Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru ve kararların medenî usûl hukukuna etkileri
2022
0 görüntülenme
0 i̇ndirme
Danışman: Prof. Dr. Yaşar Hakan Pekcanıtez
Özet (TR)
Bireysel başvuru yolu ile temel haklarının kamu gücü tarafından ihlâl edildiği iddiasında olan kişilere, bu iddialarını Anayasa Mahkemesi önünde ileri sürebilme imkânı tanınmış olup bu yolun kabulü ile birlikte anayasa yargısı ile medenî yargı arasındaki etkileşim yoğunlaşmıştır. Medenî usûl hukuku çerçevesinden bireysel başvuru yolu, temel haklarının medenî yargıda yer alan mahkemeler tarafından ihlâl edildiği iddiasında olan kişilere bu iddialarını doğrudan Anayasa Mahkemesi önünde ileri sürebilme imkânı tanımaktadır. Medenî usûl hukuku açısından bakıldığında bireysel başvuru yolunun konusu, medenî yargıda yer alan mahkemelerin bireysel başvuru kapsamında olan temel hakları ihlâl eden işlemleri, ihmâlleri ve özellikle kararlarıdır. Bireysel başvuru yolunun iki temel fonksiyonu bulunmaktadır. Bunlardan ilki kişilerin temel haklarının korunması iken ikinci fonksiyon ise objektif anayasa hukukunun korunması, yorumlanması ve geliştirilmesidir. İlk fonksiyon sübjektif işlev, ikinci fonksiyon ise objektif işlev olarak da ifade edilmektedir. Bireysel başvuru yolunun hukukî niteliği konusunda doktrinde görüş birliği bulunmamaktadır. Çoğunlukla, bireysel başvuru yolunun temel hakların korunması için öngörülen bir hukukî çare olduğu kabul edilmektedir. Mukayeseli hukukta bireysel başvuru yolu çok farklı şekillerde düzenlenmiştir. Almanya'da anayasa şikâyetinin kapsamı oldukça geniş olup bu kapsama yasama, yürütme ve yargı işlemleri girmektedir. İsviçre'de de ikincil anayasa şikâyeti olarak anılan geniş kapsamlı bir anayasa şikâyeti müessesesi vardır. Belçika'da yalnızca bazı düzenleyici işlemler bakımından bireysel başvuru benzeri bir mekanizma öngörülmüş olmakla birlikte, medenî yargı kararları üzerine bu yola müracaat mümkün değildir. Avusturya'da ise idare mahkemelerinin kararlarına karşı anayasa şikâyetine müracaat edilebilmektedir. Medenî usûl hukuku çerçevesinden bakıldığında bireysel başvurunun temel konusu kesin hükümlerdir. Ara kararları, geçici hukukî koruma kararları ve çekişmesiz yargıda verilen kararlara karşı kural olarak bireysel başvuru yoluna müracaat edilemez. Ancak özel bazı koşulların varlığı hâlinde bu kararlar da istisnaen bireysel başvuru yolunun konusu olabilirler. Alternatif uyuşmazlık çözümü süreçlerinde vuku bulan ihlâller ile yabancılık unsuru barındıran yargılamalarda ortaya çıkan ihlâller, ihlâlin kamu gücüne atfedilebileceği bir mahiyete büründüğü takdirde bireysel başvuru yolunun konusu olabilir. Başvurucuya ilişkin kavram ve müesseseler bireysel başvuru sürecinde ve medenî usûl hukukunda farklı şekillerde ifade edilmektedir. Bu çerçevede başvurucu olabilme ehliyeti, başvuru ehliyeti, başvuru yetkisi ve mağdur sıfatı; anlamları ve sınırları açık şekilde çizilmesi gereken kavramlardır. Keza başvuru arkadaşlığı, başvurucu değişikliği ve başvurucunun temsilinin gösterdiği özellikler de incelenmelidir. Davanın tarafları bireysel başvuru yoluna müracaat edebilirler. Taraflar dışında; çekişmesiz yargıda ilgililer, geçici hukukî koruma talep eden ve aleyhine geçici hukukî koruma talep edilen kişiler, dava yetkini, aslî müdahil, fer'i müdahil, davanın ihbar edildiği kişi, yargılamaya katılan diğer kişiler ve yargılama neticesinden etkilenen üçüncü kişiler bakımından da bireysel başvuru yoluna müracaat imkânının değerlendirilmesi gerekir. Bireysel başvuru yoluna başvurulmuş olması, başvuruya konu olan kararın şeklî anlamda kesinleşmesine engel olmayacağı gibi kararın icrasını da durdurmaz. Bireysel başvuru yoluna müracaat edilebilmesi için yargılamanın iadesi yolunun tüketilmesine gerek bulunmamaktadır. Eş zamanlı olarak hem yargılamanın iadesine hem de bireysel başvuru yoluna müracaat edilip edilemeyeceği incelenmesi gereken bir meseledir. Bireysel başvuru sürecinin aşamalarına uygun olarak ön inceleme aşaması neticesinde, kabul edilebilirlik incelemesi neticesinde ve nihayet esas incelemesi neticesinde farklı türde kararlar ile karşılaşılacaktır. Ön inceleme neticesinde verilebilecek iki tür karar vardır. Bunlar idarî ret kararı ile başvurunun kabul edilebilirlik incelemesi yapılmak üzere komisyonlara sevk edilmesine ilişkin kararlardır. Bu iki ana karar tipi dışında bazı hâllerde başvurucuya eksiklikleri tamamlaması için süre verilmesi (eksiklik bildirimi) de söz konusu olabilmektedir. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesi yapılmak üzere komisyonlara sevk edilmesi hâlinde ise süreç, kabul edilebilirlik incelemesi ile devam etmektedir. Kabul edilebilirlik incelemesi prensip olarak komisyonlar tarafından yapılmakla beraber istisnaî hâllerde bu inceleme de bölümler tarafından yapılabilmektedir. Kabul edilebilirlik incelemesi neticesinde temelde iki tür karar verilebilir. Bu kararlar kabul edilebilirlik kararı ve kabul edilemezlik kararıdır. Öte yandan kabul edilebilirlik incelemesi neticesinde başvurunun reddi ve düşme kararları da verilebilecektir. Kabul edilebilirlik kriterleri başvurucu olabilme ehliyeti, başvuru ehliyeti, başvuru yetkisi, vekâlet ehliyeti (vekil ile temsil söz konusuysa), başvuru yollarının tüketilmiş olması, Anayasa Mahkemesi'nin yetkili olması, harcın ödenmiş olması, başvurunun başvuru usûlüne riayet edilerek yapılmış olması, başvuru süresine riayet edilmiş olması, anayasal önem veya kişisel önem taşıma ve açıkça dayanaktan yoksun olmamadır. Başvurunun kabul edilebilirlik koşullarından herhangi birini taşımadığının tespit edilmesi durumunda kabul edilemezlik kararı verilecektir. Başvuru hakkının kötüye kullanılmamış olması ve mükerrer başvuru bulunmaması ise kabul edilebilirlik kriterleri arasında sayılmamıştır. Başvuru yollarının tüketilmesi kriteri ve ikincillik prensibi bireysel başvuru yoluna karakterini veren kriterlerdendir. Şeklî ikincillik, başvurucunun yerel mahkeme kararına karşı mümkün olan tüm usûlî olanakları usûlüne uygun olarak tüketmesi manasına gelir. Maddî ikincillik ise anayasaya aykırılık iddiası ve bu iddiaya ilişkin vakıaların derece mahkemeleri önünde de ileri sürülmüş olması manasına gelir. Maddî ikincillik kriterinin katı şekilde uygulanmaması, bireysel başvuru yolunun yeni ve vatandaşların anayasal bilinç düzeyinin de gelişmekte olduğu sistemimizde daha uygun bir seçim olacaktır. Anayasa m. 148/3 hükmü gereği tüketilmesi gereken başvuru yolları olağan kanun yollarından ibarettir. Tüketilmesi gereken başvuru yolları yalnızca etkili başvuru yollarıdır. Açıkça dayanaktan yoksunluk da önemli bir kabul edilemezlik gerekçesidir. Başvurucunun ihlâl iddialarını kanıtlayamadığı (başvurunun temellendirilmemiş olduğu), iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret olan ya da temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir. Bir diğer önemli kriter ise anayasal önem veya kişisel önem bulunmasıdır. Anayasal önem ve kişisel önem taşımayan başvurular kabul edilemez bulunacak; kişisel önem veya anayasal önem taşıyan başvurular ise bu kriteri sağlayacaktır. Kabul edilebilirlik kriterlerinin tamam olması hâlinde başvurunun kabul edilebilir olduğuna ve esas incelemesi için ilgili bölüme tevdi edilmesine karar verilecektir. Başvuru hakkının açıkça kötüye kullanılması ve mükerrer başvuru hâllerinde başvurunun reddine karar verilecektir. Bireysel başvuru prosedüründe talep üzerine veya re'sen geçici hukukî koruma kararları verilmesi mümkündür. Geçici hukukî koruma kararı verilebilecek hâller, verilebilecek geçici hukukî koruma kararları ve bu kararların etkileri, üzerinde durulması gereken meselelerdir. Bireysel başvuru yargılamasının asıl ve en önemli kısmı esas incelemesidir. Esas incelemesinin kapsamı ve sınırlarının ortaya konulması, derece mahkemeleri ile Anayasa Mahkemesi'nin yetki sınırlarının somutlaşması bakımından son derece önemlidir. Bireysel başvuru yolu bir kanun yolu değildir ve bu yolda, kanun yolu denetiminde incelenmesi gereken alelâde hukuka aykırılıklar incelenmeyecektir. En yoğun şekilde ihlâl edilen temel haklar adil yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkı olduğundan, bireysel başvuru yolu çerçevesinden bu haklar üzerinde de durulması gereklidir. Esas incelemesi sonunda Anayasa Mahkemesi hak ihlâli olmadığına veya ihlâl bulunduğuna karar verecektir. İhlâl tespit edilirse Anayasa Mahkemesi giderim yöntemi olarak tazminata hükmedebilir, genel mahkemelerde dava açılması yolunu gösterebilir veya yeniden yargılama yapılmak üzere dosyayı ilgili mahkemeye gönderebilir. Keza bazı hâllerde düşme kararı verilecektir. Anayasa Mahkemesi, ihlâlin bir mahkeme kararından kaynaklandığını tespit ederse, ihlâli ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosyayı ilgili mahkemeye gönderebilir. Ancak yeniden yargılama yapılmasında hukukî yarar bulunmadığı takdirde, başvurucu lehine uygun bir tazminata hükmedilebilir. Başvurucu lehine tazminata hükmedilebilmesi için başvurucunun bir zarara uğramış olması gerekmektedir. Ayrıca başvurucunun tazminat talebinde bulunması da icap etmektedir. Hükmedilecek tazminat, maddî veya manevî tazminat olabilir. Anayasa Mahkemesi kararlarında maddî tazminata hükmedilmesi oldukça nadirdir. Tazminat miktarının tespitinin daha ayrıntılı bir incelemeyi gerektirmesi hâlinde, Anayasa Mahkemesi bu konuyu kendisi karara bağlamaksızın, genel mahkemelerde dava açılması yolunu gösterebilir. Anayasa Mahkemesi'nin mümkün olduğu müddetçe tazminatı hesaplamasının daha hızlı ve etkili bir yol olduğu kuşkusuzdur. Pilot karar usûlü, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uygulamasında yıllardır uygulanan ve önemli avantajları olan bir usûldür. Bireysel başvuru yolunda özellikli bir prosedür olan pilot karar usûlü, bu usûlde verilebilecek kararlar ve bu kararların etkileri özel bir öneme sahiptir. Zira pilot karar usûlü yakın gelecekte, medenî usûl hukuku açısından yönlendirici olabilecek kararlarda kullanılabilecektir. Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı başvurulabilecek başkaca bir iç hukuk mekanizması olmayıp bu kararlar verildiği anda şeklî anlamda kesindir. Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru neticesinde verdiği esasa ilişkin kararları maddî anlamda da kesindirler. Anayasa Mahkemesi kararlarının asıl etkisi, kararların bağlayıcı gücünden kaynaklanmaktadır. Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığının çerçevesi hassas bir biçimde tespit edilmelidir. Bireysel başvuru sürecinde verilen kararların etkilerinin ayrı ayrı ele alınması gerekmektedir. İdarî ret kararının, kabul edilemezlik kararının, başvurunun reddi kararının ve düşme kararının en temel etkisi, iç hukuktaki başvuru yollarının tüketilmesidir. Bu kararların diğer önemli etkileri de ayrıca değerlendirilmelidir. Anayasa Mahkemesi'nin yeniden yargılama yapılmak üzere dosyayı ilgili mahkemeye göndermesi, olağanüstü kanun yolu olan yargılamanın iadesine benzetilebilir. Bu durumda ihlâl kararının önceki kesin hükme ve kesin hükmün icrasına etkileri olacaktır. Yeniden yapılacak yargılama bakımından ilk olarak ilgili mahkemenin hangi mahkeme olduğunun tespiti önemlidir. Yeniden yargılama yapılıp yapılmayacağı hususunda, dosyanın gönderildiği mahkemenin bir takdir yetkisi bulunmamakta olup bu zorunluluğa uyulmamasının önemli sonuçları vardır. Öte yandan yeniden yapılacak yargılamanın kapsamı ve sınırları, özellikle yeni dava malzemesi getirilip getirilemeyeceği ve mahkemenin incelemesinde riayet etmesi gereken prensipler hassasiyetle değerlendirilmelidir. Yeniden yargılama neticesinde verilebilecek kararlar ve bu kararlara karşı gidilebilecek hukukî çareler birçok ihtimale göre incelenmek zorundadır. Anayasa Mahkemesi'nin esasa ilişkin olarak yaptığı inceleme sonunda hak ihlâli olmadığına karar vermesinin de önemli sübjektif ve objektif etkileri olacaktır. Anayasa Mahkemesi'nin ihlâli tespit ederek başvurucu lehine maddî veya manevî tazminata hükmetmesi hâlinde, hükmedilen tazminatın Devlet tarafından herhangi bir icra takibine gerek olmaksızın ödenmesi gerekir. Bu kararın ve kararın gereklerinin yerine getirilmemesinin etkileri de oldukça önemlidir. Anayasa Mahkemesi'nin ihlâle karar vermesi ve giderim yöntemi olarak genel mahkemelerde tazminat davası açılması yolunu göstermesi durumunda, görevli mahkemenin tespiti ve yargılamada uyulacak esaslar başta olmak üzere çözümü gereken birçok mesele bulunmaktadır. Bireysel başvuru yolu sübjektif etkilerinin yanında objektif etkilere de sahiptir. Objektif etkinin en temel görünümü, ilgili kamu mercilerinin benzer meseleleri incelerken aynı ihlâli tekrar etmemeleri zorunluluğudur. Objektif etki kapsamında olan bir unsur da genel eğitici etkidir. Bu çerçevede bireysel başvuru yolu neticesinde verilen kararlar anayasal normların yorumuna ve gelişimine katkıda bulunacak, derece mahkemelerinin temel haklara daha fazla riayet etmesini sağlayacak ve bireylerin temel hakları konusunda bilinçlenmesini sağlayacaktır. Objektif etki; yasama, yürütme ve yargı erkleri bakımından ayrı ayrı tetkik edilmelidir.
Yazar
Dr. Mehmet Emin Alpaslan
Bu Yayına Nasıl Atıf Yapılır
Mehmet Emin Alpaslan (Doktora Tezi). Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru ve kararların medenî usûl hukukuna etkileri, 2022, Galatasaray University.
Anahtar Kelimeler
Lisans
Tüm Hakları Saklıdır
Bu eser belirtilen lisans koşulları altında paylaşılmaktadır.
Galatasaray University tezlerinden daha fazlası
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Yöneticilerin sorumluluk sigortası(2015)
- Langlands functoriality principle(2021)
