
17
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
State practices as a new motivation for terrorism: The case of ISIS
This study is written on the purpose of evaluating the possibility of the emergence of state practices as a new motivation for terrorism. It has been tried to examine the place of exhibiting state practices in the dominated territory in the way of developing spheres of influence that are important for terrorist organizations. For this purpose, within the scope of this study, primarily motivations for terrorism and war were determined, compared, and evaluated. Then, the cases of FARC, LTTE, Al Qaeda, and ISIS were examined and compared in terms of financial, military, ideological, and spheres of influence, then the relationship between state practices and spheres of influence in terms of these organizations was revealed. In order to measure the influence of the organizations, the potential to attract foreign terrorist fighters was determined as a reference point and comparisons were made between organizations according to these potentials. The starting point of this study is to reveal whether the high potential of attracting foreign terrorist fighters of ISIS has a relationship with the state practices it implements. As a result of the study, it has been observed that although the state practice is not sufficient on its own, it creates a multiplier effect on the spheres of influence of terrorist organizations when it is applied under certain conditions. Key Words: Terrorism, State Practice, Foreign Terrorist Fighters, ISIS, Al Qaeda
ABD kongresinde Türkiye tartışmalarının savunma sanayi transferine etkisi: 2001-2022
Savunma sanayi, devletlerin egemenliğini sürdürmesi ve milli güvenliğin sağlanmasında askeri gücün tamamlayıcısıdır. Bu durum savunma sanayi yönetimini devletlerin savunma stratejisinin ve dış politikasının önemli bir unsuru haline getirmektedir. ABD politik sisteminde yetkilendirme ve bütçe yasalarını oluşturmada yetkili Kongre, savunma politikaları ve savunma sanayi yönetimi kararlarının belirlenmesinde öncelikli etkiye sahiptir. Türkiye'nin ana tedarikçisi ABD ile yaşadığı savunma sanayi tedariki problemlerinin saptanması bu tez çalışmasının başlangıç noktasını oluşturmaktadır. 2001-2022 dönemi ABD Kongresinde Türkiye aleyhine konuların içeriği, çeşitliliği ve miktarının tespit edilmesini sağlamak için Kongredeki Türkiye aleyhine söylem ve yasa önerilerinin taranması ile bir veri seti oluşturulmuştur. Böylece ABD yasama organında Türkiye aleyhine konuların çeşitliliği ve miktarı arttıkça, ABD Başkanı ve yürütme organının görüşü fark etmeksizin, Türkiye'ye savunma sanayi transferine ilişkin konularda olumsuz karar verildiği ortaya konmuştur. Elde edilen bulgular neticesinde gerçekleşen çeşitli olaylar ve krizler nedeni ile Türkiye karşıtlığının en çok olduğu 2019 yılının bir yığılma dönemi niteliği gösterdiği tespit edilmiş, bu dönemde Türkiye'ye savunma sanayi transferinde aleyhte kararlar alınmasının görece kolaylaştığı gözlemlenmiştir.
Savunma sanayi ihracatı üzerinden ABD ve Türkiye'nin siyasi karar alma modellerinin karşılaştırmalı analizi
Bu çalışmada, "Türkiye'nin savunma sanayi ihracatında izlediği karar alma süreci, ABD'nin izlediği karar alma süreci ile karşılaştırılarak Dış Politika Analizi modelleri üzerinden açıklanabilir mi?" sorusuna yanıt aranmıştır. Savunma sanayi ihracatı konusunda özel sektör, kamu, akademi ve diplomasi alanlarında uzman isimlerle yapılandırılmış mülakat gerçekleştirilmiştir. Yapılandırılmış mülakat verileri MAXQDA Analytics Pro 24 nitel veri analizi programı aracılığıyla işlenmiştir. ABD'de savunma sanayi ihracatı konusunda, yasama ve yürütme erklerinin karar verme süreçleri ile Türkiye'nin yasama ve yürütme erklerinin bu konudaki karar verme süreçleri, karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Savunma sanayi ihracatı konusunda, her iki devletin tarihsel ve toplumsal süreç içerisinde inşa ettiği bürokratik süreçler farklılıkları ve benzerlikleri vurgulanarak incelenmiştir. Çalışmada, Dış Politika Analizi yaklaşımlarından, kurumların ve bürokratik yapıların karar vermede standart davranış ilkelerini esas alan, Örgütsel Süreç Modeli yaklaşımının temel savlarına başvurulmuştur. Araştırmanın bulguları, savunma sanayi ihracatının bir dış politika meselesi olarak ele alınması gerektiğini ve savunma sanayi ihracatı karar alma sürecinin revizyon ihtiyacını ortaya koymaktadır.
Çözüm Süreci'nin (2013-2015) söylem ve müzakere ilişkisinin analizi
Bu çalışma, Türkiye'nin PKK terör örgütüyle mücadelesinde 2013-2015 yılları arasında benimsenen müzakere stratejisinin uygulanma biçimlerini ve bu stratejinin terörü sona erdirme hedefine etkisini incelemektedir. Terörizme karşı devlet politikalarının çatışmadan müzakereye yöneldiği örnekler literatürde geniş yer bulmakla birlikte, Türkiye'nin Çözüm Süreci bağlamında izlediği müzakere stratejisinin pratikte nasıl işletildiği çalışmada ele alınmıştır. Çalışmada nitel analiz yöntemi tercih edilmiştir. Yöntem kapsamında, iktidar ve muhalefet partilerinin resmî açıklamaları, devlet kurumlarının metinleri, PKK tarafından yapılan açıklamalar ve ulusal/uluslararası haberler derlenmiştir. Bu metinler MAXQDA programı aracılığıyla kodlanarak incelenmiştir. Bulgular, Çözüm Süreci döneminde belirli dönemlerde şiddetin azaldığını, ancak sürecin hukuki ve kurumsal zemininin belirsizliği, şeffaflık ve muhalefet ile toplumsal aktörlerin yeterince sürece dahil edilememesi gibi nedenlerle kalıcı bir barış ortamı üretilemediğini göstermektedir. Ayrıca PKK'nın süreci propaganda alanı olarak değerlendirmesi, sahadaki silahlı kapasitesini muhafaza etmesi ve bölgesel gelişmelerle birleşen bu tutumun, iktidarın söyleminin yeniden güvenlik eksenli bir hatta evrilmesine neden olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak çalışma, Türkiye'nin terörle mücadelesinde müzakere stratejilerinin başarılı olabilmesi için sürecin kurumsallaştırılmış, şeffaf, çok aktörlü ve güven artırıcı mekanizmalarla desteklenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Türkiye'nin terörizmle mücadelede 'kaynağında yok etme' stratejisinin etkililiği
Terör ve terörizm kavramı uluslararası alanda özellikle 11 Eylül 2001 tarihinde, ABD'de El Kaide terör örgütü tarafından gerçekleştirilen terör saldırılarıyla gündem haline gelmiştir. Türkiye'de ise başta PKK\KCK terör örgütü olmak üzere FETÖ, DEAŞ ve sol terör örgütleri, elli (50) yılı aşkın bir süredir farklı zaman dilimlerinde Türkiye'nin güvenliğini tehdit etmektedir. Bu örgütlerin stratejileri ve kullandıkları yöntemler farklılık gösterdiği için bunlarla mücadelede izlenilen yöntemler farklılık göstermektedir. Bu sebeple anılan terör örgütleriyle mücadelede her birine ayrı yöntem izlenerek mücadele edilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu süreçte ise Türkiye terörizmle mücadele alanında farklı yol ve yöntemleri izlemiştir. Bu doğrultuda FETÖ tarafından gerçekleştirilmeye çalışılan darbe girişimi sonrasında terörizmle mücadelede 2016 yılının Ağustos ayında uygulamaya alınan "terörü kaynağında yok etme" stratejisine geçilmiş ve Fırat Kalkanı Harekâtı ile ilk aşama başlamıştır. 2015 yılıyla birlikte PKK/KCK, DEAŞ ve sol terör örgütlerinin gerçekleştirmiş olduğu silahlı/bombalı saldırılar ile Türkiye bir terör sarmalına hapsedilmeye çalışılmış, devamında ise 15 Temmuz FETÖ darbe girişimi ile süreç tamamlanmak istenmiştir. Söz konusu darbe girişimi sonrasında Türkiye terörizmle mücadele alanında Suriye ve Irak'ın kuzeyine düzenlediği sınır ötesi harekatlarla 'terörü kaynağında yok etme' stratejisini uygulamaya başlamıştır. Bu çalışmada söz konusu stratejide uygulanan yöntem anlatılacak ve elde edilen kazanımlar istatistiki veriler ile birlikte analiz edilecektir.
Mekân, ağ ve norm üçgeninde jeoekonomik rekabet: BRI ve IMEC karşılaştırması
Bu tez, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) ile ABD öncülüğündeki Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru'nun (IMEC) oluşturduğu rekabetin, küresel jeopolitik düzeni nasıl dönüştürdüğünü keşifsel bir çerçevede incelemektedir. Bu çalışma, literatürde çoğunlukla altyapı yatırımlarının ölçeği veya finansman modelleri üzerinden yapılan BRI–IMEC karşılaştırmalarının ötesine geçerek, koridor rekabetini çok katmanlı bir yönetişim problemi olarak ele alan bütüncül bir çerçeve sunması bakımından önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Araştırma, koridor rekabetini tekil projelerin toplamı olarak değil, "mekân–ağ–norm" üçgeninde işleyen bir akış yönetişimi meselesi olarak kavramsallaştırmaktadır. Mekân boyutu fiziksel hatların kapasite ve çeşitliliğini, ağ boyutu liman–kuru liman–demiryolu ara yüzlerinin ürettiği zaman güvenilirliğini, norm boyutu ise finansman ve yönetişim standartlarının öngörülebilirlik ile yaptırım güvencesini temsil etmektedir. Bu çerçevede, literatürde sıkça atıf yapılan "arka ofis standartları", koridorların görünmeyen fakat belirleyici altyapıları olan ödeme sistemleri, sigorta kuralları, veri yönetişimi ve ihale süreçlerinin teknik standartlarını ifade ederken; "hedging stratejisi" ise orta güçlerin büyük güç rekabeti karşısında riskleri dağıtmak ve kapasite kazançlarını maksimize etmek için aynı anda birden fazla koridordan faydalanmaya dönük dengeleyici tutumunu ifade etmektedir. Karma yöntem yaklaşımıyla birincil ve ikincil doküman analizi, karşılaştırmalı vaka okuması ve güvenlik risk haritalaması kullanılmış; bulgular maliyet–fayda ve sigorta/risk primi sezgileriyle sentezlenmiştir. Bulgular, BRI'nin ölçek ve hız üzerinden erişimi yaygınlaştıran çok hatlı mimarisinin portföy dayanıklılığı sağladığını; IMEC'in seçici düğümler arasında yüksek standartlı entegrasyonunun gecikme dağılımını daraltarak "zaman güvenilirliği primi" ürettiğini göstermektedir. Jeopolitik düzlemde nüfuz, ittifak şemsiyelerinin ötesinde ödeme–kliring, sigorta, veri ve ihale kuralları gibi "arka ofis" standartları üzerinden kalınlaşmakta; normatif rekabet, kimin kural paketinin varsayılan olacağına dair uzun ömürlü bir yarışa dönüşmektedir. Orta güçler, çift hatlı bir hedging stratejisiyle hem erişim kazanımlarını maksimize etmekte hem de kurumsal teminat yoluyla finansman maliyetini düşürmektedir. Tezin katkısı, koridor performansını "kapsam kazancı–güvenilirlik kazancı–öngörülebilirlik kazancı" olarak ayrıştıran ölçülebilir bir çerçeve önermesi; politika düzeyinde ise donanım yatırımlarının tek pencere gümrük, şeffaf satın alma, siber-fiziksel emniyet ve parametrik sigorta gibi yazılım reformlarıyla eşleştirilmesi gereğini vurgulamasıdır. Gelecek çalışmalar için önerilen ölçü seti, zaman güvenilirliği endeksleri, risk primi göstergeleri ve normatif uyum skorlarıdır.
Kolektif savunma örgütlerinin sosyal ağ analizi: NATO örneği
Bu çalışma, sosyal ağ analizinin kolektif savunma örgütleri bağlamında sunduğu açıklayıcı gücü NATO örneği üzerinden inceleyerek güvenlik ağlarının yapısal işleyişini, ittifak dinamiklerini ve savunma yük paylaşımını anlamaya yönelik yenilikçi bir yöntemsel yaklaşım önermektedir. Bu kapsamda, sosyal ağ analizinin kolektif güvenlik örgütlerinin karar alma süreçlerini, üyelik politikalarını, savunma harcamalarının dağılımını ve aktörlerin stratejik rollerini anlamada nasıl etkili olduğunu değerlendirilmektedir. Araştırmada nicel yöntem benimsenmiştir. NATO üyesi ülkelerin coğrafi konumlarına dayalı olarak oluşturulan güvenlik ağı; derece merkeziliği, kenar arasındalığı ve kümelenme gibi ölçütlerle analiz edilmiştir. Bu ağ, ülkelerin savunma harcamaları ile ağırlıklandırılarak ağırlıklı kümelenme ve prestij gibi ölçütlerle akış temelli çözümlemeler yapılmıştır. Bulgular, sosyal ağ analizine dayalı yaklaşımların kolektif güvenlik örgütlerinin yapısal ve işlevsel dinamiklerini anlamada bütünleyici bir çerçeve sunduğunu göstermektedir. Aktörlerin konumlarının güvenlik üretimi ve yük paylaşımı üzerindeki etkisi görünür kılınmıştır. Genişleme süreçlerinin mevcut ağ yapısında yarattığı dönüşümler ve bazı aktörlerin stratejik rollerindeki değişiklikler sistematik biçimde ortaya konmuştur. Ancak, derece merkeziliği ile maddi katkılar arasında doğrudan bir ilişki kurulamaması, ağ analizinin örgütsel davranışı açıklamada bazı sınırlılıkları olduğunu da göstermektedir. Elde edilen sonuçlar, sosyal ağ analizinin yalnızca yapısal ilişkileri değil, aynı zamanda stratejik yönelimleri de anlamada güçlü bir araç olabileceğini ortaya koymuştur. Sonuç olarak, bu tez çalışması sosyal ağ analizinin, kolektif savunma örgütlerinin kurumsal işleyişi, karar alma süreçleri ve güvenlik politikalarının dağılımı konusunda yenilikçi ve işlevsel bir analitik çerçeve sunduğunu ortaya koymuştur. Bu bağlamda, sosyal ağ verilerine dayalı analizlerin gerek politik karar vericiler gerekse akademik araştırmacılar için savunma stratejilerinin daha iyi anlaşılmasına, ittifak dinamiklerinin çözülmesine ve üyelik politikalarının değerlendirilmesine katkı sağlayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Oyun Teorisi bağlamında Türkiye'nin nükleer enerji politikalarında ulusal güvenlik boyutu ve bölgesel güç etkileri: İsrail ve İran analizi
Uluslararası ilişkiler, ulusal güvenlik ve dış politika bağlamında klasik yaklaşımlarla ortaya konulan teori ve stratejilerin veriye dayalı olmamasından dolayı yetersiz olduğu görülmektedir. Bu nedenle, devletlerin küresel ve bölgesel politikaları; ekonomi, siyaset, askeri güç, toplumsal yapının yanı sıra, enerji, gıda, sağlık gibi farklı parametreler üzerine kurulu bir sistemi zorunlu kılmaktadır. Doğal kaynakların giderek azalması, dünya nüfusunun artmasına bağlı olarak arz-talep dengesindeki bozulmalardan dolayı alternatif kaynak arayışı, mevcut kaynak kullanımının ekosistem ve uluslararası güvenlik bakımından kritik önemi, ülkelerin güvenlik politikalarında enerjiyi ön plana çıkarmıştır. Arzdaki açığı kapatma hedefiyle keşfedilen nükleer enerji teknolojisi, temiz ve verimli bir kaynak olmasının yanı sıra yüksek yok etme gücüne sahip silah üretme yeteneği kazandırdığı için devletler tarafından caydırıcı bir savunma mekanizması olarak kullanılmaktadır. Nükleer enerji alanında ilk çalışmalarına 1968 yılında başlayan Türkiye bu yarışa, Akkuyu Nükleer Güç Santrali'yle dahil olmuştur. Bu girişimiyle Türkiye enerji alanında dışa bağımlılığını azaltma yönünde önemli bir başlangıç adımı atmış olacaktır. Ancak nükleer teknolojinin güvenlik alanında kullanılabilme potansiyeli göz önünde bulundurulduğunda bölge ülkeleri arasındaki güç rekabetini arttırması beklenmektedir. Türkiye'nin böyle bir teknolojiye sahip olması, ortak geçmişinde var olan çekişmelerin de etkisiyle özellikle İsrail ve İran ile ilişkisine yeni bir boyut kazandırmıştır. Bu yeni denklem, Türkiye'nin birtakım siyasi, ekonomik, güvenlik odaklı baskı, ambargo ve caydırıcı politikalara maruz kalma riskini beraberinde getirmektedir. Nicel verilerle desteklenmeksizin salt güvenlik yaklaşımlarıyla bu risklerin açıklanması yeterli değildir. Bu nedenle çalışma, konuya ilişkin nitel yöntemler kapsamındaki teorik çıktıların yanı sıra, nicel yöntemlerden olan oyun teorisi bağlamında Türkiye'nin nükleer enerji politikalarının İsrail ve İran ile olan ilişkilerine yansımalarının değerlendirildiği ve yine bu çerçevede güvenlik odaklı yaklaşımların incelendiği bir araştırma sunmayı amaçlamaktadır.
Cybersecurity communication policies: Effective methods for communicating cyber threats to the public
Cybersecurity communication policies allow a state or a company to effectively communicate about cybersecurity issues. This research aims to explore the field of cybersecurity communication and answer how to inform the public about cyber threats. Given the limited body of research and data available on cybersecurity communication policies, particularly within the context of raising awareness of cyber threats, this research seeks to establish a baseline understanding. Using exploratory research approaches by utilizing secondary data, previous incidents of cyber attacks serve as illustrative examples to highlight the importance of effective cybersecurity communication policies. Through this approach, this research seeks to contribute to academic discourse and provide practical insights for stakeholders in enhancing cybersecurity readiness and resilience. Raising awareness through campaigns and informational materials aimed at both internal and external stakeholders is essential for a successful communication policy, with simplicity and understandability being the cornerstone of effective communication. Media relations in cases of cyber attacks provide the opportunity to provide information to the public directly and effectively. It is important to make statements about cybersecurity measures, threats, and measures taken by a reliable spokesperson. Social media and other online platforms, where people spend most of their time today, are one of the ways to communicate effectively against cyber threats. Considering the managerial aspect of the situation, governments and large organizations need to be able to immediately announce cyber threats to the public also by using emergency notification systems. In conclusion, this research aims to advance understanding of cybersecurity communication policies and their role in addressing cyber threats. By synthesizing existing knowledge and analysing real-world incidents under an exploratory research approach, it seeks to provide actionable insights for enhancing cybersecurity readiness and fostering a culture of security awareness.
Nationalization of the Turkish defense industry in the post-1974 period: A comparative examination through theoretical and empirical analysis
In the Turkish defense industry, a notable transformation has occurred, particularly focusing on reducing reliance on foreign suppliers and enhancing domestic research, development, and production infrastructure. This transformation was initiated by the US military embargo following the 1974 Cyprus intervention, which prompted Türkiye to reconsider its defense industry strategies. As a result, significant progress has been made in establishing the defense industry ecosystem, adopting policies that promote local and national development, and increasing international cooperation. This article examines the development of Türkiye's defense industry through theoretical and empirical analysis. Firstly, using Realism and Liberalism of the International Relations theories, the development of the Turkish defense industry is explained in detail. Then, the trends in military expenditure as a percentage of gross domestic product (GDP), one of the main indicators of defense industry development, are analyzed using regression analysis for specific periods.
From soft power to smart power: Türkiye's grand straregic security in Somalia
This study focuses on the shift from soft power to smart power of Turkish security policy towards Somalia under the framework of constructivism. Based on the theory of soft power, introduced by Joseph S. Nye, Turkish soft power employment is elaborated. Turkish-Somali relations are analyzed with relation to the concept of soft power, hard power, and smart power. After AK Party came to power in 2002, Türkiye's foreign policy experienced a shift towards soft power. In this context Türkiye has enhanced its current institutions as well as established agencies and institutions with the aim of improving its foreign and security policy. In relation with soft power the Ministry of Foreign Affairs, Turkish Cooperation and Coordination Agency, Presidency for Turks Abroad and Related Communities, non-governmental organizations, and Turkish Airlines are among the most effective institutions in Türkiye. Naming year 2005 as "Africa Year" and following active engagement of Türkiye in Africa, Türkiye's serious approach to the continent is apparent. On line with the contributions to African countries, Türkiye proves its efficient and sincere contribution to Somalia as well. What makes Türkiye special is the use of soft and hard power in combination without creating an image of force or threat. Contrary Türkiye is welcome in the countries, particularly in Somalia. This shows the smart power in relation with security strategy that Türkiye implements strategically in Somalia. This thesis explores Turkish security policy in general and further specifically towards Africa and in detail on Somalia in short and long term. Keywords: Hard Power, Smart Power, Soft Power, Turkish Foreign Policy, Türkiye's Somali Policy
Impact of state and non-state actors on Israel's cybersecurity infrastructure and the law of international responsibility
This thesis explores the impact of state and non-state actors on Israel's cybersecurity realm, their influence on the country's cybersecurity framework, and case analysis within the context of the Law of International Responsibility. The study utilized qualitative document analysis methods to examine the historical evolution of these actors, their adaptation to cybersecurity environments, and their impact on Israel's current cybersecurity landscape. It reveals that the concept of national security, shaped by Zionist thinkers even before the establishment of Israel, and the innovation culture of Israeli citizens significantly influenced the development of the country's cybersecurity infrastructure. The study also highlighted the positive effects of collaboration between Israel's state cybersecurity agencies and private entities and the beneficial relationships established with international allies. The impact of Israel's training programs, which focus on cultivating elite personnel within the military system, strengthens both public and private sector collaborations in cybersecurity. An analysis has been conducted to assess the results of these programs on cybersecurity. The findings are evaluated under international law, and the Pegasus spyware operation associated with Israel is analyzed within the framework of Law of State Responsibility.
The rise of ISIS in Afghanistan: Islamic State-Khorasan (IS-K)
"Islamic State-Khorasan (IS-K)" is a name used to refer to the presence of the ISIS terrorist organization in the historical Khorasan geography, which includes many countries in the region, particularly Afghanistan and some Central Asian countries. IS-K, which is the branch of ISIS in this region, operates mainly in Pakistan and Afghanistan and relatively in the Central Asian republics, especially Uzbekistan. IS-K, which first officially declared its existence in January 2015, was formed when prominent commanders of the Tehrik-e-Taliban Pakistan (TTP) operating in Pakistan came together and pledged allegiance to ISIS. The settlement of these commanders, all of Pashtun origin, in regions of Afghanistan such as Nangarhar and Lugar near the Pakistani border, led to the spread of ISIS throughout Afghanistan. The geographic presence and distribution of the organization was shaped by the historical, political, ethnic, religious, and cultural dynamics of the region. In this context, the organization was not only confined to the eastern and southern provinces of Afghanistan, but also began to penetrate the northern provinces of Afghanistan. In this way, it has recruited members from the Uzbek population in a remarkable way. Recently, IS-K is not limited to the Khorasan region, but has also carried out attacks in other countries such as Iran, Türkiye, and Russia. ISIS's attacks outside the Khorasan region, have been conducted by members of the organization of Tajik origin. People who were refugees in Russia and later joined ISIS played an important role in this regard. Regarding this information, the current study examines the reasons for the existence of IS-K. First, the ideological background of ISIS and its counterpart in the religious composition of Afghanistan are discussed. Then, the factors of the internal social dynamics of Afghanistan and Pakistan and the impact of the failure to consolidate the central government of Afghanistan on the emergence of such organizations were examined. In the following chapters of the thesis, the organizational structure, capabilities, tactics and strategies, actions and effects of IS-K and its reality on the ground during the second Taliban period are examined in the context of regional and international developments.
The role of intelligence in NGO operations within conflict zones
This thesis investigates the function of intelligence within non-governmental organizations (NGOs) operating in conflict areas. It demonstrates how intelligence enables these organizations to enhance operational efficiency, mitigate risks, and make informed strategic decisions. Although intelligence has historically been the domain of state actors, it is now crucial for NGOs confronting security challenges, political instability, and logistical complications. Employing Shifting Risk Theory and Optimization Theory, the research examines how NGOs utilize various intelligence techniques—such as open-source intelligence (OSINT), human intelligence (HUMINT), and AI-driven analytics—to adapt to evolving conditions and safeguard humanitarian operations. The study also addresses the operational hurdles that NGOs face, including the need for transparency, effective data management, and maintaining neutrality in politically charged settings. Drawing on qualitative research—including case studies in Syria and Iraq, in-depth document reviews, and expert interviews—the study demonstrates that effective intelligence practices significantly reinforce NGO operations in conflict zones. In conclusion, the thesis asserts that the systematic integration of comprehensive intelligence strategies into NGO activities not only enhances resilience and sustainability but also leads to more successful humanitarian outcomes.
İran'ın devrim sonrası güvenlik mimarisi ve doktriner dönüşümleri
Bu çalışma, rejim değişiklikleri ve ideolojik dönüşümler gibi kritik eşiklerin devletlerin güvenlik doktrinlerini hangi dinamikler ve süreçler çerçevesinde yeniden şekillendirdiğini analiz etmektedir. Bu bağlamda, 1979 İran İslam Devrimi'nin ideolojik, kurumsal ve stratejik boyutlarıyla nasıl bir örnek teşkil ettiği sorusuna odaklanmaktadır. Dolayısıyla, çalışma nitel bir yöntem benimseyerek, tarihsel doküman analizi ve ikincil kaynaklara dayalı bir inceleme yürütmektedir. Muhammed Rıza Şah döneminde Batı eksenli güvenlik politikaları ve modernizasyon odaklı bir askeri strateji benimsenirken, devrim sonrasında ideolojiye dayanan bir güvenlik yaklaşımı vardır. Elde edilen bulgular, İran'ın güvenlik politikalarındaki dönüşümün, devrimin ideolojik ekseniyle doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. İslam Devrimi sonrası güvenlik anlayışı, anti-emperyalist söylem, devrim ihracı siyaseti ve Şii dünyası doğrultusunda şekillenen bir savunma stratejisi ile tanımlanmaktadır. Bu bağlamda, İran, vekil güçler (proxy forces) aracılığıyla bölgesel nüfuzunu artırmayı ve asimetrik savaş stratejileri ile konvansiyonel askeri kapasitesinin sınırlılıklarını dengelemeyi amaçlamaktadır. Bu analiz, İran'ın ilerleyen dönemlerdeki güvenlik stratejilerini anlamak için önemli bir çerçeve sunmaktadır.
NATO'nun yük paylaşımında hegemon politikaları ve dış tehdidin rolü: Ukrayna savaşı örneği
Devletlerin yer aldığı diğer uluslararası kuruluşların birçoğuna benzer biçimde, NATO'ya üye olmanın da bazı faydaları ve maliyetleri bulunmaktadır. Bu üyeliğin sağladığı faydalar genellikle eşit biçimde bölüşülürken maliyetler ise daima aynı oranda üstlenilmemekte ve bu durum yük paylaşımı sorununa yol açmaktadır. Bu tez, söz konusu yük paylaşımını savunma harcamaları üzerinden ele almakta ve bunların farklılaşmasının altında yatan nedenleri araştırmaktadır. Tezde vaka çalışması ve süreç takibi yöntemlerinden faydalanılarak yaklaşık on yıldır devam eden Ukrayna Savaşı sürecine odaklanılmıştır. Hegemonik istikrar ve dış tehdit teorilerine dayanarak saldırgan niyetler (Rusya), hegemonun (ABD) stratejisi ve hegemonun boyutu olmak üzere üç bağımsız değişkenin yük paylaşımına etkisi analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda; öncelikle bu iki teorinin birlikte kullanılmasının muhtemel faydaları ortaya konmuştur. Buna ek olarak yük paylaşımında; Obama döneminde hegemon politikaları ve dış tehdidin birbirini dengeleyerek birlikte etkili olduğu, öte yandan Trump döneminde hegemon baskılarının ve Biden döneminde ise artan Rus saldırganlığının temel belirleyici olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dahası, Biden döneminde ABD dışındaki NATO üyelerinin savunma harcamalarında yaşanan artışın diğer dönemlerin ötesine ulaşması, dış tehdidin yük paylaşımında hegemon baskılarından daha etkili olduğunun göstergesi olmuştur.
ABD kongresinde Türkiye tartışmalarının savunma sanayi transferine etkisi: 2001-2022
Savunma sanayi, devletlerin egemenliğini sürdürmesi ve milli güvenliğin sağlanmasında askeri gücün tamamlayıcısıdır. Bu durum savunma sanayi yönetimini devletlerin savunma stratejisinin ve dış politikasının önemli bir unsuru haline getirmektedir. ABD politik sisteminde yetkilendirme ve bütçe yasalarını oluşturmada yetkili Kongre, savunma politikaları ve savunma sanayi yönetimi kararlarının belirlenmesinde öncelikli etkiye sahiptir. Türkiye'nin ana tedarikçisi ABD ile yaşadığı savunma sanayi tedariki problemlerinin saptanması bu tez çalışmasının başlangıç noktasını oluşturmaktadır. 2001-2022 dönemi ABD Kongresinde Türkiye aleyhine konuların içeriği, çeşitliliği ve miktarının tespit edilmesini sağlamak için Kongredeki Türkiye aleyhine söylem ve yasa önerilerinin taranması ile bir veri seti oluşturulmuştur. Böylece ABD yasama organında Türkiye aleyhine konuların çeşitliliği ve miktarı arttıkça, ABD Başkanı ve yürütme organının görüşü fark etmeksizin, Türkiye'ye savunma sanayi transferine ilişkin konularda olumsuz karar verildiği ortaya konmuştur. Elde edilen bulgular neticesinde gerçekleşen çeşitli olaylar ve krizler nedeni ile Türkiye karşıtlığının en çok olduğu 2019 yılının bir yığılma dönemi niteliği gösterdiği tespit edilmiş, bu dönemde Türkiye'ye savunma sanayi transferinde aleyhte kararlar alınmasının görece kolaylaştığı gözlemlenmiştir.