
4,970
Archived Theses
5
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Evli bireylerde kendilik algısı, algılanan eş davranışları, ilişkide yükleme tarzları ve çift uyumu ilişkisinin incelenmesi
Son yıllarda, özellikle kadının iş dünyasında aktif olarak yer alması, eğitim, ekonomi ve sosyal alanlardaki değişmeler, aile kavramına yönelik bakış açısını değiştirmiştir. Bu değişimler evlilik ilişkilerini etkilemiş ve bu alanda yapılan çalışmaların sayısını arttırmıştır. Evlilik araştırmalarına özgün bir çalışma olarak eklenerek, evli bireylerin kendilerine, eşlerine ve evliliklerine yönelik farkındalıklarını artıracağı düşünülen bu çalışmanın amacı; evli bireylerin sahip olduğu kendilik algıları, eş değerlendirmeleri, yükleme tarzları ve çift uyumlarını çeşitli değişkenler açısından ele almaktır. Araştırmanın çalışma grubunu Türkiye'nin çeşitli illerinde yaşayan ve en az bir yıldır evli olan 376 kadın ve erkek birey oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak, 'Demografik Bilgi Formu' (DBF), 'Evlilik Uyumu Ölçeği' (EUÖ), 'Sosyal Karşılaştırma Ölçeği' (SKÖ), 'Birtchnell Eş Değerlendirme Ölçeği' (BEDÖ) ve 'İlişkilerde Yükleme Ölçeği' (İYÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS paket programı kullanılmıştır. Normallik testleri ve uç değerleri belirlemek için Mahalanobis testi yapılmıştır. Ölçeklerin iç tutarlılıkları analiz edilerek, araştırmanın amacı çerçevesinde; kendilik algısı, eş değerlendirme, yükleme tarzları ve evlilik uyumu arasında ilişkileri tespit edebilmek amacıyla Pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Kendilik algısı, eş değerlendirme ve yükleme tarzlarının, evlilik uyumunun yordayıcıları olup olmadığını belirlemek amacıyla regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma sonucunda, araştırmaya katılan kadın ve erkeklerin sadece eş değerlendirmeleri arasında cinsiyet açısından farklılaşma olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Evlilik uyumunun en güçlü yordayıcısının ilişkide yükleme tarzları alt boyutu olan sorumluluk olduğu, eş değerlendirmenin kontrolcülük ve kopukluk alt boyutlarının ise evlilik uyumu ile yüksek ilişkili olduğu bulunmuştur. Değişkenler arası ilişkilere bakıldığında, kendilik algısı ve eş değerlendirme alt boyutu olan güvenilebilirliğin evlilik uyumu ile pozitif yönde; eş değerlendirme alt boyutları olan kontrolcülük, kopukluk ve bağımlılığın ve ilişkide yükleme tarzları nedensellik ve sorumluluk alt boyutlarının ise evlilik uyumu ile negatif yönde ilişkili olduğu bulunmuştur. Demografik değişken olan evliliği önerme/önermeme/kararsız kalma durumunun ise tüm değişkenler ile pozitif yönde ilişkili olduğu bulunmuştur. Elde edilen bulgular alan yazın çerçevesinde tartışılmış ve araştırmaya yönelik önerilere yer verilmiştir.
Mesleki doyum ile örgütsel sinizm arasındaki ilişki: Ortaokul öğretmenleri üzerine bir çalışma
Bu araştırmanın amacı, ortaokul öğretmenlerinin mesleki doyumları ve örgütsel sinizm düzeyleri arasında bir ilişkinin olup olmadığını ortaya koymaktır. Bu araştırmanın amaç ve alt amaçlarına ulaşmak için araştırmada veri toplama aracı olarak iki adet ölçek (Örgütsel Sinizm Ölçeği, Mesleki Doyum Ölçeği) ve öğretmenlerin demografik özellikleri gösteren bir anket kullanılmıştır. Veri toplama araçları Mayıs-Haziran 2018 tarihleri arasında Erciş ilçesinde görev yapan kadrolu ve sözleşmeli öğretmenlere uygulanmıştır. Erciş İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı bulunan tüm ortaokullara, öğretmen sayıları kadar veri toplama araçları ulaştırılmıştır. Geri dönüşü yapılan veri toplama araçlarından 357 tanesi değerlendirmeye dahil edilmiştir. Elde edilen veriler istatistik paket programı yardımı ile t-testi, ANOVA ve korelasyon testlerine tabi tutularak değerlendirilmiştir. Yapılan çalışmanın sonucunda: Ortaokulda görev yapan öğretmenlerin mesleki doyum düzeylerinin ve örgütsel sinizm düzeylerinin; yaş, kıdem yılı, branş, cinsiyet ve medeni durum değişkenlerine bağlı olarak anlamlı bir farklılık göstermediği görülmüştür. Ayrıca mesleki doyum düzeyleri ve örgütsel sinizm düzeyleri arasında negatif yönlü ve orta derece güçlü bir ilişkinin var olduğu saptanmıştır. Anahtar Sözcükler Mesleki Doyum, Örgütsel Sinizm, Ortaokul Öğretmeni.
Çocuk Duygusu ve Çocuk Dünyası dergilerinde yer alan hikâye ve masalların değerler eğitimi açısından incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı, II. Meşrutiyet yıllarında yayımlanan Çocuk Duygusu ve Çocuk Dünyası dergilerinde yer verilen hikâye ve masalların barındırdığı değerlerin eğitim açısından incelenmesidir. Araştırma kapsamında birincil kaynak olarak II. Meşrutiyet yıllarında en uzun ömürlü ve farklı dünya görüşlere sahip iki adet çocuk dergisi incelendi. Tarihsel belge niteliğindeki bu dergilerin incelenmesinde tarihsel araştırma ve doküman taranması modeli kullanıldı. Elde edilen veriler, Erol Güngör'ün değerler sınıflaması esas alınarak tasnif edildi ve değerlendirildi. Çeşitli kütüphanelerden toparlanan birincil kaynaklar incelendi, araştırma kapsamında değerlendirilebilecek veriler tasnif ve analiz edildi. Araştırma konusu dergilerde yer verilen hikâyelerde hangi değerlerin öne çıkarıldığı tespit edildi. İşlenen değerlerle yetiştirilmek istenen insan tipinin yeterlilikleri belirlenmeye çalışıldı. Bu niteliklerin günümüz insan yetiştirme sisteminde yer alan hedeflerle uyumu araştırıldı.. Her iki dergide de, değerlendirmede esas alınan tasnifteki değerlerin çoğuna ilişkin içeriğe rastlandı. En sık karşılaşılan değerin başında "sosyal" ve "ahlaki" değerler" gelmektedir. Hikâyelerde yoğun bir şekilde işlenen değerlerin ağırlığını sosyal değerler teşkil eder. Bunların içinde vatan sevgisi ön plana çıkarılmıştır. Bilimsel değerlerin de kısmen önemsendiği görülür. Dergilerde en zayıf kalmış değerler alanının "estetik" ve "dini" değerler olduğu söylenebilir. Elde edilen veriler ayrıca Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi kapsamında değerlendirildi. Çocuk dergilerinin hedeflediği insan tipiyle bu yeterlik çerçevesinin önemli oranda uyuştuğu görüldü. Günümüzde değerler eğitimi yeniden ön plana çıktı ve önem kazandı. Bu araştırma geçmişten günümüze değerlerin gelişimini ve değişimini incelemesi açısından önemlidir. Bu alanda yapılan az sayıda çalışmadan biri olması yönüyle de özgün bir çalışmadır.
İlkokullarda görev yapan öğretmenlerin yıldırma yaşantıları ile yöneticilerin etik liderlik davranışları arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı, sınıf öğretmenlerinin etik liderlik algıları ile yıldırma yaşantılarının ilişkisinin belirlenmesidir. Bu çerçevede sınıf öğretmenlerinin etik liderlik algılarını etkileyen etmenler ve yıldırma yaşanmasına neden olan davranışlar araştırılarak alan yazına katkı sağlamak amaçlanmıştır. Araştırmada betimsel tarama modelinden yararlanılmıştır. Araştırma evreni 2018-2019 eğitim öğretim yılında Adana Çukurova ilçelerinde çalışan 698 sınıf öğretmenidir. Bu evren içerisinde 333 öğretmene ulaşılmıştır. Bu araştırmada ilkokullardaki sınıf öğretmenlerinin etik liderlik algılarını belirlemek için Yılmaz (2005) tarafından kullanılan Etik Liderlik Ölçeği (ELÖ) kullanılmıştır. Yıldırma davranışlarının sıklığını belirlemek için ise Einarsen ve Raknes, (1997) tarafından geliştirilen Cemaloğlu (2007) tarafından Türkçeye uyarlanan Olumsuz Davranış Ölçeği (ODÖ) kullanılmıştır. Veriler analiz edilirken tanımlayıcı analiz olarak; yüzde, standart sapma, varyans, aritmetik ortalama ve frekans değerlerinden; non parametrik testlerde ise Kruskal Wallis ve Mann Whitney U ve korelasyon analizi için Spearman Brown Sıra Farkları Korelasyonu (Spearman's Rank Order ) ndan yararlanılmıştır. Sınıf öğretmenlerinin okul yöneticilerini etik lider olarak görme düzeyleri oldukça yüksektir. Okullardaki olumsuz davranış (yıldırma) yaşama düzeyi ise düşüktür. Öğretmenlerin etik liderlik algıları yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi ve mesleki kıdem değişkenlerine göre anlamlı farklılık göstermemiştir. Fakat okulda çalışma süresi değişkenine göre öğretmenlerin etik liderlik algıları arasında anlamlı farklılık vardır. Olumsuz davranış (yıldırma) düzeyi yaş, cinsiyet, medeni durum, mesleki kıdem ve okulda çalışma süresi değişkenlerine göre anlamlı farklılık göstermemektedir. Fakat eğitim düzeyi değişkeni ile olumsuz davranış yaşama sıklığı arasında anlamlı bir farklılık olduğu gözlenmiştir. Araştırma sonucunda etik liderlik ve yıldırma davranışları arasında negatif yönde ve orta düzeyde ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Öğretmen performanslarının bulanık mantık yöntemi ile değerlendirilmesi
Bu çalışmada, performans değerlendirme süreçlerinde bulanık mantık yaklaşımının kullanımını incelemek, öğretmen performanslarını bulanık mantık yaklaşımı ile değerlendiren bir model tasarlamak, geleneksel (klasik) yöntemle elde edilen değerlendirme sonuçları ile bulanık mantık yöntemi kullanılarak elde edilen değerlendirme sonuçlarını karşılaştırarak, değerlendirme açısından her iki yöntemin olumlu ve olumsuz yönlerini ortaya koyma amaçlanmıştır. Araştırma verileri Van ili merkez ilçelerde (İpekyolu, Edremit ve Tuşba) , 2016-2017 eğitim - öğretim yılı bahar döneminde, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı liselerde aktif olarak görev alan müdür, öğretmen ve öğrenim gören öğrencileri kapsamaktadır. Çalışma, basit seçkisiz örnekleme esasıyla 375 öğretmen, 42 müdür ve 1500 öğrenci üzerinden yürütülmüştür. Veriler, MEB tarafından öğretmen performansını belirlemek için oluşturulan değerlendirme formu uygulanarak toplanmıştır. Öğretmen performansını belirlemek için Matlab programında bulunan Fuzzy Logic Toolbox aracı kullanılarak bulanık mantık temelli üç girişli ve tek çıkışlı bir sistem tasarlanmıştır. Öğretmen, müdür ve öğrencilerden toplanan veriler giriş değişkenleri olarak belirlenmişken öğretmenin nihai performans puanı ise çıkış değişkeni olarak belirlenmiştir. Uzman görüşlerinden de yararlanarak yirmi yedi tane bulanık kural oluşturulmuştur. Mamdani bulanık çıkarım modeli kullanılarak durulaştırma işleminden sonra öğretmen performans değeri elde edilmiştir. Öğretmen performansları, önce klasik yöntemle daha sonra tasarlanan bulanık temelli modelle değerlendirilmiştir. Çalışma verilerinin analizinde, betimsel istatistikler (standart sapma, ortalama) T-Testi ve Pearson Korelasyonu kullanılarak sonuçlar karşılaştırılmıştır. Analiz çalışmaların tümü SPSS paket programı ile gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, klasik yöntemle elde edilen öğretmen performans puanlarının ortalaması, bulanık yöntemle elde edilen puanların ortalamasından daha yüksek olduğu görülmüştür. Öğretmen performanslarının, her iki yönteme göre değerlendirme sonucu elde edilen puanlar arasında anlamlı bir fark olduğu ve bu farkın da klasik yöntem lehine olduğu tespit edilmiştir. Çalışmada, bulanık ve klasik yöntemle elde edilen puanlar arasındaki ilişkiyi ifade eden korelasyon değeri tespit edilerek iki yöntem arasındaki ilişkinin pozitif ve yüksek olduğu sonucuna varılmıştır.
Ortaokul matematik öğretmenlerinin Eğitim Bilişim Ağı (EBA) projesinden yararlanma düzeyleri ve proje hakkındaki görüşleri
Millî Eğitim Bakanlığı 2023 vizyon belgesinde, okul bazında veriye dayalı planlama ve yönetim sistemine geçileceği yer almış ve bakanlığın tüm kararlarının veriye dayalı hale geleceği birinci hedef olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda; Bakanlığın mevcut veri sistemlerinden elde edilecek verilerin bütünleştirilmesi ile erişimi kolay bir Eğitsel Veri Ambarının oluşturulması öngörülmüştür. Bu sürece katkı sağlayacak en önemli bileşenlerden birisi, FATİH projesi kapsamında kurulan ve e-içerik merkezli bir eğitim platformu olan Eğitim Bilişim Ağıdır (EBA). Bu tez çalışmasında ortaokul matematik öğretmenlerinin EBA kullanım düzeylerinin araştırılması ve EBA yeterlilikleri hakkında öğretmen görüşlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda, Kayseri ili ortaokullarında görev yapan matematik öğretmenleri arasından, gönüllülük esası ile 312 öğretmen üzerinde karma araştırma yapılmıştır. Anket ve yarı yapılandırılmış görüşme formları ile elde edilen veriler analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, ortaokul matematik öğretmenlerinin genel olarak EBA'yı eğitim öğretim süreçlerinde faydalı bulmakla beraber içerik yönünden yetersiz ya da kısmen yeterli buldukları ve hali hazırda çok fazla tercih etmedikleri sonucu ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, EBA' nın eksik yönlerinin giderilmesi yönünde çalışmalar yapılmasının gerekli olduğu ve bu sürecin olumlu kazanımlar doğuracağı değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler EBA, matematik eğitimi, e-içerik
İlkokul ve ortaokul düzeyinde aile katılımının veli görüşleri doğrultusunda incelenmesi: Van ili örneği
Bu araştırmada, ilkokul ve ortaokul düzeyinde aile katılımının veli görüşleri doğrultusunda incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda karma araştırma desenlerinden Ardışık Açıklayıcı Karma Desen kullanılmıştır. Çalışma, 2017-2018 Eğitim-Öğretim yılında Van ili Merkez ilçelerdeki (Tuşba, İpekyolu ve Edremit) ilkokul (3 ve 4. sınıflar) ve ortaokulda (5, 6, 7 ve 8. sınıflar) öğrencisi bulunan 806 veli ile yürütülmüştür. Verilerin toplanması sürecinde nicel veriler için "İlköğretimde Okul ve Aile Katılımı Ölçeği/Veli Formu", nitel veriler için "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılmıştır. Nicel verilerin analizinde betimsel istatistikler, bağımsız gruplar için t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson çarpım momentler korelasyon katsayısı ve basamaklı regresyon analizi kullanılmıştır. Nicel veriler elde edildikten sonra maksimum çeşitlilik örnekleme yöntemi ile belirlenen 20 veli ile görüşme gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerden elde edilen nitel verilerin analizinde içerik analiz tekniği kullanılmıştır. Araştırma sonuncunda ulaşılan bazı önemli sonuçlar aşağıda sunulmuştur: • Okul ile veli arasındaki ilişkilerin iyi düzeyde olduğu, evde ve okulda aile katılımının sıklıkla gerçekleştiği, anne-babalık rolü yapılanmasının çok yüksek düzeyde olduğu, anne-baba yeterlik algısının yüksek düzeyde olduğu, veliler arasında ara sıra iletişim kurulduğu tespit edilmiştir. • Elde edilen bulgular neticesinde öğrencisinin sınıf seviyesi yükseldikçe, ebeveynlerin aile katılımlarının düştüğü sonucuna ulaşılmıştır. • Öğrencisi için daha üst seviyede bir eğitim-öğretim hayatı düşüncesi içerisinde olan velilerin, daha yüksek düzeyde aile katılımı davranışları sergiledikleri görülmüştür. • Okul ve veli arasındaki ilişkiler, anne-babalık rolü yapılanması, anne-baba yeterlik algısı ve diğer ailelerle kurulan iletişim boyutları ile evde aile katılımı ve okulda aile katılımı boyutları arasında pozitif yönde ve orta düzeyde, anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca bu boyutların evde aile katılımı ve okulda aile katılımı boyutlarının anlamlı yordayıcıları olduğu saptanmıştır. Anahtar Sözcükler İlkokul, ortaokul, aile katılımı, veli görüşleri
Öğretmen adaylarının uyku ritmi empati-sempati ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Uyku insanlık var olduğu günden beri var olan ve bilimsel anlamda incelenmesi yakın geçmişe dayanan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Uyku ile ilişkili olan birçok kavram olduğu bilinmekte ve özellikle psikolojik kavramlar uyku ile olan ilişkileri anlamında ilk sırada yer almaktadır. Bu çalışmada uyku ritmi, empati-sempati ve depresyon arasındaki ilişkilerin çeşitli değişkenler göre araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışma hem betimsel hem de ilişkisel tarama modeli kapsamında gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi bünyesinde formasyon eğitimi alan 336 öğretmen adayı katılmıştır. Çalışma kapsamında katılımcılara Demografik Soru Formu, Beck Depresyon Ölçeği, Sabahçı – Akşamcı Uyku Tipi Ölçeği, ve Empati-Sempati Ölçeği uygulanmıştır. Çalışma sonucunda SPSS paket programı kullanılarak veriler analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda akşamcıl, sabahçıl ve ara tip uyku ile depresyon ve empati-sempati ölçekleri puanları arasında anlamlı bir korelasyonun olmadığı görülmüştür. Kategorik değişkenler (Cinsiyet, spor yapma, gelecek beklentisi) ile uyku tipleri arasında anlamlı bir ilişkinin görülmediği ancak öğretmen adaylarının uyku tipleri ile madde kullanımları arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu (X2 (sd =4, N= 336) =14,823, P = ,005 < .05) görülmüştür. Sonuç olarak diyebiliriz ki, Akşamcıl, sabahçıl veya ara uyku tipi olmanın birçok değişken tarafından yordanmadığı ve bu bulguların daha önce yapılan çalışmalarla örtüştüğü görülmüştür.
İngilizce öğretmen adaylarının meslekteki ilk yıllarına yönelik olası benlikleri ile özel alan yeterlikleri arasındaki ilişki
Bu araştırma, İngilizce öğretmeni adaylarının meslekteki ilk yıllarına yönelik olası benlikleri ile özel alan yeterliklerinin düzeyini belirlemek ve söz konusu iki değişken arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Nicel araştırma yaklaşımının benimsendiği bu çalışma bir ilişkisel tarama modeli örneğidir. Çalışmanın örneklemini 2017-2018 eğitim öğretim yılında Türkiye'de bulunan devlet üniversitelerinin İngilizce öğretmenliği bölümünün son sınıflarında öğrenim gören toplam 357 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Çalışmanın verileri "İngilizce Öğretmeni Özel Alan Yeterlikleri Değerlendirme Ölçeği" ve Türkçeye uyarlanan "Öğretmen Adayları Olası Benlikler Ölçeği" yardımıyla toplanmıştır. Verilerin çözümlenmesinde betimsel ve kestirimsel istatistikî yöntemler kullanılmıştır. Çalışma sonucunda İngilizce öğretmen adaylarının özel alan yeterlikleri ve olası benlikleri arasındaki ilişki ile ilgili olarak aşağıdaki sonuçlar elde etmiştir: • Öğretmen adaylarının özel alan yeterliklerinin oldukça yüksek düzeyde olduğu tespit edilmiştir. • Öğretmen adaylarının özel alan yeterliklerinin cinsiyetlerine ve öğrenim gördükleri üniversitelerin düzeyine göre istatistiksel olarak farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Bununla birlikte, akademik olarak başarı düzeyi yüksek olan öğretmen adaylarının özel alan yeterliklerinin anlamlı olarak daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. • Öğretmen adaylarının toplam beklenen olası benliklerinin yüksek düzeyde, korkulan olası beliklerini ise düşük düzeyde olduğu görülmüştür. Öğretmen adaylarının beklenen olası benliklerinin cinsiyetlerine, akademik başarı düzeylerine ve öğrenim gördükleri üniversitelere göre farklılık göstermediği tespit edilmiştir. • Öğretmen adaylarının korkulan olası benliklerinin akademik başarı düzeyine göre farklılık göstermediği, cinsiyete ve öğrenim gördükleri üniversitelere göre ise farklılık gösterdiği belirlenmiştir. • Öğretmen adaylarının özel alan yeterlikleri ile beklenen olası benlikleri arasında orta düzeyde ve pozitif yönde anlamlı bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Öğretmen adaylarının korkulan olası benlikleri puanları ile özel alan yeterlik puanları arasında ise orta düzeyde negatif bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir. Öğretmen adaylarının beklenen ve korkulan olası benliklerinin açıklanmasında özel alan yeterliklerinin önemli ve anlamlı bir yordayıcı olduğu ortaya çıkmıştır.
Lise öğretmenlerinin örgütsel iç imaj algıları ile örgütsel bağlılıkları arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı, liselerde (ortaöğretim okullarında) görev yapan öğretmenlerin görüşlerine göre okullarının iç imaj algıları ile örgütsel bağlılık düzeyleri ve bunlar arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Araştırma ilişkisel tarama modelindedir. Araştırmanın evreni Nevşehir ili ve ilçelerindeki liselerde görev yapan öğretmenlerdir. Araştırmada hedef evrenden örneklem seçilerek uygulama yapılmış ve 333 öğretmene ulaşılmıştır. Bu araştırmada, liselerde görev yapmakta olan öğretmenlerin örgütsel iç imaj algılarını belirlemek için araştırmacı tarafından geliştirilen Örgütsel İç İmaj Algı Ölçeği, örgütsel bağlılık düzeyini belirlemek için ise Balay (2000) tarafından geliştirilen "Örgütsel Bağlılık Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmada şu bulgulara ulaşılmıştır: Katılımcıların görüşlerine göre, öğretmenler okullarına yönelik yüksek düzeyde olumlu bir iç imaj algısına sahiptir. Fen ve Anadolu liselerinde görev yapmakta olan öğretmenlerin okullarına yönelik geliştirdikleri iç imaj algısı meslek liseleri çalışanlarına göre daha yüksek ve olumludur. Öğretmenlerden oluşan katılımcılardan erkekler ve yönetici konumunda olanlar okullarına yönelik daha olumlu bir iç imaj algısına sahiptir. Okullar öğretmen sayısı bakımından kalabalıklaştıkça öğretmenlerin okullarına yönelik iç imaj algıları olumsuz olmaktadır. Öğretmenlerin iç imaj alt boyutlarında sahip oldukları görece en düşük algı okullarındaki eğitimin kalitesine ilişkin imaj boyutundadır. Eğitim kalitesine yönelik imaj bakımından Anadolu-Fen liselerinde görev yapmakta olan öğretmenler, meslek liselerinde çalışan öğretmenlerden daha olumlu bir algıya sahiptirler. Öğretmenler okullarına yönelik orta düzeyde bağlılık geliştirmişlerdir. Meslek liselerinde görev yapmakta olan katılımcıların uyum bağlılık düzeyleri Fen ve Anadolu liselerinde görev yapmakta olan katılımcıların uyum bağlılık düzeylerinden daha yüksektir. Uyum bağlılığı dışındaki gerek bağlılık toplam gerekse özdeşleşme ve içselleştirme alt boyutlarında ise durum tam tersidir. Erkek katılımcıların örgütsel bağlılık düzeyleri kadın katılımcılara, benzer biçimde yönetici olan katılımcıların da öğretmen katılımcılara göre örgütsel bağlılık düzeyleri oldukça yüksektir. Okulların öğretmen sayısı azaldıkça öğretmenlerin okullarına ilişkin bağlılık düzeyleri yükselmektedir. Öğretmenlerin görüşlerine göre, liselere ilişkin örgütsel iç imaj algı düzeyi ile örgütsel bağlılık düzeyleri arasında orta düzeyde, anlamlı ve pozitif bir ilişki mevcuttur. Katılımcıların okullarına yönelik iç imaj algı düzeyinin artması, okullarına yönelik geliştirdikleri örgütsel bağlılık düzeylerini artırmaktadır. Öğretmenlerin iç imaj algısının olumlu yönde artması, öğretmenlerin uyum bağlılıklarını düşük düzeyde de olsa azaltmaktadır. Anahtar Kelimeler: Örgütsel imaj, Örgütsel iç imaj, örgütsel bağlılık
Öğretmenlerin teknolojik pedagojik alan bilgileri, mesleğe adanmışlıkları ve teknoloji kullanım düzeyleri arasındaki ilişki
Bu araştırmada, öğretmenlerin teknolojik pedagojik alan bilgileri, mesleğe adanmışlıkları ve eğitimde teknoloji kullanım düzeyleri arasındaki ilişkilerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda tarama modellerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışma, 2016-2017 eğitim-öğretim yılında Van ili Tuşba, İpekyolu ve Edremit merkez ilçelerinde ilkokul, ortaokul ve lise düzeyindeki okullarda görev yapan 678 öğretmen ile yürütülmüştür. Verilerin toplanması sürecinde "Teknolojik Pedagojik Alan Bilgisi Ölçeği", "Öğretmenlik Mesleğine Adanmışlık Ölçeği" ve "Öğretmenlerin Teknoloji Kullanım Düzeyi Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde betimsel istatistikler, bağımsız gruplar için t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson çarpım momentler korelasyon katsayısı ve basamaklı regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuncunda ulaşılan bazı önemli sonuçlar aşağıda sunulmuştur: • Öğretmenlerin mesleğe adanmışlık düzeyinin yüksek olduğu, cinsiyete göre kadınlar lehine anlamlı fark olduğu, 0-5 yıl mesleki deneyime sahip öğretmenlerin adanmışlık düzeyinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. • Öğretmenlerin TPAB ve teknoloji kullanım düzeyinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. TPAB ve teknoloji kullanım düzeyi erkek öğretmenler, Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri öğretmenleri ve 0-5 yıl mesleki deneyime sahip öğretmenler lehine anlamlı farklılık göstermektedir. • Öğretmenlerin teknolojik pedagojik alan bilgileri, mesleğe adanmışlıkları ve eğitimde teknoloji kullanım düzeyleri arasında orta düzeyde ve pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu; teknolojik alan bilgisi, özverili çalışma, teknolojik bilgi ve teknolojik pedagojik alan bilgisi boyutlarının öğretmenlerin eğitim sürecinde teknoloji kullanmalarının anlamlı yordayıcıları olduğu belirlenmiştir.
Lise müdürlerinin karizmatik liderlik özellikleri ile öğretmenlerin örgütsel sessizlik düzeylerinin incelenmesi
Bu çalışma, lise müdürlerinin karizmatik liderlik özellikleri ile öğretmenlerin örgütsel sessizlik düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma nicel araştırma yöntemi ile gerçekleştirilmiş olup, ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmanın evrenini 2017-2018 eğitim öğretim yılında Van İli İpekyolu, Edremit ve Tuşba İlçelerindeki liselerde görev yapan öğretmenler oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemini ise seçkisiz örnekleme yöntemlerinden basit seçkisiz örnekleme yönetimi ile seçilen öğretmenler oluşturmaktadır. Çalışmanın verileri araştırmacı tarafından geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu", Conger ve Kanungo (1994) tarafından geliştirilen Aykanat (2010) tarafından Türkçe' ye uyarlanan "Karizmatik Liderlik Ölçeği" (KLÖ) ve Dyn vd. (2003) tarafından geliştirilen Taşkıran (2010) tarafından Türkçe' ye uyarlanan "Örgütsel Sessizlik Ölçeği" (ÖSÖ) ile elde edilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı analizler (aritmetik ortalama, standart hata, standart sapma, frekans, varyans, yüzde), parametrik fark testler (t testi ve ANOVA), Pearson Çift Yönlü Korelâsyon analizi kullanılmıştır. Grup ortalamaları arasındaki farkın test edilmesinde α= ,05 anlamlılık düzeyi esas alınmıştır. Araştırmanın bulguları neticesinde; ortaöğretim kurumlarında görev yapan okul müdürlerinin karizmatik liderlik davranışını "vizyon belirleme", çevresel duyarlılık" üye ihtiyaçlarına duyarlılık" statükoyu sürdürmeme" boyutlarında ve ölçek toplamında sergiledikleri sonucu elde edilmiştir. Genel bir ifade ile okul müdürlerinin karizmatik liderlik davranışı sergiledikleri belirlenmiştir. Analizler neticesinde cinsiyeti mesleki kıdem, müdürle çalışma süresi değişkenleri açısından anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre örgütsel sessizlik düzeyleri incelendiğinde çalışma örnekleminde yer alan öğretmenlerin "savunmacı sessizlik" boyutunda sessizlik davranışı içinde olmadıkları, "korumacı sessizlik" davranışı sergiledikleri, kısmen "kabullenici sessizlik davranışı sergiledikleri" ve genel olarak ölçek toplamında ise yine "orta" düzeyde sessizlik davranışı içinde oldukları belirlenmiştir. Öğretmenlerin örgütsel sessizlik davranışları yaş, mesleki kıdem, müdürle çalışma süresi değişkenlerinde anlamlı farklılık belirlenmiştir. Yapılan korelasyon analizinde ise karizmatik liderlik ile örgütsel sessizlik arasında ilişki tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükleri: Liderlik, karizmatik liderlik, sessizlik, örgütsel sessizlik, okul müdürü, okul, öğretmen
Okul öncesi öğretmenlerinin gelişime uygun uygulamalara yönelik inançlarının sınıflarındaki 3-6 yaş arası çocukların sosyal becerilerine etkisinin boylamsal olarak incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, okul öncesi öğretmenlerinin gelişime uygun uygulamalara yönelik inançlarının sınıflarındaki 3-6 yaş arası çocukların sosyal becerilerine etkisinin boylamsal olarak incelenmesidir. Çalışma grubunu, 350 okul öncesi öğretmeni ve 350 okul öncesi dönem çocuğu oluşturmaktadır. Çalışmanın verileri, "Kişisel Bilgi Formu-öğretmenler için, Kişisel Bilgi Formu-çocuklar için, Gelişime Uygun Uygulamalar Öğretmen İnanç Ölçeği (GUUÖİÖ) ve Okul Öncesi Sosyal Beceri Değerlendirme Ölçeği-OSBED Öğretmen Formu" ile toplanmıştır. Veri analizi için Bağımsız Örneklemler için t testi ve Tekrarlı Ölçümler İçin Tek Yönlü Varyans Analizi yapılmıştır. Çalışmanın sonunda, okul öncesi öğretmenlerinin GUU ile ilgili inanç ortalamalarının orta aralıkta olduğu, ancak yükseğe çok yakın olduğu bulunmuştur. Okul öncesi öğretmenlerinin yaşlarının, kıdemlerinin, öğrenim düzeylerinin, çalışma şekillerinin (kadrolu-ücretli), çalıştıkları kurum türünün (anaokulu-anasınıfı) GUU'ya ilişkin inançları üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı bulunmuştur. Özel sektörde çalışan okul öncesi öğretmenlerinin GUU'ya ilişkin inanç ortalamalarının, devlet okullarında görev yapan öğretmenlerin inanç ortalamalarından daha yüksek olduğu bulunmuştur. Eğitim-öğretim yılının başında yapılan ölçümlerde okul öncesi eğitim alan çocukların sosyal becerilerinin başlangıç becerileri, akademik destek becerileri, arkadaşlık becerileri ve duyguları yönetme becerileri alt boyutlarında öğretmenlerinin GUU'ya ilişkin inançlarına göre anlamlı düzeyde bir farklılaşma göstermediği bulunmuştur. Eğitim-öğretim yılının ortasında yapılan ölçümlerde GUU'ya ilişkin inanç düzeyi yüksek olan okul öncesi öğretmenlerinin sınıflarında yer alan çocukların sosyal becerilerinin başlangıç becerileri ve akademik beceriler alt boyutlarında inançları düşük olanların sınıfındakilerden daha yüksek olduğu bulunmuştur. Arkadaşlık becerileri ve duyguları yönetme becerileri alt boyutlarında ise anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Eğitim-öğretim yılının sonunda yapılan ölçümlerde GUU'ya ilişkin inanç düzeyi yüksek olan okul öncesi öğretmenlerinin sınıflarında yer alan çocukların sosyal becerilerinin başlangıç becerileri, akademik destek becerileri, arkadaşlık becerileri ve duyguları yönetme becerileri alt boyutlarında inançları düşük olanların sınıfındakilerden daha yüksek olduğu bulunmuştur. Bu bulgular göz önünde bulundurulduğunda, özellikle inanç düzeyleri düşük olan okul öncesi öğretmenlerine GUU felsefesini destekleyebilecek şekilde hizmet içi eğitimler verilebilir. Hizmet içi eğitimler düzenlenip öğretmenlerle, GUU'nun felsefesine ve ilkelerine uygun olarak, çalıştıkları grubun yaş özellikleri, bireysel özellikleri ve içinde yaşadığı toplumun özellikleri de göz önünde bulundurularak çocukların sosyal becerilerini destekleyecek etkinlikler hazırlanabilir. Anahtar sözcükler: gelişime uygun uygulamalar, sosyal beceriler, öğretmen inançları, okul öncesi eğitim, boylamsal çalışma
Eğitimde Ar-ge'nin önemi ve Ar-ge biriminin faaliyetlerine ilişkin yönetici ve öğretmen görüşleri (Van ili örneği)
Ar-Ge yönetim ve faaliyetlerini incelediğimizde, birimlerin altyapı ve yatırımları kadar örgütlerin bu yapıları kullanma becerilerinin de önemli olduğu görülmektedir. Ar-Ge örgütlerinde başarı kriterleri, temel yetenek ve üstünlükleridir. Örgütlerin üstünlükleri; faaliyetleri düzenleme yetenekleri, yeniliklere uygun proje çıktıları ve stratejik hedefleri ile orantılıdır. Ar-Ge örgütlerinde gerekli yatırımların sağlanabilmesi için, hükümet politikalarının stratejileri, beşeri gücün etkin kullanımı ve bunları yönetimsel yaklaşımlar ile güçlendirmek önem arz etmektedir. Bu kapsamda hazırlanan çalışma Milli Eğitim Bakanlığı'nın taşra teşkilatlarında oluşturdukları Ar-Ge örgütlerinin stratejik olarak planladıkları ve yürüttükleri proje faaliyetlerinin eğitime ve okulların dönüşümüne etkileri incelenmiştir. Çalışma beş ana bölüm şeklinde kurgulanmıştır. Ar-Ge örgütleri ve okul/kurumlarda görev yapan 19 katılımcı ile gerçekleşen görüşme neticesinde veriler toplanmış ve analiz edilmiştir. Çalışmanın örgütlerin Ar-Ge politikaları, Ar-Ge sorunları, usul ve esasları ile Ar-Ge birimlerinin temel yetenekleri, kurumsal işbirliklerine ve eğitimde 2023 Ar-Ge yönetişimine olumlu katkı sağlaması hedeflenmiştir.
İlköğretim sanat eğitiminde estetiğin rolü
Bu çalışmanın amacı, estetik eğitimin sanat eğitimindeki rolünü ilköğretim düzeyinde incelemektir. Bu çalışma nitel literatür taramasından, anlam kavramsal bileşenlerden oluşmaktadır, daha sonra farklı kavramlar arasındaki bağlantılar ve kavramsal ağlar arasındaki ilişki mantıksal olarak tanınır ve analiz edilir. Bu çalışmada, güzellik, estetik, eğitim, sanat ve sanat eğitimi kavramları, sanat eğitimi yaklaşımları ve teorileri anlatılmıştır. Sanat eğitimi, sanat etkinliklerini çocukların özgürce düşünebileceği, kolay ve güçlü bir şekilde hayal edebileceği, zekâsını ve duygularını geliştirebileceği ve hissedebileceği, yeteneklerini geliştirebileceği, nihayetinde güzel bir düşünceye götüren yaratıcılığı başarabileceği bir ortamda gerçekleştirilmesi anlamına gelir. Bu araştırmada, doğa ile ilgili konuların her biri ile ilişkinin estetiği, sanat tarihi, sanat eleştirisi ve sanat üretimi hakkında bilgi edinilecektir. Doğanın güzelliğini ve uyumunu anlamak ve zevk almak, bu güzelliklerin insan eliyle yeniden şekillenmesine neden olur. Bu düşünceler, gerçek doğa koruyucuları ve âşıklarını sanat ve kültür severleri bir üst merhaleye taşır. Çalışmanın sonunda estetiğe göre, sanat eğitimi müfredatının her bir öğesi için bazı önerilerde bulunulmaktadır.
Ergenlerde azim, umut ve öz-yeterliğin depresyon ile ilişkisi
Bugün ruh sağlığı problemleri ve bunun tetikleyicileri olan pandemi gibi küresel salgınların ergenler üzerindeki etkileri görece daha yıkıcı olarak karşımıza çıkmakta ergenlerin bilişsel, duygusal ve sosyal açılardan korunması ve rehabilite edilmesi her geçen gün daha fazla önem arz etmektedir. Bu nedenle pandemi sürecinde ve sonrasında ergenlerin pozitif taraflarını besleyecek psikolojik müdahaleler ve pozitif gençlik programlarının önemi kaçınılmaz olmaktadır. Bu bağlamda bu araştırmanın amacı umut, azim ve öz-yeterlik karakter güçlerinin ergenlerin depresyon düzeyleriyle ilişkisini incelemek ve bu değişkenlerin depresyon düzeyini etkileme mekanizmasını açıklamaya yönelik olarak alanyazın temelli geliştirilen bir model önerisini sınamaktır. Araştırmanın çalışma grubu, Van Merkezde lise öğrenimine devam eden 491 kız ve 259 erkek olmak üzere toplam 750 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmaya farklı sınıf düzeylerinden (9, 10, 11 ve 12. sınıf) ve okul türlerinden (Fen, Anadolu, Meslek ve İmam Hatip) lise öğrencileri katılmıştır. Araştırma verilerini toplamak için Sürekli Umut Ölçeği, Azim Ölçeği, Çocuklar İçin Öz-yeterlik Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma ilişkisel tarama modeli ile gerçekleştirilmiştir. Analizler için SPSS Statistics 25 ve AMOS 24 programları kullanılmıştır. Araştırma kapsamında önerilen model, yapısal eşitlik modellemesi ile test edilmiş ve kabul edilebilir uyum değerleri ile doğrulanmıştır. Çalışmada geliştirilen modelin fit uyum indekslerinin iyi uyum verdiği ve elde edilen katsayıların istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, bu çalışmada geliştirilen alternatif modelde azim umudu artırmakta, umudun artması özyeterliği arttırmakta, özyeterliğin artması da depresyonu azaltmakta ve depresyona karşı koruyucu bir faktör olmaktadır. Anahtar sözcükler: pozitif psikoloji, umut, azim, öz-yeterlik, depresyon.
Sinirbilimsel araştırmaların eğitimdeki uygulamaları
21.Yüzyılın pedagojik ve epistemik meydan okumaları ile karakterize edilen bir küresel konjonktürün doğurduğu diyalektiksel ilişkiler ağı içerisinde sinirbilimsel araştırmalar, uygulamalar ve modaliteler düzleminde daha iyi bir beyin inşasının gerçekleştirilmesine, daha sağlıklı bir zihinsel, entelektüel gelişimin sağlanmasına ve daha sürdürülebilir bir bilişsel rezervin ortaya konulmasına yönelik giderek artan bir ihtiyaç ve bu ihtiyacın disiplinlerarası bir kontekst içinde karşılanmasına dönük giderek artan bir eğilim belirginleşmiştir. Eğitimsel sinirbilim söz konusu ihtiyacı karşılamaya dönük olarak ortaya çıkmış disiplinlerarası bir alandır. Bu doktora tezimizde eğitimsel sinirbilimin dayandığı prensip ve paradigmalarına ilişkin hem disiplinlerarası hem de meta disipliner bir bakış açısı benimsenmiş ve bu bakış açısı doğrultusunda sinir bilimlerinin çeşitli modaliteler düzleminde eğitim - öğretim ortamlarına uyarlanması ile alakalı olarak İslami öz referansiyel değerlerimizin yansıtıldığı bir söylem analizi tezimizin dokusunun içerisine serpiştirilmiştir. Bu amaçla sinirbilimsel araştırmaların eğitim-öğretim ortamlarına daha doğru, sağlıklı ve etkin bir biçimde uyarlanması ve daha etkin bir öğrenme eyleminin geliştirilip teşvik edilebilmesi için İslami öz referansiyel değerler ve postulatlar bağlamında geniş bir interdisipliner ve metadisipliner bir araştırma repertuarının baz alındığı yeni ve heyecan verici bir takım çalışmalar tezimizde ortaya koyduğumuz problemin durumuna ışık tutmak için betimsel bir metodoloji bağlamında ve tezimizin kuramsal çerçevesinin içerisinde ele alınarak incelenmiştir. Ayrıca bu çalışmada çoklu okuryazarlıkların ve çoklu zeka biçimlerinin geliştirilmesine büyük bir vurgu yapılmış ve zihinsel ve entelektüel gelişime aracılık edebilecek bir takım davranışsal, bilişsel öz düzenleme becerileri, yüksek düzey düşünme biçimlerinin pedagojik ortamlara uyarlanmasının önemine işaret edilerek bu alanda çeşitli araştırma kuruluşları tarafından gerçekleştirilmiş çalışmaların ortaya koyduğu bilgi, bulgu ve verilere dayalı olarak nöropedagojik etkinliği kanıtlanmış çeşitli modaliteler geliştirilerek daha iyi bir eğitimsel iyi oluş durumunun tesis edilmesi ve daha sağlıklı bir nöro pedagojik, nöro epistemolojik ve nöro fenomenolojik profil ve rezervin geliştirilebilmesi için her türden eğitim – öğretim kurumları düzeyinde program geliştirme alınında benimsenip hayata uyarlanması gereken bir takım öneriler ve postulatlar ortaya konulmuş, uygulama ve modaliteler geliştirilerek tanıtılmıştır. Anahtar sözcükler: sinirbilim, pedagoji, eğitim, program geliştirme, çoklu okuryazarlık, çoklu zeka, interdisipliner çalışmalar
Eğitimde 2023 vizyon belgesinin uygulanabilirliği hakkında yönetici ve öğretmen görüşleri
Eğitim sisteminin sorunlarını planlama yöntemi ile çözme eğilimi önemlidir. Planlı dönemde politika ve kararların yaşama geçirilmesi ve hedeflerine ulaşılması, eğitim sorunlarının çözülmesinde önemli nedenler arasındadır. Milli Eğitim Bakanlığı da bu kapsamda beş yıllık planlama çerçevesinde Eğitimde 2023 Vizyon belgesi başlığında çalışmasını tamamlamış ve paydaşlarına açıklamıştır. İyi niyet ve irade beyanı olan, gidilmesi gereken ana yolların belirlenmesi ve eğitimin ana sorunlarını yazılı bir metin olan belgenin sürdürülebilirliği bakımından önemlidir. Belgenin, taşra teşkilatları örgütlerinde yansımaları ve tespiti de sürdürülebilirlik açısından önem arz etmektedir. Bu amaçla illerde ve ilçelerde vizyon belgesine ilişkin paneller ve çalıştaylar düzenlenmeye başlanmıştır. Bu çalışmada da Van ili Tuşba İlçesinde İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde Eğitimde 2023 vizyon belgesinin kapsamlı değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Göçün psikolojik etkileri
İnsan gruplarının göçleri zamanın başlangıcından beri gerçekleşmiş ve antik metinlere kaydedilmiştir. Güvenlik, barınma, yemek, ekilebilir alanlar arama ve özgürlük umuduyla, insanlar açlıktan, işkenceden, ruhsal baskıdan kaçmak için arayışa girmiştir. Göç eden ya da yer değiştiren insanoğlu aslında kendi içinde olan ya da olmayan oturmuş birçok birleşeni de değiştirmektedir. Yer değiştirmeyle birlikte kişinin kaybettiği sadece arkadaş, aile ve çevre değildir, aynı zamanda da onlarca yıldır bunlarla kurulan derin bağlardır. Süreç boyunca yaşanan olumsuz durumlar göç eden kişilerin üzerinde yıkıcı etkiler yaratmaktadır. Bu çalışmanın amacı da göç sürecinde ortaya çıkan yıkıcı psikolojik etkileri incelemektir. Çalışmada öncelikle göç kavramı ele alınarak, göçün nedenleri, göçmen ve mülteci kavramları arasındaki farklılık ve Türkiye'de göç ile ilgili yaşanan güncel durum ele alınmıştır. Sonra göç ve psikoloji ilişkisi başlığında göçün aşamaları, göçün koşulları ve sebeplerinin psikolojik etkilerdeki rolü başta olmak üzere diğer bazı önemli başlıklara değinilmiştir. Daha sonra, psikolojik açıdan sonuca etki eden öğeler başlığı altında kişilerin demografik özellikleri, kültürlenme ve başka bazı önemli unsurlar ele alınmıştır. Göçün yaratmış olduğu psikolojik sorunlar başlığında ise başta travma, TSSB ve depresyon olmak üzere kişileri etkileyen önemli psikolojik sorunlar ele alınmıştır. Son kısım olan ilgili araştırmalar başlığında ise, son 5 yıl içerisinde yurt içinde ve dışında yapılmış bazı örnek çalışmalar detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Bu tez ile elde edilmek istenen, yaşanan sıkıntılar sonucunda ortaya çıkan psikolojik rahatsızlıkları detaylı bir şekilde açıklayarak hem sorunların hem de çözümlerin tespitine katkıda bulunacak daha kapsamlı bir Türkçe metin ortaya çıkarmaktır.
Öğretmenlerde prososyal davranışların iş doyumu ve mesleki tükenmişlik ile ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmada öğretmenlerin prososyal davranış düzeyleri ile mesleki tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkide iş doyumunun aracı rolünün açıklanmasına yönelik alanyazına dayalı olarak geliştirilen bir hipotetik model test edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu 2020-2021 eğitim öğretim yılında Kars İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı merkez ve ilçelerde bulunan okullarda görev yapmakta olan 409'u kadın ve 192'si erkek olmak üzere 601 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmada verilerin toplanması için Olumlu Sosyal Davranış Eğilimi Ölçeği, Maslach Tükenmişlik Ölçeği – Eğitimci Formu, Minnesota İş Doyum Ölçeği – Kısa Formu ve araştırmacı tarafından hazırlanan Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizi için SPSS ve AMOS paket programları kullanılmış ve Yapısal Eşitlik Modellemesinden yararlanılmıştır. Araştırma kapsamında yapılan fark istatistiklerine göre, erkek katılımcıların mesleki tükenmişliğin duyarsızlaşma alt boyutundan ve olumlu sosyal davranışın kamusal olumlu sosyal davranış alt boyutundan aldıkları ortalama puanlar kadın katılımcıların bu ölçümlerden aldıkları puanlara göre anlamlı bir şekilde farklılaşmıştır. Kadın katılımcıların ise iş doyumunun içsel ve dışsal doyum alt boyutundan aldıkları ortalama puanlar erkek katılımcıların bu ölçümlerden aldıkları ortalama puanlara göre anlamlı bir şekilde farklılaşmıştır. Katılımcıların olumlu sosyal davranışın itaatkâr olumlu sosyal davranış ve gizli olumlu sosyal davranış alt boyutlarından aldıkları ortalama puanların medeni durumlarına göre bekâr katılımcılar lehine istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı ancak diğer alanlarda katılımcıların medeni durumları açısından anlamlı bir farklılaşma olmadığı belirlenmiştir. Ortaya konulan ve test edilen modele göre prososyal davranış ile mesleki tükenmişlik arasındaki ilişkide iş doyumunun aracı role sahip olduğu belirlenmiştir. Prososyal davranışın mesleki tükenmişlik üzerinde iş doyumu aracılığıyla dolaylı bir etkiye sahip olduğu ortaya konmuştur. Bulgular alanyazın çerçevesinde tartışılmış, araştırmacı ve uygulayıcılara çeşitli öneriler sunulmuştur.
Doğal yollarla çocuğu olan ve olamayan bireylerde ölüm kaygı düzeyinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, öncelikle bireylerin çocuk sahibi olma nedenlerini incelemek ardından doğal yollarla çocuğu olan ve olamayan bireylerin ölüm kaygı düzeylerini belirleyerek; çocuk sahibi olma yönteminin ölüm kaygısı açısından farklılık yaratıp yaratmadığını incelemektir. Ayrıca ölüm kaygısı çocuğun varlığı (doğal yollarla çocuğu olamayanlar için) ve diğer çeşitli değişkenler açısından değerlendirilmiştir. Çalışma nicel araştırma yöntemi ile gerçekleştirilmiş olup hem betimsel hem de ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemini, amaçsal örnekleme yöntemlerinden kartopu örnekleme yöntemi ile seçilen doğal yollarla çocuğu olan ve olamayan bireyler oluşturmaktadır. Doğal yollarla çocuğu olan 154 kişi ve doğal yollarla çocuğu olamayan 146 kişi olmak üzere toplamda 300 kişiye çevrim içi anket yoluyla ulaşılmıştır. Veriler, "Kişisel Bilgi Formu" ve "Thorson-Powell Ölüm Kaygısı Ölçeği" kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler (aritmetik ortalama, standart hata, standart sapma, frekans, yüzde, varyans) ve parametrik testler (iki grup arasındaki fark için student t-testi, ikiden fazla grup arasındaki fark için tek yönlü varyans analizi) kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre; ölüm kaygısının ve alt boyut puanlarının çocuk sahibi olma yöntemi durumuna göre anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Buna göre doğal yollarla çocuğu olamayan bireylerin doğal yollarla çocuğu olan bireylere göre ölüm kaygılarının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca doğal yollarla çocuğu olamayan bireyler arasında hiç çocuğu olmayanların, çocuğu olanlara göre ölüm kaygılarının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Analizler neticesinde ölüm kaygısı düzeyinin bireyin cinsiyeti, dindarlık, yaratıcıya yönelik ifade biçimi ve yakınını kaybetme değişkenleri açısından anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir.
İlkokul müdürlerinin çevik liderlik özellikleri ile kriz yönetimi becerileri arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı, öğretmen algılarına göre ilkokul müdürlerinin çevik liderlik özellikleri ile kriz yönetimi becerileri arasındaki ilişkiyi ortaya koymak ve bazı değişkenlere göre incelemektir. Araştırmanın evrenini 2022-2023 eğitim öğretim yılında Bitlis ili Merkez ve Tatvan ilçelerindeki resmi ilkokullarda görev yapan öğretmenler oluşturmaktadır. Araştırmanın çalışma evrenini ise Bitlis ili Merkez ve Tatvan ilçelerindeki öğretmen mevcudu 10 ve üzeri olan 27 ilkokul ve 466 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmanın çalışma evreninin tamamına ulaşmak hedeflendiğinden örneklem alma yoluna gidilmemiştir. Araştırmada Özgenel ve Yazıcı (2020) tarafından geliştirilen ''Marmara Çevik Liderlik Ölçeği'' ve Aksu ve Deveci (2009) tarafından geliştirilen ''İlköğretim Okulu Müdürlerinin Kriz Yönetim Becerileri'' ölçeği olmak üzere 2 farklı ölçek kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre parametrik testlerden olan Bağımsız Örneklemler T Testi ve Anova testi uygulanmıştır. Öğretmen görüşleri arasındaki farkın hangi alt boyutlarda olduğunu ortaya koymak için Tukey testine başvurulmuştur. ''Çevik Liderlik Ölçeği''nin mevcut müdürler çalışma süresi ve okuldaki öğrenci sayısı değişkenlerine göre farklılaştığı sonucuna varılmış Kriz Yönetimi Becerileri Ölçeğinde ise medeni durum, mevcut müdürle çalışma süresi ve okuldaki öğrenci sayısı değişkenlerine göre farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. İlkokul müdürlerinin çevik liderlik özellikleri ile kriz yönetimi becerileri arasındaki ilişkiyi tespit etmek için Pearson Correlation analizi yapılmış ve aralarındaki ilişkinin yüksek düzeyde pozitif yönde olduğu neticesi elde edilmiştir. İlkokul müdürlerinin çevik liderlik özellikleri ile kriz yönetimi becerileri arasındaki yordama düzeyini belirlemek amacıyla çoklu regresyon analizi yapılmıştır. Bulgulara dayanarak çevik liderliğin kriz yönetimi becerilerini yordadığı tespit edilmiştir. Araştırma sonuçları doğrultusunda, kalabalık ilkokullardaki öğrenci sayılarının azaltılması, özellikle kriz dönemlerinde yönetim becerileri ve çevik liderlik kapasitelerini arttırmak için okul müdürlerine yönelik hizmet içi eğitimlerin düzenlenmesi önerilebilir.
Kültürel belediyecilik bağlamında belediyelerin eğitim ve kültür hizmetlerinin incelenmesi: Tuşba Belediyesi örneği
Bu çalışmanın amacı, belediyelerin eğitim ve kültür hizmetlerini inceleyerek bu hizmetlerin halkın beklentilerini karşılayıp karşılamadığını tespit etmektir. Araştırma, nitel araştırma özelliği taşımaktadır. Araştırmanın çalışma grubu belirlenirken maksimum çeşitlilik örnekleme kullanılmıştır. Bu kapsamda Tuşba Belediyesi'nin düzenlediği eğitim ve kültür faaliyetleri kapsamında Futbol Kursu, İngilizce Kursu, Diksiyon Kursu, işaret Dili Kursu, Halı ve Kilim Kursu ve Osmanlıca alanlarında kurs alan dokuz kişi ile çalışma gerçekleştirilerek kursiyerlere önceden belirlenmiş sorular yöneltilmiş ve verilen cevaplar kayıt altına alınmıştır. Araştırma sonuçlarına göre Tuşba'da eğitime destek bağlamında yapılan birçok faaliyet içinde özellikle üç yıldır geleneksel olarak devam eden "Tuşba‟da Fikirler Konuşuyor" isimli proje bulunmaktadır. Belediyenin sunduğu Resim ve Yağlı Boya Kursu, Ney Kursu, Bağlama Kursu, Kara Kalem Kursu, Gitar Kursu, Sanatsal Kurslar; Futbol, Hentbol, Basketbol, Voleybol, Masa Tenisi, Satranç, Yüzme etkinlikleri, sportif faaliyetler arasındadır. Kursiyerlerin faaliyetlere katılımlarındaki ana gerekçeleri kişisel gelişim ve topluma fayda sağlamaktır. Katılımcıların genel anlamda belediyenin sunduğu hizmetlerden memnun oldukları tespit edilmiştir. Mevcut hizmetlerin geliştirilerek halkın daha fazla istifade etmesi önerilmektedir.
Okul öncesi öğretmenlerinin çalışma koşulları
Bu çalışma okul öncesi öğretmenlerinin çalışma koşullarını belirlemek ve demografik değişkenlere göre incelemek amacıyla yapılmıştır. Karma araştırma yönteminin kullanıldığı araştırmada sıralı açıklayıcı desen kullanılmıştır. Araştırma, nicel veriler için küme örnekleme yöntemi ile seçilen Van ilinde görev yapan 309 okul öncesi öğretmeniyle, nitel veriler için maksimum örnekleme yöntemi ile belirlenen 15 okul öncesi öğretmeniyle gerçekleştirilmiştir. Veri toplama araçları olarak araştırma kapsamında geliştirilen "Öğretmenlerin Çalışma Koşulları Ölçeği" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılmıştır. Araştırmada nicel verilerin analizi için betimsel istatistikler (aritmetik ortalama, standart sapma) ve fark analizleri (bağımsız gruplar için t testi ve ANOVA) kullanılırken; nitel verilerin analizi için betimsel analiz yapılmıştır. Sonuç olarak; okul öncesi öğretmenlerinin çalışma koşulları bağlamında okul lideri, meslektaş ve öğrenci ile ilişkilerin olumlu olduğu görülmüştür. Mesleki gelişim, tesis ve kaynaklar ile ilgili koşulların orta; iş yükü ve özlük hakları ile ilgili koşulların ise kötü olduğu belirlenmiştir. Demografik değişkenlere göre incelendiğinde, evli öğretmenlerin bekârlara göre iş yükü algısının yüksek olduğu, lisansüstü eğitim mezunu öğretmenlerin öğrenci ile ilişkilerinin daha iyi olduğu, ücretli öğretmenlerin çalışma koşullarına ilişkin daha olumlu görüşlere sahip olduğu, mesleğe yeni başlayan öğretmenlerin çalışma koşullarına ilişkin görüşlerinin daha olumlu olduğu ve uzman öğretmenlerin liderlik ve iş yükü boyutlarındaki görüşlerinin diğer öğretmenlere göre daha olumsuz olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Okul öncesi öğretmenlerinin okul yöneticilerin alana hâkim olmaması, aşırı iş yükü, hizmet içi eğitim içeriklerinin yetersiz olması, eğitimleri verenlerin uzman olmaması, okulun fiziki koşulları ve kaynaklarının yetersizliği, yardımcı personelin yokluğu, kesintisiz çalışma, sınıf mevcutları ve düşük maaşlar gibi kötü çalışma koşullarına sahip olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. Anahtar sözcükler: okul öncesi, öğretmen, çalışma koşulları.
Sınıf öğretmenlerinin sevgi pedagojisine yönelik görüşleri
Bu araştırma, sınıf öğretmenlerinin sevgi pedagojisine yönelik eğilimlerini çeşitli değişkenler açısından incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada karma araştırma yöntemi ve eş zamanlı iç içe geçmiş desen kullanılmıştır. Araştırmanın nicel boyutu, basit rastgele örnekleme yöntemiyle belirlenen ve Van ilinde bulunan 431; nitel boyutu ise maksimum çeşitlilik yöntemiyle belirlenen 12 sınıf öğretmeni ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama araçları olarak "Sevgi Pedagojisine Yönelik Eğilimler Ölçeği (SPYEÖ)" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılmıştır. Toplanan nicel veriler, düzenlenerek SPSS İstatistik Programı aracılığıyla analizleri (t-testi, ANOVA varyans analizi ve Post-hoc Analizi) yapılmıştır. Nitel veriler ise, yarı yapılandırılmış görüşme formu için uzman görüşü ve katılımcılar tarafından anlaşılırlık onayı alındıktan sonra toplanmaya başlanmış olup elde edilen verilerin tema ve alt temaları görüşler doğrultusunda oluşturulmuştur. Çalışmanın nicel bulguları arasında, sınıf öğretmenlerinin sevgi pedagojisine yönelik eğilimleri cinsiyet ve medeni durum değişkenlerine göre anlamlı düzeyde ilişkili çıkmıştır. Çalışmanın nitel bulguları arasında ise, veli, çocukla iletişim, okulun sosyo-ekonomik durumu, akademik başarı ve güler yüz gibi kavramların sevgi pedagojisi alanında önemli oldukları tespit edilmiştir. Nicel ve nitel bulgular bir arada tartışılmış olup, elde edilen bulguların birbirlerini destekleyip desteklemedikleri açıklanarak ilgili literatürle tartışılmıştır.
Filial terapinin özel yetenekli çocukların öz düzenleme becerileri ve akademik azim düzeyleri üzerine etkisi
Bu araştırmanın amacı 10-Oturumluk Filial Terapi uygulamasının özel yetenekli çocukların öz-düzenleme becerileri ve akademik azmi üzerinde etkisini incelemektir. Araştırmanın çalışma grubunu 2023-2024 eğitim öğretim yılında Doğu Anadolu Bölgesi'nde bir BİLSEM'de öğrenim gören özel yetenekli çocuklar ve anneleri oluşturmuştur. Çalışmada 3x3 (deney, kontrol ve plesebo X ön test- son test-izleme testi) split-plot faktöriyel desen kullanılmıştır. Veri toplamak amacıyla Kişisel Bilgi Formu, Öz Düzenleme Ölçeği ve Akademik Azim ölçeği kullanılmıştır. Deney grubu annelerine 10 oturumdan oluşan Filial Terapi programı uygulanmıştır. Plasebo grubu ile terapötik etkisi olmayan etkinlikler içeren 3 oturumdan oluşan bir uygulama gerçekleştirilmiştir. Kontrol grubunda bulunan katılımcılara ise herhangi bir program uygulanmamıştır. Filial Terapi programı bitiminde deney, kontrol ve plasebo gruplarına sontest, altı hafta sonra da izleme testi uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde SPSS 22 programı kullanılmıştır. Araştırmanın ölçümlerinde Kruskal Wallis H Testi, Mann Whitney U Testi, Friedman Mertebeler Testi ve İkili Karşılaştırmalara Dayalı Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi kullanılmıştır. Araştırma sonunda Filial Terapi eğitiminin deney grubundaki ebeveynlerin çocuk-ebeveyn ilişkisinden hareketle çocukların öz düzenleme ve akademik azim düzeylerini artırmada etkili olduğu ve bu etkinin altı hafta sonra da devam ettiği saptanmıştır. Elde edilen bu sonuçlar alanyazın ışığında tartışılmış ve bazı önerilerde bulunulmuştur.
Ahmet Mithat'ın dergiciliğinde düşünme eğitimi
Ahmet Mithat, Türk kültür ve edebiyatının önemli isimlerinden biridir. Onun eserleri hakkında pek çok çalışma yapılmış ve edebiyat başta olmak üzere sosyoloji, felsefe, eğitim açısından eserleri incelenmiştir. Ancak eserleri düşünme eğitimi açısından incelenmemiştir. Ahmet Mithat, Türkiye'de çağdaş felsefe çalışmalarının başlatılması konusunda öncü isimlerden biridir. Bu nedenle onun özellikle felsefi nitelikteki denemelerinin ve makalelerinin art arda yayımlandığı dergilerinin düşünme eğitimi yönüyle incelenmesi ve analiz edilmesi gerekirdi. Bu çalışma böyle bir ihtiyaca karşılık gelmek üzere yapılmıştır.
Okul müdürlerinin yenilikçi liderlik davranışları ile öğretmen motivasyonu ve performansı arasındaki ilişki
Araştırmanın amacı okul yöneticilerinin yenilikçi liderlik davranışları ile öğretmen motivasyon ve performansı arasındaki ilişkiyi incelemektir. Ele alınan çalışmada tarama modellerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır.Araştırma evrenini Van ili merkez ilçeleri kamu ortaöğretim kurumlarında görev yapan öğretmenler oluşturmuştur. Örneklem yöntemlerinden tabakalı örneklem yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Akyürek ve Karabey (2022) tarafından geliştirilen "Yenilikçi Okul Liderliği Ölçeği", Uçar (2015) tarafından geliştirilen "Öğretmen Motivasyon Ölçeği" ve Özgenel (2019) tarafından geliştirilen "Öğretmen Performans Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma verileri araştırmanın amacı doğrultusunda uygun istatistik yöntemleri kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda okul müdürlerinin yenilikçi liderlik davranışları ile öğretmen motivasyonu ve performansı arasında zayıf ama anlamlı bir ilişki olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular neticesinde eğitim örgütlerinde öğretmenlerin motivasyon ve performansını arttırmak, okul müdürlerinin örgütlerde daha yapıcı ve olumlu iklimler geliştirmesini sağlamak için yenilikçi liderlik davranışları ile ilgili okul müdürlerine yönelik hizmet içi eğitimler verilmesi önerilmiştir.
Okul yöneticisi, öğretmen ve öğrenci görüşlerine göre eğitimde diyalog
Sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçiş bir toplumun tüm öğelerini etkileyerek toplumu yeniden yapılanma sürecine götürür. Yeni toplumun-bilgi toplumu- gereksinimlerine cevap vermek için toplumla ters düşmeyecek, toplumu geliştirecek özellikler ile donatılmış bireylere ihtiyaç vardır. Bu bireylerin yetiştirilmesi için eğitim sisteminin çağa uygun şekilde kendini sürekli yenilemesi gerekmektedir. Bu araştırmada 21. Yüzyılın önemli yeterlilikleri arasında gösterilen diyalog kavramı eğitim çerçevesinde ele alınmıştır. Bütünün önemi göz önünde tutularak, bütünün parçaları ve parçaların bütüne ve birbirine nasıl etki ettiği ve bu etkilerin yansımalarını bütünsel çerçevede araştırmak için nitel araştırma yöntemi desenlerinden olgubilim deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2023- 2024 eğitim ve öğretim yılında ortaöğretim kademesinde görev yapan okul yöneticileri, öğretmen ve öğrenciler oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak amaçlarla tutarlı, hedeflere ulaştırıcı açık uçlu soruların yer aldığı yarı yapılandırılmış görüşme formu uygulanmıştır. Verilerin analizinde içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Bu araştırmanın sonuçlarına göre etkili oluşturulamayan diyaloğun hemen hemen her alanda eksikliğinin hissedileceği, bu eksikliğin göz ardı edilmesi, fazla önemsenmemesi durumunda kaosun oluşacağı ve toplumun bu durumdan ciddi şeklide zarar göreceği vurgulanmıştır. Katılımcılar sınıfların, ideal olarak, öğrenci ve öğretmenlerin birlikte anlayış geliştirdikleri bilgi oluşturma ortamlarını oluşturduğu göz önüne alınırsa öğretmenlerin, etkinlikleri ve zamanı düzenleyerek etkileşimli fırsatların dinamiklerini yaratmaları ve şekillendirmeleri gerektiğini belirtmişlerdir. Bununla beraber öğretmenler arasındaki diyaloğun hem onlar hem de öğrenciler üzerindeki etkisi, öğretmenlerin öğrenciler ve öğrencilerin kendi arasındaki etkileşimin kalitesi ile eğitim diyaloğunun kalitesi, sınıflarda bilgi ve öğrenmenin inşası için kritik öneme sahip düşüncesini öne çıkarmıştır. Çalışma kapsamında bireyi, toplumu ve eğitim sistemini geliştirecek önerilerde bulunulmuştur.
Bilinçli farkındalık temelli hazırlanan psikoeğitim programının bilinçli farkındalık, dijital iyi oluş, stres, problemli cep telefonu kullanımı ve dijital bağımlılık düzeylerine etkisi
Bu araştırmada, bilinçli farkındalık temelli hazırlanan psikoeğitim programının üniversite öğrencilerinin bilinçli farkındalık, dijital iyi oluş, stres, problemli cep telefonu kullanımı ve dijital bağımlılık düzeylerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Programın hazırlanma sürecinde mevcut litaratür taranmış, hazırlanmış psikoeğitim programları incelenmiş ve gerekli eğitimler alınmıştır. Hazırlanan psikoeğitim programının etkinliği test etmek ve programda iyileştirme yapmak için 11 kişilik bir gruba 8 oturumluk pilot uygulama yapılmış, programın etkinliği test edilmiş ve programda gerekli değişiklikler yapılmıştır. Araştırma modelinde bir bağımsız ve beş bağımlı değişken bulunmaktadır. Araştırmanın bağımsız değişkeni "Bilinçli Farkındalık Temelli Hazırlanan Psikoeğitim Programı", araştırmanın bağımlı değişkenleri ise öğrencilerin bilinçli farkındalık, dijital iyi oluş, stres, problemli cep telefonu kullanımı ve dijital bağımlılık düzeyleridir. Araştırmanın çalışma grubunu Van Meslek Yüksekokulunda eğitim gören 1.ve 2. sınıfa devam eden 310 gönüllü üniversite öğrencisi oluşmaktadır. Çalışmada öntest, sontest, izleme testli ve kontrol gruplu 2x3'lük split-plot deneysel desen kullanılmıştır. Veri toplamak amacıyla Bilinçli Farkındalık Ölçeği, Dijital İyi Oluş Ölçeği, Algılanan Stres Ölçegi (ASÖ-14), Problemli Cep Telefonu Kullanım Ölçeği (PCTKÖ) ve Dijital Bağımlılık Ölçeği (DBÖ) kullanılmış ve ölçeklerin güvenililirlik analizleri yapılmıştır. Elde edilen verilere göre dijital iyi oluşları düşük dijital bağımlılığı yüksek 60 öğrenci arasından seçkisiz bir şekilde 46 öğrenci deney (n=23) ve kontrol (n=23) gruplarına atanmıştır. Deney grubunda 9 kadın ve 14 erkek öğrenci ve kontrol grubunda ise 12 kadın ve 11 erkek öğrenci bulunmaktadır. Araştırma kapsamında deney grubuna 8 oturum süren "Bilinçli Farkındalık Temelli Hazırlanan Psikoeğitim Programı" uygulanmıştır. Müdahale programı bitiminde deney ve kontrol gruplarına son test, sonra da izleme testi uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS-26 programı ile analiz edilmiştir. Veri analizinde, deney ve kontrol gruplarının başlangıçtaki puanlarını karşılaştırmak için t-testi, tekrarlı ölçümlerde ise ANOVA kullanılmıştır. Ayrıca, ölçeklerin ön test, son test ve izleme testi puanlarını karşılaştırmak için Posthoc testlerinden Bonferroni testi kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre "Bilinçli Farkındalık Temelli Hazırlanan PsikoEğitim Programının" bilinçli farkındalık ve dijital iyi oluşu arttırmada, stres, problemli cep telefonu kullanımı ve dijital bağımlılığı azaltmada etkili olduğu ve bu etkinin izleyen süreçte devam ettiği bulunmuştur. Elde edilen bu sonuçlar alanyazın ışığında tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur.
Sınıf öğretmenlerinin bireyselleştirilmiş eğitim programı hazırlarken karşılaştıkları güçlükler ile yeterlik algıları arasındaki ilişki
Eğitim, "Kişinin doğumuyla beraber başlayan ve ölümüne dek süregelen, kişinin davranışlarını çevresiyle kurduğu etkileşim yoluyla kasıtlı ve istedik davranış değişikliği meydana getirme süreci" olarak ifade edilir (Ertürk, 2017). Eğitimin bir ölçütü bireysel ve evrensel kültürel değerlerle sahip toplum inşa etmenin yanında toplumların gelişmişlik ölçütlerinden biri de eğitim düzeyleri arasında paralellik göstermektedir. Eğitim bireylerin en temel kültürel gereksinimlerindendir ve bu gereksinime olan isteği her geçen gün daha çok artmaktadır. Bu isteğin en tabi şekilde karşılanabilmesi adına toplumlar kendi eğitim sistemlerini meydana getirirler (Günaydın, 2008). Eğitim sistemleri incelendiğinde sistemi oluşturan çok sayıda birbiriyle ilişkili parça yer almaktadır. Bunlar: Okul ve bunun içerisinde yer alan öğretmen, öğrenci, veliler, okul yönetimleri ve okulun bulunduğu sosyal çevre gibi çeşitli bileşenlerden oluşmaktadır. Toplumların daha müreffeh gelecek inşa etmelerinin bir yolu sistem olan eğitim içerisinde var olan okullarda kaliteli, güçlü iyi bir eğitimin verilmesiyle gerçekleştirir. Sistemi oluşturan bir diğer öğe olan öğrencilere iyi bir eğitimin verilebilmesi, öğretim hizmetlerinin niteliğinin güçlü kaliteli öğretme etkinliklerine ihtiyaç duymaktadır. Böylesi bir eğitim verilirken, öğretmenlik alan bilgisi, pedagojik formasyon açısından nitelikli, donanımlı öğretmenler yetiştirilmeden eğitimdeki güçlü ve kaliteli yapı inşa edilemez (Seferoğlu, 2004). Öğretmen nitelik ve yeterliliği, öğretmenlerin icra ettiği mesleğinin gerektirdiği temel kazanımları sahip olmak ve bunları etkili bir şekilde davranışa dönüştürmektir. Öğretim hizmetlerindeki amaçlara ulaşmanın sürecin her aşamasında yer alan öğretmenin sahip olduğu donanım, nitelik ve yeterliliğine bağlıdır (MEB, 2017). Öğretmen yetiştirme ve Eğitimi Genel Müdürlüğünün üstlenmiş olduğu Temel Eğitime Destek Projesiyle 2004 yılında gerçekleştirdiği çalıştayda kişisel ve mesleki değerler-mesleki gelişim, öğrenciyi tanıma, öğrenme ve öğretme süreci, öğrenmeyi, gelişimi izleme ve değerlendirme okul aile ve toplumsal ilişkiler, program ve içerik bilgisi şeklinde 6 temel öğretmen yeterlilik alanı, 31 alt yeterlik 233 performansa ilişkin Öğretmenlik mesleği genel yeterlilikleri belirlenmiştir. 2006 yılında 2590 sayılı Tebliğler Dergisi'nde yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Öğretmenlik mesleğinin genel yeterlilikleri tespit edildikten sonra öğretmenlik mesleği özel alan yeterliliklerinin tespiti amacıyla ilk ve ortaöğretim kademelerinde sınıf öğretmenlerinin de kapsayan bu süreçte öğretmenlerin branşlarına yönelik öğretmen özel alan yeterlilikleri hazırlanmış ve yürürlüğe konmuştur (MEB, 2017). Sınıf öğretmeni, ilkokul kademesindeki öğrencilere eğitim programlarında mevcut kazandırılması gereken amaçları aktaran, aktarırken nasıl bir araştırma sürecine girişmeleri gerektiğini öğreten, öğrencinin kendisine yönelik ve var olduğu çevreye yönelik olumlu bilgi, beceri ve tutumlar geliştirmelerine yardım eden, bireysel farklılıklara hoş görüyle bakabilmeyi sağlayan, başkalarıyla etkili iletişim kurma becerilerinin öğretimini ve gelişimini sağlayan, öğrencilerin tüm eğitim dönemlerinin altyapısını oluşturmasına kaynaklık, rehberlik eden kişidir (Güleç vd., 2023). Tüm bunların yanında sınıf öğretmeni öğretim etkinliklerinin amaçlarını aktarırken birbirinden farklı zekâ, yetenek ve gelişim gösteren bireysel farklılıkları sahip olan öğrencilerle karşı karşıyadır. Eğitim sistemimiz içerisinde her bireyin temel eğitim görmek vatandaşlık hakkı olmasının yanında eğitim kurumları, "dil, ırk, cinsiyet ve din ayrımı gözetilmeksizin herkese açıktır" şeklinde ifade etmektedir. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesinde, UNESCO'nun Salamanca Bildirisi'nde, Avrupa Konseyi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı vb. örgütlerce eğitim alma hakkı güvence altına alınmıştır (Günaydın, 2008). Birbirinden farklı bireysel gelişim gösteren bireylere aynı kazanımı farklı öğretim yöntem tekniklerin kullanımı süreci oldukça güçleştirmektedir. Her öğrencinin eşit ve adil şartlar içinde, bireysel yetenekleri, farklılıkları göz önünde bulundurularak toplumun her bireyini kapsayacak şekilde eğitimden faydalanması sağlanmalıdır. Buna karşın eğitim programları kişilerdeki benzer özellikler göz önünde bulundurularak tasarlanır, program uygulanırken öğrenci özellikleri göz önünde bulundurularak çeşitli uyarlamalar yapılır (Aktepe, 2005). Eğitim sistemleri içerisinde öğrenciler verilen eğitim durumlarından bireysel farklılıkları düzeyinde yararlanmaktadır. Eğitim durumlarından yararlanma düzeyi genel eğitim hizmetlerinin belirlediği şekilde gerçekleşirse verilen eğitim hizmetleri onlar için yeterli olur. Aksi durumda eğitim durumlarından yararlanma düzeyleri arasındaki farklılıklar büyüdükçe genel eğitim hizmetlerinden yararlanmaları güçleşir ve farklı bir eğitim hizmetinden yararlanma durumu ortaya çıkar (Batu vd., 2004). Böylesi bir durum özel eğitim hizmetleri sürecini beraberinde getirmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği özel eğitim hizmetlerine ihtiyacı olan bireyleri: "Bireysel ve gelişim özellikleri ile eğitim yeterlilikleri açısından akranlarından anlamlı düzeyde farklılık gösteren birey" şeklinde tanımlamaktadır (MEB, 2018). Ülkemizde özel eğitim hizmetleri aynı yetersizlik türünden etkilenmiş bireylere özel eğitim okullarında verilen ayrı eğitim düzenlemeleri ile genel eğitim okulları içerisinde birlikte verilen özel eğitim alt sınıf uygulamaları ve destek eğitim hizmetleri sunularak verilen kaynaştırma uygulamaları şeklinde yürütülmektedir (Cavkaytar ve Diken, 2012). Özel eğitim hizmetlerine ihtiyacı olan bireyin herhangi bir yetersizlikten etkilenmemiş normal gelişim gösteren akranlarıyla beraber aynı eğitim ortamında bulunması destek eğitim hizmetlerinden yararlandırılması bu bireylerin gerek temel yaşam becerilerinin edinmesinde, gerekse öğrenme ihtiyaçlarını karşılamaları adına büyük önem taşımaktadır (Batu vd., 2004). Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliğinde "Özel eğitime ihtiyacı olan bireylere hazırlanacak olan "Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı" doğrultusunda akranları ile beraber her tür ve kademedeki okul ve kurumda uygun öğretim yöntem ve tekniklerle sürdürülür" şeklinde açıklanmıştır. Bu yönde özel eğitime gereksinim duyan her bir birey için Bireyselleştirilmiş eğitim programı hazırlamaya ihtiyaç vardır. "Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı" Özel eğitime gereksinimi olan bireylerin kendisine has eğitimsel ihtiyaçlarını gidermek için uygun eğitim ve öğretim ortamlarından ve destek eğitim hizmetlerinden en yoğun şekilde faydalanmasını sağlayacak bireysel bir eğitim planıdır. Özel eğitim hizmetleri yönetmeliğinde belirtildiği gibi özel eğitim hizmetlerinin bir ilkesi de özel eğitime gereksinimi olan bireyler için Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı hazırlanması, geliştirilmesi ve bu yönde eğitim programlarının bireyselleştirilerek uygulanması esastır (MEB, 2018). Destek özel eğitim hizmetleri sınıf öğretmenleri, branş öğretmenleri ve özel eğitim öğretmenleri tarafından hazırlanacak Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı doğrultusunda yürütülmektedir. Sınıf öğretmenli lisan eğitim programlarının ders içeriklerinde "Özel Eğitim ve Kaynaştırma" dersi yer almaktadır. Bu kapsamda özel eğitim ve kaynaştırma uygulamalarına yönelik teorik bilgiler yeterliliklerine katkı sunmaktadır. Ancak Özel Eğitim Öğretmenliği lisan eğitimi ders içeriklerinden "Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı Hazırlama" başlı başına bir dönem boyunca verilmektedir. Bu açıdan bakıldığında sınıf öğretmenleri Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı hazırlama konusunda çeşitli güçlüklerle karşılaşmalarına yol açmaktadır.
Tarih öğretmenlerinin dijital tarih uygulamalarına ilişkin görüşlerinin belirlenmesi üzerine bir çalışma
Bu çalışma, tarih öğretmenlerinin dijital tarih uygulamalarına yönelik görüş ve tutumlarını belirlemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada hem nitel hem de nicel araştırma yöntemlerinin birlikte kullanıldığı karma araştırma modeli benimsenmiştir. Veriler, anket formu ve üç açık uçlu sorudan oluşan görüşme formu aracılığıyla toplanmıştır. Bu sayede hem öğretmenlerin genel eğilimlerini nicel olarak belirlemek hem de konuya ilişkin daha derinlemesine nitel veriler elde etmek hedeflenmiştir. Elde edilen bulgular, tarih öğretmenlerinin teknolojik araçlara karşı genel olarak olumlu bir tutuma sahip olduklarını, ancak bu teknolojileri derslerinde nasıl ve ne amaçla kullandıklarının büyük ölçüde değişkenlik gösterdiğini ortaya koymuştur. Katılımcılar, teknolojinin tarih öğretiminde bilgiye ulaşımı kolaylaştırdığını, dersleri daha ilgi çekici ve etkileşimli hale getirdiğini ve özellikle öğrencilerin motivasyonlarını artırdığını belirtmiştir. Ayrıca dijital kaynakların tarih okuryazarlığını geliştirdiği ve eleştirel düşünme becerilerini desteklediği yönünde görüşler de öne çıkmıştır. Bununla birlikte, teknolojinin tarihsel bilgileri yüzeyselleştirme riski taşıdığı, geleneksel tarihçilik anlayışından uzaklaştırabileceği ve öğrencilerde bilgiye kolay erişim nedeniyle araştırma yapma alışkanlıklarının zayıflamasına neden olabileceği gibi eleştiriler de dile getirilmiştir. Bazı öğretmenler, dijital içeriklerin güvenilirliğini sorgulamakta ve yanlış ya da yanlı bilgilere maruz kalınabileceğine dikkat çekmektedir. Ayrıca teknolojiyi sadece sunum yapmak, görsel materyal göstermek veya kısa videolar izletmek gibi sınırlı düzeyde kullanan öğretmenlerin, pedagojik ve teknolojik yeterliklerinin sınırlı olduğu görülmektedir. Tarih öğretmenlerinin teknolojiye yönelik olumlu tutumları bulunmasına rağmen, bu tutumların sınıf içi uygulamalara etkili biçimde yansıtılmadığı anlaşılmaktadır. Teknolojinin tarih öğretiminde etkili, eleştirel ve pedagojik temelli biçimde kullanılması için öğretmenlerin mesleki gelişimlerinin desteklenmesi ve teknoloji entegrasyonuna yönelik farkındalıklarının artırılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Eğitimde temel bir tartışma: Çok kültürlülük ve çok kültürlü eğitim
Kültürel çeşitlilik toplumlarda uzun zamandır mevcuttur. Tarih boyunca farklı geleneklere, dillere ve kimliklere sahip birçok insan aynı coğrafyayı paylaşmıştır. 21. Yüzyılda toplumlar kültürel olarak çeşitlilik göstermiştir. Küreselleşmeyle farklı kültürlerin temas etmesi kaçınılmaz oldu. Aynı coğrafyayı paylaşan bu farklı kültürlerin birlikte yaşaması olgusu çok kültürlülük olarak tasvir edilmektedir. Bu çalışmada 'çok kültürlülük' terimi yalnızca kültürel açıdan çeşitliliğe sahip bir toplumu tanımlamak için değil, aynı zamanda kültürel çeşitliliği korumayı amaçlayan bir tür politikaya atıfta bulunmak için de kullanılmıştır. Deyim yerindeyse, çok kültürlülük genel olarak bu kültürel çeşitliliği tanımlamak için kullanılan terimdir ve çok kültürlü eğitim de bunu incelemek için tasarlanan eğitim programlarına uygulanan terimdir. Böylelikle, çok kültürlü eğitim, artan kültürel çeşitliliğin bir sonucu olarak son dönemlerde ortaya çıkan bir dizi pratik eğitim sorununa bir yanıt olarak ortaya çıktı. Çok kültürlü eğitime yönelik tutarlı bir yaklaşım geliştirmek; entelektüel olarak tutarlı ve ahlaki açıdan kabul edilebilir bir teorik temelini oluşturmak bu tezin amacıdır. Bu soruna yönelik tutarlı bir teorinin eksikliği dikkate alındığında çok kültürlü eğitimin kökenlerini ve gelişimini incelemek ve bazı temel sorunları, tartışmaları ve teorik perspektifleri açıklığa kavuşturmaya çalışmak son derece önemlidir. Fakat bunun birtakım zorlukları da vardır. Çok kültürlü eğitime yönelik bir zorluklar sadece eğitimin kendi doğasından kaynaklanmaz; bunun politik, sosyal, kültürel, dini, ahlaki boyutları vardır. Sözgelimi, okullar geleneksel kültürel değerlerin ve uygulamaların korunması ve aktarılmasıyla mı yoksa eleştiriye, gelişmeye ve değişime izin veren bir kültür yaklaşımını teşvik etmekle mi daha fazla ilgilenmelidir? Çocukları, çeşitli kültürel kimliklerle etkileşime girmeye, farklılıkları keşfetmeye ve farklı kültürlerden gelen insanlarla yaratıcı diyalog içinde deneyim alışverişinde bulunmaya teşvik etmek, çocukların mevcut kültürel kimliklerini potansiyel olarak baltalamadan mümkün müdür? Bütün bu tartışmalar eleştirel bir bakış açısıyla kapsamlı, sistematik ve bütünsel bir yaklaşımla ele alınacaktır.
Birleştirilmiş sınıflarda matematikle oynuyorum programının dört işlem problemlerini çözme becerisi üzerine etkisi
Bu araştırma, Matematikle Oynuyorum Programı (MOP) adlı programın, birleştirilmiş sınıflarda öğrenim gören öğrencilerin dört işlem problemlerini çözme becerileri üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamıştır. Programın geliştirme sürecinde ilgili literatür taranmış, benzer oyun temelli öğretim uygulamaları incelenmiş ve içerik ile yapısı bu doğrultuda oluşturulmuştur. Araştırma sürecinde, öntest, sontest ve izleme testlerinden oluşan kontrollü 2×3 split-plot (karma) deneysel desen kullanılmıştır. Çalışma grubu, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Van ili Tuşba ilçesinde bulunan birleştirilmiş sınıflarda öğrenim gören 3. ve 4. sınıf öğrencilerinden oluşan deney grubu 12, kontrol grubu 12 olmak üzere toplam 24 öğrenciyi kapsamaktadır. Deneysel uygulama süreci boyunca MOP programı, deney grubuna 8 hafta boyunca, haftada iki ders saati olarak uygulanmıştır. Kontrol grubunda ise öğretim, Millî Eğitim Bakanlığı'nın resmi programı çerçevesinde geleneksel yöntemlerle sürdürülmüştür. Araştırmada bağımsız değişken olarak MOP programı, bağımlı değişken olarak ise öğrencilerin dört işlem problemlerini çözme becerileri belirlenmiştir. Veri toplama aracı olarak geliştirilen testler aracılığıyla her iki gruptan elde edilen veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Başlangıç puanlarının karşılaştırılmasında bağımsız örneklemler için t-testi, tekrarlı ölçümlerin analizinde ise ANOVA kullanılmış; farkların hangi gruptan kaynaklandığını belirlemek amacıyla Post-hoc testleri uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar, MOP programının öğrencilerin dört işlem problemlerini çözme becerilerini anlamlı ve kalıcı bir şekilde geliştirdiğini göstermiştir. Bulgular literatürle karşılaştırılmış; elde edilen sonuçlara dayalı olarak eğitim uygulamalarına ve gelecek araştırmalara yönelik öneriler sunulmuştur.
Eğitim örgütlerinde kaosu anlamak
Bu araştırmanın amacı öğretmenlerin görüşlerine göre okullarda kaosun nasıl yaşandığını anlamak ve kaotik durumun yapısını ortaya koymaktır. Eğitim gibi dinamik yapılarda sıklıkla karşılaşılan bir olgu olan kaosun; eğitim alanında nasıl yaşandığı ve hangi yapıda ve düzeyde olduğu araştırma konusu edilmiştir. Bu doğrultuda öncelikle nitel, ardından nicel olmak üzere iki aşamayı içinde barındıran karma araştırma desenlerinde "keşfedici sıralı desen" kullanılmıştır. Nitel aşamada veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak 24 katılımcıyla yapılan bireysel görüşmeler yoluyla toplanmış ve betimsel analiz tekniği ile analiz edilmiştir. Nitel aşama üzerine temellendirilen ikinci aşamada ise "Kaotik Durum Ölçeği" geliştirilmiştir. Ölçek toplam da 513 kişiye uygulanmış ve güvenirlik-geçerlilik analizleriyle desteklenmiştir. Bulgular; kaosun belirsizlik, karmaşa ve kurumsal istikrarsızlıkla tanımlanan olumsuz bir fenomen olduğunu, ancak okulların düzen ve kaos eşiğinde bir yapı sergilediğini ortaya koymuştur. Bu araştırma, nitel bulgulardaki "kaosun yoğun yaşandığı algısı" ile nicel bulgulardaki "düzen ve kaos eşiği eğilimli yapı" arasındaki ilişkiyi bütüncül bir şekilde ortaya koymuştur. Elde edilen veriler, kaosun tüm aşamalarını (cosmos-kaos) yansıtan kaotik düzen dikkate alınmaksızın, daha çok günlük memnuniyetsizliklerin bir yansıması ve problem olarak görülen bir olgu olduğunu kanıtlamıştır. Bu durum eğitim araştırmalarında öznel (nitel veriler yoluyla) ve nesnel (nicel veriler yoluyla) algıların birlikte değerlendirilmesinin önemini ortaya koymaktadır. Çalışma kapsamında araştırma sonuçları dikkate alınarak uygulayıcı ve araştırmacılara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Lise öğrencilerinde şiddet algısı, psikolojik sağlamlık ve akran zorbalığı arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu çalışmanın temel amacı, lise öğrencilerinde şiddet algısı ve akran zorbalığı arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın aracı rolünün incelenmesidir. Araştırma grubunu 501 (232 Kadın ve 269 erkek) gönüllü lise öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırma verileri okul içi şiddet algısı ölçeği, akran zorbalığı belirleme ölçeği ergen formu, çocuk ve genç psikolojik sağlamlık ölçeği ve araştırmacı tarafından oluşturulan kişisel bilgi formu ile toplanmıştır. Verilerin analizinde şiddet algısı, akran zorbalığı ve psikolojik sağlamlığın demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek için bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Araştırmanın değişkenleri (şiddet algısı, akran zorbalığı, psikolojik sağlamlık) arasındaki ilişkiler Pearson korelasyon analizi ile incelenmiştir. Lise öğrencilerinin şiddet algısı ve akran zorbalığı düzeyleri arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın aracı rolünün belirlenmesinde yapısal eşitlik modeli (YEM) kullanılmıştır. Verilerin analizleri için SPSS 27.0 paket programından yararlanılmıştır. Demografik faktörlere göre yapılan analizlerde, şiddet algısı, akran zorbalığı ve psikolojik sağlamlığın cinsiyet, okul türü, sınıf düzeyi ve ebeveyn eğitim düzeyine göre anlamlı bir şekilde farklılaştığı görülmüştür. Araştırma sonuçlarına göre şiddet algısı ile akran zorbalığı ölçeğinin zorba ve kurban alt boyutları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler olduğu bulunmuştur. Akran zorbalığı ölçeği alt boyutları ile şiddet algısının psikolojik sağlamlık ile negatif yönde anlamlı bir ilişkisi olduğu görülmüştür. Ayrıca, psikolojik sağlamlığın şiddet algısı ve akran zorbalığı arasındaki ilişkide aracılık rolü olduğu tespit edilmiştir. Bulgular ilgili alan yazın ışığında tartışılmış ve öneriler sunulmuştur.
Dijital destekli öz düzenleme psikoeğitim programının özel yetenekli öğrencilerde öz düzenleme ve üstbiliş becerilerine etkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, Bandura'nın Sosyal Bilişsel Öğrenme Kuramı ve Borkowski'nin Süreç Odaklı Üstbiliş Modeli temel alınarak geliştirilen dijital destekli öz düzenleme psikoeğitim programının, özel yetenekli öğrencilerin öz düzenleme ve üstbiliş becerilerine etkisinin incelemesidir. Karma araştırma yönteminin açıklayıcı sıralı deseniyle yürütülen çalışmanın ilk aşamasında, özel yetenekli öğrencilerin mevcut durumları doküman analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, alan yazınla birleştirilerek 10 oturumluk bir psikoeğitim programı geliştirilmiştir. Araştırmanın ikinci aşamasında, yarı deneysel yöntem çerçevesinde dört gruplu Solomon deseni kullanılmıştır. Katılımcılar, iki ayrı ilçedeki bilim ve sanat merkezlerine devam eden 54 ortaokul öğrencisinden oluşmaktadır. Deney gruplarına dijital destekli psikoeğitim programı uygulanırken, kontrol gruplarıyla drama, akıl oyunları ve yaratıcı yazarlık etkinlikleri gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın nicel boyutunda veriler, öz düzenleme ve üstbiliş becerilerini ölçen ölçekler aracılığıyla ön test, son test ve izleme testleri şeklinde toplanmıştır. İlgili verilerin analizi SPSS 26 paket programı aracılığıyla test edilmiştir. Bu kapsamda veriler, parametrik testlerden bağımsız örneklem t testi ile birlikte 2×3 ve 4×2 düzeylerinde karma varyans analizleriyle test edilmiştir. Araştırmanın nitel boyutunda, deney gruplarındaki katılımcılar ve bu katılımcıların ebeveynleriyle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmış, ilgili veriler MAXQDA 24 paket programı aracılığıyla içerik analiziyle çözümlenmiştir. Bulgular, deney gruplarının son test puanlarının hem kendi gruplarının ön test puanlarına hem de kontrol gruplarının son test puanlarına göre anlamlı düzeyde arttığını ve bu artışın izleme testleriyle de korunduğunu göstermiştir. Nitel veriler ise, nicel bulgularla tutarlılık göstererek programın etkisinin sürdürülebilirliğini ortaya koymuştur. Sonuçlar, genel olarak geliştirilen dijital destekli psikoeğitim programının, özel yetenekli öğrencilerin öz düzenleme ve üstbiliş düzeylerini artırmada ve zamanla etkililiğini korumada etkili olduğunu göstermiştir.
2004 ve 2022 özel eğitim meslek okulu sosyal hayat dersi öğretim programlarının karşılaştırılması
Bu araştırma, Türkiye'de özel eğitim alanında uygulanan Sosyal Hayat Dersi öğretim programlarını karşılaştırmalı olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada 2004 yılında yürürlüğe giren program ile 2022 yılında güncellenen ve özel eğitim meslek okullarında uygulanmakta olan güncel program, hafif düzeyde zihinsel yetersizliği ve hafif düzeyde otizm spektrum bozukluğu bulunan öğrencilerin eğitim süreçlerine katkıları ve sosyal hayata entegrasyonları açısından değerlendirilmiştir. Araştırma, nitel araştırma yöntemiyle durum çalışması deseninde yürütülmüş; veriler doküman incelemesi ve yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Maksimum çeşitlilik örnekleme yöntemiyle belirlenen 28 öğretmenle yapılan görüşmeler, içerik analizi tekniğiyle çözümlenmiş, kodlama aşamasında MAXQDA.24 programı kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre öğretmenler, 2022 Özel Eğitim Meslek Okulu Sosyal Hayat Dersi Programı'nın bağımsız yaşam, toplumsal uyum, mahremiyet ve teknoloji kullanımı gibi güncel içerikler sunduğunu ve öğrencilere sosyal yaşama katılım açısından katkı sağladığını belirtmiştir. Bununla birlikte kazanımların fazla ve soyut olması, materyal desteği ve ders kitabı eksikliği, sınıf dışı uygulamaların uygulanabilirliğinde yaşanan güçlükler ve ders saatinin yetersizliği önemli sınırlılıklar olarak ortaya çıkmıştır. 2004 Sosyal Hayat Dersi Öğretim Programı ise; içerik açısından sınırlı ve güncel ihtiyaçlara cevap verememekle birlikte, sade ve uygulanabilir yapısıyla öğretmenler tarafından daha işlevsel bulunmuştur. Sonuç olarak; 2022 Sosyal Hayat Dersi Programı vizyoner ve çağdaş bir yapıya sahip olsa da, uygulama aşamasında materyal eksikliği, kazanımların soyutluğu ve yasal–lojistik engeller nedeniyle işlevselliğini kaybetmektedir. Araştırma, özel eğitim Programlarının geliştirilmesinde öğretmen görüşlerinin dikkate alınması gerektiğini vurgulamakta ve gelecekte yapılacak düzenlemelere yönelik kapsamlı bir yol haritası sunmaktadır.
Eğitim öğretim süreçlerinde ahlaksal & manevi okuryazarlığın yaygınlaştırılması: Interdisipliner bir perspektif
Bu çalışmanın amacı, eğitim-öğretim süreçlerinde ahlaksal ve manevi okuryazarlığın yaygınlaştırılmasına interdisipliner bir perspektif sunmaktır. Ahlak temel olarak takip edilmesi gereken geniş bir davranış yelpazesine ilişkin değerler dizisidir. Maneviyat ise derin içsel anlayış ve amaç için kişisel bir arayış, daha büyük olanla ve bilgelik ve şefkatle bağlantı kurmak olarak kavramsallaştırılabilir. Ahlaki ve manevi okuryazarlık, bireylerin ahlaksal değerler bağlamında bireylerin iç dünyalarını anlama, değerlendirme ve geliştirme yeteneklerini ifade eder. Bireyler toplumla etkileşime girdikçe kendi kültürel anlayışları, sosyolojik tanımları, ahlaki kriterleri, estetik görüşleri ve mizaçları ortaya çıkar. Bu değerleri doğrudan kültürel aktarım yoluyla veya okuryazarlık becerilerinin geliştirilmesi yoluyla kazanırlar. Kısaca eğitim ve öğretim süreçlerinde ahlaki ve manevi okuryazarlığın önemi büyüktür. Bireylerin etik değerleri anlama, iç dünyalarına uyarlama ve uyarladıkları bu kavramları günlük hayatta kullanmalarını sağlar. Bu çalışmada, ahlaki ve ahlaki değerlerin manevi şartlandırılmasına ilişkin çeşitli hususlar Kur'an ve Sünnet ışığında açıklanmıştır. İslami eğitim, asil karakter ve ahlakın geliştirilmesinde rol oynar. İslami eğitim aynı zamanda İslami ilkelere dayalı etik kararlar alma konusunda rehberlik sağlayarak modern çağda ahlaki zorluklarla yüzleşmelerine de yardımcı olur. İslami eğitim aynı zamanda genç neslin manevi dayanıklılığının inşasında da önemli bir rol oynamaktadır. Sonuç olarak, bu çalışma bir bireyin kişiliğini, ahlaksal toplumsal normlar düzleminde geliştirilebilecek bir okuryazarlığın benimsenmesinin başta eğitim öğretim kurumları olmak üzere bütün kurumlar düzeyinde yaydırılması maksadıyla yapılması gerekenleri, bireyin bilincini belirleyen ne tür faktörlerin devrede rol oynadığını, bireyin mevcut eğitimsel paradigma içerisinde ne tür faktörlerden etkilenip nasıl bir hayat sürdüğünü ve bu hayatın gerek İslami, gerekse evrensel anlamda benimsenebilecek toplumsal, etik ve ahlaki kurallara bağlı kalarak sağlıklı bir bireysel toplumsal ontolojinin tesis edilerek sürdürülebilir bir eğitimsel - pedagojik- konjonktürün benimsenmesi için gerekli olabilecek bir takım fenomenolojik argümantasyonlar ortaya konulmuştur.
Bilinçli farkındalık temelli psikoeğitim programının üniversite öğrencilerinin dijital bağımlılık, bilişsel esneklik ve bilinçli farkındalık düzeyleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı bilinçli farkındalık temelli hazırlanan psikoeğitim programının üniversite öğrencilerinin dijital bağımlılığı, bilişsel esneklik, bilinçli farkındalık düzeylerine etkisinin incelenmesidir. Programın etkililiğini test etmek için ön-test, son-test, izleme testli ve deney-kontrol gruplu deneysel desen kullanılmıştır. Programın ilk değerlendirmesine ilişkin yapılan pilot çalışmada ise ön-test ve son-test yapılmıştır. Kullanılan 2x3'lük split-plot desende, birinci faktör işlem gruplarını (bir deney, bir kontrol); ikinci faktör ise bağımlı değişkene ilişkin ölçümleri (ön-test, son-test, izleme testi) göstermektedir. Yapılan pilot uygulama sonucunda programın değişkenler üzerinde beklenen sonuçları ortaya çıkardığı görüldüğü için asıl uygulamaya geçilmiştir. Araştırma modelinde bir bağımsız; dört bağımlı değişken bulunmaktadır. Araştırmanın bağımsız değişkeni "Bilinçli Farkındalık Odaklı Piskoeğitim Programı"; bağımlı değişkenleri ise dijital bağımlılık, bilinçli farkındalık ve bilişsel esneklik düzeyleridir. Çalışma kapsamında verileri toplamak amacıyla "Kişisel Bilgi Formu", "Dijital bağımlılık ölçeği", "Bilişsel Esneklik Ölçeği", "Bilinçli Farkındalık Ölçeği" ölçekleri veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, Hakkâri Üniversitesinde öğrenim gören ve çalışmaya gönüllü katılan 311 öğrenciden oluşmaktadır. Çalışma grubuna geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılan ölçekler uygulanmış ve ölçeklerden alınan puanların ortalamasına göre 44 öğrenci araştırmaya dâhil edilmiştir. Programa katılmak isteyen öğrenciler arasından deney (22) ve kontrol grubuna (22) seçkisiz atanmıştır. Deney grubuna Bilinçli Farkındalık Odaklı Psikoeğitim Programının oturumları 8 hafta boyunca uygulanmış, kontrol grubuna ise herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Program uygulaması sona erdikten yaklaşık 2 ay sonra izleme ölçümleri yapılmıştır. Araştırmanın istatistiksel çözümlemelerinde SPSS 26.0 programı kullanılmıştır. Veri analizinde, deney ve kontrol gruplarının başlangıçtaki puanlarını karşılaştırmak için t-testi, tekrarlı ölçümlerde ise ANOVA kullanılmıştır. Ayrıca, ölçeklerin ön test, sontest ve izleme testi puanlarını karşılaştırmak için Post-hoc testlerinden Bonferroni testi kullanılmıştır. Tüm analizlerde kabul edilen hata payı düzeyi 0,05 olarak belirlenmiştir.
Öğretmen görüşlerine göre eğitim örgütlerinde sessiz istifa: Bir karma yöntem çalışması
Bu araştırmanın amacı, sessiz istifanın eğitim örgütlerindeki yansımalarını belirlemek, öğretmenlerin sessiz istifa düzeylerini ortaya koymak ve kavrama ilişkin öğretmen görüşlerini incelemektir. Araştırma, açımlayıcı sıralı karma yöntem deseniyle yürütülmüştür. Araştırmanın nicel boyutunda Van ilinin İpekyolu, Tuşba ve Edremit ilçelerinde görev yapan 355 öğretmenden "Öğretmenler İçin Sessiz İstifa Ölçeği" ile veri toplanmış; SPSS paket programı kullanılarak betimsel analizler, t-testi, tek yönlü varyans analizi ve Pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Nicel bulguları derinleştirmek amacıyla sessiz istifa düzeyi yüksek olarak belirlenen 13 öğretmenle 12 sorudan oluşan yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmış ve veriler içerik analiziyle çözümlenmiştir. Nicel analizler, sessiz istifa davranışlarının öğretmenler arasında düşük ancak dikkat çekici bir sıklıkta sergilendiğine işaret etmektedir. Ayrıca çalışan temelli alt boyuta katılımın yönetimsel alt boyuttan daha yüksek oluşu, davranışsal geri çekilme sınırlı olsa bile öğretmenler arasında psikolojik düzeyde duygusal kopuşun daha belirgin olabileceğine işaret etmektedir. Sessiz istifa düzeyi yaş, mesleki kıdem, okul büyüklüğü ve ekonomik durum algısı değişkenlerine ilişkin istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterirken; cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, branş, görev yapılan kademe ve haftalık ders saati açısından anlamlı farklılık saptanmamıştır. Nitel analiz sonuçlarında mesleki motivasyon kaybı, örgütsel adaletsizlik algısı ve aidiyet eksikliği temaları öne çıkmıştır. Bu doğrultuda karar alıcılara yönelik öğretmenlerin ücret ve özlük haklarının iyileştirilmesi ve iş tanımlarının netleştirilmesi; okul yönetimleri düzeyinde ise ortak karar alma, takdir ve teşvik uygulamalarının güçlendirilmesi önerilmektedir.
Ergenlerde görülen riskli davranışların yaşamda anlam, yaşam amaçları ve çok boyutlu algılanan sosyal destek çerçevesinde incelenmesi
Bu araştırmanın amacı ergenlerde görülen riskli davranışların yaşamda anlam, yaşam amaçları ve çok boyutlu algılanan sosyal destek çerçevesinde incelenmesidir. Araştırma verileri 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Van ilinde toplanmıştır. Araştırmaya 552 lise öğrencisi katılmış olup bunların 300'ü kız (%54,3) ve 252'si (%45,7) erkektir. Araştırma ilişkisel tarama modeli ile yürütülmüş ve nicel araştırma deseniyle gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların; cinsiyet, okul türü, sınıf düzeyi, anne baba eğitim düzeyi, ekonomik durum vb. ile ilgili soruların yanıtını alabilmek için araştırmacı tarafından oluşturulan kişisel bilgi formu ile riskli davranışlar ölçeği, yaşamda anlam ölçeği lise formu, yaşam amaçları ölçeği kısa formu ve çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizinde bağımsız örneklem t testi, tek yönlü ANOVA, pearson momentler çarpımı korelasyon katsayısı ve aşamalı regresyon analizi işlemleri uygulanmıştır. Tek yönlü varyans analizinin anlamlı çıktığı durumlarda farklılığa kaynaklık eden grup veya grupları tespit etmek amacıyla Tukey testlerine başvurulmuştur. Araştırma sonucunda çalışmada yer alan ana değişkenlerin bazı demografik değişkenler ile genel boyutta anlamlı ilişki içinde olduğu ve ana değişkenlerin kendi aralarında ise alt boyutlar düzeyinde anlamlı ilişkiler içinde olduğu saptanmıştır. Çalışmada yaşamda anlam, yaşam amaçları ve çok boyutlu algılanan sosyal destek düzeyinin ergenlerde görülen riskli davranışların yaklaşık %16'sını açıkladığı bulunmuştur. Araştırmada elde edilen sonuçlar ve araştırmada bulunan sınırlılıklar tartışılmıştır.
Bürokrasi ile öğretmen yeterliği arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı, okul yöneticilerinin görüşlerine göre bürokrasi ile öğretmen yeterliği arasındaki ilişkiyi incelemektir.Çalışmanın evreni 2007?2008 öğretim yılında Uşak il merkezinde bulunan 61 ilk ve orta dereceli okulda görev yapan 181 okul yöneticisi oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemini de evrendeki bütün okul yöneticileri oluşturmaktadır. Bu bakımdan örneklem evrenin tamamını temsil etmektedir. Bu araştırmada kullanılan ölçme araçlarından ?bürokrasiyi tasvip? ile ?bürokratikleşmeyi tasvir? anketleri Yücel (1999)'in geliştirdiği ?bürokratikleşme anketi?nden uyarlanarak geliştirilmiş; ?öğretmen yeterlikleri anketi? ise Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Eğitimi Genel Müdürlüğünün 2006 yılında hazırladığı ?Öğretmenlik Mesleği Genel Yeterlikleri? raporu ile literatürdeki ilgili verilerden yararlanılarak geliştirilmiştir. Anketlerde beşli Likert tipi ölçek kullanılmıştır.Kullanılabilir olarak geri dönen anket sayısı 129'dur. Verilerin analizinde SPSS 15.0 paket programı kullanılmıştır. Faktör analizi, ortalama, standart sapma, anova, Tukey ve t- testleriyle veriler analiz edilmiştir.Araştırmada öğretmen yeterliği üzerinde bürokratikleşmenin etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Yöneticiler, en çok kuralcılığı ve kuralları önemserken, yaşları ilerledikçe öğretmenleri yeterli görme eğilimleri de artmaktadır. Hiyerarşik otorite kullanımının önemsenmesi, öğretmenlerin iletişim ve etkileşim becerilerini düşürürken, okuldaki bürokratikleşmenin artması öğretmen yeterliğini artırmaktadır.Anahtar Kelimeler: Bürokrasi, bürokratikleşme, yeterlik, öğretmen yeterliği, öğretmen, yönetici.
İlköğretim okulu yöneticilerinin kişisel ve örgütsel değer uyumunun örgütsel adanma ve yabancılaşma üzerine etkisi
Bu araştırmanın amacı, 2008/2009 Öğretim yılında Afyonkarahisar ilindeki ilköğretim okullarında çalışan ilköğretim okulu yöneticilerinin kişisel ve örgütsel değer uyumunun örgütsel adanma ve yabancılaşma üzerine etkisi olup olmadığını belirlemektir.Bilimsel bir özellik taşıyan araştırmanın evrenini Afyonkarahisar ilinde bulunan ilköğretim okullarındaki yöneticiler oluşturmaktadır. Bu araştırmada ?Yücel Değerler Ölçeği?, ?Yücel Yabancılaşma Ölçeği? ve ?Yücel Kurumsal Sadakat Ölçeği? kullanılmıştır. Araştırmada anket yöntemi ile elde edilen veriler, öncelikle faktör analizine tabi tutularak; korelasyon ve regresyon analizleri uygulanmak suretiyle analiz edilmiştir.Yapılan bu araştırma sonuçlarına göre, yöneticiler tarafından en fazla kişisel gelişimin önemsendiği görülmüştür. Bedensel aktivitenin ise en az önemsenen değer olduğu görülmüştür. Kurum tarafından en fazla desteklenen değerler ise etki etme ve etkili olma olarak saptanmıştır. Bağımsızlık ve otonomi değerinin ise kurum tarafından en az desteklenen değer olduğu görülmüştür. Yöneticilerin kişisel ve örgütsel değer uyumunda etki etme ve etkili olma değeri ile arkadaşlık ve dostluk değerlerinde uyumluluk görülmüştür. Diğer değerlerde ise uyum tespit edilememiştir.İlköğretim okulu yöneticileri tarafından arkadaşlık ve dostluk, etki etme ve etkili olma, kabul görme ve farkına varılma, çalışma mekanı, yükselme ve ilerleme, ekonomik güvence ve yardımlaşmaya verilen önem ile kuruma olan adanmışlık arasında pozitif ilişki bulunmuştur.Ortamın bağımsızlık ve otonomiyi destekleme derecesi, bedensel aktiviteyi destekleme derecesi, iş çeşitliğini desteme derecesi, kişisel gelişimi artırma derecesi, kabul görme ve farkına varılma derecesi, çalışma mekanının kişiye hitap etme derecesi, yardımlaşmanın desteklenme derecesi ve iş ortamının yükselme ve ilerlemeyi destekleme derecesi ile kurama olan adanmışlık arasında pozitif ilişki bulunmuştur.
İlköğretim okullarının değişime karşı hazır bulunuşluk düzeyleri (Uşak ili örneği)
Bu araştırma, Uşak ili Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı ilköğretim okullarının değişime/yeniliğe hazır bulunuşluk düzeylerini, öğretmenlerin değişime hazır bulunuşluğu, okul yöneticilerinin değişime hazır bulunuşluğu, okulların alt yapısının değişime hazır bulunuşluğu ve velilerin değişime hazır bulunuşluğu boyutlarında ne derece yeterli olduklarını, öğretmenlerin görüşlerine göre saptamayı amaçlamaktadır.Araştırmanın evreni, Uşak ili merkez ve beş ilçesinde ilköğretim okullarında görev yapan öğretmenlerden oluşmaktadır. Araştırmanın evreninde 66 devlet ilköğretim okulu bulunmaktadır. Bu devlet ilköğretim okullarında 1669 öğretmen görev yapmaktadır. Bunları temsilen örnekleme girecek öğretmen sayısı 255 olarak belirlenmiştir. Örneklemi oluşturan öğretmenlere, Helvacı ve Kıcıroğlu (2010) tarafından geliştirilen ?Kişisel Bilgi Formu? ve ?İlköğretim Okullarının Değişime Hazır Bulunuşluk Ölçeği? uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 11.5 paket programında çözümlenmiştir.Öğretmenlerin görüşlerine göre ilköğretim okullarının değişime hazır bulunuşluk boyutlarındaki yeterlik düzeylerinin cinsiyete göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek için t-testi uygulanmıştır.Araştırma bulguları öğretmenlerin görüşlerine göre, ilköğretim okullarının değişime hazır bulunuşluk kapsamında; öğretmenlerin değişime hazır bulunuşluğu boyutunda, okul yöneticilerinin değişime hazır bulunuşluğu boyutunda, okulların alt yapısının değişime hazır bulunuşluğu boyutunda ve velilerin değişime hazır bulunuşluğu boyutunda ?orta? düzeyde olduğunu göstermiştir.Anahtar kelimeler: Değişim, hazır bulunuşluk.
Okul yöneticilerinin okullarda şiddeti önlemede sahip olması gereken yeterlikler üzerine bir inceleme (Uşak ili örneği)
Bu araştırmanın amacı, öğretmenlerin görüşlerine göre orta öğretim kurum larındaki okul yöneticilerinin öğrenciler arasındaki şiddeti önlenmede sahip olması gereken yeterlikleri belirlemektir. Bu araştırmada tarama modeli kullanılmıştır.Araştırmanın evreni, Uşak ili merkez ve beş ilçesinde ortaöğretim okullarında görev yapan öğretmenlerden oluşmaktadır. Araştırmanın evreninde 36 devlet orta öğretim okulu bulunmaktadır. Bu devlet ortaöğretim okullarında 991 öğretmen görev yapmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise random yöntemi ile seçilen 352 öğretmen den oluşmaktadır.Araştırmacılar tarafından oluşturulan, güvenirliği ve geçerliği test edilen bir ölçme aracı kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 15 paket programında çözümlen miştir.Öğretmenlerin görüşlerine göre okul yöneticilerinin şiddeti önlemede sahip olması gereken yeterlilik düzeylerinin cinsiyete göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek için t-testi uygulanmıştır.Öğretmenlerin görüşlerine göre okul yönetici lerinin şiddeti önlemede sahip olması gereken yeterlilik düzeylerinin okul türüne göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek için tek yönlü varyans analizi (anova) uygulanmıştır.Araştırma bulguları öğretmenlerin görüşlerine göre, okul yöneticilerinin şiddeti önlemede sahip olması gereken yeterliklerden öğrenci,veli-çevere ve eğitim ortamı boyutunda pek çok düzeyde,öğretmen boyutunda ise çok düzeyde olduğu belirlenmiştir.Anahtar kelimeler: Okul Yöneticisi, şiddet
Değerler ile örgütsel adalet arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, eğitim yöneticilerinin sahip olduğu değerler ile örgütsel adalet arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Bu çalışma ile okul yöneticilerinin en çok benimsediği değerlerle, yönetici ve öğretmenlerin okullarındaki örgütsel adalete ilişkin algılamaları arasındaki ilişki betimlenmeye çalışılmıştır. Bugün eğitim kurumlarında en temel sorunlardan biri değerlere dayalı yönetim politikalarının ve örgütsel adaletin tüm çalışanları tatmin edecek düzeyde gerçeklememiş olmasıdır. Bu sorunun en temel nedenlerinden biri ise " bu alana özgü değerlerin henüz bir sistem bütünlüğü kazanamamış olmasıdır (Karataş, 2009). Bu anlamda çalışma, eğitim kurumlarımızın genel ya da özel amaçlarını ulaşmada güçlü bir örgüt kültürüne, güçlü bir örgüt kültürünün değerleri ön plana çıkartan bir yönetim anlayışına ve de bu anlayış doğrultunda gerçekleşecek örgütsel adalet algılamasına gereksinim olduğunu vurguladığı için önem taşımaktadır. Böylece bu çalışma eğitim yönetiminde bu alana özgü değerler sisteminin ve örgütsel adalet anlayışının oluşmasına ve bu konuda duyarlığın oluşmasına katkı sağlayacaktır.Araştırmanın evrenini Uşak ili sınırları içerisinde ilk ve ortaöğretim kurumlarında çalışmakta olan eğitim yöneticileri ve öğretmenler oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri iki ölçek kullanılarak elde edilmiştir. Veriler Yrd. Doç. Dr. Kürşat YILMAZ tarafından geliştirilen ve eğitim yöneticilerine uygulanan "Değerler Ölçeği " ile Doç. Dr. Cemil Yücel ve yazar tarafından geliştirilen, yönetici ve öğretmenlere uygulanan ?Örgütsel Adalet Ölçeği? adlı veri toplama araçları ile toplanmıştır. Seçilen her yönetici, anket maddelerinin her birinde belirtilen değerlerin hangi ölçüde kendileri için önemli olduğunu belirlemişlerdir. Ayrıca bu çalışmada örgütsel adalet algılaması için de yönetici ve öğretmenler ölçekteki maddelerin uygulanma düzeyini puanlayarak mevcut durumu betimlemişlerdir. Bu sayede yöneticilerin sahip olduğu değerlerle, örgütsel adaletin; cinsiyet, eğitim düzeyi, okul türü, ve okul düzeyi, açısından farklılık taşıyıp taşımadığı yönetici ve öğretmen görüşleri karşılaştırılarak incelenmiş ve daha sonra bu iki ölçek arasındaki ilişkiye korelasyon analizi ile bakılarak sahip olunan yönetici değerleri ile örgütsel adalet arasındaki ilişki incelenmiştir.Araştırma bulgularına göre, okul yöneticilerince önem verilen ilk beş bireysel değerin; "adalet, dürüstlük, tarafsızlık, insana saygı ve çalışkanlıktır "; önem verilen ilk beş örgütsel değerin; "adalet, insana saygı, dürüstlük, çalışkanlık, sorumluluk olduğu görülmektedir. Okul yöneticilerinin değerleri ile örgütsel adalet algılaması arasında pozitif bir ilişki gözlemlenmektedir. Buna göre yöneticilerin; "ilişkisel değerleri, öze ilişkin değerleri ve adalete ilişkin değerleri" ile örgütsel adaletin; "etkileşim adaleti, nufuz adaleti ve ödül-ceza adaleti" arasında pozitif bir ilişki bulunmuştur.Anahtar kelimeler: Kültür, Örgüt kültürü, Değerler, Örgütsel Adalet
İlköğretim ve ortaöğretim okulu yöneticilerinin öğretim liderliği rollerini gerçekleştirme düzeyleri ve bunu sınırlayan etkenler
Bu araştırma, Uşak İlindeki ilköğretim ve ortaöğretim okul yöneticilerinin öğretim liderliği rollerini gerçekleştirme düzeylerini ve bu rollerini sınırlayan etkenlerin önem düzeyini, öğretmen ve yöneticilerin görüşlerine göre ortaya koyabilmek amacıyla yapılmıştır. Ayrıca yönetici ve öğretmen görüşlerinin görev, eğitim kademesi, mesleki kıdem, branş ve cinsiyete göre farklılaşıp farklılaşmadığını da ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak ?Okul Müdürlerinin Öğretim Liderliği Davranışları Anketi? ile ?Okul Yöneticilerinin Öğretim Liderliğini Sınırlayan Etkenler Anketi? kullanılmıştır.Araştırma sonucunda, okul yöneticilerinin, öğretim liderliği rollerini genel olarak yeterli düzeyde yerine getirdikleri anlaşılmıştır. Bunun yanında, okul yöneticilerinin, öğretim liderliği rollerini gerçekleştirme düzeylerini öğretmenlere kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek değerlendirdikleri ortaya çıkmıştır. Yine ilköğretim okulu yöneticilerinin, ortaöğretim yöneticilerine kıyasla daha yüksek düzeyde öğretim liderliği sergiledikleri anlaşılmıştır. İlk ve ortaöğretim yönetici ve öğretmenlerinin, ?Öğretmenlerin Desteklenmesi ve Geliştirilmesi? boyutunu, en düşük öğretim liderliği sergilenen alan olarak gördükleri ve bu konuda görüş birliği içinde oldukları ortaya çıkmıştır.Okul yöneticilerinin, öğretim liderliğini sınırlayan etkenlerin, kendi öğretim liderliği davranışlarını önemli ölçüde sınırladığını düşündükleri ortaya çıkmıştır. Öğretmenler ise, bu etkenlerin daha az sınırlayıcı olduğunu düşünmektedirler.Anahtar Kelimeler: Öğretim liderliği, öğretimsel liderlik, liderlik.
Eğitim yöneticilerinin yönetsel tarzları ile öğretmenlerin adanmışlık ve tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişki
İlişkisel tarama modeli ile yapılan bu araştırmanın amacı ilköğretim okul müdürlerinin yönetsel tarzları ile öğretmenlerin adanmışlık ve tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. 2009-2010 eğitim öğretim yılında Uşak il merkezindeki 40 ilköğretim okulunda görev yapmakta olan 1001 öğretmen arasından tabakalı örnekleme modeli ile seçilen 290 öğretmene, müdürlerinin yönetsel tarzları hakkındaki algılarını belirlemek, adanmışlık düzeylerini belirlemek ve tükenmişlik düzeylerini belirlemek amacıyla 3 farklı ölçme aracı uygulanarak veri toplanmıştır. Toplanan veriler yüzde, frekans, faktör analizi ve korelasyon analizine tabi tutulmuştur. Elde edilen bulgular, okul müdürlerinin genellikle takım yönetimi tarzına eğilim gösterdikleri, okul müdürlerinin yönetsel tarzları ile öğretmenlerin adanmışlık ve tükenmişlik düzeylerinin yakından ilişkili olduğu yönündedir.Anahtar kelimeler: Yönetsel Tarz, Adanmışlık, Tükenmişlik.
İlköğretim okulu öğretmenlerinin değişime karşı tepkileri ile okul kültürü algıları arasındaki ilişki
Birer açık sistem olarak çevreyle sürekli etkileşimde olan örgütler, çevrede meydana gelen değişimlere ayak uydurmak için değişmek zorunda kalırlar. Yani değişim her örgütün varlığını devam ettirebilmesi için gerekli bir süreçtir. Değişim olmadan bir örgütün varlığını sürdürebilmesi mümkün olmamaktadır. Yaşadığımız çağ, değişimin en fazla görüldüğü ve en hızlı olduğu bir çağdır. Diğer alanlarda olduğu gibi eğitim alanında da eskiye göre çok farklı değişimler yaşanmakta ve yenilikler ortaya çıkmaktadır. Birer eğitim örgütü olarak okullarda da bu gelişmeler gerek yapı, gerekse işleyişte değişim ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Değişim süreçlerinde ortaya çıkan değişime direncin üstesinden gelinebilmesi için de değişimin planlı bir şekilde yürütülmesi gerekmektedir. Bu süreçlere katkıda bulunması amaçlanan bu araştırmanın amacı, ilköğretim okullarında çalışan öğretmenlerin değişime karşı tepkileri ile okul kültürü algıları arasındaki ilişkiyi araştırmaktır.Araştırmada tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma ile ilgili literatür taraması yapılarak öğretmenlerin değişime karşı tepki türünü ölçmek için hazırlanan ?Değişime Karşı Tepki Türü Ölçeği? ile öğretmenlerin okul kültürü tipi algılarını ölçmek için ?Yücel ve Karataş Kurumsal Kültür Ölçeği?nden uyarlanan ?Okul Kültürü Ölçeği? kullanılmıştır. Ayrıca demografik değişkenlerin tespiti için de ?Kişisel Bilgi Formu? kullanılmıştır. 240 öğretmenin katıldığı araştırma sonuçları iki farklı analize tabi tutulmuştur. İlk olarak öğretmenler bireysel olarak incelenmiş; daha sonra kümeleme (aggregate) yöntemiyle toplu okul analizi yapılmıştır. 25 okulun yer aldığı bu araştırmada öğretmenler hem bireysel hem de okul olarak toplu değerlendirmeye tabi tutulmuştur.Araştırmadan sonuç olarak, öğretmenlerin değişime karşı tepki türü ile okul kültürü tipi algıları arasında manidar bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Hem bireysel hem de toplu okul analizleri birlikte değerlendirildiğinde, okul kültürü tipi olarak klan kültüründe değişime karşı tepki olarak aktif desteğin ön plana çıktığı, diğer hiyerarşi, adokrasi ve market kültürlerinde ise değişime karşı tepki olarak pasif direnmenin ön plana çıktığı sonucuna varılmıştır.Anahtar kelimeler: Değişime Karşı Tepki, Değişime Direnç, Okul Kültürü