
14
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Yapay olarak oluşturulmuş iç kök rezorpsiyon kaviteli dişlerde farklı biyoseramik esaslı materyaller ile yapılan kök kanal dolgu kalitesinin μBT görüntüleme yöntemi ile değerlendirilmesi
Amaç: Bu in vitro çalışmanın amacı yapay olarak oluşturulan iç kök rezorpsiyon (İKR) kaviteli dişlerin MTA, Biodentine, Total Fill BC kök kanal patı ve sıcak güta perka tekniği kullanarak yapılan kök kanal dolgusunun kalitesinin mikro-bilgisayarlı tomografi (μBT) cihazı kullanarak değerlendirmektir. Yöntem: Çalışmada 40 adet üst çene daimi 1. keser diş kullanıldı. Kök kanalları ProTaper Next döner eğe sistemi ile şekillendirildikten sonra kökler meziyodistal yönde ortadan ikiye ayrıldı, köklerin iç yüzeylerinde, apikalden 5 mm yukarıda olacak şekilde elmas rond frezle İKR kaviteleri oluşturuldu. Kökler tekrar birleştirildikten sonra örnekler rezorpsiyon kavitelerinin doldurulacağı materyale göre rastgele 4 gruba ayrıldı: MTA, Biodentine, Total Fill BC kök kanal patı (bulk-fill) ve sıcak güta perka+ Total Fill BC kök kanal patı. Obturasyon kalitesinin değerlendirilmesi için rezorpsiyon kavitesi duvarları ile materyal arasındaki boşluk (dış boşluk) ve materyalin kendi içerisindeki boşluk (iç boşluk) yüzdeleri μBT cihazında yapılan tarama ile hesaplandı. Bulgular: Dış boşluk ve iç boşluk yüzdeleri karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görüldü (p<0,05). Total Fill BC grubunda ortalama dış boşluk ve iç boşluk yüzdesi diğer gruplara göre anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,05). Biodentine grubunda dış boşluk yüzdesi diğer gruplara göre anlamlı derecede düşük bulundu (p<0,05). İç boşluk yüzdesi açısından MTA ve sıcak güta perka + Total Fill BC arasında anlamlı bir fark bulunurken (p<0,05), Biodentine ve sıcak güta perka+ Total Fill BC grupları arasında anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0,05). Sonuç: Hiçbir dolum materyali rezorpsiyon kavitesinde boşluksuz tam bir tıkama sağlamadı. Rezorpsiyon kavitesinindeki obturasyon kalitesinin değerlendirilmesinde farklı biyoseramik esaslı materyallerin ve farklı obturasyon yöntemlerinin kullanıldığı ilave çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Sözcükler: İç kök rezorpsiyonu, µBT, MTA, Biodentine, Biyoseramik esaslı kök kanal dolgu patı, sıcak güta perka
Osteoporotik ratlarda vitamin E'nin mandibular kırık iyileşmesi üzerine etkisi
Vitamin E'nin hücre membranının yapısını korumakla görevli yağda çözünen bir antioksidan olduğu bilinmektedir. Bununla beraber vitamin E'nin alt gruplarından olan alfa-tokoferol takviyesinin osteoporozlu kemikte kırık iyileşme sürecinde erken dönem kırık iyileşmesine olumlu etkisi olduğu literatürde belirtilmiştir. Bu çalışmanın amacı, osteoporoz oluşturulmuş rat modellerinde vitamin E uygulanmasının mandibular kırık iyileşmesi üzerine etkisinin stereolojik olarak değerlendirilmesidir. Çalışma, overektomi uygulandıktan sonra 6 hafta beklenen 6-8 haftalık 32 adet dişi Wistar albino rat üzerinde gerçekleştirildi. Ratların mandibula sağ bölgesinde, dişten mandibula tabanına uzanan tek taraflı standart vertikal osteotomiler oluşturuldu ve oluşturulan kırıklar özel mini plak ve vidalar ile sabitlendi. Ardından ratlar K-14, E-14, K-28 ve E-28 olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Bu gruplardan E-14 ve E-28 gruplarına sırasıyla 14 ve 28 gün boyunca zeytinyağında dilue edilmiş 60 mg/kg dozda vitamin E verildi. K-14 ve K-28 gruplarına ise sırasıyla 14 ve 28 gün boyunca zeytinyağı verildi. K-14 ve E-14 grupları 14. gün sonunda ve K-28 ve E-28 grupları 28. gün sonunda sakrifiye edilerek elde edilen mandibula örnekleri stereolojik olarak yeni oluşan kemik doku ve bağ doku açısından incelendi. Stereolojik analizler sonucunda E-14 ve E-28 gruplarında yeni kemik oluşumunun 14. ve 28. günde kontrol gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu görüldü. Benzer şekilde E-14 ve E-28 gruplarında yeni oluşan bağ doku hacminin de 14. ve 28. günlerde kontrol gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu görüldü. Sonuç olarak, oral yoldan uygulanan vitamin E'nin ratlarda erken dönem mandibula kırıkları iyileşmesine olumlu bir etkisi olduğu görülmüştür. E vitamininin osteoporotik hastalarda kırık iyileşmesi üzerindeki etkisini araştırmak ve klinik kullanımını sağlamak için daha fazla çalışma yapılmasına ihtiyaç vardır.
Dentolabial analizlerin estetik algı ile korelasyonu
Estetik; sanatta ya da doğada güzel olanı ifade eder. Son yıllarda fiziksel estetik ve psikososyal etkileri konusunda yapılan çalışmalar giderek artmıştır. Çalışmalar dental estetiğin fiziksel çekiciliğe olan etkilerinin inkar edilemez düzeyde olduğunu göstermektedir. Bu çalışmanın amacı belirli ölçülebilir dentolabial kriterlerin literatürde estetik kabul edilen değerleri ile hekimlerin subjektif görüşleri arasındaki uyumunu değerlendirmektir. Bu doğrultuda gülüş tasarımı üzerinde çalışan Protetik Diş Tedavisi alanında dört uzman ve dört uzmanlık öğrencisi çalışmanın değerlendiricileri olarak seçilmiştir. 200 gönüllü katılımcıdan sadece ağız bölgesi görünecek şekilde çekilen gülümseme fotoğrafları beş farklı dentolabial kriterde incelenmiştir. Kesici eğimi ve alt dudak paralelliği, kesici eğimi teması, gülme hattı, bukkal koridor ve interinsizal çizgi ve orta hat değişkenlerine ait ölçüm sonuçları ile değerlendiricilerin subjektif görüşleri Cochran Q testi ile karşılaştırılmıştır. Çalışmanın sonuçlarında estetik algının subjektif olması ile beraber; kesici eğimi ve alt dudak paralelliği, gülme hattı ve bukkal koridor değişkenlerinde objektif ölçümlerle sübjektif algı arasında büyük oranda uyum yakalandığı görülmüştür. Değerlendiriciler incelendiğinde kadın ve erkek bireyler arasında, benzer şekilde uzmanlar ve uzmanlık öğrencileri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır. Bu çalışmanın sonuçlarına göre dental tedavi planlamasında başarılı bir estetik sonuç elde etmek için subjektif görüşlerle objektif değerlerin birlikte ele alınmasının faydalı olacağı düşünülmektedir.
Gelı̇ştı̇rı̇lmı̇ş trombosı̇tten zengı̇n fı̇brı̇n, konsantre büyüme faktörü ve trombosı̇tten zengı̇n fı̇brı̇nı̇n yenı̇ kemı̇k oluşumu üzerı̇ndekı̇ etkı̇sı̇nı̇n radyolojı̇k ve stereolojı̇k olarak ı̇ncelenmesı̇
Çalışmanın amacı, TZF (Trombositten Zengin Fibrin), KBF (Konsantre Büyüme Faktörü) ve G-TZF'nin (Geliştirilmiş Trombositten Zengin Fibrin) tek başına ya da otojen kemikle birlikte kullanımının, rat kalvaryumunda oluşturulan kritik boyutlardaki defektlerde yeni kemik oluşumu üzerindeki etkisinin radyolojik ve stereolojik olarak değerlendirilmesidir. Cerrahi prosedür için 8 grup oluşturulan 80 rat, kan alımı için ise 15 rat kullanılmıştır. Ratların kalvaryumunun ön tarafını ortaya çıkarmak için semilunar insizyonla flep kaldırılmıştır. Trefan frez yardımıyla 5 mm'lik kritik boyutlarda defektler oluşturulmuştur. Kontrol grubundaki defektler boş bırakılarak kapatılmıştır. Diğer gruplar sırayla otojen kemik, TZF, KBF, G-TZF, TZF ve otojen kemik, KBF ve otojen kemik, G-TZF ve otojen kemik ile doldurularak kapatılmıştır. Hayvanlar 4 hafta sonra sakrifiye edilmiştir. Yeni kemik miktarları stereolojik ve radyolojik olarak incelenmiştir. Yeni kemik dokusu oluşumu en az miktarda boş kontrol grubunda en yüksek oranda ise G-TZF ve otojen kemiğin birlikte yerleştirildiği grubunda gözlenmiştir. Bununla birlikte otojen kemik grubuyla G-TZF ve otojen kemiğin birlikte yerleştirildiği grup arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmuştur. Ayrıca yeni kemik hacmi açısından G-TZF ve otojen kemik grubu ile TZF ve otojen kemik grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Ayrıca defektlere G-TZF, KBF ve TZF'nin tek başına yerleştirilmesi 4. haftada belirgin bir şekilde kemik oluşumunu arttırdı. Sonuç olarak gelecekte G-TZF, KBF ve TZF, otojen kemik üzerindeki benzer olumlu etkileri sayesinde kemik greftleme işlemlerinin başarısını arttırmak için kullanımı yaygınlaşabilir.
Büyük azı ve kesici diş hipomineralizasyonu gözlenen çocuklarda daimi dişlerin sürme zamanlarının değerlendirilmesi
Diş sürmesi; dişin kemik içerisinde, fonksiyonel olmayan pozisyondan fonksiyonel oklüzyon pozisyonuna gelene kadar geçen zaman dilimindeki gelişimsel sürecidir. Diş gelişimi sırasında meydana gelebilecek lokal ve sistemik etkenler diş sürmesini etkileyebileceği gibi diş gelişiminin bir parçası olan mine formasyonu sırasında ameloblastların çeşitli lokal ve sistemik faktörlerden etkilenmesiyle de dişlerde gelişim defektleri görülebilmektedir. Bu gelişim defektlerinden biri olan Büyük Azı ve Kesici Diş Hipomineralizasyonu (BAKH), dişlerde hipomineralize alanların görüldüğü, etiyolojisi bilinmeyen mine defektidir. Araştırmamızın amacı BAKH gözlenen çocuklarda daimi dişlerin sürme zamanlarının değerlendirilmesidir. Çalışma grubu olarak herhangi bir sistemik hastalığı bulunmayan, ağız içi muayenesi sonucu BAKH tanısı alan, 6-12 yaş aralığındaki 300 çocuk değerlendirilirken, kontrol grubu olarak ise sağlıklı, herhangi bir sistemik hastalığı bulunmayan, dişlerinde herhangi bir mineralizasyon bozukluğu gözlenmeyen çalışma grubundaki hastalarla aynı yaş ve cinsiyette olan 300 çocuk değerlendirildi. Çalışma kapsamında tüm hastaların daimi dişlerinin sürme durumları Pahkala ve ark.'nın kriterlerine göre kayıt altına alındı. Çalışma ve kontrol grubundaki çocukların daimi dişlerinin sürmüş olduğu yaşların ortalamaları hesaplanarak gruplar arası karşılaştırma yapıldı. Bunun yanı sıra hastalar cinsiyetlerine göre kendi içlerinde ayrıca değerlendirildi. Çalışmamızın sonuçları değerlendirildiğinde, BAKH gözlenen hastaların dişlerinin çoğunun kontrol grubuna göre daha erken sürmüş olduğu gözlenmesine rağmen, yaş ortalamaları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi. Kızlar ve erkekler kendi içlerinde değerlendirildiğinde de benzer sonuçlar elde edildi. BAKH'ın diş sürmesi üzerine etkisi olmadığı gözlenmesine rağmen, diş sürmesi, diş gelişiminin önemli bir parçası olması nedeniyle gelişimsel dental anomali varlığında da değerlendirilmesi gereken önemli bir konudur. Anahtar Kelimeler: Diş sürmesi, Büyük Azı ve Kesici Diş Hipomineralizasyonu
Kalsiyum ve fosfat içerikli farklı remineralizasyon ajanlarının yapay mine çürükleri üzerine etkisi
Diş çürüğü; diş sert dokularının karyojenik mikroorganizmalar tarafından yıkımı ile ilerleyen patolojik bir süreçtir. Diş dokularının çürük oluşumuna karşı direncini arttırmak, çürüğün ilerleyişini durdurmak, kaybedilen mineral içeriğini yapıya tekrar kazandırmak amacıyla pek çok remineralizasyon ajanı geliştirilmektedir. Bu amaçla kalsiyum(Ca)-fosfat(PO4-3) içerikli remineralizasyon ajanları sıklıkla kullanılmaktadır. Bu ajanların çürük önleyici etkisi bakteriyel kolonizasyonun önlenmesi ve dental plağın Ca ve PO4-3 seviyesinin yükseltilmesi ile ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada Ca-PO4-3 içerikli remineralizasyon ajanlarının yapay çürük lezyonu oluşturulan daimi dişlerde PO4-3 yoğunluğu üzerine etkisinin Raman analizi ile karşılaştırmalı olarak in vitro koşullarda değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında kazein fosfopeptid-amorf kalsiyum fosfat(CPP-ACP)+florid, trikalsiyum fosfat(TCP)+florid ve amorf kalsiyum fosfat(ACP)+florid içerikli 3 farklı remineralizasyon ajanı uygulanan ve herhangi bir uygulama yapılmayan kontrol grubu olmak üzere, her grubun 20 daimi diş mine örneği içerdiği, 4 grup oluşturuldu. Her örnekte mine yüzeylerinin değerlendireleceği 4×6 mm'lik pencereler hazırlandı. Bu pencerelerin 1/3'lük kısmı aside dayanıklı vernikle kaplanıp demineralizasyon solüsyonunda bekletilerek yapay çürük yüzeyleri oluşturuldu ardından ikinci 1/3'lük kısım da farklı renkte aside dayanıklı vernikle kaplandı. Tüm örnekler pH siklusuna tabi tutuldu ve siklus süresince remineralizasyon ajanları uygulandı. Örneklerin sağlam, demineralize, remineralize yüzeyleri Raman analizi ile incelendi. Sonuçlar değerlendirildiğinde, CPP-ACP+florid, TCP+florid ve ACP+florid uygulanan grupların PO4-3 yoğunluğu değerlerinin kontrol grubu PO4-3 yoğunluğu değerlerine göre anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edilirken gruplar arasında yapılan karşılaştırmada ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı belirlendi. Ca ve PO4-3 içerikli remineralizasyon ajanlarının dişteki Ca ve PO4-3 yoğunluğunu sağlam mine yüzeyi yoğunluğuna benzer duruma getirdiği görülmektedir.
Annelerin travmatik diş yaralanmaları hakkında bilgilendirici broşür öncesi ve sonrası bilgi düzeylerinin ölçülmesi
Dental travma, kazaya bağlı dişin sert ve yumuşak dokularında meydana gelen yaralanma olarak tanımlanabilir. Travmatize dişlerin acil tedavisi genellikle prognoz açısından kritiktir. Travmatik diş yaralanmalarının çoğu evlerde ve bunu takiben okullarda görülmektedir. Kaza anında ilk yardımı sağlayabilecek kişiler büyük olasılıkla ebeveynler, öğretmenler veya spor eğitmenleri olmaktadır. Bu kişilerin dental travma acil müdahale bilgileri daha iyi bir prognoz için oldukça önemlidir. Çalışmamızda, Zonguldak'taki annelerin dental travma bilgi düzeyinin ve bunun demografik değişkenlerle ilişkisinin bir anket yoluyla değerlendirilmesi ve konu hakkında bir broşür aracılığıyla bilgilendirme yapıldıktan sonra anketi yeniden uygulayarak broşürün etkinliğininin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Anket, 6-12 yaş arası en az bir çocuğu olan annelerden rastgele seçim yapılarak toplamda 300 anneye uygulanmıştır. Anketler fotoğraflarla sunulan beş farklı senaryodan ve kron kırığı, kök kırığı, ekstrüziv\lateral lüksasyon, intrüzyon ve avülsiyon ile ilgili on iki sorudan oluşmaktadır. Uygulama tamamlandıktan sonra annelere travmatik diş yaralanmaları ve acil müdahaleler hakkında bilgilendirici bir broşür verilmiş ve bir ay sonra aynı anket tekrar dağıtılmıştır. İlk yanıtlar, annelerin dental travma bilgi düzeyinin oldukça düşük olduğunu göstermiştir. Bilgilendirici broşürün ardından, her bir vaka için doğru cevapların oranı artmış ve anketin toplam puanlarında anlamlı olarak artış görülmüştür (p <0,001). Annelerin travmatik diş yaralanmaları ile ilgili bilgilendirilmesinin gerekli olduğu açıktır. Eğitim broşürlerinin kullanımı, annelere bilgi sağlamanın başarılı ve uygun bir yolu olarak kabul edilebilir. Anne ve çocuk bakımı ile ilgili protokollere eklenebilecek eğitim programları, annelerin bilgi ve farkındalıklarının artmasına yardımcı olabilir ve bu sayede diş travmasının sonuçları iyileşebilir.
Renk seçiminde dijital algının değerlendirilmesi
Protetik diş tedavisinin en önemli prosedürlerinden biri yapılacak restorasyonun renginin belirlenmesidir. Günümüz dişhekimliğinde renk ölçümü yapılırken çoğunlukla hekimin görsel algısı kullanılır. Görsel algı kullanılarak yapılan renk ölçümleri birçok faktörden etkilenmektedir. Bu durumun önüne geçmek için ve renk ölçümlerini matematiksel olarak kayıt altına alan renk ölçüm yöntemleri geliştirilmiştir. Çalışmamızda dijital fotoğraf makinesi ile elde edilen renk ölçümünün başarısı değerlendirilmektedir. Çalışmamızda Vita Classical renk skalasındaki tüm renklerin spektrofotometre cihazı ile orta 1/3 lük alandan renk analizi yapılarak L*a*b* değerleri elde edildi. Sonrasında her bir rengin dijital fotoğraf makinesi ile standardizasyonu sağlamak için tripod ve ışık kabini kullanılarak görüntüler elde edildi. Elde edilen görüntülerin orta 1/3 lük alandan photoshop ile renk analizleri yapılarak L*a*b* değerleri elde edildi. L*a*b* değerleri önceden hazırlanan formlara kaydedildi. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri yapıldı. Dijital fotoğraf makinesi ile spektrofotometre ile elde edilen değerler karşılaştırılmasında Kruskal- Wallis varyans analizi kulllanıldı. Renk ölçümleri sonrası renkler arasında fark (ΔE) istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,001). 16 renk anahtarından en düşük ΔE değeri D2 renginde, en yüksek ΔE değeri B3 renginde bulundu. Dijital fotoğraf makineleri renk ölçümü için klinik kullanıma uygundur ancak doğruluğu tartışmalıdır daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Dijital fotoğraf makinesi, spektrofotometre, renk skalası
Diş hekimliği eğitiminde uygulanan kron preparasyonlarının dijital ölçümü ve değerlendirilmesi
Gamze Gümüş, Diş Hekimliğinde Uygulanan Kron Preparasyonlarının Dijital Ölçümü ve Değerlendirilmesi, Bülent Ecevit Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Zonguldak, 2018 Diş hekimliği eğitiminde ölçme ve değerlendirme yöntemlerinin asıl amacı öğrencinin hata ve eksiklerinin belirlenebilmesidir. Ancak öğrenci çalışmalarının hatasız bir şekilde değerlendirilmesi; diş hekimliği eğitiminin en kritik ve en önemli noktasıdır. Günümüzde kullanımları yaygınlaşan Bilgisayar Yardımıyla Ölçü, Bilgisayar Yardımıyla Tasarım ve Bilgisayar Yardımıyla Üretim (CAI/CAD/CAM) sistemleri aracılığıyla prepCheck 2.0 (Sirona, Almanya) programı kullanılarak öğrenci preparasyon ve restorasyonlarının objektif olarak değerlendirilmesi ve analizi amaçlanmaktadır. Çalışmamız BEÜ Diş Hekimliği Fakültesi Dönem IV. öğrencileriyle birlikte yürütülmüştür. Dental fantom laboratuarında bilgisayarlar ve fantom diş modelleriyle birlikte prepCheck yazılımı, CAD/CAM Ünitesi ve Cerec Omnicam kullanılmıştır. 55 öğrenciyle birlikte yürütülen çalışmada, dental modellerde 13 ve 16 nolu dişlere chamfer tipi basamaklı diş preparasyonu yapılmıştır. Daha sonra modeller hem geleneksel hem de dijital değerlendirmeye alınmışlardır. Underkat, preparasyon açısı, okluzal mesafe, preparasyon tipi, marjin kalitesi ve yüzey kalitesi olmak üzere toplamda 6 farklı parametre değerlendirilmiştir. İstatiksel analize göre 13 nolu dişin geleneksel ve dijital değerlendirmelerin karşılaştırmasında "preparasyon tipi" parametresi hariç diğer tüm parametrelerde ve total puan değerlendirmesinde anlamlı fark bulunmuştur. Preparasyon tipi parametresine göre ise iki değerlendirme arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. 16 nolu dişin istatistiksel analizinde ise geleneksel ve dijital değerlendirmelerin karşılaştırmasında tüm parametrelerde ve total puan değerlendirmesinde anlamlı fark bulunmuştur. Keywords: Crown preparations, computer aided education, prosthodontics, educational measurement
Diş fırçalamanın farklı fissür örtücülerin retansiyonları üzerine etkisi
Fissür örtücülerin klinik başarısı retansiyonları ile ilişkilidir. Çalışmamızın amacı diş fırçalama işleminin fissür örtücülerin retansiyonu üzerindeki etkisini incelemektir. Çalışmamızda çekilmiş 120 adet mandibular üçüncü molar diş rastgele 6 eşit gruba ayrılmıştır. Altı farklı fissür örtücü (Fuji Triage, BeautiSealant, Prevent Seal, Teethmate F-1, Grandio Seal ve Dyract Seal) üretici firmaların talimatları doğrultusunda çekilmiş dişlere uygulanmıştır. Çalışmamızda fırçalama simülatörü kullanılarak örnekler 3,6,9,12 ve 24 aylık periyotlar olacak şekilde fırçalanmış ve her kontrol döneminde fissür örtücülerin görsel durumu skorlanmıştır. Ayrıca fırçalama öncesi ve sonrasındaki fissür örtücü kütle değişimleri hesaplanarak kaydedilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, 24 aylık fırçalama sonucunda Fuji Triage grubundaki örneklerin %80'inde fissür örtücü kaybı gözlenmiş ve bu sonuç istatistiksel olarak diğer gruplara göre anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Fuji Triage grubundan sonra en fazla fissür örtücü kaybı %35'lik oranla BeautiSealant grubunda olmuş ancak elde edilen bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Benzer bir sonuç Prevent Seal için elde edilirken (p>0.05); Teethmate F-1, Grandio Seal ve Dyract Seal'da hiçbir örnekte fissür örtücü kaybı gözlenmemiştir. Fissür örtücülerdeki kütle kaybı değerlendirildirildiğinde 24 aylık fırçalama sonucunda tüm gruplarda kütle kaybı saptanmıştır. En fazla kütle kaybı Fuji Triage grubunda (%19) tespit edilirken, en az kütle kaybı ise %7.3 oran ile Grandio Seal grubunda tespit edilmiştir. Cam iyonomer esaslı Fuji Triage retansiyon açısından fırçalamadan en olumsuz etkilenen fissür örtücü olmuştur. Rezin esaslı olan Grandio Seal ile Teethmate F-1 ve kompomer esaslı olan Dyract Seal grupları ise retansiyon açısından fırçalamadan olumsuz etkilenmemişlerdir.