İstanbul University
Institute

Institute of Graduate Studies in Social Sciences

İstanbul University

4,157

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Tez
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de feminist terminolojinin çeviri yoluyla inşası

Bu çalışmanın amacı, 1980-2020 yılları arasında Türkiye'de feminist yayıncılık alanında yürütülen çeviri faaliyetleri ekseninde kurulan ilişkiselliklerden hareketle feminist çeviri paradigmasının varoluş koşullarını ortaya koymaktır. Çalışmanın birinci bölümü, feminist çeviri paradigması oluşumunda ve feminist terminoloji inşasında rol oynayan tarihsel koşullardan hareketle feminist çeviri kavramı ile Pierre Bourdieu'nün toplumsal eylem kavramsallaştırması arasındaki bağlantılara odaklanır. Çalışmanın ikinci bölümü, Pierre Bourdieu'nün toplumsal eylem tanımıyla ilgili temel kavramlarını, bu kavramların dünyada ve Türkiye'de çeviribilim araştırmacıları tarafından ele alınış biçimlerini ve Michael Grenfell'in Bourdieu'nün toplumsal eylem kavramına dayalı inceleme yönteminin Türkiye'de feminist yayıncılık alanı altında yürütülen çeviri faaliyetleri özelinde işlemleştirilmesini odağına alır. Çalışmanın üçüncü bölümü, Grenfell'in yönteminin Türkiye'de feminist yayıncılık alanında feminist terimlerin yolculuğuna uygulanmasıdır. Bu bölümde, sırasıyla Türkiye'de feminist düşüncenin tarihsel yolculuğu, feminist yayıncılık altında yürütülen çeviri faaliyetinde faillerin konumu, profilleri ve yatkınlıkları ve erek dil ve kültür dizgesinde popüler, akademik ve çevrimiçi feminist mecraların yayıncılık faaliyetlerinin dizgesel boyutları ele alınacaktır. Yapılan incelemeler sonucunda, Türkiye'de 1980-2020 yılları arasında feminist eser yayımlayan yayınevlerinin politikaları, faillerle kurdukları ilişkiler, popüler, akademik ve çevrimiçi feminist mecralar tarafından yürütülen yayıncılık faaliyetleri açısından feminist çeviri paradigmasından söz edilebileceği sonucuna ulaşılmıştır.

Bourdieu, PierreCinsel kimlikCinsel ve toplumsal cinsiyet azınlıkları+6
Göksenin Abdal
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Sarı Abdullâh Efendi'nin Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevî'si, III. Cilt (İnceleme-Metin)

Bu çalışmanın ana konusunu XVII. yüzyıl müelliflerinden Sarı Abdullah Efendi'nin (ö. 1071/1661) Mevlânâ'nın (ö. 672/1273) Mesnevî'sinin birinci cildi üzerine yazdığı Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevî isimli şerhi oluşturmaktadır. Sarı Abdullah yaşadığı dönemin Bayramî-Melamî, Celvetî ve Mevlevî muhitlerini yakından idrak etmiş, çeşitli devlet görevlerinde bulunmuş, Sadrazam Halil Paşa (ö. 1038/1629) ile birlikte birçok sefere katılmış, yazdığı eserlerle hem Melamîlik tarihi açısından hem edebiyat, tasavvuf ve tarih alanlarına yaptığı katkılar dolayısıyla önde gelen müelliflerinden biri olmuştur. Mesnevî şerhi Sarı Abdullah Efendi'nin Bayramî Melamîliğinin ilkeleri çerçevesinde tasavvufun konu ve kavramlarına bakışını yansıtan, bununla birlikte kültürel ve sosyal unsurlar açısından zengin malzeme sunan eseridir. Çalışmada Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevî'nin -1284 tarihli Matbaa-i Âmire baskısına göre üçüncü cildinin- Cevrî (ö. 1065/1654) tarafından istinsah edilen ve müellif tarafından tashih edildiği düşünülen Süleymaniye Kütüphanesi Fazıl Ahmed Paşa Bölümü 740 numaradaki nüshası (203b-297b varaklar arası) esas alınarak transkripsiyonlu metni sunulmuştur. Teze konu olan kısım Mesnevî'nin 1951-2773. (1978-2811.) beyitleri arasını kapsamaktadır. Bu çerçevede eserde yer alan Arapça ve Farsça metinlerin tercümesi verilerek metnin kaynakları ortaya koyulmaya, muhteva açısından metnin Mesnevî şerhi literatürüne katkısı tespit edilmeye çalışılmış, ayrıca eserin edebî özellikleri, dil ve üslûbu ile müellifin şerh metodu incelenmiştir.

17. yüzyılCevahir-i Bevahir-i MesneviMesnevi+4
Kübra Ceylan
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Şâh Kâsım Tebrîzî'nin Süleymânnâme isimli eseri (metin-inceleme)

Bu çalışmada XVI. Yüzyılın başlarında İran'dan Osmanlı topraklarına gelen ve burada Kanunî Sultan Süleymân adına eser telif etmiş şairlerden biri olan Şâh Kâsım Tebrîzî'nin (ö. 1539) hayatı ve Farsça kaleme aldığı Süleymânnâme olarak bilinen eseri ele alınmıştır. Süleymâniye Kütüphanesi, Ayasofya ve Hekimoğlu Ali Paşa koleksiyonlarında yer alan nüshalarından hareketle tenkitli metin çalışması yapılan eser muhteva ve şekil bakımından değerlendirilmiştir. Eser, ikincil kaynaklarda birbirine yakın dönemlerde yaşamış Osmanlı müelliflerinden Abdurrahman Gubârî ve Kireççizade Mahmud Gubârî'ye ait olarak gösterilmiştir. Ayrıca bazı çalışmalarda farklı eserler bu eserin nüshası sayılmış ya da eser nüshaları başka eser olarak kabul edilmiştir. Bu tezde söz konusu karışıklık ve belirsizlikler giderilmeye çalışılmıştır. Üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümü bahsedilen eserin müellifine dair problemlerin çözümüne ayrılmıştır. İkinci bölümde eser dil ve üslup açısından analiz edilerek tarih ilminde ifa ettiği değer incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise eserin tenkitli metin neşri yer almaktadır.

Emine Saraç
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Klasik türk edebiyatında mekân: 17. yüzyıl şairlerinden Nef'î, Şeyhülislâm Yahya, Nâ'ilî, Neşâtî ve Nâbî bağlamında

Bu çalışmada, klasik dönemlendirmeden farklı olarak değişim/dönüşüm yüzyılı olarak kabul edilen 17. yüzyıldaki mekân kavramı incelenmiştir. Bu inceleme, dönemi temsil ettiği düşünülen Nef'î (ö. 1044/1635), Şeyhülislâm Yahyâ (ö. 1053/1644), Nâ'ilî (ö. 1077/1666), Neşâtî (ö. 1085/1674) ve Nâbî (ö. 1124/1712)'nin divanları üzerinden yapılmıştır. Araştırmanın sınırlarının, kapsamının, kaynaklarının ve yönteminin ortaya konulduğu giriş bölümünden sonra mekân konusunda yapılan sınırlı sayıda çalışma bulunduğundan birinci bölüm salt olarak bu kavrama ayrılmıştır. Bu kısımda, kavramın kökeninden başlanarak bilhassa felsefi anlamda 18. yüzyıla gelene kadar geçirdiği yolculuk kırılma noktaları üzerinden ana hatlarıyla verilmeye çalışılmıştır. Mekân kavramı çok katmanlı bir yapıya sahip olduğundan, bu çalışma ve 17. yüzyıl bağlamında onun nasıl anlaşıldığı/acağı ortaya konulmuştur. Ardından incelenen şairlerin divanlarında geçen mekânlar tasnif edilmiştir. Bu tasnifte önceki çalışmalardan yararlanılmakla beraber daha sonra yapılacak mekân çalışmalarına rehberlik edebileceği düşünülen yeni bir öneri getirilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde, belirlenen mekân tanımı doğrultusunda ele alınan şairlerin divanları mekân açısından ayrıştırılmıştır. Daha sonrasında eldeki mekânlar öne sürülen tasnif kapsamında ele alınarak teker teker incelenmiştir. Her mekânla ilgili bir madde oluşturularak, o maddenin eş maddeleri de aynı başlık altına alınmıştır. Her mekân başlığında, şairlerin o mekânı ortak ve ayrı biçimde nasıl ele aldığı örnek beyitlerle ve onların dil içi çevirileriyle verilmiştir. Sadece örnek beyitlerle yetinilmeyip dipnot olarak ayrıca o kullanıma ait diğer tüm beyitler de verilmeye gayret edilmiştir. İkinci bölümde varılan sonuçlar neticesinde üçüncü bölümde 17. yüzyıldaki Osmanlı şairinin genel anlamdaki mekân algısı ve onu ele alma biçimi belirlenmeye çalışılmıştır. Tüm bunların neticesinde elde edilen tespitler ve öne sürülen iddialar ise sonuç bölümünde ortaya konulmuştur.

17. yüzyılEski Türk edebiyatıMekan+7
Büşra Kaplan
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Traianus'tan Constantinus Hanedanı'na Bithynia: Sosyo-ekonomik yapı, kamusal yaşam ve kentsel çevre

Roma İmparatorluğunun Anadolu'daki ilk eyaletlerinden olan Bithynia gerek Anadolu ve Balkanlar gerekse de Ege ve Karadeniz'i birbirine bağlayan konumuyla tarih boyunca dikkat çeken bölgelerden birisi olmuştur. İmparator Traianus döneminden itibaren yönetsel sorunlarını da çözen Bithynia bölgesi, kentleri ve kültürel yapısıyla büyük bir gelişim göstermiştir. Bölge, Constantinus hanedanı döneminde yaşanan büyük depremler sonucunda büyük bir duraklama ve gerileme evresine girmiş, buna karşın Anadolu'daki diğer pek çok bölgeye göre canlılığını sürdürmüştür. Bu tarihsel süreç içerisinde kentleri meydana getiren toplumsal katmanlar ile sosyo-ekonomik ortam oldukça değerli bilgiler sunmakta ve bölgenin geçirdiği değişim ve dönüşümlere de ışık tutmaktadır. Roma İmparatorluğu egemenliğindeki Pontus et Bithynia çifte eyaletinin batı kısmını oluşturan Bithynia bölgesinin Traianus'tan Constantinus Hanedanı sonuna kadarki yapısal özellikleri, toplumsal yapıdaki aktörlerin değişim ve dönüşümleri ile bölgenin sosyo-ekonomik yapısı da bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Roma merkezli bir bakış açısı yerine Roma etkisi altında yaşamlarını sürdüren Bithynialı gruplar; yerel elitler, sofistler, entelektüeller ve din adamları gibi az sayıda fakat etki alanı geniş sınıflar ile üreticiler ve tüccarlar gibi çeşitli meslek gruplarının meydana getirdiği kalabalık halk kitleleri çalışmanın merkezine alınmıştır. Bu grupların içinde bulunduğu yerel yönetim mekanizmalarından tüm kesimlerin bir arada yer aldığı phylelere, bölge kentlerindeki mesleklerden, sosyal yapıdaki dini topluluklara kadar sosyo-ekonomik ve toplumsal yapıyı ilgilendiren konular bu çalışma kapsamında irdelenmiştir.

BithyniaConstantinus HanedanıEski Çağ+7
Onur Sadık Karakuş
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

İş sözleşmesinin feshinde dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı

Dürüstlük kuralı, Roma hukukundan bu yana kullanılan bir medeni hukuk kavramı olarak, pater familiasın davranış modelini tanımlamıştır. Hakkın kötüye kullanılması da onun yoldaşı olarak görülür, oysaki iki kavramın tarihsel arkaplanları eş zamanlı ilerlememiş, hakkın kötüye kullanılabileceği henüz birkaç yüzyıl önce kabul edilebilmiştir. Modern hukuk sistemlerinde bu iki kavram, yargılama ve doktrine, hukuki uyuşmazlıklara farklı perspektiflerden bakma imkanı tanır. İlki, dürüst, adil, ortalama bir kimsenin davranış modelini belirlerken; ikincisi ise kanun koyucunun yararlanılmasını amaçladığı gerçek hakkı tespit etmeyi ve hak sahibinin ondan faydalanmasını sağlamaktadır. Bu tez çalışmasında, iş sözleşmesini fesih hakkının kullanılmasında bu iki kavramın etkilerini ayrıntılarıyla inceleme amacı güdülmüştür. Fesih hakkı kendisi karmaşık bir bağlamı haizdir, bir yanda uzun süreli sözleşmeden kurtulma, çıkış yolu olarak öngörülmüştür; diğer yanda ise modern iş hukuku, hakkın özellikle bu eşitsiz sözleşmenin güçlü tarafı olan işverence kullanılmasını kısıtlamak istemektedir. Birçok ülkede öncelikle dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı ile söz konusu hakkın sınırları tespit edilmiş, sonrasında daha katı bir iş güvencesi sistemi öngörülmüştür. Türkiye de bu ülkelerden biri olmakla birlikte, güvenceli bir işin korumasından yararlanmayan hala çok sayıda işçi vardır. Ayrıca iş güvencesi olsa dahi iş sözleşmesinden doğan tüm hak ve borçlar dürüstlük kuralı uyarınca ifa edilmeli, fesih hakkı keyfi bir şekilde kullanılmamalıdır. Aksi halde hem işçi hem de işveren, somut olayın özelliklerine göre değişiklik gösterebilecek sonuçlara katlanmak durumunda kalacaklardır.

Bona fidesDürüstlükFesih+4
Olgu Özdemir
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

İktisadi gelişme ve zekât

Bireysel olarak ibadet kapsamına giren zekât; sosyal, kültürel, siyasi ve ekonomik boyutuyla toplumun iktisadi gelişmesine katkı sağlayacak niteliktedir. Âyet ve hadislerin delaletiyle idareciler tarafından yürütülmesi gereken bir görev olmasına rağmen Müslüman ülkelerin birçoğunda devlet eliyle uygulanmaması, zekâtın sağlayacağı faydaların tam olarak görülmesine engel olmaktadır. Bu çalışmada, önce zekât ve iktisadi gelişme kavramları ilgili diğer kavramlarla birlikte, aralarındaki ilişkiler de dikkate alınarak araştırılmış, sonra zekâtın iktisadi sistemdeki yeri vergi bağlamında ele alınıp mukayesesi yapılmış ve ardından zekâtın kısaca tarihine değinilmiştir. Zekât malları ve harcama kalemleri fıkhi ve iktisadi açıdan incelenmiştir. Ayrıca zekâtın iktisadi dengeler, makro değişkenler ve gelişme göstergeleri üzerindeki etkisi de tetkik edilmiştir. Sonuçta zekâtın anlamının gelişme olduğu, birey ve toplumu maddi-manevi geliştirdiği ve tüm ilahi kitaplarda emredilen bu görevin tarihin belli dönemlerinde de uygulandığı tespit edilmiştir. Hakikaten veya hükmen çoğalan malların temel ihtiyaç ve borçlar çıkarıldıktan sonra nisap miktarına ulaşan kısmından bir yıl sonra belli oranlarda zekât alınmasının, iktisadi anlamda mükellefi sıkıntıya sokmadığı gibi topluma birçok yarar da sağladığı anlaşılmaktadır. Servet ve gelirden alınan zekâtın tüketimden alınmaması, çarpan etkisi, tüketiciye yansıtılamaması ve faizli işlemlere mâni olabileceği gibi tespitler de iktisadi açıdan önemli bulgulardır. Zekât alan ve verenin tüketim ve tasarruf kararlarını etkileyerek yatırım ve istihdamı artırması da ulaşılan başka bir sonuçtur. Zenginlerden harcama kalemlerine aktarılan kaynağın sadece bireyin değil toplumun savunma, eğitim, ulaşım gibi ihtiyaçlarını karşıladığı, gelir dağılımında adaletsizlik, fakirlik, işsizlik, enflasyon gibi sorunların çözümüne katkıda bulunduğu, sosyal güvenlik ve refahı tabana yaydığı görülmüştür. Bu sebeple İslami vergi olarak uygulandığında gerek toplanması gerekse dağıtılmasıyla iktisadi gelişmeyi sağlayacağı ve tüm dünyada uygulanabileceği kanaatine varılmıştır.

KalkınmaZekat
Ayşe Ulya Özek
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sultan IV. Rükneddin Kılıç Arslan dönemi Türkiye Selçuklu Devleti tarihi

Sultan I. Alâeddin Keykubad döneminde altın çağını yaşayan Türkiye Selçuklu Devleti, halefi II. Gıyâseddin Keyhüsrev zamanında ise çöküşün başlangıcını teşkil eden birçok hadiseye tanıklık etti. XIII. yüzyıl için en büyük tehlikelerden biri olarak addedilebilecek Moğolların Yakındoğu'ya kadar ulaşmasıyla bu yıkıcı güç karşısında büyük darbeler alan Hârizmşahlar Devleti, Selçuklularla da arasının bozulması üzerine varlık gösteremeyerek yıkıldı. Böylece Moğollarla arasındaki tampon bölge olan Hârizmşahların ortadan kalkmasıyla Selçukluların mevcudiyeti de tehlike altına girdi. Türkiye Selçuklu Devleti'nin kaderini tayin eden muharebelerden olan ve 1243 senesinde vuku bulan Kösedağ Savaşı'ndaki Selçuklu mağlubiyeti de devleti Moğollara tâbi hâle getirdi. Öte yandan II. Keyhüsrev'in başarısız yönetimi neticesinde siyasî, sosyal ve ekonomik kökenli isyanlar da zuhur etmeye başladı. Bu durum, ülkenin bürokrasisine tesir ettiği gibi mali kaynaklarını da oldukça güç bir vaziyete sürükledi. Kösedağ'da alınan yenilgi, Selçukluların tâbiiyetinde bulunan Türkmenler, Ermeniler gibi bazı unsurları da harekete geçirdi ve bağımsızlık faaliyetlerine neden oldu. II. Gıyâseddin Keyhüsrev'in vefatından sonra ise geriye tecrübesiz üç melik ve onları bir kukla gibi kullanan devlet adamları kaldı. IV. Rükneddin Kılıç Arslan, ağabeyi II. İzzeddin Keykâvus ve en küçük kardeşleri II. Alâeddin Keykubad, babalarından Moğol tahakkümü altında varlığını sürdürmeye çalışan, eski gücünü toparlayamamak üzere kaybetmiş bir devlet miras aldılar. Mezkûr üç melik de yönetim vasıflarından yoksundu ve yaşları, devleti idare edemeyecek kadar küçüktü. Her birini destekleyen menfaatçi emîrler bulunmaktaydı ve onların da kendi aralarında çıkar çatışmaları sürmekteydi. Ortak kararla ilk olarak tahta büyük melik II. İzzeddin Keykâvus çıktı. IV. Rükneddin Kılıç Arslan ise ağabeyinin yerine bağlılığını bildirmek üzere gittiği Moğol hanını ziyaretinden elinde yarlıkla dönerek saltanat iddiasında bulundu. Girdiği mücadelelerden mağlup ayrılarak hapsedilen Kılıç Arslan, yanındaki menfaatçi emîrlerin telkinleriyle hükümdarlık hakkından vazgeçmedi ve bu da uzun yıllar sürecek çarpışmaları beraberinde getirdi. Bunun üzerine tecrübeli bir devlet adamı olan Celâleddin Karatay'ın girişimleri sayesinde müşterek saltanat dönemi olarak adlandırdığımız üç sultanın birlikte tahta oturmasıyla Selçuklu tarihinde farklı bir evreye geçildi. Fakat Celâleddin Karatay'ın, kısa bir sürenin ardından da II. Alâeddin Keykubad'ın vefatı neticesinde bu ortak hâkimiyet dağıldı. Küçük melikin bertaraf edilmesiyle beraber IV. Kılıç Arslan'ın ağabeyi II. Keykâvus ile amansız taht kavgası yeniden başladı. İki taraf arasındaki mücadele ve muharebelere Kılıç Arslan yanlısı Moğolların yanı sıra İzzeddin Keykâvus taraftarı Türkmenler ile Ahîler gibi unsurların da katılımıyla birlikte Selçuklu ülkesi daha da kaotik bir hâl aldı. Moğol hanı Türkiye Selçuklu topraklarını ikiye taksim ederek doğu cihetinin idaresine IV. Kılıç Arslan'ı, batı kısmının yönetimine ise II. İzzeddin Keykâvus'u tayin etti. Ancak ülke içerisinde zuhur eden dahilî isyanlar ve bir yandan da yüksek mevkii sahibi emîrlerin çıkar mücadelesi, sultanlar arasındaki sorunları körükledi. Nitekim Moğolların tâbiiyeti altındaki Selçuklulardan vergi tahsili de Selçuklu sultanları için başlı başına bir problem oluşturmaktaydı. II. İzzeddin Keykâvus'un vergileri ödeme konusundaki isteksizliği onu Moğol ordularıyla karşı karşıya getirdi. II. Keykâvus'un yenilgisi, tahtını ve ülkesini terk ederek İstanbul'a iltica etmesine sebebiyet verdi. Sultan IV. Rükneddin Kılıç Arslan'ın nihaî müstakil saltanatı ve Selçuklu ülkesinin bütün toprakları üzerindeki hâkimiyeti de II. Keykâvus'un ülkeyi terk etmesiyle başlamış oldu. Her ne kadar yegâne sultan olarak tahta otursa da IV. Kılıç Arslan'ın saltanatı sembolik hüviyetteydi. Esasında devlet yönetimindeki en etkili isim Pervâne Muînüddin Süleyman'dı. IV. Kılıç Arslan, hükümdarlığı sırasında çok sayıda isyanla meşgul oldu. Bir yandan Moğolların emirlerini eksiksiz yerine getirme sorumluluğunu üstlenmişken öte yandan da devlet adamlarının isteklerini karşılamaya çalıştığı baskıcı bir ortamda hâkimiyetini sürdürme gayreti içerisindeydi. Tüm güç şartlar altında en büyük yükümlülüğü ise tahtını borçlu olduğu Pervâne Muînüddin Süleyman'ın rızasını kazanmaktı. Moğolların sevgi ve saygısına mazhar olan Pervâne ile IV. Kılıç Arslan'ın kendilerine belirli yerleri temlik ettiği cüretkâr devlet adamları, salâhiyetlerini daha da artırmak için sultanı zor durumda bırakmaya başladılar. IV. Kılıç Arslan ise bu gidişata bir son vermek için karşı koymaya karar verip emîrlerin isteklerini yerine getirmede gönülsüz davranmaya başlayınca bunun bedelini canıyla ödedi. Moğolların izni ve desteğiyle kendisine Selçuklu devlet adamları tarafından komplo kurulan IV. Kılıç Arslan, yayının kirişiyle boğularak hayatını kaybetti. Tezimizde, IV. Rükneddin Kılıç Arslan'ın tarih sahnesine çıktığı 1246 yılı ile vefat ettiği 1266 senesi arasındaki Türkiye Selçuklu Devleti tarihini çağdaş yerli ve yabancı kaynaklar ile modern çalışmalar ışığında inceledik.

Anadolu SelçuklularıMoğol istilasıPervane Mu'inü'd-Din Süleyman+3
Aybüke Özcan
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Hallikân'ın (ö.681/1282) Vefeyâtül-A'yân adlı eserindeki siyer ve sahâbe bilgilerinin tespiti ve değerlendirilmesi

Bu çalışmada Eyyûbîler ve Memlükler Dönemi'nde yaşamış, kadı naibliği ve kâdılkudâtlık vazifesi yapmış ayrıca 'Vefeyât' alanında bir otorite ortaya koymuş olan İbn Hallikân'ın (ö. 681/1282) Vefeyâtü'l-a'yân adlı eserinde siyer rivayetlerinin ilk dönem siyer kaynaklarına göre mukayesesi yapılmıştır. Çalışmamız içerisinde İbn Hallikân'ın hayatı ve Vefeyâtü'l-a'yân'ı hakkında bazı malumatlara yer verilmiştir. Daha sonra Vefeyât'ta yer alan siyer-meğâzî bilgilerini ve sahâbe hayatlarını önem sırasına göre ve kronolojik olarak tespit etmeye çalıştık. Son bölümde ise tespit edilen bu bilgileri ilk dönem siyer kaynakları müelliflerinden İbn İshâk (ö. 151/768), Vâkıdî (ö. 207/823) ve İbn Sa'd'ın (ö. 230/845) eserleri esas alınarak genel bir değerlendirmeye tabi tutuldu. Çalışmamız İbn Hallikân'ın Vefeyâtü'l-a'yân adlı eserinde kayda değer olarak görülen siyer-meğâzî bilgilerini tespit edip merkeze alarak devrin tarih-siyer ilminin yazım anlayışına dair bize önemli değerlendirmeler yapma imkânı sunmaktadır.

KadıSahabeSiyer+5
Kürşat Aslan
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi TY00818 numarada kayıtlı Mecmû'a-ı Gazeliyyât (İnceleme-Metin-MESTAP'a göre tasnifi)

Bu çalışma, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi'nde TY00818 numarada Mecmû'a-ı Gazeliyyât adıyla kayıtlı şiir mecmuasının transkripsiyonlu metni, incelenmesi ve MESTAP'a göre tasnifinden oluşmaktadır. Mecmû'a-i Gazeliyyât, XV-XVI. yüzyıllar arasında yaşamış şairlerin şiirlerini ihtiva eder. Mecmuada mahlası belirlenen 71 şair ve toplam 308 şiir bulunmaktadır. Mecmuanın XVI. asırda derlendiği tahmin edilmektedir ve derleyicisi "Hâlî" mahlaslı bir şairdir. Eserde yer alan şiirler yedi farklı nazım şekliyle yazılmış olup bunların tümü aruz vezniyledir. Mecmuadaki şiirler muhteva açısından çeşitlilik göstermekle birlikte genel olarak aşk konuludur. Bu çalışma ile, Türk edebiyatı araştırmaları için mecmuaların önemini ortaya koymak ve bir mecmua bilgi bankası olan Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi'ne (MESTAP) katkıda bulunmak amaçlanmıştır.

Sena Tural Doğru
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00