
7
Archived Theses
3
DOIs Assigned
43%
DOI Rate
Archived Theses
Farklı bitkisel yağ ve pişirme teknikleri ile elde edilen köftelerin in vitro gastrointestinal sindirim modeli kullanılarak malondialdehit düzeylerinin belirlenmesi
Amaç: Bu çalışmada, farklı yağ asidi profillerine sahip bitkisel yağlarla hazırlanan köftelerde yağ türü ve pişirme yönteminin malondialdehit (MDA) düzeyleri ile in vitro gastrointestinal sindirim sonrası MDA biyoerişilebilirliği üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Köfte örnekleri keten tohumu yağı, ayçiçek yağı ve zeytinyağı kullanılarak hazırlanmış; 200 °C’de hava fritözünde 10 dakika veya konveksiyonel fırında 20 dakika pişirilmiştir. Pişmiş örneklere in vitro gastrointestinal sindirim uygulanmış, sindirim öncesi ve sonrası MDA düzeyleri HPLC yöntemiyle belirlenmiştir. MDA biyoerişilebilirliği hesaplanmış ve veriler iki yönlü varyans analizi ile değerlendi-rilmiştir. Bulgular: Sindirim sonrası en yüksek MDA düzeyi keten tohumu yağı fırın grubunda 2.149 mg/100 g, en düşük düzey zeytinyağı hava fritözü grubunda 0.191 mg/100 g olarak belirlenmiştir. MDA biyoerişilebilirliği keten tohumu yağı grubunda %174.9–183.2, ayçiçek yağı grubunda %142.3–165.6 ve zeytinyağı grubunda %31.8–44.4 arasında bulunmuştur. Yağ türünün tüm MDA parametreleri üzerinde anlamlı etkisi saptanmıştır. Pişirme yönteminin ana etkisi yalnızca sindirim öncesi MDA düzeyinde anlamlı bulunmuş (p=0.030), MDA biyoerişilebilirliği açısından yağ türü × pişirme yöntemi etkileşimi anlamlı bulunmuştur (p=0.005). Sonuç: MDA oluşumu ve biyoerişilebilirliğinin özellikle kullanılan yağın yağ asidi profiline bağlı olduğu belirlenmiştir. Keten tohumu yağı içeren örnekler en yüksek, zeytinyağı içeren örnekler ise en düşük MDA biyoerişilebilirliğini göstermiştir. Bulgular, yağ türü ve pişirme koşullarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Nohut aquafabası kullanılarak geliştirilen yenilikçi bisküvinin vegan ve yumurta alerjili bireylerin beslenmesine yönelik potansiyelinin değerlendirilmesi
Amaç: Bitki bazlı beslenmeye artan ilgiyle birlikte hayvansal bileşenlere alternatif ürünlerin geliştirilmesi önem kazanmıştır. Bu çalışmada, nohut haşlama suyu (aquafaba) kullanımının bisküvi üretiminde yumurta akına alternatif olabilirliğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Aquafaba kullanılarak üretilen bisküviler ile yumurta akı içeren kontrol bisküvileri fiziksel (çap, kalınlık, yayılma oranı, köpük kapasitesi ve stabilitesi), kimyasal (renk, pH, nem, protein, yağ, kül, TPA ve HMF) ve duyusal özellikler açısından karşılaştırılmıştır. Bulgular: Aquafabalı bisküviler yayılma oranında kalınlığını kontrole göre ~0.2 mm daha iyi korumuştur. Aquafabanın köpük kapasitesi 10 mL, köpük stabilitesi ise %2.08 daha yüksek bulunmuştur. Aquafabalı bisküvilerin pH değeri kontrole göre 0.46 birim, nem içeriği %2.42 daha düşük belirlenmiştir. Yağ içeriğinde gruplar arasında anlamlı bir fark tespit edilmezken; HMF değerleri aquafabalı ve kontrol örneklerde sırasıyla 6.65 ppm ve 6.81 ppm ölçülmüştür. Karbonhidrat içeriği aquafabalı grupta %77.84, kontrolde %77.03; enerji değerleri ise sırasıyla 479.81 kkal ve 478.52 kkal olarak hesaplanmıştır. Protein içeriği aquafabalı bisküvilerde %1.05 daha düşük bulunmasına rağmen, duyusal analizlerde aquafabalı bisküviler daha yüksek puan almıştır. Sonuç: Aquafabanın bisküvi üretiminde yumurta akı yerine başarıyla kullanılabileceği, ürünün fiziksel ve duyusal niteliklerini olumlu etkilediği; vegan ve yumurta alerjisi olan tüketiciler için nitelikli bir alternatif sunduğu tespit edilmiştir.
Karaciğer yağlanması olan hastaların beslenme alışkanlıkları ile antropometrik ölçümlerinin belirlenmesi
Bu çalışma; yeni karaciğer yağlanması tanısı almış bireylerin beslenme durumu ile antropometrik ölçümleri ve kan biyokimyasal bulgularını belirlemek amacıyla planlanıp yürütülmüştür. Kesitsel ve tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırma evrenini; Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi İç Hastalıkları Gastroenteroloji Bölümü'ne başvuran ve yeni karaciğer yağlanması tanısı almış hastalar oluşturmuştur. Bu hastalar içinden 100 kişi gelişigüzel örnekleme yöntemi ile seçilmiştir. Anket formları hastalara karşılıklı görüşme yolu ile uygulanmış ve sonrasında boy, kilo, bel çevresi, kalça çevresi ve BKİ ölçümleri yapılarak anket formlarına yazılmıştır. Çalışmaya katılan 100 hastanın %37'si erkek, %63'ü kadındır. Yaş ortalaması (ortalama ± standart sapma) 44.68±13.58 yıldır. Erkeklerin %54.1'inin şişman, kadınların ise %66.7'sinin şişman olduğu belirlenmiştir. Bireylerin ortalama karbonhidrat alım düzeyleri düşük, günlük enerji alımı ve yağ tüketimi ise yüksek bulunmuştur. Günlük besin öğeleri alım düzeyleri değerlendirildiğinde hem erkek hem kadın bireylerde folik asidin yetersiz tüketildiği görülmüştür. Erkeklerin %54.1'inin, kadınların ise %44.4'ünün düzenli öğün tüketmedikleri ve en az bir öğünü atladıkları belirlenmiştir. Erkek bireylerin %67.6'sının kadınların ise %38.1'inin hiç ara öğün tüketmedikleri belirlenmiştir. Bireylerin %15'i her gün, %24'ü haftada birkaç gün dışarda yemek yemektedir. En sık atlanan öğün erkeklerde sabah öğünü (%74.1), kadınlarda ise öğle öğünüdür (%54.5). Bireylerin %61'i şeker ve şekerli yiyeceklere karşı istek duymakta, en çok istek duydukları şekerli yiyecek tatlılar olarak bulunmuştur. Bireylerin %21'inin fruktozu günlük 50 g ve üzerinde tükettikleri saptanırken %65'inin diyetle tükettikleri sükrozun enerjiden gelen oranının %8 ve üzerinde olduğu saptanmıştır (p>0.05). Bireylerde en sık görülen komplikasyonlar insülin direnci, obezite, hiperlipidemi ve hipertansiyondur. Bireylerde ortalama AKŞ, ALT, total kolesterol, TG, LDL-kolesterol ve ürik asit düzeylerinin referans değerlerinden daha yüksek, HDL-kolesterol düzeylerinin ise daha düşük olduğu belirlenmiştir. Bireylerin %83.1'inin HOMA-IR değeri ≥2.5 olarak bulunmuştur. Hem erkek hem kadın bireylerin günlük toplam enerji harcaması günlük aldıkları enerji ortalamasından düşük bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, fazla fruktoz tüketimi, yüksek yağlı diyet, yüksek enerji alımı, düşük enerji harcaması, düzensiz öğün sayısı, insülin direnci, obezite, hiperlipidemi gibi faktörlerin Non Alkolik Yağlı Karaciğer Hastalığı için tetikleyici risk faktörleri olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle bireyler karaciğer yağlanmasına yönelik beslenme konusunda bilgilendirilmeli ve bireylerde farkındalık oluşması sağlanmalıdır.
İlköğretim öğrencilerinin diyet kalitesi ve tabak artıklarının saptanması
Bu çalışma, ilköğretim okulu öğrencilerinin okulda öğle yemeği tüketim durumlarını, oluşan tabak artıkları ile karşılaştırarak beslenme durumlarını değerlendirmek ve ebeveynlerin çocuklarının beslenme durumları ile ilgili algılarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma verileri, Ocak-Mart 2014 tarihleri arasında, TED Karadeniz Ereğli Koleji Vakfı Özel İlköğretim Okulu'nda 5-8. sınıfa devam eden toplam 186 öğrenciden elde edilmiştir. Öğrencilerin demografik özellikleri ve beslenme alışkanlıkları araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu aracılığı ile toplanmış, antropometrik ölçümleri değerlendirilmiştir. Ebeveynlere uygulanan ayrı bir anket formu ile de öğrencilere ait toplanan veriler, öğrencilerden gelen cevaplarla karşılaştırılmıştır. Ebeveynlerden çocuklarının bir günlük besin tüketim kayıtları alınmıştır. Anketlerle eş zamanlı olarak, öğrencilerin okulda sunulan öğle yemeği besin tüketimleri, birbirini izleyen on gün boyunca ölçülen tabak artıkları ile karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan öğrencilerin % 65.6'sı normal vücut ağırlığında, % 23.4'ü fazla kilolu ve % 9.7'si şişmandır. Öğrencilerin yaşa göre boy uzunluğu ve BKİ persentil değerleri ile kendi boy uzunluğu ve vücut ağırlığı algıları ve ebeveynlerin çocuklarının vücut ölçümleri hakkındaki algıları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Öğrencilerin BKİ değerleri ile anne ve babalarının BKİ değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif bir korelasyon saptanmıştır (p<0.001). Meyve ve fast food tüketim sıklığı için öğrencilerin ve ebeveynlerin verdikleri cevaplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Öğrenciler 101.5 ± 63.25 dakika/gün televizyon izleyerek, 83.0 ± 76.82 dakika/gün bilgisayar karşısında geçirmektedir. Bilgisayar karşısında geçen süre açısından kız ve erkek öğrenciler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Öğrencilerin % 73.2'si televizyon ve bilgisayar karşısında yiyecek tüketmektedir. Öğrencilerin BKİ değerleri ile televizyon ve bilgisayar karşısında geçirdikleri süre arasında istatistiksel olarak anlamlı olmayan düşük derecede pozitif bir korelasyon saptanmıştır (p>0.05). Öğrencilerin enerji, posa ve kalsiyum alımının günlük önerilen miktarın altında olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Okul menüsünün sağladığı protein, yağ, demir, omega-3 ve omega-6 yağ asitleri ile A vitamini, öğrencilerin birçoğu için alması gereken miktarın üzerinde; enerji, posa ve kalsiyum miktarların ise öğrencilerin çoğunluğu için önerilen düzeylerin altında kalmıştır. Okul menüsünün öğrencilerin yalnızca C vitamini gereksinimini tam olarak karşıladığı belirlenmiştir. Çalışmanın sonucunda, çocuk ve adölesanlara yönelik sağlık çalışmalarının geliştirilmesi, yeterli ve dengeli beslenmeleri için uygun ortamlar oluşturularak, beslenme ile ilgili bilgilerin verilmesi, aile okul ve çevrenin işbirliği içinde çalışmasının gerekliliği ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Okul çağı çocukları, okul öğle yemeği, tabak artığı, ebeveyn algısı, diyet kalitesi
Üniversite öğrencilerinde porsiyon algısı ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Bu çalışma, Beslenme ve Diyetetik bölümü 1-4 sınıf öğrenciler arasında beslenme bilgisi ile yiyeceklerin sunum biçimine göre porsiyon miktarlarının algılanması arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Aralık 2013 Başkent Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik bölümünde 1.-4. sınıflarda okuyan, çalışmanın yapılacağı günlerde okulda bulunan 155 kız ve 7 erkek olmak üzere 162 öğrenci üzerinde yürütülmüştür. Çalışma, öğrencilerin demografik özellikleri ve beslenme alışkanlıklarının değerlendirildiği anket formu ve öğrencilerin porsiyon miktarı algılarını değerlendirmek için laboratuar ortamında görsel içerikli hazırlanan iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın görsel olarak yürütülen aşamasında 4 ayrı besin seçilmiştir (patates, kıvırcık marul, portakal, domates). Porsiyon algısını etkileyen etmenlerin değerlendirilmesi amacıyla seçilmiş besinler farklı biçimlerde öğrencilere sunulmuş ve kendilerine göre 1 porsiyonu belirlemeleri istenmiştir. Çalışmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 20.7±1.69 yıl ve BKİ ortalamaları 21.2±3.08 kg/m2 olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin % 51.9'u ailelerinin yanında, % 22.3'ü ise öğrenci yurtlarında yaşamaktadırlar. Öğrencilerin öğün atlama durumlarına bakıldığında % 50.6'sının kahvaltı öğününü günün en önemli öğünü olarak belirtmesine rağmen %5.6'sı kahvaltı öğününü atladığını belirtmiştir. Öğrencilerin gece yemek yeme durumlarına bakıldığında ise gece yemek yeme sıklığında göre BKİ ve Beslenme Bilgi Puanı (BBP) ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Ara öğün tüketimleri değerlendirildiğinde, öğrencilerin %83.3'ünün ara öğün tükettikleri, ara öğünde tüketilen yiyecekler ile atıştırmalık olarak tüketilen yiyecekler arasındaki farkın bilincinde oldukları görülmüştür. Öğrencilerin sınıfları ile BBP arasındaki ilişkiye bakıldığında sınıf yükseldikçe BBP'nın da arttığı ve bu artışın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0.05). Beslenme eğitimin verildiği 3. ve 4. sınıflar arasında BBP ortalaması arasında istatistiksel bir farkın olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Çalışmamızın 1. uygulamasında yiyeceğin doğrama biçiminin öğrencilerin porsiyon seçimi üzerine etkisi olduğu bulunmuştur. Ayrıca beslenme bilgi puanları yüksek olan 3. ve 4. sınıflar bütünlüğü bozulmamış yiyecekleri 1 porsiyon olarak seçmişlerdir. Uygulama 2'de ise tabak büyüklüklerinin porsiyon algısı üzerine etkisine bakıldığında porsiyon algısının servis edilen tabak büyüklüğünden etkilendiği görülmüştür. Çalışmanın 3. ve 4. uygulamalarında hem tabak büyüklüklerinin yiyecek miktarını algılamaya etkisi hem de porsiyon miktarlarının tabak büyüklükleri ile ilişkisi incelendiğinde her ikisinin de olumlu yönde etkilendiği ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0.05). En yüksek oranda 4. sınıflar küçük tabaklardaki servisleri 1 porsiyon olarak seçmişlerdir. Bunun nedeni olarak da almış oldukları eğitimin son senesinde hastayla birebir etkileşimde olmalarından dolayı diyetlerde kullanılan değişim miktarı ile porsiyon miktarındaki algısal karmaşa olduğu düşünülmektedir.
Polikistik over sendromlu kadınlarda sağlıklı beslenme tutumu ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma, PKOS tanısı almış kadınlarda sağlıklı beslenme tutumunun yaşam kalitesi üzerindeki etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Materyal ve Metot: Kesitsel ve tanımlayıcı tipteki çalışmaya Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran, hekim tarafından PKOS tanısı konulmuş 18–49 yaş aralığındaki 268 kadın dahil edilmiştir. Veriler Şubat–Nisan 2026 tarihleri arasında toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak Genel Bilgiler Formu, SBİTÖ ve PCOSQ-50 kullanılmış, analizler IBM SPSS 26 programında gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Sağlıklı beslenme tutumu ile PKOS’a özgü yaşam kalitesi arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir (r=0.696; p<0.001). Sağlıklı beslenme tutumunun yaşam kalitesindeki değişimin %48.4’ünü açıkladığı saptanmıştır (β=0.696; R²=0.484; p<0.001). SBİTÖ alt boyutlarından beslenme hakkında bilgi (β=0.367), beslenmeye yönelik duygu (β=0.318) ve olumlu beslenme alışkanlığının (β=0.310) yaşam kalitesi üzerinde pozitif yönde anlamlı etkisinin olduğu (p<0.001); kötü beslenme alışkanlığının ise anlamlı etkisinin olmadığı belirlenmiştir (β=-0.068; p=0.271). Sağlıklı beslenme tutumunun BKİ (β=-0.290; R²=0.084) ve bel çevresi (β=-0.392; R²=0.154) ile negatif yönde ilişkili olduğu saptanmıştır (p<0.001). Sonuç: Sağlıklı beslenme tutumunun PKOS’lu kadınlarda yaşam kalitesi ile ilişkili önemli bir faktör olduğu görülmektedir. Beslenme davranışlarının desteklenmesi ve BKİ ile bel çevresi yönetimini içeren bütüncül yaklaşımların PKOS yönetiminde önemli olduğu düşünülmektedir.
An analysis on the nutritional status of junior and pubescent swimmers receiving consultancy on nutrition and the change in their body compositions in the wake of consultancy
This study was conducted for the purpose of analyzing the changes in the body compositions of junior and pubescent/adolescent swimmers according to the frequency of the consultancy received from a dietician trained and involved in nutrition for athletes. In our study, 54.1 % of 168 swimmers who received nutrition consultancy between 2007-2012 (in the 5-year-period) consisted of males. The average age, on the other hand, was found to be 12.68±2.15. Considering how often the swimmers visited the dietician, it was seen that 59.4% of them had visited the dietician 2-4 times, whereas 27.1% of them had visited the dietician 5-8 times, and 13.5% of them had visited the dietician 9 times and more . Considering the distribution according to the targets of the swimmers, it was found that 39.1% responded with an increase in their performance, while 36.1% of them responded with strengthening in their muscles and 19% of them responded with losing their weight. When the initial and final measurement results of the swimmers were examined, the differences among the measurement averages of height, weight, muscle, water and BMR were found to be statistically significant. In conclusion, The nutritional habits of the swimmers participating in the research changed in a healthy way to a significant degree. In particular, the swimmers who needed to gain or lose weight can be said to have reached their targets. The anthropometric measurements of the athletes returned to the desired level after the healthy diet practice under the guidance of a dietician. This study suggests that athletes, their families and coaches need to receive a dietary education and training under the guidance of dietary/nutritional information supported by scientific researches (threpsology). The best sources that athletes, their coaches and families can get a dietary training from are dieticians. The maintenance of efficient dietary trainings is essential in terms of the fact that the trainings received in this respect change nutritional habits. The importance of nutrition must be emphasized for the success and health of athletes. Key Words : Junior and Pubescent Swimmers, Nutrition Consultancy, Body Composition, Dietician.