DoctorateOpen Access

Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında yeni medyada ifade özgürlüğü

2021
0 views
0 downloads
Advisor: Prof. Dr. Aslı Yapar Gönenç

Abstract (TR)

İletişim bir insanın duygu ve düşüncelerini belirli bir kanal aracılığıyla diğer insanlara aktarma süreci olarak tanımlanır. Toplumsal bir varlık olan insan, hayatı boyunca diğer insanlarla iletişim içinde olmak zorundadır. Etkileşimli bir süreç olan iletişim ile insanlar birbirleri ve çevreleri hakkında bilgi edinerek yaşamlarını sürdürürler. İnsanların düşünebilmeleri, çevreleriyle haber alışverişi yapabilmeleri yüzyıllardır süregelen eylemler olsa da bunların temel insan hakkı olarak tanımlanması ancak 20. yüzyılın ortalarında mümkün olmuştur. 19. yüzyılın ortalarında Avrupa'da başlayan silahlanma yarışının neden olduğu Birinci Dünya Savaşı sırasında devletler, yurttaşlarını savaşmaya ikna etmek zorunda oldukları için gazete ve radyo gibi kitle iletişim araçlarıyla propaganda yapmaya başlamışlardır. O dönem için başarılı sayılabilecek bu girişimin ardından devletler, ülke içinde ve ülke dışında propagandalarını sürdürmüşlerdir. İkinci Dünya Savaşı ise sadece silahlanma ve teknoloji değil, devletlerin propaganda savaşlarına da sahne olmuştur. Kitleleri tek bir hedef uğrunda birleştirebilmek için aralarına televizyonun da katıldığı kitle iletişim araçlarını kullanan devletler, insanlar üzerindeki etkilerini arttırmak için etkili iletişimin yollarını araştırmaya başlamışlardır. Bugün iletişim bilimi olarak adlandırılan bilim alanının doğuşunu hazırlayan bu araştırmalar, kitle iletişim araçlarıyla ya da kanaat önderi denen kişilerce aktarılan iletilerin genel olarak toplumlarda nasıl izlenimler bıraktığı ve ne gibi değişimler yaşattığı sorusuna yanıt aramışlardır. İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinde insanların elinde hem etkin kitle iletişimini yollarını araştıran çalışmalar, hem de bu çalışmaların etkisiyle geliştirilmeye başlanan kitle iletişim araçları kalmıştır. Diğer taraftan savaştan sonra farklı ülkelerin ekonomik politik ve sosyal alanlarda iş birliği yaptıkları kıtasal ve evrensel ölçekte örgütler kurulmuştur. Bu örgütler, savaşla beraber çöken ekonomik ve sosyal yapıyı düzenlemek için ilk olarak ülke sınırlarından bağımsız olarak tüm insanların sahip olması gereken hakların tanımlanmasına çalışmışlardır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, bu amaçla yazılan hukuki metinlerin en önemlileridir. Hatta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, sözleşmede açıklanan hakların uygulanmasını denetlemek için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kuruluşunu sağlayan maddeleriyle etkinliğini arttırmıştır. Her iki sözleşmede de insanların düşüncelerini özgürce ve diledikleri biçimde açıklayabilmeleri ayrıca haber alma ve haber verme girişimleri ifade özgürlüğü adı verilen hakla güvence altına alınmıştır. İfade özgürlüğü, iletişim ile insanların birbirlerini tanımaları, sorunlara çözüm önerisi sunmaları, bunlar arasında özgürce seçim yapılabilmeleri ve böylece insanlar için en yararlı seçeneğin hayata geçeceği inancına dayanır. Bu nedenle günümüzün çağdaş demokrasilerinde ifade özgürlüğü, toplumların ilerlemesini sağlayan vazgeçilmez haklardan biri olarak görülmektedir. Dünya Savaşı'nın ardından Soğuk Savaş olarak adlandırılan ve ideolojilerin yarışına dönüşen siyasi sürecin başlaması, kitle iletişim araçlarının önemini daha da artırmıştır. Bununla beraber devletlerin iletişim bilimi alanındaki çalışmalara duyduğu gereksinim de artmıştır. Bu çalışmaların bir kısmı kitle iletişim araçlarının geliştirilmesi ve yenilerinin ortaya çıkışını sağlamış, bir kısmı ise iletişimin etkileri üzerine odaklanan araştırmalar olarak kayıtlara geçmiştir. Son yıllarda ortaya çıkan iletişim araçları ise geçmiştekilerden farklı bir takım özelliklere sahiptirler. Bu özelliklerin temelinde farklı özellikteki pek çok iletişim yönteminin az sayıda iletişim aracı üzerinden yürütülmesini sağlayan yakınsama vardır. Bilgisayarlar ve cep telefonlarının başını çektiği yakınsama temelli iletişim aygıtları, farklı iletişim ortamlarını da bünyelerinde barındırabilmeyi ise internet sayesinde sağlamaktadırlar. Bugün yakınsama temelli aygıtlardan internet aracılığıyla erişilen iletişim ortamı yeni medya olarak adlandırılmaktadır. Temelleri 1990'lı yılların sonunda atılan bu iletişim ortamı, 20 yıl gibi kısa bir sürede dünyanın yüzde 43'ünün bir parçası olduğu devasa bir ağa dönüşmüştür. Yeni medyanın sanal boyutu fiziksel boyutundan çok daha büyük olduğu için bu kavramın, zihinleri fiziki dünyaya göre şekillenmiş biz insanlar tarafından tanımlanması zordur. Bu nedenle de bu kavram üzerinde uzlaşılmış bir tanım olmasa da, yeni medyanın bazı ilkeler üzerinde kurulu olduğu konusunda iletişim bilimcilerin görüş birliğine vardığı söylenebilir. Sahip olduğu özellikler ve üzerine kurulduğu ilkeler, yeni medyayı kendinden önceki hemen her iletişim aracını bünyesinde barındırmasını ve böylece tüm bu araçların yarattığı etkinin de kendinde toplanmasını sağlamıştır. Yeni medyanın iletişim süreçlerinde kanal görevi üstlenmeye başlamasıyla bu ortamlarda ifade özgürlüğünün nasıl kullanılacağı, bu hakkın kapsamının ve sınırlarının neler olduğu konusu tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de tartışılmaya başlanmıştır. Bu çalışmada, bu konudaki belirsizliklerin giderilmesi amacıyla öncelikle Türkiye'yi merkeze alan bir dizi araştırma yapılmıştır. İlk başta, Türkiye'nin de üyelerinden biri olduğu Avrupa Konseyi'nin ortaya koyduğu sözleşmeler ardından da Avrupa Birliği'nin bu alandaki çalışmaları sıralanmıştır. Daha sonra Türkiye'nin yeni medya alanını düzenleyen kanunlarında ifade özgürlüğü ile ilişkili maddeler incelenmiş, ardından da Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlar üzerine değerlendirmelerde bulunulmuştur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yeni medyada ifade özgürlüğü ile ilgili içtihatlarının da ortaya konduğu çalışmamızda tüm bu hukuki metinler içerik çözümlemesi yoluyla incelenmiş ve bu alanın kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Yapılan çalışmanın sonucunda Avrupa'da ifade özgürlüğünün ihlali nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, aleyhinde en çok dava açılan ülke olan Türkiye'nin yeni medyadaki ifade özgürlüğüne bakışının da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarıyla uyumsuz olduğu açıkça görülmektedir. Çalışmanın hazırlık sürecinde ve ayrıca çalışma kapsamında incelenen hukuki metinlere bakıldığında Türkiye'nin yeni medyaya yaklaşımından bu alanı düzenlemekten çok kontrol etmeyi amaçladığı izlenimi edinilmektedir. Türkiye'de, bu alanın temel yasası olan 5651 sayılı Kanun, ifade özgürlüğünü esas almamakta ve bu özgürlüğün diğer özgürlüklerle rekabetinde ifade özgürlüğü lehine hükümler içermemektedir. Türkiye'nin yeni medyada ifade özgürlüğüne ilişkin hükümlerinde ve yaptırımlarında uluslararası sözleşmeleri ve dünyada kabul gören uygulamaları temel alarak bir takım köklü değişiklikler yapması gerektiğine inanılmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise yeni medyada ifade özgürlüğü konusunda görece daha tutarlı bir yol izleyerek bu alana sınırları daha net çizmeye çalışmaktadır. Mahkeme yargılamalarında yeni medyayı fiziki dünyadan bağımsız görmekte ve kendi özellikleri içinde inceleyip kararlarını da bu yönde vermeye çalışmaktadır. Mahkemenin verdiği kararlar, yeni medyada ifade özgürlüğünün korunması için devletler ve ulusal yargı organları dışında gazeteciler ve yeni medya kullanıcılarına da sorumluluklar yüklemektedir. Çalışmanın son bölümünde ise yakın zamanda hayatımızda girecek ya da yaygınlaşacak yeni teknolojilerin iletişim ve ifade özgürlüğü üzerine olası etkileri eldeki veriler üzerinden tartışılmıştır.

Author

Dr. Abdi Erkal

How to Cite

Abdi Erkal (Doktora Tezi). Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında yeni medyada ifade özgürlüğü, 2021, İstanbul University.

License

Tüm Hakları Saklıdır

This work is shared under the specified license terms.

More theses from İstanbul University