
43
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Trakya bölgesindeki diş hekimlerinin antibiyotik kullanımı üzerine güncel yaklaşımlarının değerlendirilmesi
Bu araştırmada Trakya bölgesinde yer alan diş hekimlerinin antibiyotik kullanımına yönelik güncel davranış ve bilgilerini değerlendirmek amaç olarak belirlenmiştir. Belirlenmiş olan bu amaç doğrultusunda, konu ile ilgili literatür içerisinde bulunan çalışma ve araştırmalara göz atılmıştır. Gerçekleştirilmiş olan literatür taraması sonucunda araştırmanın konusuyla ilgili olan başlık ve bilgilere araştırma içerisinde yer verilmiştir. Araştırma nicel araştırma modellerinden biri olan kesitsel bir çalışmadır. Edirne Ağız, Diş Sağlığı Merkezi (ADSM), Tekirdağ ADSM, Çorlu ADSM, Çerkezköy ADSM, Kırklareli ADSM, Trakya Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Tekirdağ Namık Kemal Diş Hekimliği Fakültesi ve Trakya bölgesinde kamu ve özel sektörde çalışan 897 diş hekimi araştırmanın evrenini oluşturmuştur. Çalışma katılımcılarla online anket şeklinde 281 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Elektronik ortamda kesitsel ve internet tabanlı 35 soruluk bir anket tasarlanmıştır. Araştırmaya alınan verilerin analizinde SPSS (Statistical Program in Social Sciences) 22 programı kullanılmıştır. Çalışma sonucunda katılımcıların antibiyotiği çeşitli nedenlerle tedavi amaçlı işlemden önce ve işlemden sonra kullandıkları tespit edilmiştir. Çeşitli olaylar karşısındaki bilgi düzeyleri belirlenmiştir. Enfektif endokardit profilaksisi için oluşturulmuş olan güncel protokollerin takibi gerçekleştirilerek endike olan vakalar söz konusu olduğunda profilaksi uygulanması, endike olmayan vakalardaysa gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınılması gerekmektedir. Enfektif endokarditin önüne geçilmesi için sadece yüksek risk grubunda yer alan hastalar için antibiyotik profilaksisi uygulanması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Akılcı Antibiyotik Kullanımı, Antibiyotik Kullanımı, Diş Hekimleri, Diş Hekimliği
Baskı açılarının daimi kuron reçinesinin renk stabilitesi, çözünürlük ve sıvı emilimi özelliklerine etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, 3B yazıcı teknolojisi ile üretilmiş daimi kuron materyalinde farklı baskı açıları (0°, 45°, 90°) kullanılarak hazırlanan örneklerin sıvı emilimi, çözünürlük ve renk stabilitesi özelliklerinin değerlendirilmesidir. Materyal ve Metot: Bu çalışmada, SLA teknolojisine sahip 3B yazıcı (Formlabs, Sommerville, MA, USA) kullanılarak Formlabs Permanent CB Resin materyalinden toplam 150 adet disk formunda numune üretilmiştir (n=50/grup). Numuneler, üç farklı baskı açısında (0°, 45°, 90°) basılmış ve 10×10×1 mm boyutlarında olacak şekilde hazırlanmıştır. Sıvı emilimi ve çözünürlük testleri, ISO 4049 standardı referans alınarak gerçekleştirilmiştir. Her bir numune, desikatörde son kuruluk seviyesine ulaşana dek bekletilmiş ve bu durumda elde edilen kütle değerleri m₁ olarak kaydedilmiştir. Tüm tartımlar, 0.1 mg hassasiyetindeki analitik terazi (AUW-220D, Shimadzu, Japonya) ile yapılmıştır. Ardışık iki gün boyunca yapılan tartımlarda 0.1 mg'dan az fark gözlenen numuneler, nihai kuru kabul edilmiştir. Kuruyan numuneler distile suya daldırılarak 37 °C sıcaklıkta 7 gün boyunca etüvde bekletilmiştir. Süre sonunda numuneler yüzeysel olarak kurulanarak yeniden tartılmış ve bu değerler m₂ olarak kaydedilmiştir. Daha sonra tekrar desikatöre alınarak ikinci kuruma süreçleri tamamlanmış, son kütleleri m₃ olarak ölçülmüştür. Sıvı emilimi (Wsp) ve çözünürlük (Wsl) değerleri hesaplanmış ve sonuçlar µg/mm³ cinsinden değerlendirilmiştir. Renk stabilitesini değerlendirmek amacıyla, numuneler beş farklı solüsyona (distile su, kola, kırmızı şarap, portakal suyu, kahve) daldırılmış ve 1., 3., 6. ve 12. günlerde spektrofotometre (Vita EasyShade V) ile renk ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Renk değişimi CIEDE2000 (ΔE00) formülü ile hesaplanmış, istatistiksel analizler IBM SPSS V23 ve Jamovi 2.3.28 programları kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Elde edilen veriler, baskı açısının hem sıvı emilimi hem de çözünürlük üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahip olduğunu göstermiştir (p<0.05). En yüksek sıvı emilimi ve çözünürlük değerleri 0° baskı açısında, en düşük değerler ise 90° açısında gözlemlenmiştir. Renk değişimi açısından en yüksek ΔE değerleri kırmızı şarap ve portakal suyu solüsyonlarında, özellikle 90° baskı açısında tespit edilmiştir. Distile su grubunda ise tüm açılarda en düşük ΔE değerleri kaydedilmiştir. Sonuç: Üç boyutlu yazıcı ile üretilen daimi kuron materyalinde baskı açısının sıvı emilimi, çözünürlük ve renk stabilitesi üzerinde doğrudan etkili olduğu belirlenmiştir. Klinik uygulamalarda hem estetik hem de dayanıklılık açısından daha uygun restorasyonlar elde edebilmek için uygun baskı açısı seçimi büyük önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: 3D yazıcı, daimi kuron, baskı açısı, sıvı emilimi, çözünürlük, renk stabilitesi,
Baskı açılarının geçici kuron reçinesinin renk stabilitesi, çözünürlük ve sıvı emilimi özelliklerine etkisi
Güncel diş hekimliği uygulamalarında, teknolojideki ilerlemeler ve estetik beklentilerdeki artış doğrultusunda geçici sabit restorasyonların üretiminde modern üretim teknikleri kullanılmaya başlanmıştır. Bu yöntemler arasında yer alan eklemeli üretim teknolojisi, eksiltici yöntemlere alternatif olarak materyal israfını azaltmak amacıyla geliştirilmiş olup, dental alanda kullanım sıklığı giderek artmaktadır. Çalışmamızda eklemeli üretim teknolojilerinden olan stereolitografi (SLA) yöntemi kullanılarak 0°, 45° ve 90° olmak üzere üç farklı baskı açısında disk şekilli geçici kuron materyalleri elde edilmiştir. Bu materyallerin sıvı emilimi, sıvı içerisinde çözünürlüğü ve farklı solüsyonlar içerisinde bekletildiklerinde zamanla oluşabilecek renk değişimleri incelenmiştir. Renklendirici solüsyon olarak kola, kırmızı şarap, portakal suyu ve kahve kullanılırken, kontrol grubu olarak distile su kullanılmıştır. Veriler IBM SPSS V23, Jamovi ve R programı ile analiz edilmiştir. Normal dağılıma uygunluk Shapiro Wilk testi ile incelenmiştir. Üç ve üzeri gruplara göre normal dağılıma uymayan değişkenlerin karşılaştırılmasında Kruskal Wallis H Testi kullanılmıştır. Çoklu karşılaştırmalar Dunn testi ile incelenmiştir. Nicel değişkenlerin gösterimi ortalama ± standart sapma ve ortanca (minimum-maksimum) şeklinde sunulmuştur. Önem düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Elde edile sonuçlara göre farklı baskı açılarında üretilen geçici kuron materyallerinin sıvı emilim miktarları arasında farklılık gözlenmiş (p=0,003); en yüksek sıvı emilimi 0° grubunda, en az sıvı emilimi ise 45° baskı açı grubunda görülmüştür. Çözünürlüğe bakıldığında farklı baskı açılarından etkilenmediği ve gruplar arasında fark olmadığı gözlemlenmiştir(p=0,751). Renk değişimi incelendiğinde solüsyonlar içerisinde bekletildiklerinde oluşan renklenmenin baskı açısına göre farklılık gösterdiği gözlemlenmiştir(p<0,001). ΔE₀₀ ortalama değerlerine bakıldığında en az renk değişimi 90° grubunda görülürken, en fazla renk değişimi 45° grubunda görülmüştür. Kullanılan renklendirici solüsyon türlerinin renk değişiminde farklılık gösterdiği(p=0,001); en belirgin renklenmenin kırmızı şarapta, en az renk değişiminin ise distile suda olduğu tespit edilmiştir. Materyallerin solüsyonlar içerisinde bekletildiklerinde zamanla kademeli olarak renklenmelerinin arttığı görülmüştür(p<0,001). Anahtar kelimeler: Üç boyutlu yazıcı, baskı açısı, renk stabilitesi, sıvı emilimi, çözünürlük
Farklı yöntemlerle üretilen protez kaide materyallerinin fiziksel, mekanik ve mikrobiyolojik özelliklerine protez dezenfektanlarının etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, geleneksel ısı ile polimerizasyon, DLP ve LCD eklemeli üretim teknolojileriyle üretilen PMMA esaslı protez kaide materyallerine farklı kimyasal dezenfeksiyon solüsyonlarının uygulanmasını takiben fiziksel, mekanik ve mikrobiyolojik özelliklerde meydana gelen değişimlerin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesidir. Her üretim yönteminden 80'er adet olmak üzere toplam 240 örnek hazırlanmıştır. Örneklerin 120'si yüzey sertliği ve renk değişimi analizlerinde, diğer 120'si ise Candida albicans biyofilm oluşumu değerlendirmelerinde kullanılmıştır. Örnekler, altı gün boyunca 30 daldırma döngüsüyle 180 günlük temizlik protokolünü simüle edecek şekilde Polident, %2 klorheksidin, %1 sodyum hipoklorit ve distile su solüsyonlarına maruz bırakılmıştır. Yüzey pürüzlülüğü profilometre ile, yüzey sertliği Vickers mikrosertlik cihazı ile ölçülmüş; renk değişimi spektrofotometreyle değerlendirilerek CIEDE2000 formülü ile hesaplanmıştır. Mikrobiyolojik değerlendirmelerde kristal viyole boyama ve CFU yöntemi kullanılmıştır. Veriler SPSS 22 yazılımı ile analiz edilmiş, anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Materyal türü, yüzey sertliği, renk değişimi ve Candida albicans biyofilm oluşumu üzerinde istatistiksel olarak anlamlı fark yaratmıştır. DLP grubu yüzey sertliği açısından en yüksek değerlere ulaşırken, LCD grubu renk stabilitesi bakımından en başarılı sonuçları vermiştir. Geleneksel yöntemle üretilen materyaller, genel olarak daha düşük performans göstermiştir. Mikrobiyolojik olarak yalnızca Polident solüsyonu uygulandığında gruplar arasında anlamlı farklılık gözlenmiş; diğer solüsyonlarda anlamlı fark saptanmamıştır. Çalışmanın sonuçları, üretim yöntemi ve dezenfeksiyon solüsyonlarının protez kaide materyallerinin özellikleri üzerinde ayrı ayrı etkili olduğunu göstermiştir. Eklemeli üretim teknolojileri, geleneksel yönteme kıyasla genel olarak daha başarılı fiziksel ve mekanik sonuçlar vermiştir. Literatürde sınırlı sayıda incelenmiş olmasına rağmen, LCD teknolojisi bu çalışmada umut vadeden bir performans ortaya koymuştur. Bulgular, dijital üretim yöntemlerinin klinik kullanıma uygunluk potansiyelini desteklemektedir. Dezenfeksiyon solüsyonlarının etkileri ise materyal türüne bağlı olarak değiştiğinden, temizlik ajanlarının materyal bazında değerlendirilerek seçilmesi önerilmektedir.
Farklı derin öğrenme metotlarında periapikal lezyon tespiti ve pai skorunun değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada, periapikal radyografilerde Periapikal İndeks (PAI) skorlarına dayalı olarak periapikal lezyonların otomatik tespitinde farklı derin öğrenme (DÖ) mimarilerinin (DenseNet-161, EfficientNet-B0, ResNet-50, MaxViT-T) performansları karşılaştırıldı. Gereç ve Yöntem: Çalışmada Trakya Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi arşivinden elde edilen 3.541 periapikal radyografi kullanıldı ve 6.000 diş kökü uzman endodontistler tarafından PAI skorlarına göre etiketlendi. Veri seti, PAI 1–2 (sağlıklı) ve PAI 3–4–5 (hastalıklı) olarak iki ana gruba ayrıldı. Transfer öğrenme yaklaşımı ile eğitilen dört farklı DÖ modeli, doğruluk, hassasiyet, özgüllük, F1 skoru ve AUC gibi metriklerle değerlendirildi. Modeller arasındaki farklar ki-kare testi, Bonferroni düzeltmesi ve bootstrap analizi ile istatistiksel olarak incelendi. Bulgular: PAI 1–2 vs. 3–4–5 sınıflamasında DenseNet-161 modeli en yüksek doğruluk (%88) ve AUC (0.88) değerine ulaşırken, EfficientNet-B0 %84 doğruluk ile ikinci sırada yer aldı. ResNet-50 orta düzey başarı (%72 doğruluk) sergilerken, MaxViT-T düşük hassasiyet (%29) gösterdi. PAI 1 vs. PAI 2 ayrımında DenseNet-161, %67 doğruluk ile en dengeli model oldu. Sonuç: DenseNet-161 ve EfficientNet-B0, periapikal lezyon tespitinde klinik açıdan en güvenilir modeller olarak öne çıkmaktadır. Çalışma, yapay zekâ tabanlı endodontik karar destek sistemlerinin, klinik tanısal süreçlere entegre edilmesi için önemli bir adım oluşturmaktadır.
Trakya Üniveritesi, diş hekimliği fakültesi öğrencilerinin diş hekimliğinde yapay zeka kullanımına karşı tutum ve farkındalıklarının araştırılması
Bu çalışma öğrencilerin diş hekimliğinde yapay zekanın kullanımı hakkında bilgi seviyelerini ve klinik kullanımdaki yaklaşımlarını ölçerek yapay zekanın eğitime ve klinik uygulamalara dahil edilmesi sürecine katkı sağlayacak bilgi elde etmeyi amaçlamaktadır. Bu tez çalışmasıyla Trakya üniversitesi diş hekimliği 2, 3, 4 ve 5. Sınıf öğrencilerinin yapay zekanın diş hekimliği pratiğindeki kullanımı hakkında bilgi ve farkındalık düzeyleri ölçülmüştür. Çalışmaya dahil edilen öğrenci sayısı 460'tır. Anket çalışması katılımcıların yapay zeka hakkındaki genel bilgi seviyelerinin, yapay zekanın diş hekimliği pratiğinde gelecekteki kullanımı hakkında yaklaşımlarının ve diş hekimliği eğitiminde yapay zekanın kullanımı hakkında olan görüşlerinin ölçüldüğü 3 bölümden oluşmaktadır. Anket çalışması tek seçenekli 20 sorudan oluşmaktadır. Katılımcıların %61,5'i yapay zekânın diş hekimliğinde kullanımına dair temel bilgiye sahip olduğunu belirtmiş, %77,4'ü ise gelecekteki meslek hayatlarında yapay zekâyı kullanmak istediklerini ifade etmiştir; yapay zekânın klinik kullanımını güvenilir bulan bireylerde bu isteklilik anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). Öğrencilerin %77,8'i yapay zekânın eğitimde öğrenme hızını artıracağını düşünmekte olup, bu inanç ile yapay zekânın eğitimde kullanılmasının gerekliliğine yönelik tutumları arasında da istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,001). Katılımcıların yapay zekanın diş hekimliği alnında kullanımı hakkında bilgi seviyeleri ileri seviyede olmamasına rağmen yapay zekayı gelecekteki klinik pratiklerinde ve diş hekimliği eğitimde kullanmaya istekli oldukları görülmüştür. Daha geniş ve daha çeşitli örneklem grubunu değerlendiren çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: yapay zeka, diş hekimliği eğitimi, farkındalık
Trakya Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde çocuklarda genel anestezi altında yapılan diş tedavilerinin retrospektif analizi
"Trakya Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde Çocuklarda Genel Anestezi Altında Yapılan Diş Tedavilerinin Retrospektif Analizi", Trakya Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Edirne, 2025. Amaç: Çalışmanın amacı; Trakya Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı'nda genel anestezi altında diş tedavileri gerçekleştirilen çocuk hastaların demografik ve dental verilerinin karşılaştırılması ve dental tedavilerin her açıdan etkili bir şekilde gerçekleştirilmesi için önerilerde bulunmaktır. Gereç ve Yöntemler: 2017-2024 yılları arasında Trakya Üniversitesi Çocuk Diş Hekimliği bölümünde tedavi görmüş 2-14 yaş aralığında 249 çocuk hasta dahil edildi. Hastaların sistemik hastalık durumu ve demografik özellikleri epikriz dosyalarından; uygulanan dental işlemler Metasoft sisteminden elde edilerek değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler SPSS 27.0 programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 249 hastanın %66,3'ü erkek; %33,7'si kız çocuklarından oluşmaktadır. Çocukların %43,8'i 0-5 yaş aralığında; %45'i 6-9 yaş aralığında; %11,2'si 10 yaş ve üzeri yaş grubundadır. Çalışmaya dahil edilen çocukların %51'inde en az bir sistemik hastalık bulunduğu; bu hastaların da %22,4' ünü otizm spektrum bozukluğunun oluşturduğu tespit edilmiştir. Ayrıca sistemik hastalığı bulunan ve genel anestezi altında tedavi edilen çocukların yaş ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Çürük skorları incelendiğinde, sağlıklı grupta dmf-t skoru 10,92; DMF-T skoru 1,24 iken; sistemik hastalığın bulunduğu grupta dmf-t 9,33; DMF-T skoru ise 2,53 olarak tespit edilmiştir. Bütün hastalar için ortalama çekim sayısı 4,55; restorasyon sayısı 5,70; amputasyon tedavisi 0,96; kanal tedavisi 0,82 ve fissür örtücü 1,24 olarak bulunmuştur. Daimi dişte restoratif tedavi ve fissür örtücü uygulaması sistemik hastalığı bulunan grupta daha yüksek görülmüştür. Kanal tedavisi ise sağlıklı grupta daha fazla uygulanmıştır. Özellikle süt birinci molarlarda pulpal tedaviye oranla çekim daha fazla tercih edilmiştir. Daimi dişlere en fazla uygulanan tedavi ise restoratif tedavi olmuştur. Sonuç: Kapsamlı dental tedaviye ihtiyaç duyan çocuklarda diş tedavileri için genel anestezi kullanılmaktadır. Genel anestezi sayesinde tedaviler yüksek kalitede ve kısa sürede gerçekleştirilebilir ancak genel anestezi maliyeti yüksek ve komplikasyon riski bulunan bir tedavi şeklidir. Bu nedenle genel anestezi kararı alınırken ve dental tedaviler planlanırken hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve dental durumu özenle değerlendirilmelidir.
Trakya Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne başvuran çocuk ve genç hastalarda görülen odontojenik kistlerin retrospektif analizi
"Trakya Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne Başvuran Çocuk ve Genç Hastalarda Görülen Odontojenik Kistlerin Retrospektif Analizi", Trakya Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Edirne, 2025. Amaç: Bu çalışmanın amacı, Trakya Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne başvuran 0–18 yaş aralığındaki çocuk ve adölesan bireylerde görülen odontojenik kistlerin demografik ve radyolojik özelliklerini retrospektif olarak değerlendirmek; kistlerin cinsiyet, yaş grubu ve anatomik yerleşimlerine göre dağılımlarını analiz ederek, pediyatrik popülasyona ilişkin mevcut literatüre katkıda bulunmaktır. Gereç ve Yöntemler: Araştırma, 2017–2024 yılları arasında Trakya Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne çeşitli nedenlerle başvuran ve kist tanısı alan 0–18 yaş grubundaki bireylerin radyografik görüntülerinin retrospektif olarak incelenmesiyle gerçekleştirildi. Histopatolojik olarak tanısı kesinleşmiş toplam 62 odontojenik kist olgusu değerlendirmeye alındı. Radyolojik incelemelerde konvansiyonel panoramik görüntüler (OPG) ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntüleri kullanılarak; lezyonların lokalizasyonu, morfolojisi, boyutları ve çevre yapılarla ilişkisi detaylı biçimde analiz edildi. İstatistiksel analiz SPSS 22.0 programı ile gerçekleştirildi. Bulgular: İncelenen 62 olgunun %56,5'i erkek, %43,5'i kadındır. Yaş dağılımı değerlendirildiğinde, kistlerin %50'si 13–18 yaş aralığında, %46,8'i 7–12 yaş aralığında, %3,2'si ise 0–6 yaş aralığındadır. Kist tiplerinin dağılımında radiküler kistlerin %53,2 ile en sık görülen lezyon olduğu; bunu %38,7 ile dentigeröz kistlerin, %8,1 ile odontojenik keratokistlerin izlediği saptandı. Anatomik lokalizasyon açısından lezyonların %61,3'ü mandibula posterior bölgede izlendi. Radyolojik analizlerde radiküler kistlerin boyutlarının daha küçük olduğu, odontojenik keratokistlerin ise geniş varyasyonlar gösterdiği gözlemlendi. Lezyonların büyük kısmı uniloküler morfoloji sergilemiş olup multiloküler yapılar sadece odontojenik keratokistlerde görüldü. Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları, çocuk ve genç yaş grubunda en sık görülen kist tipinin radiküler kist olduğunu ve lezyonların mandibular posterior bölgede yoğunlaştığını ortaya koymuştur. Çalışmada elde edilen veriler, pediyatrik popülasyonda odontojenik kistlerin anatomik ve radyolojik özelliklerine ilişkin önemli bilgiler sunmuş; tanı ve klinik farkındalık açısından literatüre katkı sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Odontojenik kist, çocuk diş hekimliği, radiküler kist, dentigeröz kist, odontojenik keratokist, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi
Dental flor uygulamaları ve ebeveynlerin, çocuk diş hekimlerinin ve çocuk doktorlarının bakış açılarının ve yaklaşımlarının incelenmesi
"Dental Flor Uygulamaları ve Ebeveynlerin, Çocuk Diş Hekimlerinin ve Çocuk Doktorlarının Bakış Açılarının ve Yaklaşımlarının İncelenmesi" Trakya Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Edirne, 2025. Amaç: Çalışmada ebeveynlerin, pedodontistlerin ve pediatristlerin florür uygulamalarına ilişkin bilgi düzeylerini, tutumlarını ve yaklaşımlarını değerlendirmek amaçlanmıştır. Ebeveynlerin bilgi kaynakları, tereddüt nedenleri ve karar süreçleri; pedodontistlerin klinik yaklaşımları, iletişim stratejileri ve ebeveynlerle yaşadıkları deneyimler; pediatristlerin ise bilgi düzeyleri, yönlendirme pratikleri ve florür uygulamalarına yönelik yaklaşımlarını incelemek hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, Trakya Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne başvuran 13 yaş altı çocukların ebeveynleri (n=385), Trakya Bölgesi'nde görev yapan pedodontistler (n=17) ve pediatristler (n=74) dahil edilmiştir. Üç farklı hedef grup için ayrı anketler hazırlanmış, nicel veriler SPSS 27.0 programı ile analiz edilmiş, açık uçlu sorular ise MAXQDA 24 programı kullanılarak tematik analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir. Bulgular: Ebeveynlerin %43,4'ü çocuklarında florürlü diş macunu kullandığını, %39,9'u ise florür uygulamalarına dair endişe taşıdığını belirtmiştir. Florür konusunda bilgi kaynağı olarak en çok diş hekimleri (%65,1) belirtilmiş; bunu internet (%19,8) ve çocuk doktorları (%19,0) izlemiştir. Yanlış inanışların ve kaygıların özellikle internet ve sosyal çevre kaynaklı olduğu belirlenmiştir. Pedodontistlerin tamamı florürlü diş macunu ve topikal florür uygulamalarını önermiştir. Ancak öneri yaşlarının farklılık gösterdiği saptanmıştır. Pedodontistlerin %52,9'u ebeveynlerin florür karşıtlığının arttığını bildirmiş, %58,8'i bilgilendirmenin ebeveyn tutumlarını olumlu yönde etkilediğini ifade etmiştir. Pediatristlerin %49,3'ü topikal florür hakkında bilgi sahibi olmadığını, %56,1'i florürün diş çürüğünü önlediğini düşündüğünü belirtmiş, ancak yalnızca %23'ü yaşa uygun diş macunundaki florür oranını bildiğini ifade etmiştir. Pediatristlerin %44,6'sı diş hekimlerinin florür uygulamalarını desteklediğini, %43,2'si ise okullarda gerçekleştirilen florür uygulamalarını desteklediğini bildirmiştir. Sonuç: Bu çalışma, florür uygulamalarına yönelik bilgi ve tutumların ebeveynler, pedodontistler ve pediatristler arasında belirgin farklılıklar gösterdiğini ortaya koymuştur. Ebeveynlerde florür konusundaki bilgi düzeyi ve güven algısı çok boyutlu olup farklı faktörlerden etkilenmekte; yanlış ya da çelişkili bilgiler tereddütlerin gelişmesine yol açmaktadır. Pedodontistler, florürün güvenliği ve etkinliği konusunda en yetkin grup olup yalnızca uygulayıcı değil, aynı zamanda ebeveynlere doğru bilgi aktararak yanlış inanışların giderilmesinde de kritik bir rol üstlenmektedir. Ancak pedodontistlerin florürlü diş macunu ve topikal florür önerilerinde görülen çeşitlilik, standart kılavuzların uygulamaya daha güçlü biçimde entegre edilmesi gerektiğini göstermektedir. Pediatristlerde tespit edilen bilgi yetersizlikleri, ebeveynlere doğru yönlendirme yapılmasını sınırlandırmakta ve koruyucu diş hekimliği hizmetlerinin etkinliğini olumsuz etkilemektedir. Florür uygulamalarının toplum genelinde benimsenebilmesi için ebeveynlerin doğru ve güvenilir kaynaklara erişimlerinin artırılması, pedodontistlerin bilgilendirmede etkili iletişim stratejileri geliştirmesi ve pediatristlerin bu alandaki bilgi düzeyleri ile yönlendirici rollerinin desteklenmesi gerekmektedir. Florür uygulamalarının toplumda benimsenmesi ve yaygınlaştırılması, üç grubun birbirini tamamlayan rolleri etkin biçimde yerine getirmesi ve iş birliği sağlamasıyla mümkün olacaktır. Anahtar Kelimeler: Ebeveyn tutumları, florür, flor uygulamaları, pediatrist, pedodontist
Periodontitis hastalarında cerrahi olmayan periodontal tedaviyi takiben gelişen dentin hassasiyetinin Gluma, Er,Cr: YSGG lazer ve kombinasyonuyla tedavisi sonrasında hastaların hassasiyet algısındaki değişimin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı Evre III-IV periodontitis hastalarında cerrahi olmayan periodontal tedavi sonrası oluşan dentin hassasiyetinin dentin hassasiyet giderici ajan olan Gluma®, Er,Cr:YSGG lazer ve kombinasyonuyla tedavisinin sonrasında ağrı ve hassasiyet algısının değerlendirilmesidir. Periodontitis hastası olan 62 hastanın cerrahi olmayan periodontal tedavisi yapıldı. Tedaviden 24 saat sonra hastalar tekrar kliniğe çağırılarak hava uyaranlı VAS ve Schiff ölçümlerine göre; VAS değeri 4'ten büyük Schiff değeri 2 veya 3 olan 2 tane diş rastgele belirlendi, dahil edilme kritlerini sağlayan 52 hasta çalışmaya dahil edildi. Çalışma randomize, kontrollü ve paralel olarak planlandı. 52 hasta randomize olarak 3 gruba atandı. 1. Grup Gluma® hassasiyet giderici uygulandı, 2. Grup Er,Cr:YSGG lazer ve 3. Grup önce Gluma® sonrasında Er,Cr:YYSGG lazer uygulandı.Gruplar uygulama sonrası 1. Hafta, 2.hafta, 1.ay, 2.ay ve 6.ay dentin hassasiyeti olan hastalar tekrardan kliniğe çağırılarak hassasiyet değerlerine bakıldı.Kontrol seanslarında 4 kişi çalışmadan ayrıldı ve 48 hastayla çalışma tamamlandı. İstatistiksel analiz sonuçlarına göre, her üç tedavi yöntemi de dentin hassasiyetinin azaltılmasında 6.aya kadar etkili bulunmuştur; ancak gruplar arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Gluma® uygulamasında VAS ve Schiff skorları 1. aya kadar azalmış, ardından 6.ayda artış seyretmiştir. Er,Cr:YSGG lazer uygulamasında VAS skoru 1. haftada en düşük seviyeye ulaşmış ve sonrasında sabit kalmış, 6.ayda tekrardan artmıştır; ancak Schiff skoru 1. aya kadar azalmış, 2. ayda ve 6.ay artış eğilimi göstermiştir. Kombinasyon grubunda ise VAS ve Schiff skorları tüm zaman diliminde genel olarak azalma eğiliminde, 6.ay ise artış eğilimindedir. Dentin hassasiyeti tedavisinde kullanılan 3 tedavi yöntemi de güvenle kullanılabilmektedir. Anahtar kelimeler; cerrahi olmayan periodontal tedavi, dentin hassasiyeti, Gluma® hassasiyet giderici, Er,Cr:YSGG lazer