar için farklı etki ve sonuçlar doğurmuştur. Bu fenomenolojik araştırmanın temel amacı Suriyeli çocukların pandemi sırasındaki yaşam deneyimlerinin keşfedilmesidir. Bu kapsamda Gaziantep'te yaşayan 12-14 yaş aralığındaki 20 Suriyeli çocukla yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde MAXQDA 2022 (22.2.1) kullanılmıştır. Elde edilen bulgular hak temelli yaklaşım çerçevesinde, çocukların yaşama, gelişme, ayrımcılığa uğramama, eğitim, sağlık, katılım, doğru bilgiye erişim ve dinlenme, boş zaman değerlendirme ve oyun oynama hakları üzerinden tartışılmıştır. Araştırma kapsamında ulaşılan sonuçlar, katılımcı çocukların pandemi sırasında öncelikle eğitim hakkına erişemediklerini; ekonomik zorluklar yaşadıklarını; pandemi sürecinde ev işleri ve kardeşlerinin bakımıyla ilgili sorumluluklar üstlendiklerini; boş zamanlarını etkin değerlendirme noktasında yeterli ebeveyn desteği alamadıklarını; oyun oynama ve kültürel, sanatsal faaliyetlere katılma hakkından yoksun kaldıklarını; okulda öğretmenleri ve arkadaşları tarafından ayrımcılığa uğradıklarını göstermektedir. Sonuç olarak her şeyden önce Covid-19 salgını gibi halk sağlığı krizi ve benzeri acil durumlar karşısında nüfusun incinebilir grupları için özelleştirilmiş eylem planları hazırlanmasının; Suriyeli çocuklar için kültürel olarak yetkin biçimde hazırlanan eylem planlarının başta biyo-psiko-sosyal sağlığın korunması ve geliştirilmesi olmak üzere çocukların ve ailelerinin ekonomik olarak desteklenmesine, eğitim ve eşitlik gibi temel haklarının gözetilmesine yönelik olmasının gerekliliği ortaya çıkmıştır.

COVID 19GaziantepPandemiler+3
Rahime Yoldaş
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tekrar eden suç ve erkeklik deneyimleri üzerinden erkek şiddetini anlamak

Kimlikler zamana, mekâna, kültüre, yapısal koşullara ve hepsinin odağında bireylerin yaşamsal deneyimlerine dayalı olarak inşa edilir. Kimliklerin nasıl algılandığı deneyimlerden etkilenen, aynı zamanda yeni deneyimlere yön veren bir unsurdur. Eyleme dayalı ve bedene içkin deneyimler olarak suçluluk ve erkeklik 'suçlu erkek' kimliğinin iki farklı aidiyet alanıdır ancak kimliğe giden yolda kimi zaman çakışan kimi zaman çelişen güzergâhlar haline gelmişlerdir. Araştırmada tekerrür suç deneyimi olan erkeklerin suçu ve erkekliği deneyimleme biçimleri ele alınmış, bu doğrultuda suç ve erkeklik arasındaki etkileşimlerin görünür kılınması amaçlanmıştır. Bu sebeple tekrar eden şiddet suçu deneyimi bulunan 14 yetişkin erkek ile nitel görüşme gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların yaşam deneyimleri kök aile, evlilik, kurumlar ve toplumsal ilişkiler olarak çok boyutlu bir perspektiften incelenmiştir. Bulgular; kişilerin aile ilişkileri ekseninde değerlendirmeleri (1), toplumsal cinsiyet odağında erkekliği anlamlandırma biçimleri (2), Tekrar eden suçun nasıl deneyimlendiği ve kimliğe etkileri (3) olmak üzere 3 tema altında incelenmiş, postmodern feminist perspektifle yorumlanmıştır. Araştırmanın sonucuna göre; tekerrür şiddet suçu bulunan erkeklerin yaşamında erkeklik ve suç ilişkisi kişilerin yaşadıkları çevrenin sosyo-kültürel yapısına, toplumsal yaşamdaki konumlarına, sosyal etkileşimin niteliğine, etiketlenme deneyimlerine, suçun tekrarlılık düzeyine, kurumsal yaptırımların niteliğine ve süresine göre dinamik olarak değişen bir görünümdedir. Erkekliğin belirli koşullar altında şiddet aracılığıyla güçlenebilen bir konum olduğuna, erkeklik ve suçun döngüsel nedensellik ilişkisi içerisinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

ErkeklikFeminizmPostmodernite+5
Gizemnur Kordalı
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Sosyal hizmet etkinliği olarak sosyal inceleme ve Türkiye'de sosyal yardımların sunumunda "muhtaçlık" değerlendirmesi

Bu çalışma sosyal hizmet etkinliği olarak sosyal incelemenin yeri ve önemini ortaya çıkarmak, Türkiye'de sosyal yardımların sunumunda kullanılan sosyal inceleme türü olarak ihtiyaç değerlendirmesinin nasıl yürütüldüğünü anlamak için yapılmıştır. Bu çalışmada sosyal yardım alanında sosyal inceleme yapan sosyal hizmet uzmanlarının görüş ve değerlendirmeleri ele alınmıştır. Araştırmanın verileri nitel araştırma yöntemiyle kamu kurumlarında, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarında (SYDV) ve belediyelerde çalışan toplam 34 sosyal hizmet uzmanı ile yapılan yarı yapılandırılmış, derinlemesine görüşmelerle toplanmıştır. Araştırmanın bulguları uzmanların eğitim ve alan deneyimine ilişkin tanıtıcı özellikleri, uzmanların yoksulluk, muhtaçlık ve sosyal yardıma bakışı, lojistik destek, iş yükü ve güvenlik riskleri, başvuru ve hazırlık aşaması, gözlem ve görüşme aşaması, bilgi kaynakları, etik sorunlar ve ikilemler, raporlama ve sonuç aşaması, izleme çalışmaları ve süpervizyon temaları altında tartışılmıştır. Yapılan analiz ve değerlendirme sonucunda ihtiyaç değerlendirmesi olarak sosyal incelemenin farklı kurumlarda farklı uygulama ve prensiplerle yapıldığı, muhtaçlık ve ölçütlerinin belirsiz olduğu, uzmanın yoksulluk ve sosyal yardıma bakışının, kurum politikalarının ihtiyaç değerlendirmesine şekillendirdiği, izleme çalışmalarının yetersiz kalarak, sosyal yardımların müracaatçıları güçlendirme ve sosyal adaleti sağlama hedefini gerçekleştiremediği görülmüştür. Araştırma sonuçlarının ihtiyaç değerlendirmesinde yaşanan sorunlara ışık tutarak konuyla ilgili yasal mevzuat ve politikaların geliştirilmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler Sosyal inceleme, yoksulluk, muhtaçlık, ihtiyaç değerlendirmesi, sosyal yardımlar, sosyal hizmet

EtkinlikSosyal hizmetlerSosyal yardım+2
Asuman Taş
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk destek merkezlerinde çalışan profesyonellerin ikincil travmatik stres deneyimleri

Travmatik bir yaşantının varlığı ve psikolojik etkileri doğrudan maruz kalan bireylerin ötesine uzanmaktadır. Örseleyici travmatik yaşantılar, mağdurun ailesi veya onunla çalışan meslek elemanlarını da etkilemektedir. Travmatik bir deneyime dolaylı olarak maruz kalmak ikincil travmatik stres olarak tanımlanır. Bu kapsamda çocuk refahı alanında çalışan profesyoneller çocukların yaşamış olduğu travmalardan dolaylı olarak etkilenebilmektedir. Bu araştırmanın amacı, Çocuk Destek Merkezlerinde travma mağduru çocuklarla çalışan profesyonellerin ikincil travmatik stres deneyimlerini ve dolaylı maruziyete yol açan risk faktörlerini ortaya koymaktır. Bu temel amaç doğrultusunda Çocuk Destek Merkezinde çalışma deneyimi olan 21 profesyonel ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler aracılığıyla veriler toplanmıştır. Veriler, tematik analize tabi tutularak çözümlenmiştir. Araştırma bulgularına göre, Çocuk Destek Merkezi profesyonelleri cinsel istismar, madde bağımlılığı, psikopatoloji, göç ve ebeveyn terki gibi vaka türleri ile çalışmaktadır. Travmatik yaşantılara maruz kalan çocuklarla yürüttükleri sosyal rehabilitasyon sürecinde üstlendikleri birçok rol ve sorumluluk vardır. Bu durum ise mesleki doyumu olumsuz etkilemektedir. Çocuk refahı alanında çalışmak, kazandırdığı deneyim, krize müdahale ve vaka yönetimi konusundaki geliştiriciliği ile güçlendiricidir. Stres yükü, kontrol hali, şüphecilik ve adil dünya inancının sarsılması ise güçsüzleştirici dinamiklerdir. Profesyonellerin ikincil travma ile baş etme stratejilerinin iş dışı zamanlarda zihni rahatlatıcı aktivitelere zaman ayırma, mesleki ve sosyal yaşamı dengeleme, aile ve meslektaşlarla paylaşımda bulunma ve destekleyici eğitimler alma olduğu görülmektedir. Profesyonellerin gereksinimleri arasında süpervizyon, eğitim, rotasyon, iş birliği ve koordinasyon, koruyucu ve sağaltıcı ruh sağlığı hizmetleri yer almaktadır. Araştırma kapsamında ikincil travmatik stres oluşumunda risk unsurlarının vaka türleri, maruziyet süresi, mesleki deneyim ve psikososyal destek olduğu dikkat çekmektedir. Ulaşılan sonuçlara ilişkin olarak sosyal hizmet disiplinin mesleki uygulama basamaklarını oluşturan mikro, mezzo ve makro boyutlarında profesyoneli koruyan, destekleyen ve geliştiren politika uygulamalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Sözcükler: Çocuk Destek Merkezi, İkincil Travmatik Stres, Tükenmişlik, Sosyal Hizmet Uzmanı.

DeneyimSosyal hizmet uzmanlarıSosyal hizmetler+5
Derya Akkurt
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

STK perspektifinden İzmir'de göçmen ve sığınmacılara yönelik ayrımcılık ve sosyal dışlanma: Sosyal hizmetin temel ilkeleri bağlamında bir değerlendirme

Bu araştırma, İzmir'de göç alanında faaliyet yürüten STK çalışanlarının bakış açısıyla göçmen ve sığınmacılara yönelik ayrımcılık ve sosyal dışlanma olgusunu sosyal hizmet mesleği ve disiplininin temel ilkeleri açısından değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Nitel araştırma yöntemine dayanan bu araştırmada fenomenolojik araştırma yaklaşımı kullanılmıştır. Araştırma, Ağustos ve Ekim 2021 tarihleri arasında İzmir'de yürütülmüştür. Araştırma kapsamında İzmir'de göçmen ve sığınmacılara yönelik doğrudan veya dolaylı olarak faaliyet yürüten 14 STK'dan 21 kişiyle online derinlemesine görüşme yapılmıştır. Araştırma verileri betimsel ve tematik analiz yöntemine göre analiz edilmiş ve yorumlanmıştır.Araştırma bulgularına göre göçmen ve sığınmacılar tarafından Yunanistan üzerinden Avrupa'ya geçiş için kullanılan transit bir şehir olan İzmir'de göç alanında faaliyet yürüten birkaç yerel inisiyatif ve STK bulunurken Suriyeli sığınmacıların gelişi ve sayısının giderek artmasıyla birlikte STK'ların sayısında artış olduğu anlaşılmıştır. Sosyal hizmetin neo-liberal yaklaşımı yansıtan kolektif sorumluluk ilkesine uygun bir şekilde STK'ların devletin boşluğunu dolduran, devletle birbirini tamamlayan, göçmen ve sığınmacılar için hayati öneme sahip olan bir aktör ve yapı olarak görüldüğü ortaya çıkmıştır. Göç alanında faaliyet yürüten STK'ların genel olarak kapsayıcı olmayan ve süreklilik arz etmeyen proje temelli faaliyetler yürüttüğü anlaşılmıştır. Sığınma hakkına yapılan vurguya ve hak temelli STK söylemine rağmen sosyal hizmetin farklılıklara saygı, insan hakları ve sosyal adalet ilkelerine aykırı bir şekilde göçmen ve sığınmacıların tehdit, sorun, mağdur, muhtaç vb. olarak olumsuz bir şekilde kategorize edildiği ve konumlandırıldığı dikkat çekmiştir. Bununla birlikte sosyal hizmetin farklılıklara saygı, insan hakları ve sosyal adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak bir şekilde İzmir'de yaşayan göçmen ve sığınmacıların kayıtsızlık, dil bariyeri, ekonomik yoksunluk, ayrımcılık ve sosyal dışlanma gibi nedenlerden dolayı hak ve hizmetlere erişim konusunda çeşitli sorunlar yaşadığı bulgusuna ulaşılmıştır. Ayrıca İzmir'de yerel halkın genel olarak göçmen ve sığınmacılara yönelik mesafeli olduğu, onları istemediği; göçmen ve sığınmacıların çeşitli ayrımcılık ve sosyal dışlanma biçimlerine maruz kaldığı anlaşılmıştır. Göçmen ve sığınmacıların ayrımcılık ve sosyal dışlanma karşısında görünmez olma, kimliğini gizleme, kabullenme/normalleştirme gibi çeşitli olumsuz başetme stratejileri kullandıkları dikkat çekmiştir. Ayrımcılık ve sosyal dışlanmaya maruz kalmalarının göçmen ve sığınmacıların toplumsal yaşama katılımı ve entegrasyonunu olumsuz etkilediği anlaşılmıştır.

AyrımcılıkGöçmenlerMülteciler+5
Olcay Güldalı
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Geçici koruma statüsündeki Suriyelilerin gönüllü geri dönüşe ilişkin görüşlerinin incelenmesi: Ankara Altındağ örneği

Gönüllü geri dönüş kararını etkileyen birden çok faktör bulunmaktadır. Yalnızca ev sahibi ülkedeki koşullar değil menşe ülkedeki koşullar da gönüllü geri dönüş kararında itici yahut çekici faktörlerden olabilmektedir. Bu araştırmanın amacı geçici koruma statüsündeki Suriyelilerin gönüllü geri dönüşe ilişkin düşüncelerini etkileyen deneyimlerini gözler önüne sermek ve bu deneyimi şekillendiren faktörleri sosyal hizmetin esas aldığı insan hakları ile ele almaktır. Bu amaç doğrultusunda Ankara'nın Altındağ ilçesinde yaşayan geçici koruma kimlik belgesine sahip 24 Suriyeli ile görüşme yapılmıştır. Görüşmeler yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak yapılmış, MAXQDA 2022 programı kullanılarak çözümlenmiştir. Araştırmanın bulgularına göre son zamanlarda artan ayrımcılık ve gönüllü geri dönüş tartışmaları mültecilerin baskı hissetmesine ve ortak kamu alanları başta olmak üzere birçok alanda ayrımcılık ve sosyal dışlanmaya maruz kaldığını göstermektedir. Ayrımcılık gönüllü geri dönüş eğilimini etkilemektedir. Bununla birlikte hak ve hizmetlere erişim, mültecilere yönelik uygulamalar ve politikalar da ev sahibi ülke için gönüllü geri dönüşte itici ve çekici faktörlerden olabilmektedir. Suriye'deki savaş ve siyasi iktidarsızlığın, hak ve hizmetlere erişimin neredeyse yok olmasının dönmek için itici faktör olduğu görülürken Suriye'ye olan aidiyet ve özlemin ise gönüllü geri dönüşte çekici faktör olduğu görülmüştür. Ancak savaş ve hak ve hizmetlere erişime zorluğun bu çekici faktörleri oldukça güçsüzleştirdiği de ortaya çıkmıştır. Gönüllü geri dönüş eğilimini şekillendiren deneyimlerin insan hakları bağlamında ele alınması gerektiği düşünülmektedir. Baskı altında ve tek seçenek olduğunda seçilen gönüllü geri dönüş onurlu ve güvenli olmaktan uzaktır. Gönüllü geri dönüş politikalarının gelişiminde insan hakları ve sosyal adaleti benimseyen sosyal hizmet disiplinin yer alması ve uygulamada da meslek profesyonellerinin rol alması gerektiği düşünülmektedir.

Ankara-AltındağGeri dönüşGeçici hukuki korumalar+2
Sema Korç
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal hizmet uzmanlarının stres ile baş etme becerileri ve tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin sosyal hizmet kapsamında incelenmesi

Sosyal hizmet mesleği, doğası gereği incinebilir gruplar ile yakından etkileşim içerisinde olunan ve çok boyutlu sosyal sorunların odağında şekillenen bir meslektir. Mesleği icra eden profesyoneller, çeşitli müdahale yöntemleri ve mesleki beceriler ile çalıştıkları grupların sorunlarına çözüm üretmeye çalışmaktadır. Bu doğrultuda sosyal hizmet uzmanının içerisinde bulunduğu çalışma ortamı, müdahale alanındaki sosyal sorunların kronikliği vb. etkenler, stres düzeylerini artırabilmektedir. Literatürde yer alan çalışmalar incelendiğinde, stres ve tükenmişliğin bağlantılı olduğu görülmektedir, bu kapsamda stres ile baş etme becerilerinin de tükenmişlik açısından önem taşıdığı; sosyal hizmet ve sosyal hizmet yönetimi açısından değinilmesi gereken faktörler olduğu düşünülmektedir. Sosyal hizmet uzmanları, incinebilir gruplar ile çalışırken yoğun bir duygusal emek ile sunmaktadır; bu alan içerisinde incinebilirlik açısından risk taşıdıkları, kurum iklimi içerisinde stres ile baş etme becerilerini sıklıkla kullanma gereksinimi duydukları ve zaman zaman tüm bu etkenlere bağlı olarak tükenmişlik yaşadıkları anlaşılmaktadır. Araştırma kapsamında nicel araştırma deseni kullanılmıştır ve İstanbul ilinde çalışan 151 sosyal hizmet uzmanına ulaşılmıştır. Veriler Stresle Baş Etme Tarzları Ölçeği, Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu aracılığıyla online olarak toplanmıştır. İki grup arasındaki farkların analizinde "Bağımsız Örneklem t-Testi", üç veya daha fazla grup arasındaki farklar için "Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA)" testi kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiler "Pearson Korelasyon Analizi" ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizler Hacettepe Kütüphanesi'nden ulaşılan IBM SPSS Statistics 23.0 programında yapılmıştır. Analizlerde anlamlılık düzeyi 0,05 olarak alınmıştır. Araştırma sonucunda karşılaşılan önemli bulgular arasında; sosyal hizmet uzmanlarının stresle baş etme tarzları ve tükenmişlik düzeylerinin ölçek alt boyutları açısından gelir durumları, yöneticilik görevi üstlenmeleri vb. gibi faktörler açısından farklılık gösterdiği yönündedir.

Sosyal hizmet uzmanlarıSosyal hizmetlerStres+4
Gizem Altın
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Engelli çocuğa sahip kadınların yoksulluk deneyimleri ve yapabilirlikleri üzerine nitel bir araştırma

Bu araştırmada sosyoekonomik düzeyi düşük olan ve engelli çocuğu olan kadınların yaşantılarını ve yapabilirliklerini incelemek için yapabilirlikler yaklaşımı kullanılmıştır. Yapabilirlikler yaklaşımı her bir bireyin ne olabileceği ve neler yapabileceği sorularını merkeze alan bir yaklaşımdır. Bir yıl süren bu çalışmada, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarından yardım alan engelli çocuğa sahip kadınların aile içi, çevresel ve dışlanma boyutuyla yoksulluk deneyimleri, onlarla uzun süreli görüşmeler yapılarak derinlemesine inceleneceğinden, derinlemesine görüşme tekniği kullanılmıştır. Yapılan bu derinlemesine görüşmeler özne grubunun tercihleri dahilinde daha konforlu hissetmeleri nedeniyle sesli ve görüntülü arama aracılığıyla yapılmıştır. Nitel bir araştırma olan bu araştırma bir anlatı araştırmasıdır ve analiz aşamasında anlatı analizi kullanılmıştır. Kadınlarla yapılan derinlemesine görüşmeler MAXQDA 12 Analytics Pro yazılımı yardımıyla analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında kadınların, engelli bir çocuğa sahip olmanın şekillendirdiği deneyimlerine ilişkin öyküleri incelenerek hikayede örtük olan anlamın ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Çalışmanın bulgularında yapısal yapabilirlikler ve psikososyal yapabilirlikler olmak üzere iki farklı ana tema oluşmuştur. Araştırmanın sonuçlarına göre engelli çocuğa sahip kadınların yapabilirlik geliştirme süreçleri birçok yaşamsal deneyimle ilişki içerisindedir. Alınan anlatılardan çıkan sonuca göre araştırmanın özne grubunun temel yapabilirlik düzeyleri literatüre göre olması gerekenden oldukça zayıftır. Bu noktada devlet, yapabilirlik geliştirmenin çok boyutlu bir kavram olduğunu kabul etmeli ve sorumluluk almalıdır.

Engelli kişilerEngelli çocuklarKadınlar+3
Merve Yıldız
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Boşanma sonrası yaşam deneyimleri: Ebeveyne yabancılaşmaya ilişkin nitel bir araştırma

Aile; çocuğun toplumsallaşmasına, kişilik ve kimlik gelişimine destek olan birey için doğal ve en birincil ortamdır. Parçalanmış aile ise ölüm, boşanma ve ayrılma olarak üç ana şekille ortaya çıkan aile tipidir. Çalışmanın konusu çerçevesinde ele alınan boşanmayla parçalanmış ailelerde; boşanma sürecinde ve bağlantılı olarak ortaya çıkabilen anlaşmazlıklar sürecinde çocuğun özellikle velayetini alamamış olan ebeveynine yabancılaşabildiği görülebilmektedir. Literatürdeki baskın görüş, yabancılaşmanın; ebeveynlerden birinin çeşitli motivasyonlarla, çocuğu diğer ebeveyne bilerek yabancılaştırdığı üzerinedir. Ek olarak, ebeveynler arasında gerçekleşebilen aile içi işlevsel olmayan iletişim örüntüleri temelinde boşanma öncesi, sırası ve/veya sonrası yaşanan pek çok farklı ilişkisel nedenle gerçekleşebildiği de bilinmektedir. Bu doğrultuda araştırmanın amacı; boşanmayla parçalanmış ailelerin boşanma davasına kadarki süreci veya dava da dahil tüm süreci 18 yaşından küçükken geçirmiş olan şimdiki ergin çocuklarının, ebeveyne yabancılaşma konusundaki deneyimlerini yapısal aile sistemleri kuramı aracılığıyla ortaya koymak ve bu konu üzerinden çözüm önerileri geliştirmektir. Bu amaçla 29 özneyle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Boşanma öncesindeki aile içi işlevsel olmayan etkileşim örüntülerinden doğan iletişim sınırları ve bu doğrultuda şekillenen ilişki yapıları, bu dönemde temeli atılan yabancılaşma deneyimiyle ilk ve en önemli bağlantıdır. Boşanmanın ve beraberinde yaşanan ilgili sorunların bu temelin üzerine eklemlenerek yabancılaşmayı güçlendirebildiği görülmüştür. Öznelerden bazıları için boşanmanın hayatlarına olumsuz etkisinin ya da hiçbir etkisinin olmaması, aile yapısının ve üyeler arası ilişkilerin önemini göstermiştir. Özneler arasında boşanma sonrasında ebeveynine karşı duygu ve düşüncelerinde var olmayan bir yabancılaşmayı deneyimlediği görülen bir kişi yoktur. Boşanma öncesi veya sırası süreçlerde yaşananlar ebeveynle ilişkinin yabancılaşma boyutuna ulaşmasına neden olmuştur. Araştırmada elde edilen bulgular ışığında sosyal hizmet çerçevesinde sunulan en belirgin iki öneri; tüm süreç boyunca herkesin ulaşabileceği belediye gibi kurum ve/veya kuruluşlardan verilebilecek aile danışmanlığı hizmetiyle bir destekleme programının uygulanması ve velayet davalarında uygun görülen aileler için alternatif bir seçenek olarak "ortak velayet" uygulamasıdır.

BoşanmaBoşanmış ailelerEbeveynler+5
Sümeyra Ceylan Dolanbay
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Çocukluk çağı cinsel istismarına maruz bırakılan genç kadınlar: kurum bakımı ve sonrası yaşam deneyimlerinin feminist bakış açısıyla değerlendirilmesi

Bu tezde çocukluk dönemlerinde cinsel istismara maruz kalmış genç kadınların kurum bakımı sürecinde aldıkları sosyal hizmetlere ve kurum bakımından çıktıktan sonra yaşadıklarına ilişkin yaşam deneyimleri incelenmiştir. Araştırma, genç kadınların çocukluk dönemleri, cinsel istismarın tespit edilmesi, tespitten sonra yaşananlar, kurum bakımı süreci ve verilen hizmetler, kurum bakımı sonrasında yaşananlar ve karşılaşılan sorunlar olmak üzere tüm dönemleri kapsayan bütüncül bir bakış açısına sahip olması ve kadınların yaşam deneyimlerine dayanması açısından önem arz etmektedir. Araştırmanın temel sorusunu "Çocukluğunda cinsel istismar mağduru olan genç kadınların deneyimlerine göre sosyal hizmet uygulamalarının sağaltıcı etkileri nasıldır?" oluşturmaktadır. Bu soruya bağlı alt sorularla araştırmanın bütüncül yaklaşımı sürdürülmüştür. Araştırma verilerine ulaşmak üzere nitel araştırma deseninde yaşam öyküsü yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada cinsel istismara maruz kaldıktan sonra kuruma yerleştirilen ve kurum bakım süreci sona eren on iki genç kadın ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Analiz sonucunda dört ana temaya ulaşılmıştır. Çocukluk Dönemi teması altında aile dinamikleri, aile üyelerinin özellikleri, Cinsel istismarın tespiti temasında kolluk kuvvetleri, öğretmenlerle temas, ikincil örselenme, ilk adım merkezlerinin rolü ve ailenin tutumuna ilişkin bulgular yer almaktadır. Çocuğun cinsel istismarına ilişkin kurum bakımı süreci ve hizmetlerin etkililiği temasında kurum bakım sürecinde verilen kuruma kabul, eğitim, sağlık, psikososyal destek, yasal destek, beslenme, kontrol güvenlik, kurumdan çıkış gibi kurum bakımında verilen hizmetlere ve bu hizmetlerin etkililiğine ilişkin katılımcıların değerlendirmelerine ilişkin bulgular, son tema olan Kurum bakımı sonrası yaşam deneyimleri temasında ise genç kadınların karşılaştıkları, barınma sorunları, ekonomik sorunlar, sosyal sorunlar, baş etme süreçleri, sosyal destek mekanizmalarının etkililiği, evlilik, annelik deneyimlerine ilişkin bulgular yer almaktadır. Son olarak cinsel istismarın tespiti, kurum bakımı süreci ve sonrası süreçlerde aktif rol alan farklı sektörlere ve sosyal hizmetlere ilişkin önerilere yer verilerek tez tamamlanmıştır. Tezin cinsel istismar mağduru çocuklara yönelik sosyal hizmetlerin geliştirilmesi açısından önemli katkıları olacağı düşünülmektedir.

Cinsel istismarCinsel şiddetFeminist kuram+7
Betül Çolak
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kadına karşı şiddet uygulayan erkeklere yönelik sosyal hizmet uygulamalarının değerlendirilmesi: Bir model önerisi

Kadına yönelik şiddetle mücadelenin en kritik unsurlarından birisi kadına yönelik şiddet uygulayan erkekler ile profesyonel çalışmadır. Bu araştırma, böyle bir çabanın ürünü olarak 2014 yılında Ankara'da ortaya çıkmış olan Öfke Kontrolü Eğitimi'ni bir analiz birimi olarak seçip, Türkiye'nin kadına yönelik şiddetle mücadele politikalarını eleştirel bir biçimde gözden geçirmektedir. Bu çerçevede araştırmanın amacı adı geçen eğitimi ve Türkiye'deki politikaları, eğitime katılan erkekler, eğitimi veren profesyoneller ve eğitimde tutulan vaka kayıtları üzerinden bütünlüklü olarak analiz etmektir. Araştırma nitel metodolojiye dayalıdır. Bu kapsamda eğitime katılan 30 erkek ve 8 profesyonel ile derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Ayrıca eğitimde kayıt altına alınan 255 vaka dosyasının ikincil analizi yapılmıştır. Veri oluşturma süreci sonunda 4 tema ortaya çıkmıştır. Bunlar; "Olay"ın Anlattıkları: Kontrol mü Çatışma mı?, Kontrol ve Çatışma Dinamiklerinin Buluştuğu Yer, Erkek(lik)ler Alemi, Bir Sosyal Hizmet Müdahalesi: Öfke Kontrolü Eğitimi'dir. Bu çalışmada erkeklik ile şiddet arasında döngüsel nedensel bir ilişki olduğu gösterilmiştir. Ayrıca erkeklerin Çatışma ve Kontrol Dinamikleri olmak üzere iki farklı yönelime sahip olduğunu ortaya konulmuştur. Bu araştırmaya göre kadına yönelik toplumsal cinsiyet temelli şiddet bir süreçtir. Erkekler bu sürecin farklı aşamalarında yer almaktadır. Erkeklerin bu farklılıklarının Öfke Kontrolü Eğitimi'ni değerlendirme biçimlerini de etkilediği bulunmuştur. Ayrıca erkeklerin, mahkeme yaptırımı aracılığı ile eğitime katılmayı "dişil" bir pozisyona düşmek olarak nitelendirdikleri ortaya çıkmıştır. Bu araştırma her iki grubun da ikili karşıtlıklardan türeyen hegemonik erkeklikleri söylemsel olarak yeniden ürettiğini göstermiştir. Ayrıca bu araştırma erkekler ile çalışma pratiklerinin tarihsel gelişimini üç evreye ayırmıştır: doğuş, standartlaşma ve eleştiri ve gelişim. Türkiye'de erkekler ile çalışma pratiklerin doğuş ve standartlaşma evresinin karakteristiklerini yansıttığı ve şiddete dair çoklu nedenselliği ve hegemonik erkeklikleri hesaba katan eleştiri ve gelişim evresinin Türkiye açısından henüz söz konusu olmadığı ortaya çıkmıştır. Bu araştırmada erkeklerin farklılıklarını (tipolojiler) ve ortaklıklarını (hegemonya) hesaba katan bir model önerisi geliştirilmiştir. Bu model Çatışma ve Kontrol Dinamikleri baskın olan erkeklerde ayrı ayrı kullanılacak iki modül içermektedir.

ErkeklerEğitimEğitim modelleri+4
Engin Fırat
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessEN

Syrian married refugee women experience with intimate partner violence and their strategies dealing with it

This thesis examines Syrian refugee women's experiences with intimate partner violence (IPV) and their strategies dealing with intimate partner violence. Intimate partner violence is the most common form of violence against women in the world. It incurs social and economic costs and increases the risk of miscarriage and death in women. To investigate Syrian refugee women's experience with intimate partner violence, this thesis relies on qualitative research methods, such as in-depth semi-structured interviews with 20 Syrian refugee married women in Ankara, and adopts a feminist approach in the process of data collection. The data were analyzed using the MAXQDA program. The thesis focuses on the experience of Syrian refugee women with intimate partner violence and their strategies to deal with it during 3 periods: the pre-war period, wartime and internal displacement, and the asylum period in Turkey. The findings show that the Syrian patriarchal traditions and customs are the driving force behind the intimate partner violence against Syrian refugee women. The results show that women experienced different forms of intimate partner violence during the three periods: before the war, during wartime and internal displacement, and the asylum in Turkey time. Also, the findings indicate that Syrian refugee women use a variety of strategies to deal with the violence by their husbands. These strategies can be grouped into women's resources strategies (placating strategy, safety planning strategies, resistance strategies, Strategies to control negative feelings associated with violence) and external resource strategies (formal and informal resources). The findings indicate that the placating strategies are the most used among Syrian refugee women while the formal strategies, such as health care, women's social and psychological help centers, courts, and police were the least used. Keywords: Intimate Partner Violence, Syrian Women, Refugees, Dealing strategies with IPV, Patriarchal, Gender.

Mawahıb Khalıl M. Hassan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de sosyal hizmet perspektifinden sokağın bir çalışma alanı olarak yeniden yorumu: İstanbul örneğinde bir saha araştırması

Bu tez, Türkiye'de sokağı sosyal hizmet mesleğinin bir alanı olarak ele almayı ve sokağa ilişkin kapsamlı bir kavrayış geliştirmeyi hedeflemektedir. Türkiye'deki sosyal hizmet sistemin kurum temelli yapısı, bu geniş ağ içerisinde sokağı marjinal bir alan kılmaktadır. Bu çalışma, sosyal hizmetin sunduğu teorik zemin üzerinden sokakla ilişkili dinamikleri kapsamlı biçimde ele alarak sokağı bir çalışma sahası olarak değerlendirmektedir. Nitel araştırma desenine göre yürütülen araştırmada sokak yaşamını deneyimleyen yirmi bir (21) kişi ve gönüllü sokak çalışması yürüten dokuz (9) kişi olmak üzere otuz (30) katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Saha araştırması, İstanbul'un Fatih, Beyoğlu, Eyüp, Beşiktaş ve Kadıköy ilçelerinde yürütülmüştür. Ulaşılan veriler MAXQDA 2022 nitel veri analiz programı aracılığı ile analiz edilmiş ve dört (4) ana tema ve yirmi iki (22) alt tema altında okuyucuya sunulmuştur. Ulaşılan verilerde sokaktaki bireylerle ilişkili olarak sokak yaşamına geçişte etkili olan deneyimler, sokak yaşamında bir günün pratiği, sokağın zorlayıcı ve geliştirici yönleri, sokağın yaşamının psikolojisi ve sokak ortamındaki ilişkiler betimlenmiştir. Bu dinamikler çerçevesinde sokaktaki bireylerin psikososyal desteğin önemli bir ihtiyaç olduğu, kurumsal hizmet modellerine erişmekte zorlandıkları ve mevcut yasal düzenlemelerle korunamadıkları belirlenmiştir. Sokağa yönelik çalışma yapan bireyler açısından ise sokakta çalışma yapmanın motivasyonları ve ilkeleri belirlenirken sokağa özgü bir iletişim ve yaklaşım dilinin geliştirilmesi gerektiği belirlenmiştir. Sokak çalışmacılarının kişisel özelliklerinin çalışmalardaki önemli bir belirleyici olduğu görülürken sokağa yönelik çalışma yapmak için profesyonel bir hazırlık gerektiği belirlenmiştir. Dolayısıyla sosyal hizmet perspektifinden sokağın özgün dinamikler içerdiği ve çalışma sahası olarak detaylı bir kavrayışı içerdiği görülmüştür. Bu anlamda sokak çalışmalarının sosyal hizmet sistemiyle entegre biçimde yürütülmesi ve bu konuda sosyal çalışmacıların öncülük edeceği bir sokak çalışması modelinin yaygınlaşarak sokaktaki riskli gruplara erişimin arttırılması önerilmektedir.

Hakan Karaman
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Geçici koruma statüsündeki Suriyelilerin sosyokültürel uyumu ve Türk halkının Suriyelilere yönelik tutumu üzerine bir araştırma: İstanbul ve Kahramanmaraş örneği

Bu araştırma, Geçici Koruma Statüsü'ndeki (GKS) Suriyelilerin sosyokültürel uyumu ile yerel (Türk) halkın Suriyelilere yönelik tutumlarını, yaşam doyumu ve algılanan sosyal destek bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, nicel yönteme dayalı olarak betimleyici, ilişkisel ve açıklayıcı bir tasarım çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Örneklem, İstanbul'un Fatih ve Kahramanmaraş'ın Dulkadiroğlu ilçelerinde yaşayan 426 yerel halk ve 417 Suriyeli bireyden oluşmaktadır. Veriler, kişisel bilgi formu, yaşam doyumu ölçeği ve çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Ek olarak, yalnızca Suriyelilere Sosyokültürel Uyum Ölçeği, yalnızca yerel halka ise Yerel Halkın Suriyelilere Yönelik Tutumu Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizinde bağımsız t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve korelasyon analizi yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, Suriyelilerin yaşam doyumu (15,28) yerel halktan (11,80) daha yüksek bulunmuştur. Buna karşılık, yerel halkın sosyal destek algısı (73,44), Suriyelilerin sosyal destek algısından (53,16) daha yüksektir. Suriyelilerin sosyokültürel uyum ortalama puanı ise 71,50 olarak belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, Suriyelilerin sosyal destek algısının ve yaşam doyumunun sosyokültürel uyum üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Öte yandan, yerel halkın yaşam doyumunun Suriyelilere yönelik tutumları olumlu yönde etkilediği; ancak sosyal destek algısının tutumlarla anlamlı bir ilişkisi olmadığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak, bu araştırma, sosyal destek ve yaşam doyumunun toplumsal uyum süreçlerinde belirleyici rol oynadığını ortaya koymaktadır. Bu bulgular, kapsayıcı ve adil sosyal destek mekanizmalarının geliştirilmesinin, hem yerel halkın tutumlarının iyileştirilmesine hem de Suriyelilerin toplumsal adaptasyonunun kolaylaştırılmasına katkı sağlayacağını göstermektedir.

Göç politikalarıGöçlerSosyokültürel uyum+1
Merve Kaya Buzkıran
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Otizmli çocuğa sahip annelerin yaşam deneyimleri

Amaç: Otizmli Çocuğa Sahip Annelerin Yaşam Deneyimlerinin incelendiği bu çalışmanın amacı; otizmli çocuğa sahip annelerin yaşam deneyimlerini anlamak ve annelerin yaşamlarında karşılaştıkları sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunabilmektir. Yöntem: Çalışma kapsamında otizmli çocuğa sahip annelerin yaşam deneyimlerini değerlendirebilmek adına annelerin konuya yönelik düşünce ve deneyimlerine başvurulacağından araştırmanın amacına ve bağlamına uygun şekilde nitel araştırma modelinden ve fenomenolojik yaklaşımdan yararlanılmıştır. Çalışma grubundaki 25 anneyle görüşülerek kartopu örneklem yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın amacına uygun olarak veri toplama tekniklerinden biri olan derinlemesine görüşme tekniği çeşitlerinden biri olan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formu iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm sosyodemografik bilgileri içeren sorulardan oluşmaktadır. İkinci bölümde ise görüşme sorularından oluşmakta olup araştırmanın amacına yönelik hazırlanmıştır. Toplamda 15 sorudan oluşmaktadır. Veriler betimsel analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmada annelerin otizm tanısına ilişkin bilgi sahibi olmadığı, çocuklarındaki tanıya ilişkin belirtileri genel anlamda 2 yaşından önce fark ettikleri görülmüştür. Çocuğa tanı konulmasından sonraki süreçte psikolojik sorunlar yaşadıkları görülmüştür. Annelerin tanı, tedavi ve eğitim süreçlerinde ekonomik sorunlar yaşadıkları belirlenmiştir. Annelerin tanıyla ilgili süreçte eşinden yeterli düzeyde destek alamadığı ve bunun yanı sıra sosyal çevreyle problem yaşadıkları görülmüştür. Annelerin ev içi yaşamlarında çocuğun bakımına ilişkin sorunlar yaşadıkları belirlenmiştir. Sosyal destek ve sosyal yardımlar noktasında yeterli düzeyde bilgiye sahip olmadıklarına ilişkin görüşler belirlenmiştir. Annelerin pek çoğunun çocuklarının geleceklerine dair beklentilerinin olmadığına dair görüşler alınmıştır. Sonuç: Araştırmanın sonucunda; OSB' li çocuğa sahip annelerin günlük yaşam pratiğinde pek çok sorun yaşadıkları görülmüştür.

Büşra Uzun
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Kendilik bütünlüğü ölçeği yapı geçerliliği ve ilişkisel bir modelle analiz: Engellilerde sosyal dışlanmanın kendilik bütünlüğü üzerindeki etkisinde psikolojik sağlamlık ve aile aidiyetinin aracılık rolü

Amaç: Araştırmanın amacı Kendilik Bütünlüğü Ölçeğinin psikometrik özelliklerini bir Türk örnekleminde test etmek ve engellilerde sosyal dışlanmanın kendilik bütünlüğü üzerindeki etkisinde psikolojik sağlamlık ve aile aidiyetinin aracılık rolünü incelemektir. Yöntem: Araştırmada nicel yöntem ve teknikler kullanılmıştır. Veri analizleri için SPSS 25.0 paket programı, AMOS ve LİSREL programları kullanılmıştır. Araştırma gereçlerini; demografik bilgi formu, Kendilik Bütünlüğü Ölçeği (KBÖ), Engellilerde Sosyal Dışlanma Ölçeği (ESDÖ), Aile Aidiyeti Ölçeği (AAÖ), Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (PSÖ) oluşturmaktadır. Araştırma iki aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada KBÖ'nin yapı geçerliliği için yapılan açımlayıcı faktör analizi (AFA) örneklemi 256, doğrulayıcı faktör analizi (DFA) örneklemi 428 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırmanın ikinci aşaması için seçilen örneklem 404 engelli bireyden oluşmaktadır. Araştırma verileri kullanılarak fark analizi, korelasyon ve aracılık analizi yapılmıştır. Aracılık analizinde Baron ve Kenny tekniği kullanıldığı için araştırma hipotezlerini test etmek amacıyla 3 farklı model oluşturularak araştırma hipotezleri test edilmiştir. Bulgular: AFA sonucunda 14 maddelik ve 3 faktörlü bir model ortaya çıkmıştır. DFA'da ise 3 faktörlü modelin kabul edilebilir uyum değerlerine sahip olduğu doğrulanmıştır. Fark analizi bulgularına göre; engellilerin cinsiyeti, engel türü, ailede başka engellilerin varlığı ve çocuk sayısı ile kullanılan ölçekler arasında anlamlı bir ilişki görülmemiştir. Bununla birlikte engelli bireylerin medeni durumu, mesleği, eğitim durumu, engel derecesi ve yaşları ile kullanılan ölçeklerin bazılarıyla ilişki anlamlı çıkmıştır. Yapılan korelasyon analizlerinde ise ESDÖ ile AAÖ, KBÖ ve PSÖ arasındaki ilişki anlamlı, negatif ve orta düzey çıkarken; AAÖ ile KBÖ ve PSÖ arasındaki ilişki anlamlı, yüksek düzey ve pozitif olarak bulunmuştur. KBÖ ve PSÖ arasındaki ilişki ise anlamlı, yüksek düzey ve pozitiftir. Araştırma modellerine ait uyum iyiliği indekslerinin ise kabul edilebilir uyuma sahip olduğu görülmüştür. Sonuç: Sonuç olarak; 3 farklı modelde test edilen hipotezler doğrulanmıştır. Buna göre engellilerde sosyal dışlanma düzeyinin kendilik bütünlüğü üzerindeki etkisinde psikolojik sağlamlık ve aile aidiyetinin kısmi aracılık rolünün olduğu görülmüştür.

Merve Ercan
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Engelli bireylerin erişilebilirlik mücadelelerine yönelik deneyimleri: Nitel bir değerlendirme

Bu çalışmada, engelli bireylerin erişilebilirlik mücadelesine yönelik deneyimlerini derinlemesine anlamak amaçlanmıştır. Ayrıca, engelli bireylerin engelliliğe ilişkin bakış açıları, erişilebilirliğe ilişkin genel görüşleri ve Türkiye'de erişilebilirliğin yasal ve pratik durumu hakkındaki düşünceleri de keşfedilmek istenmiştir. Ele alınan olgu veya olayı çok boyutlu bir şekilde incelemeye olanak tanıması nedeniyle araştırmada nitel yöntem kullanılmış ve fenomenolojik yaklaşım benimsenmiştir. Türkiye'de bir sivil toplum kuruluşu çatısı altında, online bir platformda veya bireysel olarak erişilebilirlik mücadelesi yürüten engelli bireyler araştırmanın evrenini oluşturmuştur. 22'si görme engelli ve 1'i ortopedik engelli olmak üzere 23 engelli birey ise araştırma örneklemi olarak seçilmiştir. Katılımcılara kartopu örnekleme ve amaçlı örnekleme teknikleri kullanılarak ulaşılmıştır. Araştırma verileri, katılımcıların talepleri doğrultusunda çevrimiçi ortamda yapılan yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla elde edilmiştir. Araştırmacının ilgili alan yazın ışığında hazırladığı yarı yapılandırılmış görüşme formu ve sosyo demografik bilgi formu veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler içerik analizi yöntemi kullanılarak analiz edilmiş ve ana ve alt temalar halinde sunulmuştur. Araştırma sonucunda, engelli bireylerin engelliliği sosyal bir olgu olarak gördükleri ve uygun erişilebilirlik düzenlemeleri mevcut olduğunda engelliliğin hayatı zorlaştıran bir durum 11 olmaktan çıkacağını düşündükleri ortaya çıkmıştır. Engelliliğe ilişkin bakış açılarının şekillenme sürecinde sivil toplum kuruluşlarında tanıştıkları kişilerin, görme engelliler okullarında aldıkları eğitimlerin ve ailelerinin tutumlarının belirleyici olduğu da tespit edilmiştir. Engelli bireylerin, erişilebilirliği özgürlük ve bağımsızlık ile ilişkilendirdikleri, erişilebilirliğe yönelik toplumsal farkındalık düzeyini yeterli bulmadıkları ve Türkiye'de erişilebilirlik koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini düşündükleri de araştırma bulguları arasında yer almıştır. Ayrıca, erişilebilirlik konusunda mücadele ederken karşılaştıkları en önemli zorlukların kaynak sınırlılığı ve engelliliği istismar eden derneklerin faaliyetleri olduğu anlaşılmıştır. Bu bulgular, Türkiye'deki erişilebilirlik koşullarının iyileştirilmesi ve engelli bireylerin haklarının güvence altına alınması için kamu kurumlarının ve ilgili tarafların daha fazla çaba sarf etmesi gerektiğini göstermektedir.

Merve Demirdöven
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Geçici koruma statüsündeki engelli ve yaşlı Suriyelilerin sosyal hizmetlere erişimi üzerine etnografik bir inceleme: Tekirdağ örneği

Anadolu coğrafyası konumu gereği eski çağlardan itibaren çeşitli göç hareketlerine tanıklık etmiştir. Küreselleşmenin etkisi sonucu değişen göç hareketleri ile Türkiye hedef ülke haline gelmeye başlamış ve göç yönetimi ile ilgili politikaların revize edilmesine ihtiyaç duyulmuştur. Suriye'de 2011 yılında meydana gelen siyasi istikrarsızlıklar ve çatışmalar nedeniyle yaşanan yoğun kitlesel göçler ile sınır kapılarından giriş yapan Suriyeliler, açık kapı politikası ile ülkemize kabul edilerek geçici koruma kapsamına alınmıştır. Göçmenlerin, göç sürecinde ve sonrasında yaşadıkları çeşitli sorunlar, özel ihtiyaç sahibi olmaları halinde savunmasızlık durumlarını artırmaktadır. Bu çalışmada, Suriye'den zorunlu göç hareketi ile ülkemize kabulü yapılan, konumları nedeniyle özel ihtiyaç sahibi olan engelli ve yaşlı Suriyeli göçmenlerin statü durumu, göç süreci ve sonrasında yaşadıkları sorunlar, sosyal hizmet uygulamalarına erişim durumları nitel araştırma yöntemi ile derinlemesine görüşmeler yapılarak değerlendirilmiştir. Çalışmada, Tekirdağ ilinde yaşayan geçici koruma kapsamındaki 18 yaş üstü 10 engelli Suriyeli birey ve geçici koruma kapsamındaki 60 yaş üstü 9 Suriyeli birey ile yarı yapılandırılmış görüşme formları aracılığıyla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiş ve gözlem tekniğinden yararlanılmıştır. Elde edilen veriler sosyo-demografik özellikler, zorunlu göç deneyimi, istihdam ve ekonomik sorunlar, barınma, aile içi ilişkiler, gündelik yaşam, sağlık, dil sorunu, sosyal ağlar, toplumsal hayata katılım, sosyal hizmetlere erişim, sosyo-kültürel uyum ve geri dönüş düşüncesi temaları ekseninde etnografik yaklaşımla analiz edilmiştir. Göç süreci ve sonrasında meydana gelen değişim ve çeşitli sorunlar karşısında savunmasız bir grubu temsil eden engelli ve yaşlı göçmenlerin kesişimsel dezavantajlılık yaşamaları ve literatürde konuya ilişkin yeterli çalışmanın bulunmaması nedeniyle bu kapsamda elde edilen bulguların, göçte engelli ve yaşlı olma boyutunu sosyal hizmet uygulamaları açısından ele alarak literatüre katkı sağlaması amaçlanmaktadır. Çalışmada, dil sorununa bağlı olarak tercüman yardımıyla ve Türkçe bilen yakınlarının yardımı ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Engel ve yaş durumuna bağlı olarak örneklem grubunun oluşturulması çalışmanın sınırlılığını oluşturmaktadır.

Düzensiz göçKanunlar 6458 sayılıSuriyeliler+2
Ezgi Yalkut
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Adalet Bakanlığında çalışan sosyal hizmet uzmanlarının süpervizyon gereksinimlerinin değerlendirilmesi: Bir karma yöntem araştırması

Amaç: Bu araştırma, adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüklerinde çalışan sosyal hizmet uzmanlarının süpervizyon gereksinimlerini süpervizyonun idari, eğitsel ve destekleyici işlevleri temelinde ortaya koymayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Karma yöntem araştırması olarak yürütülen bu çalışmada eş zamanlı nicel + nitel desen kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüklerinde görev yapan 463 sosyal hizmet uzmanı oluşturmaktadır. Araştırmanın nicel boyutuna 291 sosyal hizmet uzmanı, nitel boyutuna ise 28 sosyal hizmet uzmanı katılım sağlamıştır. Araştırmaya ilişkin nicel veriler "Kişisel Bilgi Formu", "İdari Fonksiyon İşlevine Yönelik Anket Formu", "Uygulama Becerileri Ölçeği", "Sosyal Hizmet Uzmanlarının Kişisel ve Mesleki Güç Algıları Ölçeği" ve "Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği" kullanılarak Google Forms aracılığıyla çevrimiçi ortamda toplanmıştır. Araştırmaya ilişkin nitel veriler ise "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" ile toplanmıştır. Araştırmanın nicel verilerinin analizinde SPSS 25 programı kullanılarak iki bağımsız grubu karşılaştırmak için Bağımsız t xvii Testi (t), ikiden fazla bağımsız grubu karşılaştırmak için ise Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) (F) uygulanmış ve fark bulunduğu durumda farkın hangi iki gruptan kaynaklandığını bulmak için Post Hoc Testleri'nden Bonferroni kullanılmıştır. Bu araştırmada elde edilen nitel veriler ise MAXQDA 2022 programı ile tematik analiz ve içerik analizi yöntemleri çerçevesinde incelenmiştir. Bulgular: Araştırmanın nicel bulgularında sosyal hizmet uzmanlarının destekleyici beceriler ve vaka yönetimi becerilerinin yüksek düzeyde; içgörüyü kolaylaştırıcı beceriler ve terapötik baş etme becerilerinin orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Ayrıca sosyal hizmet uzmanlarının kişisel ve mesleki güç algısının yüksek düzeyde olduğu; mesleki tatmin puan ortalamasının çok yüksek düzeyde olduğu, tükenmişlik ve eş duyum yorgunluğu puanlarının ise düşük olduğu görülmüştür. Bu düzeylerin çeşitli değişkenlere göre farklılaştığı tespit edilmiştir. Araştırmanın nitel verilerinin analizi süpervizyon kavramına ve ihtiyacına yönelik düşünceler, idari işlev, eğitsel işlev, destekleyici işlev, süpervizyon format ve yapısına ilişkin düşünceler olmak üzere beş tema altında toplanmıştır. Katılımcılar, vaka yönetimi, psikopatoloji, rapor yazma, hukuk, görüşme teknikleri ve diğer kurumlarda sunulan hizmetler gibi konularda bilgi ve beceri eksikliklerini belirtmişlerdir. Ayrıca, stres, kaygı, mesleki deformasyon ve iş yükü fazlalığı gibi faktörlerin uzmanların ruh sağlıklarını olumsuz etkilediği vurgulanmıştır. Sonuç: Araştırmadan elde edilen bulgular, adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüklerinde çalışan sosyal hizmet uzmanlarının resmi, yapılandırmış, kurumsal ve sistemli bir süpervizyon sistemine gereksinim duydukları göstermektedir. Anahtar kelimeler: Sosyal hizmet süpervizyonu, sosyal hizmet uzmanı, Adalet Bakanlığı, Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Dairesi Başkanlığı, adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlükleri, süpervizyon

Süpervizyon
Merve Karaman
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Çevresel krizin bireyler üzerindeki etkilerinin ekolojik sosyal hizmet perspektifinden incelenmesi

Bu karma yöntem araştırmasının amacı, ekolojik sosyal hizmet bağlamında, yetişkinlerin psikolojik sağlamlık, eko-anksiyete ve afet hazırbulunuşluk düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi ve sel/taşkına maruz kalanların deneyimlerinin keşfedilmesidir. Karma yöntemler araştırması kapsamında yakınsayan paralel desen kullanılmıştır. Çalışmanın verileri (nicel+nitel) eş zamanlı olarak toplanmış olup nicel boyutta Edirne ilinde yaşayan yetişkin bireyler içerisinden 408 kişiden veri toplanmış; nitel boyutta ise nicel araştırmaya katılanlardan daha önce sel veya taşkına maruz kalan 41 kişi ile görüşme yapılmıştır. Araştırmanın nicel boyutunda "Demografik Bilgi Formu", "Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği", "Eko-Anksiyete Ölçeği" ve "Afet Hazırbulunuşluk Ölçeği"; nitel boyutunda ise "Görüşme Formu" kullanılarak veri toplanmıştır. Edinilen nicel veriler SPSS 25.0 ve AMOS 23.0; nitel veriler ise MAXQDA 2024 isimli bilgisayar programları kullanılarak ayrı ayrı analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda, psikolojik sağlamlık ile eko-anksiyete arasında anlamlı ve negatif yönlü, afet hazırbulunuşluk ile arasında ise anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Ancak eko-anksiyete ile afet hazırbulunuşluk arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Katılımcıların psikolojik sağlamlık düzeyleri orta seviyede, eko-anksiyete ve afet hazırbulunuşluk düzeyleri ise ortalama değerin altında bulunmuştur. Sel ve taşkınlar ile iklim değişikliği arasındaki ilişkiye değinen katılımcıların bu konuda gelecek açısından endişe ve korku yaşadıklarını belirttikleri görülmüştür. Psikolojik sağlamlığın geliştirilmesinin eko-anksiyete ve afet hazırbulunuşluk üzerindeki olumlu etkileri düşünüldüğünde, afete hazırlık aşamasında birey ve toplumun direnç geliştirmesi açısından psikososyal destek çalışmalarının arttırılması önem arz etmektedir. Çalışmada edinilen bulgular ışığında, ekolojik sosyal hizmet uygulamalarının çevresel sorunlara karşı bireysel ve toplumsal direnç geliştirmeye katkı sunabileceği ve sürdürülebilir toplumsal hayatı destekleyebileceği görülmüştür. Bu doğrultuda koruyucu ve önleyici sosyal hizmet uygulamalarının benimsenmesi önerilmektedir.

Kıvanç Uzun
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri bağlamında sosyal hizmet uzmanlarının afet farkındalık düzeylerinin belirlenmesi

Bu araştırma, Türkiye'deki kamu kurumları ile sivil toplum kuruluşlarında çalışmakta olan sosyal hizmet uzmanlarının afet farkındalık düzeylerini belirlemek ve 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri bağlamında sosyal hizmet uygulamalarını analiz etmek amacıyla karma yöntem kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Yakınsayan paralel desenin benimsendiği çalışmada, araştırmanın nicel boyutu Türkiye genelinde görev yapan 391 sosyal hizmet uzmanından elde edilen verilerle yürütülmüştür. Araştırmanın nitel boyutunda ise 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerinde sahada aktif olarak görev yapmış 19 sosyal hizmet uzmanıyla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Nicel veriler, "Kişisel Bilgi Formu" ve "Afet Farkındalığı Ölçeği" aracılığıyla çevrimiçi olarak toplanmış; analiz sürecinde SPSS 25 programı kullanılmıştır. Bağımsız Örneklem t Testi, ANOVA, Bonferroni Post Hoc ve Pearson Korelasyon analizleri uygulanmıştır. Nitel veriler ise yarı yapılandırılmış görüşmeler aracılığıyla toplanmış ve MAXQDA 2022 programı kullanılarak tematik ve içerik analizlerine tabi tutulmuştur. Araştırma bulgularına göre, sosyal hizmet uzmanlarının genel afet farkındalık düzeyi yüksek bulunmuştur. Afet Eğitimi Farkındalığı, Afet Öncesi Farkındalığı ve Yanlış Afet Farkındalığı düzeyleri yüksek, Afet Sonrası Farkındalığı ise orta düzeydedir. Bu düzeylerin çeşitli değişkenlere göre farklılaştığı tespit edilmiştir. Nitel bulgular ise afet farkındalığı, afetlerde sosyal hizmet eğitimi, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri deneyimi ve diğer (afetlerde sosyal hizmet süpervizyonu ve tıbbi ilk yardım eğitimi) başlıkları altında dört ana temada toplanmıştır. Sosyal hizmet uzmanları 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerine müdahale sürecinde en yoğun olarak psikososyal destek, sosyal yardım ve danışmanlık gibi mikro düzey müdahaleler gerçekleştirdiklerini belirtmişlerdir. Ayrıca bu süreçte özellikle "bağlantı kuruculuk" rolünü yoğun olarak kullandıklarını vurgulamışlardır. Afet bölgesindeki hizmetlerde süpervizyon eksikliği, duygusal yükün artmasına, karar verme güçlüklerine ve ikincil travma riskine neden olmuş; sosyal hizmet uzmanlarının mesleki destekten yoksun bir müdahale ortamında çalıştıkları gözlenmiştir. Araştırmanın sonuçları, sosyal hizmet eğitiminde ve uygulamalarında afet odaklı, sistematik ve uygulamaya dönük reform ihtiyacını ortaya koymaktadır. Sosyal hizmet bölümlerinde afet temelli uygulamalı derslerin zorunlu hale getirilmesi, deneyimli akademisyenlerin sürece dahil edilmesi, tıbbi ilk yardım eğitimlerinin yaygınlaştırılması ve afet dönemlerinde kurumsal süpervizyon sistemlerinin oluşturulması önerilmektedir.

Bekir Altıok
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Logoterapi ve maneviyat perspektifinde ebeveyn kaybı yaşamış gençlerde hayatın anlamı ve amacı: Fenomenolojik bir çalışma

Bu araştırmada, ebeveyn kaybı deneyimleyen gençlerin hayat anlamını ve amacını belirlemede maneviyatın nasıl bir anlama sahip olduğunun anlaşılması amaçlanmaktadır. Fenomenlere yüklenen anlamların anlaşılmasında, derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Logoterapi ve maneviyat odaklı grup çalışması ise anlamların keşfedilmesinde aracı bir yöntem olarak kullanılmıştır. Veriler, amaçlı örnekleme yöntemi kullanılarak 10 kişi ile gerçekleştirilen derinlemesine görüşmeler ve 9 oturum şeklinde planlanan grup çalışmasından elde edilen geri bildirimlerle oluşturulmuştur. Elde edilen veriler, kayıp süreci ile ilişkili fenomenleri tanımlama ve anlamlandırma süreçlerinin nasıl gerçekleştiğini içerdiğinden, betimleyici analiz tercih edilmiştir. Analiz sürecinde ise MAXQDA Release 22.5 programı kullanılmıştır. Gerçekleştirilen analiz sonucunda, derinlemesine görüşmelerin kodlanmasıyla; "Anlam Haritası" metaforunu temsil eden üç (3) ana tema ve on beş (15) alt tema elde edilmiştir. Grup sürecinin kodlanmasıyla da "Anlam Pusulası" metaforunu temsil eden sekiz (8) tema elde edilmiştir. Verilerin yorumlanmasında, yorumlayıcı fenomenolojik analiz (IPA) yaklaşımı araştırma tasarımına dahil edilmiştir. Nihai olarak ebeveyn kaybı deneyimlemiş gençlerin hayat anlamı ve amacını belirlemede, maneviyatın önemli bir anlama sahip olduğu anlaşılmıştır. Katılımcıların grup süreci ile maneviyata, hayata, ölüme ve ebeveyn kaybına yeni anlamlar yükledikleri ve kendi yaşam deneyimlerine ilişkin farklı anlamları keşfettikleri görülmektedir. Bu çalışmanın sosyal hizmet, logoterapi, maneviyat ve ebeveyn kaybını içeren çalışmaların yapılmasına teşvik niteliğinde olduğu düşünülmektedir. Ocak 2025 , 253 sayfa. Anahtar kelimeler: Ebeveyn Kaybı, Logoterapi , Maneviyat, Hayatın Anlamı

Kubilay İbrahim Zalanköy
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Manevi iyi oluşun gençlerde aile aidiyetine ve sosyal medya kullanımlarına etkisi

Bu araştırma, genç bireylerin manevi iyi oluş düzeylerinin, aile aidiyeti ve sosyal medya kullanım davranışlarıyla olan ilişkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada nicel araştırma yöntemi benimsenmiş ve veri toplama aracı olarak sosyodemografik bilgi formu, Spiritüel İyi Oluş Ölçeği, Aile Aidiyeti Ölçeği ve Sosyal Medya Kullanımın Aile İçi İletişime Etkisi Ölçeği olmak üzere toplamda üç ölçek kullanılmıştır. Çalışmada betimsel-ilişkisel tarama modeli kullanılarak manevi iyi oluş, aile aidiyeti ve sosyal medya kullanımın aile içi iletişime etkisi analiz edilmiştir. Araştırmanın verileri, Google Forms aracılığıyla çevrim içi ortamda oluşturulan anket formu üzerinden üniversite öğrencilerine ulaştırılarak gönüllülük esasına dayalı biçimde toplanmıştır. Çalışma verileri 2500 üniversite öğrencisinden elde edilmiş; ancak örnekleme kriterlerine uymayan 454 kişi çıkarılarak analizler SPSS 25.0 programı kullanılarak 2046 kişilik örneklem üzerinden yürütülmüştür. Elde edilen bulgular, spiritüel iyi oluş ile aile aidiyeti arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğunu, sosyal medya kullanımının aile içi iletişime etkisinin spiritüel iyi oluş ile negatif yönde anlamlı bir ilişkiye sahip olduğunu ve sosyal medya kullanımının aile içi iletişime etkisinin, spiritüel iyi oluşun aile aidiyeti üzerindeki etkisinde anlamlı ve kısmi bir aracı rol oynadığı sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak bu bulgular, dijital çağda gençlerin manevi ihtiyaçlarının hem ailevi bağların güçlenmesinde hem de dijital etkileşimlerin aile içi dinamiklere etkisinde belirleyici bir unsur olduğunu göstermekte ve bu doğrultuda geliştirilecek sosyal politikalara yön verici nitelik taşımaktadır.

Rabia Rana Sarı
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Postpartum depresyon yaşayan kadınların ekolojik kuram çerçevesinde incelenmesi

Postpartum depresyon annelerin doğumdan sonraki dönemde duygu durumunu etkileyen yaygın bir sorundur. Araştırma postpartum depresyon geçirmiş annelerin hem yaşadıkları zorluğu anlamak hem de zorluğu atlatmalarına yardımcı olan faktörleri öğrenmek amaçlanmıştır. Annelerin deneyimlerinin öğrenilmesi, annelPostpartum depresyon annelerin doğumdan sonraki dönemde duygu durumunu etkileyen yaygın bir sorundur. Araştırma postpartum depresyon geçirmiş annelerin hem yaşadıkları zorluğu anlamak hem de zorluğu atlatmalarına yardımcı olan faktörleri öğrenmek amaçlanmıştır. Annelerin deneyimlerinin öğrenilmesi, annelere psikososyal destek müdahaleleri sunan sosyal hizmet uzmanlarına kaynak oluşturması bakımından önemlidir. Çalışma, nitel araştırma yöntemiyle fenomonolojik yaklaşımla yapılmıştır. Araştırma nitel araştırma yöntemlerinden, amaçsal örneklem yöntemlerinden kritik durum örneklemesi ile yapılmıştır. Araştırma sürecinde 14 anne ile görüşme yapılmıştır. Görüşmeler ses kayıdına alınmış, veriler yazıya aktarılmış ve içerik analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Analiz sonucu beş ana tema ve alt temalar oluşturulmuştur. Oluşturan ana temalar: anne psikolojik durumu, eş ile ilişki, bebek ile ilişki, annenin sosyal çevre ile ilişkisi, anneyi güçlendiren faktörlerdir. Elde edilen bulgular literatürdeki bilgiler kapsamında tartışılmıştır. ere psikososyal destek müdahaleleri sunan sosyal hizmet uzmanlarına kaynak oluşturması bakımından önemlidir. Çalışma, nitel araştırma yöntemiyle fenomonolojik yaklaşımla yapılmıştır. Araştırma nitel araştırma yöntemlerinden, amaçsal örneklem yöntemlerinden kritik durum örneklemesi ile yapılmıştır. Araştırma sürecinde 14 anne ile görüşme yapılmıştır. Görüşmeler ses kayıdına alınmış, veriler yazıya aktarılmış ve içerik analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Analiz sonucu beş ana tema ve alt temalar oluşturulmuştur. Oluşturan ana temalar: anne psikolojik durumu, eş ile ilişki, bebek ile ilişki, annenin sosyal çevre ile ilişkisi, anneyi güçlendiren faktörlerdir. Elde edilen bulgular literatürdeki bilgiler kapsamında tartışılmıştır.

Kamile Erbaş
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Kırsal bölgede yaşayan orta yetişkinlerin eko-anksiyetelerinin ve yaşam doyumlarının incelenmesi

Bu çalışma, kırsal bölgede yaşayan orta yetişkin bireylerin eko-anksiyete düzeyleri ile yaşam doyumları arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. İklim değişikliği özellikle doğrudan doğaya bağımlı tarım, hayvancılık, arıcılık ve seracılık gibi üretim faaliyetleriyle uğraşan kırsal nüfus için hem ekonomik hem de psikososyal açıdan ciddi tehditler oluşturmaktadır. Artan sıcaklıklar, düzensiz yağış rejimleri, su kaynaklarının azalması ve üretim süreçlerinde yaşanan kayıplar, kırsal bölgede yaşayan bireylerin gelecek kaygısını arttırmakta, ekonomik güvencesizlik hissini derinleştirmekte ve eko-anksiyete düzeylerini yükseltmektedir. Bu süreçlerin bireylerin yaşam doyumlarını nasıl etkilediği ve hangi başa çıkma mekanizmalarını geliştirdikleri önemli bir araştırma sorusu olarak ele alınmıştır. Araştırma, karma yöntem araştırma deseni ile yürütülmüş olup, nicel ve nitel veri toplama teknikleri birlikte kullanılmıştır. Eko-Anksiyete Ölçeği, İklim Değişikliği Kaygı Ölçeği, Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE-R) ve Yaşam Doyumu Ölçeği uygulanmıştır. Nitel boyutta ise yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilerek, bireylerin iklim değişikliğine yönelik algıları, başa çıkma mekanizmaları ve göç eğilimleri derinlemesine analiz edilmiştir. Araştırmanın evrenini, Burdur, Muğla ve Yalova illerinde yaşayan kırsal üreticiler oluşturmaktadır. Burdur, artan kuraklık nedeniyle tarım ve hayvancılığın sürdürülebilirliği açısından risk altındaki bölgelerden biridir. Muğla, orman yangınları ve sıcaklık artışı nedeniyle bal üretimde ciddi kayıplar yaşayan bir arıcılık merkezi olarak çalışmaya dahil edilmiştir. Yalova ise seracılık faaliyetleri açısından iklim değişikliğinden doğrudan etkilenen bölgelerden biri olması nedeniyle örneklemde yer almıştır. Bulgular, kırsal bölgede yaşayan bireylerin eko-anksiyete düzeylerinin yüksek olduğunu, ancak başa çıkma mekanizmalarının bu kaygıyı yönetmede etkili olduğunu göstermektedir. Topluluk dayanışması, üretim süreçlerinde adaptasyon ve sosyal destek mekanizmaları, eko-anksiyeteyle başa çıkmada önemli rol oynamaktadır. Eko-anksiyete ve yaşam doyumu arasında negatif ilişki bulunmuş özellikle ekonomik belirsizlik yaşayan bireylerin yaşam doyumlarını daha düşük olduğu belirlenmiştir. Araştırma, sosyal hizmet perspektifinden kırsal bölgelerde iklim değişikliğine yönelik psikososyal destek ve kırsal kalkınma politikalarının güçlendirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Deniz Arıcı
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde dijital istifçilik davranışı: Yaşam doyumu ve psikolojik iyi oluş ile ilişkisinin incelenmesi

Bu araştırma, dijitalleşen dünyada giderek yaygınlaşan dijital istifçilik davranışının yetişkin bireylerdeki yaşam doyumu ve psikolojik iyi oluş ile olan ilişkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Dijital istifçilik, bireylerin dijital ortamda gereksiz ya da işlevsiz verileri aşırı biriktirmesi ve bu verileri silememesi şeklinde tanımlanan, günümüzde bireylerin dijital yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen önemli bir psikososyal sorundur. Bu çalışmada, bireylerin dijital istifçilik düzeylerinin yaşam doyumu ve psikolojik iyi oluşlarıyla anlamlı bir ilişki gösterip göstermediği analiz edilmiştir. Ayrıca yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, çalışma durumu ve günlük ekran süresi gibi demografik değişkenlerin dijital istifçilik üzerindeki etkileri de değerlendirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, çeşitli sosyo-demografik özelliklere sahip 569 yetişkin birey oluşturmuştur. Veriler, Dijital İstifçilik Ölçeği, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği kullanılarak toplanmış; elde edilen veriler SPSS programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Yapılan korelasyon ve regresyon analizleri sonucunda, dijital istifçilik ile yaşam doyumu arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Buna göre, yaşam doyumu düzeyi azaldıkça dijital istifçilik davranışlarının arttığı görülmektedir. Öte yandan, dijital istifçilik ile psikolojik iyi oluş arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiye rastlanmamıştır. Ayrıca, ekran süresi arttıkça dijital istifçilik düzeyinin yükseldiği; yaş, cinsiyet ve medeni durum gibi değişkenlerin ise bu davranış üzerinde farklı etkiler oluşturduğu saptanmıştır. Bu bulgular, dijital istifçiliğin yalnızca bireysel teknoloji kullanımıyla açıklanamayacağını, aynı zamanda bireyin yaşam memnuniyeti ve ruhsal durumu ile yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Araştırma sonuçları, dijital istifçilik davranışının önlenmesine yönelik sosyal hizmet uygulamaları ve ruh sağlığı politikalarının geliştirilmesine katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Dijital içerik yönetiminin psikolojik temellerinin anlaşılması, dijital refahın sürdürülebilirliği açısından önem arz etmektedir. Mayıs 2025 , 100. sayfa. Anahtar kelimeler: Dijital istifçilik, yaşam doyumu, psikolojik iyi oluş, sosyal hizmet

Tuba Nur Oğuz Özkan
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Suça sürüklenen çocukların algılanan sosyal destek ve sosyal ilgi düzeylerinin karşılaştırılmalı incelenmesi

Suç çağımızın en öne çıkan sosyal sorunlarından birisi olarak varlığını çağdaş dünyada uzun zamandır sürdürürken suç eylemlerinin çocuk tarafından gerçekleştirilmesi konunun önemini farklı bir boyuta taşınmaktadır. Suç davranışlarının biyolojik, psikolojik ve toplumsal gelişimini tamamlamamış olan çocuklarca gerçekleştirilmesi, kriminolojinin alt kollarından olan suça sürüklenen çocuk alanın önem kazanarak ihtisaslaşmasını sağlamış ve çocukları suça iten faktörleri anlamayı ön plana çıkarmıştır. Çalışma çocukları suça iten faktörleri kavrayabilmek adına suça sürüklenen ve sürüklenmeyen çocukların sosyal ilgi ve algılanan sosyal destek açısından kıyaslanmasını amaçlamıştır. Bu amaçla 15-17 yaş aralığındaki 118 suça sürüklenen ve 284 suça sürüklenmemiş çocuk araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmanın değişkenlerini ölçebilmek adına sosyodemografik veri formu, Ergenler İçin Sosyal İlgi Ölçeği, Sosyal İlişki Unsurları Ölçeğinden yararlanılmıştır. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 23 paket programında analiz edilmiştir. Test sonuçlarına göre suça sürüklenen çocukların sürüklenmeyen çocuklara göre anlamlı bir şekilde daha düşük sosyal ilgi ve algılanan sosyal destek ortalamalarına sahip oldukları tespit edilmiştir. Ek olarak suça sürüklenmenin cinsiyet, eğitim durumu, akademik başarı, aile tipi, kardeş sayısı, ailenin göç durumu, ailenin ekonomik durumu, ailede suça karışan aile üyesinin bulunma durumu gibi değişkenlerle ilişkili olduğu belirlenmiştir. Bulgular ilgili literatür ışığında tartışılmış ve araştırmacılara ve uygulayıcılara yönelik önerilerde bulunulmuştur.

Yazgan Özdemir
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı kuşaklarda eko-anksiyete ve ekolojik vatandaşlık düzeylerinin yeşil sosyal hizmet bağlamında karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Amaç: Bu araştırma, Baby Boomers, X, Y ve Z kuşaklarındaki bireylerin eko-anksiyete ve ekolojik vatandaşlık düzeylerini çeşitli değişkenler bağlamında yeşil sosyal hizmet perspektifiyle incelemeyi amaçlamaktadır. Yöntem: Bu araştırma nitel ve nicel araştırma yöntemlerinin birlikte kullanıldığı bir karma yöntem araştırmasıdır. Araştırmanın nicel deseninin çalışma grubunu Türkiye'nin farklı bölgelerinde yaşayan 1035 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmanın nitel deseninde ise kartopu örnekleme yönteminden yararlanılmış olup nitel desenin örneklemini İstanbul, Antalya'nın Manavgat ilçesi, Kastamonu'nun Bozkurt ilçesi ve Uşak'ın Gedikler Köyünde yaşamını sürdüren 31 katılımcı oluşturmaktadır. Nicel desendeki veriler, demografik bilgi formu, Eko-anksiyete Ölçeği ve Ekolojik Vatandaşlık Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Nitel desendeki veriler ise araştırmacı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla elde edilmiştir. Nicel verilerin analizinde, ANOVA ve veri madenciliğinin bir tekniği olan karar ağaçları teknikleri kullanılmıştır. Nitel verilerin analizinde içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Nicel verilen analizinde SPSS 23 ve JMP paket programları, nitel verilerin analizinde ise MAXQDA 24 paket programından faydalanılmıştır. Bulgular ve Sonuç: Yapılan nicel analizler sonucunda, eko-anksiyete ile ekolojik vatandaşlık toplam puanları arasında ortaya yakın zayıf düzeyde ve pozitif yönlü bir korelasyonun olduğu belirlenmiştir. Karar ağaçlarından elde edilen sonuçlara göre ise Baby Boomers kuşağındaki katılımcıların eko-anksiyete düzeyleriyle en çok ilişkili olan bağımsız değişkenlerin çocuk sayısı ve eğitim düzeyi olduğu, X kuşağındaki katılımcıların çocuk sayısı, Y kuşağındaki katılımcıların çevre ile ilgili bir kuruluşa üyelik, Z kuşağındaki katılımcıların ise cinsiyet ve gelir durumu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte Baby Boomers kuşağındaki katılımcıların ekolojik vatandaşlık düzeyleriyle en çok ilişkili olan bağımsız değişkenlerin eğitim düzeyi ve yerleşim yeri olduğu, X kuşağındaki katılımcıların medeni durum ve cinsiyet, Y kuşağındaki katılımcıların çevreyle ilgili bir kuruluşa üyelik ve cinsiyet, Z kuşağındaki katılımcıların ise eğitim düzeyi ve yaşanılan bölge olduğu ortaya koyulmuştur. Nitel analizler sonucunda, çevre sorunlarının tüm kuşaklardaki katılımcılarda en çok kaygı duymaya ve üzgün hissetmeye neden olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte tüm kuşaklardaki katılımcıların ekolojik vatandaşlık davranışları arasında en çok su ve enerji tasarrufu yapma olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Bilgesu Çüm
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşlılarda ekonomik kısıtlılıklar ve sağlıklı yaşlanmaya katılım arasındaki ilişkide sosyal dışlanma ve yaşam doyumunun aracı etkisi

Bu araştırmanın amacı, yaşlı bireylerin karşılaştıkları ekonomik kısıtlılıkların sağlıklı yaşlanmaya katılım üzerindeki etkisini yaşam doyumu ve sosyal dışlanma değişkenlerinin aracılığıyla incelemektir. Çalışma nedensel ilişkisel araştırma modeli temelinde tasarlanmıştır. Araştırmanın örneklemini İstanbul ilinde yaşayan ve kolayda örnekleme tekniğiyle seçilen 60 yaş ve üzeri 514 birey oluşturmaktadır. Veriler Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Ekonomik Kısıtlılıklar Ölçeği, Yaşlılarda Sosyal Dışlanma Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği ve Sağlıklı Yaşlanmaya Katılım Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmanın verileri SPSS 25 ve PROCESS Macro (Model 4) kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma modelinde ekonomik kısıtlılıklar bağımsız değişken (X), sağlıklı yaşlanmaya katılım bağımlı değişken (Y), yaşam doyumu (M1) ve sosyal dışlanma (M2) ise aracı değişkenler olarak yer almıştır. Analiz sonuçlarına göre ekonomik kısıtlılıkların yaşam doyumu ve sosyal dışlanma üzerindeki etkileri incelenmiştir. Ekonomik kısıtlılıkların yaşam doyumu üzerinde anlamlı ve negatif (β=-,123; p<,001). Dolaylı etkilere bakıldığında ekonomik kısıtlılıkların sağlıklı yaşlanmaya katılım üzerindeki etkisinin, yaşam doyumu (β = ,769) ve sosyal dışlanma (β=,368) aracılığıyla azaldığı görülmektedir. Bu bulgular yaşam doyumu ve xiv sosyal dışlanmanın ekonomik kısıtlılıklar ile sağlıklı yaşlanmaya katılım arasındaki ilişkide kısmi aracılık rolü üstlendiklerini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, yaşam doyumu aracılığıyla gerçekleşen dolaylı etkinin, sosyal dışlanma aracılığıyla ortaya çıkan dolaylı etkiden daha güçlü olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Fatma Nur Süzen Keşen
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Annesiz büyümekten anne olmaya: Kurum bakımında büyümüş kadınların annelik deneyimleri

Giriş: Annelik, bireyin erken çocuklukta deneyimlediği ilişkilerinin ve bakım alma süreçlerinin bilinçdışı düzeyde yeniden canlandığı bir psikodinamik alandır. Kurum bakımında yetişmek, erken dönem terk edilmenin sonucu olarak ebeveynlik süreçlerine yansımaktadır. Amaç: Bu araştırmanın amacı, kurum bakımında büyümüş kadınların annelik deneyimlerini kurumsal mekânın ruhsal yansımaları ve kuşaklararası aktarım bağlamında derinlemesine anlamaktır. Yöntem: Çalışmada, psikanalitik kuramdan yararlanılmış ve nitel araştırma metodlarından Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz benimsenmiştir. Katılımcılar amaçlı örnekleme yöntemiyle belirlenmiştir. Katılımcılar dahil edilirken 18 yaşından sonra anne olmuş olması ve çocuklarının 3 ile 12 yaş aralığında olması kriterleri belirlenmiştir. Bu doğrultuda katılmaya gönüllü 21 kadın çalışmaya dahil edilmiştir. Yarı- yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler ve gözlem notlarından elde edilen verilerin analizinde MAXQDA 24 programından yararlanılmıştır. Bulgular: Araştırma bulgularında yedi ana tema ortaya çıkmıştır: (1) Anne Sevgisinin Eksikliğiyle Büyümek: Travmatik Yaşantılar, (2) İçsel Çatışmaların Kuruma ve Bakım Veren İlişkilerine Yansıması, (3) Kadın Kimliğini Kuramadan Anne Olmak: "Bir Yuvam Olsun" Arayışı, (4) Anneliğin İnşasında Anne Temsillerinin Yeniden Yapılanması, (5) Annelik Kimliğinde Psikososyal Zorluklar ve Baş Etme Yolları, (6) Anne-Çocuk İlişkileri: Algılar, Sınırlar ve Kapsayıcı İşlevler, (7) Kurumda Büyümenin Anneliğe Yansıyan Güçlü Yanları. Sonuç: Araştırmada; kurumda büyümüş kadınların annelik deneyimlerinde kuşaklararası aktarımın önemli yer tuttuğu, çoğu katılımcının annelik kimliğinde anneleri ile özdeşim kurmaktan kaçındığı, çocukları ile ilişkilerinde kapsama işlevinde zorluklar yaşasalar da güçlü yan olarak anneliği sevgi üzerinden inşa etmek konusunda samimi özveri geliştirdikleri sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca kurumun mekân olarak içsel nesne temsili oluşturmada yetersiz kaldığı; kurumun çocukluk çağında kapsayıcı çerçeve sunmadığı ve katılımcıların bu deneyimlerinin annelik deneyimine zorlayıcı unsur olarak yansıdığı görülmüştür. Araştırma sonuçları literatür bulguları ile tartışılmış; uygulamacılar ve araştırmacılar için öneriler sunulmuştur.

AnnelikKurum bakımıKuşaklararası aktarım+1
Burcu Devrim Kahraman
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00