757
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Naproksen sodyum ve rofekoksib'in klinik etkilerinin gömülü mandibular 3. molar cerrahisi sonrasında karşılaştırılması
Günümüz oral cerrahi uygulamaları arasında en sık olarak yapılan işlem gömülü mandibular 3. molar dişlerinin cerrahi olarak çekimidir. Bu işlem sonrası hastalarda sıklıkla ağrı, yanakta şişlik ve ağız açıklığında azalma gibi komplikasyonlar görülebilir. Postoperatif dönemde görülen ağrının azaltılmasında ve enflamatuar cevabın önlenmesinde prostaglandin sentezini inhibe eden analjezik ve antienflamatuar özellikteki ilaçlar yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu amaçla en sık olarak kullanılan nonsteroid antienflamatuar ilaçları hastalar genellikle ağrı başladıktan sonra almaktadırlar. Bunun tersine, en şiddetli ağrının beklendiği dönemde henüz ağrı başlamadan profilaktik amaçla ağrının önlenmesi en doğru yaklaşım yöntemidir.Bu çift-kör, rastgele ve karşılıklı çalışmanın amacı mandibular 3. molarların cerrahi çekiminden sonra görülen ağrı, şişlik ve trismusun giderilmesinde naproksen sodyum ve rofekoksib'in etkilerini karşılaştırmaktadır. Sistemik olarak sağlıklı, yaş ortalaması 26 olan 4 erkek 11 kadın toplam 15 hasta çalışma grubunu oluşturdu. Bu hastalar, sağ veya sol gömülü mandibular 3. molar dişinin çekiminden 1 saat önce ve operasyon sonrasında 5 gün boyunca ilaçlardan birini, diğer taraftaki dişin çekiminden 1 saat önce ve operasyon sonrasında 5 gün boyunca diğer ilacı aldılar.Hastaların çekilen panoramik radyografileri üzerinde, cerrahi çekimi yapılacak olan gömülü mandibular 3. moların gömüklük dereceleri belirlendi. Operasyon öncesi ve 48 saat sonrasında hassas kumpas ile ağız açıklığı ölçüldü. Postoperatif 12 saat boyunca ağrı ve ilaç kullanımına bağlı oluşan yan etkiler, hastaya verilen anket formları vasıtasıyla değerlendirildi. Ağrının şiddeti, standart subjektif ölçüm olarak 4 noktalı tanımlayıcı skala üzerine kaydedildi.Bu çalışmanın sonuçları değerlendirildiğinde, her iki ilacın da postoperatif ağrıyı istatistiksel açıdan anlamlı derecede (p<0.01) azalttığı ancak ilaçlar arasında bir fark bulunmadığı (p>0.01) belirlendi. Ancak operasyondan sonraki ilk ilaç alımına kadar geçen süre naproksen sodyum grubunda ortalama 8 saat 17 dakika ile rofekoksib grubundaki ortalama 18 saat 22 dakikadan anlamlı ölçüde daha az bulundu (p<0.01).Ağız açıklığı ölçümleri değerlendirildiğinde ise her iki ilaç arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.01).Bu klinik çalışmada kullanılan ilaçların alımından sonra oluşan yan etkilerin hepsi geçici olup, ilaç kullanımı bittikten sonra ortadan kalktı. Ancak naproksen sodyum kullanımına bağlı oluşan gastrointestinal yan etkilerin rofekoksib kullanımına kıyasla daha fazla olduğu görüldü. Bunun dışında, özellikle dişhekimliğinde rofekoksib kullanımına bağlı olarak gelişebilen yan etkilerden biri olan alveolit hiçbir hastada tespit edilmedi.Sonuç olarak, hem naproksen sodyum hem de rofekoksib'in gömülü mandibular 3. molar dişlerin cerrahi çekimi sonrasında kullanılabileceği belirlendi. Bunun yanında, uzun etki süreli analjezik ve antienflamatuar özelliği bulunan ve klinik açıdan kullanışlı olan rofekoksib, diğer nonsteroid antienflamatuar ilaçlara kıyasla daha az yan etki gösteren yeni bir ilaç olarak değerlendirilebilir.Anahtar kelimeler: naproksen sodyum, rofekoksib, gömülü 3. molar cerrahisi, analjezik etki.
Beyazlatma işlemlerinde kullanılan değişik ışık cihazlarının pulpa odasında neden oldukları sıcaklık artışlarının in vitro incelenmesi
Brushite kaplamalı implantların klinik uygulamaları ve bunların osseointegrasyon değerlerinin tespiti
Preoperatif dönemde panoramik radyografi kullanılarak uygulanan implant tedavilerinin postoperatif dönemde bt ile değerlendirilmesi
Ultrasongrafik kas ölçümleri ile yüz morfolojisi arasındaki ilişki
ÖZET Yüz kaslarının boyutlarının kranyofasyal morfoloji üzerinde etkili olduğu görüşü yaygın olarak kabul görmektedir. Konuyla ilgili yayınlarda, yüz morfolojisi ile en çok ilişkilendirilen kas, masseterdir. Masseter kasının yanı sıra temporal, digastrik, medial pterygoid ve lateral pterygoid gibi çeşitli yüz kaslarının kalınlıklarının da kranyofasyal morfoloji ile ilişkili olduğu bildirilmiştir. Bu çalışmanın amacı, vertikal yönde farklı büyüme modellerine sahip bireylerde masseter, levator labii superioris ve zygomaticus major kaslarının kalınlıklarını saptamak ve dik yön yüz boyutlarına göre oluşturulan gruplar arasında bu kaslara ait kalınlık değerlerini birbiriyle karşılaştırmaktır. Araştırma grubumuz; fakültemiz öğrencilerinden gönüllü olan, 20-33 yaşları arasındaki 47 sağlıklı bireyden oluşmuştur. Çalışmaya katılan tüm bireylerin vertikal yüz morfolojileri, lateral sefalometrik filmler üzerinde yapılan 1 1 açısal, 6 doğrusal ölçümün değerlendirilmesi sonucunda belirlenerek normal, high angle ve low angle bireylerden meydana gelen üç grup oluşturulmuştur. Bu bireylerde yüzün sağ ve sol taraflarında masseter, levator labii superioris ve zygomaticus major kaslarının kalınlıkları ultrasonografik görüntüleme yöntemi ile ölçülmüştür. Bulgularımız, incelenen üç kas için yüzün sağ ve sol taraflarında ölçülen kalınlıklar arasında anlamlı fark bulunmadığını göstermiştir. Low angle gruptaki bireylerde masseter kasının hem istirahat, hem de kontraksiyon hallerindeki kalınlığının high angle ve normal gruplardaki bireylerden daha fazla olduğu görülmüştür. Karşılaştırılan üç grup arasında, levator labii superioris ve zygomaticus major kaslarının kalınlıkları açısından anlamlı fark gözlenmemiştir. Masseter kasının hem istirahat, hem de kontraksiyon hallerinde ölçülen kalınlıklarının erkek bireylerde kadın bireylere kıyasla daha fazla olduğu ve masseter kasının her iki durumda belirlenen kalınlığının vücut kütle indeksi (BMI) ile pozitif korelasyon gösterdiği ortaya konmuştur. İstatistiksel olarakanlamlı olmamakla birlikte, zygomaticus major kasının kalınlığının da BMI ile ilişkili olduğu gözlenmiştir. Sonuç olarak çalışmamızda, masseter kas kalınlığının kranyofasyal morfoloji üzerinde etkili olduğu ancak yüzün dik yöndeki gelişiminin, incelenen mimik kaslarının kalınlıkları ile ilişkili olmadığı ortaya konulmuştur. Çalışmamız, ultrasonografinin yüzeyel yüz kaslarının görüntülenmesinde kullanılabilecek ve tekrarlanabilen sonuçlar veren bir görüntüleme tekniği olduğunu da göstermektedir. Araştırmamız, ultrasonografik görüntüleme tekniğinin kısıtlamaları nedeniyle kranyofasyal morfoloji üzerinde etkili olabilecek diğer yüz kaslarını kapsamamıştır. Bu nedenle, farklı görüntüleme yöntemleri ile yapılacak araştırmaların da literatüre ışık tutacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Ultrasonografi, masseter kası, levator labii superioris kası, zygomaticus major kası.
Genç erişkinlerde uygulanan jasper jumper apareyinin iskeletsel , dişsel ve yumuşak dokular üzerine olan etkilerinin değerlendirilmesi
ÖZET Bu çalışmanın amacı, genç erişkin hastalarda bölümlü arklar vasıtasıyla uygulanan Jasper Jumper apareyinin iskeletsel, dişsel ve yumuşak dokular üzerine olan etkilerini sefalometrik olarak incelemektir. Araştırmamız, toplam 30 (tedavi grubu 15 birey, kontrol grubu 15 birey) iskeletsel Sınıf II maloklüzyonlu hastadan alınan lateral sefalometrik filmler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmamızda kullanılan toplam 60 adet lateral sefalometrik film, tedavi grubunda Jasper Jumper apareyi takılmadan hemen önce ve çıkartıldıktan hemen sonra, kontrol grubunda ise başlangıçta ve 6 ay sonra alınmıştır. Olguların seçiminde bireylerin mandibular retrognatiye bağlı iskeletsel ve dişsel Sınıf II maloklüzyona sahip olmasına, vertikal yöndeki büyüme ve gelişim paterninin normal veya low-angle olmasına ve pubertal gelişim atağının post-peak döneminde olmasına dikkat edilmiştir. Tedavi ve kontrol süresince meydana gelen değişiklikleri belirlemek amacı ile lateral sefalometrik film analizi için 24 tane sefalometrik nokta ve 34 tane sefalometrik ölçüm kullanılmıştır. Tedavi başlangıcında ve sonunda, kontrol başlangıcında ve sonunda alman lateral sefalometrik filmlerde yapılan ölçümlerden elde edilen değerlerin grup içi farklarının değerlendirilmesinde Wilcoxon testi kullanılmıştır. Gruplar arası farkların değerlendirilmesinde ise Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Sefalometrik değerlendirme sonucu bölümlü arklar vasıtasıyla uygulanan Jasper Jumper aygıtının etkisine bağlı olarak meydana gelen anlamlı değişiklikler şöyledir: İskeletsel olarak üst çenenin sagital yönde büyümesi frenlenmiştir. Vertikal değişiklikleri gösteren parametrelerde anlamlı bir değişiklik görülmemiştir. Dişsel olarak, üst keser dişler belirgin olarak posteriora doğru devrilmiş ve uzamışlardır. Alt keser dişler ise belirgin olarak anteriora doğru devrilmiş ve gömülmüşlerdir. Oklüzal düzlem, meydana gelen dentoalveoler değişikliklere bağlı olarak saat yönünde rotasyon yapmıştır.Overjet ve overbite miktarında anlamlı bir azalma meydana gelmiştir. Yumuşak doku profili olumlu yönde etkilenmiştir. Sonuç olarak çalışmamızda, Jasper Jumper aygıtı ile iskeletsel Sınıf II maloklüzyonun tedavisi büyük ölçüde dentoalveoler ve sınırlı oranda iskeletsel değişikliklere bağlı olarak gerçekleşmiştir. Araştırmamızda elde edilen iskletsel, dişsel ve yumuşak doku yapılarında meydana gelen değişiklikler göz önüne alındığında, apareyin post-peak dönemde kullanılmasının bazı Sınıf II sınır vakalarda ortognatik cerrahiye bir alternatif olabileceğini düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Jasper Jumper, fonksiyonel tedavi, iskeletsel Sınıf II maloklüzyon, genç erişkin tedavisi, dentofasyal ortopedi, fasyal profil.
Farklı rosteratif materyallerin başlangıçtaki ve fluoridli bir ağız gargarası ve diş macunu uygulaması sonrasındaki fluorid salınımlarının karşılaştırılmalı olarak incelenmesi
Beş farklı restoratif materyalın su emiliminin distile suda ve yapay tükürükte in vitro incelenmesi
Mini dental implantlarda başarı durumu
Hem dişhekimlerinin hem de hastaların memnuniyetini artıran, geleneksel implant tiplerine yeni bir alternatif olan mini implantlar, kullanılmaya başlandıkları ilk yıllardan günümüze kadar birçok tedavide uygulanmışlardır. Genellikle rezorbe olmuş alt çene kemiklerinde total protez kullanan hastalarda, protezlerin tutuculuğu ve stabilizasyonu zayıf olmaktadır. Bu çalışmada, her dişhekiminin kolayca uygulayabileceği Sendax M.D.I ( Mini Dental İmplant ) ların kullanımı klinik ortamda araştırılmıştır.Sendax Mini Dental İmplantları'nın en önemli avantajı, son senelerde Oral İmplantoloji' de en çok üzerinde durulan konulardan, ? immediate loading ( hemen yükleme ) ? ye olanak sağlamasıdır. Bu tekniğin bir başka önemli özelliği ise, diğer mini implant tip ve tekniklerinde bulunmayan ? flapless ? ( flap kaldırılmadan ) uygulanan bir teknik olmasıdır. Bu avantajlarının yanı sıra, mini implantlar ancak ossifiye olmuş çene kemiklerinde kullanılabilmektedirler. Mini implantlar, ekonomik oluşları ve kolay uygulanabilmelerinden dolayı, her geçen gün daha fazla talep görmektedirler.Bu tekniğin uygulanmasında hem preoperatif dönemde, hem de operasyon sırasında bazı önemli noktalara dikkat edilmesi gerekmektedir. Ancak uygulamadaki bu prensiplere uyularak mini implantlar ile yüksek başarı oranlarına ulaşılması mümkün olur.Mini dental implantların başarılarının değerlendirilmesinde Periotest cihazı kullanılmış ve başarılı olarak kabul edilen mini dental implantlarda periotest değerleri, + 13.8 ile + 18.2 arasında elde edilmiştir.Bu çalışmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, Sendax M.D.I sisteminin başarı oranı % 89.6 bulunmuş ve klinikte başarılı bir şekilde uygulanabileceği görülmüştür.