Süleyman Demirel University
Faculty

Faculty of Medicine

Süleyman Demirel University

188

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gallik asidin nöroinflamasyona bağlı ROS/TXNIP/NLRP3 aracılı piroptoz üzerindeki nöroprotektif etki mekanizmalarının aydınlatılması

Bu tez çalışmasında, lipopolisakkarit (LPS) ile oluşturulan deneysel nöroinflamasyon modelinde gallik asidin (GA) sinir sistemi üzerindeki potansiyel etkileri araştırılmıştır. Nöroinflamasyon, merkezi sinir sisteminde inflamatuar yanıtın artmasıyla ortaya çıkan önemli bir süreçtir. GA ise güçlü antioksidan ve antiinflamatuar özelliklere sahip bir fenolik bileşiktir. Bu çalışmada, GA'nın akut nöroinflamasyon modeline karşı olan etkileri histopatolojik, biyokimyasal, immunohistokimyasal ve gen ekspresyonu düzeylerinde çok yönlü olarak değerlendirilmiştir. Çalışmada 32 adet erkek Wistar Albino sıçan rastgele olacak şekilde sekizerli 4 gruba ayrılmıştır. Gruplar: Kontrol, LPS (5 mg/kg, intraperitoneal tek doz), GA (100 mg/kg, intraperitoneal tek doz) ve LPS+GA şeklinde oluşturulmuştur. LPS uygulamasının 6. saatinde tüm sıçanlar sakrifiye edilmiştir. Alınan beyin dokularında histopatolojik, immunohistokimyasal incelemeler (tümör nekroz faktörü alfa [TNF-α], kaspaz 3 [Cas-3], glial fibriler asidik protein [GFAP]) ile biyokimyasal analizler (toplam oksidan durum [TOS], toplam antioksidan durum [TAS], oksidatif stres indeksi [OSI]) ve gen ekspresyon düzeyinde incelemeler (tiyoredoksinle etkileşime giren protein [TXNIP], nükleotid bağlayıcı oligomerizasyon alanı, lösin bakımından zengin tekrar pirin alanı içeren protein 3 [NLRP3], kaspaz 1 [Cas-1], interlökin 1 beta [IL-1β], interlökin 18 [IL-18], B-hücreli lenfoma tip 2 [BCL-2], BCL-2 ilişkili X proteini [BAX]) gerçekleştirilmiştir. Histopatolojik incelemeler, GA'nın LPS kaynaklı korteks, hipokampüs ve serebellum hasarını azalttığını göstermiştir. İmmunohistokimyasal olarak Cas-3, TNF-α ve GFAP düzeyleri LPS grubuna göre anlamlı şekilde düşmüştür. Biyokimyasal analizlerde GA, TOS seviyesini azaltıp TAS'ı artırarak OSI'yi dengelerken moleküler düzeyde TXNIP/NLRP3 yolunu baskılayarak Cas-1, IL-1β, IL-18 ekspresyonunu azaltmış; BAX/BCL-2 oranını düzenleyerek apoptozu regüle etmiştir. Elde edilen tüm veriler, GA'nın LPS ile indüklenen nöroinflamasyon modelinde güçlü bir nöroprotektif ajan olarak etkili olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar, GA'nın nöroinflamasyonla ilişkili oksidatif stres, inflamasyon ve hücre ölümü gibi temel mekanizmaları hedef alarak merkezi sinir sistemini koruyabileceğini ortaya koymakta ve ileri düzey preklinik çalışmalara zemin hazırlamaktadır.

Orhan Berk İmeci
Süleyman Demirel University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rosa damascena'nın arpe hücreleri üzerindeki etkilerinin araştırılması

Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu (YBMD), ileri yaş grubundaki bireylerde kalıcı ve geri dönüşü olmayan görme kaybının önde gelen nedenlerinden biridir. Hastalığın patogenezinde RPE hücrelerinde gelişen oksidatif stres, inflamasyon ve apoptozis gibi hücresel düzeydeki hasar mekanizmaları kritik rol oynamaktadır. Bu çalışma, geleneksel tıpta yaygın olarak kullanılan Rosa damascena (gül) bitkisi ile antioksidan özellikleri kanıtlanmış doğal bir polifenol olan resveratrolün, H₂O₂ ile oksidatif stres oluşturulan ARPE-19 hücre hattında; oksidatif stres, apoptoz, inflamasyon, DNA hasarı ve anjiyogenez gibi dejeneratif süreçler üzerindeki etkileri in vitro koşullarda karşılaştırmalı olarak değerlendirmeyi amaçlamıştır. Çalışma sonucunda, Rosa damascena'nın VEGF-A, 8-OHdG, PARP-1, TOS, TAS, OSİ, TNF-α, IL-1α ve apoptozis düzeyleri üzerinde belirgin düzeyde olumlu etkiler gösterdiği saptanmıştır. Resveratrol de bu parametreler üzerinde benzer koruyucu etkiler göstermiştir. Rosa damascena, zengin fenolik bileşen içeriği sayesinde reaktif oksijen türlerini nötralize ederek hücre içi oksidatif yükü azaltmış, böylece oksidatif stres kaynaklı DNA hasarı, apoptoz ve inflamatuar yanıtları önemli ölçüde baskılamıştır. Antioksidan etkileri ile birlikte proinflamatuar sitokinlerin (TNF-α, IL-1α) salınımını azaltarak inflamatuar süreci hafifletmiş, VEGF düzeylerini düşürerek patolojik anjiyogenez gelişimini sınırlamıştır. Her iki ajan da ARPE-19 hücrelerinde oksidatif hasara karşı ayrı ayrı anlamlı koruyucu etkiler göstermiş; ancak birlikte kullanıldıklarında, bazı parametrelerde bu etkilerin daha da belirginleştiği ve sinerjik bir koruma sağladıkları gözlemlenmiştir. Elde edilen bulgular, oksidatif stresin başlıca etken olduğu YBMD gibi retina hastalıklarında Rosa damascena'nın tedavi yaklaşımlarında potansiyel bir aday olabileceğini ortaya koymaktadır. Bildiğimiz kadarıyla bu araştırma, Rosa damascena'nın ARPE-19 hücreleri üzerindeki koruyucu etkilerini değerlendirip resveratrol ile karşılaştırıldığı ilk in vitro çalışmadır ve YBMD'ye yönelik alternatif tedavi stratejilerine bilimsel bir temel sunmaktadır.

Ayşe Özge Duran
Süleyman Demirel University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Servikal serklaj uygulanmış gebeliklerde term plasentanın inflamatuvar ve proliferatif belirteçler açısından değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada, servikal serklaj uygulanmış gebeliklerde termde doğurtulan plasentaların inflamatuvar (IL-4, IL-6, IL-10, TNF-α) ve proliferatif (Aktivin A) belirteçler açısından gen ekspresyon düzeylerinin değerlendirilmesi ve bu bulguların, servikal serklaj uygulanmamış gebeliklerle karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu prospektif kesitsel çalışmaya, Süleyman Demirel Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde 1 Eylül 2024 – 1 Mayıs 2025 tarihleri arasında sezaryen ile doğum yapan 10 servikal serklajlı ve 20 servikal serklajsız gebe dahil edilmiştir. Plasentaların maternal ve fetal yüzeylerinden alınan doku örneklerinden elde edilen RNA'lar, RT-PCR yöntemi ile IL-4, IL-6, IL-10, TNF-α ve Aktivin A gen ekspresyonları açısından analiz edilmiştir. Bulgular: Servikal serklajlı grupta IL-4 ve IL-10 gen ekspresyon düzeyleri hem maternal hem fetal yüzeylerde anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0,01). Buna karşılık, IL-6 ve TNF-α gen ekspresyonları servikal serklajlı grupta anlamlı şekilde daha düşük saptanmıştır (p<0,05). Aktivin A gen ekspresyonu açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark izlenmemiştir (p>0,05). Bu sonuçlar, servikal serklajın anti-inflamatuvar yanıtı desteklediğini ve proinflamatuvar yanıtı baskılayıcı yönde etkide bulunduğunu göstermektedir. Tartışma ve Sonuç: Elde edilen bulgular, servikal serklaj uygulamasının yalnızca mekanik bir destek sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda plasental immün mikroçevreyi modüle ederek gebelik sürecinin fizyolojik devamlılığına katkı sağladığını düşündürmektedir. IL-4 ve IL-10'un artışı ile IL-6 ve TNF-α'nın baskılanması, serklajın lokal immün toleransı güçlendirdiğine işaret etmektedir. Bu sonuçlar, servikal serklajın immünolojik etkilerinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini ortaya koymakta ve ileride yapılacak daha geniş örneklemli çalışmalara zemin oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Servikal serklaj, Term plasenta, İnflamatuvar sitokinler, IL-4, IL-6, IL-10, TNF-α, Aktivin A, Gebelik immünolojisi, RT-PCR

Semanur Tanrıverdi
Süleyman Demirel University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlıklı yetişkinlerde sigara kullanımı ve egzersiz şiddetinin inflamatuar belirteçler üzerine etkileri

Bu kesitsel çalışma, sigara kullanımı ve düzenli fiziksel aktivitenin sağlıklı erişkin bireylerde inflamatuar, metabolik, solunumsal ve kas fonksiyonuyla ilişkili biyobelirteçler üzerindeki bağımsız ve etkileşimsel etkilerini incelemeyi amaçlamıştır. Toplam 80 katılımcı, sigara içme durumu (içen/içmeyen) ve fiziksel aktivite düzeyine (aktif/pasif) göre dört eşit gruba ayrılmış ve 2×2 faktöriyel bir tasarım uygulanmıştır. Tüm katılımcılarda hemogram, lipid profili, açlık kan şekeri, insülin, IL-1β, IL-6, CRP, fibrinojen ve albümin düzeyleri ölçülmüştür. Ayrıca spirometre (FEV₁, FVC, FEV₁/FVC), el dinamometresi ile kas gücü, ekshale karbonmonoksit (eCO) ve karboksihemoglobin (COHb) düzeyleri değerlendirilmiştir. Fiziksel aktivite düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (IPAQ-SF), nikotin bağımlılığı ise Fagerström Testi ile belirlenmiştir. Çalışma bulgularına göre, gruplar arasında monosit sayısı, trigliserit, insülin, FEV₁/FVC oranı, eCO ve COHb düzeyleri ile fiziksel aktivite skorlarında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). En olumsuz değerler sigara içen ve egzersiz yapmayan grupta gözlenirken; en olumlu biyobelirteç profili sigara içmeyen ve düzenli egzersiz yapan bireylerde bulunmuştur. IL-6 ve CRP düzeylerinde anlamlı fark görülmemekle birlikte, aktif ve sigara içmeyen grupta daha düşük ortanca değerler saptanmıştır. Bu bulgular, düzenli fiziksel aktivitenin sigara kullanımına bağlı inflamatuar ve metabolik yükü belirli ölçüde azaltabileceğini göstermektedir. Sonuçlar, sigara bırakma programlarına egzersiz danışmanlığının entegre edilmesinin önemini ortaya koymakta ve yaşam tarzı faktörlerinin birlikte ele alınması gerektiğine dikkat çekmektedir. Anahtar Kelimeler: Sigara, Egzersiz, İnflamasyon, Biyobelirteç

Berk Can Kızılyaka
Süleyman Demirel University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yüksek fruktozlu mısır şurubu tüketimine bağlı gelişen kardiyovasküler sistem toksisitesinde pantotenik asit türevi olan dekspantenolün koruyucu etkilerinin araştırılması

Yüksek fruktozlu mısır şurubu (YFMŞ) gıda ürünlerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Yapılan çalışmalar, YFMŞ'nin kardiyovasküler hastalıklar gibi sağlık sorunlarına neden olabileceğini göstermektedir. Bu çalışmada, YFMŞ'ye bağlı kardiyovasküler hasarda dekspantenolün (Dex) koruyucu etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda, 32 adet Wistar Albino türü erkek sıçan Kontrol, YFMŞ, YFMŞ-Dex ve Dex olmak üzere 4 gruba ayrılmıştır. YFMŞ ve YFMŞ-Dex gruplarındaki sıçanlara 8 hafta boyunca %20 YFMŞ-55 solüsyonu verilmiştir. Deneyin son 4 haftasında YFMŞ-Dex ve Dex gruplarına 500 mg/kg dozunda Dex intraperitoneal olarak uygulanmıştır. Diğer gruplara ise aynı hacimde serum fizyolojik intraperitoneal olarak uygulanmıştır. Sıçan serumlarının biyokimyasal analizleri sonucunda, YFMŞ'nin serum insülin, LDH ve ürik asit seviyelerini artırdığı bulunmuştur. Serum glikoz ve insülin değerleri kullanılarak hesaplanan HOMA-IR indeksi de YFMŞ'ye bağlı artış göstermiştir. YFMŞ'nin kilo alımını da artırdığı gözlemlenmiştir. Yapılan genetik analizlerde, YFMŞ'nin kalp dokusunda GRP-78, PERK, CHOP ve BAX mRNA ekspresyon düzeylerini artırırken, BCL-2 ekspresyon düzeylerini ise azalttığı saptanmıştır. Kalp dokusundaki immünohistokimyasal analizlerde ise kaspaz-3 ve TNF-α immünoreaktivitesi YFMŞ grubunda artış göstermiştir. Oksidatif stres parametreleri olan MDA ve OSI düzeyleri de YFMŞ grubunda yükselmiştir. Dex LDH ve ürik asit seviyelerini; GRP-78, PERK, CHOP, BAX, kaspaz-3 ve TNF-α ekspresyonlarını; MDA ve OSI değerlerini azaltmıştır. Dex uygulaması BCL-2 ekspresyonlarını ise artırmıştır. Histopatolojik analizlerin sonuçları çalışmanın diğer bulgularını desteklemektedir. Çalışmamızın sonuçları dikkate alındığında, Dex'in antiapoptotik, antioksidan, antiinflamatuar ve ER stresini azaltıcı etkileri ile YFMŞ kaynaklı kardiyotoksisitede potansiyel koruyucu bir ajan olarak kullanılabileceğini öngörmekteyiz. Ancak doz, kullanım süresi ve etki mekanizmalarının netleştirilmesi açısından daha kapsamlı çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Dekspantenol, ER stresi, Kardiyotoksisite, Oksidatif stres, YFMŞ

DekspantenolEndoplazmik retikulum stresiOksidatif stres
Mehmet Bedir
Süleyman Demirel University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 1 öğrencilerinin cinsel yolla bulaşan hastalıklar hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarının araştırılması ve farkındalıklarının arttırılması

Bu çalışmadaki amacımız; Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 1 öğrencilerinin CYBH hakkında bilgi, tutum ve davranışlarını araştırmak ve bu konu hakkında farkındalıklarını arttırmaktır. Kesitsel ve anket özelliğindeki bu çalışma Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 1 öğrencilerinden 224 veri çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırma yüz yüze ve online anket formu uygulanarak yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan 'Sosyodemografik Bilgi Formu' ve 'Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar Bilgi Ölçeği (CYBHBÖ) [Sexually Transmitted İnfection (STI)/HIV]' anket formu uygulandı. Veriler SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) 29.0 programında istatistiksel analizlerle değerlendirildi. İki düzeyli değişkenlerin değerlendirilmesinde normal dağılıma uygun olduğu durumlarda T testi; normal dağılıma uygun olmadığı durumlarda Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Üç düzeyli değişkenlerin değerlendirilmesinde verilerin normal dağılıma uygun olduğu durumlarda ANOVA testi; normal dağılıma uygun olmadığı durumlarda Kruskal Wallis-H testi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Katılımcıların %53,1'i kadın (n=119), %46,9'u (n=105) ise erkekti. Yaş ortalaması 18,80±1,19 idi. Araştırmaya katılanların; CYBHBÖ'nden aldığı en küçük puan 2,00, aldığı en büyük puan 35,00 puandır. Araştırma grubunun bu ölçeğe ait ortalama ve standart sapma puanı ise 24,31±7,61 olarak hesaplanmıştır. Araştırma bulgularına göre, CYBHBÖ toplam puanı; alkol kullananlarda, daha önce cinsel birliktelik yaşamış olanlarda, kendini CYBH konusunda bilgili görenlerde ve evlilik öncesi cinsel deneyimi savunanlarda, cinsel ilişkide kondom kullanmayı tercih edenlerde, cinsel hastalığı olması durumunda partnerine söyleyeceğini belirtenlerde ve HPV aşısının ücretsiz olması gerektiğini düşünenlerde anlamlı şekilde daha yüksekti (p<0,05). Ayrıca, babası memur veya işçi-esnaf-serbest meslek vb. olan bireylerin puanları, babası çalışmayan/emeklilere göre istatistiksel olarak daha yüksekti (p<0,05). Üniversitelerde CYBH'lerle ilgili seminer, konferans, sempozyum gibi eğitimler düzenlenmeli ve güvenli cinsel sağlık ile ilgili danışmanlık hizmetleri verilmelidir. Öğrencilerin bu hizmetlerden faydalanması sağlanmalıdır. Anahtar kelimeler: Bulaşıcı hastalıklar, Cinsellik, Genç erişkinler, Tıp fakültesi

Ebru Kaynak Şeker
Süleyman Demirel University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sepsiste olan akut böbrek yetmezliği gelişen hastalarda RDW/albuminoraninin mortalite ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Sepsiste olan Akut Böbrek Yetmezliği Gelişen Hastalarda RDW/Albumin oranının Mortalite ile İlişkisinin Değerlendirilmesi Amaç; Çalışmamızda son 5 yılda SDÜ Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yatan sepsisteki ABH tanılı hastalarda RDW/Albumin oranı ile mortalitenin ilişkisinin değerlendirmek amaçlanmıştır. Materyal ve Metot;Retrospektif olarak yapılan çalışmamıza hastanemizde 2018- 2024 yılları arasında yatan 18 yaş üstü 225 hasta dahil edildi. Bulgular; Çalışmaya 225 hasta dahil edilmiştir. Hastaların %46'sı kadın, %54'ü erkekti(Sırasıyla n=103,n=122), yaş ortalamaları 68,49±15,19 yıldı. Mortalite oranı %53,8'dir (n=121). Çalışmada exitus görülen grup ile yaşayan grup arasında WBC,Nötrofil,hemoglobin,trombosit, pH , pCO2, HCO3,laktat, albümin, PT, INR, RDW/ALB, CRP/ALB sodyum, kreatinin ,BUN, üre, SOFA, SAPS yönünden anlamlı farklılık saptanmıştır.(sırasıyla p=0,027,p=0,020,p=0,003,p=0,001, p=0,001,p=0,001,p=0,001,p=0,004,p=0,001,p=0,001,p=0,001,p=0,001,p=0,001,p=0, 014, p= 0,001, p=0,001,p= 0,001,p=0,001,p = 0,001) Logistik regresyon analizinde mortalite risk faktörü olarak RDW/ALB oranı, CRP/ALB oranı , SOFA ve SAPS için anlamlı sonuç saptanmıştır.(sırasıyla OR= 1,565, p = 0,001; OR= 1,011, p = 0,001; OR =1,722, p = 0,001; OR=1,083, p = 0,001 ROC analizinde CRP/ALB oranı, RDW/ALB oranı anlamlı saptanmıştır.(sırasıyla (cut-off =70,28, p=0,001 ; (cut-off =6,11,p=0,001) Sonuçlar; RDW/ALB ve CRP/ALB oranlarının sepsisli ve akut böbrek yetmezliği gelişen hastalarda mortaliteyi öngörmede önemli prognostik belirteçler olduğu gösterilmiştir. Bu sonuçların, klinik pratiğe entegre edilerek sepsisli hastaların erken risk sınıflandırması ve prognoz tahmininde kullanılabileceği öngörülmektedir. Anahtar Kelimeler: Sepsis, ABH, RDW/ALB

Serra Betül Ceylan
Süleyman Demirel University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Topikal kortikosteroid kullanan hastalarda steroid fobisinin değerlendirilmesi: TOPICOP ölçeği Türkçe geçerlilik-güvenirlik çalışması

Topikal steroid fobisi, zayıf uyum, kötüleşen hastalık sonuçları ve tamamlayıcı ve alternatif tıp kullanımı ile ilişkili bulunmuş olup ayrıca topikal kortikosteroidler ile tedavinin başarısız olmasına yol açabilmekte ve bunun sonucunda kalıcı hastalık ve tedavinin sistemik ajanlara (metotreksat ve siklosporin gibi) veya daha maliyetli ilaçlara (dupilumab) yükseltilmesiyle sonuçlanabilmektedir. Bu çalışmada topikal kortikosteroid kullanan hastalarda topikal kortikosteroid fobisini değerlendirmek amacıyla ''TOPICOP'' ölçeğinin Türkçe çevirisinin yapılıp geçerlik ve güvenirliğinin kanıtlanarak ölçeğin hastalarda kullanılması amaçlanmıştır. Metodolojik ve kesitsel olarak yapılan bu çalışmaya 500 kişi dahil edildi. Araştırma Ekim 2024 – Mart 2025 tarihleri arasında Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Polikliniğinde yüz yüze görüşme yöntemiyle anket uygulanarak yapıldı. Veriler SPSS 26 paket programı ve SPSS AMOS 21 programları kullanılarak değerlendirildi. Tanımlayıcı istatistikler sayı, yüzde, ortalama±standart sapma şeklinde verildi. Verilerimizin normallik varsayımları Kolmogorov-smirnov testi ile araştırıldı. Kategorik verilerde Chi-Square analizi, ölçek skorları kategorik verilere göre incelendiğinde iki gruplu verilerde Mann-Whitney-U, ikiden fazla grubun olduğu verilerde Kruskal Wallis analizleri ile gerekli karşılaştırmalar yapıldı. Ölçek puanları arasındaki ilişkileri incelemek adına dağılımları normal olmadığından Spearman Korelasyon analizi kullanıldı. İstatistiksel önemlilik açısından p<0,05 kabul edildi. TOPICOP Ölçeğinin yapı geçerliliği kapsamında hesaplanan KMO değerinin 0,864 ve Bartlett Sphericity testinin χ2= 1518,673, p<0,001 olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızda Türkçe TOPICOP ölçeği için yapılan Açımlayıcı Faktör Analizi ve Doğrulayıcı Faktör Analizi yöntemleri ile bulunan sonuçlara göre orijinal ölçeğin yapısıyla paralellik gösterdiği görülmüş ek olarak yapılan literatür incelemesine göre Türkçe TOPICOP ölçeğinin yapısal geçerlilik yeterliliğini sağladığı görülmüştür. Çalışmamızda TOPICOP ölçeği için Cronbach alfa katsayısı 0,82, ''İnançlar'' alt boyutu için 0,70 ve ''Endişeler'' alt boyutu için ise 0,80 olarak bulunmuştur. Çalışmamızda ölçeğin güvenirliği ayrıca Test-Tekrar Test yöntemiyle de test edilmiş olup iki uygulama arasındaki toplam puan korelasyonu r=0,910, p<0,001 olarak bulunmuştur. Çalışmamızın tüm bu güvenirlik analizi bulguları, TOPICOP ölçeğinin literatürde ulaşılabilen sınırlı sayıdaki dilsel doğrulama ve güvenirlik çalışmalarının bulguları ile karşılaştırılabilir düzeyde olduğu görülmüş ve güvenirlik ilişkili diğer literatür bulguları ile birlikte değerlendirildiğinde Türkçe TOPICOP ölçeği kabul edilebilir veya iyi seviyede güvenilir olarak bulunmuştur. Tüm bu sonuçlar ışığında Türkçe'ye uyarlanmış TOPICOP ölçeği genel topikal kortikosteroid kullanıcıları açısından geçerli ve güvenilir olduğu ve ülkemizde kullanılabileceği görüldü. Anahtar Kelimeler: Topikal Kortikosteroid Fobisi, TOPICOP Ölçeği, Geçerlilik, Güvenirlik

Esra Şerife Şenol Seyirci
Süleyman Demirel University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel sepsis modeli oluşturulan ratlarda akut akciğer hasarı üzerine omega-3 kullanımının koruyucu etkilerinin araştırılması

Sepsis, konağın enfeksiyona karşı gelişen düzensiz yanıtı sonucunda ortaya çıkan ve çoklu organ disfonksiyonu ile seyreden, yaşamı tehdit eden bir klinik tablodur. Sepsise bağlı akut akciğer hasarı (AAH), yoğun bakım yatış süresinde uzama, morbidite ve mortalite oranlarında artış ile ilişkilidir. Sepsise bağlı gelişen akciğer hasarının önlenmesine yönelik yeni tedavi yaklaşımları önem kazanmakta olup, bu çalışmada Omega-3 yağ asitlerinin AAH üzerindeki potansiyel koruyucu etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla, toplam 32 adet dişi Wistar Albino rat rastgele dört gruba ayrılmıştır. Kontrol grubuna üç gün boyunca intraperitoneal (i.p.) olarak serum fizyolojik (SF) uygulanmıştır. LPS grubuna üç gün boyunca SF verilmiş, ardından üçüncü gün sonunda 5 mg/kg dozunda LPS i.p. uygulanmıştır. LPS+Omega-3 (LPS+O3) grubuna üç gün süreyle 0,5 g/kg dozunda i.p. Omega-3 uygulanmış ve üçüncü gün sonunda LPS verilmiştir. Omega-3 (O3) grubuna ise üç gün boyunca Omega-3 uygulanmış, üçüncü gün sonunda SF enjeksiyonu yapılmıştır. LPS uygulamasından 6 saat sonra tüm gruplardaki ratlar sakrifiye edilmiştir. Uygulamalar sonrası elde edilen akciğer dokuları, histopatolojik olarak alveoler yapı bütünlüğü; immünohistokimyasal olarak TNF-α, HSP-70 ve Cas-3 ekspresyonu; biyokimyasal olarak total antioksidan seviye (TAS), total oksidan seviye (TOS) ve oksidatif stres indeksi (OSI); genetik düzeyde ise Bax, Bcl-2, Cas-9 ve Cyt-c gen ekspresyonları yönünden analiz edilmiştir. LPS uygulanan grupta, histopatolojik düzeyde doku bütünlüğünde bozulma; immünohistokimyasal olarak inflamasyon ve hücre ölümü belirteçlerinde artış; biyokimyasal olarak artmış TOS ve OSI ile azalmış TAS değerleri; genetik düzeyde ise artmış Bax, Cas-9, Cyt-c ekspresyonları ile birlikte azalmış Bcl-2 düzeyleri saptanmıştır. LPS+Omega-3 grubunda ise bu patolojik parametrelerde anlamlı iyileşmeler gözlenmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda, Omega-3 yağ asitlerinin sepsise bağlı akut akciğer hasarında koruyucu etki gösterdiği ve bu etkinin inflamasyon, oksidatif stres ve apoptoz mekanizmalarını modüle etme yoluyla ortaya çıktığı sonucuna varılmıştır. Anahtar sözcükler: Akut Akciğer Hasarı, Apoptoz, Lipopolisakkarit, Omega-3, Sepsis

Ersin Çelik
Süleyman Demirel University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tek merkezli yapılan renal biyopsilerde renal hastalıkların insidansı

Amaç: Bu çalışmada amacımız bölgemizde yapılmış olan perkutan böbrek biyopsi sonuçları ile saptanan böbrek patolojileri ile hastalara ait demografik verilerin, başvuru klinik özelliklerinin ve laboratuar değerlerinin arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Süleyman Demirel Üniversitesi Eğitim ve Uygulama Hastanesi İç Hastalıkları Nefroloji Bilim Dalı'nda Ocak 2010 - Haziran 2024 tarihleri arasında böbrek biyopsisi yapılmış olan 18 yaş ve üzeri bu hastaların geriye yönelik dosya taraması yapılması planlanmıştır. Bilinen malignitesi olan hastalar ve transplant böbrek biyopsileri çalışmaya dahil edilmeyecektir. Bulgular: Çalışmaya Nefroloji kliniğimizde perkutan böbrek biyopsisi yapılan 196 (%54,3)'sı erkek 165 (%45,7)'si kadın olmak üzere 361 hasta dâhil edildi. Çalışmaya dahil edilen 287 hastanın (%79,5) yaşı 60 yaş altında idi. Böbrek biyopsi sonuçlarına göre hastalar 4 gruba ayrılmıştır. 261 (%72,3) hastada primer glomerüler patoloji saptanmıştır ve bunu sekonder glomeruler patoloji takip etmiştir 87 (%24,1). Tüm gruplar içerisinde saptanan en sık tanılar 93 (%25,8) hastada FSGS, 48 (%13,3) hastada IgA nefropatisi, 45 (%12,5) hastada minimal değişiklik hastalığı olarak saptanmıştır. Tübülointerstisyel patolojilerde, 24 saatlik idrarda proteinüri >3500 (mg/gün) oranının primer ve sekonder glomerüler patolojilerde kıyasla daha düşük olduğu görülmüştür(p=0,013). LN tanısı alan hastaların 26 (%86,7)'si kadındı ve sadece 1 (%3,3)'i 60 yaş üzerinde saptandı. Ayrıca MN tanısı alan hastaların tamamında 18 (%100) 24 saatlik idrar proteinüri >3500 (mg/gün) olarak saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamız bölgemiz verilerini yansıtan sayı olarak en kapsamlı çalışmalar arasındadır. Bu konuyla ilgili çalışmaların çoğu primer veya sekonder glomerülonefrit gibi alt gruplara odaklanmıştır. Bizim çalışmamızda ise ek olarak tübülointerstisyel patolojiler ve vasküler patolojiler ile olan ilişkisi incelenmiştir ve elde ettiğimiz sonuçlar genel olarak ülkemiz ve dünya literatürüyle uyumludur ancak bölgesel ve ülkesel bazı farklılıklar içermektedir. Belirlenen klinik tablolar etnik köken, sosyoekonomik faktörler, biyopsi endikasyonları gibi nedenlerle merkezden merkeze farklılık gösterebilmektedir. Bu nedenle böbrek biyopsi endikasyonlarının sadece nefroloji uzmanı olarak değil genel dahiliye ve aile hekimi uzmanı olarak da iyi bilinmesi ve hastaların semptomatik olmadan nefroloji kliniklerine gönderilmesi gerektiğini göstermiştir. Anahtar sözcükler: Perkutan böbrek biyopsisi, Glomerülonefritler, Kronik böbrek yetmezliği, Nefrotik sendrom, Nefritik sendrom

Elif Karagöz
Süleyman Demirel University
2025
00