Van Yüzüncü Yıl Üniversity
Discipline

Endodontics

Van Yüzüncü Yıl Üniversity

239

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Enterococcus feacalis'in kök kanallarından uzaklaştırılmasında üç farklı irrigan aktivasyon yönteminin etkinliği

Bu tez çalışmasının amacı, kanal içi Enterococcus faecalis'in (E faecalis) azaltılmasında, geleneksel iğne irrigasyonu ve üç farklı irrigan aktivasyon yöntemiyle yapılan final irrigasyonların karşılaştırılmasıdır. Çekilmiş küçük azı dişlerinin kök kanalları döner enstrümanlar kullanılarak hazırlandı. Biyomekanik şekillendirme esnasında, her eğe değişiminden sonra sodyum hipoklorit (NaOCl) ile irrigasyon yapıldı. Etilendiamintetraasetik asit (EDTA) ve NaOCl'nin ardışık kullanımıyla smear tabakanın uzaklaştırıldı. Kök kanal preparasyonunun tamamlanmasını takiben, kök kanalları E faecalis ile kontamine edildi ve üç hafta süreyle inkübasyona bırakıldı. Örnekler, uygulanacak son yıkama işlemine göre, herbirinde 15'er diş olacak şekilde rastgele 4 deney grubuna ayrıldı: 1. grup, iğne ile geleneksel irrigasyon; 2. grup, pasif ultrasonik irrigasyon (PUI); 3. grup, XP-endo Finisher aktivasyon; 4. grup, lazerle aktive irrigasyon (LAI).Total irrigasyon süresi ve kullanılan irrigan hacmi tüm gruplarda sabit tutuldu. Final irrigasyon işlemlerinden önce ve sonra alınan bakteri örnekleri kültüre edildi, koloni sayımı yapıldı ve azalma yüzdeleri hesaplandı. İstatistiksel değerlendirmeler için Kruskal-Wallis ve Dunnet testleri kullanıldı. Bulgular, tüm gruplarda bakteri oranlarında istatistiksel olarak oldukça önemli bir azalma olduğunu gösterdi. Tüm aktivasyon yöntemleri geleneksel iğne irrigasyonuna göre istatistiksel olarak daha etkili bulundu. LAI, daha çok negatif örnekle sonuçlanmasına rağmen PUI ile arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. LAI, XP-endo Finisher'a göre de istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha etkili bulunurken, PUI ve XP-endo Finisher arasında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunamadı. Bu çalışma koşullarında, E. feacalis kolonileri üzerinde en yüksek azaltma etkisini LAI ve PUI grupları gösterdi. LAI'nin daha çok sayıda negatif örnekle sonuçlanmış olması göz önüne alındığında, bu yöntem kök kanal dezenfeksiyonunun geliştirilmesinde bir alternatif olarak görülebilir.

Dental pulpa boşluğuEnterococcus faecalisKök kanal tedavisi+3
Ali Erdemir
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı final irrigasyon aktivasyon sistemlerinin kanal içi medikamentlerin dentin tübül penetrasyonuna etkisinin konfokal lazer mikroskop ile incelenmesi

Bu tez çalışmasının amacı; dört farklı final irrigasyon aktivasyon yönteminin iki farklı kanal içi medikamentin dentin tübül penetrasyon derinliğine etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmada kullanılan 96 adet insan mandibular premolar diş kök boyları 12 mm olacak şekilde standardize edilmiştir. Kökler Protaper Next döner eğe sistemiyle X3'e kadar şekillendirilmiş, kök kanalları her eğe değişiminde 2 mL %5,25 NaOCl solüsyonuyla irrige edilmiştir. Şekillendirilmiş kökler final irrigasyon aktivasyon sistemlerine göre dört gruba ayrılmıştır: Grup 1;EndoActivator, Grup 2;XP-endo Finisher, Grup 3;Pasif ultrasonik irrigasyon, Grup 4;Geleneksel iğne irrigasyonu grubu. Örneklerin final irrigasyonu 5 mL %5,25 NaOCl ve 5 mL %17 EDTA solüsyonunun 1'er dakika boyunca aktive edilmesiyle bitirilmiştir. Her grup yerleştirilecek kanal içi medikamente göre iki alt gruba ayrılmıştır: Alt grup A;Ca(OH)2 ve Alt grup B;mTAP. %0,1 Rhodamine B eklenmiş Ca(OH)2 ve mTAP kök kanallarına yerleştirilmiş ve kanal ağızları geçici dolgu materyaliyle kapatılmıştır. 24 saat %100 nemde bekleyen kökler akrilik bloklara sabitlenmiş ve kesit alınması için izomet kesme cihazına bağlanmıştır. Örneklerden; uzun aksa dik olacak şekilde apikalden koronale doğru 2, 5 ve 8 mm uzaklıklarda 1 mm kalınlığında kesitler alınmıştır. 288 kesitten konfokal lazer mikroskop ile 4x büyütmede görüntüler alınmış ve Zeiss LSM Image Browser v.4.2.0 programına aktarılmıştır. Programın imaj araçları yardımıyla dentin tübül penetrasyon yüzdesi ve maksimum penetrasyon derinliği hesaplanmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi three way ANOVA ile yapılmıştır. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda; EndoActivator, XP-endo Finisher ve PUI aktivasyon yöntemlerinin tümünün geleneksel iğne irrigasyonuna göre kanal içi medikamentlerin dentin tübül penetrasyonunu anlamlı düzeyde arttırdığı (p<0,05); XP-endo Finisher ile irrigasyon aktivasyonun ise her iki kanal içi medikament için de en yüksek dentin tübül penetrasyon yüzdesi ve maksimum penetrasyon derinliği değerlerini gösterdiği tespit edilmiştir. Koronal bölgede kanal içi medikamentlerin dentin tübül penetrasyon yüzdesi ve maksimum penetrasyon derinliğinin apikal bölgeye göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). mTAP Ca(OH)2'e göre daha yüksek dentin tübül penetrasyon yüzdesi gösterirken (p<0,05); maksimum penetrasyon derinliği bakımından kanal içi medikamentler arasında anlamlı düzeyde bir farklılığa rastlanmamıştır (p=0,948). Bu çalışmada hiçbir final irrigasyon sisteminin kanal içi medikamentlerin dentin tübül penetrasyonunu %100 sağlamadığı fakat gruplar arasında dentin tübül penetrasyonunu en çok arttıran sistemin XP-endo Finisher eğe olduğu bulunmuştur.

Dental restorasyonDentinKök kanal tedavisi+3
Elif Akkol
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Tedavi süresince bekleyen sodyum hipoklorit solüsyonunda zamana bağlı kimyasal değişimlerin değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasının amacı endodontide en sık kullanılan sodyum hipoklorit (NaOCl) solüsyonunun farklı sürelerle açıkta bekletilmesinin pH, aktif klor miktarı ve yüzey gerilim değerleri üzerindeki etkisinin değerlendirilmesidir. Her bir grup için 10 adet şeffaf kap içerisine 20'şer ml taze NaOCl koyuldu. 1. Grupta solüsyon bekletilmeden ölçümler yapıldı (kontrol grubu), ikinci ve üçüncü gruplarda ise NaOCl solüsyonları sırasıyla 1 ve 2 saat sürelerle açıkta bekletildikten sonra aynı ölçümler yapıldı. Tüm gruplarda pH ölçümleri için dijital pH ölçüm cihazı, yüzey gerilim ölçümleri için Traube stalogmometresi ve aktif klor içeriklerinin belirlenmesi için iyodometrik titrasyon kullanıldı. Verilerin istatistiksel analizinde, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve çoklu karşılaştırmalar için Duncan testlerinden faydalanıldı. Solüsyonların pH değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu gözlendi (p0.05). Bir saat ve iki saat bekletilen solüsyonların pH değerlerinin taze solüsyonunkinden anlamlı düzeyde düşük olduğu; yine iki saat bekletilen solüsyonun pH'ının bir saat bekletilene göre önemli düzeyde düşmüş olduğu belirlendi (p0.05). Yüzey gerilimi değerleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Gruplar aktif klor miktarları açısından değerlendirildiğinde, taze örneklerle bir saat bekletilen örnekler arasında fark görülmezken (p0.05), iki saat bekletilen örneklerdeki aktif klor miktarının hem taze hem de bir saatlik örneğe göre anlamlı düzeyde artmış olduğu belirlendi (p0.05). Bu çalışma koşullarında, NaOCl solüsyonunun bekleme süresi arttıkça pH değerinin düştüğü, aktif klor miktarının arttığı, yüzey geriliminin ise değişmediği sonucuna ulaşıldı. Anahtar kelimeler: Aktif klor, İyodometrik titrasyon, pH, Sodyum hipoklorit, Traube stalogmometresi, Yüzey gerilimi

Elif Baştuğ Güven
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sonik ve ultrasonik irrigasyon aktivasyon derinliğinin apikal debris ekstrüzyonuna etkisi: İn Vitro çalışma

Bu tez çalışmasının amacı, pasif ultrasonik (PUI) ve sonik (EDDY) aktivasyon sistemlerinin farklı derinliklerde kullanımının apikal debris ekstrüzyonu üzerindeki etkisini karşılaştırmaktır. Tüm örnekler, kullanılacak aktivasyon yöntemine göre rastgele üç gruba ayrılmış ve her grup, uygulanacak aktivasyon derinliğine göre iki alt gruba ayrılmıştır (n=15): Grup 1a: EDDY-1 mm, Grup 1b: EDDY-2 mm, Grup 2a: PUI-1 mm, Grup 2b: PUI-2 mm, Grup 3a: Geleneksel-1 mm, Grup 3b: Geleneksel-2 mm. Tüm örneklerde irrigasyon solüsyonu olarak distile su kullanılmıştır. Ekstrüze olan debris ve irrigasyon solüsyonu Eppendorf tüplerinde toplanarak, tüpler 70°C'de 5 gün inkübe edilmiştir. Net debris ağırlıkları deney öncesi ve sonrası hassas terazide tartılarak belirlenmiştir. Normal dağılıma uygunluk Shapiro-Wilk testi ile değerlendirilmiş, apikal debris ekstrüzyonu değerlerinin aktivasyon yöntemi ve derinliğe göre karşılaştırılmasında ise iki yönlü ANOVA testi uygulanarak çoklu karşılaştırmalar Bonferroni testi ile analiz edilmiştir. Önem düzeyi p<0,050 olarak alınmıştır. Sonuçlara göre EDDY, PUI'ye kıyasla anlamlı derecede daha fazla apikal debris ekstrüzyonuna neden olmuştur (p<0,001). Ayrıca, apeksten 1 mm uzaklıktan yapılan aktivasyonun, 2 mm uzaklıktan yapılan aktivasyona kıyasla daha fazla debris taşırdığı belirlenmiştir (p<0,001). Ancak, her bir aktivasyon yöntemi içinde derinlikler arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p=0,768). PUI her iki penetrasyon derinliği için de EDDY'den daha az debris taşırmıştır.

Züleyha Baş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Daimi vital pulpalı dişlerde mineral trioksit agregat pulpotomisi ve kök kanal tedavisinin başarısının retrospektif olarak değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada daimî vital pulpalı dişlerde Mineral Trioksit Agregat (MTA) kullanılarak gerçekleştirilen pulpotomi ile geleneksel kök kanal tedavisinin klinik ve radyografik başarı oranlarını retrospektif olarak değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nin arşivlerinde yer alan, 2018-2022 yılları arasında MTA ile pulpotomi veya kök kanal tedavisi uygulanmış hastaların klinik ve radyografik verilerini kapsamaktadır. Çalışma grupları şu şekilde planlanmıştır: Grup 1: Mineral Trioksit Agregat (MTA) ile pulpotomi uygulanan dişler, Grup 2: Geleneksel kök kanal tedavisi uygulanan dişler. Çalışma toplam 196 dişte yürütülüp, retrospektif olarak incelenen dişlerin %45'ine pulpotomi, %55'ine kök kanal tedavisi işlemleri uygulanmıştır. İki yıllık takip sürecinde periapikal durum değerlendirmesi, Orstavik ve ark.'nın 1986 yılında tanımladığı periapikal indekse (PAİ) göre yapıldı. Radyografik değerlendirmede referans alınan PAİ skorlaması modifiye edilerek, tedavi günü PAİ skoru ile kontrol günü PAİ skoru değerlendirildi ve gruplandırıldı. Skorun azaldığı ve radyografiye göre PAİ 1 ve PAİ 2 (PAİ≤2) değerlerini alan olgular iyileşmiş olarak kabul edildi. Kontrol PAİ skorunun başlangıca göre artarak, PAİ 3, PAİ 4 ve PAİ 5 değerlerini aldığı olgular ise başarısız olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda, MTA ile uygulanan pulpotomi tedavisinin, kök kanal tedavisine göre daha yüksek başarı oranlarına sahip olduğu tespit edilmiştir. İki yıllık takip sonuçlarına göre, pulpotomi uygulanan dişlerde başarı oranı %92,1, kök kanal tedavisi uygulanan dişlerde ise %80,4 olarak belirlenmiştir. Sonuç: MTA ile gerçekleştirilen pulpotomi tedavisi, genç daimî dişlerde ve uygun klinik durumlarda kök kanal tedavisine bir alternatif olmaktadır. Anahtar Kelimeler : Mineral Trioksit Agregat (MTA), Pulpotomi, Kök Kanal Tedavisi, PAİ (Periapikal indeks)

Cemre Çelik Yalçın
Uşak University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İrrigasyon aktivasyon yöntemlerinin farklı eğe sistemleriyle birlikte kullanımının apikalden taşan debris miktarına olan etkisi

Amaç: Çalışmamızda, irrigasyon aktivasyonunda kullanılan pasif ultrasonik irrigasyon, sonik aktivasyon ve geleneksel irrigasyon yöntemlerinin, farklı döner eğe sistemleriyle birlikte kullanımının sebep olduğu debris taşmasının karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 135 adet insan mandibular premolar dişi kullanıldı. Örnekler 3 ana irrigasyon aktivasyon grubu ve 3 alt döner eğe sistemi grubu olmak üzere toplam 9 gruba (n=15) ayrıldı. Deney düzenekleri hazırlanıp dişlerin kanal şekillendirmesi XP-endo Rise Shaper, ProTaper Ultimate ve WaveOne Gold eğeleri ile tamamlandıktan sonra her grupta irrigasyon aktivasyonu yapıldı. İrrigasyon solüsyonu olarak distile su kullanıldı. İçinde distile su ve debrisin bulunduğu eppendorf tüpleri 14 gün boyunca 37°C'ye ayarlanmış inkübatörde bekletildi. İçinde kuru debris kalan eppendorf tüpleri hassas terazide 3 kere tartılıp elde edilen değerlerin ortalaması alındı. Tüplerin son ağırlık ortalamalarından önceden kaydedilmiş olan boş ağırlık ortalamaları çıkarılıp apikalden taşan debris ağırlığı elde edildi.Bulgular: İrrigasyon aktivasyon yöntemleri arasında en fazla debris taşmasına sebep olan yöntem pasif ultrasonik irrigasyon olmuştur (P = 0.003). Tüm döner eğe sistemleri apikalden debris taşmasına sebep olmuştur ancak döner eğe sistemlerinin arasında apikalden debris taşması açısından anlamlı fark bulunamamıştır (p>0,05). Döner eğe sistemleriyle irrigasyon aktivasyon yöntemlerinin birlikte kullanımı karşılaştırıldığında, WaveOne Gold eğesiyle Sonik Aktivasyonun birlikte kullanımı, anlamlı olarak daha az debris taşmasına sebep olmuştur (P=0.009). Sonuçlar: Pasif ultrasonik irrigasyon, sonik aktivasyon ve geleneksel irrigasyona göre apikalden daha fazla debris taşmasına sebep olmuştur. Kanal tedavilerinde sonik aktivasyonla WaveOne Gold'un birlikte kullanımı, post-operatif ağrı ve akut alevlenmelerin azaltılması için bir seçenek olabilir.

Seden Kara Ongun
Uşak University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kronik apikal apseli dişlerde gözlemlenen intraoral sinüs yolunun karakterizasyonu

Kronik apikal apse, kök kanal sistemindeki enfeksiyona karşı kademeli başlayıp, mevcut bir sinüs yoluyla aralıklı olarak oluşan iltihabın boşalmasıyla görülen asemptomatik seyreden enflamatuar bir reaksiyon olarak tanımlanır. Literatür taraması sadece birkaç çalışmanın odontojenik sinüs yollarının prevalansını ele aldığını ortaya koymuştur. Bu çalışmanın amacı dental kaynaklı sinüs yolunun epidemiyolojik yaş, cinsiyet, diş pozisyonlarına göre görülme sıklığını, fiziksel yapısı ve dağılımını araştırmak, karakterini ortaya koymaktır. Hacettepe üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde, etik kurul onayı alınarak yapılan kesitsel analiz çalışmasında endodonti birimine yönlendirilen intraoral sinüs yolu mevcut olan 105 hasta analiz edildi. Tüm hastalar tek bir hekim tarafından değerlendirildi. Hastalar klinik ve radyografik olarak sinüs yolunun yeri, sayısı, yapısı, çevre dokularla olan ilişkisi ve dişin durumu gibi parametreler analiz edildi ve veriler veri toplama formuna kaydedildi. Bulguların değerlendirilmesinde SPSS V23 (Chicago, IL, ABD) programı kullanıldı. Veriler kendi içinde kategorilere ayrılarak ve farklı gruplar şeklinde karşılaştırılarak analizleri ki-kare testi ile yapıldı. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlendi. Hastaların 47'si erkek (%44,8), 58'i kadın (%55,2) idi. Sinüs yoluyla ilişkili dişlerden 76' sı (%72,4) üst çenede, 29'u (%27,6) alt çenede yer almaktaydı. Yaş ile çene ilişkisi arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). 15-45 yaş grubundaki hastalarda sinüs yolu, anlamlı olarak üst çenede daha fazla gözlendi (p<0,05). Cinsiyet ve farkındalık arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). Sinüs yolunun bulunduğu çene ve dişetindeki vertikal konumu incelendiğinde üst çenede görülen sinüs yolunun bulunduğu dişeti seviyesi anlamlı olarak bukkal mukozada, alt çenede ise anlamlı olarak mukogingival birleşimde görüldü. Saplı/pedinkül olarak sonlanan sinüs açıklığı anlamlı olarak daha az iltihaplı ve kanamalı akıntıya sahipti. (p<0,05) Ayrıca saplı/pedinkül olarak sonlanan sinüs yolu anlamlı olarak 2 mm'den daha büyük olarak gözlendi (p<0,05). Yaş ve sinüs yolu çevresi doku rengi arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). 65 yaştan büyük hastalarda sinüs yolu çevresi anlamlı olarak daha kızarık görüldü (p<0,05). 46-65 yaş arası hastalarda gözlenen sinüs yolunun çevresi ise anlamlı olarak daha fazla pembe/normal doku rengindeydi (p< 0,05). Hastalarda gözlemlenen sinüs yolunun oluşum paterni ile ilgili net bir açıklama olmasa da, sinüs yolunun oluştuğu bir çok durum söz konusudur. Endodontik hastalıkların yanı sıra; periodontal hastalıklar, vertikal kök kırıkları ve nonodontojenik hastalıkların sinüs yoluna sebep olabileceği unutulmamalıdır. Sinüs yolunun oluşumu ile ilgili veriler kısıtlıdır. Bu yapısal farklılıkları anlayabilmek için daha fazla tedavi ve takiplerinin yapıldığı klinik çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Kronik apikal apse, sinüs yolu, prevelans, odontojenik fistül yolu, periapikal patoloji

AbselerDiş apeksiDişler+4
Gizem Özdemir
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı eğe sistemlerinin kök kanal dolgu materyalini uzaklaştırırken oluşturdukları apikal ekstrüzyon miktarlarının değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, dört farklı eğe sistemi ile kök kanal tedavisi yenilenmesi sırasında apikale ekstrüze olan debris miktarını karşılaştırmaktır. Kanal tedavisinin birincil amacı, mikroorganizmaları ortadan kaldırmak ve kök kanalını üç boyutlu sızdırmaz bir şekilde doldurmaktır. Bazen kanal tedavisi başarısız olabilir ve başarısızlıktan sonra çeşitli tedavi seçenekleri vardır. Öncelikle kanal tedavisinin ortograd olarak yenilenmesi düşünülmelidir. Dentin artıkları ve irrigantlar, yenileme sırasında apikal foramenden periapikal alana ekstrüde olabilir. Her alet tipinde farklı miktarlarda apikal ekstrüzyonun meydana geldiği bilinmektedir. Çalışmamızda 64 adet tek köklü mandibular premolar diş seçilmiştir. Örneklerin kronları düzleştirilmiş ve çalışma uzunluğu standart hale getirilmiştir. ProTaper Universal eğe sisteminde F4'e kadar kök kanalları prepare edilmiştir. Kemomekanik hazırlıktan sonra örnekler AH Plus patı ile lateral kondensasyon ile doldurulmuştur. Her numune için bir eppendorf tüpü kullanılmış, her tüp hassas terazide 3 kez tartılmış, hepsinin ortalaması kaydedilmiştir. Numuneler tıpalara sabitlenmiş ve eppendorf tüplerine yerleştirilmiştir. Daha sonra dişler rastgele 4 gruba ayrılmıştır: MicroMega Remover (Coltene), Reciproc blue (VDW), Protaper Universal Retreatment sistemi (Dentsply), D Race (FKG). Yenileme işlemi sırasında, çalışma boyuna ulaşılana kadar 10 mL distile su kullanılmıştır. Örnekler, sıvının tamamen buharlaşması ve tüpte sadece debris artıklarının kalması için 5 gün boyunca 70 °C'de tutulmuştur. Debrislerin biriktiği her bir eppendorf tüpü hassas terazide tekrar 3 kez tartılmış ve bulunan değerlerin ortalaması alınarak sonuçlar elde edilmiştir. Tüm sistemler, debris ekstrüzyonuna neden olmuştur. Debrisin apikal ekstrüzyonu, en az miktarda Reciproc Blue eğesi ile gerçekleşmiştir. Debrisin apikal ekstrüzyonu en fazla MicroMega Remover eğesi ile meydana gelmiştir.

DebridmanDental eğelerEkstrüzyon+4
Sinem Öztürk
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çoklu sterilizasyonun farklı işlemlerle üretilmiş nikel-titanyum döner eğe sistemlerinin döngüsel yorgunluk direnci üzerine etkisi

Çalışmamızın amacı farklı işlemlerle üretilmiş EndoArt Touch Gold ve EndoArt Touch Blue markalı döner eğe sistemlerinin döngüsel yorgunluk dirençlerini karşılaştırmak ve çoklu sterilizasyonun döngüsel yorgunluk dirençleri üzerindeki etkisini incelemektir. Bu in-vitro çalışmada 2 farklı Ni-Ti döner eğe sistemine ait kontrol ve sterilizasyon grupları oluşturulmuştur. Her bir grupta 25 adet olmak üzere toplamda 100 adet Ni-Ti eğe; 1,5 mm iç çapa, 60° kurvatür eğimine ve 5 mm'lik kurvatür yarıçapına sahip paslanmaz çelikten yapılmış yapay bir kanalda statik olarak kullanılmıştır. Kontrol grubuna ait eğelerin döngüsel yorgunluk testleri yapılmış ve ortalama kırılma süreleri belirlenmiştir. Bu ortalama kırılma sürelerinin %25, %50 ve %75' ine karşılık gelen süreler belirlenmiştir. Sterilizasyon grubu eğeleri ortalama kırılma sürelerinin %25, %50 ve %75' ine kadar sırasıyla döngüsel yorgunluk test düzeneğinde kullanılırken bu noktalarda çalışması durdurulup otoklav ile sterilizasyon işlemi uygulanmıştır. Son otoklavlamanın yapıldığı ortalama kırılma süresinin %75'inden sonra eğeler döngüsel yorgunluk test düzeneğinde kırılana kadar çalıştırılmıştır. Tüm eğelerin kırılma uzunluğu ölçülmüş olup, kırılana kadar geçen süreler (sn) olarak belirlenmiştir. Verilerin normal dağılıma uygunlukları Shapiro-Wilk testi ile değerlendirilmiştir ve analiz için Kruskal-Wallis testi uygulanmıştır. Karşılaştırma sonuçlarına göre EndoArt gold sterilizasyon grubu ile EndoArt blue sterilizasyon grubu ve EndoArt gold kontrol grubu ile EndoArt blue kontrol grubu arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Kırık parça uzunlukları incelendiğinde ise; EndoArt blue sterilizasyon grubu ile EndoArt blue kontrol grubu arasındaki fark anlamlı bulunurken (p<0,05); diğer gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. SEM analizi ile oluşan kırılmaların döngüsel yorgunluk sonucu oluştuğu belirlenmiştir. Sonuç olarak döngüsel yorgunluk direnci en yüksek olan eğe sistemi EndoArt Touch Blue olarak belirlenmiştir. Sterilizasyon işleminin döngüsel yorgunluk direnci üzerinde anlamlı bir etkisi olmamıştır.

Dental eğelerDental materyallerMetal yorgunluğu+2
Mert Deniz Ertekin
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kök kanal tedavisinde kullanılan nanopartikül içerikli irrigasyon protokolünün dentinin fiziksel ve mekanik özelliklerine etkisi

Bu çalışmanın amacı kitosan nanopartikülleri (KNP) kullanımını ve genipin (GE) ile çapraz bağlamayı içeren final irrigasyon protokollerinin, enzimatik çözünmeye karşı, dentininin mikrosertliği, yüzey özellikleri ve kimyasal yapısı üzerindeki etkilerini araştırmaktır. KNP iyonik jelasyon yöntemi ile sentezlendi ve stabilitesi partikül boyutu, polidispersitesi ve zeta potansiyeli ölçülerek değerlendirildi. Doksan adet çekilmiş tek köklü dişin kök kanalları şekillendirildi ve sodyum hipoklorit (NaOCl) ile irrige edildi. Dentin diskleri elde edildi ve mikrosertlik (n=15), ATR-FTIR (n=5) ve SEM/EDS (n=6) analizlerinde kullanılmak üzere gruplara ayrıldı, ve aşağıdaki solüsyonlarda bekletildi: (1) NaOCl+Etilendiamintetraasetik asit (EDTA), (2) NaOCl+KNP, (3) NaOCl+EDTA+KNP, (4)NaOCl+KNP+GE, (5)NaOCl+EDTA+KNP+GE veya (6) distile su. Örneklerin başlangıç ve irrigasyon protokolleri sonrası dentin mikrosertliği ölçüldü. ATR-FTIR ve SEM/EDS analizleri, irrigasyon protokolleri uygulandıktan sonra gerçekleştirildi. Tüm analizler, disklerin 24 saat kolajenaz solüsyonunda bekletilmesinden sonra tekrarlandı. Verilerin istatistiksel analizleri yapıldı (p=0,05). Kolajenaz uygulaması sonrasında, final irrigasyon sonrasına göre, NaOCl+EDTA+KNP+GE grubu hariç, tüm gruplarda dentin mikrosertliği azaldı (p<0,05). NaOCl+EDTA+KNP ve NaOCl+KNP+GE gruplarının kolajenaz uygulaması sonrası mikrosertlik değerleri, başlangıç değerlerine benzerdi (p>0,05). Kolajenaz sonrası, Amid III/PO4-3 oranında NaOCl+EDTA+KNP, NaOCl+KNP+GE ve NaOCl+EDTA+KNP+GE gruplarında önemli bir değişim oluşmazken (p>0,05), diğer gruplarda azalma oldu (p<0,05). Kolajenaz, gruplardaki CO3-2/ PO4-3 oranında bir değişime yol açmadı (p>0,05). Kolajenaz öncesi ve sonrasında, gruplarda elemental düzeyde önemli bir değişim görülmedi (p>0,05). Kök kanal tedavisinin final irrigasyon protokolünde KNP ve GE kullanımı, enzimatik çözünmeye karşı dentinde olumlu etkiler oluşturması nedeniyle önerilebilir.

DentinGenipinKitosan+5
Sena Nihan Şengül
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Resiprokasyon hareketi ile çalışan orijinal, replika benzeri ve sahte nikel titanyum eğelerin döngüsel yorgunluk dirençlerinin karşılaştırılması: in vitro çalışma

Amaç: Bu çalışmanın amacı resiprokasyon hareketi ile çalışan orijinal, replika benzeri ve sahte nikel titanyum eğelerin tasarım özelliklerinin, vücut sıcaklığında döngüsel yorgunluğa karşı dirençlerinin ve metalurjik özelliklerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Orijinal (Reciproc Blue R25), replika benzeri (Recip-One Files Blue R25) ve sahte (Reciproc Blue R25) eğe sistemlerinin yer aldığı 4 grup için toplamda 100 adet nikel titanyum eğe çalışma kapsamında kullanıldı. Eğelerin tasarım özelliklerini değerlendirmek için: stereomikroskop ile üretim hataları karşılaştırıldı; taramalı elektron mikroskobundan (SEM) alınan verilerle uç tasarımı incelendi, taper ve uç çap değerleri Image J programıyla ölçülerek karşılaştırıldı; dijital kumpas ile de 18-20 mm ölçüm çizgilerinin hassasiyetleri incelendi. Döngüsel yorgunluk testi vücut sıcaklığında (37°C), 60° kurvatür eğimi ve 5 mm kurvatür yarıçapı değerlerinde oluşturulan yapay kanalda gerçekleştirildi. Örneklerin metalurjik özellikleri diferansiyel taramalı kalorimetre (DSC) ve enerji dağılım spektrometresi (SEM-EDS) aracılığıyla incelendi. Verilerin normalliği Shapiro-Wilk testi ile değerlendirildi. Normal dağılan veriler için one-way ANOVA, normal dağılım göstermeyen veriler için Kruskal-Wallis testi yapıldı. Post hoc testi olarak Games-Howell ve Bonferroni testi kullanıldı. Anlamlılık seviyesi %5 olarak belirlendi. Bulgular: Sahte eğe sistemleri (Cf1, Cf2) diğer gruplardan stereomikroskop altında üretim hataları izlenmesiyle ayırt edilebilmiştir. Orijinal eğe sistemi (Of) ve replika benzeri eğe sistemi (Rf) pasif uç tasarımı sergilerken, sahte eğe sistemleri SEM altında aktif uç tasarımı sergilemiştir. Rf grubu eğeleri Of grubuna benzer uç çapı ve taper değerleri gösterirken, Cf1 grubu eğeler Of grubuna kıyasla düşük taper ve uç çap değerleri göstermiştir. Sahte eğe sistemleri diğer gruplara kıyasla 0.1 mm' den yüksek ölçüm çizgilerinden sapma göstermiştir. Döngüsel yorgunluk test sonuçlarına göre kırılma süreleri gruplar arasında benzerlik göstermiştir. DSC sonuçları vücut sıcaklığında Of grubu eğelerin östenit fazda yer aldığını gösterirken, diğer grup eğeler ise martensit fazda yer almıştır. SEM-EDS sonuçlarına göre gruplar arasında nikel- titanyum oranları benzerlik göstermiştir. Sonuçlar: Orijinal, replika benzeri ve sahte eğe sistemlerinin karşılaştırıldığı bu çalışmada döngüsel yorgunluğa karşı direnç ve nikel-titanyum seviyelerinde gruplar arasında benzerlik gözlenirken, tasarım özellikleri ve DSC sonuçları farklılık göstermektedir. Sahte eğe sistemleri iddia edilen taper ve uç çap değerlerini karşılamamış, incelenen verilerde bu sistemlerin standart sapma değerleri diğer gruplara kıyasla yüksek seyretmiştir. Standardizasyonu olmayan bu sistemlerin, orijinal sistemlere göre güvenilir olmadığı kabul edilebilir.

Endodonti
Mert Ünal
Ordu University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı giriş kavitesi tasarımlarının kök kanallarından kalsiyum hidroksit uzaklaştırma üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı giriş kavitesi tasarımları ve farklı irrigasyon sıvılarının kök kanallarından kalsiyum hidroksit uzaklaştırma üzerine etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada kullanılmak üzere 84 adet insan mandibular molar dişi seçildi. Örnekler hazırlanacak kavite tasarımlara göre her grupta 28 diş olacak şekilde 3 ana gruba ayrıldı. Kavite hazırlığı ve kök kanal şekillendirmesi yapılan dişlerin kök kanallarına kalsiyum hidroksit yerleştirildi. Tüm örnekler bir hafta 37° C ve %100 nem sağlayan etüvde bekletildi. Konkofal lazer taramalı mikroskopta görüntü verebilmesi için kalsiyum hidroksit, rodamin B boyası ile karıştırıldı. Daha sonra örnekler, kalsiyum hidroksiti uzaklaştırmak için kullanılacak irrigasyon sıvılarına göre 4 alt gruba ayrıldı. Kalsiyum hidroksit uzaklaştırma işleminden sonra apikal 3 mm kesitler ve konfokal lazer mikroskopta kesitlerin görüntüsü oluşturuldu. Görüntüler İmageJ ile analiz edildi. Elde edilen veriler iki yönlü Anova ve Tukey ost hoc testleri kullanılarak p<0.05 anlamlılık düzeyinde tutulacak şekilde analiz edildi. Bulgular: Kalsiyum hidroksitten temizlenen kanal duvarı çevresinde giriş kavitesi tasarımları açısından anlamlı fark bulundu. TGK grubunun kanal duvarları, NGK grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha temiz olduğu görüldü (p<0.05). İrrigasyon sıvısı açısından temizlen kanal duvarı çevresinde %70 etanol ile %0.2 kitosan arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmedi (p>0.05). Ayrıca %0,2 kitosan ile %17 EDTA arasında da anlamlı fark bulunamadı (p>0.05). %70 etanolün, %17 EDTA'ya göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde kanal duvarlarından kalsiyum hidroksiti daha fazla uzaklaştırdığı görüldü (p<0.05). Giriş kavitesi tasarımları arasında temizlenen tübül derinliği açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi (p>0.05). %70 etanolün, istatistiksel olarak anlamlı düzeyle %0.2 kitosan ve %17 EDTA'ya göre daha derin tübül temizliği yaptığı görüldü (p<0.05). %0.2 kitosanın, istatistiksel olarak anlamlı düzeyde %17 EDTA'ya göre daha derin tübül temizliği yaptığı görüldü (p<0.05). Kalsiyum hidroksitin maksimum penetrasyon derinliği ve penetrasyon alanı incelendiğinde, %70 etanol, %0.2 kitosan ve %17 EDTA açısından anlamlı fark bulunamadı (p>0.05). GGK grubunun, diğer kavite gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek alana penetre olduğu görüldü (p<0.05). GGK ve NGK gruplarının, istatistiksel olarak anlamlı düzeyde TGK grubundan daha yüksek penetrasyon derinliği gösterdiği belirlendi (p<0,05). Sonuç: Minimal invaziv kavite tasarımları, diş kırıklarının önüne geçmek için önerilmiştir. Ancak bu kavite tasarımları, kök kanal temizliğini tehlikeye atabilmektedir. Etanol ve kitosan, kalsiyum hidroksiti uzaklaştırmak için EDTA'ya bir alternatif olabilir. Anahtar Kelimeler: Kalsiyum hidroksit, Kitosan, Konfokal lazer mikroskop, Ninja kavite, Truss kavite

Enes Bodur
Ordu University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı seviyelerde kök kanal kalsifikasyonu olan dişlerde rehberli endodonti tekniği kullanılarak açılan giriş kavitelerinin geleneksel giriş kaviteleriyle karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı seviyelerde kök kanal kalsifikasyonu olan üç boyutlu yazıcıda üretilen maksiller santral kesicilerde, rehberli endodontik kavite ve geleneksel endodontik kavite preparasyonunun hacim kaybı ve tedavi süresi açısından karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: 72 adet maksiller keser diş üç farklı seviyede kök kanal kalsifikasyonunu simüle edilerek üç boyutlu yazıcıda üretildi. Geleneksel endodontik kavite (n=36) ve rehberli endodontik kavite (n=36) gruplarındaki örnekler blok randomizasyonla 6 gruba (n=12) ayrıldı. REK preparasyonu için rehber şablon konik ışınlı bilgisayarlı tomografi verileri ve ağız içi tarama verilerinin (STL dosyaları) eşleştirilerek yazılım programında tasarlanarak üretildi. Kavite preparasyonları yapıldı. Hacim kaybı, tedavi öncesi ve sonrası konik ışınlı bilgisayarlı yomografi tarama verilerinden segmentasyon yapılarak aralarındaki hacim farkı hesaplandı ve tedavi süresi kaydedildi. İstatistiksel değerlendirmeler IBM SPSS Statistics 29.0.2.0 (SPSS Inc., Chicago, IL, USA) programı kullanılarak gerçekleştirildi. Verilerin normalliği Kolmogorov–Smirnov Testi, Varyans eşitliği ise Levene's Testi'yle değerlendirildi. Varsayımlar sağlandığında teknikler arası ikili karşılaştırmalar için bağımsız örneklem t-testi uygulandı. Zaman karşılaştırmaları için normal dağılmayan gruplarda Mann Whitney U testi kullanıldı. Aynı teknikte grup içi analizlerde tek yönlü varyans analizi ve Kruskal-Wallis testlerinden yararlanıldı. Ölçümler arası ilişkilerin incelenmesinde Spearman korelasyonları uygulandı. Tüm istatistiksel değerlendirmelerde p<0,05 değeri anlamlı kabul edildi. Bulgular: Rehberli endodontik kavitede, tüm kalsifikasyon düzeylerinde geleneksel endodontik kaviteye kıyasla anlamlı derecede daha az hacim kaybı görülmüştür (p<0,001). Tedavi süresi 16 ve 20 mm seviyesinde (p<0,001) rehberli endodonti gruplarında anlamlı ölçüde kısa olup, 12 mm düzeyinde ise gruplar arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p=0,355). Her iki yöntem de hacim kaybı 20 mm seviyesinde 12 mm'ye göre anlamı olarak fazladır (p≤0,001). Tedavi süresi geleneksel kavite tekniğinde 12 mm seviyesinde 16 ve 20 mm'ye göre anlamlı olarak kısadır (p≤0,004). Rehberli kavitede ise yalnızca 12 mm ile 20 mm seviyesinde fark vardır (p=0,004). Sonuçlar: Kalsifiye kanallarda rehberli giriş kavitesi, hacim kaybını anlamlı biçimde azaltır ve özellikle 16–20 mm kalsifikasyon seviyesinde tedavi süresini kısaltır. Bu bulgular, rehberli kavitenin doku koruyucu ve zaman açısından verimli bir seçenek olduğunu göstermektedir.

Nagihan Kara Şimşek
Ordu University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yaşlanmanın ve inflamasyonun dental pulpa kök hücrelerinin kök hücre özgüllüğü üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı sağlıklı, geri dönüşümlü pulpitisli ile geri dönüşümsüz pulpitisli genç ve yaşlı bireylere ait diş pulpasında mezenkimal kök hücre varlığı, sayısı ve proliferasyon kapasitesinin incelenmesidir. Bu çalışmada, sağlıklı diş pulpaları çekilen yirmi yaş dişlerinden, inflame diş pulpaları da kök kanal tedavisi sırasında uzaklaştırılan pulpalardan elde edildi. Çalışma grupları: Genç sağlıklı pulpa dokuları(n=2), genç geri dönüşümlü pulpitisli pulpa dokuları(n=2), genç geri dönüşümsüz pulpitisli pulpa dokuları(n=2), yaşlı sağlıklı pulpa dokusu(n=1), yaşlı geri dönüşümlü pulpa dokusu(n=1). Elde edilen pulpalardan primer hücre kültürü hazırlandı. Çoğalan fibroblast hücrelerinin mezenkimal kök hücre özgüllüğü akış sitometri yöntemi ve immünofloresan boyama yöntemi ile incelendi. Elde edilen kök hücrelerin proliferasyon potansiyeli lateral proliferasyon yöntemi ile incelendi. Yaşlı sağlıklı pulpadan elde edilen kök hücreler genç sağlıklı pulpadan elde edilenlere gore daha yavaş prolifere olurken, genç geri dönüşümlü pulpitisli kök hücreleri, genç sağlıklı pulpa kök hücrelerine göre daha hızlı prolifere oldu. İmmünhistokimyasal işaretleme yöntemine göre tüm örneklerin hücre stoplazmalarında pozitif mezenkimal kök hücre yüzey belirteçleri olarak CD73, CD90 ve CD105 antikorlarının yaygın olarak işaretlendiği, negatif yüzey belirteci olarak da CD34 ve CD45 in hiç işaretlenmediği gözlendi. Akış sitometri sonuçlarına göre, gruplar arasında fark olmaksızın tüm grupların mezenkimal kök hücre özgüllüğü %98-%100 arasında bulundu. Sonuç olarak inflamasyon ve yaşa bağlı olarak dental pulpanın mezenkimal kök hücre özgüllüğü değişmezken, proliferasyon kapasitesinde yaşa bağlı azalma gözlendi.

Akım sitometrisiDental pulpaHücre çoğalması+5
Nurab Deniz Pedersen
Hacettepe University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Bilimsel atıf indeksinde yer alan üç endodonti dergisinin 2001-2005 ve 2016-2020 yılları arasındaki bibliyometrik analizi: Kök kanallarının kemomekanik şekillendirilmesi ve doldurulması

Bu çalışmanın amacı; kanal tedavisinin mekanik, kimyasal şekillendirme ve doldurma aşamalarını konu alan ve Bilimsel Atıf İndeksinde yer alan 3 endodonti dergisinde (Australian Endodontic Journal, Journal of Endodontics ve International Endodontic Journal) yayınlanmış olan makalelerin bibliyometrik analizini yapmak ve araştırmacılara güncel çalışma konularıyla ilgili yol göstermektir. Çalışmada 2001-2005 ve 2016-2020 olmak üzere iki farklı 5 yıllık dönemde dergilerdeki ilgili konularda yapılan tüm yayınlar, 2 araştırmacı tarafından 3 farklı zamanda değerlendirilmiştir. Değerlendirmede kullanılan parametreler ilk yazarın ülkesi, yazar sayısı, ulusal ve uluslararası iş birliği, çalışma tipi, atıf sayısı, ilk yazar bölümü ve çalışma konularının dağılımıdır. İlk 5 yıllık dönemden ikinci 5 yıllık döneme gelindiğinde; toplam ve dahil edilen yayın sayısında bir artış olduğu, özellikle mekanik ve kimyasal şekillendirmeyi konu alan yayınların sayısında anlamlı bir artış olduğu görülmüştür. Diğer taraftan kök kanallarının doldurulmasına ilişkin yayın sayısında anlamlı bir azalma olduğu görülmüştür (p<0,05). 2001-2005 yılları arasında ilgili konuda lider yayıncı ülke ABD iken, 2016-2020 yılları arasında Brezilya'dır. İkinci 5 yıllık dönemde yayınlarda yazar sayısı, ulusal ve uluslararası iş birliğinde artış olduğu görülmüştür (p<0,05). Her iki dönemde de in vitro çalışmaların sayısı klinik çalışmalardan ve hayvan deneylerinden anlamlı derecede fazla bulunmuştur (p<0,05). Klinik çalışmaların sayısı ikinci 5 yıllık dönemde artarken, hayvan deneylerinde bir azalma olduğu saptanmıştır. 2001-2005 döneminde 11-50 atıf alan yayın sayısı fazlayken, 2016-2020 döneminde 1-10 atıf alan yayın sayısı fazla bulunmuştur. İlk 5 yıllık dönemde 100 ve üzeri atıf sayısına sahip 76 yayın bulunurken, son 5 yıllık dönemde bu atıf sayısına sahip yayın bulunamamıştır. 2016-2020 dönemindeki yayınların 54'ü henüz hiç atıf almamıştır. En yüksek atıf sayısına sahip yayın 2001-2005 dönemine aittir ve 406 atıf almıştır. Bu yayın eğelerin şekillendirme yeteneğini konu almaktadır. İki dönemde de ilk yazarların endodontist olma yüzdesi, olmama yüzdesinden daha yüksektir (p<0,05). Mekanik şekillendirme aşamasıyla ilgili olarak, her iki dönemde de eğelerin kırılma özellikleri ve şekillendirme yeteneklerini konu alan çalışma sayısı daha yüksektir. İkinci 5 yıllık dönemde kök kırığı oluşumu, apikal debris ekstrüzyonu ve eğelerin temizleme yeteneği konularına artan bir ilgi görülmüştür (p<0,05). İkinci 5 yıllık dönemde, kimyasal şekillendirme aşamasında aktivasyon cihazlarının ve yöntemlerinin değerlendirildiği çalışma sayısında anlamlı bir artış olduğu görülmüştür (p<0,05). İrrigasyon solüsyonlarının birçok özelliğinin aynı anda değerlendirildiği çalışmalara yönelim olmuştur. Dolum aşamasıyla ilgili olarak, 2001-2005 döneminde en fazla mikrosızıntıyla ilgili yayın bulunurken 2016-2020 döneminde bu konuda ciddi bir azalma tespit edilmiştir (p<0,05). Yeni materyallerin üretimiyle, dolum materyallerinin fizikokimyasal özelliklerini ve dişi kuvvetlendirme yeteneklerini konu alan çalışmalar ilgi odağı olmuştur. Kanal tedavisi sonrası klinik ve radyografik takip çalışmalarında da bir artış olduğu görülmüştür (p<0,05). Sonuç olarak, araştırma konuları teknolojik, mekanik, fiziksel ve biyolojik gelişmelerle değişiklik göstermektedir ve araştırmacıların bu değişimleri takip ederek güncel kalması oldukça önemlidir.

Atıf dizinleriBibliyometriBibliyometrik çözümleme+6
Nilay Ezentaş
Hacettepe University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Diş hekimlerinin kök kanal tedavisi uygulamalarında irrigasyon alışkanlıklarının değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı, Türkiye'deki diş hekimlerinin irrigasyon uygulama ve alışkanlıklarının bir anket çalışması ile değerlendirilmesidir. Katılımcıların yaş, cinsiyet, klinik tecrübe, çalıştıkları coğrafi bölge, mesleki unvan, uzmanlık alanı ve aylık endodontik tedavi sıklıklarına ilişkin 7 ve irrigasyon protokollerine ilişkin 18 soru olmak üzere toplamda 25 soru içeren bir anket düzenlenmiştir. Anket çalışmamız Türk Dişhekimleri Birliği ve Türk Endodonti Derneği veri tabanındaki üyelere e-posta, sosyal medyadaki diş hekimlerine ise bağlantı linki aracılığıyla gönderilmiştir. Geri dönüş alınan 520 adet katılımcıdan 57'si, hiç kök kanal tedavisi uygulamadığını belirttiği için verilerin analizi 463 kişi üzerinden gerçekleştirilmiştir. Veriler IBM SPSS V23 (Chicago, IL, ABD) programı ile analiz edilmiştir. Kategorik verilerin analizinde ki-kare testi, gruplar arası karşılaştırmalarda ise Bonferroni düzeltmeli ki-kare testi uygulanmıştır. Anlamlılık düzeyi p ≤ 0,05 olan veriler istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmamızda katılımcıların %98,3'nün en sık kullandığı irrigasyon ajanı sodyum hipoklorit (NaOCl) ve en sık kullanılan NaOCl konsantrasyonu (%45,1) %2,5'dir. Endodonti uzmanları diğer tüm uzmanlık alanlarına göre %5,25'lik NaOCl solüsyonunu daha fazla kullanmaktadır (p<0,05). Ticari dental NaOCl solüsyonları en çok (%88,5) Doğu/Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde kullanılmaktadır. Akdeniz/Ege Bölgesi'ndeki katılımcılar irrigasyon uygulamalarında Doğu/Güneydoğu, İç Anadolu ve Marmara Bölgesi'ndekilere göre klorheksidini (CHX) daha fazla tercih etmektedir (p<0,05) Endodonti uzmanları final irrigasyonda diğer tüm gruplara göre NaOCl'yi ve etilendiamin tetraasetik asiti (EDTA) daha fazla tercih etmektedir (p<0,05). Katılımcıların %54,6'sı smear tabakasını uzaklaştırmaktadır ve endodonti uzmanları diğer gruplara göre bu amaçla daha fazla ek irrigasyon yapmaktadır (p<0,05). Smear tabakasını uzaklaştırmada en sık tercih edilen ajan ise (%98) EDTA'dır. Endodonti uzmanları ve 11-20 yıl klinik tecrübesi bulunan katılımcılar sonik/ultrasonik aktivasyon yöntemlerini daha çok kullanmaktadır. Solüsyonun hasta ağzına taşması (%68,5) en sık yaşanan komplikasyondur. Katılımcıların %43,4'ü standart bir irrigasyon protokolü rehberi ihtiyacı taşımaktadır. Pedodonti uzmanları ve nadir kanal tedavisi uygulayanlar diğerlerine göre standart bir rehbere daha fazla ihtiyaç duymaktadır (p<0,05). Katılımcılardan özellikle endodonti ve pedodonti uzmanları başta olmak üzere (p<0,05) %64'ü irrigasyon konusunda bilgilenmek adına bilimsel makale ve yayınları takip etmektedir. Endodonti ve pedodonti uzmanlarıyla karşılaştırıldığında, genel diş hekimleri irrigasyon protokolleri ile ilgili kaynak takip etmediklerini belirtmişlerdir (p<0,05). İrrigasyon uygulamaları hakkında sosyal medyayı en çok takip eden grup genel diş hekimleridir. Sonuç olarak diş hekimlerinin klinik tecrübeleri, çalıştıkları coğrafi bölgeler, uzmanlık alanları ve endodontik tedavi sıklıkları irrigasyon alışkanlıkları üzerinde etkilidir. Endodonti uzmanlarının irrigasyon uygulamaları diğer katılımcılara göre güncel literatürle daha uyumludur. Kanal tedavisi uygulayan tüm diş hekimlerinin irrigasyon konusunda bilgilenmek adına bilimsel yayın ve kongreleri takip etmesi teşvik edilmelidir.

Dental pulpa boşluğuDiş hekimleriDiş hekimliği+4
Begüm Cömert
Hacettepe University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleme ile alt premolar dişlerin kanal varyasyonlarının ve morfometrik yapılarının incelenmesi

Bu çalışmanın amacı alt birinci ve ikinci premolar dişlerin kök kanal varyasyonları ve köklerin morfometrik yapılarının incelenmesidir. Çalışmada 75 kadın ve 75 erkek hastaya ait tomografi görüntülerinden elde edilen veriler ışığında analizler yapılmıştır. Toplamda 150 hastanın simetrik premolarların varlığı gözetilerek 600 dişi araştırmada incelenmiştir. Hastalardan elde edilen görüntülerin incelenmesi için 3D Endo™ (Dentsply Sirona) programı kullanılmıştır. Kurvatür analizleri ise MATLAB (MathWorks) programında ele alınmıştır. Çalışmada sagittal ve koronal açılardan elde edilen veriler üzerinde görüntü işleme metotları kullanılarak kanal seyrinin üç boyutlu görüntüsü elde edilmiştir. Alt premolar dişlerin incelendiği bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre; birinci premolarda çok köklülük daha fazla olmak üzere, %98.16 tek köklü ve %1.84 iki köklü olduğu gözlenmiştir. Erkeklerde iki köklü alt premolar sayısı kadınlara göre fazladır. Birden çok kök kanalı sayısı birinci premolarda daha fazla elde edilmiştir. İki kanal varlığı birinci premolarda %34.4 iken, ikinci premolarda %6.17 olarak tespit edilmiştir. Erkeklerde birinci premolarda Vertucci Tip 1 %60.7, Tip II %4, Tip III %21.4, Tip V% 8.7 olarak tespit edilmiştir. Alt ikinci premolarda Tip I %82, Tip II %8, Tip III %3.4, Tip V %2 oranında; kadınlarda birinci premolarda Tip I%70.16, Tip II %2, Tip III %17.4, Tip V %6; alt ikinci premolarda Tip I %93.4, Tip II %4, Tip V ise %2 olarak tespit edilmiştir. C-şekilli kanal varlığı insidansı %2.7 iken, toplamda dişlerin %0.6'sında rastlanmıştır. Alt birinci premolarda kron uzunluğu ortalama 6.18 mm iken ikinci premolarda 6.04 mm olarak; kök uzunlukları ise sırasıyla 15.68 mm ve 15.82 mm olarak tespit edilmiştir. Birinci kurvatür açısı alt birinci premolarda erkeklerde 11.38° ve kadınlarda 9.45°'dir. İkinci kurvatür açısı erkeklerde kadınlara göre, sol premolarda sağa göre daha fazladır. Sonuç olarak alt premolar dişlerin simetriklerinde; kadınlar ve erkeklerde benzer kök kanal morfolojileri ve yapıları gözlenmektedir.

Dental pulpa boşluğuDişlerKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+3
Selim Han Türer
Hacettepe University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı intrakoronal ağartma materyallerinin irrigasyon solüsyonlarına maruz kalmış kron dentininin tübül çapı, mikrosertliği ve mineral içeriğine etkisi

%35 Hidrojen peroksit (HP), %37 karbamid peroksit (CP) ve sodyum perborat (SP) kron içi beyazlatmada en çok kullanılan beyazlatma materyalleridir. Kron içi beyazlatma son zamanlarda yaygınlaşan ve merak uyandıran rejeneratif prosedürler sonrası da önem kazanmıştır. Bu çalışma bu ajanların ve kombinasyonlarının endodontik tedavi sırasında kullanılan irrigasyon protokolleri ile birlikte dentinin fiziksel ve kimyasal özelliklerine olan etkisini ölçmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla 60 adet mandibular molar diş kronu kesilerek toplam 240 adet kron parçası elde edilmiştir. Bunlardan 120 örneğe irrigasyon protokolü (20 dakika 20mL %2,5 sodyum hipoklorit, 3 dakika 3mL %17 EDTA) uygulanmıştır. Diğer 120 örnek de irrigasyon kontrol grubu olarak salinde bekletilmiştir. Daha sonra her iki irrigasyon grubu da uygulanacak beyazlatma materyaline göre 6 gruba ayrılmıştır( Kontrol, SP, SPCP, CP, SPHP, HP). Her bir örneğin mikrosertliği beyazlatma ajanları uygulanmadan önce Vicker's mikrosertlik cihazı ile ölçülmüştür. Oluşturulan 6 gruba rastgele bir şekilde dağıtılan kron parçalarına, her birinin grubuna ait beyazlatma protokolü uygulanmıştır. 7 gün sonunda değiştirilen beyazlatma ajanları, toplam 14 gün sonunda uzaklaştırılmış ve kontrol grubuyla beraber hepsinin mikrosertlik değerleri yeniden ölçülmüştür. Yine beyazlatma sonrası tübül çapları SEM ile ölçülmüş ve kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. Mineral miktarları da SEM-EDX yöntemiyle ölçülmüş ve kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. Elde edilen veriler iki yönlü ANOVA ile istatistiksel olarak analiz edilmiştir. İrrigasyon protokolleri tek başına örneklerin mikrosertlik değerlerini değiştirmemiştir (p > .05). SP, SP+CP, CP ve SP+HP ile tedavi, irrigasyon protokolünden bağımsız olarak örneklerin mikrosertlik değerlerinde anlamlı bir artışa yol açmıştır (p <.05). İrrigasyon uygulanmış SP+CP örneklerinin mikrosertlik değerleri, irrigasyon uygulanmamış SP+CP örneklerine göre anlamlı bir miktarda yüksek ölçülmüştür( p < .05). Beyazlatma ajanları arasında dentin tübül çapı açısından HP grubunda anlamlı bir fark görülmüştür ve irrigasyon uygulanan örneklerde de örneğin dentin tübül çapı istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde artmıştır (p < .05). Beyazlatma ajanı uygulanan örnekler içerisinde hiçbirinde Ca, P değerleri ve Ca/P oranı anlamlı olarak değişmezken (p > .05), irrigasyon protokolü uygulanan dişlerde mineral değerlerinde artış görülmüştür (p < .05).

Diş beyazlatmaHidrojen peroksitKronlar+3
Hakan Karaaslan
Hacettepe University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Soğuk atmosferik plazma ile yüzey uygulamasının fiber postların bağlanma dayanımı üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Endodontik olarak tedavi görmüş dişlerin uzun dönem başarısını etkileyen önemli faktörlerden biri dişi destekleyen dokuların sağlığını koruyan kaliteli bir restorasyondur. Aşırı madde kaybına uğramış endodontik tedavili dişlerin restorasyonunda sıklıkla kullanılan yöntemlerden biri ise post-kor restorasyonlardır. Dentine benzer elastiklik modülü ve estetik özellikleri nedeniyle sıklıkla tercih edilen fiberle güçlendirilmiş post sistemlerinde başarısızlığın en sık nedeni tutuculuk kaybıdır. Bu tutuculuk kaybının olası sebeplerinden biri rezin kompozit simanlar ile fiber postlar arasındaki bağlanmada görülen başarısızlıktır. Bu bağlantının geliştirilmesi için simantasyon işleminden önce fiber postların yüzeylerine çeşitli işlemler uygulanmaktadır. Dental materyaller ve dokular üzerinde soğuk atmosferik plazma ile yapılan yüzey uygulamalarının yüzeyin kimyasını değiştirerek ve ıslanabilirliğini arttırarak adezyonu arttırdığını gösteren çalışmalar vardır. Çalışmamızda in vitro olarak soğuk atmosferik plazma (SAP) ile yüzey uygulaması yapılmış cam fiber postların çekilmiş dişler üzerindeki bağlanma dayanımını; konvansiyonel yöntemlerle yüzey uygulaması yapılmış cam fiber postlar ile karşılaştırarak bu tekniğin etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlandı. 60 adet periodontal veya protetik nedenlerle çekilmiş insan santral keser dişinin kullanıldığı çalışmada tüm dişlerin kronları kök uzunluğu 13 mm olacak şekilde uzaklaştırıldı ve çalışma boyu apikalden 1 mm kısa olacak şekilde ayarlandı. Örneklerin kök kanal tedavileri tamamlandıktan sonra etüvde 37°C'de ve %100 nemli olacak şekilde bekletildi. 1 hafta sonra örneklerden randomize şekilde; biri kontrol amaçlı olmak üzere, silan, HF (hidroflorik asit) ve plazma (SAP) grubu olacak şekilde 15 er örnekli 4 farklı grup oluşturuldu. Örnekler post boşluğunun açılmasından önce 5 cc'lik kesilmiş enjektör içine soğuk akril ile gömüldü. Örneklere 8 mm'lik post boşluğu açıldıktan sonra, 3 farklı yüzey işlemi uygulanmış (silan, HF, plazma) ve hiçbir yüzey işlemi uygulanmamış (kontrol) cam fiber postlar (Angelus Exacto No:2) bir LED ışık kaynağı altında ve self adeziv rezin siman (Panavia SA Cement Automix) kullanılarak simante edildi. Plazma grubunda fiber postların yüzeyi termik özellik göstermeyen atmosferik basınç ile dielektrik bariyer deşarjı sağlanan hava plazma yöntemi ile işlendi. Köklerin 3 farklı bölgesinden (servikal, orta ve apikal) 1 mm'lik kesitler alındı ve bağlanma dayanımını ölçmek için her bir kesite itme (push-out) testi uygulandı. Çalışmada ayrıca yüzey işlemlerinin fiber postlar üzerinde yarattığı etkiyi daha iyi değerlendirebilmek için hem taramalı elektron mikroskobu (TEM) altında incelemelerde bulunuldu hem de temas açısı ölçümleri yapıldı. Çalışmanın bulguları; itme testi ölçümlerinde en yüksek bağlanma dayanımının plazma grubunda, en düşük bağlanma dayanımının ise kontrol grubunda olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte plazma grubundaki bu artış diğer gruplarla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak da farklıdır (p ˂ 0,001). Temas açısı ölçümlerinde en hidrofilik yüzey plazma grubunda (~0°), en hidrofobik yüzey ise kontrol grubunda görülmektedir. TEM incelemelerinde ise plazma uygulanan fiber postların yüzeyinde belirgin bir pürüzlülük artışı dikkat çekmektedir. Sonuç olarak; soğuk atmosferik plazma ile fiber postların yüzeyinde oluşturulan modifikasyon, bu postların rezin siman ile olan bağlantısını arttırmaktadır. Bu yöntemin diğer konvansiyonel yüzey uygulamaları ile karşılaştırıldığında daha etkili bir yöntem olduğu da görülmektedir.

Dental bondingDental materyallerDental stres analizi+3
Elif Şeyma Kaban
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kombine sıcak vertikal kompaksiyon, tek kon, lateral kompaksiyon, soft-core yöntemlerinin kök kanal doldurma performanslarının in vitro olarak değerlendirilmesi

Araştırmada 3 kanallı alt molar dişler kullanılmıştır. Araştırmanın amacı kıvrık kanallı dişlerin oval ve yuvarlak kesitli kanallarında guta perka ve boşluk alanının oranını ölçmektir. Obturasyon zamanı da karşılaştırılmıştır. Hafif eğimli (20-30°) 80 adet molar diş Twisted file adaptive döner Niti kanal eğeleri ile genişletilmiştir ve şu şekilde doldurulmuştur: Grup A: 35/.02 guta perka ana kon ile lateral kompaksiyon, Grup B: Taşıyıcılı Soft Core obturatörler ile, Grup C: Modifiye devamlı ısı ile obturasyon (Elements Obturation Unit), Grup D:35/.04 tek kon tekniği ile obturasyon. Bütün gruplarda MM Seal kanal patı olarak kullanılmıştır. Dişlerin mezyal ve distal kanalları separe ile ayrılarak akril içine ölçekli bir kalıba gömülmüştür. Dişlerden apeksten 2, 4, 6, 8 mm uzaklıklarda yatay kesitler alınarak guta perka, kanal patı, ve boşluk oranları ölçülmüştür. Veriler Kruskal- Wallis ve post hoc dunn testleri ile analiz edilmiştir. Obturasyon zamanları ANOVA ve post hoc Student Newman Keuls testi ile analiz edilmiştir. Çalışmamızın bulgularına göre tek kon tekniği (grup D) anlamlı derecede diğerlerinden daha hızlı bulunmuştur (p<0.05). Boşluklar açısından incelendiğinde hiçbir grupta diğerlerine göre anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Tüm kök seviyelerinde boşluk yüzdelerinde anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Bütün seviyelerde grup B, C ve A grup D'ye oranla anlamlı derecede daha fazla guta perka kaplı alana ve daha az derecede kanal patı kaplı alana sahiptir (p<0.05). Grup B, C ve A arasında guta perka ve kanal patı kaplı alan bakımından anlamlı bir faklılık bulunmamıştır. Bu in vitro çalışmanın sonuçlarına göre, lateral kompaksiyon tekniği eğimli kanallarda etkin bir yöntemdir ancak modifiye devamlı ısı ile obturasyon diğer tekniklere oranla en etkin ve hızlı yöntemdir.

Dental restorasyonKök kanal dolgu materyalleriKök kanal tedavisi+1
Melis Şimşek
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı şekillendirme sistemleri kullanılarak yapılan kanal tedavilerinde post operatif ağrı değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı, preoperatif olarak ağrısız, asemptomatik, devital, çok köklü dişlerde tedavi ile ilgili faktörlerden olan kök kanallarının şekillendirilmesinde kullanılan farklı sistemlerin, kanal tedavisi sonrası meydana gelen postoperatif ağrı ve flare-up üzerine etkisinin incelenmesidir. Kök kanal tedavisinin başarısını etkileyen faktörlerden biri kemo-mekanik şekillendirmenin uygun şekilde yapılmasıdır. Her dönem klinisyenlerin kök kanal şekillendirilmelerini daha efektif ve hızlı yapabilmeleri için farklı teknolojilerle geliştirilen döner eğe sistemleri piyasaya sunulmuştur. Bu in vitro çalışmanın amacı; Reciproc, Reciproc Blue ve Protaper Next döner eğe sistemlerini kullanarak yapılan kök kanal tedavisi sonrası hastaların postoperatif ağrılarının değerlendirilmesidir. Prospektif randomize klinik çalışmamıza, 18-65 yaş aralığında bulunan asemptomatik ağrısız, devital alt çene çok köklü toplam 36 diş dahil edilmiştir. Çalışmamız tek bir hekim tarafından standart bir protokol dahilinde tamamlanmıştır. Çalışma grupları kök kanalı şekillendirme yöntemlerine göre; Ni-Ti döner alet sistemlerinden ProTaper Next (Tulsa Dentsply, Tulsa, OK, A.B.D.) ve resiprokal hareket yapan Reciproc(VDW, Münih, Almanya) ve Reciproc Blue (VDW, Münih, Almanya) olmak üzere 3 gruba ayrılarak kanal tedavisi uygulanmıştır. Kök kanal tedavileri tamamlandıktan sonra hastaların 6, 12, 24 ve 72 saat ve 7. gündeki postoperatif ağrıları Görsel Analog Skala (VAS) kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızda; tedavi değişkenlerinden olan şekillendirme yöntemi postoperatif ağrı şiddeti ve insidansı üzerinde etkisi olmadığı tespit edilmiştir ve istatistiksel olark fark bulunmamıştır (p > 0.05). Hiç bir çalışma grubunda flare-up gözlenmemiştir. Diş tipi ve hastaların cinsiyetinin ağrı üzerinde etkisi olmadığı tespit edilmiştir ve istatistiksel olark fark bulunmamıştır (p > 0.05). Çalışmamızın sonuçlarına göre, ağrısız, asemptomatik, devital çok köklü dişlerde farklı şekillendirme yöntemlerinin kullanılmasının, postoperatif ağrı şiddeti ve insidansı üzerinde etkili bir faktör olmadığı bulunmuştur.

AğrıAğrı ölçümüAğrı-postoperatif+2
Nil Yalçınkaya
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kanal tedavisi yenilenmesinde kanal yenileme kitleri ve lazer ile aktive irrigasyonun etkisi

Bu çalışmada iki farklı döner alet sistemi kullanılarak yapılan kanal tedavisi yenilenmesi işleminde, Er:Yag lazer ile aktive irigasyonun etkinliğinin çekilmiş dişlerde in vitro olarak incelenmesi amaçlandı. Çekilmiş alt çene premolar dişlerin kronları uzaklaştırılıp ProTaper Universal (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) F3 numaralı eğeye kadar genişletildi ve ardından ProTaper Universal F3 gütaperka ve AH Plus (Dentsply De Trey GmbH, Konstanz, Almanya) kanal patı ile dolduruldu. Örneklerin yarısına ProTaper Retreatment (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre), diğer yarısına da Mtwo Retreatment(VDW, Münih, Almanya) kanal yenileme kitleri ile kanal dolgusu uzaklaştırma işlemi uygulandı. Her iki gruptaki örneklerin yarısına konvansiyonel irrigasyon, kalan yarısına da PIPS ile aktive irrigasyon uygulanarak toplamda dört çalışma grubu elde edildi ve kanal dolgusu uzaklaştırma etkinlikleri değerlendirildi. Örnekler iki parçaya ayrılarak stereomikroskop ile X8 büyütmede fotoğraflandı. Elde edilen kök görüntülerinin koronal, orta ve apikal bölümlerinde kalan artık miktarları yüzde olarak hesaplandı. İstatiksel değerlendirmelerde kanal yenileme tekniği grupları ve kök kanal bölgeleri için iki yönlü varyans analizi, her bir kök kanal bölgesi içerisinde kullanılan kanal yenileme teknikleri karşılaşatırılırken de tek yönlü varyans analizi uygulanmıştır. PIPS ucu kullanılarak Er:Yag lazer ile aktivasyon, konvansiyonel irrigasyona göre kanal dolgusu uzaklaştırmada daha etkili bulundu. ProTaper Retreatment ve Mtwo Retreatment döner aletleri arasında kanal dolgusu uzaklaştırma etkinliği açısından anlamlı fark bulunmadı. Kanal dolgusu artık miktarı büyükten küçüğe kökün sırasıyla apikal, orta ve koronal bölümünde görülmüştür ve aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır. Çalışmamızın sonuçları dahilinde kanal tedavisi yenilenmesinde kökün koronal ve orta bölümlerinde PIPS ucu kullanılan Er:Yag lazer ile aktive irrigasyonun düz kanallarda kanal dolgusu uzaklaştırmada etkin bir yöntem olarak kullanılabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Kanal dolgusu uzaklaştırılması, Lazer ile aktive irigasyon, Pips.

Kök kanal dolgu materyalleriKök kanal tedavisiKök kanalı irrigantları+3
Berk Çelikkol
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Diş hekimleri tarafından kök kanal tedavisinde tercih edilen materyal, yöntem ve uygulama şeklinin anket çalışması ile belirlenmesi

Diş Hekimleri Tarafından Kök Kanal Tedavisinde Tercih Edilen Materyal, Yöntem ve Uygulama Şekillerinin Anket Çalışması İle Belirlenmesi Amaç: Çalışmamızın amacı endodontik tedavi yapan diş hekimleri tarafından kök kanal tedavisinde tercih edilen materyal, teknik ve uygulama yöntemlerinin anket çalışması ile belirlenmesi ve elde edilen verilerin Türkiye ve dünyada yapılan benzer çalışmalardaki veriler ile kıyaslanmasıdır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamızda veri toplamak için toplam 21 sorudan oluşan bir anket tasarlandı ve veriler Mart- Kasım 2017 tarihleri arasında toplandı. Çalışmamızda, 393 pratisyen diş hekiminin 24. İzmir Dişhekimleri Odası Uluslararası Bilimsel Kongre ve Sergisi katılımcısı olduğu, toplamda 691 pratisyen diş hekimine ulaşıldı. Araştırmaya katılan diş hekimlerine araştırmanın amacı açıklandı ve bireyler araştırmaya katılıp katılmamakta özgür bırakıldı. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 23 istatistik yazılım programı kullanılarak değerlendirildi. Gruplar arası karşılaştırmalarda Ki-Kare analizi uygulandı. Bulgular: Çalışmamızın sonuçlarına göre; anketimize katılan hekimların %22.7'sinin kök kanal tedavisi yapmadığı bulundu. Hekimlerin vitalite kontrolü için en çok tercih ettikleri yöntem %47 oranla elektrikli pulpa testi, kök kanal tedavisi sırasında çalışma boyu tespitinde en çok kullandıkları yöntem %71.2 oranla elektronik apeks bulucudur. Kök kanal tedavisi yapan hekimlerin de en çok tercih ettikleri yıkama solüsyonu %91.6 oranla NaOCl, en çok tercih ettikleri kanal içi medikamet %91.4 oranla Ca(OH)2'dir. Bununla birlikte katılımcıların %85.6'sı kök kanal şekillendirmesinde Ni-Ti döner alet kullanırken, %72.1'i de kök kanal dolumunda tek kon yöntemini tercih etmektedir. Ayrıca hekimlerin sadece %1.5'inin kök kanal tedavisi yaparken rubber-dam kullandığı bulundu. Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına genel olarak baktığımızda daha yaşlı hekimlerin kök kanal tedavisi sırasında genç hekimlere kıyasla konvansiyonel yöntemleri daha çok kullandığı belirlendi. Hekimlerin yaş cinsiyet, çalıştıkları kurum farklılıklarına bakılmasızın kök kanal tedavisi sırasında tercih ettikleri materyal ve yöntemler arasında bir standardizasyon olmadığı görülmektedir Kök II kanal tedavisi sırasında rubber-dam kullanımı da dünya standartlarının oldukça altındadır. Anahtar kelimeler: Anket çalışması, Endodontik tedavi, Kök kanal tedavisi.

Kök kanal tedavisiKök kanalıKök kanalını tıkama
Ezgi Can Çekiç
Ege University
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Alt ve üst dişlerde tek ve iki seansta yapılacak kanal tedavilerinde postoperatif ağrının değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı, preoperatif olarak ağrılı, semptomatik, vital, çok köklü dişlerde tedavi ile ilgili faktörlerden olan seans sayısı/kullanılan medikamentin çeşidi ve kök kanallarının şekillendirilmesinde kullanılan farklı sistemlerin, kanal tedavisi sırasında ve kanal tedavisi sonrası meydana gelen postoperatif ağrı ve flare-up üzerine etkisinin incelenmesidir. Prospektif randomize klinik çalışmamıza, 14-60 yaş aralığında bulunan semptomatik akut ağrılı, vital alt ve üst çene çok köklü toplam 90 diş dahil edilmiştir. Çalışmamız tek bir hekim tarafından standart bir protokol dahilinde tamamlanmıştır. Çalışma grupları kök kanalı şekillendirme yöntemlerine göre; Ni-Ti döner alet sistemlerinden ProTaper(Tulsa Dentsply, Tulsa, OK, A.B.D.) ve resiprokal hareket yapan Reciproc(VDW, Münih, Almanya) olmak üzere önce iki gruba daha sonra da seans sayısı/ kullanılan medikamente göre de her grup kendi içerisinde tek seans, kalsiyum hidroksit medikamentli iki seans ve klorheksidin medikamentli iki seans olamak üzere alt gruba ayrılarak kanal tedavisi uygulanmıştır. ProTaper ve Reciproc gruplarına 45'er adet dişe; tek seans, klorheksidin ve kalsiyum hidroksit medikamentli iki seans gruplarında da 30'ar adet dişe kanal tedavisi yapıldı. Kanallar şekillendirildikten sonra hastaların 12, 24 ve 48 saat sonraki postoperatif ağrıları ve kanallar doldurulduktan sonraki başlangıç, 12, 24 ve 48 saat sonraki postobturasyon ağrıları Görsel Analog Skala (VAS) kullanılarak değerlendirildi. Çalışmamızda; tedavi değişkenlerinden olan şekillendirme yöntemi ve seans sayısı/ kullanılan medikamentin postoperatif ağrı şiddeti ve insidansı üzerinde etkisi olmadığı tespit edilmiştir ve istatistiksel olark fark bulunmamıştır (p > 0.05). Hiç bir çalışma grubunda flare-up gözlenmemiştir. Diş tipi ve hastaların cinsiyetinin ağrı üzerinde etkisi olmadığı tespit edilmiştir ve istatistiksel olark fark bulunmamıştır (p > 0.05). Maksiller dişlerde 48. saatteki postoperatif ağrı seviyeleri daha yüksek bulunmuştur(p=0,031). 30-50 yaş grubundaki hastalarda 24. Saatte daha yüksek ağrı vardır ve istatiksel olarak anlamlıdır (p=0,039). Obturasyon sonrası 12. saatteki ağrı ortalaması CHX grubunda, şekillendirmenin Resiproc ile yapıldığı hastalarda ProTaper ile yapılan hastalara kıyasla daha yüksek olduğu bulunmuştur ve istatiksel olarak anlamlıdır (p=0,039). Çalışmamızın sonuçlarına göre, akut ağrılı, semptomatik, vital çok köklü dişlerde farklı şekillendirme yöntemlerinin kullanılmasının, seans sayısının ve kullanılan medikament türünün postoperatif ağrı şiddeti ve insidansı üzerinde etkili bir faktör olmadığı bulunmuştur. Semptomatik, akut ağrılı ve vital dişlerde; uygun anestezi sağlandığında, güvenilir bir yöntem ile kanal boyu tespiti yapılıp kemomekanik şekillendirme tam olarak yapıldığında, asepsi kurallarına uyulduğunda etkin bir şekilde ağrı azalmaktadır. Anahtar Kelimeler: ağrı; postoperatif ağrı; kök kanal şekillendirme yöntemleri; tek seansta kanal tedavisi; çok seansta kanal tedavisi

AğrıAğrı-postoperatifDental restorasyon+3
Zeliha Öztürk Mutlu
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periapikal lezyonlu alt ve üst azı dişlerin kanal tedavisinde döner alet kullanımının başarıya etkisi

Çalışmamızın amacı, nekroze pulpalı ve periapikal lezyonlu dişlerde tek seansta ProTaper Universal döner alet kullanılarak tamamlanan kanal tedavisinin başarısının klinik ve radyografik olarak incelenmesidir. Bu çalışma 18-65 yaş aralığında 53 hastada 56 adet alt ve üst çene birinci büyük azının dahil edildiği prospektif klinik bir çalışmadır. Tüm kanal tedavileri tek bir uygulayıcı tarafından standart bir protokol ile gerçekleştirildi. Giriş kavitesi açılarak çalışma boyları tespit edildi ve crown-down yöntemi ile ProTaper Universal döner aletler kullanılarak 2 ml % 2,5'lik sodyum hipoklorit ile irigasyon yapılarak tamamlandı. Şekillendirme tamamlandıktan sonra kanallar 5 ml % 17' lik EDTA, 2 ml % 2,5' luk NaOCl, serum fizyolojik ve ardından 5ml % 2'lik CHX ile son irigasyon yapılmasının ardından, ProTaper Universal güta perka ve AD Seal kanal patı kullanılarak tek kon yöntemi ile dolduruldu. Aynı seansta üst restorasyonlar kompozit ile yapıldı.Kanal tedavisi sonrası ağrı visüel analog skala (VAS) kullanılarak değerlendirildi. İyileşmenin değerlendirilmesinde radyografiler, Strindberg ve Rud ve arkadaşlarının belirlemiş oldukları değerlendirme kriterlerinin modifikasyonuna göre iki kör gözlemci tarafından yapıldı. Çalışmamızın sonuçlarına göre, asemptomatik periapikal lezyonlu molar dişlerde tek seansta tamamlanan kanal tedavisi sonrası 24. saatte görülen ağrı değerleri 48. saatte belirgin düşüş göstermiştir (p<0.0001). Hastaların yaşı ve cinsiyetinin ağrı üzerinde etkisi olmadığı tespit edilmiştir. Oniki aylık süreçte periapikal iyileşme yönünden aylara göre anlamlı fark gözlenmiştir. Tamamlanmış iyileşme görülen dişlerin oranı % 76,8 iken iyileşmemiş olgu bulunmamaktadır. Çalışmamızın bulguları asemptomatik periapikal lezyonlu dişlerde yeterli biyomekanik genişletme ile tek seansta kanal tedavisinin tercih edilebilir olduğunu göstermektedir.

Dental pulpa hastalıklarıKök kanal tedavisiKök kanalı irrigantları
İrem Köseler
Ege University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Travmatik dental yaralanmalarda diş hekimlerinin bilgi, tutum ve tedavi yaklaşımlarının değerlendirilmesi

Travmatik Dental Yaralanmalarda Diş Hekimlerinin Bilgi, Tutum ve Tedavi Yaklaşımlarının Değerlendirilmesi Amaç: Bu çalışma Türkiye'deki diş hekimlerinin TDY konusundaki güncel yaklaşım ve tedavi protokollerine ilişkin bilgi düzeylerini ölçüp, değişkenler arasında farklılıkları saptayıp muhtemel sebeplerini sorgulayıp öneriler sunmak amacı ile yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamıza Türkiye genelinde çalışan 327 diş hekimi dahil edilmiştir. Anket formu, diş hekimlerinin sosyodemografik verileri ve TDY ile ilgili bilgi ve yaklaşımlarına ilişkin veri toplamayı hedefleyen toplam 21 sorudan oluşmaktadır. Sanal ortamda gerçekleştirdiğimiz anket çalışmasında katılımcıların bilgi sorularına verdikleri yanıtlar, tanımlayıcı değişkenlere göre gruplandırılıp analiz edilmiştir. Nominal değişkenlerin grup karşılaştırmalarında (çapraz tablolarda) Ki-Kare test kullanıldı. Katılımcıların bilgi puanlarının iki grupta karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi, ikiden fazla gruplar arasındaki karşılaştırmalarında Kruskal Wallis Varyans Analizi kullanıldı. Farklılığın hangi gruplardan kaynaklandığı Kruskal Wallis Çoklu Karşılaştırma testi ile incelendi. Katılımcıların bilgi düzeyini değerlendirmek için 0 ila 8 puan aralığında bir "Dental Travma Bilgi Puanı" kullanıldı. Değerlendirmelerde IBM SPSS version 20 (Chicago, IL, USA) programı kullanıldı ve istatistiksel anlamlılık sınırı olarak p<0,05 kabul edildi. Bulgular: Katılımcıların %58,4'ünün bilgi puanının kabul edilebilir/ortalama düzeyde olduğunu, %21,4'ünün yetersiz ve %20,2'sinin ise yüksek başarı elde ettiğini görmekteyiz. Verileri karşılaştırıldığında; bilgi puanı daha yüksek olan gruplar: kadın hekimler, 24-35 yaş aralığında olanlar, üniversitede çalışan, uzmanlık geçmişi olanların, 6 yıldan az mesleki deneyimi olan, ToothSOS uygulamasından haberdar olan ve mezuniyet sonrası eğitim almış olan hekimler olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %72,8'i travmaya uğramış dişlere splint uyguladığını, splint materyali olarak %64,2'si ortodontik tel, %62,7'si kompozit rezin, %29,7'si fiber splint materyali ve %22,9'u misina kullandıklarını belirttiler. Travmatik dental yaralanmaların radyolojik değerlendirmesinde periapikal radyografi yöntemine başvurma oranı %92 iken oklüzal radyografi yöntemine başvurma oranı %25,7 olarak saptandı. Sonuç: Katılımcılarımızın TDY'da bilgi düzeyi kabul edilebilir orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Bilgi sorularında en fazla doğru yanıt alan sorular; konküzyon, avülsiyon ve lateral lüksasyon ile ilgiliyken, kök kırığı, intrüzyon, komplike kron kırığı sorularında daha düşük oranda doğru yanıtlar alınmıştır. Elde edilen sonuçlara göre diş hekimlerinin ve özellikle mezuniyetinin üzerinden uzun zaman geçmiş hekimlerin TDY ile ilgili mezuniyet sonrası sürekli eğitimleri desteklenmeli ve hekimlerde eğitimin önemine yönelik daha fazla farkındalık sağlanmalıdır. Hekimlerin bilgilerini güncellemeleri ve geliştirmeleri açısından önemli olan ToothSOS gibi bilgilendirici uygulamalar hakkında farkındalık yaratılıp kullanımı desteklenmelidir. Anahtar Kelimeler: Travmatik dental yaralanmalar, daimî dişler, bilgi düzeyi, Türkiye.

Bilgi düzeyiDental travmalarDiş hekimleri+4
İlaf İskender
Ankara University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Strip perforasyon tamirinde farklı tekniklerle uygulanan kalsiyum silikat esaslı biyoaktif materyallerin dentinal adaptasyonunun mikro-BT ile değerlendirilmesi

Strip perforasyon, sıklıkla maksillar ve mandibular dişlerin mesial köklerinin furkasyona bakan yüzeyinde tehlikeli bölgede aşırı preparasyon sonucu sıyırma şeklinde meydana gelen lateral kök perforasyonlarıdır. Strip perforasyonun konumu ve klinik girişimlerde ulaşım güçlükleri etkili bir tıkamayı güçleştirebildiğinden manipülasyonu güç olan güncel perforasyon tamir materyallerinin daha basit ve başarılı uygulamaları için yeni yaklaşımlar araştırılmaktadır. Bu amaçla tamir materyali olarak olumlu özelliklere sahip bazı kalsiyum silikat esaslı simanların manuel kondansasyon ve indirekt ultrasonik aktivasyon ile yerleştirilmelerini takiben iç ve dış boşluk miktarı değerlendirildi. Çalışmamızda çekilmiş mandibular birinci molar dişlerin mesial köklerinde strip perforasyon oluşturuldu. ProRoot MTA, MTA White Flow ve Biodentine gibi kalsiyum silikat esaslı materyaller perforasyon bölgesine manuel kondansasyon ve indirekt ultrasonik aktivasyon teknikleriyle yerleştirilerek yapılarındaki porözite miktarı ve dentinle arasında oluşan dış boşluk miktarı mikro-BT kullanarak karşılaştırmalı olarak değerlendirildi. Çalışmanın sonucunda ProRoot MTA en fazla iç ve dış boşluk gözlenen materyal oldu. MTA Flow White ve Biodentine arasında iç porözite açısından istatistiksel bir fark bulunamazken MTA Flow White materyalinde dış boşluk miktarının daha az olduğu gözlendi. İndirekt ultrasonik aktivasyon ProRoot MTA'nın iç ve dış boşluk miktarını azalttırken, MTA Flow White grubunda iç porözitede istatistiksel olarak anlamlı fark yaratmadığı dış boşluk miktarını ise azalttığı belirlendi. Biodentine gruplarında iç ve dış porözitede indirekt ultrasonik aktivasyon istatistiksel olarak anlamlı bir fark yaratmadı. Çalışmamızın sınırları dahilinde indirekt ultrasonik aktivasyon yöntemi tüm materyallerde iç ve dış porözite miktarlarında azalma sağladığından strip perforasyon tamirinde uygun bir yöntem olduğu sonucuna varılmıştır. Kıvam ve uygulama formu yönünden diğerlerinden farklı, daha güncel bir materyal olan MTA Flow White çalışmamızda dentinal adaptasyon açısından diğer materyallere göre daha iyi bulunsa da literatürde az sayıda çalışmaya ulaşılabildiğinden hakkında daha fazla araştırma yapılmasına ihtiyaç vardır.

BiodentinDental materyallerKalsiyum silikat+3
Çağla Nur Delibaşı
Ankara University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı boyut ve taper açılarına sahip Ni-Ti rotary kanal eğeleri ile prepare edilmiş, rezin ve biyoseramik içerikli kanal patları kullanılarak doldurulmuş köklerin kırılma direncinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı farklı boyut ve taper açılarına sahip Ni-Ti rotary kanal eğeleri ile prepare edilmiş kök kanallarının rezin ve biyoseramik içerikli kök kanal patları (AH Plus, TotalFill BC Sealer) ile doldurulmasının kırılma direncine olan etkisini değerlendirilmesidir. Çalışmamızda 90 adet alt çene premolar insan dişi kullanılmıştır. Dişler kalan kök uzunlukları 13 mm olacak şekilde kronlarından ayrıldıktan sonra rastgele seçilen 10 diş kontrol grubu olarak ayrılmış ve hiçbir işlem uygulanmamıştır. Kalan dişler ise 4 eşit gruba bölünerek, FKG RACE EVO eğe sistemi ile 25/0.04, 25/0.06, 30/0.04 ve 30/0.06 boyut ve taper açılarında prepare edilmiştir. Şekillendirme işleminin tamamlanmasından sonra gruplar kendi içlerinde iki alt gruba ayrılmıştır. Birinci alt grupların kök kanal dolgu işlemi TotalFill BC Sealer kök kanal patı ile yapılırken, ikinci alt grupların kök kanal dolgusu AH Plus kök kanal patı ile tamamlanmıştır. Kök kanal dolguları tamamlandıktan sonra tüm kontrol ve deney gruplarına ait dişler akrilik rezin içerisine gömülmüştür. Akrilik rezine gömülmüş olan dişlere Universal Test Cihazı kullanılarak kuvvet uygulanmış ve dişlerin kırıldığı noktadaki kuvvet Newton (N) olarak kaydedilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde Kruskal Wallis H testi kullanılmıştır ve p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmamızda 25/0.04, 25/0.06, 30/0.04 ve 30/0.06 boyutlarında şekillendirilip, TotalFill BC Sealer ve AH Plus kök kanal patları kullanılarak doldurulmuş dişlerin kırılma dirençleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0.05). Anahtar Sözcükler: AH Plus, Biyoseramik, Kırılma direnci, TotalFill BC Sealer,

BiyoseramiklerDental eğelerDental materyaller+5
Berkuk Sayar
Ankara University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ultrasonik aktivasyon ve manuel teknikle uygulanan dört farklı kök kanal patının dentine bağlanma dayanımlarının karşılaştırılması

Kök kanal tedavisinin temel amacı, kök kanal sistemindeki mikrobiyal enfeksiyonu elimine etmek veya önlemektir. Koronal ve apikal bölgelerden kaynaklanabilecek sızıntı ve bakteriyel kontaminasyonu önlemek için kök kanal boşluğunun doldurulması gerekmektedir. İyi bir kanal dolgusu ile periapikal doku sıvılarının kanala geçmesi engellenerek, kanalda kalan enfeksiyon kaynağı mikroorganizma toplulukları o bölgede hapsedilebilir. Son zamanlarda kök kanal dolgusunun kalitesini artırmak amacıyla kök kanal dolgu patlarının ultrasonik olarak aktive edilmesi gündeme gelmiştir. Çalışmamızda çeşitli sebeplerle çekilmiş, kök gelişimini tamamlamış, 80 adet tek köklü mandibular premolar dişler kullanıldı. Kök boyu standardizasyonunu sağlamak için dişler, kalan kök uzunluğu 13 mm olacak şekilde elmas frezlerle su soğutması altında kronlarından ayrıldı. Dişler her bir grupta 10 adet diş olacak şekilde rastgele 8 gruba ayrıldı. Dişlerin preparasyonları FKG RACE EVO 35/0.06 eğe sistemiyle tamamlandı ve dört farklı kök kanal patı ultrasonik olarak aktive edilerek ve aktive edilmeden kanallara tek kon yöntemiyle uygulandı. Dişler kullanılan kök kanal patı türü ve patlara ultrasonik aktivasyon uygulanıp uygulanmamasına göre 8 gruba ayrıldı. 1. Grup: AH Plus Bioceramic, 2. Grup: VDW.1Seal, 3. Grup: FKG TotalFill BC, 4. Grup: AH Plus, 5. Grup: AH Plus Bioceramic+Ultrasonik Aktivasyon, 6. Grup: VDW.1Seal+Ultrasonik Aktivasyon, 7. Grup: FKG TotalFill BC+Ultrasonik Aktivasyon, 8. Grup: AH Plus+Ultrasonik Aktivasyon Daha sonra dişlerin koronal, orta ve apikal bölgelerinden 1 mm kalınlığında kesitler alınarak itme bağlanma dayanımı(push-out bond strength) testi uygulandı. Elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirildi. Ultrasonik aktivasyon yapılmayan gruplarda koronal, orta ve apikal bölgelerde istatistiksel olarak en yüksek bağlanma dayanımı FKG TotalFill BC grubunda görülürken, koronal bölgede istatistiksel olarak en düşük bağlanma dayanımı AH Plus Bioceramic, orta bölgede AH Plus, apikal bölgede ise VDW.1Seal grubunda bulunmuştur. Ultrasonik aktivasyon yapılan gruplarda koronal bölgede bağlanma dayanımı değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir. Orta ve apikal bölgede istatistiksel olarak en yüksek bağlanma dayanımı FKG TotalFill BC grubunda bulunurken, orta bölgede istatistiksel olarak en düşük bağlanma dayanımı VDW1.Seal grubunda, apikalde ise AH Plus Bioceramic grubunda bulunmuştur. Ultrasonik aktivasyon yapılan ve yapılmayan gruplararası karşılaştırmalarda, koronal bölgede bağlanma dayanımı değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir. Orta bölgede VDW.1Seal'a ait bağlanma dayanımı değerlerinin ultrasonik aktivasyon yapılmayan grupta, ultrasonik aktivasyon yapılan gruba göre istatiksel olarak daha yüksek olduğu görülmüştür. Apikal bölgede, VDW.1Seal ve AH Plus'a ait bağlanma dayanımı değerlerinin ultrasonik aktivasyon yapılan gruplarda, aktivasyon yapılmayan gruplara göre istatistiksel olarak daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, ultrasonik aktivasyonun patların dentine bağlanma dayanımını artırdığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ultrasonik aktivasyon, bağlanma dayanımı, itme bağlanma dayanımı testi, patın aktivasyonu, AH Plus Bioceramic, VDW.1Seal, FKG TotalFill BC, AH Plus

BiyomalzemelerDental bondingDental porselen+4
Gizem Aynur
Ankara University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı kanal içi medikamanların kullanımından sonra biyoseramik esaslı kanal patlarının bağlanma dayanımının push out testi ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı; kanal içi medikaman olarak kalsiyum hidroksit içerikli Kalsin (Kalsin, İzmir, Türkiye), sodyum hipokloritin jel formu olan Chloraxid NaOCl Gel (Cercamed, Stalowo Wola, Polonya) ve klorheksidinin jel formu olan Consepsis Scrub (Ultradent Products, South Jordan, ABD) kullanımının; biyoseramik esaslı kanal patı olan TotalFill RCS'nin (FKG, Le Crêt-du-Locle, İsviçre) bağlanma dayanımına etkisinin karşılaştırılmasıdır. Bu çalışmada; çürüksüz yada mine seviyesinde çürüklü, apeksleri kapanmış, tek köklü ve tek kanallı 48 adet mandibular premolar ve kanin diş kullanıldı. Tüm örnekler ProTaper Universal (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) döner alet eğe sistemi ile F3 (#30, 0.09) numaralı eğeye kadar genişletildi. Daha sonra dişler rastgele 4 gruba ayrıldı (n=12). Grup 1'deki dişlere Kalsin (Kalsin, İzmir, Türkiye), grup 2'deki dişlere Consepsis Scrub (Ultradent Products, South Jordan, ABD) ve grup 3'teki dişlere Chloraxid NaOCl Gel (Cercamed, Stalowo Wola, Polonya) konuldu. Grup 4 ise kontrol grubu olarak belirlendi ve medikaman uygulanmadı. Tüm örnekler 1 hafta boyunca 37°C'de, %100 nemli ortamda bekletildi. Medikamanların distile su ve EDTA ile uzaklaştırılmasından sonra kanal dolumları TotalFill RCS (FKG, Le Crêt-du-Locle, İsviçre) kullanılarak yapıldı. Patın sertleşmesi için tüm örnekler 1 hafta boyunca 37°C'de, %100 nemli ortamda bekletildi. Tüm örneklerden 2 mm kalınlığında kesitler alındı ve üniversal test cihazında (Lloyd LRX; Lloyd Instruments Ltd, Fareham, Birleşik Krallık) bağlanma dayanımları ölçüldü. Veriler Kruskal Wallis H testi kullanılarak analiz edildi. Sonuç olarak bu çalışmada kullanılan kalsiyum hidroksit patının ve jel formundaki kanal içi medikamanların biyoseramik esaslı kanal patlarına etkisi, kontrol grubuna göre anlamlı bir fark göstermemektedir. (p>0.05) İleri dezenfeksiyon için kanal içi medikamanların kullanılması gereken durumlarda; uygun irrigasyon ile biyoseramik esaslı kanal patlarının kullanımı, kök kanallarının uzun dönem sızdırmazlığını etkilememektedir. Anahtar Kelimeler: Sodyum hipoklorit Jel, klorheksidin Jel, kalsiyum hidroksit, kanal içi medikamanlar, bağlanma dayanımı, biyoseramik patlar

BiyoseramiklerDental bondingDental materyaller+7
Ömer Faruk Topkara
Ankara University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kök kanallarında kırılan kanal aletlerinin çıkarılmasıyla ilgili diş hekimlerinin algı düzeylerinin ölçülmesi; anket çalışması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, Türkiye genelindeki diş hekimlerinin kök kanal tedavisi sırasında ne sıklıkla kanal aleti kırdığını belirlemektir. Ayrıca diş hekimlerinin bu komplikasyonu nasıl yönettiklerinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: 23 sorudan oluşan anket diş hekimlerine e-posta ve sosyal medya aracılığı ile ulaştırılmıştır. Ankete 325 diş hekimi geri dönüş sağlamıştır. Anketin ilk bölümünde 5 adet demografik soru yer almaktadır. İkinci bölümde kök kanal şekillendirmesi sırasında kullanılan kök kanal aletleri, bu kök kanal aletlerinin kırılması ve çıkarılmasıyla ilgili 18 adet soru bulunmaktadır. Toplanan verilerin istatistiksel analizi IBM SPSS Statistics 22.0 yazılım programı kullanılarak yapılmıştır. "p<0,05" değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza katılan diş hekimlerinin %39,7'si kök kanallarında alet kırma sıklıklarını ayda birden daha az olarak belirtmiştir. Diş hekimleri alet kırığının sebebi olarak en çok (%44,6) kanal eğelerinin kullanım sayısının artması cevabını vermişlerdir. Kök kanalında alet kırıldığı zaman katılımcıların büyük çoğunluğunun (%66,8) kırılan aleti çıkarmaya veya by-pass etmeye çalıştığı başarılı olamazlarsa kanalın dolumunu tamamlayıp dişi takip ettikleri görülmüştür. Kırılan eğeyi çıkarmak için katılımcıların %42,8'inin hiçbir sistem kullanmadığı, %33,5'inin ultrasonik sistem kullandığı öğrenilmiştir. Alet çıkarma işlemi sırasında katılımcıların büyük çoğunluğunun (%61,8) hiçbir büyütme sistemi kullanmadığı görülmüştür. Sonuç: Diş hekimlerin büyük çoğunluğunun kırılan aleti çıkarmaya veya by-pass etmeye çalışmasına karşın alet çıkarma işlemi sırasında çoğunun bu işlem için özel üretilmiş aletleri ve büyütme sistemlerini kullanmadığı görülmüştür. Ancak bu sistemlerin kullanılmaması kırılan aleti çıkarma işleminin başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olabilir. Bu konularda verilecek eğitimlerle diş hekimlerinin kırık alet çıkarma konusunda daha başarılı sonuçlar elde etmesi sağlanabilir.

AlgıAnketlerDental aygıtlar+4
Emine Sadıç
Pamukkale University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kök kanal tedavisinde kullanılan yeni eğe sistemlerinin apikalden debris taşırma miktarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu in-vitro çalışmanın amacı; kök kanal şekillendirmesinde kullanılan One Reci, Revo-s Plus, Protaper Gold, Protaper Ultimate kanal eğelerinin apikalden taşan debris miktarlarına etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Çalışmamızda Schneider yöntemine göre 20-45o eğrilik derecesine sahip 80 adet alt çene birinci büyükazı dişlerinin mezyal kökleri kullanıldı. One Reci, Revo-S Plus, Protaper Gold, Protaper Ultimate eğeleri kullanılarak dört deney grubu oluşturuldu (n=20). Deney düzeneğinde taşan debrisleri toplamak için eppendorf tüpleri kullanıldı. İşlem öncesi eppendorf tüpleri hassas terazide tartılıp boş ağırlıkları hesaplandı. Serum infüzyon seti kullanılarak distile su ile irrigasyon yapıldı. Deney sonrası net ağırlığı ölçmek için eppendorf tüpleri inkübatörde 37o derece sıcaklıkta 14 gün süre bekletildi. İşlem sonrası eppendorf tüpleri hassas terazide tekrar ölçüldü. Dişlerde kullanılan eğelere göre debris taşırma miktarlarının farklarının karşılaştırılmasında Kruskal Wallis H testi kullanıldı. Tüm çalışmada anlamlılık düzeyleri p<0,05 dikkate alınarak gerçekleştirildi. Bulgular: Gruplara göre debris taşırma miktarları ortalamaları arasında anlamlı farklılık görülmemiştir (p>0,05). İstatiksel olarak farklılık görülmese de, PG ve PTUltimate kullanılan gruplarda debris taşırma miktarlarının, diğer eğelere göre daha düşük olduğu söylenebilir. Sonuç: Çalışmada kullanılan tüm eğe sistemleri apikalden debris taşkınlığına sebep olmuştur.

Havva Kübra Arslan
Pamukkale University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ultrasonik cihaz yardımıyla kırık eğe çıkarılması esnasında kök yüzeyindeki sıcaklık değişimlerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu in-vitro çalışma kök kanallarından ultrasonik aletlerle kırık alet çıkarılması esnasında periodontal dokulara yansıyabilecek sıcaklık artışlarını ölçmeyi hedeflemektedir. Değerlendirme kriterlerimiz kırık alet çıkarmak için ultrasonik uç kullanılırken kök kanallarına uygulanan silikon yağının dış kök yüzeyinde oluşan sıcaklık artışına etkisinin değerlendirilmesidir. Yöntem: Bu çalışmada çekilmiş 80 adet insan daimi mandibular azı dişi kullanıldı. Kronları kesilerek aynı uzunluğa getirilen kökler aynı döner alet eğeleri ile enstrümante edildi. Çentik atılan eğelerin kök kanallarında kırılması sağlandı. Kök yüzeyindeki sıcaklık artışının ölçülebilmesi için kök yüzeyine mikro termokupl adapte edildi. Örnekler aljinat protetik ölçü maddesine gömüldü. Kök kanalında kırılmış aletlerin uzaklaştırılması için ultrasonik cihaz kullanıldı. Uygulama esnasında deney gruplarının yarısında kök kanallarının içerisine silikon yağı uygulandı ve silikon yağının dış kök yüzeyindeki sıcaklık artışına etkisi değerlendirildi. Aynı zamanda ultrasonik uçlar 30-60-90-120 sn olmak üzere farklı süreler boyunca uygulandı. Uygulama esnasında bir düzenek yardımıyla 370C'ye getirilmiş olan ortamda dişlerin sıcaklık artışı sıcaklık kayıt cihazı ile kayda alındı. Verilerin analizi Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) 26.0 Statistics paket programı aracılığı ile yapılmıştır. Bulgular: Silikon yağı kullanılan ve kuru olarak çalışılan gruplar arasında ultrasonik uçların 30 sn kullanımı sonrası oluşan sıcaklık artışları arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Silikon yağı kullanılan grupta 60, 90 ve 120. sn'lerdeki sıcaklık artışı, kuru olarak çalıştığımız gruptaki sıcaklık artışlarından anlamlı derecede yüksek bulunmuştur(p<0,05). Sonuç: Bu çalışmaya göre kök kanallarında silikon yağı kullanımı dış kök yüzeyinde sıcaklık artışına sebep olmuştur. Anahtar kelimeler: Kırık alet, periodontal hasar, sıcaklık artışı, silikon yağı, ultrasonik

Betül Özen
Pamukkale University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

One curve ve one reci döner eğe sistemleri ile gerçekleştirilen kök kanal tedavisinin değerlendirilmesi ve yaşam kalitesi üzerine etkisi: bir anket çalışması

Amaç: Bu çalışma, One Curve (OC) ve One Reci (OR) döner alet sistemleri ile yapılan kök kanal tedavisinin hastaların yaşam kalitesine etkilerini OHIP-14 ölçeği kullanarak değerlendirmeyi ve postoperatif ağrı seviyelerinin bu kalite üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Yöntem: Çalışma, Pamukkale Üniversitesi Endodonti Anabilim Dalı'na başvuran, yaşları 18-66 arasında değişen, belirli dahil etme kriterlerine uyan 84 hasta üzerinde gerçekleştirildi. Hastalar randomize bir şekilde iki gruba (n=42) ayrıldı: Grup 1'de OC, Grup 2'de ise OR eğe sistemi kullanılmıştır. Tüm tedaviler, aynı operatör tarafından tek seansta, standart protokollere uygun şekilde gerçekleştirildi. Kanallar %2,5 sodyum hipoklorit (NaOCl) solüsyonu ve %17 Etilendiamintetraasetik asit (EDTA) solüsyonu ile yıkandı. Sonrasında Sealapex (Kerr, Scafati, İtalya) kanal patı ve gutta-perka ile dolduruldu, kompozit üst dolgusu ile tedavi tamamlandı. Postoperatif ağrı seviyeleri 24. saatte VAS (Görsel Analog Skala) (0-100) ile değerlendirilirken, yaşam kalitesi OHIP-14 ölçeği ile 24. saat, 3. ay, 6. ay ve 12. aylarda ölçüldü. İstatiksel analizler için Mann Whitney U testi ile birlikte Bonferroni ve Tukey ileri düzey testleri kullanıldı (p≤0,05). Bulgular: Gruplar arasında ortalama yaş (p=0,881) ve cinsiyet (p=1,000) dağılımlarında anlamlı bir fark bulunmadı. Cinsiyet ile hasta yaşam konforu arasındaki ilişki değerlendirildiğinde anlamlı bir fark bulunmadı. Gruplar arasında 24. saat postoperatif ağrı VAS skorları arasında anlamlı bir fark bulunmadı. (p=0,312) İki grup arasında 24. saat psikolojik huzursuzluk ve OHIP skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar belirlendi ve OR grubunun, OC grubuna göre ilk günde daha fazla psikolojik rahatsızlık oluşturduğu gözlemlendi. OR grubunda 24. saat ve 12. ay arasındaki puan değişiminin, OC grubuna göre anlamlı olarak daha fazla olduğu bulundu. (p=0,906) Sonuç: OC ve OR sistemlerinin postoperatif 3. ay, 6. ay ve 12. ay yaşam konforu açısından benzer olduğu bulundu. Ancak OC, OR grubuna göre özellikle ilk gün oluşan psikolojik rahatsızlık konusunda daha üstündü. OR grubunun ilk gün OHIP skorunun yüksek olmasına bağlı olarak, OR grubunun ilk gün ve 12. ay arasındaki OHIP skor değişimi OC grubuna göre daha fazlaydı. İki test grubunda da, OHIP skorlarındaki değişimin esas olarak farklı enstrümantasyon tekniklerinden kaynaklandığı sonucuna varabiliriz.

Mert Göksu
Pamukkale University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sağlıklı dişlerin ve semptomatik geri dönüşümsüz pulpitis tanılı dişlerin pulpa doku örneklerinde hipoksi ile indüklenen faktör-1 alfa, vasküler endotelyal büyüme faktörü, tümör nekroz faktör- alfa ve matriks metallaproteinaz-9 miktarlarının değerlendirilmesi

Amaç: Pulpada bulunan biyobelirteçlerin lokal olarak ölçülmesi, farklı enflamasyon aşamalarının ayırt edilmesine yardımcı olabilir ve pulpal teşhisin öngörülmesini sağlayabilir. Bu çalışmanın amacı; sağlıklı dişlerin ve semptomatik geri dönüşümsüz pulpitis tanılı dişlerin pulpa kan örneklerinde MMP-9, VEGF-α, TNF-α ve HIF-1α düzeylerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, 18–50 yaş arası, toplam 50 hasta (25 kadın, 25 erkek) dahil edilmiştir. Bu hastalardan 25'i, semptomatik geri dönüşümsüz pulpitis tanısı almış dişlerden (pulpitis grubu), 25'i ise sağlıklı dişlerden (sağlıklı grup) oluşturulmuştur. Sağlıklı gruba dahil edilen dişler çekim endikasyonu bulunan yirmi yaş dişleri ile preprotetik kanal tedavisi gerektiren dişlerden seçilmiştir. Tüm tedavi prosedürleri ve pulpa kan örneklerinin toplanması, lastik örtü izolasyonu ve lokal anestezi altında gerçekleştirilmiştir. Her iki grupta pulpanın açılmasını takiben, kan örnekleri kağıt konlar ile toplanmış, ardından steril eppendorf tüplere yerleştirilerek –80 °C'de bir derin dondurucuda ELISA yöntemiyle analiz edilene kadar saklanmıştır. Bağımsız iki grubun karşılaştırılmasında Independent Samples t-testi kullanılmıştır. Bulgular: Sağlıklı gruba kıyasla, pulpitis grubunda TNF-α düzeylerinin arttığı gözlemlenmiştir (p < 0.05). Ancak VEGF-α, MMP-9 ve HIF-1α düzeyleri açısından anlamlı bir fark saptanmamıştır (p > 0.05). Sonuç: Sonuç olarak, TNF-α düzeylerinin semptomatik geri dönüşümsüz pulpitisli dişlerde anlamlı şekilde artmış olması, bu biyobelirtecin pulpal enflamasyonun teşhisinde potansiyel bir gösterge olabileceğini düşündürmektedir. Bu bağlamda, lokal biyobelirteç düzeylerinin değerlendirilmesi, pulpal enflamasyonun evrelenmesinde ve tanısal doğruluğun artırılmasında faydalı olabilir.

Dental pulpa
Nazmiye Kurt
Aydın Adnan Menderes University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı kök kanal patlarının kullanıldığı endodontik tedavili dişlerde farklı eğe sistemlerinin kök kanal dolgu materyalini uzaklaştırma etkinliklerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma, kök kanal dolumunda epoksi rezin ve kalsiyum silikat esaslı kanal patları kullanılan dişlerde, kanal tedavisi tekrarı sonrasında kanal patlarının uzaklaştırılma miktarlarını karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, farklı döner eğe sistemleri ile yapılan kanal tedavisi tekrarı işlemlerinin, dolgu materyali uzaklaştırma etkinliği üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Toplam 40 adet mandibular molar diş kullanılmıştır. Tüm örnekler, ProTaper Gold sistemi ile şekillendirilmiştir. Birinci grupta kanal dolumu epoksi rezin esaslı kanal patı (AH Plus Jet) ve güta-perka ile, ikinci grupta ise kalsiyum silikat esaslı kanal patı (AH Plus Bioceramic) ve güta-perka ile gerçekleştirilmiştir. Kanal tedavisi tekrarı işlemi sırasında, A grubunda Protaper Universal Retreatment; B grubunda ise Xp Endo Rise Retreatment eğeleri kullanılmıştır. Kalan dolgu materyali miktarları, yüksek çözünürlüklü mikro bilgisayarlı tomografi (mikro-BT) ile ölçülmüştür. Verilerin analizinde bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi ve çoklu karşılaştırmalar için Bonferroni testi kullanılmıştır. Bulgular: AH Plus Jet kullanılan grupta, AH Plus Bioceramic kullanılan gruba kıyasla daha fazla dolgu materyali kalıntısı tespit edilmiştir (p = 0,04). Ayrıca, XP-Endo Rise Retreatment eğeleri, ProTaper Universal Retreatment eğelerine kıyasla daha yüksek uzaklaştırma etkinliği göstermiştir (p = 0,01). Sonuç: Kanal patının kimyasal yapısı ve kullanılan döner eğe sistemi, kanal dolgu materyalinin uzaklaştırılabilirliği üzerinde etkilidir. Ancak, hiçbir yöntem dolgu materyalini tamamen uzaklaştıramamıştır.

Kök kanal tedavisi
Mehmet Kurt
Aydın Adnan Menderes University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Oktenidin dihidrokloridin sodyum hipokloritin doku çözücülüğü üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmanın ana amacı, oktenidin dihidroklorit ve sodyum hipoklorit karışımının sodyum hipokloritin doku çözücü özelliği üzerinde etkinliğini artırıcı veya azaltıcı herhangi bir etkisinin olup olmadığını farklı sıcaklık ve farklı konsantrasyon oranlarında belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Organik doku örneği olarak ticari amaçlarla kesilmiş sığır kas dokusu kullanılmıştır. Tüm örnekler aynı saklama koşullarında tutulmuş, benzer kalınlık ve benzer ağırlıklarda standardize edilmiştir. Örneklerin başlangıç ağırlıkları hassas terazide ölçülmüştür. Örnekler rastgele 18 gruba (12 deney ve 6 kontrol grubu) ayrılmıştır. Solüsyonların sıcaklığı, 25°C (oda sıcaklığı) ve 37°C (ağız içi sıcaklık) olacak şekilde sabitlenmiştir. Hazırlanan solüsyonlar 10. dakika ve 20. dakikada yenilenmiş ve bu işlem her solüsyon için 30 dakikaya tamamlanacak şekilde tekrarlanmıştır. Her solüsyon değişimi esnasında ve 30 dakika sonunda solüsyon içinde bekletilen örnekler bir presel yardımıyla şişelerden alınarak doku artıkları distile su ile yıkanmış, kurulanmış ve hassas terazide yeniden ölçümleri yapılmıştır. Başlangıç ve son ağırlık ölçümlerinden yararlanılarak örneklerin ağırlık kaybı yüzde olarak hesaplanmıştır. Bulgular: Solüsyonlardaki NaOCl miktarı düştükçe doku çözünme miktarı birimsel olarak azalmış olsa da 90:10 NaOCl-OKT, 70:30 NaOCl-OKT, 50:50 NaOCl-OKT, 90:10 NaOCl-distile su, 70:30 NaOCl-distile su ve saf NaOCl (pozitif kontrol) grupları arasında doku çözünürlüğü açıdan istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı gözlemlenmiştir. 50:50 NaOCl-distile su, saf OKT (negatif kontrol), saf distile su (negatif kontrol) grupları için de kendi aralarında doku çözünürlüğü açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı gözlemlenmese de NaOCl içeren 50:50 NaOCl-distile su grubunun negatif kontrol gruplarına göre daha fazla doku çözdüğü belirlenmiştir. OKT ve distile su grupları açısından fark sadece 50:50 NaOCl-OKT ve 50:50 NaOCl-distile su grupları arasında olmuştur. 50:50 NaOCl-OKT grubu, 50:50 NaOCl-distile su grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmamasına rağmen daha fazla doku çözmüştür. 90:10 NaOCl-OKT grubu için tüm zamanlarda, 50:50 NaOCl-OKT grubu ve 70:30 NaOCl-distile su grubu için T20 ve T30 zamanlarında, 50:50 NaOCl-distile su grubu için T20 zamanında 37°C'de 25°C'den istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla doku çözündüğü gözlemlenmiştir. Diğer NaOCl içeren test grupları ve bu grupların ölçüm zamanlarında ise 37°C'de 25°C'ye göre daha fazla birim doku kaybı gözlense de istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Sonuç: Bu çalışmanın bulguları ışığında NaOCl çözeltisini seyreltmek için distile su veya serum fizyolojik yerine oktenidin dihidroklorür kullanılması önerilebilir. OCT'nin doku çözünürlüğü açısından NaOCl'nin etkilerini potansiyelize ettiği ve bu açıdan umut verici bir ajan olduğunu, ancak yeni çalışmalarla desteklenmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

OktenidinSodyum hipoklorit
İlkim Pınar Saral
Aydın Adnan Menderes University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kök kanal tedavisinde kullanılan farklı sonik irrigasyon aktivasyon tekniklerinin, kullanılan patların dentinal tübül penetrasyonu üzerine etkilerinin lazer taramalı konfokal mikroskop ile değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Kök kanal tedavisinde mekanik preparasyon ile ulaşılabilen alan kısıtlı olduğunda dolayı kök kanal sisteminde dezenfeksiyonu sağlayabilmek amacıyla irrigasyon önemli bir yer tutmaktadır. İrrigasyon solüsyonlarının kök kanal sistemine daha etkin taşınabilmesi amacıyla farklı uygulamalar araştırılmaktadır, ancak bu araştırılan tekniklerin mekanizmaları ve etkileri henüz tam olarak açıklanmamıştır. Bu çalışmanın amacı üç farklı irrigasyon tekniğinin; irrigasyon solüsyonu ve kök kanal dolgusunda kullanılan iki farklı patın dentin tübüllerine penetrasyon yüzde ve derinlikleri üzerine etkisinin kıyaslanmasıdır. Gereç ve Yöntem: 36 adet tek köklü, tek kanallı mandibular premolar insan dişi kullanılan irrigasyon tekniğine göre üçe ayrılmıştır: geleneksel irrigasyon yöntemi, EDDY ve EndoAktivatör grupları. Bu gruplara rastgele dağıtılan 12'şer diş dolumda kullanılacak kanal patına göre 2 alt gruba bölünmüştür: AH Plus ve TotalFill BC alt grupları. Kök kanal dolgusunun ardından sırasıyla apikal, orta ve koronal üçlüleri temsilen apeksten 2, 5 ve 8 mm uzaklıklardan 1 mm'lik kesitler alınmıştır. Kök kanal patlarının dentinal tübül penetrasyon yüzdesi ve maksimum penetrasyon derinliği konfokal lazer tarama mikroskop (CLSM) kullanılarak ölçülmüştür. Bulgular: Hem irrigasyon solüsyonu hem de kök kanal patlarının penetrasyon yüzdeleri apikalden koronale doğru sayısal artış göstermektedir. İrrigasyon solüsyonu penetrasyon yüzdeleri incelendiğinde apikal üçlüde ED grubu değerleri Gİ değerlerinden anlamlı derecede daha yüksektir (p<0,05). Orta ve koronal üçlü değerlerinde ED ve EA gruplarının her ikisi de Gİ'den anlamlı derecede yüksek değerler göstermiştir (p<0,05). Kullanılan kök kanal patlarının penetrasyon yüzdeleri kıyaslandığında apikal ve koronal kesit değerlerinde Gİ, ED ve EA gruplarında AH Plus ve TotalFill BC patlarının penetrasyon yüzdeleri açısından anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). Orta üçlünün değerlerinde; tüm gruplarda pat penetrasyon yüzdeleri açısından anlamlı farklılık gözlenmiş olup grupların hepsinde TotalFill BC patının penetrasyon yüzdesi AH plus grubunun değerlerinden anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Apikal üçlüde hem AH Plus hem de TotalFill BC patlarının penetrasyon yüzdelerinde ED grubunun ortalaması diğer gruplardan anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Orta üçlüdeki penetrasyon yüzdelerinde; AH Plus ve TotalFill BC alt gruplarında; ED ve EA gruplarının değerlerinin Gİ değerlerine oranla anlamlı derecede yüksek olduğu gözlemlenmiştir (p<0,05). Koronal kesitlerdeki penetrasyon değeri yüzdelerinde AH Plus ve TotalFill BC alt gruplarında Gİ, ED ve EA grupları arasında anlamlı düzeyde fark bulunamamıştır (p>0,05). Sonuç: Çalışmamızın bulguları irrigasyon aktivasyon tekniklerinin kullanımının irrigasyon solüsyonu ve kök kanal patlarının dentinal tübüllere penetrasyon değerlerini artırdığını ortaya koymuştur.

Dental materyallerDental pulpa boşluğuDezenfeksiyon+4
İpek İşken
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda kronik böbrek yetmezliği durumunda dental pulpadaki kalsifikasyonun mikro bilgisayarlı tomografi ve histopatolojik yöntemlerle incelenmesi

Amaç: Bu çalışma ile kronik böbrek yetmezliğinin diş ve kemik dokularında kalsifikasyona etkisinin olup olmadığını ve sürece bağlı olarak bu etkinin ne ölçüde gerçekleştiğini mikro bilgisayarlı tomografi ve histolojik analizler yardımıyla değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Materyal ve Metot: Çalışmamızda erkek yetişkin wistar albino ırkı 3 aylık erişkin ratlar kullanılmıştır. Proje için 3 sağlıklı kontrol grubu ve böbrek yetmezliğinin gelişiminden sonra geçen zamana göre 3 kronik böbrek yetmezliği grubu olmak üzere 6 grup oluşturulmuştur. Hayvanlarda böbrek yetmezliği oluşturabilmek için 80 mg/kg adenin, taşıt çözücü olarak kullanılan %1'lik karboksi metil selülozda çözünerek 28 gün boyunca her gün günde tek sefer orogastrik gavaj yoluyla per os uygulanmıştır. Bu süreçte kontrol gruplarına taşıt çözücü olarak kullanılan %1 karboksi metil selüloz verilmiştir. Hayvanlar bulundukları gruba göre böbrek yetmezliğinin üzerinden geçen 1. 20. ve 40. günlerde 1.2 g/kg intraperitoneal etil karbamat türevi üretan anestezisi yardımıyla sakrifiye edilmişlerdir. Hayvanların alt çenelerinden molar dişleri içerecek şekilde kemik blokları edilmiştir. Elde edilen bloklar mikro bilgisayarlı tomografi yardımıyla dentin ve kemik yoğunluğu açısından incelenmiştir. Daha sonra histolojik inceleme için kemik bloklar kimyasal dekalsifikasyon işlemine alınmıştır. Dekalsifiye dokulardan hazırlanan histolojik kesitlerde diş pulpa alanları mikroskop ve görüntü analiz sistemi ile ölçülmüştür. Ayrıca pulpa alanlarındaki histolojik yapı ve histokimyasal değişiklikler değerlendirilmiştir. Bulgular: Kemik ve dentin yoğunluğu açısından gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Histolojik incelemelerde deney gruplarında kontrol gruplarına göre pulpa çapı diş çapına göre daha düşük bulunmuştur. Osteopontin, bone sialoprotein, dentin matriks protein ve tip 1 kollajen ölçümlerinde ise tüm deney gruplarında kontrol gruplarına göre daha yüksk değerler elde edilmiştir. Sonuçlar: Kronik böbrek yetmezliği dentin ve kemik yoğunluğuna planlanan deney süresince etki etmezken, pulpa çapında daralmaya neden olabilir. Ayrıca sert doku yapım süreci ile ilişkili proteinler kronik böbrek yetmezliğinde artma eğilimindedir.

Tarık Topcu
İnönü University
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Çeşitli intrakoronal beyazlatma ajanları ve tekniklerinin beyazlatma etkinliklerinin spektrofotometrik analiz yöntemiyle ın-vıtro olarak karşılaştırılması

Bu araştırmada renkleşmiş dişlerde çeşitli beyazlatma ajanlarının vetekniklerinin beyazlatma etkinliklerinin spektrofotometrik analiz yöntemiylekarşılaştırılması amaçlandı.Araştırmamızda 60 adet sığır dişinden elde edilen dentin kesitleri insan kanıkullanılarak boyandı. Dişler her grupta 15 diş olacak şekilde gruplara ayrıldı.1.Grup: SodyumPerborat ( Sultan Chemists, USA ) +su kullanılarak ?walking bleach? yöntemiyle, 2. Grup:%35 Hidrojen peroksit ( Opalescence Endo, Ultradent, South Jordan, UT ) kullanılarak?walking bleach? metoduyla, 3. Grup= %35 Hidrojen peroksit ( Opalescence® Xtra®,Ultradent, South Jordan, UT )+ışık kullanılarak ofiste yapılan beyazlatma işlemini taklitedecek şekilde 0, 7, 14 ve 21. günlerde beyazlatıldı, 4. Grup: Kontrol grubu olarak deneysüresince distile suda bekletildi. Renk tespiti başlangıçta, örnekler boyandıktan sonra,1., 2., ve 3.seanslardan hemen sonra spektrofotometre ile ( CM-2600d- Minolta, Japan ) veCIELAB parametreleri kullanılarak yapıldı.Beyazlatma neticesinde oluşan toplam renk değişikliğine bakıldığında ( ?E )?walking bleach? gruplarının tüm haftalarda birbirleriyle aynı olduğu, 2. haftadan sonraanlamlı değişiklik olmadığı görüldü. ?Thermophotobleach? grubunda ?walking bleach?gruplarıyla kıyaslandığında 1., 2. ve 3. haftalarda daha az renk değişikliği meydanageldi. Tüm gruplar incelendiğinde beyazlatma neticesinde dişler başlangıçtakirenklerine dönmediler. İkinci haftadan sonra ?E* değerlerinde 1. ve 2. gruplardadeğişiklik olmazken, 3. grupda anlamlı değişiklik görüldü.?Walking bleach? yönteminde, %35 hidrojen peroksit veya sodyum perborat ve sukullanılması arasında beyazlatma etkinliği açısından farklılık yoktur. ?Walking bleach? isterhidrojen peroksit ister sodyum perborat ve su kullanılarak yapılsın 2 hafta uygulanması gerekli veyeterlidir. Non-vital dişlerde hem içerden hem dışardan beyazlatma yapmak yalnız pulpaodasından yapılan beyazlatmaya kıyasla dişlerin sarı renginde daha fazla azalmaya nedenolmaktadır.Anahtar kelimeler: İntrakoronal beyazlatma, renk, spektrofotometre.

Meriç Karapınar Kazandağ
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessEN

Comparative evaluation of the biocompatability of bioceramic root canal sealers and resin based root canal sealer

The biocompatibility of root canal sealers used during the final stage of endodontic treatment, specifically in the process of filling root canals, is crucial for the success of the treatment in terms of periradicular tissues. The aim of this study is to comparatively evaluate the cytotoxicity of four different root canal sealers commonly used today (Endosequence BC Sealer, BioRoot RCS, CeraSeal Bioceramic Sealer, AH Plus) on human gingival fibroblast cells using the MTT test. In the study, human gingival fibroblast cells were used as the cell group. Root canal sealers were prepared according to the manufacturers' instructions. After 24 hours for their hardening, they were kept in culture medium for an additional 24 hours to obtain extracts. Extracts obtained from each sealer were diluted at concentrations of 25%, 50%, 75%, and 100%. Culture medium was used as a control group. Cells were seeded in 96-well plates at a density of 3.1000 cells per well. The cells were exposed to the extracts for 24 hours, 48 hours, and 72 hours. Cell viability and cell death rates were evaluated by adding MTT solution and measuring with a spectrophotometer. This experiment was repeated three times. While 100% concentration of all materials showed higher cytotoxicity at 24 hours compared to 72 hours, 25% concentration showed lower cytotoxicity at 24 hours compared to 72 hours. In all groups, AH Plus showed the highest cytotoxicity, while CeraSeal Bioceramic Sealer showed the lowest cytotoxicity.

Ecem Aytuna Yardım Ulaş
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessEN

Evaluation of the effects of traditional irrigation solutions and different uses of etidronic acid on the bond strength of bioceramic and resin-based sealers

Success in root canal treatment is associated with biomechanical shaping and a hermetic root canal filling. While many irrigation solutions are used in clinics for irrigation of root canals, many alternative root canal filling materials are available for hermetic root canal filling. The aim of this study was to evaluate the effect of EDTA and HEDP solutions used during irrigation of root canals on the bond strength of epoxy resin based AH Plus sealer and calcium silicate based EndoSequence BC Sealer HiFlow. In the study, 152 lower premolar human teeth were used. Root lengths of 16 mm were separated from the enamel-cementum boundary. The root canals were shaped using the ProTaper Next Ni-Ti rotary file system. Then, the sample teeth were divided into 4 main groups according to the final irrigation protocol to be used, with 38 teeth in each group: Group 1: NaOCl, EDTA ; Group 2: NaOCl, HEDP (distilled water) ; Group 3: HEDP (NaOCl) ; Group 4: NaOCl. After irrigation of all main groups was completed by applying the appropriate procedure for that group, 2 teeth from each main group were separated for examination of the smear layer by scanning electron microscopy (SEM). The remaining 36 teeth in each main group were divided into 2 subgroups (n=18) to be filled by using AH Plus sealer and BC Sealer HiFlow and warm vertical root canal filling method: Group 1a: NaOCl, EDTA + AH Plus; Group 1b: NaOCl, EDTA + BC Sealer HiFlow ; Group 2a: NaOCl, HEDP (Distilled water) + AH Plus ; Group 2b: NaOCl, HEDP (Distilled water) + BC Sealer HiFlow ; Group 3a: HEDP (NaOCl) + AH Plus ; Group 3b: HEDP (NaOCl) + BC Sealer HiFlow ; Group 4a: NaOCl + AH Plus ; Group 4b: NaOCl + BC Sealer HiFlow. After the root canal filling procedures were completed, the teeth were kept at 37 0C in 100% humid environment for 1 week. Then, three horizontal sections of 1 mm (± 0.1 mm) thickness were obtained from each specimen from the apical centre and coronal side. The specimens were placed in the Instron, a universal testing machine, and the thrust force was applied at a constant speed of 1mm/min until failure occurred at the junction between the root canal filling and dentin. The failure forces were recorded in Newtons (N) using Nexygen data analysis software and the bond strength was calculated by converting to megapascals (MPa). Then, the dentin discs with push out measurements were examined under stereomicroscope and the failure types were evaluated. Statistically significant differences were observed between all groups in terms of push-out averages (p=0,0001). The push-out averages of NaOCl, EDTA group were statistically significantly higher than NaOCl, HEDP; HEDP (NaOCl) and NaOCl groups (p=0,0001). The push-out averages of NaOCl group were statistically significantly lower than NaOCl, HEDP and HEDP (NaOCl) groups (p=0,0001). No statistically significant difference was observed between the push out averages of AH Plus Sealer and BC Sealer HiFlow groups (p=0,883). A statistically significant difference was observed between the push out averages of the coronal, middle and apical regions (p=0,0001) and the push out averages of the apical region were statistically significantly higher than the coronal and middle regions (p=0,0001). The push out averages of the middle region were also statistically significantly higher than the coronal region (p=0,0001). Push-out measurements of the discs were examined under stereomicroscope and failure types were evaluated. Cohesive failure was found to be high in NaOCl, EDTA, NaOCl, HEDP and HEDP (NaOCl) groups and mix failure was found to be high in NaOCl group. Keywords: Bond strength, Sodium Hypochlorite, EDTA, HEDP, warm vertical compaction, EndoSequence BC Sealer HiFlow, AH Plus

Gülenay Ezgi Emekli
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessEN

Evaluation of the effect of different irrigation solutions and activation systems on enterococcus faecalis biofilm in simulated lateral canals

Altunhan, A. (2024). Evaluation of the effects of different irrigation solutions and activation systems on Enterococcus faecalis biofilm in simulated lateral canals. Yeditepe University Institue of Health Sciences, Department of Endodontics. PhD Thesis. Istanbul. The aim of this study is to compare the effectiveness of four different irrigation solutions (2.5% NaOCl, 5.25% NaOCl, 2% CHX, 1% Peracetic Acid) and activation methods (Conventional Syringe Irrigation, Irriflex, EDDY, Passive Ultrasonic Irrigation) on Enterococcus Faecalis biofilms in simulated lateral canals. Transparent artificial root canals used in this study. The models were divided into 16 experimental groups (n=10) and a control group (n=10). Each irrigation solution group were activated with Conventional Syringe Irrigation, Irriflex, sonic and ultrasonic methods. Root canal models (n = 173) were manufactured from transparent resin materials using 3D printing. Each canal was created with an 18 mm length, apical size 30, a .06 taper and a lateral canal of 3 mm length, with 0.3 mm diameter. Biofilms were grown in the lateral canal and apical 3 mm of the main canal for 7 days. Three models were examined to confirm that there was E. faecalis biofilm using SEM (Scaning electron microscope). The remaining 170 models were divided into 17 groups with 10 samples in each group. In order to use only one irrigation solution in each activation group, in the groups activated with EDDY and passive ultrasonic tips, 9 ml of 2.5% NaOCl, 5.25% NaOCl, 2% CHX and 1% Peracetic Acid were irrigated for 60 seconds using a 10 ml syringe and a closed side-perforated needle, then left in the canal at rest and activated for 30 seconds with EDDY and passive ultrasonic tips. In the Irriflex and Conventional Syringe Irrigation groups, activation was performed with a 3-5 mm reciprocating motion while 9 ml of irrigation solution was delivered using a closed side-perforated needle attached to a 10 ml syringe in the root canal system. Model's apical parts were stained using the LIVE/DEAD Baclight Vitality kit, then the samples were visualized with CLSM (Confocal laser scannng microscope). The volume of living and dead bacteria was evaluated using Image J software. Anova test and Kruskal Walls H test were used for statistical analysis. The maximum volume of dead bacteria in the control group was significantly lower than in all experimental groups. The dead bacteria values in the group "2% CHX+Eddy" are significantly higher than in the groups "5.25% NaOCl+Irriflex", "5,25% NaOCl+CSI", "1% Peracetic Acid+CSI ", " 1% Peracetic Acid+Eddy", "1% Peracetic Acid+Ultrasonic", "1% Perasetic Acid+Irriflex", "2.5% NaOCl+Ultrasonic", "2.5% NaOCl+Irriflex" and 2.5% NaOCl+CSI. The dead bacteria values in the group "2% CHX+Ultrasonic" are significantly higher than in the groups "1% Peracetic Acid+CSI", "1% Perasetic Acid+ultrasonic", "1% Perasetic Acid+Irriflex", "1% Perasetic Acid+Eddy", "2.5% NaOCl+CSI" and 5.25% NaOCl+CSI. When we look at the results of our study, although a statistically significant E. faecalis decrease was observed in all groups except the positive control group in which we did not use irrigation solution, E. feacalis could not be eliminated 100% in any group. The activation of CHX resulted in better penetration of the irrigant into the lateral canals. Ultrasonic and sonic activation of CHX improved the removal of biofilm. This indicated that the irrigation protocols used should be developed further and further research should be done.

Ahmet Altunhan
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Comparison of the accuracy and precision of intraoral and extraoral scanners used for digital impression of endocrown restoration in root canal treated teeth

ABSTRACT Şahinkaya Ceren, (2024), Comparison of the accuracy and precision of intraoral and extraoral scanners used for digital impression of endocrown restoration in root canal treated teeth. Yeditepe University Institute of Health Sciences, Department of Endodontics. Master Thesis. Istanbul The clinical success of endodontic treatment is influenced not only by the root canal filling but also by the coronal restoration applied post-endodontic treatment, with various options available for the restoration. Endocrowns, which are post-endodontic restorations, are single-piece ceramic blocks that extend into the pulp chamber and canal orifices to enhance retention and are prepared using either conventional or digital impression systems. In the literature, there are no studies comparing the digital impression systems used in the preparation of endocrowns. This study aims to compare the accuracy and precision of digital impressions of endocrowns obtained using five different scanning systems. PrimeScan, 3Shape Trios 3, 3Shape Trios 4, Medit i500 intraoral, and Sirona inEOS X5 extraoral). The scanning data were saved in .stl format. Subsequently, the digital impression of the sample model was taken with the industrial scanning device Comet 6 (Zeiss, Oberkochen, Germany), and the data were saved in .stl format. All recorded data were superimposed in a computer environment, and the amount of deviation and On a resin model produced from tooth 46, digital impressions were taken using the scanners (Cerec RMS (Root Mean Square) values were statistically evaluated in terms of accuracy and precision. A statistically significant difference was found in terms of accuracy values among the devices. The deviation values of the Trios 3, Trios 4, and Sirona inEOS X5 devices were found to be lower than those of the other devices (p<0.001). The deviation values of the Primescan device were found to be lower than those of the Medit device (p<0.001). Keywords: endocrown, digital impression systems, post endodontic restoration

Ceren Şahinkaya
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessEN

Evaluation of effect of different irrigation solutions and activation systems on dentinal tubule penetration of root canal sealer with laser scanning confocal microscope

Aim of this study was to investigate effect of two different irrigation solutions (NaOCI/EDTA, Dual Rinse HEDP), three different activation techniques (conventional needle, irriflex, xp endo finisher) and single cone root canal filling techniques on penetration of root canal sealer into dentinal tubules and quality of root canal filling in single-rooted premolars using confocal laser scanning microscopy (CLSM). In this study; 96 extracted single-rooted human lower premolars were used with approval of Yeditepe University Clinical Research Ethics Committee. working length was standardized to 16mm. All specimens were shaped with Protaper Next rotary Ni-Ti files and divided into 8 groups. Group 1: NaOCI/EDTA – Conventional needle irrigation, Group 2 Dual Rinse HEDP – Conventional needle irrigation, Group 3: NaOCI/EDTA – Irriflex, Group 4: Dual Rinse HEDP – Irriflex, Group 5: NaOCI/EDTA – Xp Endo Finisher, Group 6: Dual Rinse HEDP – Xp Endo Finisher. According to final irrigation solutions, all teeth were divided into 2 main groups as 5 % NaOCI 17% EDTA, Dual Rinse HEDP. Each main group was divided into 3 subgroups according to conventional needle irrigation, Xp Endo Finisher and Irriflex irrigation techniques. After final irrigation and activation, teeth were filled with single cone filling techniques. AH Plus Bioceramic (Dentsply Sirona, USA) bioceramic-based canal sealer was used as a root canal filling sealer. specimens were kept in a humid environment in an oven for 1 week and fixed in cold acrylic (Self Cure, IMICRYL, Turkey) with apical foramen at tip. Each specimen was marked at intervals of 3-4 mm, 5-6 mm and 8-9 mm from apical. marked sections were cut perpendicular to long axis of root with a 0.3 mm thick diamond disc (Metkon A.Ş., Bursa Turkey) under water cooling using a low speed Isomet device (IsoMet, Buehler, Israel). Three horizontal sections (apical, middle, coronal) were obtained for each root (apical (3-4 mm), middle 5-6 (mm), coronal (8-9 mm), with a thickness of approximately 1 ± 0.1 mm. sections were formed as 3 horizontal dentin discs with a thickness of 1 mm perpendicular to long axis of tooth. thickness of each section was checked using a digital caliper (Macrona, Simetri Teknik, Izmir, Turkey) with an accuracy of 0.001 mm. sections were numbered according to relevant tooth and tooth regions. effect of interaction of irrigation solution and activation technique on penetration depth and percentage was evaluated by Two-way ANOVA test, Tukey HSD test was used in post hoc analyses. Repeated measures analysis of variance and post hoc Bonferroni test were used for in-group apical-mid- coronal region evaluations. Significance was evaluated at p<0.05 level. Statistically significant differences were observed between irrigation solutions and activation techniques in terms of both penetration area percentages and penetration depths (p<0.05). However, combined effect of irrigation solution and activation technique on parameters was not found to be significant (p>0.05). When HEDP solution was used, XPF technique achieved a higher penetration area percentage compared to Irriflex and conventional techniques (p<0.05), but no significant difference was found between Irriflex and conventional techniques. When NaOCl and EDTA combination was used, no significant difference was detected between activation techniques (p>0.05). In both conventional and XPF techniques, HEDP solution provided greater penetration depth compared to NaOCl/EDTA solution (p<0.05).

İlayda Solak
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı güncel biyomateryaller ile doldurulan yapay rezorptif defektlere sahip kök kanallarında; ph değişiklikleri, kalsiyum iyon salınımı ve kırılma direncinin incelenmesi

Endodontik tedavinin esas amacı kök kanallarının vücuda uyumlu materyallerle doldurarak başarılı bir sonucun elde edebilmesidir. Fakat bazı olgularda, yapılan tedavilerde başarısızlıklar gözlenmektedir. Bu çalışmada, yeni geliştirilen biyoseramik içerikli kanal patları ve klinikte sık kullanılan rezin esaslı kanal patları kullanılarak, yapay olarak hazırladığımız rezorptif defektlere sahip kök kanalları lateral kompaksiyon yöntemiyle doldurulup patların fiziksel özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 90 adet çekilmiş, tek köklü ve tek kanallı, insan üst keser dişleri kullanıldı. Bütün dişler, Protaper Next döner eğeleri kullanılarak şekillendirildi. Dişler, her biri 15 diş içeren 6 gruba ayrıldı. Kök kanalları AH Plus, TotalFill BC Sealer, Gutta-Flow Bioseal, Endosequence BC sealer ve BioRoot RCS kanal patlarıyla soğuk lateral kompaksiyon yöntemi ile dolduruldu. Kontrol grubu olarak bir grup salin solüsyonu ile yıkanarak boş bırakıldı. Kanal dolumları tamamlanan dişler ağız ortamı ve klinik şartları yansıtabilmesi amacıyla 37 derecelik etüve yerleştirildi. 1.gün, 1.hafta, 2.hafta ve 1.ay sonunda, grupların pH değişiklikleri pH metre ile; kalsiyum iyon salınımları ise atomik absorpsiyon spektrometresi ile ölçüldü. 1.ay sonunda gruplarda bulunan örnekler 5mm lik kısımları dışarıda kalacak şekilde akrilik bloklara gömülerek Instron cihazında kırılma direnci ölçüldü. Bu çalışmada istatistiksel analizler NCSS (Number Cruncher Statistical System) 2007 Statistical Software (Utah, USA) paket programı ile yapılmıştır. Sonuç olarak, Endosequence BC Sealer patı tüm zaman aralıklarında pH değişimi ve kalsiyum iyon salınımı açısından, diğer gruplara oranla istatistiksel olarak anlamlı derece de yüksek çıkmıştır. AH Plus grubu ise kırılma direnci açısından 1.ay sonunda diğer gruplara oranla istatistiksel olara anlamlı çıkmıştır. Anahtar kelimeler: kök rezorpsiyonları, biyoseramik kanal patı, pH, kalsiyum iyon salınımı, kök kırıkları

BiyomalzemelerDental stres analiziHidrojen iyon konsantrasyonu+7
Sebahat Özler
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Üç farklı güncel döner alet sisteminin eğri kanallardaki şekillendirme etkinliğinin karşılaştırılması

Çalışmamızda; 20° - 40° kanal eğimine sahip çekilmiş insan dişlerinde, farklı kinematik ve metalürjik özelliklere sahip döner alet sistemlerinin, kök kanallarında meydana getirdikleri düzleşme miktarlarının ve çalışma sürelerinin karşılaştırılması, şekillendirme sırasında meydana gelebilecek komplikasyonların değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda kök kanal gelişimi tamamlanmış, daha önce herhangi bir endodontik tedavi yapılmamış ve 18 mm. çalışma uzunluğuna sahip 60 adet alt büyükazı dişinin meziyal kanalları kullanılmıştır. Dişler, çalışma uzunluğu 18 mm. olacak şekilde kuron bölgelerinden kesildikten sonra, elmas yuvarlak frezler ile endodontik kaviteler açılmıştır. Şekillendirme öncesi radyografiler 10 ve 15. no K tipi eğeler ile alınmıştır. Kök kanal eğimleri ve kurvatür çapları hesaplanan dişler homojen bir şekilde 3 gruba ayrılmıştır. 1. gruptaki kanallar WaveOne Primary eğeler ile şekillendirilmiş, şekillendirme sonrası radyografiler yine aynı eğe ile alınmıştır. 2. gruptaki kanallar OneShape eğeler ile şekillendirilmiş, şekillendirme sonrası radyografiler yine bu eğe ile alınmıştır. 3. gruptaki kanallar Twisted File Adaptive SM1 ve SM2 eğeleri ile şekillendirilmiş, şekillendirme sonrası radyografileri SM2 eğe ile alınmıştır. Şekillendirme öncesinde ve sonrasında alınan radyografilerin hepsi modifiye Bramante tekniğine [1] göre standart bir şekilde alınmıştır. Radyografilerin karşılaştırılması için tüm radyografiler x10 büyütülmüş ve aydınger kağıtlara basılmıştır. Dişlerin dış kontürleri ve referans metal obje üstüste gelecek şekilde çakıştırma yapılmıştır. Eğelerin uç kısımları arasındaki açı ölçülerek kök kanallarında meydana gelen düzleşme miktarları hesaplanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 15.0 programı kullanılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken niceliksel verilerin karşılaştırılmasında parametreler normal dağılım gösterdiği için, parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Oneway ANOVA testi ve farklılığa neden çıkan grubun tespitinde Tukey HSD testi kullanılmıştır.Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışmamızda WaveOne grubu 1,28 ± 0,27 derece ile en fazla düzleşmenin görüldüğü grup olurken, OneShape grubu 1,06 ± 0,30 derece ve Twisted File Adaptive grubu 0,99 ± 0,29 derece düzleşme göstermişlerdir. Twisted File Adaptive ve OneShape grupları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Çalışma süreleri karşılaştırıldığında ise en hızlı şekillendirilmenin tamamlandığı grup 51,40 ± 2,28 ile tek eğeden oluşan OneShape grubu olurken, ikinci en hızlı çalışılan grup 58,95 ± 4,68 ile yine tek eğe sistemi olan WaveOne grubu olmuştur. Şekillendirmenin en uzun sürdüğü grup ise 2 eğenin kullanıldığı Twisted File Adaptive grubu olmuştur. Şekillendirme sırasında meydana gelebilecek çalışma boyunun kaybedilmesi, basamak oluşumu, perforasyon ve alet kırılması gibi komplikasyonlar hiçbir grupta meydana gelmemiştir. Çalışmamızda, WaveOne Primary, OneShape ve Twisted File Adaptive eğeler ile eğimli kanalların şekillendirilmesinin güvenli ve hızlı bir şekilde yapılabilineceği sonucuna varılmıştır.

Dental aygıtlarDental pulpa boşluğuDiş hekimliği+3
Aslıhan Tüysüz
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

İki farklı lazer cihazının smear tabakasının uzaklaştırılmasındaki etkilerinin SEM ile incelenmesi.

Son yıllarda diş hekimliğinde lazer uygulamalarının başarılı olması, lazerlerin endodontide de kullanımını düşündürmüş ve çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Teknolojinin gelişmesi ile birlikte kök kanal tedavisi yöntemleri ve aletlerinin etkin kullanımı, smear tabakasından ve debristen temizlenmiş kök kanallarının elde edilmesinde yardımcı olmuştur. Ancak tümüyle temiz ve smear tabakasının olmadığı kök kanallarına ulaşmak hala mümkün değildir. Bu amaçla lazerlerin endodontide kullanımı umut verici görülmektedir. Bu çalışmada iki farklı lazer tipi (Er:YAG; Nd:YAG) kullanılarak, EDTA solüsyonuna ve birbirlerine göre smear tabakasını uzaklaştırmadaki etkinliklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştırAraştırmamızda 70 adet, tek kökü ve kanalı bulunan, üst orta ve yan keser diş ile alt ve üst kanin dişleri kullanılmıştır. Kök kanalları ?crown-down? tekniğinin kullanıldığı ?Hero 642? Rotary kanal aletleri (MicroMega, Besançon, France) ile en son çalışma uzunluğunda konisitesi .02 olan #45 numaralı alete kadar şekillendirilmiştir. Her bir aletten sonra deney gruplarındaki dişlerin kanalları 2 ml %5 NaOCl solüsyonu ile yıkanmıştır. Temizleme ve şekillendirme işlemleri tamamlandıktan sonra dişler, rastlantısal olarak 20 dişten oluşan biri kontrol olmak üzere 4 gruba ayrılmıştır. 1. gruptaki dişlere Serum fizyolojik, 2. gruptaki dişlere % 17 EDTA ile %5 NaOCl , 3. gruptaki dişlere Er:YAG lazer (120 mj, 15 hz) ve 4. gruptaki dişlere ise Nd:YAG (120 mj, 15 hz) lazer uygulanmıştır. Kök kanallarının kuronal, orta ve apikal üçte birinden X1000 ve X2000 büyütmelerde alınan SEM görüntüleri incelenmiştir. Kodlanan görüntüler birbirinden ve çalışmadan habersiz dört endodontist tarafından skorlanmıştır. Elde edilen bulguların istatistiksel değerlendirilmesi için Kruskall Wallis tek yönlü varyans analizi ayrıca çoklu karşılaştırmalar için Z testi kullanılmıştır.Araştırmamızın sonuçlarına göre ; % 17 EDTA grubunda her iki büyütmede ve her üç bölgede de en düşük smear tabakası gözlem değeri elde edilmiştir. Özellikle kuronal bölgede, X1000 ve X2000 büyütmelerde, EDTA grubunda elde edilen smear tabakası gözlem değerleri diğer gruplardan anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0.05). Kuronal bölgede her iki büyütmede Er:YAG lazer grubunda, Nd:YAG lazer grubundan daha düşük smear tabakası gözlem değeri elde edilirken, orta ve apikal bölgelerde her iki gruba ait smear tabakası gözlem değerleri, istatistiksel olarak birbirinden farklı bulunmamıştır (p>0.05). Çalışmamızın sonucunda Er:YAG ve Nd:YAG lazerlerin, kök kanallarındaki smear tabakasının uzaklaştırılmasında geleneksel yöntem kadar başarılı olmadığı ve kök kanal duvarlarındaki etkilerinin sınırlı ve bölgesel olduğu görülmüştür.

EndodontiKök kanal tedavisiKök kanalı irrigantları+6
Şahap Toygan Bora
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

MTA, Dycal ve Emdogain' in jerm halindeki 20 yaş dişlerinden alınmış kök hücreler üzerindeki çoğaltma ve farklılaştırma etkilerinin değerlendirilmesi

Açığa çıkmış pulpa dokusunun örtülmesi için kullanılan materyellerin, pulpa dokusu ile uyumlu olması, hücrelerin çoğalma ve odontoblastik değişimlerini desteklemesi, tedavi başarı sonucuna direkt etki eden faktörlerdir. Pulpa kuafajı için Mineral Trioxide Aggregate (MTA) ve Kalsiyum hidroksit içerikli siman (DYCAL) yıllardır kullanılmaktadır. Ancak bu materyellerin, pulpa hücrelerinin farklılaşmasını olumsuz etkilemesi ve nekrozuna sebep olması gibi kusurları bulunmaktadır. Öte yandan domuz embriyosundan elde edilen mine matriks proteinlerinin asidik ekstresi olan EMD'nin pulpa ve periodontal ligament hücrelerinin çoğalmasını ve farklılaşmasını arttırdığı bilinmektedir. Yakın zaman çalışmalarında MTA' nın EMD ile birlikte kullanımı, diş pulpası hücrelerinin odontoblastik farklılaşmasını, tek başına kullanımına göre daha etkili biçimde uyardığını göstermiştir (158). Klinik kullanım sırasında kuafaj materyellerinin pulpa hücreleriyle direkt temasta bulunması, in vitro çalışmalarda hücre-materyel etkileşiminin göz önünde tutulmasını zorunlu kılmaktadır. O yüzden, bu çalışmada EMD, MTA ve DYCAL' ın insan diş jermi kök hücreleri (HTGSCs) üzerindeki odontoblastik farklılaşması materyel-hücre direk teması dikkate alınarak gerçekleştirilmiştir. Aynı zamanda MTA ve DYCAL yüzeylerinin EMD ile kaplanması halinde hücreler üzerinde çoğalma ve farklılaşma açısından ortaya çıkabilecek etkisi incelenmek istenmiştir. EMD kaplama protokolünün MTA' nın fiziksel özelliklerini değiştirdiği düşünülmektedir. Bu nedenle, EMD ile kaplanmış MTA'nın hücre çoğalması ve farklılaşmasına olan etkisi değerlendirilememiştir. Sonuçlar EMD' nin hücrelerin farklılaşma ve çoğalmasını en iyi sağlayan materyel olduğunu bunun yanı sıra DYCAL' ın EMD ile kaplanmasının tek başına kullanımında sebep olduğu hücre nekrozunu ortadan kaldırabileceğini göstermiştir. DYCAL' ın EMD ile kaplanarak pulpa kuafajında kullanılması pulpanın DYCAL ile tek başına örtülmesi sırasında ortaya çıkan sorunları ekarte ederek alternatif bir yöntem oluşturabilir.

Dental pulpaDişlerHücre farklılaşması+3
Esra Pamukçu Güven
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Beş farklı kök kanalı dolgusu yöntemiyle kök kanalı tedavisi yapılan dişlerin kırılma dirençlerinin in vitro olarak karşılaştırılması

Endodontik tedavinin asıl amacı; üç boyutlu kök kanalı dolgusunu sağlayabilecek temiz bir kök kanalı elde etmektir. Endodontik tedavi yapılmış bir dişin sağlamlığı, kalan sağlam diş dokusuyla direkt olarak ilgilidir. Dikey kök kırıkları, endodontik tedavi yapılmış dişlerde görülen en kötü prognoza sahip komplikasyonlardan biridir ve genellikle dişin çekimiyle sonuçlanmaktadır. Bu çalışmada son yıllarda sıklıkla kullanılan kök kanalı dolgu materyalleri ve kök kanalı dolgu patlarıyla kök kanalı tedavisi yapılmış dişlerin kırılma dirençlerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. K3 NiTi döner alet sistemi kullanılarak crown-down yöntemiyle şekillendirilen kök kanalları, gruplarda yer alan kök kanalı dolgu maddeleri ile doldurulmuştur. Örnekler apikal 4 mm'lik kısımları Universal test cihazına uygun döküm ölçülerin içine yerleştirilen soğuk akrilik içine gömülerek, bir hafta boyunca 37ºC'de, etüv cihazında polimerizasyonlarının tamamlanması amacıyla bekletildikten sonra kırılma dayanımı testi uygulanmıştır. İstatistiksel analizler için NCSS 2007&PASS 2008 Statistical Software (Utah, USA) programı kullanılmıştır. Gruplar arası karşılaştırmalarda Oneway Anova testi ve farklılığa neden olan grubun tespitinde Tukey HDS testi kullanılmıştır. (-) Kontrol grubunun kırılma direnci düzeyi, Resilon/Epiphany SE ve EndoREZ'den istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksektir (p<0.05). Diğer yandan (-) Kontrol ile güta-perka/AH Plus, Thermafil/AH Plus ve güta-perka/Epiphany SE gruplarının kırılma dirençleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). Güta-perka/AH Plus, Thermafil/AH Plus ve güta-perka-Epiphany SE kombinasyonlarının kırılma direnci sağlam dişe benzer bulunmuştur ve kök kanalı dolgusunun bu kombinasyonlar ile yapılması dişlerin kırılma direncini arttırmaktadır.(+) Kontrol grubunun kırılma direnci ortalaması, (-) Kontrol, güta-perka/AH Plus ve Thermafil/AH Plus'tan ileri derecede anlamlı olarak düşükken (p<0.01); güta-perka/Epiphany SE'den istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktür (p<0.05). Şekillendirme işlemi dişlerin kırılma direncini düşürmektedir. Resilon/Epiphany SE ve EndoREZ grupları ile (+) kontrol grubunun kırılma dirençleri arasındaki fark anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, bu kombinasyonlar kanal tedavisi yapılmış dişlerin kırılma direncini arttırmamaktadır.

Dental materyallerDental stres analiziDiş kırıkları+3
Tolga Sandıkcı
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2012
00