
724
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
İki farklı iç denetim sisteminin karşılaştırılması: Bir örnek olay çalışması
Örgütler misyon ve vizyonları doğrultusunda stratejik hedeflerini belirler ve bu hedefleri gerçekleştirmek için kendi iç süreçlerini oluşturarak bu süreçlere uygun çalışmalarını gerçekleştirirler. Ancak bu süreçlere uygun ilerlenip ilerlenmediğinin denetlenmesi gerekmektedir. Firmaların bu stratejik planlara göre belirlenen hedeflere ulaşmasında iç denetim sisteminin oldukça önemli olduğu görülmüştür. Yapılan bu çalışma ile farklı iç denetim sistemlerinin stratejik planlama üzerine olan etkisi ortaya koyulmuştur. Bu kapsamda bir savunma sanayi firmasının Proje Yönetimine ait bağımsız bir iç denetim sürecinin olduğu dönemlerdeki denetim çıktıları ile organik iç denetimin olduğu dönemlerdeki çıktılara ait veriler toplanmış ve karşılaştırılmıştır. Bağımsız denetim işlemi sonuçlarına göre yapılan iyileştirmeler de incelenerek, örgütü stratejik hedeflerine ulaşması konusunda hangi denetim sürecinin daha etkili olduğu araştırılmıştır. Yapılan inceleme sonucunda bağımsız iç denetim sürecine dahil olan dönemdeki stratejik hedeflere ulaşma oranlarının, sadece dahili bir iç denetim sisteminin olduğu döneme göre daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Dolayısıyla bağımsız bir kuruluş tarafından gerçekleştirilen iç denetim sistemi, savunma sanayi firmalarının stratejik hedeflerine ulaşması konusunda daha etkilidir. Bu çalışma, stratejik hedeflere ulaşma konusunda bağımsız bir kuruluş tarafından gerçekleştirilen iç denetim sisteminin, örgüt organizasyon şemasında yer alan iç denetim birimine göre etkisini ortaya koyması nedeniyle önemlidir.
Suriyeli sığınmacı algısı ve Türkiye'de milliyetçilik: Ekşi Sözlük örneği
Bu tezde Ekşi Sözlük'teki Suriyeli sığınmacı algısı ve bunun sebepleri incelenmiştir. Çalışmaya kontrol değişkenlerini tespit etmek için bir literatür taraması ile başlanmış ardından tezin temel argümanlarına geçilmiştir. Bu çalışmanın temel hipotezi sığınmacılara yönelik olumsuz tutumların temel sebebinin Billig'in 'Banal Milliyetçilik' kavramını da kapsayacak şekilde milliyetçilik olduğudur. Hem kolayca fark edilen milliyetçilik yani 'Dalgalanan Milliyetçilik' hem de günlük hayatta kolay fark edilmeyen banal milliyetçilik milliyetçiliğin tespitinde kullanılacaktır. Ayrıca tezde milliyetçilikten olumsuz tutuma giden süreç de Allport'un 'Günah Keçisi' kavramı, Sosyal Kimlik Teorisi ve Young'ın 'Maskülen Koruma Mantığı' kavramı yardımıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Hipotezlerin testi için içerik ve söylem analizi metotları kullanılmıştır. Sonuçların analizi göstermiştir ki sığınmacılara yönelik olumsuz tutumların temel sebebi milliyetçiliktir ve milliyetçilikten olumsuz tutuma giden süreçte sığınmacıları günah keçisi haline getirme, toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin vurgular ve yerleşik halka sahte bir mağduriyet yaratma son derece önemlidir.
Geçmişin görünmez kadınları: Geleneksel kadınların siyasallaşma süreci
Bu çalışmanın temel konusunu 1960'lara kadar devlet için görünmez konumdaki geleneksel kadınların siyasallaşma süreci oluşturmaktadır. Bu yıllarda üniversitelerde başörtüsü yasağına karşı verilen tepkilerle beraber başlayan siyasallaşma sürecinin sebebi araştırılmıştır. Bu siyasallaşma sürecinin temel sebebinin 1950'lerden itibaren yoğun bir şekilde gerçekleşen kırsal bölgelerden kentlere doğru göç olduğu tespit edilmiştir. 1960'lara kadar farklı yerlerde yaşayan kentli kadınlarla geleneksel kadınların göçle beraber ortak bir mekânda buluşması sonucunda siyasallaşma da başlamıştır. İslam'ın siyasallaşmasının da benzer bir şekilde göçün yansıması olarak gerçekleştiği tespit edilmiştir. Ayrıca 1980'lerden itibaren Türkiye'de hâkim bir konuma gelen ahbap-çavuş kapitalizmiyle beraber başörtüsünün ve İslam'ın kamu kaynaklarının dağıtımındaki etkileri de araştırılmış ve son yirmi beş yılda kamu kaynaklarının dağıtımında İslam'ın etkisinin git gide arttığı gözlenmiştir.
Yabancı savaşçıların evrimi: Suriye iç savaşında Kafkasya kökenli yabancı savaşçılar örneği
"Yabancı Savaşçıların Evrimi: Suriye Savaşında Kafkasya Kökenli Yabancı Savaşçılar Örneği" başlıklı tezde, tarihsel süreç içinde en fazla yabancı savaşçı akınlarından birine neden olan Suriye iç savaşında, yabancı savaşçı grupları içinden Kafkasya Kökenli Yabancı Savaşçılar (KKYS) ele alınmıştır. Tezde araştırma sorusu olarak "Kafkasya kökenli yabancı savaşçıların (KKYS) neden Suriye iç savaşına katıldıklarının" cevabı aranmaktadır. Bu cevaba ulaşmak için Suriye iç savaşına katılan 125 Kafkasya kökenli yabancı savaşçı ile nicel araştırma yöntemleri kullanılarak anket çalışması yapılmıştır. Çalışma sonucunda KKYS'ın Suriye iç savaşına katılmasında beş ana sebebin etkili olduğu ortaya çıkmıştır. Bu etkenler şunladır: Devlet kontrolünden dolayı Kuzey Kafkasya'da savaşma imkânının azalması, Selefi ideolojinin etkisi, Kafkasya Emirliğinin dağılması, cihat anlayışı ve Suriye'de Rusya'ya karşı savaşmak. Bu etkenlerin içinde en önemlisinin ise Suriye'de Rusya'ya karşı savaşma arzusu olduğu tespit edilmiştir.
Hannah Arendt'in "Haklara sahip olma hakkı" kavramı çerçevesinde Türkiye'deki Suriyelilerin çalışma hakkı
Bu tezin amacı; mültecilik ve çalışma hakkı kavramlarını Hannah Arendt'in "haklara sahip olma hakkı" kavramı çerçevesinde incelemektir. Bir mültecinin, Arendt'in İnsanlık Durumu adlı eserindeki insan tanımında olduğu gibi bir canlılık (vita activa) gösterme ihtimalinin, o mültecinin çalışma hakkına sahip olmasına bağlı olduğu düşünülmektedir. Çalışma hakkına sahip olan mülteciler, kamusal alanda görünür olabileceklerdir. Buradaki asıl soru, bu görünürlüğün ne kadar mümkün olabildiği ve ulus devletlerin buna ne ölçüde izin verdiği üzerine kuruludur. Bu tezde de bu sorudan hareketle mülteciler ve çalışma hakkına sahip olma hakkı arasındaki ilişkinin Türkiye'deki Suriyeliler üzerinden test edilmesi amaçlanmıştır. İlk olarak Hannah Arendt'in vita activa ve haklara sahip olma hakkı kavramlarının teorik arka planı açıklanmıştır. Bir sonraki bölümde ise uluslararası hukukta bu hakkın nasıl düzenlendiği yine Arendtçi bir yaklaşımla incelenmiş ve ulus devletlerdeki uygulama örneklerine bakılmıştır. Son bölümde ise Türkiye'deki hukuki düzenlemeler çerçevesinde mültecilik kavramına ve Suriyeliler özelinde çalışma hakkına odaklanılmıştır. İncelenen hukuki metinler ve uygulama örnekleri göstermiştir ki insan hakları olarak kabul edilen temel haklar aslında ulus devletin yarattığı bir kategori olan vatandaşlık haklarıdır. Kendi ülkelerini terk etmek zorunda kalan mülteciler çoğu zaman sahip oldukları bu hakları da terk etmek zorunda kalmaktadırlar. Anahtar Kelimeler: Haklara Sahip Olma Hakkı, Çalışma hakkı, Mültecilik, Suriyeliler, Türkiye
Çin'in hegemonik dönüşümü üzerine bir inceleme
Son zamanlarda, uluslararası ilişkiler disiplininin en çok tartışılan konulardan biri Çin'in yükselişidir. Özellikle ekonomik performansı ile ABD'ye rakip olabileceği ile ilgili tartışmalar yapılmaktadır. Bu çalışma Robert W. Cox'un eleştirel teorisi ile Çin'in hegemonik dönüşümü üzerine bir değerlendirme yapmaktadır. Üretim ilişkilerini başlangıç noktası kabul ederek Çin'in yeni bir dünya düzeni kurma ihtimali üzerinde durulmaktadır. Bu amaçla, Mao döneminden günümüze kadar olan süreci üretim ilişkileri, sosyal kuvvetler ve devlet biçimleri açısından ele almakta ve "Çin karşı bir hegemonik hareket yaratabilir mi, yoksa bu gelişmeler bir Amerikan pasif devrim midir?" sorusunun yanıtını aramaktadır. Üzerinde durulan bir diğer nokta, Çin'in ekonomik modelinin ne olduğu ve bunun sürdürülebilirliğidir. Bu çalışma Çin'in ekonomik modelinin neoliberal politikalara dayandığını savunmaktadır. Bu çerçevede, Çin'in neden neoliberal bir ekonomik modeli olduğu, diğer neo-liberal modeli takip eden ülkelerden neden farklı olduğu ve bu modelin sürdürülebilirliği tartışılacaktır.
Women's physical security and peace in interstate relations in Northeast Asia
Gender studies and International Relations discipline are used to understand each other since 1988. The relation between gender and security studies has been advanced by a number of feminist theorists. In particular, it is claimed that countries with gender inequality are more confrontational. In order to test this theory, this study attempts to understand whether there is a correlation between the physical security of women and conflict vs. peace in interstate relations. Northeast Asian countries, Japan, Mongolia, China, South Korea and North Korea have been selected as case countries. Both qualitative and quantitative methods are used to test the hypothesis. It is concluded that the countries with high physical security of women tend to behave peacefully in their relations; countries where women are not physically safe tend to be more confrontational.
State repression and populist discourse: A comparative case study of Gezi Park Movement, Occupy Wall Street Movement and the Egyptian Revolution
Why do democracies repress nonviolent civilian mobilization? Why do democracies use populist discourse as a response to nonviolent civilian mobilization? This thesis examines the effect of populist discourse on state repression of nonviolent civilian mobilization. The central claim of this thesis is that governments respond to nonviolent civilian mobilization with populist discourse, i.e., independent variable, to expand the limits of political opportunities for repression. I built on the literature by including an independent variable, namely populist discourse, to the existing model of repression and mobilization. The causal effect of "populist discourse" is tested through a structured and focused comparative case study, namely most similar systems analysis, through which I compare Gezi Park Movement, the Egyptian Revolution and Occupy Wall Street Movement. These three cases provide evidence that the populist discourse effects state repression of nonviolent mobilization.
Amerikan ve Rus istihbarat servislerinin kritik dönemeçleri
Bu tezin amacı, Amerikan ve Rus istihbarat servislerinin kurumsallaşmaları sürecinde karşılaştıkları meydan okumalar ile birlikte gelen kritik dönemeçleri ayrıntılı bir şekilde incelemektir. Bu tez, Amerikan ve Rus istihbarat servislerinin yapısal değişimlerinde etkili olan faktörlere odaklanmaktadır. Tezde öncelikle Amerikan ve Rus istihbarat servislerinin tarihine değinilmiş, ardından bu servislerin geçtikleri kritik dönemeçler ve bu kritik dönemeçlere neden olan etkenler ele alınmıştır. Kritik dönemeçlerin kurumsal yapılar üzerindeki etkileri incelendikten sonra, kritik dönemeçler sonrası kurumların yapısal durumları incelenmiştir. Son olarak, günümüzdeki kurumsal yapılar mercek altına alınmış ve son durumları irdelenmiştir. Bu tezde, birincil ve ikincil kaynaklardan yararlanılmıştır. Birincil kaynak olarakCIA ve eski istihbarat çalışanlarının belgeleri kullanılmıştır. Gelişmelerin kronolojik bir sıraya sahip olmasının sağladığı kolaylıkla kırılma noktalarının arasındaki neden- sonuç ilişkisi net bir şekilde ortaya koyulmuştur. Kurumların tarihlerine belirtilen kaynaklar vasıtasıyla yaklaşıldığında, istihbarat kurumlarının, ulusal güvenliği sağlama açısından tehdit önceliklerine, uluslararası sisteme ve teknolojiye duyarlı olarak yapısal değişimler yaşadıkları görülmektedir. Bununla birlikte, kurumların yapısal değişimleri ve icra tarzlarında devlet adamlarının yaklaşımlarının etkili olduğu da tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: İstihbarat, Kritik Dönemeçler, İstihbarat Teşkilatları, Soğuk Savaş, Terörizm
Soğuk savaş döneminde Türkiye'deki siyasal İslamcılık hareketinin dış politika söylemlerinin hidayet romanları üzerinden incelenmesi
Türkiye Soğuk Savaş Döneminde, resmi bir politika olarak Batı Bloku ittifakı içinde yer almıştır. Diğer taraftan ülke içindeki siyasi hareketler kendi ilke ve menfaatleri çerçevesinde iki kutuplu uluslararası sisteme dair bir dış politika söylemi geliştirmişlerdir. Önce 1946 sonrası gelişen demokratik siyasi ortam ve ardından 1960 sonrasında genişleyen sivil özgürlükler sebebiyle bu söylemler daha görünür hale gelmişlerdir. İslamcılık, Türkiye'nin en eski ve etkili siyasi hareketlerinden biridir. Batıya karşı tepkisel gelişen ama batı değerlerini eklektik olarak alan İslamcı düşünce Cumhuriyetin ilanı sonrasındaki seküler inkılap süreci ile akademik ve resmi alandan çekilmiştir. Roman edebiyat türleri içinde en siyasal olan türlerden biridir. Bir kurgu bağlamında okura siyasal mesaj vermek hem etkili hem de adli açıdan güvenli bir metottur. 196o sonrasında yazılan hidayet romanları dönemin İslamcılık düşüncesi için birer propaganda ve doktriner eğitim aracıdır. Kitle medyası işlevi gören bu romanlar okuyucuyu İslamcı ideoloji etrafında toplumsallaştırmıştır. Her siyasi propaganda metni gibi hidayet romanlarında da savunduğu ideolojinin dış politika söylemi bulunmaktadır. Bu tezde, "Soğuk Savaş Dönemi Türkiye İslamcılığının dış politika söylemi nasıldır" sorusu, hidayet romanları üzerinden yapılan söylem ve metin incelemesi metodu ile incelenmiştir. Tezin sonunda iki çok satan hidayet romanı; Minyeli Abdullah ve Oğlum Osman romanları geliştireln tez çerçevesinde incelemeye tabi tutulmuştur.