
281
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
TOMASS (Katı Maddeleri Çiğneme ve Yutma Testi) testinin Türkçegeçerlilik güvenilirlik çalışmasının 6-14 yaş sağlıklı çocuklarda uygulanması
Bu araştırmada, 6–14 yaş aralığındaki sağlıklı çocuklarda katı maddelerin çiğneme ve yutma performansını değerlendirmek amacıyla TOMASS-C (Test of Masticating and Swallowing Solids–Children) testinin Türkçe uyarlaması yapılmış; geçerlilik ve güvenirlik özellikleri ile yaş ve cinsiyete göre normatif değerlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Adana ilindeki dört devlet okulundan 271 çocuk (138 kız, 133 erkek) çalışmaya dâhil edilmiştir. Çalışmada oral motor değerlendirme, Karaduman Çiğneme Performans Skalası (KÇPS) ve Pedi-EAT-10 ölçekleri uygulanmıştır. Analiz sonuçları, TOMASS-C'nin ısırık sayısı, yutma sayısı ve toplam süre parametrelerinin yaş grupları arasında anlamlı düzeyde farklılaştığını (p<.05) ve bu değerlerin yaş arttıkça azaldığını göstermiştir. Çiğneme döngüsü açısından yaş grupları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>.05). Cinsiyete göre yapılan karşılaştırmalarda, kız çocuklarının çiğneme döngüsü, yutma sayısı ve toplam süre bakımından erkeklerden anlamlı düzeyde daha yüksek değerlere sahip olduğu (p<.05), ısırık sayısı açısından ise anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir (p>.05). Terapistler arası güvenirlik analizlerinde Cronbach's α katsayılarının .998–1.000 arasında olduğu saptanmış ve TOMASS-C'nin yüksek düzeyde güvenilir olduğu gösterilmiştir. Ayrıca, çiğneme döngüsü ile /pa-ta-ka/ arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>.05). Elde edilen bulgular, TOMASS-C'nin sağlıklı çocuklarda yaşa ve cinsiyete duyarlı, yüksek güvenirliğe sahip, objektif ve klinik kullanıma uygun bir değerlendirme aracı olduğunu; ülkemiz çocukları için normatif veri sağlamada önemli bir boşluğu doldurduğunu ve KÇPS ile Pedi-EAT-10 gibi tamamlayıcı araçlarla birlikte kullanıldığında çiğneme-yutma fonksiyonlarının daha kapsamlı biçimde değerlendirilebildiğini göstermektedir.
Kadınların doğumda algıladıkları obstetrik şiddet ile postpartum depresyon düzeyleri arasındaki ilişki
Amaç: Kadınların doğumda algıladıkları obstetrik şiddet ile postpartum depresyon düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırma 15 Ekim 2024- 15 Mart 2025 tarihleri arasında Mersin ilinde Yalınayak Aile Sağlığı Merkezi ve Portakal Aile Sağlığı Merkezinde kayıtlı olan ve topuk kanı aldırmak için başvuran (doğum sonu 3.-5. günler) 360 kadınla yüz yüze görüşülerek yapılmıştır. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Obstetrik Şiddet Ölçeği, Edinburgh Doğum Sonu Depresyon Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde; normal dağılımların saptanmasında Kurtosis ve Skewness kat sayıları, yüzdelik, frekans, ortalama ve standart sapma, t testi, Varyans analizi (ileri analiz olarak varyansların homojen olduğu durumlarda LSD, olmadığı durumlarda Dunnet C), Pearson Korelasyon Analizi, Spearman Korelasyon Analizi ve Regresyon analizi yapılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edilmiştir. Bulgular: Obstetrik Şiddet ölçeği toplam puanı ile Edinburg Doğum Depresyon ölçek puanı arasında istatiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur(r:0.153, p:0.004). Obstetrik Şiddet Ölçeği'nin İstismar ve Şiddet alt boyutu ile Edinburg Doğum Sonrası Depresyon ölçek puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur (r: 0.151, p:0.004). Araştırmaya katılan kadınların eğitim durumu, gelir durumu, doğum sayısı ve doğumda müdehale durumuna göre Obstetrik Şiddet ölçek toplam puan ortalamaları istatiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur(p<0.05). Araştrımaya katılan kadınların yaş, gelir durumu, doğum sayısı, doğumda müdehale durumuna göre, doğum öncesi bakım alma ve doğum öncesi sosyal destek alma durumuna göre Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon ölçek toplam puan ortalamaları istatiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur(p<0.05). Obstetrik Şiddet puanındaki 1 birimlik artış, Edinburg Doğum Sonrası Depresyon puanında 0.266 birimlik artışa neden olduğu bulunmuştur. Sonuç: Kadınların doğumda algıladıkları obstetrik şiddet düzeyi arttıkça doğum sonu postpartum depresyon düzeyleri artmaktadır. Araştırmaya katılan kadınların eğitim durumu, gelir durumu, doğum sayısı ve doğumda müdehale durumu Obstetrik Şiddet düzeyini etkilemektedir. Araştırmaya katılan kadınların yaş, gelir durumu, doğum sayısı, doğumda müdehale durumu, doğum öncesi bakım alma ve doğum öncesi sosyal destek alma durumları Doğum sonu depresyon düzeylerini etkilemektedir. Obstetrik şiddet doğum sonu depresyon için bir risk faktörüdür.
Servikal omurga ve postural bozukluğu tanılı 10-18 yaş arasındaki bireylerde disfajinin incelenmesi
Bu araştırmada servikal omurga ve postür bozukluğu tanısı almış 10-18 yaş aralığındaki bireylerde disfajinin varlığını araştırmak amaçlanmıştır. Araştırmaya, Mersin Omurga Sağlığı Egzersiz ve Danışmanlık Merkezi'ne başvuran 10-18 yaş arasındaki 32 birey dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında, Disfaji Handikap Endeksi, EAT-10, Yale Yutma Protokolü uygulanmıştır. Katılımcıların EAT-10 testi sonuçları ile Yale Yutma Testi sonuçları arasında anlamlı bir ilişki olduğu (p<.05) ve EAT-10 testi sonuçları ile yutma çabası (sıvı) arasında anlamlı bir ilişki olduğu (p<.05) bulgulanmıştır. Katılımcıların EAT-10 testi sonuçları ile yutma çabası (katı) arasında da anlamlı bir ilişki görülmüştür (p>.05). Ayrıca katılımcıların EAT-10 Testi ile Disfaji Handikap Endeksi (DHİ) puanları arasında anlamlı ve yükseğe yakın bir ilişki bulunmuştur (p<.001, Spearman's rho = .66). Servikal omurga ve postüral bozukluğu bulunan 10–18 yaş aralığındaki bireylerin, sıvı yutma becerilerinde zorluk yaşadıkları, ancak katı yutma becerilerinde anlamlı bir zorluk yaşamadıkları belirlenmiştir. Servikal omurga ve postür bozukluklarının, bireylerin yutma işlevlerini olumsuz etkileyerek yaşam kalitelerini, günlük yaşam aktivitelerini ve sosyal etkileşimlerini sınırlayabildiği görülmektedir. Disfaji değerlendirmesinde kullanılan standardize testlerden olan EAT-10 ve Disfaji Handikap Endeksi'nin geçerliliği ve güvenilirliği kanıtlanmış olmakla birlikte, bu testlerin öznel değerlendirmelere dayanması, sonuçların yorumlanmasında bazı kısıtlamalara neden olabilmektedir. Öznel testlerin yanı sıra objektif değerlendirme araçlarının da kullanılması, disfajinin daha kapsamlı ve güvenilir bir şekilde değerlendirilmesi açısından önem taşımaktadır. Anahtar kelimeler: yutma, disfaji, servikal omurga ve postür bozukluğu.
Depremzede kadınların deprem sonrası yaşama uyum deneyimleri ve psikososyal destek ihtiyaçları
Bu araştırma, 2023 yılında yaşanan Kahramanmaraş merkezli büyük deprem felaketinin ardından Mersin iline göç etmiş olan kadın depremzedelerin deprem sonrası yaşama uyum süreçlerini ve psikososyal destek ihtiyaçlarını derinlemesine anlamayı amaçlamaktadır. Nitel araştırma desenine dayanan çalışmada, amaçlı örnekleme yöntemi ile seçilen ve halen Mersin'de ikamet eden 20 kadın depremzede ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 35,5 olup, %80'i evlidir ve bu evli katılımcıların yaklaşık %60'ının çocuğu bulunmaktadır. Görüşülen kadınların yarısı aktif olarak bir işte çalışmakta, diğer yarısı ise çalışmamaktadır. Veriler, içerik analizi yöntemi ile değerlendirilmiş ve elde edilen verilerden anlamlı temalar ve alt temalar oluşturulmuştur. Araştırma, kadınların yaşadıkları travmatik deneyimleri, başa çıkma stratejilerini ve karşılaştıkları psikososyal engelleri bütüncül bir yaklaşımla ortaya koymayı hedeflemiştir. Çalışmada elde edilen bulgular, kadınların deprem sonrası süreçte yoğun bir psikolojik yük altında olduklarını ve bu yükün yalnızca bireysel değil, aynı zamanda toplumsal, yapısal ve kültürel faktörlerle şekillendiğini göstermektedir. Katılımcıların önemli bir kısmı, yaşadıkları travmanın etkisiyle süregelen endişeler, uyku bozuklukları, tetikte olma hali ve yeniden deprem olacağına dair korkular yaşadıklarını ifade etmiştir. Psikolojik başa çıkma stratejileri arasında işe yönelme, çocuklara odaklanma, hobilere sığınma ve bastırma eğilimi öne çıkarken; toplumsal cinsiyet rolleriyle ilgili olarak çoklu rol çatışmaları, duygularını bastırma ve kadınlık rolüne ilişkin algılar dikkat çekmiştir. Ayrıca sosyal izolasyon, paylaşım isteksizliği ve yalnız kalma arzusu gibi tepkiler kadınların toplumsal ilişkilerden geri çekildiklerine işaret etmektedir. Kadınlar, destek sistemlerine dair ciddi bir eksiklik hissettiklerini ve hem kamusal hem de sosyal düzeyde yetersiz kaldıklarını vurgulamışlardır. Bununla birlikte bazı katılımcıların dayanıklılık göstergeleri sergilediği ve travmatik deneyimleri güçlenme fırsatına dönüştürebildikleri de gözlemlenmiştir. Elde edilen bulgular, afet sonrası kadınlara yönelik psikososyal destek politikalarının geliştirilmesi gerekliliğini açıkça ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Deprem, Kadın, Psikososyal Destek, Travma, Baş Etme Stratejileri.
Ebelerin yöneticilerinin liderlik davranışlarını algılama biçimleri ile işmotivasyon düzeyleri arasındaki ilişki
Amaç: Ebelerin yöneticilerinin liderlik davranışlarını algılama biçimleri ile iş motivasyon düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı bir araştırmadır. Araştırma Mersin ilinde aktif olarak kamu ve özel kurumlarda çalışan, araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan ebelerle 15.08.2024-15.04.2025 tarihleri arasında online yürütülmüştür. Veriler Tanıtıcı Bilgi Formu, Liderlik Davranış Ölçeği, Çok Boyutlu İş Motivasyon Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Veriler, SPSS for Windows 22 paket programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde sayılar, yüzdelikler, en az ve en çok değerler ile ortalama ve standart sapma, Bağımsız Gruplarda t Testi, Varyans Analizi, İleri analizde LSD ve Dunnet C testleri, Pearson Korelasyon Analizi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edilmiştir. Bulgular: Ebelerin %48.7'si 41 ve üstü yaştadır, %73.4'ü evlidir, %46.5'inin geliri giderinden azdır, %69.2'si lisans mezunudur ve %97.2'si kamu çalışanıdır. Ebeler liderlik davranış ölçeği toplamından 129.01±36.18 puan, çok boyutlu iş motivasyonu ölçeği toplamından 77.88±12.89 puan almışlardır. Çok Boyutlu İş Motivasyonu Ölçeği toplam puanı ile Liderlik Davranış Ölçeği toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü ve düşük düzeyli bir ilişki vardır (p<0.05). Çok Boyutlu İş Motivasyonu puanındaki 1 birimlik artış, Liderlik Davranış puanında 0.687 birimlik artışa neden olmaktadır. Sonuç: Ebelerin yöneticilerinin liderlik davranış algıları yüksek ve iş motivasyonları orta düzeydedir. Ebelerin çok boyutlu iş motivasyonu düzeyleri arttıkça liderlik davranış algıları artmaktadır. Anahtar kelimeler: Ebe, İş, Liderlik, Motivasyon, Yönetici.
Performans sanatçılarının eğitim sürecindeki ses kalitesi ve ses fonksiyonundaki değişimi: 1. ve 4.sınıf örneklemi
Bu araştırma, opera ve tiyatro bölümlerinde öğrenim gören 1. ve 4. sınıf öğrencilerinde eğitim sürecine bağlı olarak ses kalitesi ve ses fonksiyonlarında meydana gelen değişimleri incelemek amacıyla yürütülmüştür. Türkiye'deki konservatuvarlarda öğrenim gören toplam 132 öğrenci çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcıların sesle ilişkili öznel deneyimlerini değerlendirmek için Türkçe Şan Sesi Handikap İndeksi-10 (TŞSHİ-10), Ses Yorgunluğu Ölçeği (SYÖ), Glottal Fonksiyon İndeksi (GFI) ve Reflü Semptom İndeksi (RSİ) uygulanmış; aerodinamik ve akustik özellikleri incelemek amacıyla /a/ ve /i/ fonasyonlarında maksimum fonasyon süresi (MPT), s/z oranı, temel frekans (F0), jitter (local, PPQ5), shimmer (local, APQ11) ve gürültü-harmonik oranı (NHR) ölçülmüştür. Opera öğrencilerinde 4. sınıf düzeyi /a/ ve /i/ MPT değerlerinde artışla birlikte jitter ve shimmer parametrelerinde belirgin azalma göstermiş, bu durum eğitim sürecinin frekans ve genlik stabilitesi üzerinde olumlu etkileri olduğunu ortaya koymuştur. Tiyatro öğrencilerinde ise 4. sınıf düzeyinde MPT değerlerinde artış görülmüş ancak s/z oranı ve F0 bakımından anlamlı bir değişim saptanmamıştır. NHR değerleri her iki bölümde de 1. sınıfa kıyasla 4. sınıfta düşüş göstermiştir. Öznel ölçeklerde opera bölümünde sınıf düzeyinin TŞSHİ-10, SYÖ ve GFI puanları üzerindeki etkisi sınırlı bulunurken tiyatro bölümünde 1. sınıf öğrencilerinde yorgunluk, reflü semptomları ve glottal fonksiyon arasında daha yüksek ilişki değerleri tespit edilmiştir. Bulgular genel olarak, profesyonel ses eğitim sürecinin özellikle akustik parametrelerde belirgin iyileşmeler sağladığını, öznel handikap algısındaki değişimlerin ise bölüme ve sınıf düzeyine göre farklılaştığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Opera öğrencileri, tiyatro öğrencileri, akustik analiz, vokal fonksiyon, ses eğitimi.
Düzgün ve kaydırılmış sıralı dairesel ve elips şekilli boru demetinin ısı ve akış karakteristiklerinin sayısal olarak incelenmesi
Bu çalışmada, düzgün ve kaydırılmış sıralı dairesel ve elips şekilli boru demeti için 18 farklı durum belirlenmiş olup farklı S_L^* ve S_T^* değerlerine bağlı olarak ısı ve akış karakteristikleri sayısal olarak incelenmiştir. Boyutsuz adım oranları (S_L^* ve S_T^*) 1,6 , 2 ve 2,5 olarak belirlenmiştir ve elips şekilli boruların yatay yarıçapın dikey yarıçapa olan oranı (a/b) 0,75 , ve 1,5 olarak belirlenmiştir. Akış sıkıştırılamaz, kararlı, iki boyutlu ve türbülanslı olarak kabul edilmiştir. Dairesel ve elips şekilli boru demeti için ısı transfer yüzey alanı eşit kabul edilmiş ve eşdeğer çap (D_e) 12,7 mm olarak alınmıştır. Boru demetinde, dikine boru sayısı N_T, boyuna boru sayısı N_L olmak üzere 4'er boru kullanılmış ve toplam 16 borudan oluşmaktadır. Sayısal çalışmalar ANSYS Fluent aracılığıyla yapılmış olup RNG k - ɛ türbülans modeli kullanılmıştır. Havanın ortalama giriş hızı değerleri sırasıyla 2 m/s, 4 m/s, 6 m/s ve 8 m/s olarak belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre en yüksek ısıl verim düzgün sıralı boru demeti için Reynolds sayısının 6520 olduğu 8. durumda 136,80 olarak, kaydırılmış sıralı boru demeti için aynı Reynolds sayısında ve 18. durumda 157,67 olarak elde edilmiştir.
Hızlı bozuk konuşma ile ilgili Youtube™ videolarının kalitesi ve güvenilirliğinin dil ve konuşma terapisi açısından değerlendirilmesi
Bu çalışma, YouTube™ platformunda "hızlı bozuk konuşma (HBK)" konulu Türkçe ve İngilizce videoların bilgi güvenilirliği (DISCERN), genel içerik kalitesi (GQS) ve etik bilgilendirme düzeyi (JAMA) açısından değerlendirilmesini amaçlamıştır. 136 video (27 Türkçe, 109 İngilizce) üç bağımsız gözlemci tarafından puanlanmış; elde edilen veriler Mann–Whitney U ve Spearman korelasyon analizleriyle incelenmiştir. Bulgular, İngilizce videoların tüm ölçeklerde Türkçe videolardan anlamlı biçimde daha yüksek puanlar aldığını göstermiştir (p<0.05). İngilizce içeriklerin ortalama DISCERN, GQS ve JAMA puanları sırasıyla 3.15, 3.81 ve 2.61 iken; Türkçe videolarda bu değerler 0.89, 1.65 ve 1.42 olarak bulunmuştur. Ayrıca İngilizce videoların süresi ve içerik kapsamı daha geniş, bilgi kalitesi ise daha homojendir. Ölçekler arasında güçlü pozitif korelasyonlar (ρ=0.815–0.844) tespit edilmiştir; bu durum bilgi güvenilirliği, genel kalite ve etik bilgilendirme düzeylerinin birbiriyle paralel ilerlediğini göstermektedir. Sonuç olarak, Türkçe içeriklerin çoğu kişisel ve bilimsel temelden yoksun bulunmuş; profesyonel, akademik nitelikli üretimlerin eksikliği dikkat çekmiştir. Bulgular, dil değişkeninin video kalitesi üzerinde belirleyici bir faktör olduğunu ve Türkçe içeriklerde etik, kaynak gösterimi ve yapılandırılmış sunumların artırılması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Elektrot materyali olarak ikili ve dörtlü tiyospinal yapıların süperkapasitör uygulamaları
Bu tez çalışmasında, yüksek performanslı süperkapasitör uygulamaları için ikili (A3S4) ve dörtlü (ABCS4) geçiş metal tiyospineller geliştirilmiş ve bu yapılar indirgenmiş grafen hidrojel/nikel köpük (RGH/NF) akım toplayıcılar üzerinde bağlayıcı kullanılmadan hidrotermal yöntemle sentezlenmiştir. Sentezlenen elektrotların yapısal özellikleri XRD, SEM, TEM, XPS, BET ve EDS analizleriyle karakterize edilmiştir. Elektrokimyasal performans ise CV, GCD ve EIS ölçümleriyle değerlendirilmiştir. RGH/NF tabanlı elektrotların gözenekli yapısı ve yüksek iletkenliği sayesinde tiyospinel kaplamaların hızlı iyon difüzyonu ve etkin yük transferi sağladığı görülmüştür. Özellikle çok bileşenli tiyospineller (ZnMnCoS4, FeNiCoS4, MnNiCoS4), yüksek aktif yüzey alanı ve redoks özellikleri nedeniyle üstün özgül kapasitans ve enerji yoğunluğu sunmuştur. Elde edilen bulgular, geçiş metal sülfürlerinin maliyet etkin, kararlı ve yüksek performanslı elektrot malzemeleri olarak yeni nesil süperkapasitörler için güçlü bir aday olduğunu göstermektedir.
Periton diyalizi uygulanan çocukların ebeveynlerinin deneyimleri
Araştırma, periton diyalizi uygulanan çocukların ebeveynlerinin yaşadığı deneyimleri belirlemek amacıyla nitel çalışma olarak yapılmıştır. Araştırma verileri Şubat-Temmuz 2025 tarihleri arasında Mersin Üniversitesi Hastanesi Çocuk Nefroloji servisine yatışı yapılan çocukların ebeveynleriyle bireysel görüşme yapılarak toplanmıştır. Verilerin toplanmasında "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılmıştır. Elde edilen nitel sonuçlar MAXQDA 22 analiz programı kullanılarak kodlama, temaların oluşturulması, kod ve alt kodların ilişkisi ile analizi edilmiştir. Çalışma kapsamında yer alan ebeveynlerin yaş ortalaması 40,62±6,52'dir. Nitel veriler doğrultusunda ebeveynlerin periton diyalizine yönelik düşünceleri, periton diyalizine yönelik duygular, fiziksel zorluk, tedavi ve bakım süreci, aile süreci ve çocuğun okul hayatı olmak üzere altı tema ve 45 kod elde edilmiştir. Periton diyalizi uygulanan çocukların bakım yüklerinin fazla olması nedeniyle ebeveynlerin fiziksel, psikolojik, ekonomik ve sosyal yönden zorluk yaşadığı ortaya çıkmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda, pediatri hemşireleri, periton diyalizi uygulanan çocukların ebeveynlerine bakım, eğitim ve psikososyal destek sunarak bakım sürecine uyumu artırmalı ve ebeveynleri güçlendirmelidir.