DoktoraAçık Erişim

Anglo-Amerikan Hukukunda vakıaların getirilmesi ve delillerin toplanmasında hakimin rolü

2016
0 görüntülenme
0 i̇ndirme
Danışman: Prof. Dr. Yaşar Hakan Pekcanıtez

Özet (TR)

Dünyada birçok hukuk sisteminde reform hareketleri kendini göstermekte ve iki büyük hukuk sistemi, "common law" olarak adlandırılan Anglo-Amerikan ve "civil law" olarak tanımlanan, çalışmada aktardığımız birçok Kıta Avrupası hukukunun bu reform hareketleri üzerinde çok büyük bir etkisi bulunmaktadır. Bu köklü hukuk sistemleri küreselleşme ve hukukların birbirine yakınlaştırılma (convergence) hareketleri neticesinde birbirleriyle de etkileşimde bulunarak zamanla keskin şekilde ayrıldıkları noktalar azalmaktadır. Kısaca, bu reform hareketlerinin temel amacı hukuk sistemlerin sahip olduğu en iyi özelliklerin diğer hukuk kültürlerince benimsenerek kendi hukuklarına uyarlamalarıdır. Hukuk sistemlerinin değişimi ve geliştirilmesinin temel yapı taşı ise, yargının temel çarklısı niteliğindeki hâkimler olmaktadır. Çalışmamızda ortak ve farklı özellikler taşıyan Anglo-Amerikan ve Türk hukukunda vakıaların getirilmesi ve delillerin toplanmasına ilişkin düzenlemeler mukayeseli olarak incelenmiştir. Çalışmada Anglo-Amerikan hukuk sisteminin iki büyük temsilcisi İngiliz ve Amerikan hukukları ayrıntılı olarak incelenmiş ve Anglo-Amerikan hukukuna yönelik bir genellendirme yapılmıştır. Kıta Avrupası hukukunu temsilen Türk hukuk sistemi ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Çalışmada esas hedef Anglo-Amerikan hukukunda vakıaların getirilmesi ve delillerin toplanmasında hâkimin rolünün kapsamlı olarak ele alınarak ve Türk hukuku ile mukayeseler yapılarak hukukumuz bakımından sonuçlar çıkarılmasıdır. Bu doğrultuda Türk hukukunda hâkimin rolüne yönelik hukukumuzu geliştirmek ve aksayan yönlerini düzeltmek adına makul çözüm önerileri sunulmaya çalışılmıştır. Anglo-Amerikan ve Türk hukukları arasında yargılamanın başından sonuna kadar hala birçok temel usuli farklılık kendini göstermekle beraber, dava malzemesinin toplanması usulleri ve bu doğrultuda da "hâkimler" ve "hâkimlerin yargılama içindeki rolleri" bu iki farklı hukuk sistemini birbirinden ayıran temel noktalar olarak dikkat çekmektedir. Bu kapsamda çalışma konumuz genel olarak uyuşmazlığa ilişkin vakıaların getirilmesi ve delillerin toplanmasında hâkimin rolü olarak çerçevelenmiştir. Hem Anglo-Amerikan hem de çalışmada değerlendirilen birçok Kıta Avrupası hukukunda yargılama içinde hâkimlerin ve dolayısıyla avukatların ve tarafların rollerinde değişiklikler söz konusu olmaktadır. Hâkimin yargılama içindeki rolünü arttıran reform hareketliliği çerçevesinde Anglo-Amerikan ve ele aldığımız Kıta Avrupası hukukları arasında dikkate değer bir etkileşim yaşanmaktadır. İngiliz hukukunda 1998 yılında Medeni Usul Kuralları'nın kabulüyle başlıca hedefler ve dava yönetimine ilişkin kurallar benimsenerek yargılamanın başından sonuna hâkimin aktif şekilde rol alması sağlanmıştır. İngiliz reformunun temel kolonları sayılan başlıca hedefler ve dava yönetimi kurallarının yanı sıra, jürili yargılamaların neredeyse tamamen kaldırılması, ön duruşma aşamasına verilen önem ve discovery usulünün kapsamlı değişimi yargılama içindeki dengeleri değiştirerek, esas rolün taraflarda olduğu katı taraf egemen sistemden uzaklaşılmasına neden olmuştur. Amerikan hukukunda ise, 1938 yılında Federal Usul Kanunu'nun oluşturulmasıyla dava malzemesinin toplanması usulünde büyük oranda bir değişiklik gerçekleşmiştir. Daha önceleri usuli süreçte merkez konumunda dilekçeler ve duruşma aşaması bulunmakta iken, artık yargılama usulüne yeni eklenen orta aşama olarak da adlandırılan duruşma öncesi aşama önemli bir usul aşaması haline gelmiştir. Avukatlar tarafından yürütülen discovery usulü dava malzemesinin toplanması usulünde esas aşama haline gelmiştir. Anglo-Amerikan hukukunda, vakıa ve delillerin disclosure usulü ile ifşası Kıta Avrupası hukuku çatısı altında yer alan Türk hukuku gözüyle bakıldığında her zaman endişe verici görülmüştür. Aslında bu endişeler son dönem Anglo-Amerikan uygulamaları ayrıntısıyla incelendiğinde yersiz kalmaktadır. Gerek İngiliz hukuku, gerekse Amerikan hukuku sert taraf egemenliği kalıplarını kırarak ve hâkimin rolünü aktifleştirerek kendi hukuk yapılarına uygun nitelikte yeni usullerin oluşmasını sağlamışlardır. Sanıldığının aksine disclosure usulü artık tamamen hâkimsiz işleyen, tamamen taraf egemenliğinde, güçlünün dayatmalarıyla işleyen bir süreç değildir. Elbette ki bu usullerin de aksayan yönleri olsa da, örnek alınacak birçok noktası da vardır. İngiliz hukuku hala taraflarca getirilme ilkesi çerçevesinde işleyen ve taraf egemen karaktere sahip bir usul hukukuna sahiptir. Fakat İngiliz usul hukukunun sert taraf egemen karakteri yumuşatılarak usul hukukunun ihtiyaçlarını karşılamak ve kusurlarını telafi etmek amacıyla Medeni Usul Kuralları ile birlikte usul hukukuna yeni bir çehre kazandırılmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda yargının temel çarklısı olan hâkimlerin büyük oranda aktifleştirilmesi yoluna gidilmiş ve fakat elbette ki taraf egemen karakter tamamen terkedilmeyerek katı bir şekilde taraf ve taraf avukatlarının boyunduruğuyla yürüyen sisteme, artık hâkim de dahil edilmiştir. Böylece hukuk mekanizmasının daha denetimli bir şekilde işlemesi sağlanmaya çalışılmıştır. İngiliz usul hukuku, sosyo-ekonomik, siyasi ve hukuki yapısına uygun bir şekilde, öz yapısını da tamamen kaybetmeden ve fakat büyük bir reformdan geçerek birçok Kıta Avrupası hukukuyla etkileşim yaşayarak ve küreselleşmeden payını alarak değişime ayak uydurmuştur. Büyük ama bir o kadar da ölçülü bir şekilde gerçekleştirilen değişimle beraber İngiliz usul hukuku keskin Anglo-Amerikan hukuku temsilcisi olma sıfatından sıyrılarak yargılamada hâkimin daha aktif rol aldığı birçok Kıta Avrupası hukukuna yakınlaşmış ve onlara da örnek olabilecek ve hatta onlarca benimsenebilecek reformlar gerçekleştirmiştir. Artık İngiliz hukuku, sürekli eşleştirildiği ve bir görüldüğü Amerikan hukukundan büyük oranda ayrılmış; keskin taraf hâkimiyetine dayalı kabuğundan sıyrılarak adeta "Anglo-Amerikan" hukuk aile kavramından bağımsız bir İngiliz usul hukuku yaratmıştır. Gerçekleştirilen reformlar, Anglo-Amerikan hukuk ailesi tanımlamasının eskiden ifade etmiş olduğu kalıplaşmış anlamdan uzaklaşmasına ve aynı zamanda bu kavramın geçmişte sahip olduğu etkisinin zayıflamasına neden olmuştur. Günümüzde özellikle hâkimin dava malzemesinin getirilmesi bakımından rolü çerçevesinde bambaşka bir İngiliz usul hukuku kendini göstermektedir. Çalışma boyunca hâkimin rolünün ne oranda İngiliz hukuk sisteminin kendi yapısına uygun ölçüde arttırıldığına ve bu köklü değişimin önemine ısrarla dikkat çekmeye çalıştık. Katı taraf egemen kimliğe sahip İngiliz usul hukuku dahi kendi bünyesinde hâkimin aktifleştirilmesine yönelik olarak köklü değişimler yaşamıştır. Bu noktada Kıta Avrupası hukuk geleneğinden gelen Türk hukukunun da, kendi hukuk geleneğine ve yapısına uygun olduğu ölçüde hâkimin yargılama içindeki rolünü arttırarak davaların daha adil bir şekilde, makul süre ve masraflarla sonuçlandırılmasını sağlaması gerektiği kanaatindeyiz. Türk hukuku da 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile diğer ülke hukuklarına yaklaşmak adına adımlar atmış ve köklü bir reform yaşamıştır. Ancak hâkimlerin aktifleştirilmesine yönelik atması gereken daha fazla adım olduğu inancındayız. Hem Türk hukukunda hem de Anglo-Amerikan hukukunda taraflarca getirilme ilkesi uygulanmaktadır. Yani her iki hukuk sisteminde de, dava malzemesinin toplanmasında esas rol taraflara düşmektedir. Bununla beraber, dava malzemesinin toplanmasında oluşan temel farklılığın sebebi taraflarca getirilme ilkesinin uygulanma derecesidir. Amerikan hukukunda taraflarca getirilme ilkesi en yoğun şekilde uygulanırken, İngiliz hukuku Medeni Usul Kuralları ile oluşturulan reform ile taraflarca getirilme ilkesinin uygulanışının derecesini zayıflatarak hâkime yargılamayı yönlendirmeye, idareye ve aydınlatmaya yönelik çok önemli yetkiler vermiştir. Türk hukukunda ise, taraflarca getirilme ilkesinin uygulanışının derecesi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 31. maddesinde düzenlenen hâkimin aydınlatma ödevi ile zayıflamıştır. Dava malzemesinin toplanması sürecinde hâkimin rolünü incelerken mutlaka hâkimin davayı aydınlatma ödevinin dikkatlice ele alınması gerekmektedir. Çünkü hâkimin davayı aydınlatma ödevi olmaksızın yapılacak bir inceleme, hâkimin rolünün içinin boşaltılmış hali olacaktır. Hâkimin vakıaların toplanması ve delillerin ileri sürülmesindeki rolünü şekillendiren ve yargılamanın amacına uygun şekilde gerçeğe ulaşılmasını sağlayan unsur, hâkimin davayı aydınlatma ödevidir. Hâkimin davayı aydınlatma ödevi, taraflarca getirilme ilkesini yumuşatmaktadır. Böylelikle hâkim sadece tarafların mahkemeye sundukları dava malzemesini ele alarak hüküm vermemekte, tarafların ileri sürdükleri iddia ve taleplerin maddi ve hukuki bakımdan açık ve tam olmasını ve aynı zamanda bu şekilde mümkün olduğu kadar adil bir hükme ulaşılmasını sağlamaktır. Hukuki dinlenilme hakkına da hizmet eden bu ilke ile hâkim eksik, belirsiz ve çelişkiler konusunda taraflara somut uyarılar yaparak tarafların açıklama yapmasına imkân tanımış olmaktadır. Hâkimin davayı aydınlatma ödevi aynı zamanda usul ekonomisine de önemli bir katkı sağlamaktadır. Anglo-Amerikan hukukunda usul kanunlarında gerçekleştirilen köklü reformlardan önce uzun yılar taraflarca getirilme ilkesine olan sıkı bağlılık ve hâkime yargılamada çok pasif bir rol verilmesi özellikle tarafsız ve adil bir yargılama yapılması için uygun görülmüştür. Taraflarca getirilme ilkesine olan sıkı bağlılığın temel sebebi, gerçeğe en iyi şekilde ancak menfaatleri çatışan tarafların yargılama içinde yarışması ve mücadele vermesiyle ulaşılabileceğinin düşünülmesidir. Hâkimin ise, birbirleriyle rekabet içinde mücadele veren tarafların dava malzemelerini sunmalarını seyreden tarafsız bir hakem konumunda bırakılmasının sebebi, tahkikati gerçekleştirecek mercii ile kararı verecek mercilerin aynı kişilerden olmamasının tahkikatin belirli bir merciin emelleri doğrultusunda şekillenmemesini sağlamak amacıyladır. Yani bu şekilde tarafsızlığının sağlandığı düşünülen hâkim sadece usulün doğru şekilde yürütülmesini denetleyen bir hakem mertebesinde bırakılmaktadır. Hâlbuki hâkime yargılama içinde aktif bir rol verilmesi demek mutlaka hâkimin uyuşmazlığa karışarak tarafsızlığını zedelemesi anlamına gelmemektedir. Hâkim, davanın taraflarına eşit mesafede durarak, tarafsızlığını koruyarak makul süreler içinde adil bir yargılama yapılması için davayı aydınlatma görevini aktif şekilde yerine getirmelidir. Böyle bir uygulamayla aslında yine taraflar dava malzemelerini yargılamaya getirmekle beraber, hâkim sadece taraflarca getirilen malzemelerin doğru ve tam anlaşılmasını garantilemek için eksikliklerin ve çelişkilerin giderilmesini sağlamış olacaktır. Elbette ki hâkim bu doğrultuda taraflara hatırlatmada bulunamaz; belirli delil veya vakıaların yargılamaya dahil edilmesi konusunda teşvikte bulunamaz meğer ki bu dava malzemeleri dava dosyasına usulüne uygun şekilde taraflarca girmiş bulunsun. Anglo-Amerikan ve çalışma boyunca örneklendirdiğimiz Kıta Avrupası hukuklarında taraflarca getirilme ilkesini şekillendiren ve kapsamını belirleyen birçok sebep ve etken olmasına karşın, bunlardan en önemlisi hâkimin davayı aydınlatma ödevidir. İngiliz hukuku bu doğrultuda hâkimin rolünü çok usta bir şekilde arttırarak, yargılamaların daha adil, daha ekonomik ve makul süreler içinde gerçekleştirilmesi adına büyük bir adım atmıştır. İngiliz hâkiminin rolü, dava yönetimi ve başlıca hedefler doğrultusunda şekillenerek aktifleşirken, Türk hukukunda bu değişim özellikle Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 31. maddesinde düzenlenen hâkimin aydınlatma ödevi ile gerçekleştirilmiştir. Amerikan hukukunda ise, hâkimin rolünü arttırmaya yönelik reformlar, dava yönetimi kapsamında söz konusu olsa da, yeterli seviyeye ulaşmamıştır ve hala Amerikan hukukunda hâkimin pasif duruşu sebebiyle oluşan aksaklıklar yoğun şekilde kendini göstermektedir. İngiliz usul hukukunda yaşanan adeta devrim niteliğinde olan reform, İngiliz hukukunun büyük ölçüde hâkimin aktif olarak rol aldığı birçok Kıta Avrupası hukukuna yakınlaşmasına neden olmuştur. Yüzyıllar boyunca, taraflarca getirilme ilkesine sıkı bir bağlılık gösteren İngiliz usul hukuku, yargı sistemini hantallaştıran temel sorunlara köklü bir çözüm yolu bularak hâkimin yargılama içindeki rolünü, özellikle de dava malzemesinin toplanmasındaki rolünü aktifleştirmiştir. Elbette ki, İngiliz hukuku tamamen sahip olduğu Anglo-Amerikan sıfatından kopamasa da, kendi bünyesine uygun, uyum sağlayabileceği nitelikte örnek alınabilecek reformlar gerçekleştirmiştir. Tüm bu anlatılanlar ışığında, yargılamaların daha adil, sürüncemede bırakılmadan ve aşırı masraflara yol açmadan sonlanabilmesi için vakıaların getirilmesinde ve delillerin toplanmasında hâkime aktif bir rol verilmesi kaçınılmazdır. Diğer taraftan, özellikle, küreselleşme ve ülke hukuklarının uyumlaştırılması ve yakınlaştırılması hareketiyle hem Anglo-Amerikan hem de çalışmada değindiğimiz birçok Kıta Avrupası hukukunda ve Kıta Avrupası hukukunun temsilcilerinden Türk hukukunda dava malzemesinin toplanmasında hâkime verilen rol sorgulanmakta ve bu doğrultuda reform arayışları ve etkileşimler hız kazanmaktadır. Bizler de Türk hukukuna uygun olarak, bu reform hareketliliğine uyum sağlamalıyız. Her zaman çekindiğimiz ve uzak gördüğümüz Anglo-Amerikan hukuk sisteminden bile edinebileceğimiz faydalı usuller olduğu kanaatindeyiz.

Yazar

Dr. Fulya Teomete Yalabık

Bu Yayına Nasıl Atıf Yapılır

Fulya Teomete Yalabık (Doktora Tezi). Anglo-Amerikan Hukukunda vakıaların getirilmesi ve delillerin toplanmasında hakimin rolü, 2016, Galatasaray University.

Lisans

Tüm Hakları Saklıdır

Bu eser belirtilen lisans koşulları altında paylaşılmaktadır.

Galatasaray University tezlerinden daha fazlası